Podcast

Unutmak

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Unutmanın 3 ayağı var. İyileşmek, değişmek ve sembolik olarak ölmek ama aynı anda da öldürmek. Bu bölüm üç ayakta aynı anda dakikalarca yürümeye çalışacağız.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.273 kelime · ~11 dk okuma

Bugün kendi başına hiç arkasından konuşmasam bile çok ağır bir kelimeden bahsedeceğiz. Unutmak. Ben 20 dakika boyunca unutmak diyeyim ve başka hiçbir şey demeyeyim. Aralıklarla böyle unutmak, unutmak. Ben kafamda bir sohbet yaparım, sen kafanda bir sohbet yaparsın, öteki bir sohbet yapar ve muhtemelen gerçekten bir podcast bölümü olur kendi başına.

Ya unutmak... Bilmiyorum. Herkes için farklı bir şey belki ama ben üstünde çok fazla düşündüğüm için... Ezgi Hoca'nın için unutmak nedir dediğinizde benim için üç ayağı var ya bunun. İyileşmek, değişmek, sembolik olarak öldürmek ve ölmek. Benim için unutmak dediğimizde bu üçü... Evet, birbirine çok girit fazlar ama birbirinden de çok ayrı fazlar benim için ama çoğunluğa baktığımızda unutmak genelde iyileşmekle eşit tutuluyor. Yani buna daha yatkınız.

Yani hatırlamak ne kadar insanca da görünse, unutmak, bazen kurtulmak, bazen korunmak için ihtiyaç duyduğumuz bir şey oluyor. Çok doğru zamanda gelen bir kitap vardı hayatımda. Sanırım sene 2015. Nermin Yıldırım Unutma Dersleri. Bu kadar zamanında hayatıma girmiş bir kitap olmamıştır. Güzel kitap okumak çok güzel bir şey ama doğru zamanda hayatınıza gelen güzel bir kitap okumak bambaşka bir şey.

Transkriptin tamamını oku

İlk okuyuşumda çok anlamadım bence bunu. Çok bana dokunmadı. Belki yaşsal olarak, belki hayatsal olarak. Sonraki okuyuşlarımdan birinde şunun altını çizmişim ve sonra hiç unutmadım. Unutma ihtiyacının sebebinden emin olamıyoruz. Bu böyle çok basit bir cümleymiş gibi görünüyor. Ya da çok ne var ki bunda gibi gelebiliyor ama bilmiyoruz. Mesela ne oluyor? Unutmak istiyorum. Neden unutmak istiyorsun? Canım acıyor. Unutmak istiyorum. Sinirliyim. Kırıldım. Hatırlamak istemiyorum, görmek istemiyorum. Böyle hani paketleyerek bir yerlere gitmek ister gibi bir halimiz oluyor. Ama aslında unutmak istiyorum. Çünkü canım acıyla arasında bir yer var. Orada gerçekten sebebin var işte. Nereye temas etti? Sana nereden dokundu da bu yaraya sebep olduğu? Ya da senin canını neden bu kadar yakıyor orası? Bunu bilirsen ilerideki gereksiz taramalardan kaçınırsın.

Unutmak bence elimizde olan, düğmeye basınca olan ya da böyle kat edilen bir süreç değil. Elimizde olan bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Kendiliğinden ve hayatla birlikte gelen bir süreç olduğunu düşünüyorum. O yüzden elimizde olan bir beceri, bir sihir olduğunu düşünmüyorum. Ama işi kolaylaştırmak, ileriyi kolaylaştırmak, zamanı kolaylaştırmak, iyi değerlendirmek... Evet, bizim elimizde. Yani süreç kaçınılmayacak ama bu süreci iyi değerlendirebiliriz. O zaman ne? Evet, sebebimizden emin olamıyoruz ya. Bir olsak iyi olur.

Bunu Nermin Yıldırım demiyor. Bunu ben ekliyorum. Bir de neyi unutmak istediğimizden bence emin olamıyoruz. Bir ilişkiden çıkıyoruz. İlişkiyi mi unutmak istiyorsun? İlişkide olduğun kişiyi mi unutmak istiyorsun? Karşındaki insanı mı unutmak istiyorsun? Hissettiklerini mi unutmak istiyorsun? Neyi unutmak istiyorsun?

Bir şeyi çok önemsedin ve önemsemek hayatı sana zindan edecek kadar ağırlaşmaya başladı. Tamam. Bu da bir unutma ihtiyacının başlangıcıdır. Tamam, güzel. Ama tam olarak nerede ve ne? Yani sebebi ne? Ve neyi unutursan bu yükü hafifleteceksin? Bunu seçmek bir lüks.

Başka bir lükste şöyle, unutmanın ilk adımı hatırlamak. Unutmak sadece hatırlamaya göze alabilenlerin ödülü. Bu şey gibi oldu. Belki de bu yüzden yazıcı Cesurların İşidir Badana gibi bir tonda da okuyabilirsiniz bunu. Unutmak hatırlamaya göze alabilenlerin ödülüdür. Aynı tondan bir cümle olarak alabilirsiniz. Çünkü yer değiştirmek, unutmak demek değil. Bir şeyi bastırmak değil. Bir şey olduğu gibi tüm çıplaklığı, evet bu benim başıma geldi, ben böyle hissettim, bunlar yaşandı diyebilmek. Ve hafızamızın ya da kalbimizin, bünyemizin onun için bir savaşa ihtiyacı olmaması, bu eforu hafızamızdan çektirmemek, bir yerde zaten silikleşmesi için ve hayatın içine akması için, kendiliğinden gitmesi için, silikleşmesi için zaten süreci başlatan şey.

Paradoksal ama gerçek. Unutmanın ilk adımı hatırlamaktır. Hatırlamadan unutamazsın. Bu şiir gibi falan da geliyor ama en güzel yanı anlamı da olması ve çok doğru olması.

Gizlemeye çalışmanın, bastırmaya çalışmanın hiçbir anlamı yok. Bunu T.S. Eliot'te, çok severim T.S. Eliot'i, Cocktail Party diye çok güzel bir tiyatro metni vardır. Unutmaya çalışan birisine bir karakter ediyordu ki, unutma demiyorum. Ama unutmaya çalışmak, yani bu efor, bu ekstra hal, gizlemeye çalışmaktır. Ve gizlemeye çalışarak, bir şeylerden kaçmaya çalışarak, bu yoğun eforla istediğin sonuca varamayacaksın, bu olmayacak. Kaçma hiçbir şeyden, hiçbirinden, hiçbir hissettiğinden, hiçbir insandan. Kaçma, kaçınma ama bunları artık yabancıymış gibi karşıla.

Çünkü bir şeyler affetmek de, iyileşmek de, unutmak da bence böyle bir şey. Artık bir şeyin sana zarar veremez hale gelmesi. Orada olması ama dilinle yarayı yoklamaman. Orada olması ama elinin yaraya gitmemesi. Orada olması ama gözünün sürekli oraya bakmaması. Bir şeyin artık senin için yabancılaşması.

Çünkü bir şeyi tamamen sana hiç dokunmamış gibi, hayatında değinmemiş gibi, sana temas etmemiş gibi çıkarıp atamazsın. Evet, bunu orada çıkarıp atarsın ama o da bir değişimdir. Bu da yine unutmanın fazlarından bence dediğim değişmeye, sembolik olarak ölmeye, öldürmeye geliyor. Sana bir kere değdi o. Etini oradan koparma da zaten onun etkisini alamazsın.

O yüzden yabancıymış gibi, evet sana dokunuyor ama dokunduğu yerde verdiği his, bünyenin tepkisi, senin tepkin artık aynı olmayabilir. Unutmak elimizde olan bir şey değil, iyileşmek elimizde olan bir şey değil ama bu tam olarak elimizde olan bir şey. Unutmak istediklerimizi, neyi unutmak istiyorum, neden unutmak istiyorum, hatırlamaya gücüm var mı? Bunları dedikten sonra, Kendimize dürüst olabildikten sonra, unutmaya çalıştığın şeyi kaç kere aslında kendine tekrar ettiğini hatırladıktan sonra, bir de şuna bakmak lazım. Mesela bir kişiyi unutmak istiyorsun. Bu da çok iyi bir türünüsü olur bu olayda. Gelse senden özür dilese ya da bu olay birden senin iyi hissettirileceğin bir hale gelse, sen bu kişiyi hala unutmak ister misin? Hayırsa cevap o zaman hissettiğin şeylere dönmen gerekiyor. Yani gerçekten nereye bakacağını bilmek bu işin sihri gibi.

Bir şeyleri affedebilmek, unutabilmek... Mesela seni affetmeyeceğim. Ben bu sözü de hiç sevmem. Çok kudretli gelir ama affetmiyorsan beni hiç unutmayacaksın demektir. Affedip affetmediğine mesai harcıyorsan beni hiç unutmayacaksın demektir. Çünkü insan eskisi gibi hatırlamadığını zaten otomatikman affetmiş olur. Bir şeyin eskisi gibi olmaması, eskisi gibi dokunmaması ondan iyileşmeye, değişmeye yeterli.

Bir de tabii bunun şöyle bir tarafı var, unutmak. Bazen bu kadar direnç gösterdiğimiz bir şey oluyor çünkü unutulmak istemiyoruz. Ben bir kere terapide şunu dediğimi hatırlıyorum. Neden bu kadar unutmak istemiyorsun? Çünkü ben unutabiliyorsam o da beni unutur. Ve ben unutulabileceğimi hissetmek istemiyorum. Buna hazır değilim. Beni unutmasını istemiyorum demiştim. Unutulmak da çok zor bir şey. Unutmak kadar. Beni unuttuğumuz sorusu bazen bizi bizden bile çok yoruyor. Unutulmak çünkü yok sayılmakla eşdeğer tutulduğu zaman insan kendinden de kuşku duymaya başlıyor.

Bir yandan da birisi seni unuttuğu zaman, sen onu unuttuğun zaman, ne sen eski sen oluyorsun, ne o eski sen oluyor. Teknik olarak yine aynı şey oluyor. Yine bir yok olma, bir yabancılaşma hali oluyor. Burada da sanırım ölüme, ölüm dediğim yere geliyor. Eski çağlarda da özellikle mitolojide hatırlanmak bir tür ölümsüzlük sayılırdı. Mesela bir insanın adı anılıyorsa o kişi hala yaşıyor demekti. Bu yüzden mesela kahramanlar şan şöhret için savaşırlardı. Bu yüzden mezar taşlarında şiirler kazılı olurdu.

Ve eski çağlarda ölümün karşılığı unutulmaktı mesela, gerçek ölümün karşılığı. Yani birinin mezarının başında ağlanmaması değil de artık kimsenin senin adını anmaması. Çünkü unutulduğunda tam olarak sanki hiç yaşamamışsın gibi oluyorsun. Birisi seni hala hatırlıyorsa, o kişi bir şekilde hayatında yaşamaya devam ediyor.

Ama eğer senin adın bir gün kimsenin aklına gelmezse ya da çok sevdiğinin aklına gelmezse, çok değerlinin aklına gelmezse, işte o zaman gerçekten gitmiş veya ölmüş oluyoruz. Böyle çok evrensel bir söz vardır. İnsan iki kez ölür. İlki nefesi durduğunda, ikincisi son kez adı anıldığında. Çok severim ve çok doğrudur. Sembolik olarak aslında unutmak ve unutulmak, ölmek ve öldürmek oluyor.

O yüzden de bu kadar zor. Ne var bunda canım? Neyi unutamıyorsun? Bir dönemi öldürmek, bir dönemdeki kendini öldürmek, bu birini kaybettiğimizde tuttuğumuz yasın da aslında benzer bir süreci. Birini kaybettiğiniz zaman, ister ölümle olsun, ister ayrılıkla olsun, kendinizin de kaybettiğiniz bir kısmının yasını tutuyorsunuz. Bu unutma süreçlerinde de var. Bir şeyi yabancılaştırma süreçlerinde de var. İyileşme süreçlerinde de var. Değişim süreçlerinde de var.

Bu yüzden bazen de unutulma korkusuyla unutmaktan korkuyoruz. Ve unutulmak ölüm gibi bir şey dendiğinde çok da aslında metaforik gibi görünse de metaforik olmuyor. Gerçekten kaybolmak gibi çünkü. Hatta Yunan'da lete vardır, unutuş, nehri. Klasik edebiyat beni unutmakla ilgili çok fazla doldurmuştu gerçekten. Ölmeden önce ruhlar leteden geçiyor ve hayattaki acılarını, kim olduklarını unutuyorlar. Ve bir daha ne kendilerini biliyorlar, ne sevdiklerini hatırlıyorlar. Hiçbir şey bilmiyorlar ve hatırlamıyorlar. Ve bu hem ölüm bir şekilde huzura varmak oluyor hem de yok oluş oluyor. Yani ölmek demek ve huzurla belki eşdeğer görebileceğiniz o şey tamamen kimliğinizin temizlenmesi ve hafızanızın temizlenmesinden geçiyor. Yani bu benim için aslında hem çok korkunç benliğin kaybı gibi hem de kaçınılmaz. Diyeceksiniz ki nereden nereye geldin? Unutma diyorduk ya iyileşme diyorduk. Nereden nereye geldin? Ama kendinize ait bir tarafı öldürmeden

ve öldürmek için de kendinize ait tarafın değişimine girmeden iyileşemezsiniz. Bir devrin kapanması demek unutmak. İstediğin kadar küçük bir şey unut. Bir dolmuşta sana edilen bir sözü unut, fark etmez. Bir sevgilini unut. Üç gün tanıdığın bir insanı unut, fark etmez. Küçük küçük ölümlerle birleşen tek bir yaşam var. Küçük küçük unutmalarla birleşen tek bir çizgi var.

Bu yüzden evet ölüm dolu ve her gün her insanla tekrar baştan karşılaşmak gibi, her gün hayatla baştan karşılaşmak gibi bence her günün bize çok hayatı ziyan etmediği için fark etmediğimiz bir unutma mesaisi var. Her gün bir öncekinden daha farklıyız. Ben mesela düne göre bazı anlamlarda daha ölüyüm ve bazı anlamlarda daha ilk defa hayattayım. Bu da demek oluyor ki düne göre bir şeyleri unuttum ya da düne göre bir şeyleri daha fazla hatırlıyorum ve bir şeyin içinden geçmek üzereyim.

O kadar dolu bir kelime ki, bilmiyorum, sadece iyileşmek, bir şeyleri geride bırakmak gibi bakamıyorum. Unutmak bazen bir şeyleri geride bırakmak da değil zaten. Onlara artık tutunmamak demek. Hafızan yerinde ama yükünü hafifleyebilir demek. Belki de, mesele bilmiyorum, unutmak değil de, hatırlarken eskisi kadar acımamak demek.

Ve bunları hazır olmak, bazen sen ne kadar hazır olsan da başına bu gelecek diye belki bu süreci uzattığın ya da o dönemdeki sevdiğin bir yanından ya da hissetmeyi sevdiğin bir şeyden vedalaşmamak, uzaklaşmamak için bu süreçleri bilerek uzattığın da oluyor. Biliyorum elinde değil, bunu kendim söyledim. Uzatsan da uzatmasan da her şey kendi zamanında, kendi vaktinde olacak. Ama nelerin müptelası olduğunu, nelerin severi olduğunu, nelerin kaçarı olduğunu bilirsen, bir sonraki sürecin daha tatlı, daha az acısız, daha az acısız, çok kötü olduğu, daha az acılı... Belki de acısından ziyade katkısı önemlidir burada da. Bunu söyleyeyim. Daha çok acı çekmek, çekmemek değil. Ben burada size acıdan sıyrılmanın yollarını anlatmıyorum ya da acı çekmeyi burada kötülemiyorum.

Benim acısızdan kastım ne biliyor musunuz? Yararlı ve yararsız acı. Bana yararı olan, gün sonunda faydası olan, her acı başımın üstüne ama faydasız, değerlendirmesini bilmediğim, daha önce üstüne mesai harcayıp da tekrar tekrar döndüğüm, ve sırf tanıdık olduğu için döndüğüm acılar, maalesef ki bence gereksiz. Ve bunlar da süreci bulandırmaktan başka ve kendimizi tekrar bulmamızı, tekrar kabuk yapmamızı, tekrar bedenlenmemizi bir şekilde engelleyen şeyler olduğunu düşünüyorum. O yüzden daha az acısın, daha çok acımasın dediğimde ben burada sadece faydadan ve faydasızlıktan bahsediyor oluyorum.

Yani toparlamak gerekirse unutmak, affetmek, evet bunlar dediğim gibi elimizde değiller. Çok istedim elimde olsun. Mesela bitti mi biter diyen insanların bitirdiğine çok inanmak istedim. Mesela Birini Ne Kadar Çok Sevdiğini Unutmayı Dilemek, Megan Nelson, Mavi Band diye bir kitap okumuştum yakın zamanlarda. Orada böyle bir satır geçiyordu. Çünkü Birini Ne Kadar Çok Sevdiğini Unutmayı Dilemek, sonra Gerçekten Unutmak, Yüreğinde Yaşayan Bir Kuşun Canını Kıyıyormuşsun Gibi Hissettirebilir gibi bir dizesi vardı. Bir yandan da böyle.

O kadar içinde titrettiğin, o kadar hissetmeye kıyamadığın, yaşamaya kıyamadığın duygularını ellerinle öldürmek de çok güzel bir şey öldürmek hissiyatıyla, kendinin celladı olmak hissiyatıyla da büründüğü için zor. Ölüme vardığı için zor, özetle. Metaforik olsun, sahici olsun, gerçek olsun, işin sonunda ölmek ve öldürmek olduğu için unutmak gerçekten de kendiliğinden olması gereken ve zamanını bulması gereken ve dikkatlice yapılması gereken bir mevzu. Tabii ki unuturken bunu bu kadar düşünmeyin. Bisikleti sürerken pedalı nasıl çeviriyorum diye bakıp düşmek gibi.

Ama bunun üstüne ve aslında bu süreçte neler yaptığının üstüne kendini bilgilendirirsen, sebebinden emin olursan, neyi unutmak istediğinden ve niye unutmak istediğinden emin olursan, belki bazen bu kadar hasar vermene, bu kadar yıkıp dökmene de gerek kalmaz. Sadece doğru yere etkisizleştirirsen belki, ne bileyim, her şeyini ve işlevsel olan her yanını, duygularını katletmene de gerek olmaz diye düşünüyorum. gerçek anlamda unuttuğuna emin olmak, belki tekrar tekrar denemek... Bugün çok alıntılardan gidiyorum çünkü bu konuda demek ki çok düşünmüşüm. Bazen birini ya da bir şeyi unuttuğunuzu anlamak için onunla karşı karşıya bir daha karşılaşmanız gerekir, bir daha karşı karşıya gelmeniz gerekir. Yani net söylemek gerekirse bir şeyi ya da birini unuttuğunuz için onunla tekrar karşılaşmanız gerekir. Ancak karşılaştığınız zaman unuttuğunuzu veya bundan sıyrıldığınızı fark edebilirsiniz.

Bazen de aslında unutuyorsunuz ya da bir şeyden geçiyorsunuz. Aslında o kadar sizin için hayati bir yerde olmuyor artık. Hafızanızın favori yarısı olmuyor. Kalbinizin favori yarısı olmuyor. Ama bir daha o şeyle karşılaşana kadar ya da o kişiyle karşılaşana kadar bunun geçtiğini anlamıyorsunuz. Bazen yüzleşmek de bu yüzden çok iyi bir şey. Bazen denk gelmek, karşılaşmak da çok iyi bir şey. Çünkü bazen insan o kadar yoruluyor ki unuttuğunu bile unutuyor.

...içi dolu, çok nereden tutsan derya deniz bir mevzu benim için ve... ...herhalde bir sene sonra tekrar unutmaktan bahsetmek istesem... ...belki çok farklı bir şeyden de bahsedeceğim. Ama bugün için size vermek istediğim sadece... ...sadece iyileşmek, kaçmak, bir yere bir şeyleri paketlemek, onun yerini değiştirmek ya da canınız acıyor diye... ...tam olarak ne olduğunu görmeden kapatmaya çalışmak olarak bakmamak, unutmaya.

Ve bazen neden unutamıyorum ya, neden bu kadar zor dediğiniz şeyin tabii ki zor olacak şapşal, ucunda ölüm var gibi bir cevabı olduğunu bilmenizi de istiyorum. Ve bazen öldüremiyorsunuz ki öldürülmek de istemediğiniz için. Bunun zor bir şey olduğunu görmeye ihtiyacınız, birilerinin de sizi unutamayacağını hissetmek istemenizden de geliyor bazen. Değişmek çok zor, ölmek çok zor, haliyle iyileşmek de çok zor.

O yüzden neyi neden unutmak istediğini bilirsen ve hatırlamayı göze alırsan doğru zamanda, doğru yerde yabancılaşarak, artık daha az canın yanarak unutmakla ödüllendirileceksin. Umarım sana sarılabilmişimdir, omzuna dokunabilmişimdir. İhtiyacı olan alsın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)