
2.770 kelime · ~14 dk okuma
Herkese merhaba. İki haftadır podcast kaydedemiyordum. Hastaydım, sesim çıkmıyordu. Çok özledim mikrofonun başında olmayı ve böyle bugün bu kaydı almak için heyecana geldim. Oturdum mikrofonun başına. Umarım siz de özlemişsinizdir. Bazen böyle mesajlar geliyor. İşte bugün tatil günüydü. Pazar olmayan bir günden bahsediyorum. Bugün tatil günüydü. Heyecanlaştım Spotify'ı. Sonra fark ettim ki bugün pazar değilmiş. Yeni yakın işgiler bölümü yoktu diye.
Birbirimizi özleme ve bölümlerle kavuşma halini çok seviyorum. Sizden de bu tarz yorumlar gelince bunu yapmaya devam etmek için inanılmaz yüksek oluyor motivasyonum. Böyle başladım ama birazcık da şunu açıklamak için, eğer bölüm içerisinde sesim alıştığınız gibi gelmezse, biraz hasta olduğum için böyle olduğunu bilin istedim. Ve bana anlayış gösterseniz çok sevinirim. Bugünkü bölümümüz ilişkiye güvenmekle ilgili. Ne demek istediğimi açıklayacağım.
Ama aslında mesela bu, bugünkü podcast girişini yaparken biraz şeyi de düşündüm. Zihnimde çağrıştı yani, öyle anlatayım. Mesela ben yeni bölüm yapmayınca ve bir açıklama da yapmayınca aslında... ...ya ben iki haftadır hastayım, bunu yapamıyorum diye bir yerden açıklayamadım da... ...yine de burada yeni bölüm geleceğine güvenmek, aslında tam ilişkiye güvenmekle ilişkili bir şey.
Yani sonuçta hepimiz birbirimize bir ilişki kuruyoruz. Ve o ilişkilerin içerisinde, illa ilişki dediğimiz o romantik ilişkiden bahsetmiyoruz ya, bu karşılıklı ilişki içerisinde ben bir şey yapma taahhüdü veriyorum bir nevi. Ve karşımdaki insan ya da insanlar da bu ilişkiden bir şekilde benim verdiklerimi alma taahhüdü veriyorlar. Onlar da karşılığında bir şey veriyorlar belki. ve bir şekilde ben taahhüdümü yerine getiremediğimde mesela işte iki hafta podcast üretemediğimde karşımdaki insanlar benim bir açıklama yapmadığım sürece gücümü toparlar toparlamaz ya da işte hayatımda o an ne oluyorsa onu halleder halletmez tekrar bu mikrofonun başına oturacağımı biliyor ya bu his bence
Çok güzel bir şey ve ilişkilerde özellikle romantik ilişkilerle çok ihtiyacımız olan bir şey. Ama sadece romantik ilişkilerle sınırlı değil. Yani mesela ebeveynlerimizde olan ilişkimize güvenmek de böyle bir şey. Biliyorum ki orada olacak. Ne olursa olsun. Ya da... Şu anda burada değil ama burada olmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Gelemediyse bir sebebi vardır. Mesela çocuğunun mezuniyetini kaçıran bir ebeveyn ya da işte ne bileyim böyle önemli bir günü atlamak zorunda kalan bir yakın arkadaş. Bunlar dışarıdan bakıldığında çok kötü bir durum gibi hissettirebiliyor bizi. Ama aslında bu durumu yaşayan insanlar eğer karşılarındaki insana ve karşılarındaki insanlığına ilişkiye yeterince güveniyorlarsa bu çok büyük bir mesele olmadan, o ilişki özelinde çok büyük bir travma olmadan rahatlıkla tolere edilebiliyor.
Peki, böyle bir giriş yapmışken, biraz uzun bir giriş yapmışken, hemen şurayı vurgulayayım, öyle devam edelim. Bugün bahsettiğim güven, sadakatle ilgili bir güven değil, yalan söylememekle ilgili bir güven değil, işte ne bileyim, ihanetle, aldatmayla falan bunlarla hiçbir ilgisi yok bahsettiğim güven. Bahsettiğim güven, karşımdaki kişinin her zaman benim iyiliğimi düşündüğüne, beni düşündüğüne, iyi niyetle, doğru değerlerle hareket edeceğine güvenmek. Ve buna güvendiğim için de bir nevi aslında sırtımı o ilişkiye rahatça yaslayabilmek. Ve bu güven duygusu olmadan bir ilişkinin güzel yürümesi bana çok zor geliyor. Bence aslında bazen ilişkilerde şey diyoruz ya, bu ilişkide bir sıkıntı var ve ne olduğunu bilmiyoruz. Bana bu, bununla çok ilişkili geliyor. Şimdi güven dediğimizde ilişkide, ben partnerime güveniyorum, bir şey yapmaz, beni aldatmaz, başkasına bakmaz.
okey bunlar zaten çok güzel yani bunlar aslında olması gereken hani tek eşli bir ilişkide olması gereken baştan zaten anlaşılan şeyler üzerine ama bir yandanla karşımdaki insanın benim ona verdiğim bütün duyguları düşünceleri sırları o iyi anları hep zihninde olumlu bir yerde tutacağını ve benim kötülüğüme sebep olabilecek bir şeyi yapmaktan daima kaçınacağına dair bir güvenle duymam gerekiyor. Burada şu çok önemli, partnerimin tutarlı davranacağına yani bir değere inanıyorsa o değere devam ettireceğine ya da benimle zaten böyle sağlam bir zemin kurduysa o zemine zarar vermemek için her şeyi yapacağına güvenmem gerekiyor. Bu tabii ki bağlanma stilleri ile çok ilişkili buraya geleceğim. Ama bu aslında şu soruyu getiriyor bize. Ben kendi zihnimin senaryolarına mı güveniyorum yoksa bu ilişkiye ve ilişkin içerisinde tekrarlayan kendini tekrarlayan paternlere mi güveniyorum? Girin bunlara birazcık açalım. Şimdi zaten ilişkideki güven duygusu nasıl oluşur? Onu zaten baştan bir oturtabilirsek bu bölümün geri kalını bence çok daha hızlı ilerleyecek. Güven tek seferlik bir, ben bunu yapacağım, bunu yapmaya söz veriyorum deyip
onu yerine getirmek değil de aslında gerçekten tekrar tekrar inşa edilen bir duygu. Şimdi bu güveni inşa etmek konusundan bahsedince şunu söylemem lazım. Diyelim ki ben normalde yapmayacağım bir şey yaptım. Diyelim ki normalde bana atılan bir mesaja hızlıca cevap veririm ya da genel olarak temasta kalırım ya da genel olarak duygularımı açıkça ifade ederim. Ama bu sefer bunları yapmıyorum. Bunları yapmıyorsam o zaman gerçekten olağan dışı bir durum olduğuna ve o olağan dışı durum içerisinde benim böyle hareket etmek zorunda kaldığıma karşımdaki insanın güvenebilmesi demek. Aslında ilişkiye güvenmek. Diyelim ki ben normalde tartışmalardan sonra çok hızlı bir şekilde toparlanıyorum ve iyi hissetmek için çaba sarf ediyorum ama bu tartışmanın sonunda ben kabulma çekildim ve tekrar iyi olalım diye bir çaba sarf etmiyorum. Bunun aslında ilişke güvenen partnerime şu mesajı vermesi lazım. Bu sefer gerçekten gizemi çok kırdım ve bir şey yapmam lazım. Yani bu olağan dışı bir durum oldu.
Bir de genelde zaten bence ilişkiler... Bunu daha önce küçük şeyler bölümünde anlatmıştım. İlişkimizde küçük anlar, yani böyle mikro anlar diyeyim... ...büyük tutarlılıklar, büyük güven duygusunu getirir. Şöyle, aslında biz her an, her davranışımızda bir tercihte bulunuyoruz. Bu sabah kalktığımızdan tekrar uyuyana kadar gün içerisinde ne kadar çok karar aldığımızı düşünsenize. Yani çok basit bir şekilde ne içeceğim? Kahve mi içeceğim, çay mı içeceğimden tutun. Şimdi ne bileyim? Metroya mı bineceğim? Şu anda durağa gelen metroya koşup binebilecek miyim? Yoksa bir sonrakini beklemek için daha mı mantıklı? Ya da şu an telefonum çalıyor, ben bunu şu anda açmak istiyor muyum, istemiyor muyum?
Ya da ne giyeceğim? Fark etmez yani. Gerçekten çok küçük kararlardan bahsediyorum. Örnek vermekte güçlük... O kadar küçükler ki örnek vermekte bile güçlük çekiyorum yani. Öyle düşünün. Bütün bu küçük kararlarda aslında ben kendi karakterimi ve içinde bulunduğum ve sürdürmek istediğim durumların etkisini taşıyorum. Yani mesela atıyorum, yavaş hareket etmeyi seven bir insansam bir sonraki metroya yetişmeye karar verebilirim. Bu benim karakterimi de yansıtan bir şeydir.
Ama mesela diyelim ki beni bekleyen kişi benim gecikmemden dolayı zarar görecekse... ...ve ben gerçekten insanları bekletmekten hiç hoşlanmayan bir insansam... ...o zaman ne pahasına olursa olsun koşup o metroya yetişmeye çalışıyorum. Bu bir karar işte. Ve bütün bu kararlarda aslında ben hayatımı yaşayış şeklimle... ...ilişkide bulunduğum bütün insanlara kendime dair bir bilgi vermiş oluyorum.
A, Gizem hiçbir yere geç kalmaz normalde. Bugün geç kaldıysa bir sebebi vardır mesela. Ya da işte Gizem mesela normalde böyle konuşmaz. Eğer bugün bana bu kadar ters bir şey söylediyse belli ki ya kötü bir gün geçiriyor ya da bana gerçekten çok kızgın.
Şimdi bunu yapamadığımızda yani biz karşımızdaki insanla ilişkili tutarlı bir çerçeve oluşturamadığımızda bu sefer kendi kafamızdaki ilişkisel senaryolar yani aslında bizim neyi hak ettiğimize inandığımıza dair senaryolar karşımızdaki kişinin karakterinin önüne geçmeye başlıyor. Yani ben diyorum ki mesela Ben zaten sevilmeyecek bir insanım. Ben o kadar da çok büyük bir sevgiyi hak etmiyorum. Ya da ben karşımdaki insanın bendense bir başkasına bakabileceğine inanıyorum. Ya benden daha iyisini bulsa gider. E ben de o kadar iyi değilim. Demek ki benden daha iyisini bulacak ve gidecek. Diyelim ki benim kafamda böyle bir senaryo var. Bu durumda karşımdaki insanla ilgili tutarlı bir çerçeve edinemediysem karşımdaki insanın herhangi bir olumsuz davranışını zaten kafamdaki bu senaryolarla eşleştirip
Bunlara daha fazla inanmaya başlıyorum. Şimdi, buradan aslında bağlanma stilleriyle ilişke güvenmek konusundaki ilişkiyi duymuş olsanız gerek diye tahmin ediyorum. Yani ben zaten, mesela karşımdaki insanın orada olmayacağına, zaten ilk fırsatında benden uzak duracağına ya da benim duygularımı gördüğünde benim güçsüz bir insan olduğumu düşüneceğine inanıyorsam, O zaman onun bütün tepkilerini buna göre yorumlamaya başlıyorum zaten. O kişiye ve ilişkiye güvenemiyorum. Zaten bu ilişkide benim iyiliğimi düşüneceğine, benim her türlü duygumla bu ilişkide kabul görebileceğime inanamıyorum. O yüzden de her seferinde bu ilişkide bir problem fark edip kendimce bu ilişkiden uzaklaşmaya çalışıyorum. ya da mesela kaygılı bir insansam karşımdaki insanın orada olmak istemeyeceğine ve her an beni terk edip gideceğine inandığım için bütün davranışlarını veya bütün tepkilerini buna yormaya çalışıyorum ve bu olmasın diye, aman bu olmasın diye herhangi bir buna yakınlaşabilecek ipucu algıladığımda mesela işte geç verilen bir cevap ya da
İptal edilen bir program, gerçekten meşru bir sebeple iptal edilen bir programda bile ben çok tetikleniyorum ve fazladan tepki gösteriyorum. Veya karşımdaki insanın zaten benim kafamdaki ideallere uygun hareket edemeyeceğine inandığım için ilişkiyi fazladan kontrol etmeye çalışıyorum. Sanki ilişkiyi yeteri kadar iyi kontrol edebilirsem, ilişkiyi ve karşımdaki insanın davranışlarını, o zaman onun gitmeyebileceğine ve ilişkinin devam edebileceğine inanıyorum. Yani başka biriyse yine ilişkiye güvenmiyorum. Ama eğer ben karşımdaki insana ve ilişkiye güveniyorsam o zaman ilişkin akışında kalabiliyorum. İlişkin akışı içerisinde karşımdaki insanı tanımaya çalışıyorum. Karşımdaki insanla ilgili anbean onun davranışlarındaki tutarlılıklara veya tutarsızlıklara şahit olup
Üst üste koymaya başlıyorum edindiğim bilgileri. Baştan bir önyargıya gelmiyorum. Şöyle olacak ya da böyle olacak diye. Karşımdaki insanı tanımak istiyorum.
Ve arka tarafta şöyle korkularım yok. Ya zaten beni sevmez. Zaten orada olmaz. Zaten ilk fırsatta tüyar. Böyle endişelerim olmadığında karşımdaki insanı tanımak adına gerçek bir şans vermiş oluyorum. Şimdi ilk bir ara verelim. Ondan sonra güveni nasıl zedeleriz? Biraz buralara da gireceğiz. Görüşmek üzere.
Şimdi geldik geri. Şunu söylemiştim ayrıdan önce. Güveni nasıl zedeleriz? Bunun hakkında konuşalım demiştim. Ama önce şundan bahsetmek istiyorum. İlişke güvenemediğimizi nasıl anlarız? Şöyle anlarız aslında. Eğer sık sık partnerinizi veya karşınızdaki insanı kontrol etmeye çalışıyorsanız.
Onu sürekli test ediyorsanız, mesela kıskandırarak, zaman zaman uzaklaşarak, arada ceza vererek, küserek ya da ondan sürekli bir açıklama isteyerek, sürekli bir nevi hesap sorarak, yaklaşıyorsanız karşınızdaki insana, aslında bu ilişkiye henüz yeterince güvenemediğiniz anlamına geliyor. Şimdi mesela karşımdaki insan beni kıskanıyor mu? Eşittir, kendi zihnimde. Beni seviyor mu? Sorusunu soruyorsam, o zaman mesela belki olmayan hikayeler anlatıyorum. Ya da belki mesela onun kafasındaki değerlerle uyumlu olmayacak hareketlerde bulunuyorum. Ve bakıyorum, nasıl bir tepki gösterecek? Eğer tepkisi beni kıskandığına yönelikse, tamam, beni seviyormuş.
Ama bu aslında ilişki o kadar zedele yani ilişkinin temeline dinamit koyan bir davranış ki. Ya da mesela karşımdaki insan tam olarak benim kafamdakine uygun hareket etmediğinde ondan uzaklaşmak veya işte ne bileyim tamam biraz ben mesajını görmeme rağmen geç cevap vereyim gibi şeyler. Bunların hepsi stratejik davranışlar. Benden bu cümleyi daha önce çok duydunuz. Yani stratejiler ilişkideki yakınlığın düşmanıdır diye. Biz bunları yaptığımız zaman aslında bunlar da kendi içine manipülatif davranışlar yani kontrol amacı gidiyorlar. Ve karşımızdaki insanı kontrol etmeye çalıştığımız her noktada aslında ona şu mesajı veriyoruz. Ben senin değerlerine, düşüncelerine ve daha önemlisi iyi niyetine güvenmiyorum. O yüzden bırak ben hallederim, bırak bu ilişkiyi ben yöneteyim çünkü sen beceremiyorsun.
Bu da karşımızdaki insanla ciddi bir yetersizlik duygusu tetiklediği için, karşımızdaki insanla yetersizliğin onda yarattığı davranışlarla bize karşılık veriyor. Kim zaman gerçekten uzaklaşıyor, kim zaman bağırıyor, çağırıyor, kim zaman ilişkiden bir an önce kaçıp gitmek istiyor. Kim yetersiz hissetmekten hoşlanıyor ki? Kimse. Ama eğer karşımızdaki insanı sürekli yetersiz hissettiriyorsak, o zaman onun bu yetersizlik duygusuyla baş etmeye çalışmasına şahitlik etmek zorunda kalıyoruz. Tabii ki bu arada şu çok önemli. Tutarsız bir insanla birlikteysek zaten bu ilişkiye güvenemiyoruz. O tutarsızlık bizi, onu sürekli kontrol etmeye zorluyor biraz da. Biri bana partilerin telefonla karıştırdığını anlattığında tabii ki bu yanlış bir davranış ve genelde bunu yapan insan da biliyor. Ama bence arka planda şunu sorması lazım kendisine. Benim de ilk sorduğum soru bu oluyor. O telefonu karıştırmaya iten şey sizi gerçekten bir şey bulma duygusu mu yani orada bir şey bulacağım duygusu ve korkusu mu yoksa
ilişkide genel olarak gördüğünüz tutarsızlıkları bir şekilde orada gördüklerinizde tutarlı hale getirmek mi? Çünkü bazen duyduğumuz, partnerimizden duyduğumuz cümleler ya da partnerimizin söyledikleriyle yaptıkları ya da partnerimizin oradaydım dediği ama olmadığı yerler vs. bunların hepsi birikiyor ve biz bir şekilde bu böyle kaotik bilgiyi kendi içinde tutarlı hale getirmeye çalışıyoruz. Bu arada yani altını böyle çok kalın şekilde çizerek söylemek istiyorum ki hiçbir şekilde bence partnerlerimizin telefonlarını karıştırmamalıyız. Onların özel eşyalarını eşyalarına temas etmemeliyiz. Bu hepimizin yanlış olduğunu bildiği bir şey. Sadece bunu yapıyorsak yapmamızın arkasındaki sebebi anlamalıyız diye söylüyorum. Ama sebebini anlamamız bu davranışı meşru kılmıyor. Onu da vurgulayayım tekrar.
Şimdi dönelim geri. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Partnerimiz eğer yeteri kadar tutarlı değilse biz bu güveni inşa edemiyoruz. Bir başka önemli olan şey de net olmayan iletişim. Yani bir şey söyleyip başka türlü davranmak ya da çok üstü kapalı konuşmak ya da pasif agresif konuşmak bunlar güvenin oluşmasına da engel oluyor ya da var olan bir
güvenin zedelenmesine de sebep oluyor. Üstelik karşımızdaki insan da mesela bize sık sık teste tabi tutuyorsa, bizden sürekli hesap soruyorsa, mesela daha önce yapmadığı şekilde bunları yapmaya başladıysa, bu da güven duvarının zedelendiğini gösteren bir şey. Yine bazen de geçmişteki ilişkilerimizden getirdiğimiz güvensizlik var. Daha önceki ilişkilerimizde eğer karşımızdaki insanlar bize iyi niyetle yaklaşmadılarsa, canımızı acıttılarsa, bu illa karşımızdaki kişiyle ilgili olması gerekmiyor. Mesela karşımızdaki kişinin arkadaşlarıyla bir sorunu yaşadıysak, ailesiyle bir sorunu yaşadıysak, günün sonunda mesela yalnız hissettiysek o ilişkide bunların hepsi aslında bugünkü ilişkilerimize de taşınıyor.
Ve o yüzden de aslında az önce demiştim ya bağlanma stillerinden bahsederken kendi kafamızdaki senaryolar ve karşımızdaki insanın davranışlarının tutarlılığı. İşte tam bu noktada onu da bir sormak lazım. Yani benim önceki ilişkilerimde yaşadıklarımı ben buraya getiriyorum ama Ben önceki ilişkilerimle yaşadığım olumsuz deneyimleri buraya getiriyorum ama karşımdaki insan kendi davranışları ve bana yaşattığı deneyimlerle acaba benim getirdiklerimin üzerine çıkıyor mu yoksa onlara teyit mi ediyor? Bir de son olarak kaygılı olmakla ilgili bir şey daha var eklemek istediğim. Kaygılı zihin sürekli ona ihtiyacı duyan zihindir.
O yüzden de eğer biz karşımızdaki partnerden yeteri kadar kendi içinde tutarlı davranışlar görmüyorsak onay alma ihtiyacımız artabilir. Bir yandan da ama yani bazılarımızda şöyle bir sıkıntı da oluyor. Karşımızdaki insan son derece tutarlı ama bizim kaygımız çok yüksek ve devamlı onay almaya çalışıyoruz. Bu da bu sefer, bu zamana kadar son derece doğru davranmış insanı kendini sorgulamaya itiyor. Ben bu ilişkide herhalde bir şeyleri yanlış yapıyorum ki karşımdaki insan sürekli beni sorguluyor, sürekli sevgimi sorguluyor, sürekli bir şeyleri de yanlış yaptığımı ima ediyor.
Bu da bu sefer karşımdaki insanı o doğru davranışlarla uzaklaştırabiliyor. O yüzden bir durup düşünmek lazım bence. Karşımdaki insan gerçekten bu sürekli onay alma ihtiyacını hak ediyor mu diye. Bir de son olarak bazen çok kaygılı olduğumuzda karşımızdaki insan çok tutarsız olsa bile Biz ona güvenmek istiyoruz ve bazen böyle gözü kapalı kendimizi bırakıyoruz ilişkilere. Bu da kötü bir şey. Çünkü yani karşımızdaki insan alenen bu güveni hak etmediğinde bile... ...biz böyle yok yok, böyle çok saf bir yerden, neredeyse polyanacı bir yerden... ...hayır hayır o bana kötü bir şey yapmaz, o benim kötülüğümü düşünmez... ...şu ana kadar iyiliğini düşündüğünü gösteren neredeyse hiçbir şey olmamış. Nasıl bu güven? Nereden geliyor bu güven?
İşte ilişkilere tutunmak, ilişkilere sığınmak, bir ilişkiden çıkmaktan korkmak bazen bizi buna itebiliyor. O yüzden de gerçekten karşımızdaki insan tutarlı mı, değil mi? Benim güvenimi hak ediyor mu? Bu ilişki benim güvenimi hak ediyor mu? Ne olur bu soruları bir sorun kendinize bu podcast dinledikten sonra.
Son olarak şunu da söyleyeyim, öyle bitireyim. Araştırmalar şunu gösteriyor. Eğer bir ilişkin içerisinde çok uzun süredir mevcutsak... ...karşımızdaki insana güveniyorsak da... ...artık ona o kadar çok dikkat etmemeye başlıyoruz. Yani yalan söylüyor mu? Söylediği şey gerçekten tutarsız mı? Yani böyle çok alenen, çok büyük bir şey yapmadığı sürece... ...daha kolay es geçebiliyoruz problemleri.
Öyle olunca da aslında yani ya bana yalan söylese kesin anlarım dediğimiz insanların yalan söylediğini fark etmeyebiliyoruz. Bazen de zihnimiz buna inanmak istemediği için görmezden gelmeye itiyor tabii ki bizi. Bunu herhangi bir şekilde sizi kaygılandırmak adına söylemiyorum. Hatta şunu söyleyeyim, bu evrimsel bir adaptasyon aslında. Ben sürekli karşımdaki insanla ilgili endişe içerisindeysem, ona bir türlü güvenemiyorsam, bu beni devamlı tetikte tutar ve devamlı tetikte olmak hiç iyi bir fikir değil, zihnimin kapasitesi anlamında. O yüzden ben karşımdaki kişiye tabii ki güvenmeliyim, tabii ki kendimi bırakmalıyım zaman içerisinde. O yüzden bu adaptasyonla savaşmaya çalışmayın. Eğer karşınızdaki insan yeteri kadar iyi davranıyorsa, yeteri kadar tutarlı davranıyorsa, güveninizi kazanmayı hak ettiyse bırakın kendinizi ilişkilerin içerisine bence.
Ama tabii ki eğer karşınızdaki insanın bir yalanını yakalarsanız ya da tutarsızlıklarını görürseniz belki ilk seferinde bir hani oraya minik bir yıldız koyup yani böyle bir şey oldu ama tabii ki durumun boyutuna göre böyle bir şey oldu ama var mı acaba bir sebebi ya da vardır bir sebebi? diyip eğer devam ediyorsa ve artık açıklanamaz hale geliyorsa orada bir sorgulamak iyi olabilir diye düşünüyorum. Yani o yüzden çünkü bazen çok uzun süreli ilişkilerde gerçekten gözden kaçırıyoruz olan biten büyük problemleri. Ona yakalanmamak açısından da ara ara ilişkilerde bir durup biz neredeyiz, ne yapıyoruz, hala ilişkimizde en başındaki dinamikleri sürdürebiliyor muyuz gibi soruları sormak önemli. Diyerek bu bölümü de bitiriyorum sevgili arkadaşlar. Umarım hoşunuza gitmiştir. Biraz böyle kendimizi ilişkinin içerisinde daha iyi hissetmenin bir yöntemi olan ilişke güvenmek konusu kafanızda biraz da oturmuştur. Her zaman sorularınızı gönderebilirsiniz. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.