Podcast

İyi Değilim

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bunu burada çözmeye çalışmayalım. Dinlenelim.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.290 kelime · ~11 dk okuma

Selamlar. Bu hafta ihtiyacı olan altında ne konuşacağımızı bilmiyorum. Gerçek anlamda bilmiyorum. Tek bildiğim iyi olmadığım. Evet, açık açık bunu söylemeye ihtiyacım var. İyi değilim. Bu hafta iyi hissetmiyorum kendimi. O yüzden belirli bir konum yok. Belirli bir fikrim yok. Kafamdakileri çok masaya yatırmadım. Neden tam olarak iyi olmadığım hakkında da bir fikrim yok. Ama nasılsın diyene iyi değilim.

ve iyi olmadığımı söyleyebilmeye ihtiyacım var. Belki iyi hissetmeyen arkadaşlar vardır benim gibi. Belki sizler de iyi hissetmiyorsunuzdur ama son damlayı bekliyorsunuzdur damlamak için. Evet, hep beraber iyi hissetmiyoruz. İyi hissetmeme hakkımızı kullanıyoruz bu hafta.

Tam olarak iyi hissetmeme nerede başladım bu aralar bilmiyorum. Beklentilerimin altı boş çıktığında mı? Ama beklentilerle ilgili kendimi çok iyi eğitmiştim. Beklentilerimin kurban olmamayı öğreniyordum sanki. Bunu başarıyordum yani.

Transkriptin tamamını oku

Yine de biraz beni zebelemiş olabilir. Bir şeyden bir şey beklediğimi bile artık kendime itiraf edemiyorum. Ne zaman bu kadar korkmaya başladım bu konuda bilmiyorum. Ben şu durumdan, şu kişiden, şu olaydan bir şey bekliyorum. Demek beni korkutuyor. Önceden atladığım suların derinliğine çok bakmazdım. Bir şeyler hakkında ne hissettiğimi söylerken çok darlanmazdım. Evet ben bunu çok istiyorum. Evet bu çok güzel. Evet bu konuyla ilgili beklentilerim var derdim.

Şimdi öyle değil. Bir şey beklediğimi sessiz söylemeyi bırakın. Kendime icraf etmekte bile çok zorlanıyorum. Hayat beni terbiye etmiş. Hayat beni ehlileştirmiş ve hiç istemediğim bir yönde. Bu kadar hislerine bağlı, hisleriyle yürüyen, hisleriyle olan, hisleriyle akan bir insan olarak, hissetmekten korktuğumu farkettiğim bir son birkaç gün beni inanılmaz korkuttu.

Bir aralar keşke böyle olsam, ben de kaçsam, dibini görmek istemesem bazı şeylerin derdim ama bir yandan da bu dileğimin gerçek olması beni çok mutlu etmemiş. Rahat rahat bir şeyleri çok istediğimi, çok beğendiğimi, bir beklentim olduğunu söyleyemeyecek noktaya ben ne ara geldim ya? Cepte bu var. Beklenti sahibi olmaktan korkuyorum. Bırakın beklentilerden korkmayı. İyi hissetmiyorum. İyi değilim. Bir, beklenti sahibi olmaktan bile korkuyorum.

Bunun arkasından da biraz hayal kırıklığı, çaresizlik, ruhsal besinsizlik geldi galiba. Ruhsal besin olayı da çok alengirli bir olay. Hayatımızı çok kollu, çok dallı kurmamız gerekiyor ki birçok yerden beslenebilelim. Aşk, arkadaşlık, iş, spor, hobiler, sanat, sepet, her şey... Bir acil durum kolumuz olmalı.

ruhsal besinlerde daraldığımızda çekip aldığımız, besleniyorum, hayattayım, mutluyum diyebildiğimiz ama hayat sanırım akışında pek böyle ilerlemiyor. Çoğumuzun en çok beslendiği yerler işi, aşkı, arkadaşları oluyor. Ve bu damarlardan biri kesildiği zaman, bu dallardan biri kesildiği zaman çok kötü hafalıyoruz. Ve sanırım benim de çok şahsi bir ruhsal besin damarım kesilmiş durumda.

Ama bu kesilme nerede geliyor biliyor musunuz? En yüksek hissettiğiniz yerde geliyor. İnanılmaz besleniyor hissettiğiniz yerde geliyor ve artısından ertesi gün besin yok. Bazen bu besinsizlik bizi yanlış yerlere yönlendirebiliyor. Yanlış şeylerden, günlük şeylerden beslenmeye çalışabiliyoruz ve o zaman olaylar iyice sarpa sarıyor. Ben yanlış yerlerden beslenmemek için şu an elimden geleni yaptığım bir dönemdeyim.

Size hep böyle kafamda şu soru var, şu fikir var ve ben bunu çözdüm gibi konuşuyorum ama... Gerçekten hoşgeldiniz. Hiçbirini çözemiyorum. Sadece hepsinin üstünde düşünüyorum. Uzun vadet düşünüyorum. Ve onlar artık davranışımmış gibi hissetmeye başladığım zaman... hayatımın bir yerine yerleştiği zaman çözülmüş gibi devam ediyorlar. Çünkü o kadar kafamda yoğurmuş oluyorum ki bu fikri davranışıma akıtmış oluyorum. Ve o zaman da çözülmüş oluyor. Ama bu süreç öyle. Yirmi dakika aklıma geldi, ihtiyacım vardı, konuştum, paketledim gitti gibi olmuyor işte. Mesela bu iyi değilim halini acaba ne kadar düşüneceğim? Ne kadar yaşayacağım? Bunun üstüne acaba kaç bölüm yapacağız? Kaç bölüm konuşacağız? Ben bu düğümü hafta hafta çözerken neler bulacağım? Bilmiyorum.

Bu ara gerçi iyi değilimi birçok arkadaşımdan da duyuyorum. Kimisi bir yakının yanına döndüğü için iyi değil. Kimisi evinden uzak olduğu için iyi değil. Kimisi yeni bir yere gittiği için hem iyi hem iyi değil. Kimisi ilişkisi çok kötü gittiği için iyi değil. Kimisi uzun zamandır beklediği bir şey başına geldiği için iyi değil.

Bu ara duyduğum en fazla duyduğum şey ki iyi değilim. Biraz nankörce bir iyi değilim de var aralarda. İstediğimiz şeyler olduğu için de iyi değiliz. Bu bende de var. E biz gerçekten ne istiyoruz?

Ne zaman bir şeyler beni korkutmadan yaşayacağım? Ne zaman bir şeyler beni yormadan yaşayacağım? Ne zaman başıma gelen iyi bir şeyi, iyi bir şey olarak yaşayacağım? Çok uzun zamandır istediğim bir şey tam karşımda ve ona ulaşmak istiyorum. Ama cehennemden korkar gibi korkuyorum.

Aldığım tadı hissetmiyorum. İsteğimin ne kadar tatlı, sevimli bir şey olduğunu hissetmiyorum. Varsa yoksa, şimdi o beni yorar. Şimdi o benim dengemi bozar. Şimdi beni düşürür. Şimdi ben yine düşerim, beni kimse kaldırmaz. Ne zaman? Ne zaman bu kadar lekelendi her şey? Yaşalınca mı oldu? Çünkü ben yirmilerimde hiç böyle değildim. Atlardım suya, başıma ne gelirse gelsin. Sonuna kadar zevkini de alırdım. Zevkini almam gereken yerde. Cefasında, yeri geldiğinde çekerdim.

Seneka haklıymış galiba. Vaktinden önce mutsuz olmak çok berbat bir şey. Vaktinden önce bir şey olmak çok berbat bir şey. Sana iyi gelecek bir şeyin daha iyi kısmını yaşayamadan mutsuz olmak berbat bir şey. Ben şu an istediğim şeylere sahip olup ne yapacağımı bilmediğim için bile iyi hissetmiyorum.

Bu kadar mı iyi hissetmemeye bahanem var? Tamam, sürekli iyi hissetmek zorunda değiliz, bunu konuştuk. Bunu hep birlikte, hep konuştuk. Mutlu olmak, sürekli iyi olmaktan, sürekli iyi hissetmekten, sürekli iyi biri ivmeyle yukarı gidiyor hissetmekten akan bir şey değil. Mutlu olmak zaten nihai ya da kalıcı bir şey değil. Ama iyi hissetmek, iyi olmak, her daim her şeyin yolunda gitmesi değil. Bunu konuştuk.

Ama iyi hissetmekten bu kadar korktuğumuzu konuşmadık. Hele ki ben, geçen haftalarda, acaba mutlu olmaktan korkuyor olabilir miyiz? Yüksüz ne yapacağımızı bilmiyor olabilir miyiz? derken, bunun bu kadar genel bir kaygı olduğunu ben bile fark etmemişim. Bir insanın kendi sözüyle tokatlanması ne demek biliyor musunuz? Şu an ben tokatlanıyorum mesela. Kendi sözümle.

Ben bırakın mutlu olmayı, ben iyi olmaktan korkuyorum ya. Başıma gelen iyi bir şeyi, ne yapacağımı bilmeyip çarçur ediyorum. Büküyorum onu. Avucumun içinde büküyorum ve soruyorum ki, buna ne oldu ya? Demek ki o kadar da güzel değilmiş. E tatlım biraz önce sen büktün ya onu elinde. O güzeldi. Ama yok, onu mahveden ben olamam. Çünkü ben onu çok uzun süre bekledim. İnsanın kendi kendini sabote etmesine yapılacak hiçbir şey yok.

Ama bu yolda kendi kendini sabot ettiğini bilerek sabot etmek için yapılacak da hiç hiçbir şey yok, ızdırap çekmekten başka. Hani en iyi arkadaşımız kendimiz olacaktık? Gerçi en iyi düşmanımız da kendimiz olduğumuz için dışarılarda aramaya gerek yok biliyorum ama yani kendi iyiliğimizi biz bu kadar isteyemezken nasıl olacak bu iş? Neyse dağılmadan, evet ben bu haftayı hissetmiyorum.

Beklentilere sahip olmaktan bile korktuğum için, iyi hissetmekten korktuğum için, gülmekten korktuğum için, hissetmekten korktuğum için, çok uzun zamandır beklediğim bir şeyin başıma geldiğinde, olur da kötü giderse ne olur kaygısından, korkusundan, deliler gibi titrediğim için ben bu hafta kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Kendimi böyle bir yere kilitlediğimin bile farkında değildim. Sevmekten korkuyorum, sevilmem diye. Affetmekten korkuyorum, boşa affetmiş olurum diye. Gülmekten korkuyorum arkasından muhtemelen bir şey beni ağlatacak diye. Birine sen benim için böylesin, böylesin, böylesin demekten korkuyorum. Çünkü onun da ne yapacağını bilmeyip kırılmaktan korkuyorum.

Artık güvenemediğim, alışmadığım yerlerde ben ki sevgisini inanılmaz göstermekten hoşnut olan bir insan, sevgimi göstermekten korkuyorum. Ve içimde patlayan ve sahibine varamayan duygular beni çok yordu. Ama bunun içinde biraz da anlaşılmamalık yordu galiba, anlaşılmamak yordu beni. Anlaşılmak en büyük saadet mi bilmiyorum. Anlaşılmayı mı tercih ederim, sevilmeyi mi? Bu çok ciddi bir ikilem benim için. Çünkü ben de her anladığım şeyi sevmiyorum ya da her anladığım şeye sempati, sevgi, ilgi, sonsuz bir güzellik sunmuyorum. Bu ikilem bende her zaman devam edecek. Anlaşılmak mı, sevilmek mi? Bilmiyorum, karar veremiyorum. Anlaşılmadan sevilmek de olur sanki. Çünkü neden sevdiğimizi bilmemeye de sıcak bakıyordum?

Gerçekten bir düşünsenize, anlaşılmak mı istersiniz yoksa sevilmek mi? Hangisi sizin için daha ağır basıyor? Ben de bunu bilmediğim bir dönemdeyim ama bu hafta sanki sevilmekmiş gibi geliyor. Normalde anlaşılmak en büyük saadettir derim belki ama... Hayır ya! Anlaşılmasam da sevilmek istiyorum galiba. Değer veren insanların ertesi gün değer vermeyi çat diye nasıl kestiğini hep düşünmüşümdür ya da bir insanın arkasına bakmadan nasıl gittiğini düşünmüşümdür. Bunları yapabilir hale geldiğimi görüyorum 35 yaşında.

kaçarak bir şeylerin üstünü örterek gitmeye heves ettiğimi görüyorum. Bu benim için bir başarı değil, bir yenilgi. Çünkü bana göre önceden kapalı olup sonra açılmak her zaman bir zaferdir ama önceden açık olup sonra kapanmak hiç iyi bir zafer değildir. Kötü bir şeydir bu. Ama daha az mı üzüleceğim, daha az mı kafayı takacağım galiba ve öyle oluyor. Ama ben yaşamakla hissetmek arasında bir takas yapmak istemedim ki. Yaşarken daha iyi hissetmek istedim.

Taşlar da hiçbir şey hissetmiyor. Ölü olan hiçbir şeye bir şey hissetmiyor. Ben bir şey hissetmemek için ölmek istemedim ki. Kendimizi çok mu sıkıyoruz acaba? Kafamda tek bir yekpare öyle bir düşünce yok. Ne düşünüyorsun, ne şunu düşünüyorum diyemiyorum farkındaysanız ve bu karmaşanın içinde sizi de çekiyorum. Sanki bir kitap ortasından, sağından, solundan, arkasından sayfalarda fal bakarcasına ilerliyor musunuz gibi hissediyor olabilirsiniz. Çünkü ben de şu an kendimle ilgili öyle hissediyorum.

Bugüne kadar attığım bütün adımların beni doğru yerlere götürdüğünü biliyordum ama şu an attığım adımın beni nereye getirdiğini bilmiyorum. İyi olmamak böyle bir şey galiba. İyi olmamak bir konuşmayla anlatılabilseydi bence bu olurdu. Ne düşündüğünü bilmiyor. Bugüne kadar kazandığı şeylerin ona ne anlamda yaradığını bilmiyor. Bugüne kadar kaçındığı şeylerin neden kaçındığı şeyler olduğunu hatırlamıyor. Ne yöne bakacağını bilmiyor. Çok öfkeli de değil, çok dürtüsel de değil ama iyi hissetmiyorsun işte. Tam da buymuş demek iyi hissetmemek. Tam iyi hissetmemenin ilk anlarını yakaladığınızda demek ki böyle oluyormuş.

Ben hep ortasından tuttum. Bir şeyler anlatırken, konuşurken hep bir yönlere doğru çekilmiş oluyordum. Şu an tam olarak neden olduğunu bile bilmiyorum. Bir koltuğa yatıp, sırtımı dönüp, sadece arkadan belki doğaya ait birkaç ses duymak istiyorum ama başka hiçbir ses duymak istemiyorum.

Bazen aramızda bir şaka vardı bir arkadaşımla. Müzik dinleyemeyecek kadar mı kötüsün? Derdi mesela. Çünkü müzik dinlemek bütün duygularımın üstüne iki üç kat katıyor gibi olduğu için çok zor dönemlerimde müzik dinlemekten kaçınırım. Ve şu an bana bunu soruyor olsa derdim ki evet, müzik dinleyemeyecek kadar kötü hissediyorum kendimi. Film izleyemeyecek kadar kötü hissediyorum kendimi. Birinin duygularımı bana çevirip göstermesine tahammül edemeyecek kadar kötü hissediyorum kendimi. İyi değilim.

Çok isterdim size böyle bir tane iple çekip şu yüzden iyi değilim demek ama hayatın yorgunu olmak denen de bir şey var. Sanırım öyle bir evradan geçiyor. Bir anda çok umut bağladığım ve çok mutlu olduğum şeylerle mutlu olmadığımı görmek, kaçtığım şeylerden kaçamamış olduğumu görmek, dünyamdan atmak istediğim duyguları atamadığımı görmek. Şu kalbe söz geçirme işi, başaramadığımı görmek... Hayat birçok şeyi tekrar tekrar başınıza getirir ve akıllanıp akıllanmadığınıza bakar ya... Kesinlikle benimle ilgili şöyle bir not alıyor köşeye... Tezgah hoşcan, yaş 35, akıllanmamış, geç.

Başka bir şey Ezgi Oşan. Akıllanmamış. Geç. Bir daha başına getirelim. Akıllanmamış. Geç. Benim hakkımda sürekli akıllanmamış, akıllanmamış ve aynı hata yapmaya devam eden küçük bir döngü gibi bir hayat var sanırım bazı konularda. Ve bu geç kısmı da kötü bir karnı almışım ve eve götüremiyormuşum, karnemi kendime gösteremiyormuşum gibi hissettiriyor. Bu yüzden de iyi değilim.

Çok uzun süre görmekten kaçtığınız ya da karşılaşmak istemediğiniz insanlarla, karşılaştırmanın getirdiği, sizi o en masum, en savunmasız, en hatırlamak istemediğiniz günlerinize götüren, hallerinizi hatırlatan insanlarla karşılaşmak gibi, biraz da o açıdan iyi değilim. Böyle zamanlarda ne yapmak lazım? Gerçekten neden iyi olmadığımı bulmalı mıyım? Yoksa hayatın kemiklerimi şu an istediği gibi kırmasına ve neyin iyi olacağına kendisi mi karar vermesi için bırakmalıyım? Bilmiyorum. Önceki savunma tekniklerim, iyileşme tekniklerim onlara girmeli miyim? Bilmiyorum.

Her yıkım bir fırsattır ya, acaba bu iyi değilim anını, bu sefer bildiğim her şeyi yapmayarak mı geçirmeliyim? Tam iyi, iyi değilim, iyi hissetmiyorum. Bugün oturacağım ve başıma gelen şeylere bugünün gücüyle tepki vereceğim. Belki hiç bilmediğim bir tepki olacak bu ve daha iyiye götürecek beni. Ve belki tekrar şekilleneceğim. Her iyi değilim bir umut aslında. Tekrar yapılanabilirim umudu. Her iyi olmayışımdan bir şeyler bekliyorum. Bundan da beklediğim gibi.

Hissetmekle tepki vermek çok farklıdır. Bunu her zaman, her yerde söylerim. Gerçekten hissediyor musun yoksa tepkimi veriyorsun? Bu senin bana karşı hissin mi, tepkin mi? Bu senin bir olaya karşı hissin mi, tepkin mi? Bazı insanlar sadece tepki vererek yaşıyor. Ve tepki veren insanlarla iletişim kurmaya çalışmak o kadar zor ki. Çünkü iyiye iyiye almak da sizi artık tatmin etmiyor. Adını koyamıyorsunuz ama. Bir şeylerin kötü gittiğini fark ediyorsunuz.

Bir sebebi mi olmak zorunda? Hayır. Bir şeyler yürümüyor, bir sebebi mi olmak zorunda? Hayır, değil. Bazen hissetmek kâfi. Ve ben bunun için de iyi değilim, ben şunun için de iyi değilim diye diye kapattığımız kapılardan sonra holde otururken tek başımıza kalmak da mümkün. İyi olmama süreçleri biraz da böyle galiba.

Burada iyi değilim, bu hoşuma gitmedi, hayır, hayır diye diye beş altı kapı kapattım. Ve ortada oturuyorum. Ne bir kapı açmaya hevesim var, ne başka bir kapıya uzanmaya hevesim var. Bekliyorum. İyi olmayışımın, yıkımımın beni yükseltmesini bekliyorum. Beklentilerimle olan dövüşümün, savaşımın tekrar şekillenmesini bekliyorum. Hayal kırıklıklarımla olan muhabbetimin tekrar şekillenmesini bekliyorum. Neden hissetmekten korkmaya başladım? Kalbimin bana bunun biraz izah etmesini istiyorum.

Çünkü en çok övündüğüm şeydir bu. Bodoslamayımdır. Bazen hatta sınırları aşarım. Ama gün sonunda en azından içimde kalmadı. Bu da asrın, asrın bahanesi değil mi? İçimde kalmadı. En azından içimde kalmadı ve en azından ifade ettim. Ben ne hissettiğimi biliyorum ve oradaydım deyip sonuna kadar bunu tüketmek. Bunu yapamamanın da ne kadar zor olduğunu fark ettim şimdi.

Hissetmekten korkmak istemiyorum. Tepkiye dönmek istemiyorum. Beklentilerime göre bir şeyleri mahvetmemeyi öğrenmişim ama... Beklentiden korkmamayı öğrenmemişim ya ben. Kaç haftadır buluşuyoruz bilmiyorum. Her hafta bir şeylerin üstünde duruyoruz. Her hafta bir şeylerle ilgili aşağı yukarı neler yapabiliriz onu konuşuyoruz. Ama bir anda iyi hissetmemenin ve her şeyin havaya gitmesinin nasıl bir şey olduğunu hiç konuşmuyoruz. Çünkü galiba konuşulabilecek bir şey değil.

Şu an kaç dakikadır konuşamıyorum, ben de bilmiyorum. Belki bu size hiçbir şey ifade etmeyecek, belki size çok şey ifade edecek. Ama iyi değilim. Ve iyi olmamanın nasıl bir şey olduğunu da ihtiyacım olduğu için buraya ve ihtiyacı olabileceklere bırakmak istedim. Bugün gerçekten sarıldım. Çok sarıldım. Umarım siz de bana sarılmışsınızdır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)