Podcast

sosyal bataryam bitti, şarj aleti var mı? 🪫🔌

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hiç sosyallikten yorulduğunuz, her şeyden, herkesten kaçmak istediğiniz oldu mu? Biliyorsunuz ki benim çok sık oluyor :) İşte bu bölüm sosyal bataryamız bittiğinde, şarjımız azaldığında neler yapalım neler yapmayalım, kendimizi nasıl şarj edip hayatımıza kaldığımız yerden devam edelim sorularına cevap arıyoruz birlikte. Buyrun gelin bekliyorum!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.174 kelime · ~21 dk okuma

Televizyon hocası fakültesi nasılsınız? Ben sizi yine çok özledim. Arkadaşlar bir şey söyleyeceğim. Geçen bölüm attığım fake nasıldı ama? Erkekler dedik ve yine ne yaptık? Kendimiz hakkında konuştuk. Olması gereken oldu. Ve ben sizi duydum. Evet istiyoruz dediniz. Ne istiyorsunuz? Biraz daha gerçekten erkeklere testosteron hakkında bilgi verelim isterim. Sizi duydum. I hear you. Peki geldik. Bugünle bugünle konuşacağız. Arkadaşlar. Benim de bazen oluyor biliyorsunuz. Gerçekten hepimiz bunu yaşıyoruz. Ne yaşıyoruz? Sosyal pilimiz bitiyor. Sosyal bataryamız bitiyor. Ve bağırıyoruz. Şarjı olan var mı? Diye. Ve ben bugün size neden bizim şarjımız bitiyor? Bozukluk nerede? Kabloya bir şey mi oldu? Bunların hepsini anlatacağım. Peki bataryamız azaldığında nasıl geri kendimizi şarj ederiz? Biraz da bunu konuşacağız. Hazırsanız başlıyoruz.

Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Tabi alışık olduğumuz yüzünü korumak isterim ve her zamanki gibi size T vermek isterim. Evet arkadaşlar doğru dediniz. Akisar çocuk. Akisar'a gömüldü. Ama Akisar'daki bacılarımı hayal kırıklığına uğratmak istemem. Çünkü ben kendim anam babamı alıp Akisar'a gelirim yani ve sizinle beraber buluşma yaparız. Çünkü bir kere size bunu söyledim. Ben de Akisar'ı görmüş olurum falan. Akisar'ımın yağı güzelmiş. Biraz da zeytinyağı içeriz değil mi? Siz de bana söylersiniz bu su güzel şu su güzel.

Akisar konusunda bu şekilde kapatırız diye düşünüyorum. Üzülmeyin. Dating era şu an için bir duraklama dönemine girmiş olabilir. Ama Prime dönemini hala yaşamadı. Ablanız buradan dersini aldı ve çok güzel bir şekilde devam edecek. Her şey yolunda. Birazcık ara vereceğim çünkü Boya Batı'ya dönüyorum yarın.

Transkriptin tamamını oku

Ve döndükten sonra kitabıma çok hızlı bir şekilde devam edeceğim. Çünkü size bir an önce bunu çıkartmak istiyorum. Babam bana dedi ki, bakın çok komik. Tuğba dönünce dedi, gün gün saat saat ne yapacaksın bana yazacaksın. Ben dedim nasıl yani. Çünkü fark etti ki ben erteliyorum sürekli. Ve ben derim haklısın yani bunu yapmam gerekiyor. Çünkü aslında saat saat böyle planlasam günümü her şey çok kolay olacak. Fakat biliyorsunuz ki ertelemeye bayıldığım, ya da şöyle diyelim demlemeye bayıldığım için aklımda Procrastination Queen olarak.

En son şöyle dedim yani Türkiye'de bu kadar podcast nincesi mi vardı? Teşekkür ederim bu arada tüm yeni dinleyenlerime. Beni olduğum gibi kabul ettiğiniz ve kulağınızda olmamdan zevk aldığınız için. Çünkü hepimiz sadece bu hayatı daha güzel yaşamaya çalışıyoruz. Daha zevkle yaşamaya çalışıyoruz. Bu yolculukta yanımda olduğunuz, arkamda desteğim, o her yerde farkında. Çok mutluyum. İyi ki varsınız. Hep beraber daha güzel bir hayat için. Şimdi o yüzden döndüğümde full konsantre bir şekilde kitaba falan çalışacağım, nöbet tutacağım, podcastlerime devam edeceğim. Zaten bu artan, yani böyle logaritmik, geometrik artışı koruyabilmek zaten çok zor. Bende bu yük olmadı. Çok da mutluyum. Devam edeceğim daha büyük bir gazla.

Çünkü o kadar fazla bir kitle hitap ediyorsun ki artık bu da senin üzerinde bir sorumluluk oluşturabilir. Ama dediğim gibi bu beni daha da gaza getiriyor. Çok güzel oldu. Bunun dışında ne yapacağım peki? İlişkiler anlamında kendime kattıklarımı biraz analiz edeceğim. Sanki etmemiş gibi. Biraz da böyle kafayı yoracağım falan. Ve geri İstanbul'a tekrar geldim de bir ay sonra yeni bir date yapar mıyım? Yapabilirim ama nasip kısmet de. Şimdi biliyorum ne istediğimi.

Ne istediğimi söyleyeceğim size daha sonrasında. Gerçekten bu başarısız geçen... Başarısız da demeyelim artık, demiyoruz biliyorsunuz. İki tane date sonrasında artık anladım olayları bir tık. The show must go wrong, tamam mı? Evet, ne demiştik? Sosyal batarya, sosyal pil. Şimdi burada birkaç tane kavram var. Evet, sosyal pilin bittiği falan herkes bunu söylüyor artık. Herkesin diline pelesenk olmuş. Ama bu da normal çünkü hepimiz bu sorunu da yaşıyoruz özellikle. Çok fazla impuls var ya her yerden. Uyaran. O uyaranların fazlalığı bizi overwhelmed yapıyor. Yani artık satürü oluyor tüm reseptörlerimiz falan. Sadece bu ADHD'de olmuyor yani. Ya da Neuro Spicy Brainlerde yani Neuro Divergent, Neuro Atypik Beyinlerde olmuyor. Hepimizde oluyor. Okey bunu anladık. Fakat onun dışında Türkiye henüz import edilmemiş. Yani ne İtalya edilmemiş. Birkaç tane daha terim var tamam mı? İlk kez bunları size ben söyleyeyim istiyorum. Çünkü arkadaşlar ben daha hiç böyle duymadım. Ve istiyorum ki sizde bunları alın satın.

Ne bunlar biliyor musunuz? Unicorn Cheer. Biraz önce gülümsedim ya falan diye işte o Unicorn Cheer ne bu? Unicorn Neşesi. Bunu anlatacağım. Sonra size Compassion Fatigue anlatacağım. Bunu da duymadım ama bu kullanılmış olabilir yani Unicorn Cheer eminim kullanılmada. İnşallah evet. Compassion Fatigue ne arkadaşlar? Merhamet, yorgunluk. Bunu da anlatacağım. Sonra ne konuşacağız? Emotional labor konuşacağız. Bu da duygusal emek. Bunların hepsini sosyal bataryayı işledikten sonra anlatacağım. Kalem kağıt çıkarın. Tekrardan başlıyoruz. Derse Televocası Fakültesi. Şimdi bir enerjisi var değil mi bir insanın? Enerjisini bir çalışmak için, kendisi için, yataktan kalkmak için, günlük işte yemek yemek ve aktivitesini yapmak için kullanabilir. Bir de sosyal ilişkilerinde kullandığı bir batarya var. İşte o da sosyal batarya. Hadi ya!

Arkadaşlar mesela benim biliyorsunuz ki kendi başım olduğumda diyorsunuz ya senin günün bence 48 saat falan. Çünkü benim kendime ayırdığım enerji çok fazla. Fakat ben dışarıdan ne kadar böyle sosyal gözüksem de, sosyal gözükmüyorum belki artık çünkü onu size açıkça söylüyorum. Ama hani dışarıdan hareketli, enerjik gözüksem de sosyal ortamlara girdiğimde benim sosyal bataryam az olduğu için hemen düşüyorum ve eve geldiğimde ölmüş oluyorum.

Bu sosyal batarya metaforu, yani bizim aslında başkalarına ayırdığımız enerji, zaman ve çabayı metaforik olarak tabir etmek için kullanılıyor. Ve bu aktivitelerin türüne bağlı, kişinin karakterine bağlı, hani introvert mi, extrovert mi, introverted extrovert mi, extroverted introvert mi, yani içe dönüklük, dışa dönüklük, içe dönüklük, ne anladınız? Bunlar sonuçta bilimsel psikiyatrik şeyler değil, içe dönüklük, dışa dönüklük falan bunlar. Çok temel, basit böyle hani gündelik kavramlar diyelim. O yüzden biz de bu podcast'u o bağlamda konuşuyoruz zaten herhalde. Şimdi genel anlamda arkadaşlar, tabii ki düşündüğünüz gibi içe dönük bir bireyin sosyal bataryası daha az haliyle. Ve özellikle bu insanların kalabalıklarından kaçıyorlar falan filan. Kendi başına böyle, ben diyorum ya, yaratıcı bireyinlerin böyle saatlerce tavana bakması gerekiyor, hiçbir şey yapmadan durup yani. Benim öyle mesela.

Ama extrovertler nasıl yani dışa döndük insanlar? Bunlar genellikle daha fazla bir sosyal bataryaya sahip. Bu da onların daha uzun süre sosyalleşebilmesine ya da sosyalleşmeden böyle büyük bir energy drainage yani enerji çekilmesine sebep olmadan sosyalleşebilmesine imkan sağlıyor. Drain olmuyor energyleri.

Burada bir araştırma söyleyeyim size madem. Helsinki Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma varmış arkadaşlar. Araştırmanın ne kadar geçerli olduğunu, ne kadar iyi olduğunu falan bilmiyorum. Tamam mı? Oraları karıştırmayın. Bakmadım yani. Çünkü zaten şu an bilimsel konuşmuyoruz. Sadece hissel konuşuyoruz. Diyor ki bu araştırma demiş ki, çoğu insan yaklaşık 3 saatlik bir etkileşimden sonra... Yorgun hissetmeye başlar demiş. Yani benim sosyal bataryam bitti dediğimde ben kendimi özel hissetmiyorum. O yüzden insanlara bir baskı yapmayın bırakın da söylesinler yani sosyal bataryam bitti. Bitebilir. Normal insanlık göstergesi tamam mı bu da? Çünkü arkadaşlar neden peki neden bu yorgunluk? Çünkü insanlarla iletişime girmek konuşmayı haliyle dinlemeyi gerektiriyor falan yani bu zor bir şey.

Empati kurmayı, sosyal sinyalleri algılamayı, social clues dediğimiz, tamam mı? Ve bunları yorumlamak, analiz etmek, cevap vermek hakikaten yorucu süreçler. Yani benim için, ben özelim ya falan, gözünün içine bakmak bile yorucu mesela. Ama harbiden çok yorucu. Geçen, işte dün Pobi'yle yemeğe gittik biliyorsunuz, kutlamaya zaferlerimizi. Kendimi çok iyi hissettim. Çünkü neden? Anlaşıldığım, anladığım, anlaşılmak için ekstra bir çaba sarf etmediğim,

Garip hareketlerimle garip karşılanmadığım bir ortam. Mesela karşı karşıyayız yemek yerken bakamıyorum abi gözünün içinden insanlara bakmıyorum, çeviriyorum kafamı. Kimse demiyor niye çeviriyorsun kafanı. O yüzden sosyal bataryamdan gerçekten tüketmeyen bir yemekti ve ben orada o şey yaptım mı, fazla anlattım mı, ay bu da denir miydi falan diye eve gelip saatlerce düşünmediğim için dedim ya şükürler olsun gerçekten ve Kendilerine söyledim, dedim ki yemekten kalkmadan. Teşekkür ederim dedim, iyi ki varsınız. Yani çünkü böyle insanların olduğunu bilmek sosyalleşebileceğini falan insana gösteriyor, güzel oluyor. O yüzden siz de böyle insanlar varsa sıkı sıkı tutunun, derim. Şimdi dedik ki iç atölyeklerin sosyal bataryası daha az, dış atölyeklerin daha fazla. Tamam, bu mu sadece yani? Bu mudur sizin için bataryanın konusu? Hayır tabii ki. Telefonun diğer özellikleri, şarjı olmadan çıkarttınız mı, çıkartmadınız mı? Fake şarj aletini mi kullandınız? Şimdi onlara gelelim. Diğer bir etken ne? Sosyalleştiğimiz kişi.

Tam bahsettiğim şey işte. Bazı insanlar ne yapıyor? Enerjimizi emiyor. Bu insanlara karşı bağışıklık geliştirmek isterseniz Yeterli Antikor Enerji Vampirleri bölümünde var arkadaşlar. Gidin alın o antikorları. Sonra da teşekkür edersiniz. Rica ederim. Ne demek? Her zaman. Siz direkt antikor alırsanız bu doğal bağışıklık olmuyor. Antijenden antikor üretirseniz doğal bağışıklık. Bu da böyle bir bilgi tamam mı? I love you. Şu an benim zamanım yok. Bana hemen söyle derseniz. Kısaca da işte hani hep şikayet eden insanlar. İşte sınır ihlali yapan, red flag sahibi erkek bireyler.

Onunla erkekler araya kısakmıştı. Aklıma geldi. Neyse. Memnuniyetsiz insanlar şunlar bunlar. Bunlar enerji vampiri. Bunlar tabii ki sosyal bataryanın daha hızlı tükenmesine sebebiyet verir. Başka bir sebep etkileşim türümüz. Sosyal etkileşimimizin kalitesi, bizim o sırada bataryamızdan ne kadar yeneceğini belirler pelibacızlık fakültesi. Mesela yabancılarla sohbet etmek, hiç tanımadığımız insanlarla veya aynı sosyal ortamlarda bulunmadığımız insanlarla sohbet etmek tabii ki bir ailemizden veya bir yakın arkadaşımızdan alacağımız sohbetten daha az keyif vermesiyle beraber bizden daha çok götürebilir. Ama arkadaşınız da olsa bu kişi hem samimiyetsizse ve mesafeliyse, mesafeliyse seni korumak aynı şey olmayabilir. O anlamda söylemiyorum bunu. Hani böyle bir insanla da görüşmek yabancıdan daha kötü de gelebilir bize. Bunu biz ayırt edebiliriz zaten.

Çünkü sıcak, samimi ve destekleyici insanlar gerçekten sizin bataryanızı arttıracakken tam tersi haliyle tabii ki azaltıyor. O yüzden ne yapacağız? Bizi anlayan, rahat hissettiren, daha az yorucu olan ve bunu nasıl böyle aklımıza düşünebiliriz? Ben hemen düşünüyorum. O insanın yapısını falan hayal ediyorum ve onunla yemeğe gittiğimi hayal ediyorum. O yemekte başıma gelecekleri hayal ediyorum. Diyorum ki ay tamam tamam. Benim diyorum şu işim var.

beni salın hemen böyle yapabilirsiniz onu vizualize edip o durumu görselleştirip kafanızda yani mesela yemeğe geçeceksiniz biliyorsunuz telefonun elinde olacak ve sürekli eski sevgilisini anlatacak falan ve sürekli böyle fotoğraf çekecek ve sürekli dışarısı için yaşayacak falan ne yapayım ben bu insanı ya şarjımızı azaltan başka bir faktör grubun büyüklüğü arkadaşlar Mesela benim için de öyle. Daha karmaşık, daha dinamik. O yüzden ben doğum günü kutlamıyorum. Görmemişsinizdir. Ben bu seneki doğum günümü hastanede nöbette kutladım. Nöbette olsun istedim. Bilerek aslında kutlamamak için. Çünkü ben kalabalık... Tamam, anladık sen. Ama yapmıyorum. Bir önceki doğum günde beyin yemiştim hatırlıyorsanız TikTok'ta. Ve hani bunu böyle koymuştum. Ama orada şu var. Şimdi sosyal medyadaki etkileşimle gerçek hayattaki etkileşim aynı şekilde beni yormuyor. Ha belki sen kendini kandırıyorsun diyebilirsiniz. O olabilir, bilmiyorum. Ama öyle düşünüyorum. Çünkü ben izin verdiğim sürece bana ulaşabiliyorlar.

Kapat telefonunu. Öyle ulaşamadı. Ya da engelliyorsun ya da işte görmezden geliyorsun. Bir de umursamıyorsun artık. Ama gerçek hayatta öyle olmuyor. O yüzden sosyal medyadaki etkileşim tabii ki bazen ekstrem noktalarda bir yorabilir ama onun dışında hoşuma gidiyor. Doğum günümü oradaki 5 milyon insanla kutlamak bana iyi geliyor mesela. Kalabalık gelmiyor. O yüzden sosyal medyada kutluyorum doğum günümü. Devir değişti. Bu kız bir Gen Z. Yani 95'liyim arkadaşlar ama kendimi Gen Z hissediyorum. I self identify as a Gen Z. Tamam mı? O yüzden yapacak hiçbir şey yok. Grupların büyüklüğü arttıkça oransal olarak ne oluyor arkadaşlar? Lack of genuine connection. Genuine ne? Samimi. Yani samimi bağların azalması yokluğu haliyle ki bu samimiyetsizlik gerçekten insan olanı yani insanı rahatsız ediyor arkadaşlar. İnsan olmayan da ne yapıyorsa yapsın bizim. Umurumuz dışı. Bunun dışında gerçekten evet diyeceğiniz bir şey var arkadaşlar etkileyen. Bizim kendi kişisel o anki state'miz yani. Hani ben mesela nöbetten çıkmıştım tamam mı? Ve hani hakikaten kalmamış %1 ile yaşıyorum. Hani energy save modda yaşıyorum. Ve o an herhangi bir şekilde bir interaksiyon gerekiyor. Ben bunu nasıl sağlayabilirim ki kalmadı. Ben kendimi sürdüremiyorum şu anda ki. O yüzden ben mutsuz olduğumda falan direkt iptal ederim buluşmaları. Yani karşımdaki de iptal etse rahatsız olmam. Bence artık devir buna evrildi biraz. Nasıl haber okumuyorsak kendimizi korumak için. Ben üzgünken ben sana görüşmeyeyim. Ben sana sadece üzgünlük veririm yani. Ben sadece senin modunu düşürürüm. Benim mod yükseltme gibi kendime edindiğim bir görev yok tabi ki. Ama bana da iyi gelmez ki o an.

Ben ona sadece evde böyle rot in beda ihtiyacım var. Çekeceğim böyle battaniyeyi falan ağlayacağım oturup yani. O yüzden modumuz ve fiziksel durumumuz hani ilişkiler için ne kadar enerji harcayabileceğimizin için bir belirteç. Çok zordu bu cümle. Yani mesela ben hastayken bile biri gelip bana baksın çok istemem annem ve babam dışında. Çünkü orada bile onu ağırlamak ve ona enerji vermek gibi bir misyon var. Biz Türk kültürümüzden gelen bir şey bence. Bu hani hastayken bile onu ağırlamaya çalışır falan ne yapıyorsun otur ama yok.

Bir şey sermesin dese falan yok yok derim ben hemen şimdi dışarıdan falan bir şeyler bakayım. Ne gerek var? Hastasın. O yüzden bu zamanlarda daha uzak kalıyorum kendimi korumak adına. Peribacası Fakültesi Sosyal Batarya Tamircisi olarak sebepleri tek tek sıraladım. Şimdi gelelim bunun belirteçlerine. Yani telefonunuzun şarjı bozulduysa size nasıl tepki veriyor arkadaşlar? Ama bunun için önce siz biraz reklam dinleyin. Madem öyle al verdin Yasir gülüm sonra da gelin devamını konuşalım tamam mı? Öptüm bay bay. Doktor Güneş radyo.

Welcome back Queen Serena. Şimdi ne diyeceğim size. Bu nasıl kendini belli ediyor? Öncelikle fatig. Fatig neydi öğrendik artık decision fatigden falan mı? Yorgunluk arkadaşlar. Artık kendimizi böyle bitkin yorgun hissediyoruz. Tamam mı? Tabii ki enerjimiz çekildi yorulduk. İki irritabilite ve labilite aynı zamanda. Labil ve irritable olmak. Arkadaşlar bu arada irritabilite bisiklette de irritabilite diye geçiyor zaten. Mesela tıpta da hani Huzursuz bağırsak sendromu var. İngilizcesi irritable bağırsak sendromu. Ama irritable diye geçiyor çünkü huzursuz tam değil. Irritable ne peki yani irritabilite? Kolay öfkelenmek, threshold'unun azalması. Yani tahammül seviyenin azalması tamam mı? Bu. Bu gerçekten her türlü psikiyatrik veya psikolojik süreçte baya bir aslında göstergili güzel bir semptom. Çünkü insanın böyle birazcık kaydında şirazesi irritable olmaya başlar ve labile olmaya başlar.

Labile ne? Böyle gevşeklik, tamam mı? Böyle bir hani dik değil, böyle duyguların oynattığı. Mesela labile olunca bir şey dinlerken bir anda ağlamaya başlıyorsun. Mesela aslında iyisin ama filmde bir şey görürsün, ağlıyorsun falan. Duyguları kontrol edemiyorsun. Anlatabiliyor muyum? Bunlar gösterge. Başka ne var? Social avoidance, yani sosyal çekilme. Bunu çok konuştuk zaten.

Sabırsızlık var, apati var. Ne apati, apati? Bu ne apati arkadaşlar? Eskiden zevk aldığın şeyleri yaparken artık zevk almaman bu kadar basit. Bu da bir belirteç. Ve satüre olmak, overwhelmed olmak. Yani sosyal zorunluluklardan gidilecek, düğünlerden, bayramlardan, aile toplantıları sana öyle geliyor ki. Bu arada ben gitmem mesela. Hani olabildiğince gitmiyorum. Ben bunu söylemiştim, düğünlere falan da gitmiyorum. Ya samimiyetsiz şeyler beni çok yarıyor.

Yani bunlar bence biraz normalize edilmeli artık. Tam altınını falan gönder işte. Sana da gelmezler dersiniz. Biliyorum tamam yapacak bir şey yok yani. Gelmeyebilir insanlar. Ne yapayım? Toksikleşti iyice bu kadın. Ben arkadaşlarımı mutlu ediyorum. Siz hiç merak etmeyin. Farklı şekilde onları memnun ediyorum. Ama tabii ki yani bir arkadaşım benim gelmemi isterse illa ki giderim. O ayrı. Ama yok mu böyle arkadaşınız? Cevap veremezsiniz mesajınıza mesela. Ama sürekli rüyalatmaya devam dersen de onu atarsın. 2-3 sene görüşmezsiniz. Sonra tekrar görüşürsünüz. Hani ilişkiler böyle bazen.

Benim de işlerim böyle bazen. Ve son belirti söyleyeyim arkadaşlar. Empati kapasitemizin azalması. Çünkü artık duygusal olarak da dolduk ya. Hani artık reseptörler de kapandı anladın mı? Aynalayamıyoruz. Aynalar, nöronlarımız da artık işlevsel değil. Empati kapasitesi gittiğine göre artık bir şey yapmanın vakti. Peki ne yapalım? Ne yapalım biliyor musunuz? Dolce far niente. Ne bu arkadaşlar? Dolce ne? Tatlı. Tatlılık. Far. Fare. Yapmak İtalyanca. Niente. Hiçbir şey. Nothing. Yani hiçbir şey. Yapmanın mutluluğu, özgürlüğü, cartüt ve güzel her şeyi. Bunu yapacağız arkadaşlar. Tamam mı? En temelde. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Hatta böyle babamdan destek alıyorum. Diyorum ki, baba ben biliyor musun 5 saattir bir şey yapmadım. Diyor ki bravo kuzum sana helal olsun. Ne kadar güzel bir şey yapamamayı biliyorsun falan. Bu çok zor çünkü. Deneyin bakın.

İkincisi, çok basit bir şekilde hayır demeyi öğrenmek yani ve bunun potansiyeli hayır demeyi hala bilmiyorsanız gerçekten çok hayal kırıklığına uğrarım. Çünkü bununla ilgili kocaman bir bölüm yaptık. Onu gidip dinleyin hemen ve sonra gelin, deyin ki evet ben diyebiliyorum ve bu bölümü devam edin, tamam mı? Ve arkadaşlar, yapabileceğimiz çok güzel bir şey var ve ben şu an yapıyorum. Ne bu? Sosyal enerjiyi artırmak için yaratıcılığı bir tool olarak kullanmak. Şu an değil mi kreatif bir süreç içerisindeyim, popkest yapıyorum.

Bu beni gerçekten yeniliyor yani tekrar böyle o enerji alacağım kaynak oluyor. Çünkü bataryanın iki şekilde azalmaz. Ya bataryayı doldurursun ya da telefonu kullanmazsın. Tamam mı? Yani azaltmazsın. Ben yaratıcılıkla bataryamı arttırıp kendimi koruma yöntemlerimle de bataryamın daha çok azalmasını engellemeye çalışıyorum. İki yerden destekliyorum.

Yani içsel enerji rezervlerimi korumaya çalışıyorum yüksek müsaadenizle. Çünkü yaratıcılıktan öyle güzel bir dopamin var ki, kendi elinle böyle bir şeyi ortaya çıkarıyorsun. Ortaya çıkarma dopamini. Ucuz değil yani, çip dopamin değil. Güzel bir dopamin bu. O gelişim hissi, ya benim kestiğim karşımda bebek gibi büyüyor. Yani ben 9 ayda falan bunu görüyorum var ya ben. Babama dedim, baba dopamin overloadu yaşıyorum şu an ben şu son rekorlarla ben nasıl başa çıkacağım bunlarla? O kadar güzel bir şey ki her sabah kalkıp bakıyorum çok heyecanlı ya. Bunun dışında bu yaratıcılığın bize kattığı ilerlemeye, gelişim bunlar arkadaşlar dünyayla ve içimizdeki kendimizle... Çok şey oldu değil mi yine kişisel gelişim cümlesi? Bu dünyayla bağımızı güçlendirebiliyor tamam mı? Bu da böyle bir cümle.

Sosyal bataryanın antidotu okey yalnızlık fakat şurada şunu bilmemiz gerekiyor arkadaşlar. Şimdi içe dönük ve hassas birisi, hyper sensitive, yüksek duyarlılığa sahip birçok insan yalnızken ve insanlardan uzakta izoleyken evet sosyal enerjisini geri kazanabilir. Ama yalnız olmak da her zaman sosyal enerji yaratır anlamına gelmiyor, bunu bilelim, tamam mı? Bu denklem böyle çift taraflı her zaman kesin bir denklem değil. Bu çok büyük ölçüde yalnızlığımızı nasıl değerlendirdiğimizle alakalı. Çok önemli. Zaten o yüzden bazıları benim gibi yalnız kalmayı bir gift olarak görüyor, bazıları ise bir lanet olarak görüyor. Hani ben yalnızlık değil, tek başınalık olarak görüp ondan maksimum zevki alıyorum çünkü kendimi götürüyorum falan filan muhabbeti işte.

Şimdi herkesin bildiği bir cümle söyleyeceğim ama söylemem gerekiyor burada da. Hobilerimiz, herhangi bir hobimiz tabi ki bu yalnızlığı değerlendirmede bizim sosyal bataryamızı arttırmaya yardımcı olur. Bir şey daha söyleyeceğim. Hanemizi eskiden yapıyorduk ya ben şu an çok yapamıyorum. Hot girl morning walk. Ama biz onu değiştirmiştik. Hot girl mental walk yapmıştık.

Pardon, hot girl mental morning walk, tamam mı? Bu gerçekten o kadar önemli ki. Çünkü egzersiz ve özellikle yürüme, koşma değil, yürüme kan akışımızı artırıyor. Kas dokularında daha fazla oksijen gidiyor. Bu beyne gidiyor, beyin oksijenasyonu artıyor falan. Falan ama bu sayede kaslarımız daha fazla enerji üretiyor, bu kapasitesi artıyor falan, tamam mı? Ve bu, günün sonunda laktik asitlerden ötürü fiziksel olarak daha fazla yorgunluk çekmemize sebep olabilir. Ama hem endorfinden ötürü ruh halimizi yükseltiyor, hem de genel iyilik halimizi arttırıyor. Bu ne yapıyor? Sosyal bataryamızı arttırıyor, daha yaratıcı olmamızı sağlıyor. Ve yürümenin genel iyilik haline olan yararları birçok araştırmayla kanıtlanmış. Bunu okumak o kadar zevkli ki. Bunları görseniz, yani şu an çıkıp yürürsünüz ve yürürken de beni dinlersiniz. Çünkü benim de iyilik haline olan etkim bilimsel olarak katlanmış. Şimdi söyleyeceğim madde diyeceksiniz ki teşekkürler bilmiyorduk ama arkadaşlar bir şey söyleyeyim mi? Sosyal bataryanın bir diğer antidotu dinlenmek biliyor musunuz?

Ama arkadaşlar, bizim hakkımızda dinlenmek şey gibi yani, tembellik yapmak, işte böyle boş boş takılmak, zaman harcamak gibi. Ama gerçek dinlenmek o değil. Tembellik yaparak dinlenemeyiz aslında. Yani bu rest algısını biraz daha değiştirmemiz gerekiyor kendimiz için. Nasıl? Mesela beni burnout'a tükenmiş diye sokan şeyler, sürekli çalışmak, kültürü, kendim için ya da başarıyla böyle motive olduğum için, daha çok başarı için böyle kendimi kırbaçlamam falan filan. Ya da insanların fall mode'su yani fear of missing out'u neye bizi götürüyor? Dinlenememeye. Değil mi? Ya da mesela dinlenirken bile, ay şu an başka bir şey yapmalıyım hissi var ya. Rest, aksiyonun zıttı değil. Bu iki kavram zıt değil, farklı kavramlar. Yani kekin bir süresi var değil mi? Pişme süresi. Kek orada o şekilde dinlenmese, biz o keki daha erken çıkarsak o kek yenmez. Ben çok seviyorum bu örneği. Dinlenmek, aynı uyku gibi aktif dinlenmek, aktif mi aktif değil, pasif dinlenmek, bir şey yapmadan dinlenmek arkadaşlar.

Ben artık aktif olmak istemiyorum, ben düşünmek istemiyorum. Ben sadece bazen dinlenmek istiyorum ve gerçekten bu güzel dinlenmek, işte günün sonunda aceleye getirilmeden, zorla yapılmayan harbi dinlenmek, işte bizim günlük hayatımızda o enerjimizi reserve etmemize, tekrar tekrar oluşmamıza yarayabiliyor. Peki madem ben içe dönüyorum, sosyal bataryam bu kadar az, düğüne gitmiyorum, Cahit Türk yapmıyorum falan filan, ben günde 300 hasta bakarak nasıl hala akıl sağlığımı koruyabiliyorum? Tartışmalı.

Ama şöyle Unicorn Cheer işte bu. Şimdi arkadaşlar Unicorn Cheer ne? Unicorn, unicorn bildiğimiz tek boynuzlu at. Cheer'den neşe. Şimdi bu psikolojide doğrudan tanınlanmamış bir kavram. Ama artık biraz daha yurt dışında birkaç kere söylendi fakat hala ülkemize gelmedi demiştik. Şimdi burada ne var? Unicorn ne? Efsane bir, nadir bulunan böyle büyülü bir varlık değil mi? Böyle sihirli bir şey.

Ve en zor koşullarda bile pozitif olabilen insanları temsil ediyor. Unicorn neşesi de işte o insanların neşesi. Yani benim o kadar insanın içerisinde, o kadar zorluklu ve... Taşla zorlu yeter, taşla demeyeceğim daha. O zorluğun içerisinde boyamak beni atacak artık. Orada kopacaklar boyamaktan. Neyse, hala neşeli, hala dans edebilen, hala şarkı söyleyebilen biri olarak kalma çabam aslında arkadaşlar. Bu bir çaba sonrası oluşan bir şey. Yani zor zamanlarda neşeli ve iyimser kalma yeteneği aslında.

Bu pozitif psikoloji de denebilir. Hatta buna çok güzel bir örnek vereyim. Benim bayıldığım birisi biliyorsunuz. O kişiyle ilgili de birkaç soru var ama benim yolculuğumda bana çok büyük etkileri olduğu için o kişiyi çok seviyorum. O yüzden konuşmayalım onları. Bu kavramda ne var arkadaşlar? Resiliyans var. Ne yani bu? Psikolojik dayanıklılık. Hani stresli ve travmatik olaylara bile nasıl tepki verdiğimiz. Hani hayat senin başına gelenler değil de ona nasıl tepki verdiğini falan muhabbeti var ya. İşte burada mesela bir örnek ne? Viktor Frankl. Ne yapmıştı bu psikiyatrist erkek bireyi? Gitmişti toplama kamplarında, etrafındaki herkes yakılıyorken, en büyük kitabını yazmıştı. İnsanın anlam arayışı. Ne dedik? Duygusal dayanıklılıkla beraber bu kavram neyi içeriyor arkadaşlar? Emotion Regulation, yani duygularımızı düzenlemeyi içeriyor. Yani stresli anlarda nasıl olumlu duygulara geçebiliriz? Burada da benim yaptığım diğer bir şey, onu da fark etmişsinizdir belki, işte mizah falan gibi şeyleri kullanıp direkt böyle Unicorn Cherry moduna geçmeye çalışıyorum. Mesela,

En zor anlarda bile böyle kendine ve o duruma gülebilmek, o anda psikolojimizi, duygusal dayanıklılığımızı ve duygusal kontrolümüzü ele almanın bir yolu. Veya anlam yaratmak, işte Frank'ın dediği gibi hani acıya da bir anlam yüklemek falan. Mesela ben Boyabat'ta çıktığım her şeye diyorum ki yani şükürler olsun çünkü o beni o kadar büyüttü, uygunlaştırdı ve size ulaştırdı. Yani daha yakın olmamızın sebebi Boyabat. Çünkü ben Boyabat'ta yalnız kaldığım ve bağ kuramadığım için popkaz yapmaya başladım arkadaşlar. O yüzden iyi ki var Boyabat. Görüyorsun ya taşla dönüştür. O yüzden.

Bunun dışında pozitif insanlarla olmak Unicorn Cheer'a sahip olmamızın sebebi olabilir. Etrafımızda bizi uplayan insanlar. Mesela benden siz diyorsunuz ya enerji aldım diye. Çünkü benim Unicorn Cheer'im size geçiyor. Nasıl? Yani Unicorn Cheer, Türkçe'ye Unicorn Neşesi diye çevirmekten ziyade duygusal bir sihir olarak da çevirebiliriz yani. Duygusal Unicorn sihir, neşesi. Tamam. Yani bu bir süper güç. Delirdim kız. Öyle yani.

Tamam, güldük ettik. Şimdi arkadaşlar, en başta söylediğim diğer iki kavramı da açıklamak istiyorum. Bu da hoşunuza gidecek, eminim. Çünkü niye? Biz öğrenmeyi seven akıllı, vacibili kadınlarıyız. Arkadaşlar, bu kavram ne? Duygusal emek. Evet, İngilizcesini bekliyorum. Evet, bravo. Emotional labor. Labor ne? İş. Emotional, duygusal. Ne bu arkadaşlar? İş yerinde gerçekten hissetmediğimiz duygulara takındığımız maske aslında. Mesela ben kendime örnek vereyim, direkt anlayacaksınız. Bazen çok travmatik hastalar ve kayıplar yaşıyoruz, değil mi?

Ama ben o kişinin ailesine bu haberi verirken ağlayarak veremem. Yani hani bir şey korumam lazım. Bir maske takmam lazım ve belli etmemem lazım. Mesela bunun yoğunluğu. Ya da iç dünyamda ne kadar yorgun, üzgün, stresli olsam da bir hasta geldiğinde ona böyle hani davranamam. Ya da bu sadece benim değil. Her meslekte bunlar var. Bizimkinde biraz daha yoğun olabilir. Çünkü çok travmatik şeyler yaşandığı için.

Bunu bence göz ardı ediyoruz arkadaşlar ama duygusal emek yani emotional labor aslında emek de olabilir. Fiziksel iş kadar yorucu olabiliyor. Çünkü bu hani hissettiğimiz ve gösterdiğimiz prefrontal ilim bir karısının çatışma hani kendine duygular salamadığı için çok yoruyor gün sonunda. Ki bence gün sonunda sadece fiziksel uykusuzluk değil hani benim nöbetlerde bu da beni çok yoruyor haliyle.

Diğer bir şey söyleyeyim kavramı. Hazır mısınız? Merhamet yorgunluğu. Tahmin edin bakayım ingilizcesini. Compassion fatigue. Bu ne peki? Yine ben kendi örnek vereceğim ama başkalarının acılarına, yaşadıklarına, onların üzüntülerine sürekli şahit olmak, maruz kalmak ve bundan dolayı yaşayacağımız burnout yani tükenmişlik hissi. Yine sağlık çalışanları psikologlar, travma ile çalışan profesyoneller, özellikle afet bölgesindekiler falan bunu çokça yaşıyordur haliyle.

Böyle bir mesleğimiz varsa da bu şekilde tükenmemek için biraz önce saydığım yöntemleri kullanabiliriz ne kadar oluyorsa. Artık her şey en optimalde olacak diye bir şey yok. Olduğu kadar. Adım Hıdır, elimden gelen de budur.

Sevgili Prenses Peri, buraya kadar geldiyseniz şimdi de size sosyal bataryanızı arttıracak bir smoothie tarifi vermek istedim. Şaka. Ama çok güzel değil mi Dr. Ogliette smoothie'ler? Ne dersiniz? Bir ara Dr. Ogliette smoothie'leri açsak mı? Sonra Hailey Bieber'in smoothie'leri gibi böyle şey yaparız. Renkli renkli, böyle farklı farklı. İçinde böyle kolojendir, odur, budur, şudur. Çok iyi değil mi ya? Hoşuma gitti heyecanladım. Neyse, whatever. Ben hemen kapatıyorum bunu ve gidip kitap yazacağım. Öyleyim. Benim produktivite. Sizi çok seviyorum söylemiş miydim?

Haftaya görüşürüz. Tamam mı? Kendinize iyi bakın. Kendinize üzmeyin. GT devam. Öptüm. Bye bye.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)