Podcast

yüksek IQ düşük EQ laneti

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu hayattaki huzursuzluğumun sebebini buldum arkadaşlar koşun! Meğer benim EQ'm düşükmüş, meğer ben duygu fakiriymişim. "Hayır öyle deme sen çok duygusalsın" dediğinizi duyar gibiyim. Ama hayır peribacalarım, duygusallıkla duygusal zeka farklı şeyler... İşte bu bölümde size kendime dair bu gerçeği nasıl fark ettiğimi, duygusal zekanın ne olduğunu, neden önemli olduğunu anlatacağım. Hazırsanız başlıyoruz!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.750 kelime · ~24 dk okuma

Peribacaları, ne yapıyorsunuz? Günün birinde örüp gideceğim ve arkamdan bu podcastlar kalacak. Belki bir tane kızım olacak, açıp dinleyecek annem nasıl bir kadınmış diye. Belki de arkamdan diyecekler ki çabana sağlık. Belki de benzer sorunları yaşayan insanlar açıp bakacak, aa diyecekler çözdü veya çözemedi, biz devam ettirelim. O yüzden bugün benden sonra miras kalacak podcastlardan birini yapmak istiyorum.

Bak dinledim seni, dokunmadım sana Dokunmadım kalan rüyalara Zarar, ziyan döküldü ortaya Ölüm kadar rahatmış ayrılık Ufak tefek birkaç sorun mu var Yeter geçer zaman şu an yalan Nedir ki bak silindi hafızam Ölüm kadar yalanmış ayrılık Sözler ya farklı olabilir ben böyle söylemek istedim. Eee Tuğba yine ne oldu diyeceksiniz. Demin demin ayrı ayrı bir saniye. Çok güzel bir yerdeyiz, çok iyi bir yerdeyiz. Neredeyiz? Ben ne olmak istiyorum? Ne yapmak istiyorum arkadaşlar? Beni tanıyanlar biliyor. Evet dinliyorum. Aynen başarılı olmak istiyorum. Peki benim için başarı ne? Kendini gerçekleştirmek ve huzurlu olmak. Peki bu hayatta ben ne olamadım?

Huzurlu olamadım. Bir yol bulamadım, gün akşam oldu. O dost ama ben de bir yol bulamadım. Dost, annem babam. Şimdi arkadaşlar, bazen paylaştıklarımın kendimle ilgili fazla olacağını, sonradan sorun yaşatacağını düşünsem de bazen de diyorum ki, hepimiz insanız ve hepimizin bir gerçekliği var ve ben bu gerçekliği paylaşmakta sıkıntı görmüyorum. Ve hepimiz bu hayata, annemizin karnından farklı doğuyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Farklı doğduktan sonra bir de üzerine yaşadığımız farklı deneyimler var. Bu farklı deneyimlerle beraber genetimiz ve epigenetimiz değil mi? Şekilleniyor ve hayatta başımıza gelen olaylara verdiğimiz tepkiler böyle şekilleniyor, böyle gelişiyor. Ve ben şu anda sadece başıma gelen olaylar değil, geçmişte bunlarla ilgili sıkıntılar yaşadım, bilmediğiniz şeyler var.

Ve üzerine bunlara verdiğim tepkiler, yaptığım savunma mekanizmaları, bir de üzerine genetiğim derken huzur bulamıyordum. Bunun en büyük sebebini telepili 5. yıl sonunda anladım. Ki henüz bunu bu şekilde telepistinle konuşmadım. Telepimi yarın size anlatıyorum. Diyeceğim ki telepisteyi açın, podcastını dinleyin. Şaka.

Dinlemiyor bu arada. Ben öyle düşünüyorum. Bana göre kimse dinlemiyor. Zaten deyetlerim de dinlemiyor da. Her neyse. En büyük temel sorun arkadaşlar disintegre beynim. Asimetrik zihnim. Yani çoklu zeka teoremine göre ki bu teorem kanıtlı değil ve eleştiriler var, sebeplerini söyleyeceğim. Bir çok zekamız var değil mi? Bir tanesi doğuştan gelen IQ dediğimiz, diğerleri daha sonrasında geliştirebilen yetenek diye de ad edebileceğimiz şeyler. Ve bunların dengesiz oluşu, ki benim durumumda çok dengesiz oluşu, asimetrik ve entegre olmayan bir zihin oluşturuyor. Ve bu zihinle elinizdeki o motoru kullanamıyorsunuz ve sağa sola çarpıyorsunuz.

Ben'deki en zayıf halka ne? Duygusal, sosyal, kişiler arası zeka. Yani Emotional Intelligence. Ya da EQ. Oradaki Q ne? Biliyor muydunuz? Doğru söyleyin. IQ'daki Q'da o. Söyleyeceğim onu. Hazırsanız duygusal zeka IQ'yu döver mi? Başlıyoruz. Doktor

Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, Queen Zerina. Umduğum dağlara karlar mı yağdı? İçimde bu kadar öfke mi vardı? Ben demiştim demeyi, ezberledim gitmeyi. İnsan sevdiğine böyle yapar mı?

Diyeceksiniz ki, sen gel bu şarkıyı böyle içten içten söyle, sonra gel benim duygusal zekam yok de. Arkadaşlar, duygulanmakla duygusal zeka aynı şey değil. Sorun da bu zaten. Bir şey ters gidiyor ama ne gittiğini anlayamıyorsunuz. Hissedemiyorsunuz, görüyorsunuz, ezberliyorsunuz, uyguluyorsunuz. Mirroring yapıyorsunuz, aynalıyorsunuz. Olan zekanızla, analitik zekanızla kullanıp, insanlara bakıp, ha siz de onun gibi yapıyorsunuz ama içinizde başka bir şeyler kopuyor.

Duyguyu neredeyse ettiğinizi bile bilmiyorsunuz. Empati yaptığınızı tanıyorsunuz. Sadece dilini öğreniyorsunuz. Duygu regulasyonu yapamıyorsunuz. Ne zaman ne edeceğim kontrol edemiyorsunuz. Bir işinizde volkan var patlıyor ama bir suyunuz yok ki söndüremiyorsunuz. That's it, bravo. I love you. Şimdi arkadaşlar... Konu buraya nasıl geldi? Ben 30 yaşına gideceğim Eylül'de. Başak Burcu'yum, 16 Eylül. Teşekkür ederim. Sizin de doğum gününüz kutlu olsun. Kaç yıllarda terapiye gidiyorum? Şimdi mi anladım ben duygusal zekamın çok eksik olduğunu? Zaten duyguları hissedemediğinizi, duygusal zekanızı biraz geliştirince anlamaya başlıyorsunuz. Size benim için çok yoğun bir anı anlatacağım. Yoğun bir anıya hazır olmayanlar çıksın. Şimdi zeka türlerini, hepsini detaylıca konuşacağız ama oraya gelmeden önce konuyu birazcık özetlemek istiyorum, tamam mı?

Dinleyenler biliyor. Herkes farkında. Herkes nasıl düzgün. İnsan biraz olsun akıllanmaz mı? Ben arkadaşlar biliyorsunuz ki varoluşsal krizler yaşıyordum. Hayatı anlamlandıramıyordum. Yetmiyordu. Tatmin olmuyordum. Duygusal regülasyonumu şu an söylüyorum da o zaman anlamlandıramadığım bir değersizlik, hissizlik falan filan cart curt tamam mı? Düzgün yaşamak benim için gayet zordu. Zorlayıcıydı. Asıl benim terapiye gidiş sebeplerimden bir tanesi de buydu zamanında.

En küçük yani bu çocukta bir şeyler var deyip gittim ama sonrasında da buydu tamam mı? En dipte olduğum için gitmek zorunda kaldım aslında. Hani ben daha iyi olayım diye gitmedim. Çok dipteydim. Gitmek zorundaydım yaşayabilmek için bir şekilde. Sonrasında ben bu süre zarfında gittiğim psikoanalitik psikoterapi yani psikodinamik terapi türlerinden bir tanesi.

Çünkü diğer talepler bana basit geliyordu. Psikolojik daha böyle beni tatmin ediyor, benim zekamı uygun, analiz yapacağız, adında bile var falan filan. Böyle işte Freud diyen birazcık tamam, klasik tabii ki değil artık, o çok... Değil o, okey. Neyse. Ama bu hoşuma gidiyordu ve kendimi anlamlandırmak istiyorum falan filan. Evet, diğer türlü gideyim de nefes çalışması yapayım, egzersiz yapayım, duygularımı yazayım. Bunlar bana basit geliyordu. Ki zaten basit gelmesinin sebebi de basit gelmesi değilmiş. Kaçmammış arkadaşlar. Bunu ben anladım.

Kaçıyorum çünkü yokum orada. Duygu yok ki ben bunu yazayım. Bir de böyle istemem yan cebime koyayım. Bunlar çok basit şeyler. Yağ yapıyorum falan. Neyse. Ve ben bu psikolojik psikoterapi sürecinde direncimi bayağı bir süre sonra kırdım. Kırdıktan sonra bendeki problemleri yavaş yavaş anladım. Tabii ki benim gittiğim terapi türünde hastalıklara ya da sıkıntılara isim vermek, onları stigmatize etmek, taglemek falan etiketlemek değil amaç. Kişinin kendini keşfetmesi. O keşfetme yolunda bir şeyler düzeliyorsa düzelir, düzelmiyorsa düzelmez falan böyle.

Ama ben de hakim olduğum için tabii ki hem psikiyatri gördüm tıp fakültesinde, hem psikiyatrik hastalar görüyorum şu an acilde, hem de ilgiliyim konuya. Yıllardır terapiye gidiyorum falan. Konuştuk, anlaştık. Ben nerede problem var, neden bunları yaşıyorum, kişiliğimdeki sıkıntılar ne falan hepsini anladım, tamam mı? Farkında oldum yani. Farkındalıktan sonra çözmeye çalıştım. Fakat işte geçen sefer de söylediğim gibi yani farkındalıkla bir şeyleri çözmek arasındaki varoluşsal krizle gidip gidip geliyorum. Çabalıyorum çabalıyorum, olmuyor.

Geçen hafta da dedim ki tamam ya, ben artık sağlıklı bir insan olmak istemiyorum. Daha fazla sağlıklı bir insan olmaya uğraştıkça, her defasında geliyor serserinin, itin teki. Sadece o da değil, romantik ilişkide değil, genel. Ben kırılıyorum, inciniyorum ya, ne oluyor falan. Açmak istemiyorum kendimi. Diyorum ki, vulnerable, hassas olduğumu göstermek istemiyorum. Ben savunma mekanizmalarımı boşuna savunma mekanizması olarak kullanmadım deyip tekrar bir direnç geliştirecektim ki, işte hayat, her şey bir anda benim için çözümlendi.

Ben yaklaşık 4-5 ay önce, bunu da biraz aslında anlattım. Biraz önce anlatacağım anı da buydu, yoğun anı. Hayatımda ilk kez arkadaşlar, ilk kez. Şaşıracaksınız, nasıl yani? Gerçek bir duygu hissettim. Gerçekten. Gerçekten canım acıdı. O kadar canım acıdı ki beynim greve girdi, beynim şokta. İki gün, üç gün boyunca hiçbir şey yani böyle çalışmıyor, beynim çalışmıyor. Vuruyorum kafama, çalışmıyor. O duygu bana o kadar ağır geldi ki.

O kadar ağır. Sonra ben bunu psikiyatriste soruyorum, diğerine gidiyorum. Diyorum ki, bakın benim beynime bir şey oldu diyorum. Bir şey oldu, şuna bir bakın falan. Onlar da gülüyorlar bana içlerinden. Sonra anladın mı? Çünkü ben gerçekten bir şey hissettim. Ve o kadar, o kadar güzeldik. Dedim, tamam ben hazırım. Hadi bakalım, ben hazırım. Şimdi başka şeyler de hissedeceğim. Tamam mı? Hadi bakalım. Öyle olmuyormuş arkadaşlar. Öyle kendini çok insan bir anda güç zerrenmesi yaşayınca öyle tak diye götünün üstüne oturuyormuş yani. Zorlandım. Tekrar denemek için de böyle adım atmak için de zorlandım, korktum.

Çünkü duygular çok ağır. Ama beynime bir duyguyu hissettirmeyi anladım, nasıl oluyormuş anladım ve ölmedim. Ölmedim, yaşıyorum. Bak dedim, öldürmüyor. Bak, daha güçlüsün. Kırıldın sadece, incindin. Ama bak, yaşıyorsun, bir şey yok. Bir şey yok Tuba, işte falan. Neyse. Ama tabii o hissettiğim duygu üzüntü ve acıydı. Sonra dedim ki ben bunu böyle hissediyorsam ben gerçekten mutluluğu da hissedebilirim. Gerçekten mutluluğu, gerçek sevgiyi. Çünkü ben bakıyorum önceki ilişkilerimde çok yoğun duygular varmış gibi gözükse de gerçek bir sevgi yoktu. Gerçek duygular yoktu. Hormonlar vardı sadece. Ve taklit edilmiş duygular vardı. Aslında o insan yok karşımda.

Bunu böyle hissetmeyen kişiye anlatabilir miyim? Bilmiyorum. Nasıl yani? Olabilirsiniz. Ama benim gibi olanlar vardır aranızda illaki ve beni anlıyorsunuzdur diye düşünüyorum. Ve bu hayattan böyle gitmek istemiyorum. Anlatabiliyor muyum? Bu hayattan gerçekten duyguları hissetmeden gitmek istemiyorum. Ben duyguları analiz ediyorum arkadaşlar. Hissetmiyorum. Duygu yaşadığımı sanıyorum. Neyse. Benim gittiğim terapide, terapist sana bu böyle bir şey öyle demiyor. Sonra doğru soruları soruyor. Susuyorsunuz bazen. 10 dakika susuyorsunuz. Boşuna mı para veriyorsunuz? Hayır, o susmanın da bir anlamı var. O suskunlukla konuşmak var falan. Transferans, car charge bir şeyler. Geçiyorum orayı. Ve sonra fark ettim ki bugünlerde ben aptalım. Ben kendimi çok zeki zannederken aptalım arkadaşlar. Ama duygu aptalıyım.

Yani ölçülebilecek zekada, akademik başarı doğrudur. Gerçi akademik başarının en büyük göstergesi IQ değil tabii ki de. Neyse anladınız. Başarılıyken duygu aptalıyım ve bunun bir okulu yok ki, bunun bir testi yok ki çözesiniz. Ve sonra fark ettim ki zaten biraz geliştirdiğim için, yüzde otuzlara geldiğim için bunu anlayabiliyorum.

Eksiğimin bu olduğunu anlamam için bile birazcık duygusal zeka ihtiyacı var. Şunun gibi düşünün. Mental retard'e biri. Yani zekası diyelim ki IQ'su çok düşük mental retard'e. Kendi zeki olmadığını, aptal olduğunu anlayamaz bile. Çünkü orada değil. İşte ben de öyleydim. O yüzden yine anladım. Duygusal zekamı biraz geliştirince benim duygusal zekamın çok eksik olduğunu anladım. Mesela IQ'su 95 biri falan. Bir şeyleri anlamayan biri der ki ben bir şeyleri anlamıyorum. Değil mi?

Ama bir köpek aptal olduğunu bilir mi? Bilmez. Aptal değil köpekler, anladınız demek istediğim işte. Bir köpek matematik çözemediğini bilmez arkadaşlar. Ben de öyleydim, ben de. Duyguları hissetmediğimi bilmiyordum. Hatta kendimi çok duygusal sanıyordum. Her boka ağlıyorum diye kendimi duygusal zeka yüksek... İğrenç! Duygusal zeka yüksek sanmıyordum tabii ki. Fakat hassasım, duyguluyum, empatım falan filan. Empati yapabiliyorum ama o evrensel, varolusal bir durumla ilgili, sezgisel bir durumla ilgili. Bu hissel değil, o başka bir şey. O iki empati farklı empati.

Psikoloji değil, ben diyorum bunu. Şimdi, buradan yola çıkarak... ...ben dedim ki tamam, ben bunu çözeceğim. Duygusal zekayı niye çözebileceğime inandım. Çünkü IQ sonrasında nasıl ki parlatılabiliyor... ...fakat çok değiştirilemese de parlatıyor. Annemin bana küçükken yaptırdığı işler... ...yüzünden böyle oldum falan. Sayesinde yüzün diye çeviriyorum. Ama duygusal zeka... ...çalışan organ gelişirle çok güzel geliştirilebiliyor, tamam mı? Epigenetik sağ olsun. Ama baktığımızda... ...şu an toplumu yöneten çoğu erkek figürün... ...ne kadar duygusal zekadan yoksun olduğunu görüyoruz.

Çünkü niye? Kültürel yapı, toplumsal baskın, normlar, onların bunu geliştirmesini engelliyor. Aman erkek, sussun dinlesin. Hayır, hayır. Erkekler de çok fena arkadaşlar. Onlardan beklentimizi düşünmemeliyiz. Şimdi bu başka bir konu. Konu yine nasıl erkeklere geldi bilmiyorum ama... Ben bunu anladıktan sonra koydum kafaya arkadaşlar. Çünkü bu hayattan dediğim gibi, iyi bir anne olmadan, eğer olabileceksem gitmek istemiyorum, iyi baba bulduktan sonra tabii ki. Ben neden çocuk istemiyordum? Bunlardan bir tanesi. Çünkü ben çocuğuma kendi travmalarımı asla aktarmak istemiyorum. Ve sadece annesi olduğum için değil, ona o birey olduğu için gerçekten sağlıklı bir hayat sunamayacaksam sunmayayım.

Diyordum. Ama şimdi diyorum ki... Dikulandım. Diyorum ki, ben de bunu yapabilirim, becerebilirim. Benim disintegre bir zihin yapısına sahip olmam demek benim huzurlu bir hayat bulamayacağım anlamına gelmiyor. Ben de huzurlu olabilirim. Ben de sıradan insanların... Sıradanca insan çok... Ya evet işte anlıyorsunuz. Ben diyordum ki mesela, şimdi üzerine bir de popülarite eklendi, üzerine bir de tanınırlık eklendi. Zaten hayatımı daha zorlaştırdım.

Ben mesela İngiltere'de kalsaydım, psikiyatrist olsaydım, orada işte günlük 9-5 hayatıma gitseydim. Bir tane de yakışıklı, düzgün, böyle duygusal zekası o zaman çok aramıyordum da. Neyse, biriyle evlenseydim falan, birbirimizi aldatsaydım... Şaka. Aklımdaki inandığım şey bu, düşünsene. İğrenç, şakaların altı. Şakalar en dürüst yalanlardır arkadaşlar. Ama ben bunu bilerek söyledim. Neyse, öyle oluyor. Evlilikler kafamda öyle çünkü, güvensiz evlilikler. Neyse, böyle bir hayatım olsaydı falan, niye ben bunları yaptım ki? Niye zorladım ki kendimi? Zaten her şey zor, deyip düşünüyordum. Ve artık çok geç olduğunu düşünüyordum. O zaman da, aman Tuba bırak, sen de o zaman böyle biri olursun. Dünyaya katkın olsun madem, kendine katkın yok o anlamda diyordum. Ama sonra bunu anlayınca dedim ki, Çünkü dur Tuba, hayır hala umut var. Yapabilirsin kızım. Eğer şu aptal olduğun duygusal zekanı güçlendirirsen, sen de mutlu, huzurlu bir hayat sürebilirsin. Uçlarda yaşamana gerek yok. Ve o yüzden ne kadar şu anda sesin biraz çatallı gelse de ben çok mutluyum. Umarım bu umudum kırılmaz. Çünkü bunun için de ayrı bir yola girmem gerekiyor.

tekrar bir terapi yoluna bu sefer duygularımı anlamaya ki bu duygularımı anlamak konusunda gerçekten böyle bana çok boş iş geliyor yani boş iş falan değil yani bir şey yok böyle nerede hissediyorsun şu duygunu somatik egzersizler falan filan ya Doktor Güneş radyo. Belki haberin yok, her şeyi duydum Belki yüzüm yok, perişan oldum Belki de şarjım bitti, ya da biz bittik Ara beni lütfen Sesini duymalıyım, masal anlatsan da Hikayenin ödülleri toparlasa da Seni çok sevmiş olsam da unut beni lütfen Arkadaşlar bir şey söyleyeceğim ben küçükken analitik zekası yüksek bir çocuktum, yetişkin bir çocuktum. Şimdi de duygusal zekası düşük, çocuk bir yetişkin gibi hissediyorum. Böyle başıma gelen her olayda hala babamı arayıp buna sinirlenmeli miyim? Buna öfkelenmeli miyim? Bu böyle bir şey mi? Falan ve o kadar farkındalarmış ki her şeyin. Bana sadece hayır Tuba böyle böyle böyle deyip kapatıyor. Demek ki diyorum o yüzden bu kadar anlayışlılar. Çünkü farkındalardı ve benim farkındamam için bekliyordu. Ben bunları anladıktan sonra aradım babamı böyle böyle.

Dedi ki çok mutlu oldum, seni bunları anlamana çok çok sevindim dedi. O yüzden onu da düşünüyorum. Yani ben artık duygusal zekamı geliştirip, yetişkinliğimin sorumluluğunu elime alıp, ailemi de zorlamak istemiyorum, onları da rahatlatmak istiyorum. Bu yaşıma kadar zorladığım ablamı, bilinci, çevremdeki en yakında kim varsa onları geç ergenliğe girdim, okey. Geç de yetişkin oluyorum, tamam ama artık yeter.

Kurşun adres sormaz ki yaktın beni en derinden Depremlerde yine yüreğim yangınlar çaresiz Dön gel yine sev beni sar sevgine Sevgimi nefes gibi muhtacım sana Günahın hızıysa seni sevmek ceza cehennem olsun Şimdi peribacaları, bize okulda öğretilen şey ne? Zeka eşittir IQ. We don't need no education. Hakikaten öyle. Yani zeka sadece IQ kesinlikle bence değil. Bunun aksi henüz deneysel olarak kanıtlanmış değil. Bu konuda önce hemfikir olalım. Fakat görüyoruz ki, araştırmalarla gördüğümüz şey de şu ki, belli bir IQ'nun üstü hayatta başarılı olmaktan çok da bir rol oynamıyor.

Yani sizin IQ'nuz ki testler tam da precise yani net olmasa da, %30'un üstündeyse bu sizin hayattaki başarınız değil. Daha çok su doku çözmüyor. Bilmem ama. Hayır yani onlar daha farklı antik süreçlere yol açıyor ve genellikle bence sorun çıkarıyor, hararet yapıyor. Nobel almada bile %30'un üstü çok bir fark yaratmıyor.

110 üstü güzel bir üniversite size vaad edebilir. 90 üstü ilkokul, ortaokul falan. Zaten 90 biliyorsunuz ki sınır. Ama 130 ve üstü bence problem olmaya başlıyor. Ne zaman? Disintegrate zihinde. Eğer diğer zeka türleriniz, özellikle duygusal zeka... ...diğerlerine erişemiyorsa ve arada bir uçurum varsa... ...kişiyi buhrana sürüklüyor arkadaşlar. Peki kim gelmiş bu teoremle?

Pelibacası Fakültesi çıkarın defteri kalemi. Bu teorinin ismi çoklu zeka teorisi. Yani Multiple Intelligence Theory. Ne bu arkadaşlar? 83'te Harvard'dan Gardner tarafından ortaya atılan bir teori. Temel iddiası da şu. Diyor ki beyefendi zeka tek bir genel yetenek değildir. Yani sadece IQ değildir diyor. Her insan farklı alanlarda, farklı türde zekalara sahiptir. Tamam mı? Bu tezi.

Peki nedir o zaman zeka? Diyor ki Gardner, bir bireyin problemleri çözme veya toplumda değer gören ürünler yaratma kapasitesi diyor. Yani bu tanım o klasik IQ testlerinin, sevmiyorum o testleri, ölçmediği birçok beceriyi de zeka olarak kabul eder. Niye sevmiyorsun derseniz, sevmiyorum arkadaşlar çünkü oradan çıkan sonuca göre hayatta başarılı olacağınız falan sanılıyor. İşte öyle olmuyor yani. Sekiz tane zeka türü var. Bir de buna ek bir tane daha söyleniyor ama o daha girmemişti. Birincisi, sözel ve dilsel zeka. Ne demek bu? Kelimeleri etkili kullanma yeteneği. Mesela bence linguistik olmak da buna giriyor. Mesela bu zeka türüne sahip insanlar yeterince fırsat verilirse ne olabilir? Çok iyi bir yazar olabilir, şair olabilir, abukat olabilir falan.

İki, mantıksal-matematiksel zeka. Analitik zeka da denilebilir buna. Ne yapar bu insanlar en iyi? Sayılarla arası iyi olur, mantıkla arası iyi olur, analizle iyi olur, matematikle iyi olur. Bu insanlar ne olur arkadaşlar? Doktor, bilim adamı, mühendis falan. Bilim insanı özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim, sorry. Üçüncü zeka türümüz uzamsal zeka, görsel zeka. Bunların yeteneğine arkadaşlar, görsel dünyayı algılama ve zihinde canlandırma. Bende hiç yok bu, hiç. Sıfır. Bu insanlardan ne olur arkadaşlar? Ressam. Ama bence yani şu an modern art olmaz yani. Modern art... That's a lie. That's a scam. Scam but... Crap. No fact. Gerçekten yiyemediğim propagandalardan bir tanesi. Neyse. Ressam mimar pilot falan. Falan ama. Daha öncesi bedensel. Kinestitik zeka. Bu insanlar da vücudunu ustalıkla kullanabilirler. Bunlardan dansçı olur, sporcu olur. İlginç bir şekilde cerrah da oluyormuş.

cereyalara alerjim var. Beşincisi, müzikal ritmik zeka. Bu insanlar da sesleri ve ritmi algılayabiliyorlar ve üretebiliyorlar. Ve tahmin edersiniz ki bu insanlar da yeterli fırsat verildiğinde müzisyen olabilir, disc jockey yani DJ olabilir, besteci olabilir falan filan. Bu değilse... Altıncısı, gelelim bela. Sosyal kişiler zeka. İnsanlarla etkili iletişim kurabilir bu insanlar. Mesela ne olabilirler? Öğretmen, terapist falan olabilirler, tamam mı?

Politikacı olabilirler fakat her politikacının duygusal zekası gelişmiş değildir arkadaşlar. Tamam, sosyal kişiler arası zeka, duygusal zeka hepsi aynı kapıya çıkmıyor olabilir ama bunu anlatacağım size. Çünkü Hitler bir narsist, kitleyi arkasından sürüklüyor ama kendisinin duygusal zekası hiç gelişmiş değil. Kendisi bir narsist zaten. Nasıl yapıyor bunu? Dark empathy ile. Makyavides pislik.

Diğer bir zeka turumuz yedincisi yani içsel zeka. Üçe dönük, kişisel. Bu insanlar da kendi duygularını, motivasyonlarını anlayabilirler. Mesela felsefeci, psikolog ya da yazar olabilirler arkadaşlar yine. Sekizincisi, doğa zekası. Doğayı tanıma ve sınıflandırma konusunda iyiler bu insanlar. Biyolog, çiftçi, doğa kaşifi olabilirler. Ve arkadaşlar, bahsettiğimiz listede olmayan ve sonradan gireceğe inandığım varoluşsal zekaya yani anlam arayışı, felsefe düşüncesi, virtüel sorgulama da iyiler bu insanlar.

Diyor ki Gardner, eğitim tek tip zekaya göre şekillendirilmemeli ve bence aşırı haklı. Herkes matematik yapmak zorunda değil ya. Keşke bu insanları değerlendirebilmemeli bir ölçek olmalı. Ve bu insanlar küçükten itibaren bu alanlara yönlendirilmeli. Gerçekten dünyadaki insanlık bilinci çok daha hızlı gelişir. Belki de bunu istemiyorlar zaten. Belki değil, evet. Ne olacaktı böyle olsaydı? Yaratıcılık, bireysel farklılık ve öğrenmesiyle ön plana çıkacaktı.

Burada tam demiyor ama yaratıcı zeka da var arkadaşlar. Bunlar böyle her kaynakta biraz karışık aslında. Yaratıcı zeka da çok önemli. Bu insana ne yapar tahmin edersiniz. Falan filan işte. Peki buradaki sıkıntı ne? İşte bunlar IQ gibi doğrulanamıyor. Bir ölçüm yok. Ölçütlemek çok önemli her şeyi tamam mı? Ve burada bir ölçüt yok. Bir de bazı psikologlar diyor ki bunlar zeka değil, yetenek veya öğrenme biçimi. Tamam okey öyle kabul. Ama tek zeka IQ mu? I want you as a tribute. Arkadaşlar, şimdi madem öyle zeka türleri bunlar, o zaman sabahtan beri elli kere söylediğim disintegre zeka nedir? Asimetrik zihin nedir? 2e karakter nedir? Biraz da bunları konuşalım. Şimdi psikoloji literatüründeki fenomenlerine gelmeden önce disintegre zihin ne demek bir açıklayayım. Dis-entegre. Dis neyde? Bozuk. Entegre, entegrasyon. Bir bütünün parçaların uyum içinde çalışması. Disentegre, çalışamaması.

Yani zeka var, analiz var, hafıza var ama ne yok? İtsel uyum yok. Bilissel, duygusal ve bedensel sistemler senkronize değil. Yani hızlı analiz eder ama hissedemez. Derin düşünür ama ilişkide zorlanır. Büyük resmi görür ama sosyal bağ kuramaz. Empati kelimesini bilir ama bedeninde hissedemez.

Yani asimetrik zihin, beynin bazı alanları 3 derecede gelişmişken diğer alanlara çocuk kalmış, tamam mı? Mesela dünyanın bazı sorunlarına kendince çözüm üretiyor ama neden biri bana yazmadı bugün deyip kendini değersiz hissedebiliyor o kişi mesela, tamam mı? Bu işte asimetri. Yani bazı alanlarda olgun, bazılarında ilkel. Peki bu ilk kavram niye önemli? Çünkü yüksek IQ'lu insanlarda, tamam mı? Duygusal gelişim sıklıkla arkadaşlar ihmal ediliyor. Sadece ihmal de olmuyor, başka ne oluyor ona da geleceğim. Bastırılıyor ya da geç geliyor.

Bu da herhangi bir travma sonrası aşırı entelektüelleştirme ya da rasyonalize etme ya da empatiden çok açıklama üretme ya da bağ kurmaktan çok analiz yapma eğilim doğuruyor. Yani diyorum ki Allah her şeyi dengeliversin. Amin. Şimdi biraz daha derine inmek isteyenler için gelelim psikoloji literatüründeki fenomenlere. Asynchronized development yani es zamanı olmayan gelişim. Bu arkadaşlar genelde yüksek IQ'lularda sık görülüyor.

Zihinsel gelişimle duygusal sosyal gelişim aynı anda ilerleyemiyor. Otuz yaşında birisi enteoktüel düzeyde niçe yorumlayabilirken, bir partnerin terk ettiğinde, regulasyonu sağlayamayıp, suisidal olabiliyor mesela. İkinci fenomen, disintegratif blister mimari. Yüksek aykürlü bireylerde arkadaşlar, blister alanlar iperaktif çalışıyor, çok çalışıyor yani değil mi ama? Ama duygusal işleme sistemleri, özellikle limbik sistem, aynı hızda gelişmiyor. Bunu defaatle söyledik. Prefrontal korteks ile limbik korteks arasında bağı yok. Keşke olaydı. Yani anladığı şeyi hissedemiyor, ifadetli şeyi içselleştiremiyor, anlamı çözülüyor ama düzeni kuramıyor. Tamam mı? Üçüncüsü ise, daha dün bahsettiğim, açıklayacağım, dediğim 2E profili. Yani Twice Exceptional Brayler. Bu çok ilginç arkadaşlar. Bakın, bayılacaksınız bence buna. Yani bazı insanlar hem gifted olabilirken, hem de challenged based oluyor. Yani nöroçeşitli, zorlucu yapılar taşıyan.

Mesela yüksek IQ ama sosyal biliş geriliği. Yaratıcı üstünlük ve naristik savunma beraber görülüyor. Soyut yetenek ve düşük duygusal entegrasyon. Çift kutuplu oluyor bu insanlar. Ama aslında bu yapı böyle dezavantaj olarak da görülmeyebilir, tamam mı? Çünkü eğer entegre edilebilirse, öyle bir potansiyeli varsa, hissederek düşünebilirse, düşünerek hissedebilirse, iç ve dış algıyı hizaya sokarsa, çok güzel sonuçlar edilebilir, tamam mı? Peki neden iki E oluşuyor? Çocuk doğuştan yüksek alkyolu geliyor da, ne oluyor da bu böyle iki uca gidiyor, iki kutba gidiyor?

Şimdi bunun sebepleri var. Üç temel sebep de inceleyeceğiz. Biyolojik, çevresel ve psikodinamik. Şimdi biyolojik sebepler ne arkadaşlar? Yüksek zihinsel işlem ve aşırı hassas sinir sistemi. Bana diyorsunuz ki abla sen işte duygusal zekası yok gibi durmuyorsun falan. Duygusal zekam yok değil çünkü var yüzde otuzlarda. Ben koydum onu çünkü testi yok bunun arkadaşlar. Ben değerlendiriyorum geldiğim yeri falan. Neyse. Ama hassasım. Hassas olduğum için her şeye ağlıyorum. Her şeye bağırıyorum, çağırıyorum kendi içimde. Fırtınalar kopuyor. Bu demek değil ki duygusal zekam var. Şimdi bu insanlarda beynin prefrontal korteksi daha aktif. Yani soyutlama, analiz, sentez çok güçlü. Okey, anladık. Ama beynin bu hızı limbik sistemden bağımsız gelişiyor, tamam mı? Limik sistem ne yapıyor? Duygusal düzenleme. İnstula ne yapıyor? Bedensel farkındalık. İnstula da beynin bir bölgesi.

Şimdi bu neye sebep oluyor? Zihin hızlı koşuyor ama beden duygu onun peşinden yetişemiyor. O yüzden zeki çocuklar arkadaşlar, çocukluğundan itibaren kalbi bozukluğu, duygu taşkınlığı, impulsivite, yeme problemleri, obsesyon yaşayabiliyor. Bir yarıcı sebepler bunlar. İkiye geldikçe mesela sebeplerin. Beklenti, ihmal ve yüklenmiş roller. Şimdi çocukken bir çocuk zeki olduğu fark edince, yetişkin gibi muamele ediliyor.

Duygu değil, başarı besleniyor. Akıllı kızım. Benim başarılı kızım. Benim güçlü kızım. Sen her şeyi yaparsın. Kimse sormuyor. İyi misin? Bu duygularla nasıl baş ediyorsun? Niye ağlıyorsun? Canım kızım.

Annemlere böyle şey yapıyormuş. Neyse. Zamanla ne oluyor arkadaşlar? Duygular geri çekiliyor, zihin sahneye çıkıyor. Duygusal acziyet tehlike olarak gözüküyor. Ve savunma başlıyor. Ve bu da bazen narsistik örgütlenmeye sebep olabiliyor. Ve eğer o kişinin evrensel ahlakı da yoksa, makyveli ise, kötücül biri ise, işte oradan hitler çıkabiliyor. Üçüncü sebep, psikodinamik sebepler. Zekanın duygusal açlığa panzehir olması.

Bu Ikea profil dediğimiz kişiler var ya, bunlar çocukken gerçek duygusal aynalanma yaşayamayabiliyorlar. Yani sevgiyi koşullu alıyor, ilgiyi performansla alıyor. Ben ne kadar başarılı olursam o kadar sevinirim. Ne kadar yüksek olursam o kadar var olurum gibi. Ben ancak çok şey bilirsem, çok ilginç olursam insanlar beni sever. Bu yüzden düşünsel derinlik artıyor ama duygusal dünyada yalnız kalıyorsun. Kalıyorlar. Zeka benim zırhım oluyor, anladın mı? Zekayla var oluyorsun sadece.

Ve duyguları da zekanınla halledebilirim sanıyorsun. Kompas ederim sanıyorsun. Duygu nedir ki? Duyguyu küçümsüyorsun. Yani sonra anlıyorsun ki arkadaşlar, duygular bastırılarak değil, işlenerek güçlenir diyorsun. Bunu anlayınca işte değişmeye çalışıyorsun. Yüksek alkyolluk kişiler arkadaşlar, çocukluklarından beri düşünerek duygulara anlam vermeye çalışabiliyorlar. Ve bu duygunun yaşanmasını değil, temsilini getiriyor. Böyle travmayı, yalnızlığı ya da görmezden gelinmeyi duygu değil, düşünceyle kontrol etmeye çalışıyorlar. Tamam mı?

Sonuç olarak yüksek IQ, duygusal kopukluğu maskeliyor. Duygular bastırılıyor ve günün sonunda IQ gelişemiyor. Yani yok değil aslında, gelişmiyor, gelişemiyor. Ve çevre zeki çocuğun duygularını da ihmal ediyor, tamam mı? Sen anlarsın zaten, sen şöyle yaparsın, zeki insanlar böyle olur, sen güçlü kızsın falan. Benim duygularıma yer yok mu, diyor çocuk da.

Şimdi size hepimizin tanıdığı insanlardan birkaç tane örnek vermek istiyorum. Yüksek IQ var. Olağanüstü yaratıcı bir zihin var. Ama geç gelişen veya bastırılmış duygusal zeka var. Bir düşünün bakalım böyle tanıdıklarınıza. Ünlü bunlar, tamam mı? Asimetrik zihin sahibi. Stanley Kubrick.

IQ'su arkadaşlar 180 civarı. Çok gereksiz. İnsan zihnini ve toplumu çözümleyebiliyor bu adam. Çok gücü yüksek değil mi? Neler görüyoruz yani? Ama bu demek değil de ki duygusal zekası yüksek. Etki gücü eşit değil de duygusal zeka. Bu insanlar arkadaşlar duyduğumuza göre, bir rivayete göre insan ilişkileri berbatmış. Soğuk, mesafe ilişki kurmakla zor olan biri olarak biliniyormuş çevresinde.

Oyuncularına duyguları yaşatmaktan çok tekrarla bastırarak alıyormuş. Bir diğer kişi şaşıracaksınız. Virginia Woolf. Biliyorsunuz ki çok iyi bir kurgucu. Yaratıcılığı muhteşem. Zihni çok güçlü. Ama çok kötü bir şekilde aramızdan ayrıldı. Yani çok üzücü. Ben asıl o mektubu açıp açıp okuyorum. Veda mektubunu. Duygularına temas etmekte zorlandığı dönemler yaşıyor. Melankoli, yalnızlık, gerçek duygularda ilişki çözülme korkusu. Ne diyor? Yazdım ama yaşayamadım diyor. Virginia Woolf. Canım benim. Bir diğer kişi geliyor. Evet, Federik Nietzsche. Arkadaşlar, IQ'su 160'dan fazla. Soyut düşüncede bir devrim açtı kendisi. Ama sosyal ilişkilerin neredeyse hiç yok. Aşırı introvert, duygusal regülasyonda zorlanıyor... ...ve aşırı yalnızlık içinde yaşayan bir bilinç kendisi.

Bir bilim insanı örneği verelim. Newton. Newton tarihin en yüksek IQ'larından bir tanesi. Ama duygusal açıdan mesafeli, insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyor ve öfke patlamaları yaşıyor bizim Newton. Yalnız yaşıyor, hiç evlenmiyor ve yakın dostlukları da olamıyor. Yani arkadaşlar yüksek zeka duygusal kapasiteyi garantilemiyor. Hatta çok yüksek IQ'ların duygusal zekasının daha az olduğu

Biliniyor. Şimdi gelelim güzel bir soruya. Peki böyle narsist manipülatif insanlar ya da duygusal zekası düşük IQ'su çok yüksek insanlar nasıl toplumları böyle manipüle edebiliyor? Duygusal zekası yoksa bizim hissettiğimizi anlamıyorsun. Nasıl bunları beceriyor? Şimdi arkadaşlar duygusal zeka eşit değildir duygusal manipülasyon becerisi.

Hitler gibi insanlar örnek alacağım. Tamam, bunların gerçek anlamda duygusal zekası yüksek değil. Ama ne yapabiliyor? Duyguların toplumsal kullanımı konusunda etkili. Burada iki tane kavram var. Bir tanesi mentalizasyon. Kognitif empati. Yani, bu ne demek biliyor musunuz? Başkalarının neye nasıl düşündüğünü, neye nasıl tepki verdiğini sezebilme yetkisi. Hitler, özellikle toplumsal histeriyi okuma, kitlesel korkuları besleme ve kendi karizmasıyla daha psikolojik kolonizasyon yapma konusunda olağanüstü bir kognitif empatiye sahip. Buna da ama olağanüstü demek istemiyorum da.

Neyse. Ama bu demek değildir ki duygularla bağ kurmak, kendini başkasına regüle etmek falan şefkat, öz empatizmler yok. Ayrıca böyle insanlar da malin narsizmde olan duygusal soğukluk olabiliyor. Yani bu insanlar empatiği yapmıyor, taklit ediyor. Duygular stratejik olarak kullanılabiliyor. İçsel duygusal derinlik yok, sadece sahneye konulmuş bir afekt var. Ve böylelerinde arkadaşlar, biraz önce bahsettiğim gibi karanlık bir üçlü var. Narsizm, makyvelizm, psikopati.

Bir de bu yüksek IQ ile birleşince işte bunlar ortaya çıkıyor. Mesela bana diyorlar ki, abla sen mesela çok etkin konuşuyorsun, etkili konuşuyorsun, nasıl duygusal zekan düşük? Arkadaşlar, IQ eşit değildir etki gücü yine. Mesela bir CEO düşünün, çok karizmatik olabilir, etkileyebilir ama duygusal zekası yerlerde de olabilir. Çünkü IQ, öz farkındalık, duygu regulasyonu, gerçek empati ve içsel uyum. Şimdi diyeceksiniz ki, senin öz farkındalığın çok yüksek. Hayır arkadaşlar, benim varolusal öz farkındalığım yüksek.

Yani ben kendimin neyin ne olduğunu analiz edip nerede eksik olduğumu bulabiliyorum sadece. Kendimin dünyada nerede durduğunu, anlamı mı şunu bunu... Fakat ben hislerimi analiz edemiyorum. Hislerime karşı öz farkındalığım yok. Duygu regulasyonum zaten yerlerde. Anlatacak o kadar çok şeyim varmış ki... Duygusal zeka aslında ne? Neye bölünüyor? Yüksek mi, düşük mü? Nasıl anlarız? Bu öz farkındalık, empati, şefkat, içsel uyum... Bunlara derinlemesine inemedim. Kaç dakikadır konuşuyorum. Ayrıca duygusal zekamız düşük mü, yüksek mi? Nasıl anlarız? Karşımızdakininkini nasıl ölçeriz? Ona göre yaklaşalım. Bunları da bir sonraki podcast ile konuşalım. Çünkü anlatacak ve konuşacak daha çok şey var. Ama size bitirmeden şunları söylemek istiyorum. Ben duygusal zekamı neden iyileştirmek istiyorum? Üç tane sebep söyleyeceğim size sadece. Birincisi, veren elimizi daha doğru insanlara çekilirim. Ben bu karakterimle genelde ya narsistleri çekiyorum,

ya da böyle kendisine ego boost etmek isteyen pislikleri çekiyorum. Ama anlıyorum o ayrı. Ama ben duygusal zekamı yükselttikçe kimi çekerim kendime? Sınırlarını bilen, duygusal olarak düzenli bireyleri ben de fark ederim. Onlar da beni daha iyi fark eder ve bana gelebilir diye düşünüyorum. İçsel frekansımı yükseldikçe dışarıdan gelen sinyalleri daha iyi ayıt ederim. Bunda iyileştim, çok daha kötü uyudum. İkincisi, kendim için kaçıngan olduğum yerleri de azaltırım. Çünkü ben

Birine karşı duvar arıyorum ya da böyle oradan bir pencere açıyorum. Diyorum, dur kapatayım, tehlikeli. Bunun yerine o pencereyi daha güvenebileceğim insanlara açabilirim. Kaçmam, dengeyi kurarım. Bak, kurduğumda korkmam, korktuğumda da kaçmam. Çünkü dengeli olurum ya. Tamam, böyle olsa böyle oldu. Bedenini ödeyeceğim. Üç, ve en önemlisi, en önemlisi daha huzurlu bir iç yaşamı kurarım. Her duyguyu analiz etmek zorunda kalmam. Analiz edeceğim ve yaşarım. I just live. Akarım akar. Mutluluğu tanınlamaya değil, hissetmeye başlarım. Tamam mı? Bu yani. Konu bu. İlginç bir bölüm oldu benim için. Cezam cehennem olsun. Ayy lafa bak. I love you. I'll see you soon.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)