Podcast

Sadakat

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir yere ya da bir kişiye neden aidiyet duyarız? Aldatmak, aniden terk etmek, vazgeçmek neden bazen iyi gelir bize? Ya da neden hep sadakati ararız? Bir konfor alanı mı oluşturur bizlere, kendimizi güvende mi hissederiz? Bu bölümde sadakat meselesini açık açık konuşuyoruz. Aidiyet ve ihanetteki motivasyonu anlamaya çalışıyoruz.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.756 kelime · ~14 dk okuma

Açık açık, hazır mısın Ayşegül Aldinç? Hazırım, buyurun efendim. Ayşegül Aldinç, itirafla başlıyorum ve hemen sorumu soruyorum. Hiç aldatıldın mı? Çok güzel. Bu soruya evet diye cevap veren insanlar var ama çoğu insanlar... ...bunu rasyonalize ederek, vallahi aldatılmışımdır herhalde ama hiç hissetmedim... ...diye cevap verirler. Ben de bu cevabı verdiğimi düşünüyorum. Böyle göz göre göre, üstüne basa basa böyle bir olay yaşamadım. Bu da bir nevi kendini aldatma olabilir. Ama sadakat konusunda insanların kendilerine yakıştıramadığı, yapıştıramadığı bir şey varsa o da aldatılmış olduklarını düşünme duygusudur diye düşünüyorum.

Yani yaş bir konu bu. Yaş bir konu. Sen ne diyorsun? Ben bu konuya hiç girmeyeceğim. Çünkü aldatıldığımı biliyorum. Ama aldatılma nedir zaten? Yani o da tabii ayrı bir konu. Daha önce konuştuk sanıyorum. Benzer bir konuda, aşkta konuştuk. Aldatma ille beraber olduğun insana gidip bir başkasıyla beraber olması anlamına gelmiyor. Sen onun hayatından gitmişsen zaten... Aslında terk edilmişsin. Aslında biraz aldatılmışsın bir başkası girmişse. Burası acıklı. Evet, bence de acıklı. Ben şunu söylemek isterim. Sadakat konuşacağız değil mi bugün? Sadakat, aslında sadakat ve sadakatsizlik daha çok yani. Sadakat ve sadakatsizlik. Ama bu ille bir kişiye değil, bir nesneye de olabilir. Eşyamıza da olabilir, bir takıma olabilir. Bir ideolojiye olabilir. Benim bir güven sorunum var hayatta. Kendime de çok zor güvenirim. İnsanlara da çok zor güvenirim. Bir düşünceye de çok zor güvenirim. Onun için sadık olmam benim çok uzun bir süreç alıyor. O uzun süreçte ama çok da güzel oynayabilirim. Yani sen hep dersin ya televizyon turnu sol kağıdıdır. İnsana aslında gösterir. Bilmiyorum, kendimi televizyonda görsem belki de o kadar iyi oynamıyorumdur. Belki benim düşüncem öyle ama ben oynadığımı düşünürüm. Arkadaşlığımı sürdürürüm gibi yaparım. O ortamda bulunabilirim ama hiç güvenmem. Onun için de aldatılmam. Onun için de işte bir başkasına giderse ya da bir başkasıyla samimi olursa bir arkadaşım çok içerlemem. Çünkü kendimi ait hissetmemişimdir. Ama hissedersem o zaman üzülürüm.

Bu bir nevi kendini aldatmak da olmuyor mu? Biraz önce saya geldiğin şeyler, kendi duygunla yüzleştiğin zaman, kendine söylediğin... Bir yalan mı acaba? Gibi de olmuyor mu? Sanki sen konuşurken öyle bir şey çıkarttım gibi oldu aradan.

Transkriptin tamamını oku

Bilmiyorum. Oraya çalışmadım henüz. Hangimiz çalıştık ki? Ama beni bu konuda ışık tuttuğun için, bu tarafına dikkat çektiğin için teşekkür ederim. Ama ne kadar dürüstsün bunu söyleyebildiğine. Çünkü kişi kendine güvensizliğinden söz etmez genellikle. Kendine güveniyormuş gibi yapar. Bu da zaten aldatmanın en baş sebebi oluyor. Tabii. Sadakat nedense yani bu konuyu konuşurken biz sürekli bir aldatmadan bahsedeceğiz. Sadakat yerine aldatmadan bahsedeceğiz. Çünkü sadakat konuşulmaz, aldatma konuşulur. Doğru, doğru.

Ama sadakat işte birçok şeye olabiliyor dediğimiz gibi. Niye sadakati konuşmuyoruz? Aslında konuşulacak olan güzel şey sadakat değil mi? Ya nerede o eski Ramazanlar, nerede o eski bayramlar, nerede o eski evlilikler gibi bir şey bu sadakat? Yani annelerimiz, babalarımız ki benimki daha seninkilere göre büyüktü. Hala büyük. Hala büyük.

Onlar da bu sadakat konusu gayet şahane bir şekilde işleyen bir konu idi eskiden. Seçeneklerin çoğalmasıyla aldatma meselesi son derece kendi içinde legalize olmuş vaziyette. Aslında sadakat seksi bir şey. Ödülü çok büyük.

Hem öyle kendine de karşındakine de. Bir de seksi yanı da şu ki, bir partnerini eğer aldatmıyorsan sen... ...başkalarının gözünde de seksi bir pozisyona geliyorsun. Ve kıskanılan, gıpta edilen bir ilişki formasyonuna dönüşüyor... ...senin sergilediğin bu pozisyon. Öyle olduğu zaman da öyle değil midir ki zaten? Evli erkekler, ilişkisi düzgün giden erkekler daha çok talep görür nedense. Bilmiyorum. Öyle bir şey yaşamadım. Yani sen yaşamamış olabilirsin ama genellikle... Haa bunda bir numara bir iş var diye yaklaşıyor sanırım. Ki günümüzün kadınları zaten. Geçmiş olsun. Yani hepimiz için. Evet. Yani şey demeyeyim hani ille evlilikle olayı bağlamayalım ama ille hepimiz... Evlilik derken yani bir ilişkiden bahsediyorum. İlla evlilikle sonuçlanması gerekmeyen herhangi bir ilişki. Daha gençlik yıllarında da daha hercai olduğumuz dönemlerde de hepimiz de aldattık değil mi? Bunun nedenleri neydi? Bunu bir aldatma diye bile de görmemiş olabiliriz belki de. O kadar da naiftik bir yerde.

Yani demlendiği zaman insanlar zamanla bir ilişkinin, yani birbirinin... ...içine geçmek, birbiriyle hemhal olma ilişkisinin çok daha cazip ve çok daha... ...kemmel bir duygu yarattığının farkına varıyor zamanla. Gençlik her cahiliği de beraberinde getiren bir şey. Elimi sallasam ellisi durumu oluyor ya. O demlenmişlik ve artık daha önce yaptığın hataları tekrarlamamaya yönelik olan halin ve ahvalin... Seni daha düzgün ilişkiler kurmaya itiyor. Ama düzgün insan kalmadı. Erkolar kapatılsın. Efendime söyleyeyim tabii. Erkolar kapatılsın diyeceğim, sana ayıp olacak. Öyle bir durum var. Erkek değil artık. Erko onların adı. Vallahi benim ilk gençliğimde de, şimdi de gençim ya. O ilk gençlik lafı da bak, yaş alma falan gibi ne kadar lisansız bir laf. Çok, çok. Efendim, ben küçükken gençliğimde demiyorum. İlk gençliğimde hele hiç demiyorum. Tamam, o gençliğin G'sini de açmıyorsun. Gençliğimde, evet. Açık E. Evet, gençliğimde. Derlerdi ki bugüne kadar gelebilen en tuhaf konulardan bir tanesi erkek kalmadı. Şimdi artık kadın kalmadı versiyonunu yaşıyoruz. Yani kadın o kadar çok ki istenilen kadın kalmadı durumu var. Doğru.

O yüzden Erkolar kapatılsın, yeni genç... Yeni gençliğin ağzındaki bir sakız şu anda. Doğru. Kadın kalmadığı meselesi de çok doğru. Çok duyuyorum arkadaşlarımdan. Ne enteresan. Şimdi erkek ırkı, kadının işvelisini kendinde sever. Yani benim kadının bana işveli olsun. Tabii. Ama dışarıda, işte ben coğrafya öğretmeni severim mesela.

Tayyar giyecek. Böyle eteği bir parça uzun olacak. Ayakkabıları fazla gösterişli olmayacak. Yani böyle adım adım, yani hanım hanım olacak. Gülmesi bile, bizimkine öyle derim bazen, evli kadın gibi gül. Böyle, ahaha yapma, selam. Artık robotlarla ilişki çağında siparişine uygun bir robot bulunabiliyor. Senin değil de, senin gibi düşünen bir Erko varsa. İşte bunlar neden böyle? Çünkü güven eksikliği. Çünkü empati eksikliği. Neden o? Kadın cinayetleri neden işleniyor? Güven eksikliğinden. En birinci konu o. Kadınlar da bunu tabii takmıyorlar. Günümüzün kadınları da aa yapıyor gidiyor. Yani işte her gün bir başkasıyla da deneyebilir günümüzün kadını değil mi? Çok güçlü günümüzün kadını. Farklılıklar da var. Mutlaka. Farklılıklar göz önünde bulundurmalıyız. Böyle tanımlarken... Ki derken ben şöyle şeyler de okuyorum gazetelerde işte yan köyün imamına kaçtı dört çocuğunu da bırakarak falan hani öyle hikayeler de var ille böyle bir sosyoekonomik statüyle de bağlanayalım olayı. Bu reality show adı altında bize kaskallanan...

Gündüz programları var ya, orada kimin eli kimin cebinde. Yani Cem Yılmaz'ın dediği gibi aşçı uşağa, uşak hizmetçiye. Doğru doğru. Hizmetçi bahçıvana, bahçıvan şoföre. Öyle bir durum var tabii tabii. Bayağı var. Böyle aaa falan diyorsun. Arada bir annem bakıyor falan. Böyle tüyler diken. Kendimi nereye kapatacağımı bilmiyorum. Yani o sesler bir de çok fena çok fena. Neyse. Bir tane bir şey okudum bak bir yerde onu sana söyleyeyim. Yani başıma bir şey gelmeyecekse, bak bakları ürkütmeyeceksem.

Bir bilgi aktarımıdır bu. İlla ki öyle değil. Hepiniz benden nefret etmeyin Erkolar. Araştırmalara göre testosteron seviyesi son yıllarda düşüş göstermekteymiş. Bak sen. Yani bu demek değildir ki erkeklik elden gidiyor. Ama çeşitli sebepleri olabilir bunun. Bir aralar böyle komplo teorisyenleri bu gıdalarımızın içine koyuyorlar. O kapalı paketli gıdaların içine koyuyorlar, ediyorlar falan gibi böyle bir şeyler.

Hocam diş macunlarında, olay diş macunlarında. O zaman misvak kullanalım hocam. Evet hocam. Nerede kalmıştık? Aldatılmakta. Aldatılmakta. Bir de bak aldatılmanın en önemli şeyi, insanı mutlu eden yanı, eğer biraz da kıskanç ve paranoyaksan, ben demiştim, duygusunu sana hissettirmesi. Allah'ım ondan daha güzel bir duygu yok. Neymiş? Hadi ya. Bana göre değil, son derece salakça. Kime? Ben demiştim ne demek? Aklıma geldi, bak ben demiştim ben bunu diyor. Başına geliyor, sen çağırıyorsun.

Tamam ya, buna psikolojide bir savunma mekanizması, projective identification. Sen zaten bunun öyle olması için gereken yatırımı yapıyorsun bir şekilde içine. Tamam işte, korktuğum başına geliyor. Korktuğun başına geliyor. Aynı yere dönüyoruz biz. Ama aynı yere dönüyoruz ama bundan azade yaşamıyoruz ki yani. Bir takım şeyleri işte masaya yatırıyoruz. Biz de kendi bakış açımızca. Kendi açık açıklığımızla olabildiği kadar. Burada kimseye bir öneride bulunmuyoruz, bilgi satmıyoruz. Sadece kendi...

...fikirlerimizi çarpıştırmaya çalışıyoruz. Ve gördüklerimizi aksatıyoruz. Ve gördüklerimizi, anılarımızı aksattırıyoruz. Ayşegül, şeyi de hissetmiyor musun? Çok artık hani insanlarda tutarsızlık da var bir şekilde. Kendi içlerinde de çok tutarsızlık var. Empati yoksunluğu var. Şimdi dikkat et, insanlar birbirleriyle konuşmuyorlar, oturuyorlar. Birisi sadece konuşuyor. Çok doğru. Şimdi bu insan... Bağlanmaz ki zaten. Bu insan zaten belli ki anlıyorsun ki zaten anlık hazların peşinde koşan bir canlı türü. E o bir takımı da, bir işte hep gittiği kafeyi de, hep aldığı markayı da, beraber olduğu erkeği de, işte yakın arkadaşını da her an aldatabilir, onlardan vazgeçebilir. Çünkü bir başkası daha ona bir ödül verebilir. Ödül ne olabilir? Anlık seks olabilir.

Bedava kahve olabilir kafe zincirinde. Hep gittiği bilmem işte tekstil mağazası değil de öbüründeki bir alana bir bedava kampanyası olabilir. Dolayısıyla sadakat halinden vazgeçmesi anlıktır onun. An meselesi. Hepimiz de bu tuzaklara düşüyoruz işte zaman zaman. Yoksa ben tuttuğum takımı sonuna kadar sevmek istiyorum. Ülkemin bayrağından hiç vazgeçmek istemiyorum. Ya da ne bileyim buna benzer birçok şey hani belli ideolojilerimiz var diyoruz değil mi? Hayatta bir duruşumuz var. Bunlardan hiç vazgeçmek istemiyorum ama beni cezbediyor işte öbür taraf. Yani her yanımız her duruma müsait diyoruz böyle. Sazcaz durumu yani. Sonra gelsin Feride, Feride. Oradaki çıkışını çok seviyorum bu arada. Orayı

mı diyorsun? Nasıl yapıyorsun Ayşegül, nasıl yapıyorsun? Yapıyorum, yapıyorum. Peki tamam öyle söyledin ama neden cezboluyorsun? Neden cezbediliyor insanlar? Sen neden cezboluyorsun? Ben neden cezboluyorum? Ne güzel söylediniz. İşte o ödül var ya o ödül. Ödül maması gibi bir şey mi? Biz ket miyiz be? Ödül maması, yeni biriyle seks. Yani tabii ben bundan cezboyum. Ben genç bir adamdan bahsediyorum mesela. Evli barklı bir adam da ne güzel toparladı konuyu. Ben yapmam. Ben yapamam böyle şeyler. Hakikaten yapamam. Ama gerçekten o sadakatle sadakatsizlik arasındaki çizgi de kılıçtan ince. O kadar böyle zırt diye kayıverirsin.

Ama onun bile bulunduğun şartlardaki duygunla yani çok memnunsan her şeyden yaşadığın ilişkide bu evlilik ya da evlilik olmaksızın sürdürebildiğin bir ilişki olsun fark etmez. Yani neden başkasına bakabilirsin? Bir onaylanma ihtiyacı değil mi? Narsisizm, onaylanma ihtiyacı. Gençlikte daha fazla olmuyor mu bu? Gençlikte daha fazla. Belli bir yaşa geldikten sonra biraz daha oturmuş, demlenmiş olmuyor musun? Öyle olması gerekiyor ama bir de böyle bir hani andropoz, menopoz zamanında da... Haa, oralar çok tehlikeli. Menopozu bilmem ama andropoz çok tehlikeli. Oralar çok tehlikeli. Oysa, oysa... Örnek verecektim. Buyurun, örneğinizi alalım. Unutma söylediğini. Örneğinizi alalım. Hani böyle motosiklet, Harley Davidson falan kullanıyorlar. Kırlaşmış saçlarını arkadan kuyruk yapıyorlar. Deriler meriler görüyor. Şeylerin kılları ağırmış böyle buraları falan. Göğüsleri. O biraz öyle oluyor. Ama küpeler takılmış iki tane. Ama ay diyorum. Saç boyanmış mı peki? Saç boyanmış mı? Kır kır bırakılmış. Erkeğe kır yakışır denmiş onlara vakti zamanında. Onlar da onun üstüne yatmış. Ama yani saçını boyayan adamlar var ve çok korkunç oluyorlar. Sen kaç yaşındasın belli. Aa saçın niye boyalı oluyor? Boyalı olduğu belli. Neyse o da ayrı bir konu. Şimdi o konuya girmeyelim. Hepimizin öyle hataları olmuş olabilir zaman zaman. Ama sadakatin verdiği bazı ödüller var insanın. Eğer sadık kalabiliyorsak ki Mehmet Sungur psikiyatrist, Mehmet Sungur bunu çok güzel anlatır aslında. Her aldatan, her aldatan en çok kendini aldatır. Bir başkasını değil. Çok doğru ve bak bu aldatmalarda daha çok işte şeysi... ...ne derler, durumu müşahit olmak ki bu lafa da bir ayar olurum ayrıca. Durum derken para mı yoksa... Para sal, para sal. Evi de var, durumu da var. Ama işte paraya durum demişler. Halbuki senin dediğin gibi durum, hal ve tavır falandır. Durumu müşahit olan erkekler bunun bedelini çok ağır ödüyorlar. Evet. Karşılarındakilere hediyeler almakla falan filan. Dizilerde, mizilerde görmüyor muyuz? Hatta iş boşanmaya, yol ayrımına geliyorsa o zaman artık evler mevler gidiyor değil mi? Hani çünkü büyük bir hata var orada. Ama şey diyecektim, ödül çok güzel. Sadık yaşamdaki ödül, o aidiyet hissi. Bu ille hani bir insanlı olan değil. Hep gittiğin yerle de gidersin, gidersin, gidersin. Artık o kadar ait olursun ki oraya. Muhallebici senin ne yediğini zaten bilir. Aynı yere de oturursun. Aynı yere de oturursun. Müsafirlikte de öyledir ya. Hatta bazen derler ki Fatih abi ya senin yerinde şimdi başkası oturdu. Kaldırayım abi falan diyorlar mesela. O kadar da hoşuma gidiyor ki ben bayılırım ait olma duygusuna. Hep aynı berbere gideyim, aynı terziye gideyim. Bende de o sadakat duygusu var o anlamda. Benzincilerim öyle. Hatta o kadar uzun yıllar aynı benzinciye gittim. Benzinci emekli oldu gitti, börek falan götürüyordum evden. Aslında bu da konfor alanına girmiyor mu bir anlamda? Girsin anasını satayım ya. Bu da girsin yani. Ben bu konfor alanını seviyorum. Kimse dokunmasın. Zaten Türkiye'de en çok sevdiğim şey bu benim. Kahvem, insanlarım, dostlarım. Zaten beş kişiyle görüşüyorum. Ne olacak yani? Onlarla da bu güzel ilişki. Sen çok daha fazla insanla görüşüyorsun. Beş kişi bende var. Otoparkçıları tanırım mesela. Hepsini çok severim. Cep telefonları kayıtlı. Biliyorum, biliyorum. İnsanlarla ilişkilerin konusunda başkalarına örnek olabilecek bir adam olduğunu biliyorum. İnsan seviyorum çünkü.

Peki... Ha şey, beş kişiyle falan dedin ya, insan görüştüğü beş kişinin toplamıymış falan. Doğru. Ne diyorsun, doğru mu? Doğru, çok doğru. Sana en yakın beş kişinin ortalamasısın. Ben bazen ağlamak istiyorum böyle bir durumda. Sana en yakın beş kişi kim? Bir tanesi sen olursan biraz bir yol açılabilir. Böyle diyerek beni şey yapma. Benim de ben de doğru bir insan olmayabilirim her zaman yani. Tamam da biz bu işe yapmaya karar verdiğimizden beri daha sık görüşüyoruz. Doğru ve ne kadar güzel oldu. Çok güzel oldu. En sık görüştüğüm beş kişiden biri değilsin. Yani şimdiden sonra olacaksın inşallah. Olduk artık. Sadakatsiz insan verdiği sözlerden de çok çabuk cayar. Dikkat et, başkasına sadakatsiz olan insan sana da sadakatsiz olur. Başkasına sadakatsiz olan insan gelir sana dedikodu yapar. Dikkat et, senin dedikodunu da başkasına yapar. Başkasının dedikodusunu sana anlatanın, senin ona verdiğin doneleri başkasıyla paylaşması garantidir. Şimdi ben de bir done paylaşayım o zaman. Haydi. Geldi, ismi lazım değil, bir anı konusuna. Bir anı efendim, anlatayım, şöyle anlatayım. Benim çok sevgili bir arkadaşım var.

İsmi lazım değil. Ama çok severim herifi de. Benim bin yıllık arkadaşım. Bu bir araba yedek parçası işi falan yapıyor. Yıllardır görüşüyoruz. Almanya'da fuara gidecek. Evli. İki tane çocuğu var falan. Biz oturduk, kokoreç yiyoruz beraber. Bir web sitesi açtı. Almanya'daki randevu evinin web sitesi.

Ve dört gece kalacak. Oradaki randevu evlerinde gece kalınabiliyormuş Ayşegül. Aynı zamanda otel hizmeti veriyor. Aynı zamanda sauna, aynı zamanda randevu evi, her şey yani üçü bir arada. Öyle bir sistem var. Ve buradan seçiyor hepsini ve dört gece için beraber seçtik. İşte bir tane faslı, bir tane romen, bir tane rus, bir tane de afrika. Ne lazım değil, bu itiraf köşesi gibi bir şey oldu. Sen de mi varsın eşin içinde? Ben değilim, ben yokum. Beraber bakıyoruz sadece. Öyle de de, paklar ürkmesin. Ben yokum. Bu neyse gitti. Geldiği gün de uçaktan inecek ve beraber buluşacağız. Eşi de gelecek. Geldi, biz hep birlikte buluştuk. Eşi dedi ki, ay canım dedi, nasıl geçti, ne çok yorulmuşsundur dedi. Ya bu nasıl pişkin bir herif, ne dedi eşine biliyor musun karısına? Ay karıcım dedi, sorma dedi. Her gece başka kadın, her gece başka kadın. Mahvoldum dedi. Karısı da şöyle yaptı adını söyleyerek. Ali diyelim mesela adı. Aman Ali ne komiksin. Hahaha yaptı. Oturduk yemek yedik. Bu çok acayip bir şey. Yıllar önce bana anlatılan bir şey. Aynı bu şekilde finali bu. Fıkranın sonunu söylemiş gibi oluyorum şu anda farkındayım da. Bir tiyatro sanatçımız şu anda hayatta değil. Kocası da oyuncu. Bunlar Paris'te bir otelde kalıyorlar. Kadın dönüyor, dönüyor, dönüyor. Aynı yatakta yatıyorlar doğal olarak. Çok sıkıldım ben biraz aşağı ineyim diyor. Rezepsiyona iniyor. Orada bir zenciyle böyle göz göze geliyor ve işi pişiriyorlar.

Ondan sonra geliyor, süzülüyor, adamın yanına yatıyor. Adam da tabii yatak sallandığı için, aa... ...şey, neredeydin falan diyor. Fark etmiş, pardon. Yani neredeydin baktım, yoktum falan diyor. Aa diyor, resepsiyona aşağıya indim diyor, lobide. Bir tane zenci gördüm diyor. Onunla beraber oldum, geldim diyor. Allah müstahakkını vermesin, ne komik kadınsın deyip dönüp bu tarafa yatıyor. Ama hep böyle mi ceryan ediyor bu işler? Anlaşınca hemen aklıma geldi. Başka bir şey düşünmüştüm. Bu işler demek ki böyle ceryan ediyor. Bu arada zenci demiyoruz. Afrika kökenli mi desek mesela ama zenci diyelim biz. Yani biz açık açık böyle konuşuyoruz. Peki bir daha deme.

Bu böyle anlatılır. Fakat ne enteresan, insanlar demek ki böyle söyleyince açık açık... ...inanmıyorlar. Evet, öyledir. O iş öyledir. Yani bir yalanı açık açık söylediğinde karşıdaki ona inanmaz. Çünkü inanmamayı seçiyor herhalde. Çok enteresan. Ne enteresan. Açık açık konuştuk. Peki, sadakatsiz insanlardan uzak durun. Sadakatsiz insanlardan uzak durun. Falan gibi sıkıcı bir şey söyleyeceğim şimdi. Hayır, hiç öyle bir şey söylemiyorum. Didaktik değiliz. Didaktik olmuyor. Ders vermiyoruz. Herkes kendini bilsin. Hepimiz kendimizi biliyoruz. Hepimizin bir sürü açmazı var hayatta. Doğru yolu buluruz hepimiz ya. Yani umarım buluruz ama sadakat konusu günümüzün ilişkilerinde maalesef pratik desen sallanmakta durumu yaratıyor. Doğru. Allah izah etsin efendim.

Hepimize efendim. Amin cümlemize. Ağzınıza sağlık Ayşegül Abdi. Sizin de Fatih Türkmen oldu. Görüşmek dileğiyle haftaya. Hadi inşallah. Pod B'de.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)