Podcast

160 - Her Şey Ortadaydı, Katil Hariç

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir ev, dört cansız beden ve geride bırakılmış sayısız iz… Mikio, Yasuko, Niina ve küçük Rei Miyazawa… Hepsi öldürüldü, ama fail hâlâ kayıp. Deliller konuştu, katil sustu.

Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Ne dersiniz? Japonya suç tarihinin en karanlık vakalarından birine şahit olmaya hazırsanız, başlayalım mı?



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Sezgi Aksu, Hazal Beril Çam

Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca

Yapımcı: Podbee Media



Canlandırmalar:

Yaşlı Teyze: Gülşah Dim

Kadın: Kevser Biçici

Polis: Metin Bozkurt





Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.317 kelime · ~12 dk okuma

Torunlarım. Kızım. Damadım. Hepsi gitti. Hepsi gitti. Ben hala buradayım. Hala buradayım. Gören duyan yok mu? Kimse beni duymuyor mu? Teyze. Ben sabah işe giderken de görmüştüm seni. Döndüm hala buradasın. Evin yok mu senin? Ben yirmi yıldır buradayım yavrum. Katil nerede?

Hiçbir delilin gizli kalmadığı bir evde katil 20 yıl boyunca izini kaybettirdi. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere Miyazawa ailesi davasından bahsedeceğim. Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı?

Zaman ileri akıyordu. Şehirler büyüyor, sokaklar yabancılaşıyor, insanlar birbirinden uzaklaşıyordu. Ama bazı evlerde hala eski sesler duyuluyordu. Tatlı buhularla dolu mutfaklardan gelen tabak sesleri, pencereye bırakılmış taze meyveler. Tokyo'nun Setagaya semtinde kalabalığın arasına karışmış bir mahallede Miyazawa ailesi bütün bu değişime karşı kendi küçük düzenlerini koruyarak yaşıyordu. Evleri yan yana duran iki konuttan oluşuyordu. Birinde Mikio, Yasuko ve çocukları Nina ile Rei, diğerinde ise Yasuko'nun annesi ve yakın akrabaları yaşıyordu.

Transkriptin tamamını oku

Sabahları birbirine selamla açılan perdeler, öğle vakti paylaşılan yemek kokuları, akşamları iki ev arasına gidip gelen çocuk kahkahaları. Onlar hala birlikte yaşamanın ne demek olduğunu bilenlerdendi. Zamanla birlikte çözülmeyen, aksine köklenen bir bağları vardı. Mikio, çalıştığı şirkette nazik ve güvenilir bir personel olarak tanınıyordu. İş arkadaşları onu herkesle iyi geçinen biri olarak tarif ediyordu.

Yasuko ise evlerinin üst katında işlettiği küçük dershanede, yalnızca kendi evlatlarına değil, mahallenin çocuklarına da ışık olmaya çalışıyordu. Kızları Nina, Neşeli, sosyal bir çocuktu. Küçük Rey ise gelişimsel bir bozuklukla doğmuştu. Ama sevgiyle çevreleniyor, özel ilgiyle büyüyordu. Her şey olması gerektiği gibiydi.

Sessiz, gösterişsiz ama sevgi dolu bir hayat kurmuşlardı. Ama bu böyle gitmeyecekti. Aralık 2000 itibarıyla yaşadıkları mahalle büyük değişimlerden geçmişti. Tokyo'nun durmak bilmeyen modernleşme serüveni pek çok ailenin mülklerini satıp başka bölgelere taşınmasına yol açmıştı.

Miyazavalar da bu dönüşümle dahil olmuş, arazilerini devlete satmayı kabul etmişti. Yakındaki Soshigaya Parkı'nın genişletileceği söyleniyordu. Ancak Yasuko, taşınma tarihini ertelemeyi tercih etti. Kararında en büyük pay, Ray'nin eğitimi ve gelişim sürecinin sekteye uğramaması içindi. O dönem evleri, mahallede hala oturulan yalnızca dört konuttan biriydi.

Çevrelerindeki evlerin çoğu çoktan boşaltılmış, bazıları yıkılmıştı bile. Sessizlik gitgide artıyor, gece çöktüğünde karanlık biraz daha derinleşiyordu. Ama Miyazawa ailesi günlük yaşamlarına dikkat çekici bir normallik içinde sürdürüyordu. Yasuko ders vermeye devam ediyor, çocuklar okul ve etkinliklere katılıyor, aile mahalle yaşamında yer almaya özen gösteriyordu.

Komşuları ve tanıdıkları için onlar değişen bir dünyada istikrarın sembolüydü. Kimseyle çatışmaları yoktu. Bilinen hiçbir düşmanları bulunmuyordu. Her şey sıradandı ama işte bu sıradanlık başlarına gelenleri tüm ülke için daha da sarsıcı hale getirecekti.

30 Aralık 2000 günü yeni yıl kutlamalarına hazırlanan birçok Japon ailesi gibi Miyazawalarda Chitose Karasuyama istasyonu civarında alışveriş yapmıştı. Güvenlik kameraları ailenin bu son huzurlu anlarını yaklaşan dehşetten habersiz bir şekilde kaydetmişti. Akşam eve geldiklerinde günün yorgunluğu üzerlerine çökerken çocuklar pijamalarını giyip odalarına geçmiş, Yasuko üst kata çıkmıştı. Mikio ise salondan ayrılmamış, bir süre sonra bilgisayarının başına oturarak geceyi biraz daha uzatmayı seçmişti. Evin içinde derin bir sessizlik hakimdi.

Zemin kattaki çalışma odasında yalnızca tuşlara basan parmakların çıkardığı tıkırtı duyuluyor, ekranın soğuk ışığı Mikio'nun yüzünü aydınlatıyordu. Dışarıdaysa hava büsbütün kararmıştı. Uzaklardan gelen bir tren sesi bir anlığına duyulmuş, hemen ardından gecenin sessizliğine karışıp kaybolmuştu. O sırada evin arka bahçesinde biri vardı.

çitin ötesinde duruyordu. Kımıldamadan, bekleyerek, izleyerek. Adımlarını henüz atmıyor ama yerini de terk etmiyordu. Doğru zamanın geldiğini hissettiği an harekete geçecekti.

Evdeki bir ışığın daha söndüğünü gördü. O an gelmişti. Çitin üzerinden atladı. Neredeyse hiçbir ses çıkmamış, toprak zemine bastığında adımlarını yutacak kadar yumuşak bir zeminle karşılaşmıştı. Gözlerini yukarı kaldırdı. İkinci kattaki banyo penceresini gözüne kestirmişti.

Küçüktü, dikkat çekmiyordu ve en önemlisi savunmasız bir noktadaydı. Bahçenin köşesindeki ağaca yöneldi. Bazı dallar kırılmış, kabuğu soyulmuştu. Ama gövdesi hala yeterince sağlamdı. Ağaca tırmanırken dikkatliydi. Ağırlığını her adımda dengeleyerek ilerledi.

Pencereye ulaştığında camın kapalı olduğunu fark etti. Elini kaldırdı ve yavaşça itti. Cam kolayca açılmıştı. İçeride hala hiçbir hareket yoktu. Yavaşça sinekliği ileri doğru itti. Bu tehlikeli yabancı artık içerideydi.

İlk hedefi niyetinin ne kadar karanlık olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Değerli eşya ya da para aramak yerine doğrudan 6 yaşındaki Rey'nin odasına yöneldi. Vakanın en yürek burkan yönlerinden biri olan bu olayda küçük çocuk uykusunda boğularak öldürülmüştü. Ne çığlık atabilmiş ne de ailesini tehlikeye karşı uyarabilmişti.

Sonrasında yaşananlar planlı ve acımasız bir şiddet tablosu çiziyordu. Katil yanında getirdiği ve genellikle çiğ balık hazırlamakta kullanılan bir sashimi bıçağıyla Mikio ile birinci katta karşılaştı. İkili arasında şiddetli bir boğuşma yaşandı. Mikio çok sayıda bıçak darbesi aldı ve merdivenlerin dibinde kafa tasına saplanmış cinayet silahının bir parçasıyla ölü bulundu.

Merdivende bulunan terliklerinden biri onun üst kata çıkarak ailesine ulaşmaya çalıştığını gösteriyordu. Ardından katil tavan arasına yöneldi. Yasuko ve 8 yaşındaki Nina burada uyuyordu. Bulgular burada yaşanan karşılaşmanın özellikle şiddetli olduğunu ortaya koyuyordu.

Her iki kurbanda yoğun bir mücadeleye işaret eden yaralar taşıyordu. Bu saldırı sırasında katilin sashimi bıçağı kırıldı. Bunun üzerine mutfağa giderek başka bıçak aldı ve saldırıya bu bıçakla devam etti. Anne ve kızım bedenleri merdivenlerin en üstünde, birbirine sarılmış halde bulundu. Bu pozisyon Yasuko'nun son anda çocuğunu korumaya çalıştığını düşündürüyordu.

Adli tıp bulguları küçük Nina'nın en son öldürülen kişi olduğunu ortaya koyacaktı. Ve aldığı yaralar akıl almaz bir vahşeti gözler önüne seriyordu. Ölümcül bıçak darbelerinin ötesinde, Nina ağır şekilde dövülmüş, birkaç dişi kırılmış ya da yerinden çıkmıştı. Bu da saldırganın küçük kıza ölümünden sonra bile şiddet uygulamaya devam ettiğini düşündürüyordu. Özellikle kadın kurbanlara yönelen bu aşırı şiddet, ilerleyen süreçte katilin psikolojik profili ve olası motivasyonlarına dair teorilerin temelini oluşturacaktı.

Cinayetlerin sergilediği vahşet, deneyimli dedektifleri bile sarsmıştı. Ancak bu davayı Japonya'nın en sıradışı ve akıl karıştırıcı soruşturmalarından biri haline getiren asıl şey cinayetlerin kendisinden ziyade sonrasında yaşananlardı. Katil evden hemen uzaklaşmak yerine saatlerce içeride kalmış, ardında bıraktığı sessizliğin içinde sanki hayat devam ediyormuşçasına davranmıştı. Burada kısa bir ara verelim, ardından davamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Setagaya aile cinayetlerine ilişkin soruşturma 31 Aralık 2000 sabahı başlamıştı. Yasuko'nun annesi Haruha Jako defalarca aramasına rağmen kızından yanıt alamayınca saat 10.30 civarında eve girdi ve merdivenlerin dibinde Mikio'nun cansız bedeniyle karşılaştı.

Olay yerine gelen ilk ekipleri, Japonya ceza soruşturma tarihinin en fazla delil barındıran sahnelerinden biri bekliyordu. Bu vakayı diğerlerinden ayıran en çarpıcı unsurlardan biri, katilin cinayetlerden sonraki sıra dışı davranışlarıydı. Media'nın sonradan Goldilocks Murder adını verdiği bu olayda, saldırgan cinayetleri gerçekleştirdikten sonra en az iki saat boyunca evde kalmıştı. Bu süre boyunca yaptığı eylemler araştırmacıların hem tüylerini ürperten hem de anlam vermekte zorlandıkları bir kayıtsızlık tablosu çiziyordu. Katil kurbanlarının cesetlerinin yanından geçerek evin içinde dolaşmış. Bu sırada buzdolabındaki dondurmalardan yemişti.

Kaşık kullanmak yerine dondurma kaplarını sıkarak içeriği yukarı çıkarmış ve doğrudan kutuların içinden ısırarak tüketmişti. Ayrıca çay içtiği, hatta bazı kaynaklara göre mutfakta bulunan kavundan da yediği belirtiliyordu. Banyoya geçtiğinde saldırı sırasında aldığı kesik yarasını ailenin ilk yardım çantasındaki malzemelerle tedavi etmiş, bıraktığı kanlı bandajlarsa kritik DNA delilleri sağlamıştı. Tuvaleti kullanmış fakat sifonu çekmemiş, ellerini havluyla silerek banyo ve çevresine başka kan izleri de bırakmıştı. Hatta saat 01.18'de Mikio'nun bilgisayarına erişmiş, yeni bir klasör oluşturmuş ve iddialara göre yerel bir tiyatro topluluğunun internet sitesini ziyaret etmişti.

Katil orada yalnızca bulunmamış, adeta yerleşmişti. Ve bu yerleşmişlik hali ardında olağanüstü miktarda ipucu bıraktı. Soruşturmaya yıllar sonra dahil olan emekli bir üst düzey polis yetkilisi, olay yeri için... Tam anlamıyla bir hazine dağı gibiydi. Herkes çözümün çok yakın olduğunu düşündü.

diyecekti. Gerçekten de evin dört bir yanına dağılmış izler ilk başta çözülmeye hazır bir bilmece gibi görünüyordu. Katil ardında tam DNA profili verecek kadar net izler bırakmıştı. Geçirdiği yaradan akan kan, dondurma kaplarında bulunan tükürük ve sifonu çekilmemiş tuvaletteki dışkı. Bunların yanı sıra evin çeşitli noktalarına yayılmış parmak izleri kimliğine ulaşmak için ideal bir yol haritası çiziyor gibiydi. Ama en dikkat çekici bulgu evde unutulmuş bir çanta dolusu eşya oldu.

Sanki biri üstündekileri çıkarıp öylece bırakmış, sonra da arkasına bile bakmadan uzaklaşmıştı. Gri renkli, crusher tipi bir kovboy şapkası, mor kollu bir beyzbol tişörtü, etiketi sökülmüş kareli bir atkı, Uniqlo Airtek marka bir ceket, siyah eldivenler, gri siyah bir bel çantası ve 27,5 numara Schlesinger spor ayakkabılar. Hepsi bir aradaydı. Eksiksiz, tamamlanmış bir bütün gibiydiler. Bu parçaların her biri araştırmacılara yeni bir ihtimal, yeni bir yol sundu. İlk büyük ipucu ayakkabılardan gelmişti. Schlesinger markalı bu model Japonya'da hiç satılmamıştı. Ancak Güney Kore'de piyasaya sürüldüğü biliniyordu. Bu bilgiyle birlikte Japonya etkililer Koreli makamlarla temasa geçti.

Kore'nin ulusal veri tabanı hem 17 yaş üzeri tüm vatandaşların hem de ülkeye giriş yapan yabancıların parmak izlerini içeriyordu. Fakat yapılan tüm karşılaştırmalara rağmen ayakkabıların sahibine dair tek bir eşleşme bile bulunamadı. Elde bu kadar delil varken ortada tek bir şüpheli dahi yoktu. Ancak olay yerinde bulunan bel çantasının içinden çıkan ve başta önemsiz gibi görünen birkaç kum tanesi dosyayı uluslararası boyuta taşıyacaktı. Laboratuvar analizleri bu kumun kaynağını ABD'nin Kaliforniya eyaletine, Edwards Hava Üssü'nün yakınlarına kadar izledi. Artık bu sadece bir evin içinde işlenmiş bir cinayet değil, sınırları aşan, geçmişi ve kimliği belirsiz bir figürün peşine düşülen bir soruşturmaydı.

DNA analizleri katilin yalnızca izlerini değil, kökenini de karmaşık bir bulmacaya dönüştürüyordu. Genetik izler onun melez bir etnik yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyordu. Annesinin büyük olasılıkla Güney Avrupa kökenli olduğu düşünülürken, babasından geçen DNA ise Doğu Asya halklarında rastlanan bir profile işaret ediyordu. Bu iz Japonların yaklaşık her 13'ünde, Çinlilerin her 10'unda ve Korelilerin ise 4'te 1'inde görülüyordu. İz sürmek bu kadar geniş bir olasılık haritası içinde giderek daha da imkansızlaşıyordu. Tüm bu ipuçlarına rağmen ortada hala bir yüz, bir isim yoktu. Soruşturma kısa sürede Japonya tarihinin en büyük polis operasyonuna dönüştü. Toplamda çeyrek milyondan fazla dedektif görev aldı.

Yalnızca bu dosya için 15.000'den fazla ihbar değerlendirildi. Emniyet güçleri bilgi paylaşımını teşvik etmek amacıyla 20 milyon yen yani yaklaşık 190 bin Amerikan doları ödül teklif etti. Ülke tarihinde bugüne dek verilen en yüksek ödüldü bu. Ancak her yeni ipucu cevaptan çok daha fazla soru doğuruyordu.

Evin içinden toplanan her iz bir profil oluşturmak yerine daha karmaşık bir silüet çiziyor, deliller birbirine bağlanmak yerine sanki birbirini çürütüyordu. Zamanla soruşturma ulusal sınırları da aşarak uluslararası kolluk kuvvetlerini içine çekti. Ancak tüm çabaya rağmen katilin kimliği ve motivasyonlarına dair ortaya atılan onlarca teori yalnızca bilinmezliğin katmanlarını artırdı. Setagaya aile cinayetlerinin gölgesi, yalnızca adli tıp laboratuvarlarına ya da sorgu odalarına değil, yasalara da düşmüştü. Cinayetin ardından geçen yıllar içinde Japonya'daki ceza yasaları önemli değişimlere uğradı. Belki de en belirleyici olanı, 2010 yılında ölümle sonuçlanan suçlar için zaman aşımı uygulamasının tamamen kaldırılmasıydı.

Bu düzenlemenin kamuoyunun özellikle bu dosyaya dair sürdürdüğü baskının etkisiyle yürürlüğe girdiği düşünülüyor. Artık fail kim olursa olsun, ne zaman bulunursa bulunsun, adaletin karşısına çıkacaktı. Yıllar süren soruşturma boyunca kimi teoriler yükselip kaybolurken, kimileri ise delil kırıntılarına tutunarak yaşamaya devam etti. Ancak en fazla dikkat çeken ihtimallerden biri, katilin bel çantasında bulunan kum örnekleri ve melez etnik profiline dayanarak öne sürülen askeri bağlantıydı. Kumun ABD'deki Edwards Hava Üssü yakınlarından geldiği tespit edilmişti.

Aynı zamanda failin hem Batı kültürüne hem de Japon gündelik yaşamına aşina görünmesi, bazı araştırmacıların onu Japonya'da konuşlanmış bir Amerikan askerinin ya da ona yakın birinin izini taşıdığını düşünmesine yol açtı. Bir diğer teori ise bir gazeteci tarafından gündeme getirildi. Bu senaryoya göre cinayet, kentsel dönüşüm sürecinde taşınmayı reddeden aileleri yıldırmak amacıyla gerçekleştirilmişti. İddiaya göre Güney Kore'de askeri eğitim almış bir tetikçi, mahalledeki dönüşüm projelerini hızlandırmak isteyen çıkar çevreleri tarafından tutulmuş olabilirdi. Sadece Kore pazarında bulunan spor ayakkabılar gibi bazı deliller bu ihtimali destekler gibiydi. Fakat saldırının kişiselliği, failin evde saatlerce kalmış olması ve eylemlerindeki psikolojik düzensizlik bu teoriyi tam anlamıyla taşıyamıyordu.

Bir diğer gözlemse yerel çevreden geldi. Olay yerinin yakınında bir kaykay parkı olduğu ve Mikio'nun parkta kayan biriyle daha önce tartıştığı yönünde söylentiler var. Bu veri, cinayetin rastgele değil, mahalle içinde geçmiş bir sürtüşmeyle ilişkili olabileceği ihtimalini doğuruyordu. Ancak bu teoriler ne kanıtlanabilmiş ne de bunca delile rağmen katil yakalanabilmişti.

Setagaya aile cinayetleri yalnızca bir evin duvarlarında değil, Japon toplumunun belleğinde de delin yaralar açtı. Cinayetin işlendiği ev, aradan geçen 20 yılı aşkın süredir Tokyo Metropoliten Polisi tarafından 24 saat boyunca korunuyor. Bu kesintisiz nöbet, Japon polisi tarihinde benzeri görülmemiş bir kararlılığın simgesi haline gelmiş durumda. Eve çıkan yol hala trafiğe kapalı.

Sanki zaman orada durmuş, çözülmemiş bir acı mahallede sessizce varlığını sürdürmeye devam ediyormuş gibi. Burası artık yalnızca bir suç mahalli değil, aynı zamanda Japonya'nın en karanlık dosyalarından birine açılan bir hafıza eşiği. Olay yalnızca ülke genelinde değil, kurbanların yakın çevresinde de silinmez bir iz bıraktı. Bu travmanın ağırlığını belki de en çok hisseden kişi, Miyazawa ailesinin büyükannesi Setsuko. Artık 90'lı yaşlarında olan Setsuko, hala Chitose Karasuyama istasyonunun önünde elinde broşürlerle duruyor.

Yoldan geçen her yabancı da bir ihtimal arıyor. Belki bir kişi çıkar da ailesinin katili hakkında bir şeyler söyleyebilir umuduyla. Onun mücadelesi, yalnızca bir faili bulmak değil, adaletin sessizliğe gömülmemesi için verilen direnişin bir ifadesi. Bu cinayet, Japonya'daki kolluk kuvvetlerinin işleyişinde de geri dönülmez değişimlere yol açtı. Soruşturma sürecinde ülkenin DNA analiz kapasitesi ciddi ölçüde geliştirildi.

Delil toplama ve saklama prosedürleri yeniden yapılandırıldı. Uluslararası işbirliği protokolleri güncellendi. Tüm bu çabalar sadece bu vakaya değil, bundan sonra yaşanabilecek benzer olaylara dair de yeni bir refleks kazandırdı. Öte yandan Japon Emniyeti davayı hala kapatmış değil. 20 milyon yenlik ödül hala geçerliğini koruyor. Bu, yetkililerin bu dosyayı unutmadığının ve çözüm iradesinden vazgeçmediğinin açık bir göstergesi.

Ancak bu trajedi yalnızca resmi kurumları değil, toplumun güvenlik algısını da derinden sarstı. Katilin ikinci kattaki küçük bir pencereden evin içine bu kadar kolay sızabilmiş olması, pek çok ailenin ev güvenliğine dair varsayımlarını temelden değiştirdi. O güne dek dünyanın en güvenli ülkelerinden biri olarak anılan Japonya'da ilk kez birçok insan geceleri kapılarını kilitlerken pencerelerine de dikkat etmeleri gerektiğini düşündü. Güvenlik artık sadece bir istatistik değil, kişisel bir kaygıya dönüşmüştü.

Bu dosyanın etkisi yıllar geçtikçe azalmadı. Aksine medyanın olaya gösterdiği ilgi sürekli canlı kaldı. Sayısız belgesel, kitap ve makale yayımlandı. Her biri soruşturmanın farklı yönlerini ışık tutmayı denedi. Her yıl dönümünde dava yeniden gündeme geldi. Yetkililer kamuoyuna yeni çağrılar yaptı. Her seferinde aynı sessizlikle karşılaşılsa da hala bir gün konuşacak birinin çıkacağına inananlar var.

Setagaya aile cinayetleri, yıllar içinde yalnızca bir dava dosyasına değil, Japonya'daki gerçek suç edebiyatının temel taşlarından birine dönüştü. Her satırıyla, ardında bıraktığı sessizlikle şu yalın gerçeği hatırlatıyor. Ne kadar çok iz, ne kadar çok delil olursa olsun, bazı sorular cevapsız kalır. Bazı evler sessizliğin içinde yaşamaya mahkum olur. Ve bazı davalar asla çözülemez.

Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)