
2.418 kelime · ~12 dk okuma
Merhaba. Normalde hep selam derdim ama bir hafta olmayınca merhabaya döndüm galiba. Küçük bir resmileşme yaşadık. Hemen kırıyorum onu. Yine kahvemi almadan geldim. Ritüel devam.
Şu an hayat planı sandığım şeyin aslında küçük bir... ...kaçış rutası olduğunu farkettiğim bir an yaşıyorum. Anlar bütünü yaşıyorum. Ve özellikle de bazı zamanlarda olduğu gibi... ...şu anda da ne hissediyorsun diye sorulsa... ...her şey dağılacak gibi benim için. Bugün tam olarak oralardayım. Plan yapmak, beklentiler, kontrol ihtiyacı... ...belki de hiçbir şeyin zamanında olmaması, planlandığı gibi olmaması... ...ama aslında bu noktada her şeyin de olabileceği hissiyatı.
Bir yandan boğuluyorum gibi, bir yandan da suyun üstüne çıkmam aramak kalmış gibi. Bu ara nasıl hissediyorsun? Bu basit ve lanetli sorudan çoğumuz kaçıyoruz. Ben de kaçıyorum bazen. Çünkü bazen geçiştirmesi kolay oluyor, bazen geçiştiremeyeceğim kadar ağır oluyor.
Hislerimi tarif edemezken nasıl hayat planı yapıyorum diye soruyorum kendime. Çünkü genelde hepimizin bir planı var. Şu yöne doğru gideceğiz, bu yöne doğru gideceğiz en basitinden. Tatilde şuraya gideceğiz, tatilde bunu yapacağız. Ama ben daha nasıl hissettiğimi tarif edemezken gerçekten nasıl etkili bir plan yapmış olabilirim?
Acaba önce hissetmeyi öğrenmem gerekmiyor mu, plan yapmadan önce? Ama bu yola girersem de sanki çok beklemek zorundaymışım ve kendimi oyalayacakmışım gibi hissediyorum. O noktada bu çaresizlik içinde, bu ne hissettiğimi bilmemenin içinde plan yapmaya çalışırken, acaba plan yapmakla kontrol etmeyi birbirine mi karıştırıyorum diye düşünüyorum? Kontrol etmekle, bir şeyleri kontrol etmeye çalışmakla, kontrol ettiğimize dair bir hisse ihtiyaçla, acaba plan yapmanın arasındaki farkı ne? Bu fark bariz, bu farkı biliyorum. Ama biz acaba bu farkı anlayabiliyor muyuz diye düşünmeye başladım ve kendimi, hayırlı olsun, çok yeni bir çukura atmış oldum. Kontrol dediğimiz şey, korkudan yapılan bir hareket. Plan dediğimiz şey, niyetten yapılan bir hareket.
O zaman en basitinden kontrolün beni boğması, planın da bana umut olması gerekiyor. Ama bunlar o kadar girit ki, aslında boğulurken, kontrol etmeye ihtiyacım varken planlar yaparak, aslında kontrol etme dürtümü mü besliyorum diye düşünüyorum ve o zaman umutla boğulmayı birbirine karıştırdığımı fark ediyorum. Bu çağda ikisi o kadar kolay birbirine karışıyor ki, ikisi o kadar görünürde bir çaba gibi duruyor ki, nasıl ayırabilirim? Kontrol etmek ve plan yapmak... Çok temel bir fark var aralarında ama... ...his olarak bu farkı anlamak çok zor. Ayırmaya çalışıyorum. Plan yapmak içten geliyor. Evet. Bir şeyin olmasını diliyorsun. O yönde adım atıyorsun. Bu açık uçlu bir şey. Bir belki barındırıyor. İçinde bu kadar belki olan bir şeyin... ...kontrol etmek olmadığını düşünerek rahatlamaya çalışıyorum.
Kontrol etmekte diyorum orada bir korku vardır. Korkarsın. Ya başıma kötü bir şey gelirse, ya iyi olanı kaçırırsam diye korkarsın. Kontrol ihtiyacında çoğu zaman bir hayal kırıklığına tahammül edememe durumumuz var. Plan yaparken ise kendimize ihtimalleri açıyoruz. Yani biri bizi kısırıyor, diğeri bizi açıyor. Olmalı. Ama bence bu dönemde plan yapmakla kontrol etmeyi bu şekilde ayırdığımda aslında çok da ayıramadığımı fark ediyorum.
Aslında kısırıldığım için plan yaptığımı hissediyorum. Aslında belkiler barındıran o şeye sıkıştığım yerle gitmeye çalıştığımı görüyorum. Yani normalde beni nefes aldırması gereken bir şey, aslında beni boğan bir şeyin kardeşi olmuş gibi hissediyorum. Ve bunu düşündüğümde, biraz da bu plan dediğimiz şeylerin özellikle de sosyal medyanın, görünürlüğümüzün de katıldığı bir yere gittiğinde, o kadar da bizimle ilgisi olmayan ve başka insanlarla alakası olan bir şey olduğunu görüyorum. Ve kendimize dürüst olamıyoruz. Şu sorunun cevabını kendine %100 net bir şekilde verebilen var mı? Ben bunu gerçekten istediğim için mi planlıyorum, yoksa kontrolsüzlüğe tahammül edemediğim için mi yapıyorum bunu?
Kendimize bu soruyu sormak bile zaten kontrolüm biraz boğazını gevşetmek oluyor. Ama korku da salıyor. Çok iyi planlarım var. Birkaç ayı kapsayacak planlarım var. Ama ben bunu kontrolsüzlüğe tahammül edemediğim için mi yaptım? Yoksa gerçekten benim için iyi olduğunu düşündüğüm için, bana ait, bana dair güzel kapılar açabileceğini düşündüğüm için mi yaptım?
Normalde plan yapan insan süreci yaşamak ister, bir yerden bir yere gitmek ister, yolu yaşamak ister. Ama plan yaparken sonucu sabitlemek istersin ya. Ama bir saniye bizim planlarımız da daha çok kontrolcülüğe benzemiyor mu? Bir plan yaparken şunu şuradan alırım, bunu buraya bırakırım, şunu da üç gün şurada yaparım, dördüncü günde zevk alırım ve eğlenmiş olurum ve evime dönerim. Pardon ama burada süreci yaşamak nerede oldu?
Yani ben plan yaptığımı zannederken sonuçları mı sabitliyorum? Kendimi bir maceraya, bir dinlenmeye, bir açılıma gönderdiğimi zannederken acaba kendimi daha fazla mı sabitliyorum? Bu kadar hızlı akan her şeyin ortasında bu ayrımı nasıl yapacağımı gerçekten bilmediğimi fark ettim. İkisi de çaba, ikisi de benim için görünüyor. Ama birisi beni yorarken, diğerinin beni taşırması, genişletmesi gerekirken bakıyorum ki çok uzun zamandır plan diye yaptığım şeylerin hiç beni böyle düz anlamında bildiğim planlar gibi bir yerlere taşıdığını görmüyorum. Bunu görmediğim zaman da aslında tamamen kontrolün mü kölesiyim, kontrolün mü kaçağıyım, bunu anlayamıyorum.
Bir de bu planları yaparken, güzel şeyler planlarken, içimizde böyle düşünürken, doğru zamanı bekliyoruz. Perfect timing. Her şey zamanlamadır ya. Her şey zamanlamadır. Doğru zamanı bekliyoruz. Doğru zamanda olursa, şu şu hal olursa, bunu bunu yaparsam, işte o noktada bu olursa... Ama o zaman hiçbir zaman gelmiyor.
Çok, çok rahat hatırlıyorum. Bir buçuk sene önce, iki ay sonra yapacağım bir şey vardı. Çok doğru bir zamandı onun için. Evet, yapsaymışım iki ay sonra çok doğru bir zaman olacakmış gerçekten ama konumuz bu değil. Bir buçuk senedir bunu iki ay sonra yapıyor olmam konu. Evet, ben çok rahatlamıştım. O plan beni açmıştı. Coşturmuştum, mutlu olmuştum. Ama galiba sadece kendimi kontrol ediyormuşum. Doğru zamanı iki ay sonra diyormuşum ama bir buçuk senedir o iki ay sonra hiç gelmiyor.
Belki de zaman değil ama hep cesaret eksikti. Doğru zaman değil, belki doğru cesarete odaklanmak gerekiyordu. Ama zaman kavramı, bir şeyin bir oturmasını beklemek... Buna o kadar inanmışız ki... Beni de bu hayatta kandıran çok az şey vardır. Ama doğru zaman Joker gibi beni her yerde, belki de yanlış sakinleştiren bir şey olarak hayatımda gizlice bana zarar vererek dolaşmaya devam ediyor.
Zamansız olduğu zaman aslında bazı şeyler gerçek. Birdenbire olduğu zaman gerçek. Beklemiyorken olduğu zaman gerçek. Evet, çok planlayıp çok beklediğimiz şeyler gerçekleştiği zaman bize aynı tadı vermeyebiliyor. Bunu beklentilerde zaten iyice masaya yatırdığımızı hatırlıyorum. Bazen hatta planladığımız şeyin olmaması bizim için daha iyi oluyor. Bunu zaten konuştuk ve tartıştık.
Ama bir şeylerin gerçekliği, gerçeklik hissetmesi, tatmin etmesi duygusunun da aslında bir noktada da plansızlıktan, zamansızlıktan geçtiğini çok galiba altını çizmedik. O zaman burada ben kendime artık bunu mu demeliyim? Doğru zamanı değil, eksik cesareti konuşmak gerekiyor. Çünkü her zaman bunun için doğru zaman olabilir. Çünkü hiçbir şeyin bir zamanı yok. Yapman gerektiğini düşünsün ve yaparsın. Aslında süreç yapman gerektiğini düşündüğün noktada başlar. Sen aslında süreci başlatırsın. Ama beklediğin doğru zaman değil de gerekli cesaret olmasın sakın. Bu da hiç gelmeyecek de olabilir.
O zaman kendini askıya almış olabilirsin. Plan sandığın, bir şeyleri programladığın sandığın şey aslında... ...o an baş edemediğin, o an hiçbir şey yapmıyor olmakla... ...ya da ne olacağını bilmemekle ilgili yaşadığın... ...kontrol çıldırmasını kontrol altına almak olduğunu da... ...anlamayabilirsin, görmeyebilirsin.
Peki nasıl bir mentalite iş görecek? Bu noktada ee ne yapalım o zaman? Çok mu esnek olalım? Çok mu duyarsız olalım? Tamam aşırı planlar kırılıyor, olmuyor. E hiç plan yapmamak da bizi savuruyor. Ne yapalım? Ne yapalım peki? Hani plan yapma diyorsun ama plansızlık da savuruyor. Öteki türlü bunun adı esneklik değil, duyarsızlık oluyor.
Bu noktada belki diyebileceğim tek şey, oldurmaya değil de, olmasına açık olmak. Bir noktada bunun oldurulmasına yönelik planlar yapmak değil de, bunun artık hayatımda olması gereken bir şey olduğunu görüyorum ve demek ki süreci burada başlamıştır. Bana düşen şey, olmasına alan açmak. Bir noktaya kadar kendimi götürüp ondan sonra buna kendim açacağım değil. Çünkü biz kabul etsek de etmesek de süreç bir yerlerde başlıyor.
Doğru zamanlama diye bir şey yok. Doğru zamanlama... ...bünyenin kendini bu sürece açtığı zaman aslında. Bu noktada da... ...olanı kabul etmek ve bunun değişmesini istemek... ...yani plansızca bunun içine kendini göndermek... ...bir pasiflik değil. Hani ben bunu kabul ediyorum, ne olacaksa olsun... ...bir duyarsızlık, bir pasiflik değil. Çünkü değişimi istemek ve değişimi başarmak ya da bir adımı atabilmek... ...ilk önce olanı görmekle başlar.
olanı kabul edip, olanı yaşamaya başlamakla başlıyor. Ben bunu bir yerde oldururum ya, bunun olması gerekiyor mu? Ben bir yerde bunu oldururum demekle olmuyor. O zaman ben duyarsız olalım, plansız olalım, savrulalım, şu olalım, bu olalım demiyorum ama, oldurmak sevdasından vazgeçip, olacak olana ve oluyor olana alan açmamız gerekiyor.
Bir ara çok iyi hatırlıyorum. Çok başka niyetlerle yazdığım bir şeydi bu. Ama bir ara Twitter'da, yani şimdi ikisinde, çok dolaşmıştı. Oldurmaya çalıştığım her şey için ilk önce kanımdan özür dilerim diye bir cümle kurmuştum. Ama bunu şöyle ele alıyordum o zaman.
Yani karşımdaki biri benimle bir şey yaşamaya çok isteksiz. Bunu hissediyorum. Ama ben daha fazlası olması için kendimden biraz daha veriyorum ve oldurmaya çalışıyorum. Ya da karşımdaki bir dostluğun, bir arkadaşların ipini çok iyi tutmuyor, çok sıkı tutmuyor. Ama olsun. Ben onu oldurmaya devam ediyorum. Ben onun için bir şeyler yapmaya devam ediyorum. Yani tamamen benim gazımla gidiyor. Tamamen benim ara gazımla gidiyor.
Bu noktada, ah bunlar olmadı, o kişi bana değer vermedi ya da bunun zamanı değildi diye düşünüp genel olarak hayıflanmak yerine, bir noktada aslında özrü kendime borçlu olduğumu anladım. Çünkü bu kadar gerçek olmayan, bu kadar akmayan, bu kadar benim zorumla giden bir şeyler için ve bu kadar hayatımda oldurulması gereken şeyler için ve buna harcadığım enerji için ilk önce kendimden özür dilerim. Ama bu demek değildir ki yaşanması gereken ve bize çok zor gelen, küffet gelen ve kendimiz için iyi olan şeyleri oldurmaya çalışmaktan da vazgeçelim demek değil. Haklımız, kalbimiz o dönemde neye inanmak istiyorsa onu destekleyecek şekillerde anlamaya çok meyillidir. Burada söylediğim şeyi kendine çok başka almak isteyenler olabilir. Ben de bazen canım ne isterse öyle alıyorum. Ama burada söylemeye çalıştığım o değil ve bence benim de söylemeye çalıştığımı çok iyi anlıyorsunuz.
Ben de çok iyi anlıyorum. Evet, bazen plan yapmayı bırakınca, şu günde yaparım deyince, şu gün şöyle olur deyince, bu cümleleri bırakınca, yani plan yapmayı bırakınca bazen yol çıkıyor karşımıza. Bazen hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmemesi en büyük şansımız oluyor. Belki de kontrolü bırakınca daha yakına düşüyoruz. Daha yakınında oluyoruz kendimiz.
O kontroller, o planlar bizi belki kendimizin çok uzağına itiyor. Şu şöyle olduğunda, böyle olduğunda, haritayı çizmek yerine belki şu an ne hissediyorsan, burası senin haritan olmalı, burası senin başlangıcın olmalı. İki ay sonra falanca falanca olduğunda değil, şu an bu hissettiğin şey senin haritan, senin pusulan olmalı. Çünkü seni bu eşiğe getiren şu anda hissettiğin şeyler, iki ay sonra bunun üstüne atacağın ya da bunu eşelediğinde çıkacak olan şeyler değil. Bazen bir şeyi kafamızda çok fazla yorarak, çok fazla düşünerek, eyleme geçirmeden önce bundan sıkılıyoruz. Bazen bir şeyi kafamızda o kadar ihtimalleriyle yaşıyoruz ki, gerçekten yaşamaya hevesimiz kalmıyor.
Bazen ''sahte başarı'' denen bir şey var. Kafanda bir şeyi o kadar yapabileceğine inanıyorsun ve o kadar kurguluyorsun ve o kadar kafanda bunu dört kere, beş kere, altı kere yapıyorsun ki zaten bir yerde sahte bir başarı hissi, sahte bir yapmışlık hissi hissediyorsun ve hayatını entegre edemeden o çabadan, o fikirden, o gelişimden oluyorsun. Bazen bir şeyleri bu kadar da ıncına cıncına kadar düşünmek gerçekten kişinin onu yapmasına engel olan yegane şey. Nasıl yapacağını çok iyi planlamak, bazen onu yapmamanın birinci adımı oluyor. Çünkü daha yapmadan doyuyorsun. Daha yemeği pişirirken doyuyorsun. Daha yemeği pişirirken, oradan tadarken, buradan tadarken, o bütününün nasıl bir hale geldiğini görmeden doyuyorsun. Ve işin en acı kısmı da ne olacağını zaten gördüğünü zannediyorsun.
Tamam, ben bunu kafamda yaptım ya. Ben ne olacağını görüyorum. Bu böyle olacak, diyorsun. Ama çok üzücü bir haberim var. Asla öyle olmuyor. Ve bunu birçok kere hayatında deneyimlemiş olmana rağmen, asla öyle olmayacağını bilmene rağmen, bu tuzağa, kendi tuzağına tekrar tekrar düşüyorsun. Evet, duyarsız olalım demiyorum. Hayat, olduğu gibi bırakılamayacak kadar değerli ve emek içeren bir şey. Ama bir yandan da, olduğu gibi bırakılabilecek kadar da değerli bir şey.
Dev bir kumar. Burada onu yapma, bunu yapma. E ne yapacağız Ezgi o zaman? Hani ucunu da tutuyorsun, bırakma da diyorsun. Sadece kontrolsüzlüğe yönelik korkularla kararlar almadığımıza sanırım emin olacak kadar değerli bir hayatımız var.
Tamam, ben bunu planladım, çok rahatım diye oturduğunda... ...kontrol isteğini besleyip, kendini... ...iki ay sonraya, sonra bir üç ay sonraya, sonra bir beş ay sonraya atıp atmadığını... ...kendine itiraf edebilmeye ihtiyacın var. Mükemmel zamanlama, doğru zamanlama yalanına... ...doğru olmayan yerlerde kanmamaya ihtiyacımız var.
Tabii ki her şeyin ne olacağına, neyin çok doğru olduğunu, neyin nasıl gitmesi gerektiğini bilmiyor olabiliriz. Ama insan gerçekten, inanın bana, kendini nasıl kandırdığını çok iyi biliyor. Kendine ne yaptığını bir yerlerde çok iyi anlıyorsun. Bir şeyin aslında ucu açık bir plan mı, seni gelişime iten bir şey mi, yoksa sonuçları sabitleyen ve o anki hararetini alan bir şey mi, bunu aslında anlayabiliyorsun.
Bunun en zararsız örneği de bazen şöyle görünüyor. Deliler gibi çalışıyorsun ve kendine nefes alma fırsatı vermiyorsun. Tamam ya, ben şu tatilde nefes alacağım. Hadi. Ve kendini pes etmemeye, kendi gazını alarak, düdüklü tencere gibi kendi gazını alıp, kendini yormaya ve kendine yüklenmeye devam ediyorsun. Ama çok kötü bir haberim var. Senin o esnada dinlenmeye ihtiyacın vardı. Çok büyük büyük planlar yaparak, kendi gücünün son limitini zorlamaya değil, orada dinlenmeye ihtiyacın vardı.
Sen aslında kendin değişime, gelişime, iyiliğe, kendine iyi olana açmadın. Sen gücünü zorlamak için kendini kandırdın. Eski zamanlarda bu festivallerin, işte Roma'da, orada burada, filmlerde çok izlediğimiz o şaşalı festivaller, bazen kanın gövdeye götürdüğü oyunlar, bilmem neler... İnsanları hiçbir zaman, eski zamanlarda, bu klasik edebiyatların da en çok yazıldığı zamanlarda, insanları zulümle, eziyetle, cezayla, korkularla ya da bu tarz şeylerle tutsak etmezlermiş.
Festivallerle, güzel yemeklerle, zevklerle, kadınlarla, erkeklerle, hayallerle, arada verilen küçük sakinleşme molalarıyla insanları köle eder ve sabitlerlermiş. İnsanların eline koluna bileğine kelepçe takmazlarmış. İnsanlara iştahlarını doyuracak sonsuz şeyler sunarlarmış ve insanları iştahlarıyla, zevkleriyle, rahatlarıyla, kendi içlerinde bu yaşadıkları aşırı hazla tutsak ederlermiş. Bence ara ara, insanlıkta çok değişmeyen bir şey bu, kendimizi bu ara ara kendimize verdiğimiz ödüllerle, hazlarla tutsak ediyoruz. Ya ben şu an böyleyim ama iki ay sonra bambaşka bir şey yapacağım diyerek, zamanında insanları tutsak ettikleri şeyi biz kendi içimizde tekrar tekrar canlandırıyoruz.
Ama o iki aylar hiç gelmiyor. Ve o gelmeyen iki aylar ve o olabilecek iki ayların hayaliyle aslında kendin kendi içinde tutsak olmaya başlıyorsun. O yüzden plan mı yapıyorsun? Kontrolsüzlüğün ne? O anki dayanamayışınla mı cebelleşmeye çalışıyorsun? Sanırım bunu ayırmak zorundasın.
Ben de bunu ayıramıyordum. Geçenlerde iyi değilim dedim. İyi değilim dedikten sonra bunları düşünmeye başladım. İlk önce bir şeyler oldurmaya çalışmayacağım ve olanın olması için alan açacağım. Ve gerçekten pozitif anlamda plan mı yapıyorum yoksa kontrolsüz şeylerden korktuğum için kendimi sabitleyip kandırıyor muyum? Bunu görmem gerekiyor ve bunu görmeye çalışacağım. Ben buralarda bir yerdeyim.
Umarım sana sarılabilmişimdir, omzuna dokunabilmişimdir. Umarım seninle seni hayal kırıklığına uğratmayan, planladığından daha iyi ya da planladığından daha farklı yerlere gitmiş bir sohbet yapabilmişimdir. Çok öpüyorum. Kendine iyi bak. İhtiyacı olamaz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.