Podcast

Başarının Seksiliği ve Anti-kahramanlar: Mourinho Hepsi mi Hiçbiri mi?

Bakıcaz

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bakıcaz’ın bu bölümünde Serdar Ali Çelikler ve Korhan Yılmaz, Mourinho’dan İran sinemasına kadar oldukça geniş bir yelpazede sohbet ediyor ve Saruman’a hakkını teslim ederek bölümü sonlandırıyorlar.

Keyifli dinlemeler!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.170 kelime · ~21 dk okuma

7 Mayıs 2025 gününden tüm Pod B dinleyicilerine selamlar sunarak başlıyoruz. Korhancım nasılsın? Sağ ol abi sen nasılsın? İyiyim. Korhan'ı tanıyorsunuz artık. Bakalım bugün neye bakacağız? Kaybedenler dedik ama. Dedik evet. Yazık oldu be. İdolüle tanışma diye bir laf var ya. Evet. Hakikaten şey benim başıma geldi biliyor musun? Nedir abi başına gelen?

Yani ben bu spor camiasına girmeden evvel, o zaman normal, genç, böyle hedefleri, idealleri olan bir gazeteciydim. Başka birimlerde çalışıyordum. Gazetelerin başka birimlerinde. Üç tane, isim vermeyeceğim tabii. Üç tane büyük idolüm vardı. Biri futbolcu, biri teknik direktör, biri de meslek büyüğüm gibi düşünebilirsin. Yani meslekte işte şu abimiz gibi olacağım. İsim alma imkanımız yok yani. Yok. İşte şu büyük hoca veya şu yaptığı çok iyiydi falan.

Ondan sonra ben hepsiyle tanıştım. Yani onlar en büyük idollerim olmakla beraber başka idollerim de vardı. Onlarla, hepsiyle tanıştım. Bir kısmıyla çalıştım. O idolünle tanışmayacaksın şey, maalesef büyük yoramda doğru. Bunu Mourinho'dan yola çıkarak mı söylüyorsun? Bunu Mourinho'ya bağlayacağım şimdi, evet. Ona da hastaydım. Gerçekten çok mu beğeniyordun? Büyük hayranıydım, çok beğeniyordum. Neyini beğeniyordun abi? Ben ters kahraman, yani ne antik kahraman seviyorum. Antik kahraman. Jokerciyim ben. Darth Vaderciyim. Mesela... Ama bir yandan da Real Madrid var. Onlar pek antik ahraman değil. Güçlü ve zenginin yanında olacaksın bazen. Her zaman antik ahraman olmana gerek yok. Çünkü genellikle bu tip antik ahramanların bir kısmının hikayesinde aslında çok net ve ihmal edilmemesi gereken bir başarı öyküsü de var.

Transkriptin tamamını oku

Bir ikincisi zaten konuyu izlettiren de onlar. Yani diğer o karakterlerin iyi kısımları çok sıkıcı. Mesela Severus hep adamdır. Ama onu uzun zaman şey sandık. Adamın dibidir hatta. Ama uzun zaman kötü birisi sandık. Aynen öyle. Ama hikayesini dinleyince şey oluyorsun. Empati kuruyorsun. Empati kuruyorsun. Şimdi bu da sen hep tercumansın diye aşağılanan bir adam. Sen hep tercumandın, tercuman kalacaksın. Tabii Charlton'un yanında galiba değil mi? En başta. Yani rakip türbünlerde evet. Rakip türbünlerde bu tezahüratları duyan bir adam bu. Sen tercumandın ve tercuman kalacaksın falan. Bobby Charlton yalnız sadece İngilizce bilden biri olarak başlayan. Ondan sonra Bobby Charlton'un onun önünü açmasıyla bazı taktikleri varsa ona düzeyinde değerlendirebilen. Bobby Charlton değil ya, Bobby Charlton Bizan'dı. Bobby Robson. Bobby Robson özür dilerim doğru. Bobby Charlton futbolcuydu galiba. Toprak Bol olsun Bizan'dı. Doğru diyorum. Sir Bobby Charlton. Her şeyi karıştırdım ben abi şu an. Önemli değil. Bobby Robson buna diyor ki gel birader sen tercümansın falan ama var sende bir yetenek. Ondan sonra onun önünü açıyor biraz. İşte ondan sonra biliyorsun ki Bobby Robson'ın olayı bittikten sonra var. Sonra Leyla anlaşması bittikten sonra.

Var ya, hem de memleketime dönüp deyip, Union Leira diye bir uçukçaplı bir takımı çalıştırıyor. Orada başarılı oluyor, kupayı alıyor falan. Şimdi Portekiz ikinci liginde. Önce Benfica tabii. Benfica da başarısız oluyor, kovuluyor. Sonra Union Leira, ondan sonra Porto. İşte Porto'da başlıyor. Ama çok uzun zaman adama, sen tercümansın dediler. Yani o şeylere rağmen, yani Çelsi'ye gidip Porto'yla Avrupa şampiyonu olmalar, Çelsi'yle İngiltere ligi, elli beş sene sonra şampiyon olmalara rağmen. Bu arada kariyer zirvesi bence Chelsea. Bence Real Madrid. Öyle mi diyorsun abi? Bana Chelsea daha böyle ikonik, hiç yenilmeyecekmiş gibi geliyordu o dönemler. Zaten Real Madrid'e gelene kadar, Benfica, Leyra, Porto, Chelsea kariyerinde, Real Madrid'teki ilk yılının da yarısına kadar hiçbir iç sahamaçını kaybetmemişti. İnanılmaz. Hiçbir iç sahamaçını. Bir tane bile mağlubiyeti yoktu. Sonra Real Madrid'e geldi, Sporting Gion'a yenildi.

Evet. Ama neden Real Madrid'dir kariyer zirvesi? Şundan, bana göre herhalde birçok futbol izleyicisine göre de öyledir. Tarihin en büyük takımıdır o, Guardiola'nın yani. 2006'dan sonra başlayıp... Barcelona değil mi? Yani 2006'dan, 2007'den başlayıp işte 2020'lere, 15'lere kadar getirilen o dönem. Olağanüstü bir Barcelona ve tarihin en iyi takımı o. Yani o bir süreç o. Sen de pek seversin Guardiola'yı.

Ben de Guardioloyu sevmem ama hakikaten bir devrimcidir o, bir gerçek. Doğru. Futbolu başka bir yöne çevirdi. Gerçek, gerçek bir devrimcidir. Yani en son bir şey yapan adam o. Evet. Farklı bir şey yapan adam o. O takımı allem etti, kallem etti, yendi abi. Tabii önüne geçti. O takımı allem etti, kallem etti, onun yolunu kesti yani. O yüzden orada çok başarılıydı. Ondan sonra ne, bir daha çalıştı. Gene şampiyonluk falan ama artık o eski Bonio değildi tabii.

Ama bunları yaparken hep bütçe vardı elinde. Ama oradaki o iletişim şekli... Fenerbahçe'ye gelince aslında şundan mutlu olmuştum. İlk defa konfor alanı dışına çıkıyor. Premier League'de seviliyor. Medyası çok kuvvetli. Tottenham'da kupa finali yaptı. Kupa finalinden alacaktım ben kupayı. Bilmem kaç sene sonra Tottenham'a kupa kazandıracaktım. Beni kovdular falan. Yedireceği hikayeler vardı yani. Doğru, öyle ama bende şahsi fikrim Manchester United'dan sonra düşüşe geçti. Tabii tabii, kesin öyle. O kesin.

Orası gene onun biraz daha sığınaklı alanıydı, korunaklı alanıydı. İtalya'da Roma'ya gitti. Roma'da karşılamasını falan hatırlamak lazım yani. Roma şehri hayat durdu o gün. Evet. Burada da öyle oldu gerçi. Tarihin ilk kupasını aldı şey, Roma. İlk Avrupa Kupası'nı aldı. Abi hala bitmemiş yani. Adamın bitmiş hali bile Roma'da konferans ligi seviyesinde şampiyon yapıyor dedik. Tabii uzun zamandır kupa almayan bir takım bile. Uzun zamandır hayatında Avrupa Kupası almamış takımın ilk Avrupa Kupası. Rakibi de Arne Snow'un Feyenoord'u.

Arnavut ondan sonra Liverpool'a gitti yani. Ulan bu herif bu Feyenoord'u yaptıysa bize de neler yapar falan dediler yani. Neyse, Fener'e geldiğimde şey demiştim yani, biraz daha konfor alanının dışında bir yere geldi. Hani daha sert bir yere, daha kuralların farklı yapıldığı bir yere, daha... Onun egosuna dokunacak insanların oldu. Yani böyle medyada falan öyle çok saygılı duyulmayacağı da bir yere geldi falan. Hani bir iki kişinin hadi lan sen de falan diyebileceği bir yere geldi. Burada belki yeniden kendisini antikahraman yapan o genlerine döner dedim ama. Büyük de bir baş şeyi vardı, nemesisi vardı Galatasaray. Bütün şartlar hazırdı aslında yani. Hem onu geçerek de o antikahraman şeyine ulaşabilirdi ama çok antikahraman oldu bu sefer de abi. Hiç futbol konuşmadı burada. Ya futbol konuşmasın geçtim onu. Futbol göstermedi de yani. Maalesef göstermedi de. Beni asıl üzen şey. Gerçekten üzüldüm adama biliyor musun? Yani kendime üzülüyorum yani. Şimdi bir kahramanım var. Kime üzüldün abi? Mourinho'ya.

Abi yılda on buçuk milyon euro alıyor ya. Yok ya o anlamda üzülmüyorum. Şöyle üzülüyorum yani. Kendime üzülüyorum aslında biraz belki de. Bakın bunu tartışalım. Acaba başkasına üzülürken kendimize mi üzülüyoruz? Böyle felsefi bir tartışma yapalım. Olabilir. Şundan üzüldüm. Ulan benim ya böyle insanın hani çok sevdiği dayısı amcası falan gözünün önünde erir ya. Üzülürsün böyle yani.

Ne hale geldi bu? Bir zamanlar mahalleyi titreten amcam falan. Evet. Bütün kadınların sevgilisi dayıma bak falan diye. Hani öyle birden adam çöker ya, sen de böyle içten içe üzülürsün. Aslında o biraz da kendinin de geleceğinde olabilme ihtimali olan bir şey görürsün falan. O yüzden üzüldüm yani. Olabilir, o başarılı. Bir de bu yaşlı amcalar gibi çeneye de vurdu bunun da yani, o da var yani. Ya bende o biraz bir ciddiye almama durumu vardı. Sen mesela şeyini düzelttin, kılık kıyafetini. Yani oradan başlamıştı o iş zaten. Tabii canım ya, tabii tabii. Yani... Tabii canım ya, kılık kıyafet önemli. Şilet gibi, flinta gibi adam burada Akçay yazlıkçısı gibi dolaşıyordu. Bir takım magazinsel duyumlarımız vardı tabii Roma'da. Bir çeşit bazı yan yollara saptığına dair duyumlarımız vardı da. Öyle yapan adam bu halde olmaz. Değil mi? Yani bir takım yan yollara sapmış adamın. Üstü başı düzgün olur. Şimdi özel hayatına girmeyelim. Deşmeyelim. Evet ama ne dedim yani böyle sakal bir karış, saç dağılmış, üst baş pejmurda. Hakikaten çay yazdıkçısı yani. İyice bir kolsuz atlet giyse tam yani. Aynen öyle. Biraz da ama Fenerbahçe'nin yapısı içinde bulunduğu durum mu buna yol açtı yoksa... Bak bu da güzel konu.

Acaba bulunduğu ortam mı buna çevirdi? Yoksa bitik miydi? Galatasaray'a gelse yine aynı bu şekilde mi olurdu? Tabii bunlar hep varsayım ama... Galatasaray gelse böyle olmayabilirdi. ...biraz da sanki yönetim buna yer açtı gibi geliyor bana açıkçası. Yönetim işini kolaylaştırdı tabii. Yani işte bir yapı var, mapı var. Zaten biz olamayız zaten. Hayır yok, bahaneyi zaten verdi. Onu da elli kere söylediler de şey de vardı. Yani yaptığı açıklamaların üstüne acaba hiç gidip konuştular mı? Ya hocam iyi yapıyorsun da her maçtan sonra topu başka yere atıyorsun. Yani ben ilgilendiklerini biliyorum. Öyle mi? Konuştular mı konuşmadılar mı onu bilmiyorum. Yani ilgilenen insanlar da değişti süreçte. Yani Ali Bey standart kalmak kaydıyla. İşte Acun bir dönem çok ilgilendi. Son dönemlerde Hakan Safi Bey. Birebir yakın markajda. Nişantaşı gezmeleri, yemekleri falan doğrusunu yapıyor bu arada. İyi bir şey yapıyor yani. Eleştirmek için söylemiyorum ama.

Söylemişlerdir herhalde. Senin dediğini yapmışlardır herhalde. Peki senin bu anti kahraman Morinho artık bu son noktası mı? Bu saatten sonra şey olur mu? İflah olur mu yani? Roma'da birisi şey demiş, Fener'e gelirken siz de görürsün yani siz de anlayın bittiğini diye. Şimdi onun bittiğini anlama sırası sizde gibi bir cümle yapmış.

Anladım. Bir cümle söylemişim. Bir sonraki anlayacak istasyon Arabistan olabilir o zaman. Vallahi artık ne olursa olsun ama hani benim güzel mahallemizin abisi, dayımız, amcamız neyse öz dayımız, öz amcamız. Onun gözümüzün önünde eğrimesini ben üzülüyorum yani. Fenerbahçelilikten öte üzülüyorum. Başka bir takımda böyle bir şey Beşiktaş'a, Galatasaray'a gelip bu hale olsaydı da üzülürdüm. Ya insanın babasının kahraman olmadığını anladığı bir an gibi herhalde. Tabii insan babası evet çocuklar için kahramandır. Bir söz olmadığını anlıyorsun ama o kadar baba figürü değilse de hani böyle çok saygı duyduğun sevdiğin bilmem ne abi de çok güzel abimizdir filan dediğin abimiz. Jilet abi Ahmet güzel bir abimizdi. Adabı giyinmeyi bilirdi var ya. Evet masaya şöyle otururdu. Otururdu falan işte bu Jilet artık yok.

Durumu biraz. Ona üzülüyorsun tabii. Peki artık kim var abi? Kim olacak? Yani sanki böyle her şeyi yaptı gibi. Yok, bence yeni biri yok ya. Yani var olanlar üzerinde bir devrim lazım futbola gene. En son devrimi Guardiola yaptı ama başka devrimci yok şu an, gördüğüm yok. Yok, bir sonraki devrimci bence Fenerbahçe'yi şampiyon yapacak kişi. Yani o kişi kim? Ha, Fener'e gelecek o. Evet. Orada Fener'e girdik mi çıkamayız. Öyle mi? Fener'e haftaya geniş girelim. Niye? Çünkü bugün 7 Mayıs. Alibeyli'ler falan konuşmadan yapıyoruz bu programı daha. Onu bir açıklamasını yapsın. Bakalım ne diyor. Çünkü orada Fener'da Mourinho'yla vesaireyle açıklanabilecek bir durum yok yani. Fener'in durumu kendine özel bir şey. Bir de Mourinho'nunki var, bir de Fenerbaşı var. Mourinho'nun durumu biraz kendine özel bir şey. Ne oluyor böyle kaybedince insan? Bir gün bir arkadaşımla yemek yiyordum. O kıyafetlerinin senin deyiminin Akça yazlıkçısı olduğu dönemde. Lan dedim, o da iyi Fenerli. O da böyle... Good Life Guide gibi bir şey var. Hem gusto sahibi biri hem de böyle bir... Profesyon. Profesyon bununla ilgili. Uzmanlık alanı. Evet. Dedi ki, ya adam işte bir kere de insan kaybetmeye başladı mı fiziken de itiyor şeyini. Dirancını, görünüşünü. Fiziken de çekiciliğini, cazibesini itiriyor.

Ondan sonra düşündüm, hakikaten başarılı olma halinin seksi değil ya. Olmama halinin verdiği o şey, üstüne yapışmanın durum. Ya bu Morinya'nın özelinde geçerli mi bilmiyorum. Tabii tabii genel, yok bu genel. Genel. Genel bir durumu. Tabii canım. Yani başarısızlığın tabii kriterinin ne olduğunu bilmiyorum ama insan o istediği şeyi elde edemedikçe... Kendi içindedir canım başarı yani. Tabii ki. Senin başarın sana göre bir şeydir, benimki başkadır. Yani sürdürülebilir. Bir adam otuz sene çalışmış, evine bakmış. Ekmeğini götürmüş, çocuğunu büyütmüş, okutmuş. Başarılı işte o adam, başarılı işte. Başarılı adam ne olacak başka? Öyle de yani... Veya kadın. Tabii başarı o kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişiyor. Yani yine ben Mourinho'ya dönüyorum. Bu konuyu ondan bağımsız konuşuyoruz ama başarısızlıktan değil de olmak istemediği yerde olmaktan da insan bu hale gelebilir. Yani biraz özgürlük dediğin şey kendi alanını kurmakla alakalı olduğu için yani o an istediğini yapabilmekle bence büyük ihtimalle en başından beri burada olmak istemiyordu yani. O hali Türkiye, Türkiye Ligi bu durumun içinde olmak istemiyor. Son paramı kazanayım da artık emeklilik hayatına çıkayım gibi bir havası da var bence. Yani çünkü ben hiç zannetmiyorum ki kendisini başarısız olarak tanımlasın. Kendisini tanımlamaz da dışarıya öyle tanımlamaz, içeriye söylediğin önemli. Yani batırdın oğlumu kendi kendine söylüyordur herhalde. Söylüyor mudur? Ben hiç zannetmiyorum. Söylemiyorsa o yüzden batıyor zaten.

Yani bana o iki kişi de şu anda Fenerbahçe'deki en etkin kişi de biraz narsistmiş gibi geliyor ikisi de bana yani o konular. Birinden eminiz de öbürünü Orun Yodan bilmiyorum, onu bilemiyorum. Sen hiç öyle aynayla konuşur musun kendi kendine? Çocukken daha çok konuşuyordum ama artık aynayla değil normal bir durumda kendi kendime konuşuyorum. Mesela batırdın oğlum der misin kendine?

Yani o kadar Amerikan varı söylemem de yani kafamı... Biz de söyleyemiyoruz yayında olduğumuz için. Tabii derim derim. Biz de öyle batırdın demiyoruz yani başka bir türlü söylüyoruz. Ulan burada da bu işte de içine ettik falan diyor musun? Tabii tabii canım. Ben de diyorum. Çok kendine karşı dürüst olmak çok güzel bir şey ya. Empati kurabilmek, dürüst olmak o tip durumlardan sıyrılmanın en kolay yolu abi. Kendini bilmen lazım yani. Evet. Ben ne yaptım ki dedim mi daha kötü oluyor ya. Çok geldi benim başıma.

Yani yıllardır televizyondasın yorumcu olarak vesaire olarak. Yok kendime çok kızıyorum ben. Ne konuda abi? Birçok konuda. Ulan bunun da kıçını kaldırdım diyorum mesela. Yolda şimdi gelirken birini düşünüyordum. Beni mi? Yok seni değil birini düşünüyordum. Benim senin yüzünden işte bunun da bu kadar... ...kıçını kaldırdın ondan böyle yaptı sana falan diyorum şimdi mesela. O tip şeylerde de çok kızıyorum kendime. Ama şey gibi. Bazen mesela şey bende şey çok olur ya. Bu öz eleştiri özür dilerim. Böyle şey olur ya. Ya ben ne kaybediyorsam dürüstlüğümden kaybediyorum. Mesela bence bir öz eleştiri değil bu. Hala orada. Bir ego var. Tabii ben dürüstüm. Yok ama ben hakikaten kıçını kaldırmıştım yani. Kaybettiğinden anlar mısın yani abiciğim? Tabii tabii.

Bir de şöyle. Mecbur anlayacaksın. Anlayamıyorsun ne yapacaksın. Ortada ortaya her şey. Bir de ben kendime şeyden çok kızıyorum bazen. Bu çok insanda vardır diye düşünüyorum. Ulan keşke bunu deseydim ya. Bak o kadar konuştuk adamla. Tartıştık. Keşke şimdi şu lafta içimde kalmasaydı.

O sonradan olayın sıcaklığı ile mantıklı düşününce akla gelen şeyler. Sonra var ya bir düşünüyorum. 3 gün falan onunla uğraşıyorum. O anı bir daha yaşıyorum. Oturuyorum adamla karşılıklı. Aynı ortamdayım. Bir de o cümleyi söylüyorum. Tam da böyle filmlerdeki gibi adam kalıyor falan. Denzel Washington gibi. Adam da kalıyor mesela. Hiçbir şey söylemiyor falan. Hani böyle hayaller kuruyorum bazen. Basıp gidiyorsun ona. Mesela bu bile kendi kendine konuşma aslında. Bunları yapıyorum ben. Yani sonuçta iletişim zor bir şey abi. Bir de sürekli insanlarla muhatap oluyorsun. Birçok mikro pişmanlık yaşıyorsundur yani hayatının içerisinde. Ya şimdi adamla oturuyorsun, bir şey konuşuyorsun. Diyelim iş, güç, tartışma bir şey yani bir şey. Herhangi bir şey. Ulan keşke şunu da şöyle Zuman'a söyleseydim falan. Ya da şu hamleyi yapsaydım. Çok yaşıyorum ben onu.

Peki Morinho ile karşılıklı gelsen ne söylemek isterdin abi? Keşke söyleseydin. Önce bir sarılırım, üzgünüm senin için derim. Ya. Senin için üzgünüm derim. Çok üzüldüm senin için. Seni çok seviyordum. Seni çok seviyorum, hala da çok seviyorum ama. Bizi niye sevmedin gibi bir şey çıkıyor. Neyse artık, neyse artık falan derim. Bizi niye sevmedin demezdim yani. Niye sevmedinin şeyi yok. Cevabı da yok ki. Peki abi sen böyle içeriden falan kaynakları olan bir insansın. Bu camianın içindesin. Sence Ali Koç diyor mudur bunu kendi kendine? Az önce sorduğun soruyu. Ya sen bu konuda hata yaptın oğlum. Öyle bir durumu var mı sence? Demiyordur bence. Bence o yüzden yedi senedir böyle.

Öyle mi? Tabii. İki kere deseydi bunu düzelirdi. Sanki mesela Aziz Yıldırım o durumu aşmış gibi biraz. Bana eskiden sorsalardı ben Aziz Yıldırım için de aynı şeyi söylerdim. Bilmiyorum, bilmiyorum. Yani sonuçta ben bu konuda hata yaptım. Şimdi Aziz Yıldırım ile Ali Koç arasında temel fark şu.

Aziz Yıldırım'ı gönderdi bu camiye. Kötü gönderdi bir de. Bayağı bir farkla, hak etmediği şekilde. Dayakla gönderdi. Daha Ali Koç'u gönderen yok. Değil mi? Tabii. Orada fark var. Dördüncü sene. Yani Aziz Bey birazcık daha olgunlaştıysa, o yaştan sonra insan her yaş olgunlaşabilir. O dayağın etkisi var. Zaten kalkamadı altından iki, üç sene. Aziz Yıldırım. Tabii. Yani dört bin olur mu? Sonra da bambaşka bir insan olarak geri döndüm. Yani on altı bine dört bin olur mu abi? Olmaz yani. Kaybetmek var, kaybetmek var yani.

Bir daha karşılıklı aday görür müyüz onları bir kongreden? Şu aşamada, bugün tarihle yok. Belki ama bu yayınlandığı tarihte belki de adaydır. Bilemiyoruz, o zaman konuşuruz. Çünkü biz biliyorsun birkaç gün öncesinden çekiyoruz. Ondan sonra yayınlanıyor. Neyse boşver Aziz Bey'i. Ne bileyim aklımı benim hep Fenerbahçe'ye koy abi. Niye kaydı? Kayma kardeşim. Onları kaybedenlerden bahsediyoruz. Bir de kaybedenleri konuşmak keyifli oluyor abi. Kazananlar genelde konuşulmaz biliyorsun.

Kazanan da konuşuluyor ya. Konuşulur kazanan. Ya üstün körü geçilir yani o. Galatasaray'ın konuşulmama sebeplerinden birisi de o bence. Öbürünün şeyi daha çok. Yani... Ya insanlar galiba kaybetmenin yanı sıra bir de başkasının kaybediyor oluşundan keyif alıyorlar şu sıralarda. Bazen öyle de o şöyle. Sadece negatif konuşulmuyor canım yani. Onu sen, senin okuman öyle. Çünkü biz medyadan böyle alışmışız.

Negatif unsurlar veya negatif kritikler mi? Genel olarak hayatın her anında artık böyle olduğunu düşünüyorum yani. Kaybedenin reytingi yüksek artık. Yani durum bu. Neyse. Bence insanlar bu bölümden ne almış olabilirler sence? Yani ne istiyorlarsa. Kendinizle konuşun. Hata yaptığınız zaman kendinizle konuşmak normal bir davranıştır. Bunu yapan çok insan var. Sesli olmamak kaydıyla. İdollerinizle tanışmayın. İdollerle tanışınca bazen şeyler olabiliyor. Bir takım ayak kırıklıkları olabiliyor. Evet. Bir de mahallemizin güzel abileri zaman içerisinde kaybedene dönüşebiliyor. Yaşlanabiliyorlar. Onu da güzel anılarla hatırlayalım. Değil mi? Evet. Bunlar çıktı ortaya. Keşke gelmeseydi diyor musun abi? Başka yerde de bitse üzdürdüm. Öyle mi? Tabii. Bu kadar ama derinden şey yapmadım. Sen olayı sürekli Fener'e getirmeye çalışıyorsun. Gelmiyor. Yani Fener'le ilgisi olmadığını anlatamadım sana bir türlü. Olsun. İşte bu da senin psikolojik saraylılığın yüzünden. Olabilir ya. O antifenerlik damarından dolayı yani. Tabii. Onu da fark ettim yani. İstemiyorum yani. Oraya da atıyorum adam ne bileyim. Laz yola da başarısız olsa üzülürdüm yani. Bu kadar üzülmezdin abi. Bu kadar üzülürdüm abi. Hiç imkan yok. Vallahi bu kadar üzülürdüm. Şu an kendini kandırıyorsun abi. Gerçekten üzülürdüm abi. Öyle mi? Bitmiş abi. Bizim baba da bitti artık be filan derdim yani. Tabii ama yakınımda olunca daha rahat görüyorum onu. Evet, birebir yaşıyorsun. Onu daha rahat görüyorum. Ben hiç üzülmedim abi ya, o kadar sevmiyordum zaten. Öyle mi? Hani şey değilim, bir hayranlığım yoktu morun ya. Sen kimi mesela be Elif? Senin idolun kim mesela futbolda? Futbolda. Teknik direktör profili olarak. Ya da sevdiğin, ulan bu çok seviyorum dediğin adam. Raymond Domenech abi.

Raymond Domenech mi? Evet. Bisikletle falan tesislere gidip geliyordu. İşte takımı yaparken falcılara, yıldızlara soran. Koskoca Fransa'yı 1-0-0-0 oynatan uyuz bir adamdı. Ama o uyuzluğu benim hoşuma gidiyordu yani. Kimse de bir şey yapamıyordu. Sonuçta finale falan çıkardı Fransa'yı. Hatırlar mısın Raymond Domenech'i? Raymond Domenech Dünya Kupası'ndan sonra kovuldu biliyorsun. Kavga çıktık. 2010. Fransızların hatası. 2010 Dünya Kupası'nda şey oldu biliyorsun. Patrice Evra. Bayağı mevzular çıktı. Bunu dövüyorlardı neredeyse yani. Bir ırkçılık iddiası vardı da ben katılmıyordum. Bir tek oluyor, ırkçılık değil. Bu böyle takımda şeydi, idman midman saçmalıkları vardı ama senin bu zorlama kahramanlıkların ne olacak? Zorlama değil abi. Direkt söyledim farkındaysan. Sen niye seviyorsun adamı? Bisikletle işe gittiği için mi? Yok o işte ilginç bir karakter yani. Onun gibi kaç tane karakter var? Felix Magat falan. Bunları seviyor. Asker gibi eğitiyor topçuları. Hem bu kadar para alıyorsan milleti rahat bırakamazsın abi. Darlayacaksın yani. Ve komando eğitimine de gerek yok herhalde. Var var. Var mı diyorsun? Tabii. Domenech da mı ama aksi bir örnek buna. O da yapıyor abi. Yok öyle komando eğitimi falan yok abi onda o. O kadar yok da işte onda anti yani futbolcuyla bir şeyi var. O anti kahraman benim için o. Yani futbolu da... Ulan senin patronu sana böyle yapsa ajansta isyan edersin. Ama başkasına yapınca hoşuna gidiyor. Aynen öyle abi. Niye? Servet düşmanısın çünkü. Hayır, hayat da böyle bir şey. Herkes böyle işliyor bence mantık olarak yani. Nasıl böyle işte? Bir de anlat. Güzel bölüm. Hayat nasıl böyle yani? Yani birisi kaybedecek ki sen o sıradama da üste geçeceksin. Yani sen zaten çok elde bir edinim yapamıyorsan şu hayatta ki insanların yüzde sekseni böyle başarısız. Başkasının başarısızlıklarıyla. Tamam. Biraz kendini yukarıda göreceksin. Tamam, bunu domenekle nasıl bağladık domeneke? Domenekle alakalı. Hayattaki her şeyi buna bağlamıyorum abi. Raymond Domenech benim için özel. O ayrı bir şey diyorsun. Aynen. O ayrı bir şey. Yani o maçların kısır geçmesi, insanların uyuz olması, Fransızları ayar etmiş olması beni hoşuma gidiyor yani. Çok böyle mantıklı olarak açıklayamam bunu. Domenech ama. Herkes hatırlamaz Domenech'i. Ben hatırladım. Tipi de uyuzlar bir de. Evet. Değişik bir tipi bu arada. Ensesinde saçlar vardı. Evet evet böyle. Tuhaf bir tipti, böyle enteresan bir gözlüğü vardı. Çok konuşmazmış. Fransız film karakterlerine benziyordu doğru söylüyorsun. Evet. Bir ara Fransız filmleri falan mı konuşsak böyle? Olur. Var mı öyle bir külliyatın? Yani eskiden seyretmişliğim var. Bizim müdürümüz var, Şevval biliyorsun kendisi oyuncu aynı zamanda. Evet. Sinema dünyasından. Netflix'ten. Belki o biraz yardımcı olur bize. Olur ben seyrettim abi Fransız sineması az. Goddard, Modart. Öyle mi? Öyle şey yaparım. Ben şeyi biliyorum bir tek. Marion, Marion Cotillard, Vincent Cassel. Onlar oyuncu. İşte şey. Louise Buniel. Gerard Depardieu. Louise Buniel falan. Bunları biliyorum. Eskiden, geçmişte şeyleri biliyoruz. Neydi o komedyen vardı ya? Defun. Defun vardı, Fun. Fransız sineması tabii. Alain Delon Manan falan. Değil mi? Bunları biliyoruz yani biz. Şeyi bilmiyorum. Şimdi yeni dönemle ilgili bilgim yok. Entel sineması. Tabii.

Enter sineması, bir İran sineması, bir Fransız sineması söyleyeceksin değil mi mutlaka? Tabii ki. Şeysen entelektüel bir ortamdaysan, ortamlarda bu ikisini söylemen lazım. Ben bazen İranlı futbolcu ismi söylüyorum, o da tutuyor yani. Değil mi? Evet, ben Mehdi Tarafi'nin filmini çok seviyorum. Gol Muhammedi'nin filmi. Güzel. Konuşalım ya. Ortamlarda İran sineması ile Fransız sinemasından bir iki örnek vermen lazım değil mi artık? Tabii tabii. Böyle bir durum oluştu. Doğru söylüyorsun.

Mesela kolpaçinoyu seviyorum deyince olmuyor. Ben onu da söylüyorum ya. Ama evet yani belli bir yerdeysen, belli bir ortamdaysan olmayabilir. Ama benim için karışık. Yani benim Spotify'daki playlistim de öyle yani. Arabesk de çalıyor. Bende de hocam. Türkiye'de herkes, çoğu insan öyledir abi. Yani düğünde İbrahim Tatlıses ve Serdar Ortaç ile oynuyorsun ama ortamlarda Tarkan falan.

Ödeyeceksin yani. Yok, Tarkan'a değil. Daha işte... Türkçe popülce söyledim ya. Ceylan Ertan mı? Filan değil mi? Bel Matis falan. Kahraman Deniz. Güzel şarkı ama. Kim o? Kahraman Deniz. Çok iyi şarkısı var. Bir tane. Bir tane şarkısını biliyorum zaten. Öyle biri mi var? Var. Kahraman Deniz. Tanımıyorum abi. İnsan insanı böyle sever mi diye çok güzel bir şarkısı var. Nasıl? Güzel valla. Tamam dinleyeceğim abi. Şey yapmıyorum yani, dalga geçmiyorum. Hakikaten çok güzel şarkı. Doğrudur. Yemin ediyorum ilk defa duydum. Özür diliyorum kendisinden de. Evet. Neyse. O zaman müzik İran sineması ve Fransız sinemasını bir ara bir gündeme alalım. Fener'e nasıl bağlayacağız abi bunu? Niye Fener'e bağlıyoruz oğlum? İlla Fener'e mi bağlayacağız? Ben bu programa o yüzden geliyorum abi.

Fener'e de aldı. Allah yer Sayad Maneş'ten bağlarız. Aa, doğru. İranlı. İranlı futbolcu. Hulsti'de küme düşmedi. Tebrik ediyorum Acun Ilıcalı'yı başarısızlığa götürüyor. Ben de. Ama zor bir dönem yaşadı ya. Yani orada soygun muygun oldu, bir şeyler oldu biliyorsun. Gönderdiği adam ama Strasbourg'u dördüncü, beşinci yaratkanız. Hoca olarak demiyorum oradaki. Orada bir takım şeylere maruz kaldı. Yani ekonomik olarak sıkıntılara maruz kaldı. Sadece teknik direktör sıkıntısıyla değil ama... Allah yardımcısı oldu yani. Hakkınızı alın. Hayırlısı olsun abi. Ben zenginlere üzülemiyorum yani. Senin bu durumunu ne yapacağız biz ya? Nedir abi? Bu zengin düşmanlığını. Düşmanlı değilim ben. Sinan Engin'e şey diyorlar abi çok hoşuma gidiyor. Fakirin düşmanı, zenginin dostu Sinan abinin. Benim o çok hoşuma gidiyor. Sende de var ama biraz öyle. Tabii canım ya. Kraliyet biz her zaman. Her zaman kraliyet. Her zaman kazanan, kaybeden yok. Yok canım kaybeden işte anlattık kaybedenleri de sevdiğimizi anlattık işte bazı kaybeden ama bir zamanlar kazanmış olanların kaybedilmişi ilgimi çekiyor. Evet. Ya da bir zamanlar çok kaybetmiş adamın daha sonra kazanması ilgimi çekiyor. İşte Joker örneğinde olduğu gibi. Doğru. Joker de amaçsız bir insan. Amacı kaos. Değil mi? Ben bittim herkes bitsin. Ben yandıysam herkes yansın diye. Herkes yansın.

Evet ama şeyin gerekçesi... Mesela bir gerekçe yaratmışlar ona. Hastalık toplumuna falan. Şeyin gerekçesi de öyle, haklı. Tom Marvolo Riddle'ın. Yani Voldemort'un. Öyle mi? Harry Potter evrenine çok hakim bir... Harry Potter'ı biliyorum bir tek abi. Potterette değilsin. Karakter olarak da yok. Aynen. Neyse. Yüzük Gören Efendisi'yle girmiştim. O fantastik. Onu biliyor musun? O evrenleri biliyor musun? Yüzük Gören Efendisi'ni? Evet. Bilirim az çok ya.

Mesela orada şey haklı abi. Kim? Gücün yanında duran Saruman. Evet. Ne yapsın abi Saruman? Ya diyor iki kuleye direnemezsin kardeşim diyor.

Evet. Bir de tek başına kalıyor dağın başında yani. Tabii tabii ya. Adam, adam haklı yani. Haklı. Saruman. Thanos haklı Thanos. Esas onu da söyleyeyim Thanos. Ama Thanos'ta şey yok ya. Yüzükleri taktım. Hı hı. Hepinizi döverim falan. Hani mevzusu ne yani? Olur mu abi? Siz ya hani kirlettiğiniz evreni şöyle yaptınız, böyle yaptınız. Sizin nüfusunuz dengesiz arttı. Ben sizi azaltacağım diyor. Matrix'teki şeyde öyle diyor ya. Agent Smith. Evet. Virüs gibisiniz lan diyor.

Bu kadar haklı bir şey görmedim. Evet. İnsanlar hakkında. Ama işte. Bu konularda birlikteyiz evet. Zengin fakir ayırımı yapmadan birlikteyiz. İyi kötü adam konuşalım abi bir dahaki sefere. Valla iyi olur çok da severim. Ama İran sinemasından. İran. Veya Fransız'da. Fransız sinemasından olur abi. O zaman bizi dinleyenlere teşekkür et. Bizi dinleyen herkese teşekkür ediyorum. Bir sonraki bölümde ne konuşalım abi? Bakacağız. Bakacağız.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)