
5.366 kelime · ~27 dk okuma
Rakkaş geldi meydane, al bastı ak gerdane. Ay ay ay ay ay candan. Böyle dilber gördün mü ey meclisi şahane. Ay ay ay ay ay candan. Aşk ile Allah, Allah. Vur tefe, vur zile, yallah. Cihanda böyle yanıyor yasın. Yosmam, salla.
Salla, salla, gülmeler çalasın. Salla, salla, yer yerinden oynasın. Salla. Girl, how have you been doing lately? Şimdi diyeceksiniz ki, ne bu neşe? Beni deli eden ne bu tavır? Seni gören kıskanır. Arkadaşlar, 10 günlük... Aslında 9 da işte 10 diyelim biz ona. İl dışı kağıdı verdim. Ne demek o? Yani 9 gün boyunca hastaneye gitmeyeceğim. Ben il dışına çıkıyorum. Ciao! Bye Felicia! Demek, tamam mı? Felicia, bye bye. A bientôt!
Ve bugünden sonra dedim ki bir popkast çekeyim çünkü bu hafta iki tane popkastımız var. Kevser peşimi bırakmıyor diyorsunuz ki. O yüzden bunları çektikten sonra yarın ilk uçakla ve ilk uçak saat 5'te. Sinop'ta hani tek uçak var bazen hiç uçak yok. Şükürler olsun ki tek uçak var. Saat beşte İstanbul Havalimanı'na doğru yola çıkacağım. Ondan sonra bir iki gün ne yapacağım? Biliyorsunuz ki kaşığımı gidip aldıracağım. Hemen laminasyon yaptıracağım. Sonrasında tırnaklarım fecaat durumda yani. Aslında iyi de geldi biliyor musunuz? Hiçbir şey yaptırmamak tırnaklarıma. Böyle o kadar kötü ki. Ama alıştım bu kötülüğe. Ne geliyor böyle? Sade duruyor falan. Neyse. Whatever. Hastanedeyim. Ondan sonra kaç dedik? Tırnak dedik. Ayaklarım pedikür falan işte öyle şeyler.
Ondan sonra 13.00 tüm gün bakım. Bir de ablam gelmiş Londra'dan. Onu bir görürüm inşallah. 14.00'da da babamla beraber Malatya'ya gidiyoruz. Biliyorsunuz ki ben Malatyalıyım ama Malatya'ya Malatyalı olduğum için gitmiyoruz sadece. Malatya'ya kütüphane açmak için gidiyoruz. Şeydi arkadaşım Turan'ın kütüphanesini hep beraber açtığımız. Teşekkür ederim bu arada. Teşekkür ederim.
Şimdi duygulanmak istemiyorum, o yüzden burada o konuşmayı yapmayacağım çünkü duygulanıyorum. Zaten bölüm duygusal zekanın ikinci partı. Geçen hafta çoklu zeka teoremi, perizekasal şeyler falan hepsini konuştuk biliyorsunuz. Peki bu hafta derine inip ne konuşacağız? Gerçekten bayılacağınızı düşünüyorum. Öncelikle duygusal zeka ölçükleri nelerdir? Yani ölçülebilir mi? İkincisi, duygusal zeka testi var mı? Varsa ne kadar geçerli? Üçüncüsü, Duygusal zekam olup olmadığını nasıl anlarım? 4. Peki karşımdaki ne duygusal zekam var mı? Bunu nasıl anlarım? 5. Duygusal zekası olan erkeği nasıl seçerim? 6. Ve sonuncusu ve en önemlisi ve en zoru belki de arkadaşlar. Duygusal zekamı nasıl geliştiririm? Bunların hepsini içeren bir podcast'e gelmiş bulundunuz. Bugün kendinizi şanslı hissedebilirsiniz bu yüzden. Hazırsanız başlıyoruz.
Dr. Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Şimdi önce biraz daha ti vermek istiyorum. Biliyorsunuz ki ben Arapgirliyim arkadaşlar. Malatya Arapgir. Ama ben Arapgir'e hiç gitmedim daha önce. Malatya'ya da işte 2-3 saatlerinde bir iş için gitmiştim. Babamlar da Malatya'ya falan Arapgir'e bir kere gitti. Kimsemiz yok orada, tamam mı? Bir ceviz ağacımız bile yok. Ve ben böyle aidiyet hiç hissetmedim. Hiç köyüm olmadı yani hiçbir taraftan. Çünkü herkes İstanbul'da böyle doğmuş, büyümüş falan filan. Kimse hiçbir şey bilmiyor.
Anneannem arada Erzincan'a gidiyordu rahmetli. O kadar yani. Ama hiçbir şeyimiz olmadı. Bağımızda olmadı. Ben hiç gitmedim. Bilmiyorum köy falan. Neyse. Şimdi gittiğimde orada kimsemiz yok ya. Ama bir aidiyet hissetmek istiyorum. O yüzden geldiğimde sizinle buluşacağım. Hatta sizi bunu dinlerken ben bu duyuru yapmış olacağım. Arapgir'e geldiğimde Arapgir'de tüm hemşerilerimle buluşmak istiyorum. Ayrıca kütüphaneyi açarken de haber vereceğim. Hep beraber açalım istiyorum. Hep beraber oradan çocuk kütüphanesi ya çocuklarla etkinlik yapalım falan filan istiyorum. Bizim için şöyle güzel bir
Böyle buluşma olsun istiyorum. Tamam mı? Şimdi bu bir T. İkinci T'di arkadaşlar. Madem aramızda öyle gizli saklı yok, söyleyeyim ben geri ilaca başladım.
Çünkü kız, ne oldu biliyor musun? O enerji patlamalarını kontrol edemedim. Yani enerji kontrol edilemediği zaman gerçekten zorluyor. Ben de o zaman dedim ki yani hani bu iş böyle olmuyor. Sen de yine güveniyorsun. Hani bak değişen bir şey yok. Yine uyku alamıyorsun falan filan. Yani enerjini kontrol edebileceğin bir düzeyde değilsin hala. İstanbul'a dönünce bakarsın. O yüzden başladım geri.
Ve şükürler olsun ki son 4-5 gündür hayatım hakkında, beynim hakkında falan nasıl uyumlanacağım hakkında düşünmüyorum arkadaşlar. Yaşıyorum sadece. İşte ilaç da güzel bir şey aslında. Gerekince kullanmak gerekiyor. Hadi ya. Vay anasını.
Ayrıca bu duygusal zeka muhabbetiyle kafa yorduğumdan beri işte kendimi açma, sınırlarımı açma falan filan doğru kişi. Artık biliyorsunuz ki aşk hayatım hakkında konuşmuyorum. Fakat bu demek değildir ki aşk hakkında veya erkekler hakkında hiç konuşmayacağım. Bunun hakkında da yine böyle aşırı eskisi gibi sansürsüz konuşmayı düşünüyor muyum? I don't know. I don't know what's happening. Çünkü do you know what? Şöyle bir durum var arkadaşlar. Bu erkekler bunları dinliyor. Bakın ben buna şahit oldum. Dinliyor ve mirror'luyor beni. Hele o first aid rehberi benim başıma neler açtıysa iyi oldu yani. Direkt eridikasyon sağladı, doğal seleksiyon değil. Direkt karşımdakileri soyunuk kuruttu. Yani tabii ki bu alıkoymamalı. İsteyen yine de bir şekilde yazıyor. İsteyen diyor ki kaç kilo etiniz çıktı.
O yüzden kendileri bilirler. Ayrıca çok optimistim bu ara gerçekten. Daha önce yanlış insanlarla karşılaştığımı ve duygusal olarak gerçekten donanımlı bir insan geldiğinde karşıma onunla iletişebileceğimi, ona pencerelerimi, sınırlarımı aşabileceğime inanıyorum. Biliyor musunuz?
Gerçekten. Ya bir de çok ilginç. Sürekli kız çocukları karşıma çıkıyor İnstagram'da. Sürekli diyorum, hayır Tuba hamile kalmamasın, hamile kalmamasın. Sonra gidiyorum böyle yaramaz çocukların videolarını izliyorum falan. Sonra şey düşünüyorum işte, sen şunu yaparsın, bunu yap. Çocuğunun başına bir şey gelir falan. Ama canım istiyor ya, canım istiyor ya. Böyle düşünüyorum, hayal kuruyorum mesela, tamam mı? Çok güzel bir deniz, çok güzel şarkılar, DJ setim, yanda bir art salonum, işte sanat yapacağım yer, stüdyom falan. Böyle böyle çocuk dolanıyor, yeni konuştuğumu öğrenmiş, falan bir şeyler diyorum. Ondan sonra yanımda da böyle beni anlayan, duygusal dururken çok sevgili bir erkek, ben güzel yapmışım tapasları, tamam mı? Açmışız bir tane şardoneyi, füme bulan falan güzel bir şey.
Sonra ben böyle çok güzel bir steak tomatodan, onun üzerine burrata koymuşum, kocaman. Sonra cottage cheese bulmuşum bir yerden, onu koymuşum. Lemon zest üzerine rendelemişim. Ya hayat çok güzel değil mi ya? Hayat çok güzel.
Aşk kokusu var Havada aşk kokusu var İçimde dört nala Kalplerin koşuşu var Başka bir şey istemem Sevgilim yanımda uyusun Biraz da ruhumda uyusun Aşk kokusu var Arkadaşlar bu bölüm çok yoğun. Gerçekten hani 3 bölüm de yapmak istemiyorum. Artık yok babasını. O yüzden olabildiğince süzmeye çalışacağım tamam mı? Böyle ağır geldiği yerde durdurun. Tekrar dönersiniz. Ben buradayım. Şimdi ilk sorumuz ve en önemlisi duygusal zekan nedir? Şimdi gidin bir erkeğe deyin ki duygusal zekan ne canım? O da diyecek ki empati. Ha öyle mi? Konuş erkek. Arkadaşlar duygusal zekan empati mi? Kendini regüle etmek mi? Ya da sosyal beceri mi?
Öncelikle bir tanem, hayatım güzelim. Her kültürde duygusal ifade farklı. Mesela Doğu Asya'da bir düşünün. Ben Japonya'ya gittiğimde de bunu çok anladım. Mesela göz göze bakmak, insanın yüzüne direkt bakmak iyi bir şey değil. Yani orada duyguları bastırmak erdem sayılıyorken, batıdaysa ifade etmek makbul. Şimdi duygusal zeka ne? EQ. EQ ne arkadaşlar? Emotional Quotient. IQ'daki de Intelligence Quotient.
Bunların temelde farkı neydi? IQ, Intelligence Quotient, bilgiyi nasıl işliyorsun? EQ, Emotional Quotient ise, duyguları nasıl işliyorsun? Duyguların zekası, tamam mı? Yani kısacası, duygusal zeka, hissedip üstünde düşünmeyi, anladığını göstermeyi, duyguları regüle etmeyi, düzenlemeyi, yani duygularla başa çıkabilmeyi kapsıyor. 1990'larda falan artık böyle konuşulmaya başlıyor. Bunun babası kim arkadaşlar? Daniel Goleman. John Mayer'de var, Peter Soloway'de var.
E.Q. psikiyatrik olarak, uzman psikiyatrist Dr. Tuğba Güneş diyor ki... Preferential cortex, amygdala gibi bölgelerin çalışmasıyla ilgili. Şimdi preferential cortex ne düşündüğümüz falan değil mi? Bizim böyle artık modern canlıyız ama limbik, amygdala, bunlar duygusal. Bunların arasındaki bağ ne kadar düzenli kurulabiliyorsa senin duygusal zekanın o kadar yüksek. Amygdala hep diyoruz ya, tehlike, öfke, korku falan. Preferential cortex ne diyor? Bir dakika, bir dakika diyor, sakin ol.
''Okey okey benim için tüm taşlar yerine oturdu şu an'' diyor. Şimdi duygusal zekada işte bu iki sistemi dengeliyor. Şimdi arkadaşlar ölçütleri var mı? Arkadaşlar neyle ölçüyoruz? ''Abla sen duygusal zekanın olmadığını nasıl anladın?'' diye haklı bir soru sorabilirsiniz. Yine size anlatayım o zaman.
Şimdi bunun ölçütleri şu öncelikle. En önemlisi öz farkındalık. En önemlisi değil ya. İşte bir tanesi. Öz farkındalık arkadaşlar. Self awareness. Şimdi diyeceksiniz ki abla sen çok farkında birisin. Arkadaşlar evet ben farkındayım ama ben duygularımın değil düşündüklerimin ve varoluşsal durumumun farkındayım. Şimdi bu öz farkındalık, duygusal zeka konjüktürüne girince diyor ki şu an niye ben böyle bir tepki verdim? Yani kişinin kendi duygularını anlaması
adlandırabilmesi ve anın içindeyken fark etmesi. Hani sonradan geri dönüp retrospektif olarak bakmak değil de o andayken. Yani öfkelendiğinde, ay ben niye öfkelendim deyip bir an böyle sakinleşebilmek mesela, tamam mı? Peki bunu neyle yapabiliriz? Metakognisyon ve duygusal içgörü. Metakognisyon neydi? Düşüncenin düşüncesiydi ve zordu, değil mi?
Peki bunu yapamadığımızda ne olur mesela? Yansıtma, projeksiyon yani kişi öfkesini başkasına yansıtır. Mesela öfkeleniyordur bir şey ama gelir benim storyime nefret kusar. For example, duygularını inkar eder. Ama EQ'si olan bir birey ne der? Evet ben bu kişiden rahatsız oldum çünkü kıskandım çünkü ben bu öyle yapınca kendimi eksik hissettim der mesela.
İkinci duygusal zeka ölçütümüze geldik. Self-regulation. Yani ne? Öz yönetim, öz düzenleme. Duygularını yönetmek, bastırmak değil, yönlendirmektir, baby girl. Yani öfkelendiğinde bağırmamak, korktuğunda kaçmak yerine düşünebilmek. Ya da mesela endişelendiğimizde, anksiyata yaptığımızda, bir dakika, bunu regüle etmek için ne yapmam gerekiyor? Elimdekiler nereye? Gideceğim, nefes alacağım.
Vagos nefesi yapacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım. 4-4-2. Yürüyeceğim, yalacağım, terapi yapacağım. Tamam mı? Yani dürtü kontrolü. Yani impulsivite kontrolü. Yani impuls kontrolü. Üçüncü duygusal zeka ürettiğimiz canım. Ne bu? Internal motivation. Yani internal motivasyon. Yani içsel motivasyon.
İçten yanmalı motor olacağız. Annem hep böyle derdi küçükken. Dıştan yanmalı değil. İnsanlar sana aferin dedi değil. Sen kendin içten yanacaksın. Yani içimden geldiği için bir şeyleri yapacaksın. Tamam mı? Kişinin hayatında anlam duygusu, içsel itici gücü vardır. Benim de bence duygusallarım ne kadar eskiden düşük olsa da en yükseği olan buydu. Ben gerçekten başkaları aferindesin diye değil bir şeydir. Kendim istediğim için, içimden geldiği için. Böyle hani o...
Böyle parçalıyor beni. Anlatabiliyor muyum? Bunun da başka sebepleri olabilir. Falan da işte buraya girmeye şu an için gerek yok. Yani IQ'su, duygusal zekası yüksek kişiler motivasyonu dış faktörlerde değil de kişisel değerlerinde ararlar ve buna bağlarlar. Yani anlam merkezli yaşam. Ben hep diyordum ya anlam arayışı, anlam arayışı. Mesela Viktor Frankl'ın o kitabını okuduğum sonrasında uğruna toplama kamplarına gittiğim Viktor Frankl, onun logoterapi felsefesi.
Bu eksik olduğunda ne olur arkadaşlar? Sadece o insan takdirle ve dış, eksternal validasyonla yaşar. Dördüncü duygusaldaki hacetimiz geldik o good old empathy. Empathy, yani karşındaki ne hissettiğini gerçekten anlama. Şimdi böyle dikkatli olacağız tamam mı? Empathy dili var arkadaşlar, çok basit. Şimdi şöyle hissediyorsun da böyle hissediyor olabilirsin falan. Bunlar ezberlenir. Aldanmayın. Empati aslında kişinin karşısındakinin duygusunu anladıktan sonra onunla duygusal rezonans kurabilme becerisi. Ama unutmayalım ki empati ile sempati tabii ki aynı değil. Empati duyuyoruz diye sempati duymak zorunda değiliz. Her sempati empatide değildir. Empatinin psikiyatrideki karşılığı mesela aynı nöronlar.
Tamam mı? Aynen öyle, aktivitesi. Eğer bu beceremiyorsa, eksikse, mesela nelerde eksiktir arkadaşlar? Narsistik, kişilik bozukluğunda ya da aynı sosyal eğilimlerde. Ve beşinci duygusal zeka ölçtüğümüz sosyal beceriler. Duygusal zekanın dışa yansıyan hali, bizim daha çok gördüğümüz kokan hali. İlişkileri sağlıklı yönetebilmek, sınır koyabilmek, çatışmaları yapıcı bir şekilde çözebilmek, güzel konuşmak değil sadece, etki yaratmak değil sadece,
Duygu içeriğini taşıyan iletişim kurabilmek. Yani aslında savunma mekanizmalarının olgun hali. Mesela ne bunlar? Mizah. Çok iyi bir savunma mekanizması. Sublimasyon. Hep yapmaya çalıştığım. Bir de içgörü. Tamam mı? Bu eksik olduğunda ne oluyor? Silent Treatment'lar. Bunu ben yapıyorum. Çok yapıyorum Silent Treatment bu arada. Çok yapıyorum ama hak ediyor yani. Bence
bazı erkeklere closure vermek gerçekten onlara lütuf. Çünkü istedikleri o. O yüzden kusura bakmasın. İnsan gibi davranmayana ne closure veririz, ne kapanış yaparız, ne de cevap veririm. Sadece kendi kendine monolog yapmaya devam etsin. Engelli yer geri gelirse.
Neyse işte, ne diyordum ben? Bu sosyal beceri olmayınca ne olur arkadaşlar? Bağırarak iletişim falan. Pasif agresiflik. Böyle şeyler, tamam mı? Ama EQ'lu birileri der, konuşarak çözelim der, açık iletişim yapar. Ama bu her zaman, her koşulda. Sana oyunla gelene böyle gitmek de bazen insanı yorar, arkadaşım. Biz burada açık konuşuyoruz.
Yani tatlım, IQ sadece bireysel bir beceri değil, toplumsal bağ dokusunu da belirleyeceğiz tamam mı? Yani arkadaşlar bir toplumda IQ'su yüksek bireyler çoksa, o toplum daha demokratiktir ve daha barışçıldır. IQ'su düşük bir lideri varsa da kutuplaşma olur, manipülasyon olur ve korku üretimi olur. IQ'su düşükler kimlerdir arkadaşlar? Narsistik, kişilik bozukluğuna sahip, bazen de makyaj ve liste olan Hitler tür insanlar. Peki partnerinizin IQ'su düşükse? Pasif agresyon, gaslighting, bağ kopukluğu, bla bla bla. Şimdi... Biraz sosyolojik bir şey konuşuruz eğer. Kapitalist sistem arkadaşlar. Şu anda dıstsal başarı, yani dıstsal başarı ne arkadaşlar? Gördüğümüz şu hayatta statü, IQ, CEO olmak, işte para falan. Bunlar övülürken bu dünyada
İntisel beceriler küçümseniyor. EQ şu anda görünmeyen başarıyı temsil ediyor. Ama artık görülmeyeni görme çağı arkadaşlar. Çünkü bozuk gidiyor dünya. O yüzden şu anda bence artık Rise of the EQ yani. EQ'nin yükselişini göreceğiz. Duygusal zekanın yükselişini izleme çağı bence şu anda. Kim nasıl hissettiriyor? Ona nasıl değer kazandırıyor? Bence artık gerçekten bunların daha da önem kazandığı bir yola giriyoruz.
Şimdi geldik o soruya. Duygusal zeka IQ gibi ölçülebilir mi? Arkadaşlar deniyor ki evet. Peki nasıl evet? Yani şimdi şöyle. Psikometrik geçerliliğini konuşacağız ama öncesinde hangi testlerle evet deniyor onu söyleyeyim. Şimdi iki tane test var. Bir tanesi MSCIT tamam mı? Bu yetenek temelli ve nörobilimsel verilerle uyumlu olduğu söylenen test. Ama arkadaşlar IQ testlerin hiçbiri hiçbir zaman %100 objektif değil. IQ testlere ne kadar güvenilir onu tartışılır da IQ daha da az güvenilir.
İkinci bir testimiz var. O da hangisi? EQI 2.0 yani. EQI 2.0. Ama burada hep kişiye kendiyle ilgili sorular sorduğu için burada da özbildirim hatasını açıklıyor. Yani kişiye nasıl istiyorsa öyle, ben böyle yapıyorum, ben şöyle yapıyorum deyip kendini de yanıltabilir. Gerçek ölçüm neyle oluyor? Davranış, gözlem ve bunu bağlam içine değerlendirmek.
Şimdi bu iki testin psikometrik geçerliliğinden bahsedeyim. Öncelikle arkadaşlar, bir testin geçerli olması için, ölçmek istediği şey gerçekten ölçü olması lazım, tamam mı? Bir testin güvenilir olması, aynı kişide benzer sonuçları tekrar tekrar verebilmesi demektir. Bunu gerektirir.
Şimdi burada bahsettiğimiz M-S-C-I-R-T, yani Mayor Solovey Karuso Emotional Intelligence Test, duygusal zekayı duyguları anlama, tanıma ve yönetme üzerinden ölçüyor. Mesela gerçek yaşamdan senaryolar veriyorlar sana. Arkadaşın sana kırıldığını söylüyor, ne yaparsın falan filan. Burada neyi test ediyor? Duyguları tanıma, yani emotion perception. Bunu tanıma, algılama. Perception. Duyguları kullanma. Using emotions to facilitate thought. Üç ne? Duyguları anlama. Yani emotion understanding. Dördüncüsü ne? Duyguları yönetme. Emotion management. Bunlara bakıyor bu test. Şimdi en geçerli olan test EQ'da, literatürde. Ama bu hem pahalı, hem dil kısıtlaması falan var. Yani bunun ulaşması zor. Böyle yapılmıyor bu test çok.
İkinci test, EQI 2.0. Bu, kendini değerlendirme testi. Daha ulaşılabilir bir test. Ve hani, kendinizi bu cümlelere ne kadar bağdaştırıyorsunuz, bu size ne kadar uyuyor tarzı sorular soruyor. Kendini gerçekten tanıyan insanlar, bunu da iyi skor alıyor ama... Burada kendini tanımayanlar hatalı verebilir ya da kendine yalan söyleyenler hatalı sonuçlar elde edebilir. O yüzden ne kadar etkili, ne kadar geçerli siz düşünün. Diğer testin yani MSCI-T'nin Mayer-Salabey olanın yapısal geçerliği yüksek. Çünkü duygusal zekayı yetenek gibi ölçüyor. Gerçek senaryolar var, yüz ifadeleri var, duygusal analizler var. Hani daha çok IQ testinde benzer bir kurgusu var. Ve nörobilimsel temellilerle de desteklendiği söyleniyor. Ama dediğim gibi uzun, pahalı, verişim zor. Bir de arkadaşlar ölçüm olarak nöropiskiyatrik bir ölçüm var. Bu da fonksiyonel MRI cihazlarıyla bildiğimiz MRI yani MR. Burada gösteriliyor ki MR'da IQ seviyesi yüksek olan insanlarda prefrontal korteks ile amigdala arasında daha iyi bağlantı var. Zaten bahsettiğimiz duygusal zeka da buydu.
Burada empati kurarken bakıyorlar ki AMR'da insula aktivitesi artmış. Peki biz gündelik hayatta bir tanem, IQ'yu nasıl ölçeriz? Şimdi burada testten çok neye ihtiyacınız var biliyor musunuz? Sezgi ve gözlem. En temelde bir kişi tartışmada ne yapıyor? Kırıldığında nasıl davranıyor? Beni anlamaya çalışıyor mu? Yoksa kendini mi savunuyor? Sınırlarıma saygı duyuyor mu?
Tamam mı? Toplumda IQ'yu ölçme yollarından bahsedersek... Mesela iyi niyetli ama düşüncesiz insanla... ...farkındalıklı insanı ayırmak için mi bakacağız? Mesela duygu dilini ne kadar kullanıyor? Mizahı kendini savunmak için mi kullanıyor... ...yoksa bağ kurmak için mi kullanıyor? Mesela eleştiri geldiğinde ne yapıyor? Susuyor mu, saldırıyor mu? Yoksa bu eleştiriye... ...bir bunu düşüneyim, değerlendireyim diyebiliyor mu? Çok zor bu.
Arkadaşlar, EQ özellikle toplum içindeki kırılganlıkla baş etme biçimlerinde kendini gösteriyor. Ne demek bu? Mesela, şimdi şu EQ'lu toplumlar var ya, burada suçlama kültürü olur, kutuplaşma olur, söz kesme, bağırma... Bunlar güç sanılır, iyilik, enayilik sanılır. Tanıdık geldi mi? Yüksekçe EQ'lu toplumlardaysa...
Uzlaşma olur. Duyguları ifade etmenin zayıflık değil, cesaret sayılmasını görürüz biz. Ya da göz teması kurabilen, göz kontrolüyle karşıdakinin gerçekten duygularını anlamaya çalışan ve duyan insanlar olur. Şimdi birazcık EQ'nun nasıl çözüldüğünü anladıysak, ben kendim de bunun eksik olduğunu nasıl anladım, peki sonrasında ne yaptım, bunların hepsini ve daha fazlasını devamında konuşacağız. I'll be back soon! Dr. Güneş radyo.
Hoş geldin bir tanem. Şimdi ben duygusal zekamı anlarken olup olmadığını, bu testlerin hiçbir tanesini yapmadım, yaptırmadım. Ne yaptım onun yerine? 5 yıldır psikodinamik terapiye gidiyorum, bir psikiyatriste gidiyorum. Öncesinde de daha farklı psikiyatristlere gittim fakat hiçbirinde buradan aldığım verimi almadım. Peki ben bu psikodinamik terapide nasıl anladım? Öncelikle arkadaşlar gittiğim 2-3 sene, aslında önce direncimi kırdım tamam mı?
Yani savunma mekanizmalarının savunma mekanizması olduğunu anladım. Ya da mesela bana terapistim demedi ki, sende bu var, şu var. Zaten psikoloji demek ki terapide öyle olmuyor. Yeri geliyor. Anlattım ya, susuyorsunuz yani. 10 dakika böyle bakışıyorsunuz. O yüzden sana sorunlarını veya problemlerini söylemek yerine aslında sen keşfediyorsun, sen anlıyorsun. Tabii o doğru soruları soruyor, yönlendiriyor falan filan.
Şimdi ben kendimde olan problemleri biliyorum ama bunun üzerine sürekli bir uyumsuzluk yaşıyordum. Yani hani böyle bir çaresizlik. Sonrasında fark ettim ki ya beni bu en çok çaresizliğe, uyumsuzluğa sürükleyen şey işte bu dengesizlik. Ve bunu ne sayesinde anladım? Terapi sayesinde anladım. Peki nasıl anladım? Çünkü arkadaşlar bana ne sağlıyor, ne gelişiyor terapide? Öz farkındalık.
Şimdi diyorum ki ben böyleyim ya dediğim şeylerin aslında bir savunma olduğunu görüyorum. Bastırdığım öfkenin anksiyete maskesiyle yaşandığını fark ediyorum. Duygusal zekamında birinci basamağım bu şekilde gelişiyor. Savunma mekanizmalarını anladıkça. İkincisi arkadaşlar... Duygulara isim koymaya başlıyorsun. Bunların hepsini yaptın demiyorum, yapmaya çalışıyorum hala. Mesela ben sadece şu an üzgün değilim. Dışlanmışım aslında mesela. Sadece şu değilim, bu falan, bu örnekler. Ya da sinirli değilim şu an sadece. İhmal edildiğim için böyle hissediyorum gibi. IQ testinde bunlar mesela bir soruyla ölçülebiliyor. Fakat terapide duyguların kök nedenini bulunabiliyor.
Üçüncüsü empati. Şimdi terapi ilk başladığında direncin oluyor, kendini savunuyorsun ama yıllar içinde bunu kırıyorsun ve diğer insanların da bir davranışının altında hani bu savunmalar olduğunu görüyorsun, her şeyi kişisel algılamamaya başlıyorsun. Yani artık bir kişi niye böyle yaptı sorusunu hani böyle ezberden değil de daha içgörüyle cevap vermeye başlayabiliyorsun. Çok önemli, en önemlisi arkadaşlar duygu regulasyonu. Ben mesela farkındaysanız bazen çok tetikleniyorum, çok duygusallaşıyorum falan, bir anda ağlıyorum. Diyorum ki sonra niye buna bu kadar sert tip giverdin Tuğba? Ne oldu? Falan. Sonra bu farkındalık bana öfke patlaması ya da duygu patlaması yerine daha içgörü dolu bir sessizlik veriyor. Yani psikodinamik terapi aslında modern toplumun yutamadığı ama bastıramadığı duygularla baş etme biçimi, tamam mı? Duygusal zekanı anlamak, kendi iç dünyanı dürüstçe gözlemleyebilmek. Mesela sorun şimdi kendinize, şu an ne hissediyorum? Bu soruya üç kelimeden fazla cevap verebiliyor musunuz?
Çünkü duygusal zeka, duygusal kelime dağarcığıyla beraber duygusal ayırt edicilik. Yani gerçekten hangi hissi hissedebiliyorum ve bu hissi verbalize edebiliyor muyum, kelimelere dökebiliyor muyum? Çünkü belki sinne değilsin de sadece hayal kırıklığı yaşıyorsundur. Ya da birini kırdığımda savunmaya mı geçiyorum yoksa onu anlamaya mı çalışıyorum? Çünkü duygusal zekası düşük biri ama ben böyle demedim ki derken, duygusal zekası yüksek biri, demek ki ben böyle hissettirdim, böyle demesem de karşıdaki böyle hissetti. Bazen gerçeklerden ziyade onun ne hissettirdiği de çok önemli.
Bu ne arkadaşlar? Mentalizasyon yeteneğinin geliştiğinin göstergesi. Yani karşı tarafın zihnini düşünebiliyor musun? Sadece kendi niyetine değildi, onun da algısına yer açabiliyor musun? Şimdi bahsettik ya, tetiklendiğimde ne yapıyorum? Şimdi bu niye önemli? Tetiklendiğinde kaçıyor musun? Bağırıyor musun? Susuyor musun? Yoksa yere regüle mi ediyorsun? Ben genelde tetiklendiğimde kaçıyordum. Direkt kaçıyorum. Direkt. Ben yokum yani. Bir daha orada yokum. Hani göremezsin, bulamazsın. Hayatta ulaşamazsın.
Kızdım ya. Yok arkadaşlar, silent treatment bana bir ay boyunca ulaşamaz. Bir ay boyunca hiçbir şekilde. Böyle kapımda bekleyenler, işte hastaneyi arayanlar, böyle işte neler neler. Yani ulaşamazsın ki bana. Böyle yapıyordum. Ama aslında oturup konuşmak lazım. Ve öfkenin altında yatan o asıl duyguyu bilmek lazım. İşte incindin mi, dışlandın mı, yetersiz misin? Yani EQ, duygu düzenleme kapasitesini ölçüyor. Prefrontal korteksimiz, limbik sistemimiz ne kadar hakim olabiliyor?
Ya da eleştirildiğimizde ne hissediyoruz? Şimdi eleştiriye verdiğimiz tepki egonun savunma biçimini gösteriyor. Ben sağ olsun sosyal medya sayesinde gerçekten eleştiriye artık çok hoşgörülü olmayı öğrendim haline. Hoşgörülü de olmuyorum. Bu da biliyorsunuz ki hoşgörü paradoksunu doğuruyor. Ama olabildiğince yapıcı eleştiriyi almaya çalışıyorum. Eleştirildiğinde mesela bak bakalım kendine. Öfkeyle karşı atağa mı geçiyorsun yoksa
Kendine dönüp acaba ben mi kötülük, burada bir şey mi yaptım kötü acaba diyebiliyor musun? Bu bana ne anlatıyor diyebiliyor musun? Ya da en önemlisi başkalarının duygularından ne kadar yer açıyorsun? Çünkü niye? Empati becerisine de başkasının hiç dünyasını kendininkinden ayırarak ama küçümsemeden hissedebilme becerisi.
Yani mesela biri sana bir şey anlatıyor, hemen sen de böyle kendi deneyimine mi eşliyorsun? Ay bana da olmuştu falan. Ya bir dur. Bunu yapmadan onun duygusuna yer açıp orada kalabiliyor musun? Bu ne gösteriyor demiştik? Ailenlerin aktivitesinin güçlü olduğunu. Şimdi kendine birkaç tane soru sor istiyorum Pelin bacım. Güçlü olduğumda şefkatli miyim yoksa zalimleşiyor muyum? Eğer duygusal zekanın yüksek bir insansan, güç eline geçtiğinde de zalimleşmezsin. Mobbing yapmazsın, pislikleşmezsin, şeytanlaşmazsın. Patron mu oldun? Aystan'da nasıl davranıyorsun? Ben şu an doktorum değil mi? Olduğumuz hastanede yönetici biz oluyoruz. Senin altında kim varsa ona nasıl davranıyorsun? Mesela... Sevginin zayıf anında yanında mısın yoksa yargılıcı mısın? Toplumsal kırılganlıklara ne kadar duyarlısın? Yoksulluk, göçmenlik, kadın hakları, LGBTQ bireylerle ilgili konularda empati mi kuruyorsun? LGBTQ değil, çok daha uzun dağıdı işte, anladınız. Yoksa görmezden mi geliyorsun?
Sosyolojik IQ da burada devreye giriyor. Yani kendi konfor alanının dışındaki acıyı duyabiliyor musun? Bu sana yük değil de sorumluluk gibi mi geliyor, gelebiliyor mu? Bu sorumluluğu hissediyor musun? Ya da mesela insanlar senin yanında gergin mi hissediyor yoksa özgür mü hissediyor? Çünkü duygusal zekâsı yüksek insanların yanında kendimizi iyi hissederiz, tamam mı? Özgür hissederiz. Kendileri olur insanlar bizim yanımızda. Duygusal zekâ, başkasının duygu durumunu okuyup onu bastırmak yerine rahatlatan bir varlık üretmektir arkadaşlar. Şimdi, ne diyoruz kendimize? Özetle. Duygumu adlandırabiliyor muyum? Bir. Yazın. Evet, hayır. İki. Tepkilerimi yönetebiliyor muyum? Karşımdakini düşünebiliyor muyum? Eleştiri, yıkım değil, gelişim olarak görebiliyor muyum? Ne dedik? Güç bende olduğunda şey fayda olabiliyor muyum? Ama tekrarlıyorum, ben bu sorularla anlamadım. Neyle anladım? Çünkü benim durumum farklı değil. Benim yoklu duygusal zekam. Anlatabiliyor muyum? Ben duyguları çok geç hissettim. O yüzden ben önce duygusal zekamı birazcık geliştirdim ki terapiyle.
Onun bende ne kadar eksik olduğunu bile görebileyim. Bende duygu diye bir şey yoktu. Nasıl diyeceksiniz? İşte anlaşılamaz bu. Nasıl ki IQ'su yüksek olmayan bir insanın... Bunu dedik de bir önceki podcastta anlattık. Yani aptal biri anlamaz ki aptal olduğunu. Bende duygu aptalıydım. Yok yok yok yok anam yok. Tövbeler olsun.
Ay arkadaşlar, şimdi geldik o soruya. En önemli soruya, duygusal zekası yüksek erkeği nasıl tanırım? Şimdi, bu sadece romantik ilişki değil tamam mı? Duygusal olarak güvenilir insanı tanımanın da yolaritesi aslında aynı şey. Yani bu, konuşurken gözüne bakıyor mu falan filan değil arkadaşlar. Çok daha derin bir olay. Duygusal zekası yüksek bir erkek karşımızdaki arkadaşlar, duygusunu tanır, ifadeler ve kontrol eder tamam mı? Yani duygu rengajyonunu yapar. Şimdi burada çok önemli bir konu var, birincisi. Arkadaşlar, bu erkekler çok şey öğrenmiş tamam mı? Hiç bakmayın, çok fenalar.
Böyle karşında bık bık bık konuşurum. Bir kere, bakın bu doktor olarak falan değil, ablanız olarak değil, tulbağ olarak benim fikrim. Böyle bağlanma teorisi yok şu yok bu diyen erkekten kaçın arkadaşlar. Tamam mı? Onlar teori bir kere. Teoriyle hareket etmesin kimse karşımızda. böyle süslü süslü laflar kuruyorsa, bu çocuk bunu okumuştur, çalışmıştır ve içinde boşuna bir şey de bilmiyordur. Bunlarla kafa yoruyorsa gerçekten uzak dursun. Duygusalsak yani böyle bir şey değil. Duygularını tanıyor mu? İfade edebiliyor mu? Aynı zamanda kontrol edebiliyor mu? Ne bastıracak, ne taşıracak, tamam mı? Yani taşırmadan taşıyabilecek.
Kendini savunmadan duyabiliyor muyum? Yani, sen ona şunu da deyin de, bu beni üzdü deyince, çok alıngarsın, çok hassassın deyip, seni böyle guest light edermişçesine suçluyorsa, manipüle ediyorsa, kaçın! Yok! Olmaz! Red flag! SOS!
Diyecek ki, seni üzdüysen bunu anlamam gerekiyor diyecek. Yani narcissik savunmalarını aşacak arkadaşlar. IQ'su yüksek birey, duygusu azdakası yüksek kişi erkek bireyi, senin duygun karşısında hemen egosunu önüne çıkarmaz. Üzüldüysen hemen savunmaya geçmez ya, bir önce senin üzülmene bir bakar. Ayrıca bakın bizim toplumumuzda gerçekten gelişmiyorsa bir IQ erkeklerde, onlar da olmadığı için değil, köreldiği için. Çünkü niye? Kültürel kodlar, toplumsal baskı, kılganlıkların gösterilmemesi. Çünkü bir erkek sana zorlandım, çaresiz hissediyorum.
diyemiyor ya. Çünkü niye adamlığından alıyor onu? Kahrolsun şu erklik, erkeklik. Seviyoruz erkekleri ama erkeklik patriyarka sıkıntı olan bu. Onun yüzünden duygusal zeşaları da gelişmiyor. Duygularını kabullenmek, onları reddetmekten çok daha fazla cesaret ister. Aslında asıl cesaretli erler erkek odur. Eğer karşımızdaki erkek tartışırken kontrol değil de bağ kurmak istiyorsa, Yani kırıldığında susarak seni cezalandırmıyorsa... ...benim yaptığım silent treatment gibi... ...ya da bağırarak, seni korkutarak... ...böyle taklid olmaya çalışmıyorsa... ...kırıldım ama seni de anlamak istiyorum diyorsa... ...voila! Buna ne demek arkadaşlar? Duygusal farkındalık ve iletişim becerisi demek. Ayrıca duygusal zekası yüksek bir erkek sadece bireysel olarak değil, toplumsal olarak da etik ve kapsayıcı. Yani mesela ne yapacağız arkadaşlar? Kadınlarla kurduğu diğer iletişimleri gözlemleyeceğiz. Şimdi annesiyle olan ilişkisine bakacağız da bu çok riskli bir konu, buralara girmek istemiyorum. Ama kadınlar çok karışık ya, kadınlar şöyle böyle, kadınlarla ilgili genelleme yapıyorsa, boy boy. Boy boy.
Annesiyle ilgili de o denge çok önemli bence. Ya ama beraber buluşmaya gitmiş, tamam mı? Annen arıyor. İki dakikada şunu kapat, koy bir arkaya, sonra konuşursun yani, tamam mı? Falan. Şimdi, garsona, temizlik görevlileri nasıl davranıyor? Güç dinamikleri nasıl? Güç ilişkisinde nasıl davranıyor? Sadece eşit gördü insanlara mı kibarlık yapıyor yoksa herkese mi? Bunları artık biliyoruz zaten ama dikkat edeceğiz, tamam mı? Çünkü duygusal zekası yüksek bir erkek, bir insan, fark etmez. Alt üst ilişkisini manipülasyon aracı yapmaz.
Şimdi çok önemli bir diğer şıkkımız, hata yaptığında özür diliyor yoksa inkar mı ediyor en sevmediğimi. Duygusallar kendilerine göstergesi arkadaşlar ya. Evet yanlış yaptığımı kabul ediyorum, bunun sorumluluğu bende diyebilen erkek varsa alnını öpüyoruz. Hem üçgöre hem de empati var bu insanda.
Şimdi biriyle buluştuk, tamam mı? İlk buluşmadayız. Neye bakabiliriz mesela? EQ'si yüksek mi diye? Bir kere konuşurken göstermez, kuracak, dinleyecek. Yani telefonuna falan bakma kardeşim. İkincisi, her dediğimizi düzeltmeyecek. Anlamaya çalışacak, tamam mı? Ağzına A çıkıyor, bir şey diyor. B çıkıyor, bir sus. Üçüncüsü, neden böyle hissettin diye sorabilir. Diyelim ki ben o an böyle birazcık çekildim, soğudum, bir şey oldu. Ne oldu Tuba, niye böyle hissettin deyip böyle güzelce sorabilir ya. Ama EQ'si düşük erkek ne yapar arkadaşlar?
bizim duygumuzu geçersiz kılar, susarak ceza verir, yani bunu yapmayarak, konuşmayarak bizi kontrol edebileceğini sanır. Empati yerine sürekli ironi yapardı. Ironi de bizi küçümseyerek güç kazanmaya çalışır, manipüle eder. Oyunlar oynar. Üç gün ligisini gösterir, dördücü gün yazmaz. Gider böyle garip garip kadınları ekler. Ay, nefret ediyorum bunlardan. Bir hata yapar sonra senin yüzünden diye sana yansıtır falan. Tanıdık geldi mi?
Sen onunla açık davranışsın, açık iletişim yaparsın ama o der ki, bak bana aşık oldun diye bir düştü. Ya kardeşim şurada insan gibi konuşuyoruz, ne aşık olamadık, ne dibimizin düşmesi. Bir şeyler hoşlanıyorsak söylüyoruz, hoşlanmıyorsak onu da söylüyoruz. Neden bunu bir oyunu haline getirip de kim daha az hoşlandığını söyleyeceğe çeviriyorsun? Ya saçma sapan işler ya.
Çocuk muyuz ya? Şimdi gelelim o soruya. Ben duygusal zekamı nasıl geliştirebilirim? Ben bunu çok araştırdım. Özellikle bunun eksik olduğunu anladığımda ve bunu çözdüğümde hayatımdaki çoğu sorunun düzeltene inandığımda falan. Öyle inanmasam da yine bayağı bir... İlişkilerimde özellikle birçok şeyin çözeceğine inanıyorum tabii ki. O yüzden araştırdım. Ve arkadaşlar, internette yazarsanız... ...ya da işte okursanız bazı makaleleri... ...ya da YouTube'da videolar var bir sürü, özellikle yabancı videolar. İzlerseniz psikiyatristlerin önerdiği falan, psikologların önerdiği neler var? Daha çok duygularımıza yönelen terapiler, duygulara etiket koyma pratikleri... ...meditasyonlar, somatik egzersizler falan, tamam mı? Bunlar var. Şimdi bunlara örnek verebilirim hepsini teker teker.
Ama ben bunları yapamıyorum. Nefes egzersizleri, bedensel farkındalıklar falan. Çünkü bunlar mesela amigdala hacmini küçültebiliyor, stres hormonlarını azaltabiliyor, işte yazmak, duygu defteri tutmak, bunların işe yaradığını söylüyorlar. Ama ben bunları da yapamıyorum. Ben ne yapıyorum biliyor musunuz? Bir şey hissediyorum ya böyle, o an böyle fazla böyle bir ağırlık hissediyorum ama ne olduğundan anlandıramıyorum. Diyorum ki, benim şu an böyle hissetmem gerekiyor mu yani? Bu his doğru mu? Burada mıyım şu anda?
Yoksa bu savunma mı? Aslında böyle hissetmeyeceğim ama savunma mekanizması mı oldu şu an? Ne oldu? Anlamaya çalışıyorum kendimi. Ve bu sorun için de kendimi tutuyorum, tamam mı? Peki, nasıl geliştirmeye çalışıyorum? Benim temelde yaptığım üç şey var. Hep söylüyorum. Metakognisyon, bir. İkincisi, duygusal mentalizasyon. Üçüncüsü de, savunma mekanizmalarının çözme yoluyla öz farkındalık geliştirme, tamam mı? Şimdi diyeceksiniz ki, açar mısın? Açarım.
Savunma mekanizmalarını fark etmek. Yani arkadaşlar ben sadece tepkimi kontrol etmiyorum. Tepkimin sebebini anlamaya çalışıyorum. Mesela böyle bir şeye kızdığımda ben öfkeliyim deyip geçmiyorum. Diyorum ki ben aslında öfkeli değilim şu anda. Öfkemin altında belki hayal kırıklığı var, belki değersizlik var ya da mesela bazen birine karşı hiçbir şey bir anda hissim gidiyor.
Çünkü niye? Rasyonalize ediyorum. Kırıldım, incindim, hayal kırıklığı yaşadım. Ve o kişiye karşı hemen gözümde onu değersizleştiriyorum, rasyonalize ediyorum, diyorum ki yani bu zaten böyleydi falan. Asla öyle düşünmüyorum ama. Bu bir savunma mekanizması. Olgunlaşmışlardan bahsetmiştik savunma mekanizmalarından. Peki olgunlaşmamış savunma mekanizmaları ne? İşte inkar, yansıtma, yani rejection ve projection. Mesela ben aslında kırılıyorum ama kızıyormuş gibi yapıyorum. Öyle bunu gösteriyorum. Onun dışında ne yapıyorum arkadaşlar? Duvarlarımı indirip, savunmadan duygulanıma geçmeye çalışıyorum ama doğru insana. Yani birini suçlamak, soğuk davranmak, mesafe koymak bunlar hep benim yaptığım şeyler aslında eskiden. Bunlar bileş dışı beni koruma yolları. Beynim beni korumaya çalışıyor. Ben diyordum ki, madem benim beynim beni böyle korumaya çalışıyor, o zaman ben bunları bırakmayayım yani. Koruyayım kendimi falan. Ama sonra fark ettim ki bundan da mutlu olamıyorsun ki. Hiç ilişkin elemiyorsun. O zaman ne yapacaksın? Doğru insana bunları açacaksın. Kıracaksın bunları yani. Ben duvar örmeyi bırakıp, onun yerine ne hissettiğime odaklanmaya çalışıyorum. Anda kalmaya çalışıyorum. Yani, zırhını bırakan bir ego düşünün. Daha esnek, daha dürüst, daha empatik bir benlik yapısı falan. Amacım bu. Üçüncüsü de, tepkisel değil, farkındalıklı yaşıyorum. Yani, artık öyle bir anda patlamamaya çalışıyorum, tamam mı? Patladığımda bile dönüp hemen şunu soruyorum yani, ben aslında neye tepki verdim? Karşımdakine mi, yoksa geçmişte olan bir olaya mı? Oradaki bilinçli şu aktarımı anlamaya çalışıyorum.
Ayşe'de bir şey söyleyeyim mi? Acayip zorlandım bu bölümde. Hiç zorlanacağımı düşünmüyordum bu kadar. Çünkü aslında bilgiler belli yani. Ben de bunları aktarıyorum. Ama deneyimlilerimden de anlattığım için bir de aslında iyi olmadığım bir şeyi anlatmaya çalışıyorum ya. Tam orada değilim. Geliştirmeye çalışıyorum. Çok zorlandım. Vallahi bu kadar zorlanacağımı düşünmüyordum. Bir sürü arkadaşlar duygusal zeka hakkında düşünmek dahi istemiyorum. Çok kafa yordum, patlattım. Ama çok iyi oldu. Çünkü böyle bu olayı kafamda oturtturdum. Oturtturmak çok önemli.
Ve hep böyle işte karşımdaki insan nasıl olsun falan diye düşünüyordum. Ve artık çözdüm yani nasıl olmak istediğini. Biliyorum nasıl birisiyle olmak istediğimi. Böyle sakin, beni anlayan, taşkın olmayan, anlatabiliyor muyum? Huzur falan, böyle şeyler istiyorum, inanabiliyor musunuz? Bugün nöbetten geldim, işte 12'ye kadar falan böyle bir inşaat vardı. Sonra tam 1 ile 2 arasında inşaat mola veriyor, o sırada böyle uyumuşum. Sonra 6'da falan kalktım, sonra gittim esnaf lokantasında, kendime azıcık bir şeyler aldım. Sonra bir üzüm suyu aldım, açık renkli olandan. Onu içtim biraz. Neyse, şimdide arkadaşlar saat kaç? 1 oldu. Yoruldum yine. Uyku saatim geldi ama uyumadan önce biraz Patrick Melrose izleyeceğim. 4. bölümdeyim. 5 bölümlükte herhalde minibüzi. Size de öneriyorum izleyin bence çok güzel.
Prens'in yeni bölümünü izleyeceğim, bir de Gibi'nin son bölümünü izleyeceğim. Bu gece üç tane izlemeye bir düşündüğüm film var. Zaten maksimum, işte dizi falan neyse. Her birini on dakika izleyebiliyorum. On dakika, on dakika, on dakika izlerim. Yarım saat uyurum. Sonrasında yarın çok güzel kalkacağım, duşumu alacağım, birazcık yürüyüşe gideceğim. Sonra geleceğim, valizimi hazırlayacağım, İstanbul'a gideceğim. Vereli İstanbul!
It's amazing, I'm the reason Everybody fired up this evening I'm exhausted, barely breathing Holding on to what I believe in No matter what, you'll never take that from me My reign is as far as your eyes can see It's amazing, so amazing So amazing, it's amazing I love you. Söylemiş miydim? I love you. Peri Bocaları haftaya, sınavdan bir gün önce size YKS Motivasyon Konuşması PopCast'ı yükleyeceğim. Çünkü neden? Çünkü bir tanem, the show must go on. Show must go on. I love you.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.