Podcast

Bozulan Türkçemiz

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Neler geldi neler geçti güzelim Türkçemizden?







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.939 kelime · ~15 dk okuma

Bozulan Türkçemiz. Oo, yani. Oo, konumuz. Oo, şey, haftalarca. Konularca. Bak, konularca, haftalarca. Biz de o bozulan şeyin içinde tabii ki yer alıyoruz. Mesela ben yazılarımda Musmutlu diyorum falan filan. O da şey karakterinden, Esma Sultan karakterinden galiba, pisliği dilden. Yani biz de bozuyoruz. Yani dil yaşayan bir şey ama güdükleşen de bir şey aynı zamanda. Doğru.

Doğru. Dil yaşıyor, bazı kelimeler ölüyor, bazı yeni kelimeler türüyor, değil mi? Dil böyle bir şey. Uyduruk kelimeler çok daha fazla olmaya başladı. Biz o jenerasyon olmadığımız için bazılarını da ilgiliyoruz, bazılarını da biz de kullanıyoruz. Bazılarını anlayamıyoruz.

Hadi önce itirafla başlayalım. Bak benim itirafım var. Hadi lütfen sen, ilk sen. Söyleyeyim mi ilk itirafı? Şimdi hani nereden baksam otuz yıllık falan gazeteciyim. Otuz yıl önceki ilk yazdığım yazıları, röportajları, anıları okuyorum bazen dönüp. Ben bayağı kötü yazıyormuşum ya. Aa, ayol senin kitabın vardır. Var, kaç tane var. Ama ilk yıllar öyle hani çok böyle hayran, çok seviyorum, gazetecilik falan. Aa, bir baktım yanlışlar var, kötülükler var, eksiklik var. Şimdiki halimle baktığımda kendimi beğenmiyorum, onu söyleyeyim. İyi ki şimdiki halim olmuşum diyorum, kullandığım dil babından bakıldığında. E insan gelişen bir varlık.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi yani baktığın zaman bir laf vardır. Bunu şimdi söyleyeceğim ve hiç kimse anlamayacak bunu. Galat'ı meşhur, Lugat'ı fasihten evladır. Bu ne demektir? Yani sürümde olan, yani güncel dil, kullanılan dil daha doğrusu. Aslında her hangi kelimeleri kullanıyorsak onun yerine geçen bir pozisyon arz ediyor demektir. İnan ki bunun açıklaması bunun eski Türkçesinden daha geniş ve anlaşılmaz oldu. Bunun da farkı yok. Anlatabildim mi? Yanlış da olsa, biz bu kelimeyi bunun yerine kullanıyorsak doğrusu artık o mudur diyor. Mesela şarj diyorsak artık bu şarjdır, şarj değildir diyor. Ne yazık ki öyle. Hatta değişime uğrama bile söz konusu bu anlamda. Hatta TDK'da şarj falan dediler ve irkildim. Yani öyle olmuş dediler. Hayır, hayır, hayır, olamaz dedim. Olmamış da zaten.

Sizin bir itirafınız var mı acaba? Ha benim itirafım tabii. Konuyla ilgili değil ama. Neyle ilgili olursa olsun. Şöyle aldığın için her türlü itirafını dinlemeye hazırız. Şimdi benim itirafım şöyle ki, ben pop söyleyeceğim dedim, gazinoya çıktım. Bu gazino adım da fuardan.

İzmir Fuarı. İzmir Fuarı'ndan. Şu anda hayatta olmayan, kaybettiğimiz bir sinema oyuncumuzda. Çok da tatlı bir kadın. Adını da verebilirim aslında. Bence verebilirim. Çok tatlı. Oya Aydoğan. Aynı sahneyi paylaşıyorduk. As solistimiz kimdi? Hatırlamıyorum şu anda. Hülya Avşar olabilir. Bilmiyorum, emin değilim. Göl Gazinosu'nda sahneye çıkıyoruz. Göl Gazinosu'nun da böyle bir ortalıkta bir sahanlık gibi bir şey var. Plaj kabinleri gibi herkesin odası var. Önce çıkacağım, sonra çıkacağım kavgası var. Şimdi ben o sıralarda çok popülerim. Yani solist altı olarak çıkmam gerektiğini düşünüyorum. O da hayır ben çıkacağım diyor. Böyle bornozlarımızla o kabinlerden dışarı çıktık şöyle. Ondan sonra ben çıkacağım. Hayır ben çıkacağım.

Ben Serjozef'i bitirdim, diyor o bana. Hayır, ben Tatbiki Güzel Sanatlar Seramik bölümünü bitirdim. Ben üniversite öğrenciyim. Ben sonra çıkıyorum. Ne alaka? Ne alaka hakikaten? Hiçbir alakası yok. İşte salaksalık işler. Böyle bir anım var benim. Bak ismini de verdim bu sefer. İsmi lazım değildi, ismi lazım onu verdim. Peki Uyay'da onunla sonra arkadaş oldun mu? Çok arkadaş olmadım ama birbirimizi çok sevdiğimizi fark ettik sonradan. Halil Ergün ile onlar çok tatlı, yakın arkadaşlardı.

Böyle orada burada karşılaşıyorduk falan. Böyle çok yumuş, çok zatlı bir kadındı o. Ben hep karşılaşmak ve tanışmak istedim. O kadar çok sevdim ki o kadını. Konserinde söyledin. İsterseniz bana DM'den yürüyebilirsiniz dedin. Ama bu artık bir jargon bu değil mi? Bu ne demek? Hani bana özel mesaj atabilirsin ama yürümek olduğu zaman flört de edebilirsiniz anlamına geliyor. O yürümek fiili zaten kullanılıyordu epey. Ve kadın erkek ilişkileri konusunda zaten İngilizce bombardımanı var biliyorsun. Doğru.

Yes dear, yes you're right. Ya bir de öyle şeyler, yani çok fazla yabancı kelime, zaten bizim Türkçenin yapısında Fransızca da çok fazla kelime kullanılıyor biliyorsun. Arapça, Farsça. Arapça, Osmanlıca falan o kısımlarda zaten, pardon ne dedin, falan oluyor insanlar. Ki ben yazılarımda bayağı kullanırım. Biliyorum. Yani Lugat, bak eski.

Sözlük lazım sizin yazılarınızı okumak için diyen de var. Canım yani hani kafasını çalıştırmak isteyen o anlamda bilmiyorsa... ...ben de bilmediğim bir takım şeylere bakıyorum sözlükten. Google yardımcı oluyor bu anlamda. Yani hani biraz kafa jimnastiğinden...

Bir zarar gelmez diye düşünüyorum. Bir de yeni bir kelime giriyor da harcımıza ne olur yani değil mi? Aynı bir şekilde. Onu çok seven de var. Fatihciğim geçen gün bir şey geçti elime. Eski aktüel dergilerinden ki artık günümüzde yok biliyorsun. Böyle best of yetmişler, seksenler, doksanlar diyor ama şarkıdan bahsetmiyoruz burada. Yani şeyden bahsediyoruz. Trendler mi? Trendlerden bahsediyoruz evet. Yani 70'lere kadar çok gitmeyeceğim ama 80'lerde bu işte Harold yani denmiş, işte ne bileyim Capiche denmiş, Crowe falan. Bak Crowe, Barzo falan bunlar aslında hala kullanılan şeyler. Doğru. Oradan bir miras almışız biz. Ama 80'den önce yok Crowe mesela. Yok değil mi? 70'lerde yok değil mi? O yani şehrin profil değiştirmesiyle doğru orantılı olarak kullanılabilir. Ne bileyim? ...Ali Akaya, Çaydemli falan filan mesela böyle şeyler ama bunlar hani... ...ben daha çok şeylere takılıyorum. 90'lar da var da ona sonra geliriz, 2000'ler falan var. Yani 2000'ler dediğin zaman düşünsene... Zaten dün gibi bize. Dün gibi, bize dün gibi. 2000 yılında doğmuş bizim için aynı kanı taşınamıyor maalesef. Şeye çok takılıyorum ben, şarkı...

Okumak deniyor ya, ona çok takılıyorum ben. Okumak, ne okunur? Kitap okunur, dua okunur. Ama şarkı söylenir, değil mi? Yani İngilizcede de singing değil midir yani? Öyledir. E tamam, yani reading demiyor. Demiyor. Ama biz okumak diyoruz. Neden bilmiyorum. Eski gelenek bu. Astorist geleneği. Astorist geleneği. Kesin, öyle. Ondan sonra Lazım'a çok takılıyorum. Bu şapka işareti kalktı ya, bence sonumuz oldu. Mertlik bozuldu. Geçen gün biri çıktı, Talha adı, Talha diyor. Kendi adını bilmiyor. Kendi adına Talha mı diyor? Talha diyor, evet. Yani o inceltme işareti olduğunun göstergesiydi. Yani o illakinin, kisinin bitişik olmasına. Birisi böyle bir zihnine küşayiş gelmiş. Küşayiş ne demek Fatihciğim?

Bir aydınlanma gelmiş. Seksen üç yılından sonra bu bitecek yazılacak demiş. Bak. Ha yani o değlere dağlara falan filan zaten girmiyorum. Çünkü yani bazen ayrılmaması gereken yerdeki dağı ayrılıyorlar. Onlara girmiyorum. Benim kulağım kanıyor. Kulak. Benim derdim görmekten yana değil. Kulağımdan yana. Evet evet. Ben de okuduğumu bir tarafa bırakıyorum. Şimdi bir de aslında konu başlıklarına ayıracak olursak bir tane... Yabancı kelimeden Türkçe'ye girmiş kelimeler var ve bunların yanlış söylenişi var. Bu bir kere bir deli ediyor ayrı hikaye. Hiç kullanmasak olmuyor mu onları? Nasıl olacak? Yani şarj demeyeceğiz, ne diyeceğiz? Telefonumuzu... Şarj diyeceğiz artık öyle. Artık şarj diyeceğiz. Ya da mesela mood...

...denmesi lazım ama mod deniyor falan. Mod değil o, mood. Yani mood, mood demen lazım. İki oğla yazıldığı için teke indirip söylüyor işte. Öyle, öyle söylüyor. Halten tasarruf. Bir bu var. Bir ikinci var. İkinci grupta tamamen yanlış söylemesi. Mesela filan ya da falan. FIFA kuralı vardır. Felan diyorlar mesela, deli oluyorum. Ya da yapıştırarak söylemek var. Galatasaray değil de Gas Saray. Gas Saray, Gas Saray, Cimbombom. Bir uzatarak söylemek var. Mesela bööörek. Bööörek. Ne? Ööörek, pardon kardeş. Hayır, birini beğendin değil mi? Evet. Ben lazımına bakacağım. Yok abi. Kardeş, lazım mı değil mi diyeceğim. Lazım abi dersen... Lazım dediği anda hoppa. Bay bay diyeceğim. Bay bay, bay bay, bay bay. Evet.

Tamam. Peki, şarkı sözleri değişti mi yıllar içinde? Değişti. Hele şimdi rap konusuna falan hiç girmeyelim istersen. Yok öyle. Rap, rap, rap ayrı konu. Rap ayrı konu. Bak uzay o. O da bir jargon bu arada. Uzay bir mesele oldu yani. Biz de konuşurken yani bunlar ne diyorlar? Yani neyi eleştiriyorlar? Ne diyorlar? Pozisyonuna da gelebiliriz dinleyicilerimiz için. Yani bu anlamda. Doğru, doğru. Yani umarım dinleyicilerimiz bizden iyi bir vibe alıyorlardır.

Bir şey daha benim çok dikkatimi çekiyor son zamanlarda. Seni de çektim ve bir şey anlatıyorsun birisine, genç birine. İşte gittim şunu yaptım, bunu yaptım, bunu yaptım. Ama bak bu böyle ol. Doğrudur diyor. Ha doğrudur. Ha evet. O Aynel'in başka bir versiyonu. Aynel'in başka bir versiyonu. Şimdi doğrudur ne demek ya? Doğrudur. Yani sana inanıyorum. Tamam doğru söylüyorsun. Tamamdır, doğrudur. O dur iki geldiğinde seni idare ediyormuş gibi oluyor. Evet. Seni bir dışlanmış hissediyorsun kendini. Evet. Ve ben rahatsız oluyorum bu işten çok.

Bu aynen meselesi de şey gibi düşün. Yemeğe çıkıyoruz biz seninle. Ne yiyeceksin Fatih? Senin yediğinden. Yani işte ben ne bileyim bir şey yiyeceğim. Ben de ondan. Senin kendine göre bir zevkin yok. Senin kendine göre konuşurken bir tümcen, cümlen bir şeyin yok mu? Peki başka neler rahatsız ediyor? Devamlı katılınıyor. Neler rahatsız ediyor? Ben bunlara çok şeyim, takığım. Takıksın. Hep yazılarında da yazıyorsun. Ben de çok takığım ama. Üçü yani benim şey, favori üçlü. Ben mesela gibiye de çok takığım, gibi de çok fazla kullanılıyor. Bir tık hissettim gibi mesela. Onları daha yani her şeye rağmen daha masum buluyorum ama böyle sesçil şeyler. Sesçil şeyler, tamam. Mesela senin tık sesçil mesela ama gibi, gibi olur. Ha şu vardı, ben hatırlıyorum. Seksenli yıllardan beri bu var.

Benim bir arkadaşım kullanırdı. Kaç gibi buluşuyoruz derdi mesela. Evet. Gibisi ne demek? İlk orada duymuştum. Kaçta buluşuyoruz desene ya o. Kaç gibi? Kaç gibi. Hani şöyle diyebilirsin belki. Ayşegül, beş gibi buluşalım. Hani seni çok yormamak adına söylüyorum ama bunu. Hani on dakika geç kalırsan bozulma diye. Sen gibiye takıyorsan gibi de demeyeceksin, civarı diyeceksin. Peki sen yeni jargonlara takılmıyorsun. Onlara takılırsın, tamamsın sen. Seninle artı bir olabilir miyiz mesela? Ha takılmıyorum, bana ne? Hayır, en fazla sorarım, ne demek istedin diye. Başka ne var senin? Beni ghostlama, bilmem ne yapma. Senin repertuarında ne var senin? DM'den yürümek, cringe, artı bir, ghostlamak. Bende bunlar var. Mesela Ayşe'yi ghostladı biliyor musun falan diye anlatıyorlar.

O tamamen dil işte bu yani kuşakların dili de kendilerine göre. Şimdi biz onları eleştirdiğimiz zaman zaten son derece yani bilmiyorum ben şey boomer'ım mesela. Doğru. Öyle bir kuşaktan gelmeyeyim. Ya iyice yani sen bile boomer oluyorsun bunları eleştirdiğin zaman. Tabii tabii öyle oluyorsun. Ben onları eleştirmiyorum. Çünkü her jenerasyon kendi dilini de beraberinde getiriyor. Ve yaşatıyor o dili. Ve sürüme şey yapıyor. Sokuyor. Sürüme sokuyor, evet. Doğru. O yüzden bu işte doksanlarda mesela şey gibi gibi... Bu arada doksanlarmış. Doksanlar, evet, doğru. Şimdi o sayfaya baktığımda gördüğüm şeyi ben hemen söyleyeyim. Ha, kendine iyi bak var. Kendine iyi bak. Bir de içimdeki çocuğun... Hayır, hayır.

İçimdeki çocuğu kaybetme. Niye? Hamile miyim ben? Niye içimde oluyor o çocuk? Nedir o ya? Beni en deli eden laftır. İçimdeki çocuğa iyi bak. Kendine iyi davran var bir de. Kendine iyi davran. Sağ ol diye. Of of of of of. Ya çok acayip. Bu Maganda'yı 90'lara bölmüşler ama Kro ve Maganda bence birbirinin kardeş kelimeleri. İkisi ayrı ayrı anlamlar içiriyor ama galiba. Maganda galiba bir tık, bak tırnak içinde, bir tık daha para pul görmüş. Evet. Fakat Kıro'luğunu kaybetmemiş. Kıro henüz para pul görmemiş. Görme yolunda ilerliyor. Görme yolunda ilerliyor falan. İşte bu kiç falan, 90'larda kiç varmış. 2000'lerde ne varmış? 2000'lerde ne varmış, hemen söyleyeyim. Aklını alırım var burada. Yıkılıyor var, yıkılıyor. Yıkılıyor, doğru yıkılıyor, evet vardı. Bu metroseksüel lafları, spiritualizm bu arada, işte ne bileyim bu... ...astroloji, aura, çakra, elektrik alamadım falan bütün bunlar. Aslında bunlar kelimeden ziyade deyim gibi bir şey. 2000'lerde bundan var baya yani akıllı olan. Bunlar söylemler, ben kelimelere daha çok takığım. Yani bunları hepimiz zamanla kullanıyoruzdur. Zaman zaman kullanmışlar. Hayret bir şey falan var. Diyosun. Diyosun. Ben yazılarımın arasında bazen bunu böyle... Ha bu arada ben, kendimi reklamını yapmak gibi olmasın ama... ...benim bir kitabım var Malumat Furuş, almayanlar lütfen alıversin. Kitabımla karşı havalı olayım, rica edeceğim. Onun dışında ben spor yazıyormuşum, konuşur gibi yazıyormuşum. Yani diyorum ki ben geleceğim demeyi de biliyorum, yazmayı biliyorum... ...ama ben geleceğim yazıyorum. Hani sen kendine bak diyebilir bunu dinleyen bir sürü insan. Eğer onlara da gözü değip de okuyorsa... Ama o başka, bu başka. Ama sen bunu her zaman böyle yazmıyorsun. Sen bunun altını çizmek istediğin zaman böyle yazıyorsun. Birazdan şöyle, ciddi bir konudan bahsediyorsan böyle yazamazsın. Evet, tabii tabii. Sen komedi yazdığın zaman böyle bir dil kullanıyorsun. Yoksa çok iyi biliyorsun ki Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil asla değil. Bunun böyle olduğunu iddia edenler de yanlış biliyorlar. İşte geleceğim demeyiz. Demeyiz, geleceğim deriz. Gerçi öyle konuşan bir tane bir şarkıcı var, hanım şarkıcı. Çok fazla ortalıklarda dolaşmaz ama. Yanlış konuşuyor. Değil demeyiz mesela. Değil demeyiz, değil deriz. Değil diyoruz şimdi komiklik olsun diye aramızda ama değildir. Ya da her zaman reyleri vurgulamayız öyle değil mi? Geliyor musun demezsin, geliyor musun dersin. Bu depresyonlar falan filan, depresif olma halleri falan da çağın bir şeysi, vebası. Döneceğim ben sana falan. Yani burada işte gözüm değdi, öyle birkaç örnek vereyim dedim. Bu Feng Shui'ler işte rating dediğimize sonradan girdi falan. Ama yanlış söylemelere, reiki yoga falan bütün bunlar, best of 2000'ler şeyine, kapsamına giriyor. Yanlış söylemeler peki ama dosdoğru söylenip de takı alanlar, aksan olmayanlar işte değil mi? Dediğim gibi favori işlim benim. Lazım tabii ki de. Lazım, ben o lazıma bakacağım. Lazım, dört ağlı yani. Tabii ki de ve aynen aynen.

Aynen öyle. Benim on beş yaşındaki kızım şöyle bir şey kullanıyor. İşte diyorum ki, Mimi ismi. Yani Mira da kendine o Mimi dedi bir yaşındayken. Herkes ona Mimi der. Mimi der, çalışmayacak mısın? Böyle söyleme, tetikleniyorum. O tetikleniyorum, sinirleniyorum anlamında kullanıyorlarmış. Ben onlardan öğreniyorum. Kendinden duymuş acaba, birbirlerinden duymuş. Aslında başka bir şey demek.

Tetikleniyorum, tetikleniyorum. Bizim aramızda böyle bir şey oldu. Tetikleniyor. Her şeyden tetikleniyorlar. Ben anlamadım yani. Bu gençliğinde böyle bir şey var, jargonu var. Haptanaya hazır bomba gibi yani. Aynen öyle. Yavaş yavaş öğreniyoruz. Şimdi büyük 21 yaşında, küçük 15 yaşında aralarında tercümana ihtiyaç var. O kadar farklı iki dil kullanıyorlar.

İşte yaşayan dil olması Türkçe'nin keyfiyetinin başlı başına göstergesinden söz ediyoruz. Bir de tabii ben varım orada poz poz. Hiçbir şey anlamadığımız için İngilizce anlaşıyoruz. İngilizce daha sadeleştirilmiş bir dil midir? Yani genel anlamda, yani enternasyonel bir dil olarak.

Yani İngiliz İngilizcesinden söz etmiyorum tabii. Şöyleymiş, o konuda da değişik bir şeyler var. Türkçe'yi bitirdik, dikkat edersen İngilizce'yle. Türkçe çok hızlı değişen bir dil. İngilizce de hızlı değişiyor çünkü çok göçmen alıyor. Fransızca çok daha geç değişen bir dilmiş. Kırk senede bir değişirmiş. İngilizce beş senede bir yeni birçok kelime alıyor.

Amerikan İngilizcesi mi bunu böyle yapıyor yoksa İngiliz İngilizcesi de mi bunu buradan pay alıyor? İngiliz İngilizcesi de yapıyor ama Amerikan İngilizcesi çok daha fazla yapıyor. Çok daha kısaltıyorlar çünkü yazımı çok basitleştiriyorlar. Mesela O-U olduğu zaman direkt O yapıyor, geçiyor. YouTube falan gibi. Evet, böyle o tarz YouTube gibi şeyler var. See You var.

Öyle şeylerle çok pratikleşti aslında bakıldığında. Şimdi öbür dillere bakarsan İngilizce çok kolay bir dil. Çok kolaylıkla kullanılan, kolaylıkla basitleştirilebilen ve insanın eline güç veren bir dil. Onun için çok rahat kullanılıyor. Ben onun için de yeni nesli anlayabiliyorum. Aralarında falan İngilizce yazışıyorlar artık. Pek hoş. Yani hoş, bir taraftan Türkçe yazık. Türkçeyi bitirdik diyorsun yani. Türkçeyi katlettik hep beraber. Hayır, Türkçeyi o kadar... Yani günümüzde insanın günde kaç kelimeyle konuşuyor sence?

Bilmem. Çok kısıtlı, üç beş bindir herhalde. Beş yüz falan olduğunu düşünüyorum. Beş yüz o kadar değildir. Hadi bin diyelim senin güzel hafların için. Hadi bin diyelim.

Bir şarkıcımız diyelim, bu kaç sene önce bir barda Ayşe Ersay'ın programı çekiyordu. O da daha ilk baş, yeni yeni baş veriyor böyle hiçbir şey değil yani o sırada. O da o programda böyle amatör bir ses formasyonunda böyle yüklüm püklüm bir masada oturuyordu. Ben de programın as solistiyim. Yani solist altı, üstelik Türk Sanat Müziği şarkıcısı bile solist. Yani ben solist, onun benim altımdaydı. Yıllar sonra...

Bir konserdeyiz, o da konser veren şarkıcımızın kulisine gelmiş. Ne haber Ayşegül dedi bana. Yani hiç böyle bir... Samimiyetiniz yok, tanışmadınız bile belki. Hiç bir samimiyetimiz yok, hayır tanışmadık bile. Orada da tanışmamıştık. O bir masada öyle oturuyordu. Yani bir yanağımdan makas almadığı kaldı. O gündür, bu gündür ben bir takığım ona. Yani gayet başarılı çalışmaları da yani işte sözüm ona, bilmiyorum hala hazırda yani... Çok da fazla ipucu vermek istemiyorum. Ben hakikaten merak ettim ama sormayacağım. Formatımı görüyoruz, sorup sormuyoruz. Biz birbirimize söylemiyoruz kim olduğunu. Ben de sana sormuyorum. Böyle bir şey. Yani şu anda bayağı rebaçta. Yani kendi işinin dışında şeyler de yapıyor. O kadar ipucu verebileceğim. Orası benim kafamda. Aa, inanılmaz sinirlendim. Kızdım yani. Peki. Sen anlatmış mıydın anını? Ben efendim yok anadil bir fıkrayla bitirmek istiyorum bu sefer. Nasrettin Hoca geldi. Madem madem dinlerden bahsettik, İngilizceden bahsettik. Hatta böyle içinden İngilizce geçen bir fıkra bu. General MacArthur biliyorsunuz meşhur, efsanevi İkinci Dünya Savaşı'nın Pasifik Cephesi Müttefik Kuvvetleri Komutanı. Geliyor askerlerinin başına, o böyle çok heybetli bir adam. Ve tabii o Pasifik kuvvetleri binbir aksanda İngilizce konuşan askerle dolu. Her yerden asker var. Avustralya'dan Amerika'ya göçmüşler var, İngilizler var, Hintliler var, onlar var, bunlar var falan. Diyor ki, ''Hey soldier, we came here to die!'' diyor. Bir tanesi el kaldırıyor. ''Söyle asker, ne diyeceksin?'' diyor. Asker kalkıyor. ''No sir, we came here yesterday!'' diyor. Tamam, bunu İngilizce bilmeyenlerin dışında kimse anlamadı. Ben o zaman madem askerlikten bahsetmişim, Alev Örten Huni diye bir şeysi varmış. Ah yine teptim mikrofonu. Olsun. Şeyin söyle adını, silahın bir bölümü ya da tüfeğin bilmiyorum. Evet. Böyle tek tek söyletiyormuş bunu yani o ala fortanponi olarak. Duymuş muydun bunu? Bir yerden duymuşum ama sen anlatmış olabilirsin. Asker dedin de o da aklıma geldi. Tamam burada gülmeyin burası gülünecek yer değil. Değil değil ama gez göz arpacıklı şarkım vardı senin bir tane. Sen bugün benim olmayan şarkıları niye bana atfediyorsun acaba? Gez göz arpacık diye mi? İstanbul'a. Ne alakası var tamam bekle sen.

Senin yok muydu öyle bir şarkıdan Şegül? Yok, vallahi yok. Gezgez Arpacık. Arpacık, kalbim atıyor. Yok ayol. Oluyor böyle şeyler. İyi peki, o zaman haftaya tekrar buluşmak üzere. Ayşegül'cüğüm. Fatih'ciğim. İyi ki birlikte olduk. Önümüzdeki hafta başka bir konuyla.

Evet başka bir konuyla yardıracağız Allah'ın izniyle. İsmi lazım değil. İsmi lazım değil ve bir anımızın arasındaki parantezde farklı bir konu konuşacağız. Aynen öyle olacak. Hadi bakalım bye. Bak bye dedik.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)