Podcast

Kıskançlık

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kıskanç mısın? Aşırı mı, olumlu mu yoksa dert mi? Açık açık düşünelim.









Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.156 kelime · ~21 dk okuma

Efendim merhabalar, Ayşegül Aldınç. Ve Fatih Türkmenoğlu. Açık açık diyelim mi? Açık açık konuşalım, hadi başlayalım. Ve bugün konumuz kıskançlık olsun mu? Olsun, yani evet. Hayatımızın en önemli konularından biri değil mi bu?

Şeylere inanmıyorum. Kaç bin tane değişik kıskançlık türü var falan. Ben de inanmıyorum ona. Bir tür kıskançlık var. E tamam ilk soruyu ben soruyorum o zaman. Sor. Kıskanç mısın? Çok düşünme yok. Şimdi çok fazla vaktimiz yok. Hayır desem tabii ki yalan söylemiş olurum. Evet, kıskancım. Evet, kim değil ki? Sen? Tabii ki kıskancım yani. Ama şimdi bazen yakıştıramıyorlar. Hani sen Ayşegül Aldin'sin, sen nasıl olur falan durumu oluyor. Bir tane sevgilim vardı benim. İlk kıskançlığımda ben çok şaşırdım dedi. Yani senin kıskançlık yapmana son derece şaşırdım dedi bana. Aa niye ben insanım, neden şaşırdın dedim.

Tabii ki Ayşegül Aldinç kıskanmaz gibi bir durum var. Ya da Ayşegül Aldinç tarafından kıskanılmanın iyi bir duygu olduğu şeyi var, gerçeği var. Bilmiyorum. Böyle bir şey yaşadım ben. Çok enteresan. Şey gibi, kraliçenin umurunda değildir. Niye olmasın? Neden olmasın? Olur mu öyle şey? Peki, hadi itiraflarla başlıyoruz. Bir itirafın var mı? Bir itirafım var mı? İşte bu. Yaptım itirafımı. Yaptın, buydu. Ben buydu işte. Ben kıskanırım diyorsun. Hem öyle. Tabii canım. Bir de başıma gelen bir şeyi anlattım. Bu da bir itiraf. Evet, aynen öyle. Bu da bir itiraf. O kendini bilir parantezi içerisinde. Her kimse artık. Benim itirafım da şu olur Ayşegül, ben herhalde kıskançlıkla ilk tanışmam ilkokul birinci sınıfa tekabül ediyor. Başladık, okuma yazma öğreniyoruz. Birinci kişi öğrendi, işte o kirazı aldı buraya taktılar. İkinci öğrendi. Seni öğren yani. İkinci taktı, ben öğrenemiyorum, okuyamıyorum. Harfleri biliyorum, heceleri biliyorum ama o heceler bir araya gelemiyor bir türlü. Annem de öğretmen. Hani evladım yaparsın olacak diyor, bilmem ne diyor. Ben gece uyuyamıyorum, yatağımda tuvaletimi kaçırıyorum, ateş içindeyim, ter içindeyim, hastayım. Beşinci okumuştum sınıfta, işte sınıf diyelim, 35 kişiydi. O okuyana kadar ben ölüyorum zannettim. Herkes, herkes yaptı sanki. Beş kişi okudu benden önce, dört kişi okudu, ben beşinciyim. Seni böyle o küçüklüğünle bir sarmalamak, sarılmak istedim sana. Ben ilkokul falan deyince arkadaşını kıskandın. Sen hepsini kıskanmışsın. Bir de birebir arkadaş kıskançlıkları var. Böyle bir şey geldi mi hiç başına senin? Defalarca. Senin gelmedi mi? Arkadaş kıskançlığı, sevgili kıskançlığı, beraber iş yaptığın insanı kıskanmak, konu başlıklarını sayacak olursak. Aslında ama hepsi aynı şey. Ya da aynı sektörde iş yaparsın, sen de aynı işi yapan insan senden daha başarılı olur. Ya da bakarsın senden aslında daha az yetenekli olan insan en iyi parçayı kapar, en güzel saatte program yapar. Herkesi tanıdığı için daha fazla etraftadır, daha fazla ortadadır, çok büyük paralar alır falan. Burada kıskanmıyorum demenin imkanı yok. Ama nerede sorun kıskançlık?

Transkriptin tamamını oku

Yani nerede kıskançlık sorun? Tabii ki aksettirildiğinde ya da arkadan iş çevrildiğinde. Bir yerde mi ne okumuştum? Bir kadın bayağı itiraf etmiş. Yani o itiraflarca bölümü Twitter'da, Instagram'da hep var. Hep var, hep var. Bazı influencer, bir tanesi influencer bunun. Televizyona çıkmıştı, orada söylemişti galiba. Yanılmıyor olabilirim. Bu ne yapıyormuş biliyor musun? Mesela işte altı yüz kişiyi takip ediyor diyelim sevgilisi. Bu bir kadın bu arada.

601 olduğu zaman belli olmasın diye bir kişiyi takipten çıkıp yine 600'de bırakabilir düşüncesiyle bu Excel dosyasına kaydediyormuş ve takipçilerini sonraki haftaki takipçilerine tekrar yüklüyormuş ve karşılaştırıyormuş. Farklı olanı gösteriyormuş Excel dosyası. Böyle bir şey olabilir mi? Ve sonra da hesap soruyormuş bunu niye takip ettin diye. Korkunç. Bu inanılmaz bir şey. Yani böyle bir mesai yani insanın bütün hayatını 24 saatini kapsayacak bir şey bu. Maalesef, maalesef. O şeyler de var ya hani arkadaş gruplarında nerede olduğunu gösteriyorsun, bir şekilde kendi lokasyonunu bildiriyorsun. O bir şekilde bazen kalabiliyor. 40 saate kadar falan bir zaman dilimi. İnsanlar sürekli bakıyorlar nerede, kime gitmiş, hangi adreste, ne yapıyormuş falan. Sapkınlık tam burada başlıyor, patoloji burada başlıyor. Ve birbirinin yani o fotoğrafta olan insanların şeylerine bakıp, merşimlerine bakıp... ...onların hesaplarına girip oradan bir şeyler elde etmeye çalışmak falan. Ay nerede o eski günler? Ama ya hepimiz... Nerede o eski günler? Nerede? Bunlar yokken daha rahat değil miydik Fatih? Yüzde yüz öyleydik. Ayşegül Hanım bizde yüz öyleydik, bizdeyiz. Ama hepimiz zaman zaman o patolojinin de kıyısında dolaşıyoruz Ayşegül'e. Dolaşıyoruz evet. Bak ne dedin sen? İşte koskoca Ayşegül'ü aldığın için kıskanır mı? Estağfurullah. E nedir? Bir dakika sen koskoca Ayşegül'ü aldığın için sen, senin yanındaki neyse Bay X diyelim, Bay X'in bir başkasıyla flört etme hakkı mı var? Ayşegül Adnes kıskanmıyor diye. Peki nedir bunun altında yatan düşünce? Zaten kıskanılan, kıskanana durduk yerde kıskandığı duygusunu nedense enjekte etmeye çalışıyor. Yani bu bir nevi manipülasyon aslında baktığın zaman. Manipüle etme hali. Dans ettiğin insan bir narsesist mi? Ghosting mi yapıyor? Ne yapıyor? Ne ediyor? Orada öyle şeyler var. Yani oradaki bütün infigürasyonlar değişiyor. Kesinlikle. Ama ben kimseyi kıskanmam çok büyük yalan.

Öyle bir şey yok. Bundan daha büyük bir yalan olamaz. Bu WhatsApp son görülme saatleri falan filan da sorun çıkartıyor ya. Evet. Bu böyle gün gün saat saat kaydediyormuş bir tanesi. Başkasıyla konuşuyorsun, benimle konuşmuyorsun diye hesap soruyormuş. Yani böyle bir şey mümkün olabilir mi? Dediğim gibi 24 saat bunu düşünmek. Takıntı olduğu zaman kıskançlık çok büyük dert. İşte tam o patoloji kısmı orası ama sosyal medya kıskançlığı da hakikaten bütün kıskançlıkları ve patolojiyi çok alkışlayarak yücelten bir şeye dönüştü. Başka bir şey artık yani ne giydin, ne yaptın, kimle konuştun, kimi tanıdın, seni kim takip ediyor, sen kimi takip ediyorsun, onlara bakıyorlar işte uzun

Söylediğin gibi. Senin bir hastan vardı, anlatmıştın geçen gün. uzun. Anlatacağım, bir anım vardı anlatacağım. Anlatacağım ama biliyor musun, bu ilkti. Onun için bende çok yer bıraktı. Daha sonra o kadar çok, özellikle gençler, o kadar çok takıklar ki. Tahmin ediyorum. Beni takipten çıktı, beni takibe aldı. Bana şunu yaptı, bana bunu dedi. İşte beni like'lamadı, beni like'ladı. Bunlar böyle bir... Ayşegül, büyük olay bunlar. Çok büyük olay. İçleri gidiyor çocukların.

Biliyorum. Bilmez olur muyum? Üzülüyorum çok. Bu arkadaş kıskançlığı konusunda da benim bir anlatacak bir şeyim var. İkimizin de tanıdığı ortak biri. Şu anda artık hayatta değil. Evet, evet. Allah rahmet eylesin. Evet. Benim tanıştırdıklarımla çok samimi olurdu. Onun tanıştırdığı arkadaşlardan bir tanesiyle biraz yakınlaşayım. Hatta bir tane aynı gün doğduğumuz bir kız arkadaşı vardı.

Böyle çok sempati duymuştuk birbirimize. İkimizi de azarlamıştı. Yani nasıl böyle bir şey yaparsınız bana diye. Mesela. Gerçekten mi? Gerçekten böyle bir şey olmuştu. Tabii orada bir şey de vardı, evet. Aslında beni sen tanıştırmıştın. Evet, onunla sen tanıştırmıştın. Ve biz çok samimi olduk. Bilmez olur muyum? Bütün tanıştırdıklarımı. Şimdi arkasından konuşuyormuş gibi oluyorum ama... ...bir konuyu aydınlatmak için o örneği verdim. Çünkü ona benzer bir örnek arkadaşlıklarımda yaşamadım ben. O yüzden ona örnek verdim. Evet, onda gerçekten öyle bir şey var ama kötü anlamda söylemiyorum ben aslında bunu yani. Onunki sevecenlikle bir kıskançlık değil mi? Çok vererek bir kıskançlıktır. Ama herkes benim olsun duygusu iyi bir duygu değil tabii yani. Karşısındakini yıpratan bir duygu.

Evet, herkes benim olsun. Başarı benim olsun. Bütün en güzel ev benim olsun. En güzel kıyafet benim olsun. Şimdi bütün bu filtrelerle falan en güzel vücut benim olsun. Benden daha iyisi olmasın. Bu influencerlar da bunu ne biçim tetikliyorlar? Çok büyük tetikliyorlar. Bu bir ara filtreler kalkıyordu, ne oldu?

Yok, hiç aynen devam ediyor. Paralı oldu. Bir şeyler kalkarsa zaten... Vertlik zaten bozuktu. Doğru. Yani insanlar çok büyük bunalımlara girerler. Yüzde yüz böyle. Sanki onları bunalıma sokmuyormuş gibi bu arada. Yani tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan gibi bir şey oluyor bu. Çok haklısın. Peki kıskanmanın nedenleri ne? Aa, çok güzel konu. İşte baştaki konuya bağlama yoluna gidersem... ...kıskançlığı hep güvensizlikle anlatırlar. Patolojik kıskançlık, evet. Güvensizlik. Güvensizlik ya da narsisizm. O kadar ben, ben, ben, ben diyen adam da çok kıskanır. Ama bu da aslında aynı yere bağlanır. Derinde aynıdır hepsi. Güzel söylüyorsun. Tabii ki senin sözlerine iltifat edeceğiz burada. Çünkü senin mesleğin o. Klinik psikologusun. Bunun tanımını en iyi sen yaparsın. Ama halktan biri olarak ben kendi bakış açımla... Kıskançsın çünkü güvensizsin yaftasını taşımayı ben çok ezik buluyorum. Ya da yaftayı birine yapıştırmayı gayet ezik buluyorum. Yani kendini öyle hissediyor insan. Aa ben güvensizim demek ki diye.

Onun güvensizlikle çok yakın ilgisi var mı diyorsun şimdi sen yani? Çok patolojik durumlarda evet, ama her zaman değil. Ben seninle aynı fikirdeyim. İyi bari, rahatladım. Evet, rahatla, rahatla. Orada bir durum yok. Ayrıca ben seni tanıyorum. Ben seni bin yıldır tanıyorum. İlk bir röportaj için tanışmıştık, hatırlıyor musun? Evet, evet, röportaj için tanıştık. 30 sene önce falan mı? Ben ilk dergiciliğe başladığımda. Ve biz böyle hemen arkadaş olduk mu... Olduk galiba. Çok da hemen olmamış olabiliriz. Böyle şey oldu çünkü bir süre böyle. Hani sen bir arkadaşım daha gelsin, dur yanında otursun, bir dur beraber şey yapmayalım. İşte bir klasik hani star gazeteci ilişkisi vardı ilk birkaç buluşmada. Ama sonra birdenbire onlar yok oldu. Ailecek görüşmeye başladık. Ailecek görüşüp fotoğraf çekinmeye başladık herhalde. Ama iyi ki öyle olmuş Ayşegül. Ha, bence de. Ne iyi olmuş. Bak, hiç düşünebilir miydin? O günlerden bu günlere. Bunu bir programla taçlanacağını düşünebilir miydin? Çok şükür diyorum. Çok şükür diyorum. Bak, oradaki o hikayelerin hepsinde tuzağa düşüyor musun? Kıskandırma tuzağında mısın, değil misin? Ha, bir de kıskandırma var, değil mi? Tabii, tabii. İşte tam o narsisist kişilik bozukluğunun şaikası.

Seni öyle bir hale sokuyor ki, diyorsun ki ben çok kötüyüm, ben çok yetersizim. Ben ona o kadar kötülük yaptım ki bu benim başıma geldi. Hep bütün bunlar benim boynumun borcuydu. Ben şimdi bunu yaşamaya mahkumum, al sana. Kendini kırbaçlıyorsun sonra.

Şimdi yine bir şey okudum ben geçen gün. Yani devamlı bir şeyler okuyorum ve onlar aklımda kalıyor. Olmadı. Ufak notlar alıyorum. Onlardan yararlanıyorum ama bir şey varmış. Dur adını hatırlamaya çalışayım. Triangle diye simgiliyor. Yok. Triangulation. Evet, hatırladım. Denir bir hal varmış.

Bu manipülasyon bir nevi, bir teknik. Bu ne yapıyormuş biliyor musun? Sürekli bir aşık adayı, dost adayı, alternatif bir grup duygusu verip her an onu gözden çıkarabilecekmiş hissini yaratıp onu kendine bağlıyormuş. Kişiyi sürekli tetikte tutup sinir sistemini çökertmeye yarayan bir manipülasyon sistemi. Bu korkunç bir şey. Düşünsene senin, yani sen öz değeri duygunu azalıyor senin ve vazgeçme, o benden vazgeçer mi korkusu yaşayarak ehlileşiyorsun. Bu korkunç bir şey. Gerçekten. Tıp çok ilerledi. Çok ilerledi. Neden uyduruyorlar ya? Bu yabancı laflar, hep İngilizce tanımlanıyor ya, bunu artık konuşmayan kalmadı. Bir de biz konuşmayalım ama bu belki yeni bir şeydir diye söyledim. Triangulation deyince bu menajatura falan var, onlarla karışmasın. O kadar ileri gitmiyor bu. Onlarla karıştırmayalım rica ederim. Ya Ayşegül, bunların... Bir de ben şuna da inanıyorum biliyor musun? Türkiye gibi ülkelerde biz çok geç yetişkinler olabiliyoruz ya. Hep annemizin babamızın çocuğuyuz. Prenseyiz, prensesiyiz. Öyle birisi söylemişti bana. Bir kız bir gün bir yerde bir fast food restoranlarından birinde hamburger yiyorlar. İçeri bir kız giriyor. Giren kız aynı yaşlardalar. Mesela 7 yaşında.

Tam hani o eski kartpostal kızları vardır ya sarışın mavi gözlü böyle pullar içinde öyle bir kız giriyor. Öbür kız oturan dönüyor annesine babasına diyor ki hani en güzel bendim. Hoppa. Nasıl bir kıskançlık ve nasıl bir sarımsışına nasıl çevirirsin bu çocuğa? Yok işte sen bizim güzelimizsin yok bilmem neyse ama bir de gözle görülür bir gerçek var değil mi? Bütün bunlar bizi çok aslında büyük yaralarla...

Büyütüyor. Anne babanın yanlış anneliği babalığı da çok büyük. Yaraları aslında sanki sarıyormuş gibi gözükmekle beraber hepsi onların geçici çözümler. Demek ki prenses gibi ve prens gibi büyütmeyeceksin çocuklarını. Evet, öyle büyütmeyeceksin. Bir de o güzellik algısı falan onu ayrı bir zamanda işleriz zaten.

Değil mi? Başta başına. Tabii tabii. Onlar böyle baş başa kovalar. Ama onların da kıskançlıkları var. Bir tane viral olan bir şey vardı. Gördüm ben de işte sosyal medyada. Tacını alıp da dövüyordu ya onu. Hatırlıyor musun? Hatırlıyorum. Hatırlıyorum. Vardı öyle bir şey. Sen nasıl benden daha güzel olursun duygusu. Bayağı şey yani saçını başını yolluyordu. Bunu söyleyince rahmetli huysuz virjinin mezurayla Banu Halka'nın belini ölçtü.

Ha canım benim. Bir de o da sonra dövüyor diyor, gel kız buraya, yalan söylüyormuşsun gel buraya diyor. Banu Halkan daha ilacadım benim yani ben 90-60-90'ım falan diyordu hani kaçarak ki çok seviyorum Banu Halkan'ı. Ne güzel ama buna kendini inandırmak ne güzel bir mertebe.

Ben yıllarca hani beğenilen kadındı, işte adamın etrafta yarattığı duygu falan yıllarca. Ay acaba popom büyük mü diye, oramı kapattım, buramı... Yani Allah'tan daha ileri vardırıp da her an bir yerimi yaptırma duygusuyla dolmadım. Öyle de tanıdığımız büyüklerimiz var biliyorsun. Ne küçüklere benziyor. Şu ismi lazım değil. İsmi lazım değil. Var evet, öyle. Var. O çok fena bir şey. Aynaya bakıyorsun, her an bir şey görüyorsun falan. O korkunç bir şey. İşte bak, hep kendini beğendirme duygusundan kaynaklanıyor. Ona dikkat ettim. Bir tane, işte Benim Stilim diye bir program var. Biz pandemi zamanında onu pek severdik. Annem de pek sever. Bir geçtim karşısına baktım. On beş tane kız. Hepsi birbirine benziyor. İnanamazsın. Gerçekten mi? Ve tabii ki birbirine çok kıskanıyor. Tabii, tabii.

Ve şey, tepeliyorlar birbirlerine ama birbirlerine benzemeleri çok acayip. İşte o güzellik algısı konusunda bunu konuşuruz. Konuşuruz, konuşuruz onları ama ya insan kendinden de sıkılıyor biraz herhalde. O benim arkadaşım öyle der bir tane. Çok sık yaptırır. Kılık kıyafet değiştirsin. Yok yetmiyor işte. Saçını boyatsın. Her gün ben aynı adamla uyanıyorum şekerim diyor. Kendinden bahsediyor. Ben her gün aynı adamla uyanıyorum. Yeter sıkılıyorum diyor. Bir şey yapmam lazım. Bunun teşhisini sen koyacaksın. Bu normal bir ruh hali mi sence? Hiç değil tabii. Bu ayrı bir konu. Gerçi normal nedir Ayşegül ya? Normal nedir? Bu çok doğru. O normali o kadar değiştirdi ki tanımlar çok kaydı artık. Çok doğru. Yani senin konunda da normal nedir gerçekten? Aslında ne de gerçekten normal? Patolojiye girmediği sürece, seni hayatından geri çekmediği sürece her şey aslında mübahtır.

Yasak değilse, günah değilse, suç değilse, atıyorum, bir vicdani sorumluluk gerektirecek bir sonucu yoksa her şey yapılır. Her şey mümkündür. Atıyorum, sen bunları da yaşadık ya, bir akrabanla cinsellik yaşamıyorsan... ...sen kendinden 30 yaş küçük bir kızla beraber olabilirsin. Hani bu sosyal olarak... Bak, onda bile şey yaptın sen, ne derler? Kız erkek gibi yaptım, tam tersini de yapabilirim. Tam tersini söyle de kızlar da rahatlasın. Erkek dili kullandım, özür dilerim. Eril bir dil kullandın, bunu kabul et. Eril dil kullandım, özür dilerim. Kendinden 30 yaş küçük bir partnerle birlikte olabilirsin. Yeterince kibar söyledim mi? Fazla oldu ama yani küçük biriyle evet. Ama otuz yaş biraz fazla oldu. Bunlar oluyor. Ama yaşanıyor. Dünyada da bunun örnekleri var. Popstarlar da çok var. Belli bir yaşa gelmiş popstarlar. Benim danışanlarımdan bir tanesi de var ve bunun çok büyük ağırlığını yaşıyordu. Dedim ki bir dakika akraban mı? 18 yaşında geçmiş değil mi bu beraber olduğun çocuk? Evet. O istemedi mi? İşte bir zorlama durumu var mı? Yok. Kanunen bir yasaklı durum var mı? Sen evli misin? Hayır. O evli mi? Hayır. Peki niye üzülüyorsun? Yani ne var burada o kadar çok seni üzülecek? İşte sosyal anlamda ki rollerimiz, bize dayatılanlar bizi bu duygu durumuna getiriyor diye düşünüyorum. Başka türlü niye kendini insan şey yapsın ki böyle bıdıklasın ki yani? Niye sana gelsin ki? İyi ki de geliyorlar, para kazanıyorsun. Ne güzel.

Hadi anılara geçelim mi? Hadi geçelim. Tam bu şeylere geçerken, bana gelenlerle konuşurken, bir anı daha. Bir kadın, sevgilim beni hiç kıskanmıyor diye geldi. İlk hikaye o. Ama ben sonra onları çift olarak görmeye başladım. Sevgilim beni hiç kıskanmıyor, ben şöyle sinirliyim, böyle böyle şunu yapıyorum, işte bu kadar açık giyiniyorum, popomu kadar açıyorum, hiçbir şey demiyor, çok güzel oldun diyor falan filan. En sonunda bir gün şöyle yapıyor, kıskandırmak için. Eski sevgilisiyle bir fotoğrafını koyuyor İnstagram'a. Altına da bir şey yazıyor. İşte bir, hani, ah, those were the days falan. Öyle bir de İngilizce yazılıyor ya. Hashtag, those were the days. Hikaye de öyle. Sevgili bunu da beğeniyor, like'lıyor. İşte o zaman Zurna'nın son deliği. O zaman kız artık deliriyor. Diyor ki, ya yuh artık. Eski sevgilimi de mi kıskanmıyorsun? Soluğu ben de alıyorum.

Neyse şimdi iyiler onlar. Yani iyi ki böyle tipler var da sen de hayatını idame ettiriyorsun ne güzel bir şekilde. Ayrıca mesleğimi yapıyorum, severek yapıyorum. Mesleğini yapıyorsun, severek yapıyorsun. Peki senin? Benim... İsmi lazım değil bir anın var mı? Var, kıskançlıkla ilgili var. Yani burada özne ben değilim.

Bir televizyon yüzü, çok ünlü bir televizyon yüzü diyerek toparlamaya çalışayım. İsmi lazım değil. İsmi lazım değil. Bir de bir dönem, yine çok ünlü biri, akçeli işlere karışan biriyle evliydi, sonra ayrıldı falan filan. Akçeli işler?

Parasal, akçe. Akçe, peki para. Yani şey gibi mi? Bankacı gibi mi mesela? Yok artık o kadarını söyleyemiyoruz. Söyleyemiyoruz, tamam peki. Bununla, şimdi ikisi bu çok kıskançmış. İkisinin yöntemi de aynıymış. Bu enteresan olan kısım bu. Neymiş bu yöntem? Arıyormuş. O zaman daha görüntülü telefonlar yok tabii bu arada. Şimdi görüntülü telefonlar şey gibi kanına ekmek doğratıyor. Özellikle erkeklerin. Kadınların da tabii. Arıyormuş telefonla. Diyormuş ki etrafında kadın var mı orada? Yani bulunduğun yerde. Yok diyormuş.

Ha, öyle mi? Burada ne kadar kadın varsa hepsi orospu de... ...diyormuş.

Adam derse eğer temize çıkıyormuş. Demezse eseleniyormuş erkek kadın var etrafında diye. Korkunç bir şey ya. İkisinin yönteminin aynı olması da enteresan değil mi? Ne kadar korkunç bir şey. Bu korkunç bir şey. Kıskançlığın dozu arttıkça korkunçluk da müessesesi de artıyor tabii zaten. Yani bilmiyorum... Aslında programı sevgili dinleyenlerimize... Ben bir şarkı söylemeyeceğim. Arada bir böyle aklıma gelince söylüyorum da. Ben de tam ona başlıyoruz diye düşünmüştüm. Hayır, o şarkıyı bilmiyorum. İntizam, intizam. Ya benimsin ya kara toprağın. Öldürürüm seni, bilmem ne ederim. Var ya öyle şeyler. O buralar korkunç ki zaten kadın cinayetlerinin en önemli dinamitlerinden bir tanesinin kıskançlık olduğunu artık hepimiz biliyoruz ama Hakkı Bulut seviyesinde... Şahane. Seviye derken takdir ederiz, severiz. Seviye derken kıskançlığın seviyesinden bahsediyorum. Öyle bir kıskanıyorum diye şarkısı var ya onun. Bilmiyorum. Bilmiyor musun? Hayır. Henüz üç yaşında bir kardeşim var. Seni ondan bile kıskanıyorum diyor şarkının bir yerinde. Ah canım ya. Nasıl?

Ama şahika, bence şahika. Çok acıklı bir durum aslında, patolojinin çok insani. Bu arada kıskançlığın bence sağlıklı bir tarafı da var. Bence değil, zaten uzmanlar da öyle söylüyor. Olmak zorunda, yoksa ilerleyemezsin. Hayatta ileri gidemezsin. Doğru söylüyorsun. Kendine birini göreceksin, ona örnek alacaksın. Ama buradaki önemli olan hikaye ne biliyor musun? Bizim Türk milletinin... yazmayla, çizmeyle, nota almayla bir şekilde bir belgelendirmeyle ilgili sorunumuz var bizim. Yapmıyoruz. Eğer yaparsak ilerlemeyi göreceğiz. Biz yapıyoruz. Biz Türk değil miyiz? Biz şeyiz. Bir şekilde bunu öğrenmiş Türkteyiz. Bizim gibiler de var ama diyorsun ki işte Ayşegül şunu yaptı. Bir dakika ben de şarkıcıyım. Ben de onun son söylediği yerde söylemek istiyorum. Nasıl söyleyebilirim? İşte feshaneye nasıl giderim? Oradaki fişekhaneyi de kimle görüşürüm?

Notlarını alıyorsun, notunu işte temize çekiyorsun. Ondan sonra aramaya başlıyorsun insanları. Bir kademe. Senin için bir artı bir şey bu. Ve amacını unutmuyorsun. Ertesi gün dönüp tekrar ona bakıyorsun. Halbuki söz uçar, yazı kalır. Yani yazmazsan ve bunu... Scripta manent. Manent. Manent değil mi? Manent. Manent. T'si var mı bilmiyorum. Biz de Latinçe de biliyoruz arkadaşlar. Ne kadar kültürlüyüz Fatihciğim. Ne kadar, ne kadar. E böyle biz açık açık konuştuk işte. Biraz Latinçe, biraz İngilizce.

Ayşegül'cüğüm, sence kıskançlığın panzehirine, kişisel tecrübelerine dayanarak bir cevap vermeni rica edeceğim. Çok zor bir soru bu. Yani sende varsa bana ver diyecektim. Olacak bir şey değil. Ne söyleyeceğimi bilemedim birden. Mış gibi yapmak desem o da sana zarar. Yani kişiye zarar. Vallahi mış gibi yapmak olabilir ama panzehri olsaydı herhalde değil mi? Yani hepimiz onu...

Kaç para olursa olsun alırdık. Kelimen rem olsa kafasına sürer durumu. Sence? Öyle bir şey yok. Bence de öyle. Bence tek bir fan zehri var. Salmak. Salmak mı? Gönderdim seni. Nereye istiyorsan git. Aklın kalmayacak yani. Aklın kalmayacak. Aklın kaldığı sürece seninle oynuyor çünkü öbür taraf. Bunlar işte zaten olacak şeyler değil. Yani hani takıntılı biriysen değil.

İyi yani. Takıntılı hale geliyorsun Ayşegül. Kıskançlık çok ağır bir şey. Gerçekten çok ağır bir şey. Peki bu yani aldırılan bir duygu olabilse keşke değil mi? Ah keşke. Tıp o kadar ilerlemedi. Konuşacağım, bu konuyu halledeceğim, merak etme. Öyle mi diyorsun? Liderlerle, ben kanaat liderleriyle teker teker konuşacağım. Lütfen, lütfen. Tamam, hiç merak etme. Diğer soruyu alalım. Hayranlık, kıskançlık ve arzu. Üçü sence bir küçük kümede birleşiyor mu?

Favori üçlü olabilir, evet. Favori üçlü olabilir. Ama kimin favori üçlüsü olur onu bilmem, benim değil. Yani hayranlık duyduğum birini kıskanmam, arzu duyduğum birini... Yani senden olursa bile bu benim olursa durumu var ya, o da çok tehlikeli. Kimse kimsenin değildir bir kere. Bunu bir yazalım, böyle proverb gibi çerçeveletip ve duvara asalım yani. Hani senin olduğu zaman o arzu duyduğun kişi, o zaman işte paylaşamama hissi başlıyor. Kadınlar yalan söylüyorlar ama. Erkekler söylemiyor Allah'tan Allah razı olsun. Biz artık bir olduk, ben ölümüne kadar seninim diyor sonra kadın… Love Bombing dedikleri bu işte. Love Bombing bu ve biz erkekler maalesef bunun tuzağına düşüyoruz. Efendim hayranlık, kıskançlık… Niye kıskanırsın hayran olduğun bir insanı? Kıskanır mısın? Kıskanabilirsin.

Bende hayranlık duyduğum insanların kıskanma duygusu yok. Aynı mesleği yapıyorsan, aynı iş kolundaysan, sen de o yoldan ilerlemek istiyorsan... Çok takdir var bende. Bak, ikili ilişkilerde de yani hani ikili ilişkiler derken sevgili babında ikili ilişkilerden söz ediyorum. Bu şeyi yakalarsam o zaman arşa çıkmış olacağım. Şahane olacak. Çünkü hayranlık duyduğum, beni kıskanmıyorum ben. Bu arada erkek kıskançlığının dibinde yatan faktörlerin en önemlilerinden biri, erkeğin kendini yetersiz hissetmesi. Özellikle Türkiye'de bu böyle. Bundan yüzde yüz eminim ben. Danışanlarda da bunu görüyorum. Ancak bunu şeyde tabii açabiliyorlar, birebir konuşmalarda. Bir cinsel olarak yetersizlik, yeteri kadar kadınını mutlu edememek. Peki, bu duyguyu yaratmamak için ben kendi cinsim tarafından soruyorum. Bir kadın ne yapmalı? Ama bana sabah programlarındaki böyle sabahlıklarınızı, dantelli şeylerinizi giyin, parfümünüzü sıkın, kocanıza kahve yapın. Öyle bir cevap vermeyeceğini biliyorum. Asla asla şöyle bir cevap vereceğim. Oralarda öyle bir şey var. Kadın şunu yapmalı bence. Bir oğlu olduğu zaman oğlunu sen her şeye layıksın çocuğum. Sen hiç merak etme. Sen istediğin zaman boşalabilirsin. İstediğin zaman sahip olabilirsin. İstediğin zaman bundan uzak durmalı. Çünkü cinsellik öğrenilir bir şey. Bir de hepimiz biliyoruz ki bunu artık dünyadaki herkes tamam. İki kişinin zevk aldığı bir şey cinsellik ama cinsellik. Kadın tanrıçaya tapınma. Orada bir kadın var. O kadın önce mutlu edilmeli.

Şimdi erkek cinselliği ve kadın cinselliği birbirinden çok farklı zamanlama açısından. Erkek hup buralara çıkıyor. Bak şimdi elimi gösteriyorum görüyor musun? Bak buraya çıkıyor. Yukarı gösterdin. Yukarı gösterdim ama kadın hala burada çıkmadı. Erkek zannediyor ki o da çıktı. Yok öyle bir şey. Sen onu önce çıkarttın mı? Baya bir konu başlığıyla cinsellik konusuna girdiğimizi tahmin ediyorum. Şimdi işte burada bu...

Buradan devam edelim istersen. Yok yok, cinselliğe girmiyoruz. Bu kıskançlığı tetikliyor çünkü erkek en dibinde biliyor ki ben aslında ona layık olduğu orgazma, mutluluğu, başka bir dünyalara gitmeyi falan yaşatamıyorum. Bu biraz da bazı kanaat önderlerinin kadınlardaki bu yükselme ya orgazm sayısının... ...sonsuz olduğu varsayımını köklemesiyle erkeklere yani öyle bir algı oluşturuyor. Öyle bir dünya yok. Ölür ayol insan. Ölür. Rahmetli Aysel Güray öyle şeyler anlatırdı mesela. ''Ay dün gece elli iki kere orgazm oldum.'' falan derdi. O kendi tarzıyla. Tabii bu şaka yapıyor. Biliyoruz bu şaka. Çok tatlı. Dünya tatlısıydı. Tabii öyle bir şey yok ama amaç kadının orgazm olması, erkeğin boşalması değil. Anladım. Erkek bunu tutmayı öğrenmediği sürece de bu gerçekleşmeyecek. Ve bu öğrenilir bir şekilde. Belli bir sosyal statü sahibi insanların dahi öğrenemediğini düşünecek olursak... ...zaten bu statü dışında kalanların başlı başına bundan bir haber olduğu ve... ...tabii ki kadın cinayetlerinin sebebinin, temellerinin bu olduğu. Statü mitini biraz senin sarsabilirim. Benim ofiste çalışan işçilerden bir tanesiyle biz bu konuyu çalıştık mesela. Tabii ve o kadar kendini vererek çalıştı ki, ne yapabilirim, nasıl olacak? Ama istisnaların kaideyi bozmadığını da biliyoruz. Evet, biliyoruz. Genelleme yapacak olursak, yine benim tarafıma gelmen lazım Sevim. Hangi sosyal mertebelerden bahsediyoruz? Hep ben haklıyım. Ben, ben, ben. Sen, sen, sen. Hangi sosyal mertebe? Biraz açabilir miyiz isimlerle, örneklerle? Yok, onu açamıyoruz. Orada açık açık konuşamıyoruz. Sosyal mertebe ilerledikçe aslında, sen çok haklısın, bu girdaba düşmek bence çok daha fazla yaygın. Çünkü o zaman narsesizm de artıyor. Narsesizm artıyor, seçenekler artıyor. Seçenekler artıyor. Artmış vaziyette zaten. Ve o zaman işte şöhretli, zengin adam diyor ki zaten ben seni almışsam koynuma, ben ne veriyorsam sen bunu kabul et yani. Daha ne istiyorsun ki? Aklıma ne geldi? Ne geldi? Nerede bulursan orada kaybedersin hocam. Vay! Vay, vay, vay!

Yalan mı? Doğru. Varda buldum, varda kaybettim gibi. Aa, sosyal medyada buldum, sosyal medyada kaybettim. Nasıl? Çok güzel, çok güzel. Bir de Semiramis Pekkan kaçtı içime. Nasıl? Nasıl? Yerim onu da, çok seviyorum. Ama çok şeker kadın. Bayılıyorum. Ya ben tanışmadım ama bir kere röportaj yapmıştım yıllar evvel. Kocası Gulu, Gulu değil mi? Lulu. Lulu. Lulu Galvani. Gulu, Gulu yapma şimdi. Yine Gulusu yani. Gulu. Gulu Galvani, o G-R-L harfi.

Çok şeker bir kadındı. Efendim size doyum olmaz yani. Biz çok konuştuk yine bugün ne yapacağız bilmiyorum. Yani ver gazı konuşuyoruz. Bize bırak akşama kadar konuşabiliriz. E bu haftalık bu kadar diyeyim bence. Öyle yapalım öyle yapalım. Açık açığında bir yeri var yani. Herkesin de bir sabrı var, dinleme sabrı var. Gerçi çok güzel konuşuyoruz ama bilmiyorum yani o sabır süresi ne kadardır onu bilmiyorum. Bak burada da bile bir süre var. Orada da bile bir süre var. Artık reyting kaygısı var hayatımızda. Başka bir konu başladı reyting kaygısı olarak. Hayat reyting kaygısı zaten. Ayşegül Adil seni seviyorum. Ben de seni seviyorum Fatih Türkmenoğlu. Haftaya görüşelim mi yine? Haftaya görüşelim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)