Podcast

Kendime İyi Bakmaya Çalışıyorum

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yeni yaşıma girdiğim bu günlerde kendime daha iyi bakmaya çalışıyorum. İyi görünmekle iyi hissetmenin birbirine karıştığı bu girdaptan çıkmaya karar verdim. Ama bunun için yeterli zamanım var mı?



Bu bölüm, Evital hakkında reklam içermektedir.

https://s.evital.app/ihtiyac25 - İndirim Kodu: IHTIYAC25




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

2.577 kelime · ~13 dk okuma

Merhaba. Bu sefer bir değişiklik yaptım ve kahvem yanımda geldim. En azından kahvemi içerek geldim. Yeni yaşıma da yaklaştım ve yeni yaşıma girdiğim bugünlerde... Girdiğim ve gireceğim bugünlerde... ...kendime daha iyi bakmaya çalışıyorum. Böyle nasıl desem, iyi hissetmekle iyi görünmenin... ...inanılmaz birbirine karıştığı bu... ...girdaptan kendimi bu yaşımda çıkarmaya karar verdim.

Sabahlar erken kalkmak, şekersiz beslenmek, bol su içmek, yürüyüşe çıkmak hepsi kulağıma şahane geliyor. Eminim sizin de kulağınıza şahane geliyordur. Ama bazı sabahlar sadece yatakta kalmak istiyorum ve bu ikilemin içinde kaybettiğim zamanları hesapladığımda yesim otomatikman 35-36'dan 20'ye falan iniyor. Öyle ciddi bir mesaiden bahsediyorum.

Ve o zamanlarda da bana her şeyden ziyade bir suçluluk geliyor. Ya bu kadar senin için iyi olan şeyleri, iyi bakım örneği olan şeyleri neden yapmak istemiyorsun? Kendine iyi bakmak bile sana mesaiye gitmek gibi ya da işini yapmak gibi bir performans meselesi gibi mi geliyor? Böyle olduğu zaman gerçekten suçlanmaya başlıyorum ve suçlanmak birçok kendimiz dışı hareketin yapılmaya başladığı o tehlikeli nokta benim için. Suç hissettiğinizde çok rahat manipüle edilirsiniz. Kendiniz tarafından da, başkaları tarafından da, çok küçük olaylar tarafından da, çok büyük olaylar tarafından da. O yüzden bu suçluluğa da çok kapılmadan, Bu bölümde biraz gerçekten iyi hissetmekle iyi görünmeye çalışmak aynı şey mi? Ve nerelerde tökezliyorum? Nerelerde problem yaşıyorum? Onları biraz anlamaya çalışacağım. Belki ihtiyacı olan vardır aranızda. Beraber bunu anlamaya çalışırız diye düşünüyorum.

Transkriptin tamamını oku

En çok sığındığım şeyleri düşüneceğim. Bu well-being dediğimiz şey, iyi olma hali dediğimiz şey... Herkesin bir şeyler önerdiği, beslenmenin düzelttiği, bol bol uyu, hareketsiz kalma... Bunlar bir noktada rahat insan işiymiş gibi görünüyor bize.

Ya bunlar işte vakti olan insanlar yapıyor ya, diyoruz. Bunları eşimize, dostumuza da söylüyoruz. İnanıyor muyuz? Bazen inanıyoruz. İnanıyorlar mı? İnanıyorlar. Ve sanki böyle sihirli bir şekilde bir değnekleri varmış da, bir vakitleri varmış, rahat insanmış bunlar ve onların yapabildiği bir işmiş gibi, bir performansmış gibi görünüyor bizlere. Diyorum, eğer ya benim bunu yapacak bir zamanım yoksa,

Hayatın temposu, benim beden zihin bütünlüğü kurmama izin vermiyorsa... Çünkü ben burada bir mağdurum. Ben rahat bir insan değilim ki, benim vaktim yok ki. Biraz da zamanı olan insan işi. Yani ben zaten koşuyorum. Ben zaten koşturuyorum. Koşarken nefes almak zor. Hani yapamıyor olabilirim. Kendime bakamıyor olmak benim yükümlülüğüm mü? Benim suçum mu?

Diye bazen kendimi rahatlatıyorum. Eşime, dostuma da bunu söylüyorum. Onlar da hemen atlıyor. Mesela çok dünya tatlısı, dünyanın en güzel annelerinden biri arkadaşım. Ve hemen diyor ki, kızım benim çocuğum var. Hemen diyorum ki, haklısın ya. Kızım senin çocuğun var. Hani ne sporu, ne koşturması, ne kendine bakması, ne diyorsun?

Ama koşmaktan da geri kalmak bir yerde haksızlık gibi geliyor ya. Koşarken nefes alamıyorum ama koşmaktan da geri kalıyorum. Bir tempo var böyle gözümde büyüttüğüm. Sadece rahat insanların erişebildiği bir tempo var. Belki de önemli olan o tempoya uymak değildir ya. Tempoya rağmen kendine dair bir şeyleri duyabildiğin yerlerden başlayabilmektir kendine iyi bakmak.

Kendine iyi bakmak zamanı olan insan işi değil ya. Çünkü buna inanmaktan kendimizi vazgeçirebilirsek, sanki bazı insanlar sabahları yoga yapmak için ya da düzgün beslenmek için, nefes terapilerine gitmek için vakit ayırırken bizler köşeden seyrediyoruz ve diyoruz ki işte boş, iyi vakti olan insan işi. Hayır. Zamanı olan insan gerçekten bir mit ve biz buna inanıyoruz. Tarkovski'nin çok sevdiğim bir sözü var. Tek önemli şey, zaman içinde zaman bulmak.

zaman içinde zaman bulmak. Çünkü gerçek şu ki, arkadaşlar, çok sevgili dostlarım, kimsenin boş vakti yok. Kimse durup dururken kendine iyi bakmaya başlamıyor. Kimse o zamanı ona lütfedildiği için bir yerlerden bulmuyor. O zamanı yaratıyor. Belki bir gün sadece on dakikasını buna ayırıyor, belki haftada sadece bir saat. Ama kendiyle buluştuğu o küçük zaman dilimi, bütün günün ve dolayısıyla hayatının da şeklini değiştiriyor.

Bunu tekrar altına çizmek istiyorum. Böyle bir şey yok. O insanlar o zamanları bulmuyor. O insanlar o zamanlar lütfedilmiyor. O insanlar zamanın içinde kendine zaman yaratıyor. Ve bu kendimiz için yapılan şeyleri erteleme huyumuzdan kaçarken, onların zamanı var ama benim yok kurmacasına inanmamanızı istiyorum ve bunu sizin için elemek istiyorum ve işin belki de çok ciddi bir kısmını ortadan kaldırmış olacağıma inanıyorum.

Bir gün böyle işler bitince, iyi hissettiğin bir gün, mükemmel düzenini kurduğun gün, kendine bunu yapabilir hissettiğin gün kendine iyi bakmaya başlamayacaksın. Kargaşanın içinde de, dağınıklığın ortasında da, yorgunken de, o anlarda bile kendine dönebildiğinde başlıyor aslında iyi olma serüvenin, kendine bakma serüvenin. Çünkü en çok da o zamanlarda ihtiyacın var. O yüzden bu iyi olma hali zamanı olanın işi değil. Tam da o zaman, tam da bu hallerdeyken bunu yapabilme, buna dönebilme, bunu bulma işi. Mesela ne olabilir? Ya telefonunu beş dakika geç açarsın ve başlamış olursun bunu yapmaya. Kahveni içeceksen iki yudum kendine sessizlik ritüeli ayarlarsın. Dersin ki ben kahvemizi sadece şu ama şu koşullarda içeceğim ve bu benim dinlenme anım olacak dersin.

Ya da işe gitmeden önce kendine ayırdığın bir beş dakikam vardır. Ortalık da yansa, devrilse kırılsa, o beş dakikayı kendine zaten açmak için sen bir yerden sonra bedenini ve ruhunu buna meyletmeye alıştırırsın. Küçük şeyler. Ama böyle böyle olur. Daha çok yeni bahsettim. Küçük şeyler hiçbir zaman küçük şeyler değil.

Önemli olan zaten onları görebilmek. Hayat dediğimiz şey hiçbir zaman büyük şeylerden başlamıyor. Küçük onarımlardan başlıyor. Küçük hareketlerden başlıyor. Ve o küçük küçük şeylerin birleşmesiyle hayat dediğimiz şey oluşuyor. O yüzden kendini açtığın her beş dakika, kendine döndüğün her iki dakika fark etmez. Haftada bir saat fark etmez. Bunlar zaten ihtiyacın olanı almana sana yardım edecek.

Mükemmel bir rutin kurayım aman diye lütfen bekleme bu hiç gelmiyor. Aman boş zamanım çıksın diye bekleme bu hiç gelmiyor. Çamaşırları yıkayayım maillere cevap vereyim. Aman hayır gerek yok. Çamaşırını yıkamadan da olur. Maillerine cevap vermeden de olur. Mükemmel bir rutin kurmadan da olur. Her gün değil ama bazı günler olur.

ve o bazı günler, ve o minik görünen, ama yaptım mı yapmadım mı anlayamadım dediğim günler, seni toplar. O yüzden buna artık bir lüks olarak görmekten belki de çıkmak ve bunun bir öncelik olduğunu anlayabilmek, başlamanın yarısından fazlası, buna sahip olmanın yarısından fazlası, sen kendine bakmayı lüks olarak gördüğün sürece, zamanı olan insan işi olarak görmeye başladığın ve devam ettiğin sürece, bu zaten olmayacak ya. Kendine iyi bakmak nasıl zamanı olan bir insanın işi olabilir? Böyle bir şey mümkün mü? Bunu söylüyoruz ve buna inanıyoruz. Herkesin nasıl kendi keder ritmi varsa, kendi sinir ritmi varsa, kendi nefes ritmi varsa, bunlar da senin kendi ritminde, kendi halinde, kendi hızında olacak şeyler. Başkasıyla kıyaslayarak, başkasının zamanlarına, rutinlerine bakarak olacak şeyler değil.

Herkesin kendi sağlıklı rutini. Ama bu rutinlerden bahsederken de şöyle bir dehlize düşmeyelim lütfen. Kendime rutinler yaratmalıyım, kendime bakmalıyım. Evet, buraya kadar sana katılıyorum Ezgi ama bu bende inanılmaz stres yapıyor. Çünkü kendimi inanılmaz yargılıyorum diyebilirsiniz. Çünkü gerçekten böyle de bir getirisi var. Eğer benim gibi takıntıdan nasibini alan, obsesyondan nasibini alan bir insansanız, kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz.

Kendinize iyi bakmaya çalıştıkça kendinizi daha da çok yargılıyorsunuz. Ne oldu? Diğer şu günlerde şunu yapıyordun. Mesela yürüyüşe çıkıyordun. Çıkmadın. Geç kalktın. Ne oluyor? Şeker yemiyorduk. Dün dondurma yemişsin. Ne oldu? Telefonunu çok kurcaladın. Hani beş dakika geç açacaktın? Sanki içinden birisi, dışarıdakiler yetmezmiş gibi seni sürekli notlamaya başlıyor. Olmadı, yapamadın. Başta böyle kendi saçını okşarken falan birden kendine not veren bir estepoya dönüşüyorsun. İyi olmak için çıktığın yolda mükemmel olmaya çalıştıkça gerilmeye başlıyorsun.

E ne oluyor o zaman? Ya iyi olmaya çalıştıkça ben yoruluyorum. Olmuyor falan demeye başlıyorsun. O noktada da biraz bunun artık yüklenmeye ve gerçekliğin sınırlarından çıkmaya başladığını anlaman gerekiyor. Birincisi, iyi olmak ve kendine zaman ayırmak bir lüks değil ve zamanı olan, boş zamanı olan insanların işi değil.

İkincisi de, bir gün yaptın, bir gün ondan daha azını ayırdın, bir gün oraya döndün, bir gün sola döndün, sağa döndün diye kendini notlamaya başlarsan ve hali azı da yeten şeyin dağısına almaya çalıştığın için mükemmellik yolunda kendini yargılar ve notlar olursan, hayır, bu da sadece seni yorar. Ve o zaman da yine demeye başlarsın ki, bu bahaneye sığınırsın. Ya ben çok yorgunum zaten, koşturmacam var, bir de bu strese giremem dersin. Hayır. Hayır, böyle bir şey yok.

ve fark edilmeyen sinyalleri almak çok önemli. Bu da fark edilmeyen bir sinyal olacak senin için. Ya ben strese giriyorum, neden strese giriyorum? Kendine iyi bakamadığını, çünkü bu, her şey bir yerde çöktüğünde anlıyorsun.

Hasta olduğunda da değil bazen. Bir şeyler hissedemediğinde anlıyorsun kendine iyi bakmadığını. Yani ağlamıyorsun, sinirlenmiyorsun, acı çekmiyorsun. Mesela gülüyorsun. Senin için çok da o günü rahatsız eden bir şey yok. Gülüyorsun ama içten mi gülüyorsun bilmiyorsun. Karnın tok ama bir boşluk var.

Uykunu alıyorsun ama sabahları hala... Neden kalkayım ki? Ya çocukken hatırlar mısınız? Yataktan kalkmanın gün içinde... ...çok büyük bir şey olmasa da bir anı için... ...heyecan veren bir şey vardı. Ne bileyim işte sevdiğim bir ders vardı. Ya da sınıftaki ilkokul aşkını görecektim ve koşarak gidiyordun falan. Ya günlerin böyle bir anlamı oluyordu ya. O günlerin bir kısmında bir şey yapmak için neden uyandığını biliyor oluyordu.

Bunlar bağırmıyorlar, bunlar evet gününü idame ettirmeni engellemiyorlar ama bunlar sinyal. Sessizce bitiriyorlar insanı ve en kötüsü de sessizce bitmek. Suda kaynayan kurbağa gibi yavaş yavaş altını yavaş yavaş açarak kaynatmak, ısıtmak, bu sinyalleri de okuyabilmek önemli. İşte bu noktada şunu fark ediyorum ki, ben bazen içimi anlamakta zorlanıyorum. Bana diyeceksiniz ki, o kadar okul okudun falan, hiç alakası yok. Lütfen, bu da diğer ucu görünmeyen kör tünel bahanelerinden bir tanesi. İstediğim şeyi okuyayım arkadaşlar, istediğim şeyi yapayım, hiç fark etmez. Ben de kendimi okuyamıyorum, kendimi anlamıyorum. İçimi anlamıyorum, dışıma da ne yaparsam yapayım tam olmuyor, durmuyor.

Olmuyor ya, olmuyor. O noktada da bazen diyorum ki destek gerçekten hiç ihmal etmememiz gereken bir şey. Bazen kendi sinyallerimizi okumakta gerçekten çok zorlanıyoruz. Ama ben dışarıyı anlamakta çok iyiyim de diyebilirsin. Olabilir. Ama maalesef bu iş kendine gelince aynı başarıyı gösterebileceğin anlamına gelmiyor. Bu noktada da biraz Evital'den bahsetmek istiyorum. Hayatını merakla sorgularken, bir yandan da destek arayanlardansan, bu bölümün sponsoru Evital'den bahsetmek istiyorum.

Evital psikolojik danışmanlık, beslenme danışmanlığı ve daha birçok alanda sağlık profesyonelleri tarafından sunulan sağlık hizmetlerini Türkiye'nin her yerinden ulaşabilir kılan dijital bir sağlık platformu. Zaman sorunun varsa, nereden başlayacağını bilmiyorsan ya da güvenilir bir uzmana kolayca ulaşmak istiyorsan, Evital seni yormadan yanında. Üstelik danışmanlığında ücretsiz ön görüşme imkanını da sunuyor. Uygulamaları ve web sitesi üzerinden sisteme kolayca girip ister kendi uzmanını seçebilir, istersen sana özel bir öneriyle ilerleyebilirsin. Sağlığını ertelemeden hem bedenine hem zihnine iyi bakmak, potansiyelini keşfetmek istiyorsan evita güzel bir başlangıç olabilir.

Bu tam da, benim aslında sana biraz önce söylediğim, destek almaya ihtiyacımız var ama bunu görmek, desteğe inanmayan ya da bir şeyleri kendi başına yapabileceğine inanan bir çoğumuz için çok zor. Burada sana bu konuya döneceğime söz vermiştim. Şöyle, ben de spora gittiğimde ne yapacağımı biliyorum ya da ben de biraz ucunu kaçırarak beslendiğimde ne yapmam gerektiğini biliyorum. Bünyeme hangi besin girdiğinde bana zarar veriyor?

Hangi şey bana hiç yaramıyor, ne beni alerjik hissettiriyor, hepsini biliyorum. Spora gittiğimde haftanın dört günü ne yapmam gerektiğini, hangi bölgeyi nasıl çalıştırmam gerektiğini adımdan daha iyi biliyorum. Ama burada önemli olan, ki birçok arkadaşımın da sorduğu soru, Ya birine sana ne yapacağını söylemesine ihtiyacın yok ki. Ya da boşa para, boşa zaman, boşa bilmem ne. Sen kendine yetersin. Evet kendime yeterim. Ama bazen, bazen kendi diğer seslerime yenilmemek için hesap verdiğim... ...ve 10-15 gün içinde tekrar göreceğim birisi olması gerekiyor arkadaşlar. Ve evet bir çobanım olması gerekiyor bazen.

Çok uzun zaman, evet bazen bunlar bir lüks oluyor, birilerine sizinle bir şey yapması için cebinizden bir şeyler çıkarmak ya da vaktinizden bir şeyler ayarlamak ya da kendi içinizde, ya ben bebek miyim, birinin beni gütmesine ihtiyacım mı var, ben koyun muyum gibi iç hesaplaşmalarımız, maddi-manevi hesaplaşmalarımız olabilir. Zaten bunları minimuma indirebilecek bir öneriyle geldim ve bu tarz önerilere açık olmanızı beklerim. Evet ya, bazen bir çoban gibi bizi birinin gütmesi gerekiyor. Ben şeyi çok iyi hatırlıyorum, spor hocam sürekli bana geçen senelerde, hadi Ezgi, hadi hadi gelmedin sabah 8.30, tez yazıyorum ben ya, diyordum. Yani. Ve buna bir hafta falan inandım ben. Tez yazıyorum, gelemem. Ama alakasız her şeyi yapmışım, ne bileyim. Doktorları 20 kere izlemişim falan. İşte Sex and the City'i baştan sona izlemişim falan. Kitapların hiç gerekli olmayan yerlerini tekrar kurcalamışım. Ertesi gün sıfır, Ezgi hadi. Ya tez yazıyorum ben. Ya saçmalama Ezgi, tez yazmıyorsun. Ama tez yazdığına inandığın için, spor yapmamaya kendine hak gördüğün bir aralık açılıyor. Ve mesela o noktada şunu çok iyi hatırlıyorum, spor hocam bana demişti ki, tamam canım, sen tezini yazmaya devam et. Tamam. Gelmediğin derslere gelmişsin gibi sayacağım. İşte, paketi yenilerken görüşürüz tatlım. Aa, param gidiyor. Gitmediğim her gün. Param gidiyor. Aa işte, o programı şurasına uygulamışız gibi görünüyor. Yanına tic katılıyor. Bu beni rahatsız etti ve bir dahaki hafta... ...mırın kırın etsem de ya, kesmesek mi falan derken gittim. Ve sonraki haftalarda gitmeye devam ettiğimi fark ettim.

Yani oradaki o küçük girdaptan beni koyunum çıkardı gerçekten. Ben kabaca koyunum diyorum. Tabii ki destekçiniz çıkarıyor. Kimi zaman bu psikolojik danışmanlık aldığınız yerler oluyor, kimi zaman beslenme danışmanlığı, kimi zaman spor yaptığınız... Yani bazen... Şimdi siz her köşenizi bilemezsiniz. Her sokak aralığında kendinizi nasıl kandıracağınızı bazen bilemiyorsunuz. Ve bu noktalarda gerçekten birilerinin destek olması çok gerekli oluyor. Siz kendinize yetmediğiniz için değil, ben kendime yetemediğim için değil, kendimi kandırmaya çok açık olduğum için, ya ben bunu yapabilirim olduğu için... O yüzden böyle zamanlarda evital gibi zamanını senin seçtiğin, uzmanını senin seçtiğin, Sen nasıl istiyorsan, senin ritmine uyan, saygı gösteren, yani senin de minik minik adımlar atmaya hazır olan bir sistemin içinde kendine iyi bakmaya çalışmak bir süre, hatta sen uzmanlaşsan bile bu konuda, uzun bir süre sana kendini izada tutmanda yardımcı olabilir. Ve bunlarda çok rahatsız olacak bir şey yok. Çünkü gerçekten bunlar bize bir lüks gibi geldiği sürece kendimizi bu konularda aldatmaya devam edeceğiz.

Yani işimiz yetişmiyorsa ilk başta çalıp çırptığımız zaman kendimiz için ayırdığımız zamanlardan olacak. Biraz da birilerinden destek almak, birilerini yanımızda yolda tutmak, kendimizin zamanına saygı duymadığımızda başkasının zamanına saygı duyarak bize kendimize saygı duymaya itiyor. Bu çok acı ama aldığım hizmete saygıdan kendime bakmaya devam ettiğim çok aylar oldu. Bunu küçümseyemem. Kendim için hiçbir şey yapmak istemediğimde, kendime kızdığımda, kendime inanmadığımda başkasının mesleğine saygıdan ve aldığım randevuya saygıdan kendime bakmaya devam ettiğim çok oldu. Her şeye yetişmeye çalışan bizler için kendini suçlu hissetmeden, kendini dövmeden bu alanı açabilmek ve bu alanı hayatında bir şekilde alışkanlık olarak yedirebilmek için bu tarz sistemler ve bu tarz yardım elleri çok değerli.

Ben bu bölüm boyunca, bölüme başlamadan, doğum günüm esnasında orada burada şunları anladım ki, kendine iyi bakmaya çalışmak, bazen sadece nefes alıp aynaya, ''Bugüne de geldik ya!'' diyebilmek ve belki gerçekten benim sizin omzunuza dokunduğum gibi omzunuza dokunmanız, ya da kendinize öpücük atmanız, ya da kendinizi alkışlamanız... Bir ara bir arkadaşım vardı, her sabah kalktığında aynada kendini alkışladı, çok gülmüştük ama çok eğlenceliydi. Her gün mükemmel olmak değil, her gün hissetmeye çalışmak, her gün bir şeyi tam yapmış olmak değil, bir şeyler yapmış olmak. Ve bunu yalnız yapamıyorsan da tamam. Kendini kandırabiliyorsan da tamam. Yıllardır kendinle yaşıyorsun, tabii ki kendini kandırabileceksin. Bunun için de kendini zayıf hissetme. Bu bir zayıflık değil ama yardım istemek, bir eşlikçi aramak da zayıflık değil. Bazen en büyük güç, yalnız yapamıyorum diyebilmek.

Zaten burada benimle yalnız yapmamak için yok musun? Bana her hafta 20 dakikanı yarım saatini... Zaten yalnız olmamak için ayırmıyor musun? Bir 10 dakikanı, 15 dakikanı bir başka birisine de ayırabilirsin. Çünkü bu sana iyi gelecek.

Umarım bu kendine iyi bakma halinin bir lüks olmadığına ve buna her şeyden çok ihtiyacımız olduğuna seni inandırabilmişimdir. Çünkü kendimi biraz inandırabildim. Birincisi, hiçbir zaman lüks işi değil. İkincisi, kendine not vermeye başlamıyorsun. Üçüncüsü, önemli olan senin bir şeye yetip yetmemem değil, desteğin senin hayatında nasıl bir rol oynayıp oynamayacağı.

Umarım sana sarılabilmişimdir, umarım omzuna dokunabilmişimdir. İhtiyacı olan ansın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)