Podcast

Canlı Yayında Savaş ve Trump'ın Manyaklığı

Bakıcaz

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölümde Serdar Ali Çelikler ve Korhan Yılmaz, TikTok’ta önümüze düşen garip savaş videolarından başlayıp, gerekçesiz çatışmalardan Trump’ın türlü manyaklıklarına uzanan bir delilik zincirine bakıyor. Dijital çağda savaş neye benziyor, siyaset neye evriliyor, hepsine—bakıcaz.











Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.924 kelime · ~25 dk okuma

Herkese tekrar merhabalar. Her hafta olduğu gibi bu hafta da sevgili kardeşim Korhan Yılmaz'la beraber sıkıntılı hayatlarımızda küçük bir paragraf açıp belki kafanızı başka yerlere götürmeye sağlayacak programımızla yeniden karşınızda olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Korhancığım merhaba. Merhaba abi.

Nasılsın? Sağ ol abi. Sen nasılsın? Vallahi ben de iyiyim. Fiziken iyiyim ama tabii şeyden kötüyüm. Dünyanın gittiği genel halden son derece endişeli bir durumdayım yani. Rahatsızım. Sen nasılsın? Yani ben de seninle aynı düşünceleri paylaşıyorum tabii. Yani kendi içimizde kalmaya çalışıyoruz ama sürekli de bu konularla ilgili bilgi aldığımız için sıkıntılara giriyoruz tabii. Yani canlı yayında savaş izliyoruz değil mi?

Evet, aynen öyle. Sen hatırlamazsın ama ben hatırlıyorum. Belki izleyenlerin çoğu da, dinleyenlerin çoğu da hatırlamaz. Biz 91 Körfez Savaşı'ndan beri canlı yayında savaş izliyoruz. Televizyonda. O zaman şeydi abi, ben az çok hatırlıyorum. 10-11 yaşlarındaydım o zaman. Öyle bir savaş gibi, felaket gibi çok olağanüstü bir olay olduğunda 3-4 tane görüntü olurdu. O resimler

Transkriptin tamamını oku

Bütün gün haber kanalında dönerdi. Şimdi bu artık bir izlek haline geldi yani. TikTok'ta kaydırıyorum, Hayfa. Öbür tarafta İran. Yani sürekli farklı açılardan işte eğlenen insanların üstünden geçen füzeler falan. Evet, evet, evet. Acayip bir sirk gibi oldu yani şu anda. Yani savaş da savaşlıktan çıktı hakikaten.

Ama tabii yani seyrediyorum ben şimdi özellikle yabancı kanallardan falan da izlemeye çalışıyorum. Hiçbirisi mesela İran'da değil yani Tahran'dan görüntü gösteren yok. Bizim Türk kanalları CNN Türk'te falan işte hem Tahran gözüküyor hem şey gözüküyor. Tel Aviv gözüküyor falan. Bakıyorsun millet ışıklar yanıyor böyle normal bir hayat devam ediyor. Atıyorum dört blok öteye füze düşüyor falan. Böyle saçma sapan bir postmodern bir çağ. Biz nasıl bir çağa geldik ya. Olmuyormuş gibi değil mi? İçinde olmadığımız için sanki bu gerçek değilmiş. İki güne ben seyrettim. El ele yürüyen bir çift var mesela sahilde yürüyorlar. İşte o sırada canlı Tel Aviv diyor. Bir savaş var. Tel Aviv'e bir tehdit var. İran tehdidi var mesela o sırada. O sırada alttan yazı geçiyor mesela. İran diyor ki işte Tel Aviv'i boşaltın. O sırada altyazı da o var. Tel Aviv'i boşaltın demişler. Füze resimleri paylaşıyor.

Ondan sonra iki tane çift el ele yürüyor falan. Bu sırada Tahran'da insanlar trafikte, kaçmaya çalışıyorlar. O sırada yan tarafta başka bir binada ışıklar yanıyor, sönüyor falan. Hayat devam ediyor. Üç blok ötede bomba patlıyor. Tuhaf bir çağdayız. Çinlilerin bir atasözü olduğu iddia ediliyor. Atasözüm artık değil mi? Tuhaf zamanlarda yaşayasın diye. Hakikaten oraya öyle bir döneme denk geldik.

Beddua gibiymiş abi o atasüz. Evet beddua, böyle bir bedduası varmış. Atasüz değil, özür dilerim. Doğrusu, doğrusu seni söyleyeyim. Böyle bir bedduaları varmış. Tuhaf zamanlarda yaşayasın diye. Hakikaten bize kim beddua ettiyse gerçekten öyle yaşıyoruz abi. Böyle bir şey olur mu ya? Doğru söylüyorsun abi. Şey var ya bu Kierkegaard'ın, Soren Kierkegaard'ın bir lafı var. Kim o Soren Kierkegaard'ın? Bir sosyal filozof gibi düşün. Ben de tam title'ını şey yapıyorum. Benim meslektaş yani. Aynen abi.

Bana da filozof diyorlar ya, modern çağ filozofu. Evet, doğru söylüyorlar abi. Neyse, Soren ne diyormuş? Yani bir kişiliğinizin gelişmesi için gözlemci değil, deneyimleyen olmanız lazım diye. Şimdi biz sürekli gözlemliyoruz, izliyoruz. Yani deneyimlemiyoruz. Tabii ki gidelim savaş, deneyimleyelim demiyorum ama bu kadar kamerayla çekilen, sürekli bir şey izlemek durumundayız. Bu kişiliğimizin gelişmesini mi etkiledi bu kadar, dünya bu hale geldi acaba?

Yoksa Trump'dan sonra mı oldu? Bir kişiye mi bağlayalım yine bu durumları? Eskiden devlet başkanlarının bir ağırlığı falan da olurdu. Şimdi adam tweet atıyor mesela. Ya da işte tweet de değil onun bir adı var ya Trump sosyalını var ya bir şeysi. Oradan falan adam şey atıyor ya. Tweetle mewitle bir şey paylaşıyor. Ben anlamadım ki abi. Sosyal medya çağı. Bak yapay zeka ile nereleri vurduk falan. Bir tuhaf diyorum ya bir tuhaf zamandayız. İran'da işte bir görüntü çıktı. Nükleer füze başlığını okşuyor biri falan. Evet.

Özür dilerim abi, araya gireceğim. Mesela öyle bir görüntü paylaşıyorlar, ben de şeye hasta oluyorum. Altına gidiyor, birisi grok bu doğru mu diye yazıyor ya abi. O beni delirtiyor yani. Ya bir de böyle şeyler, altta şey yani sapla falan hani böyle sapla...

Geçiyor, aslanım şu bu. Gerçekten inanamıyorum yani neler yaşadığımıza. Bildiğin nükleer başlıklı füzeye okuşuyor biri. Altına yorum yazılabiliyor mesela. Yorum yazılabiliyor yani. Bunun altına yorum yazılıyor. Güzelle ne biliyor bu? Falan. Ondan sonra bir tiyatro mu bu falan. Lan ne tiyatrosu? Bütün milletin birbirine uğruyorlar abi işte görmüyor musun? Millet, insanlar ölüyor orada yani. Bu kadar görüntü olması insanları delirtti ya büyük ihtimalle. Bence de, bence de. Sürekli sosyal medyada yaşıyoruz abi. Adam dediğime de bakma, özür dilerim. Sen söyleyeceğini söyle de sonra ben Trump konusuna geçeyim. Tamam, Trump'la alakasız bir şey söyleyeceğim ama onu söyleyeyim bana komik geldiği için. İşte geçen bir gök taşıyla alakalı işte bilmem 15 milyon ışık yılı uzakta rakamları falan atıyorum. İşte dünyaya çarpar mı işte orada güneşten kopmalar oldu falan filan altına

şey yazmış birisi. Peki yörüngesi etrafında mı dönüyor yoksa dünyaya doğru mu geliyor? Yani ne yapacaksın abi bunu? Bu bilgiyle ne yapacaksın? Yani bir diyelim ki dünyaya geliyor. Neden bunu sordun? Yani insanlar böyle oyun oyuncak gibi bakıyor sanki her şeye artık. Savaş meselesine de öyle. Zaten böyle bakmasalar Trump gibi bir eskiden programlar yapan bir adamı herhalde başa geçirmezlerdi böyle garip bir kişiliği.

Yani işte onu diyecektim, adam da şahıs zamire olarak söylüyorum. Twitter'dan falan, bugün diyor işte İran için kötü bir gün falan. Sen manyak mısın ya? Sen ne abi? Koskoca devlet başkanısın abi, insan tweet atar mı abi? Bir şey söylüyorsan sen, Amerika'nın başkanısın, savaşa müdahilsin falan.

Bir de abi senin şeyi vardı ya, bu Tucker Carlson meselesi, ne kadar çelişkili ifadeleri oldu Trump'ın geldiğinden beri. Şimdi adam, şu son üç gündür falan izliyorum, şimdi takip etmeye çalışıyorum. Bayağı da izledik yani şeyi, bu meseleleri. Amerika'dan bağlanan arkadaşlar falan iyi bilgiler verdiler. Şimdi adama diyorlar ki kardeşim, senin güvenlik istihbarat daire başkanın, senin direkt Amerika Birleşik Devletleri'nin, Beyaz Sarayı'nın istihbarat daire başkanın rapor yayınlamış. Demiş ki, İran'da nükleer silah yok.

Ne dediği umurumda değil diyor ya. Ne dediği umurumda değil. Siz o raporun her kısmını görmediniz. Ya da raporun ön kısmını falan. No comment bile değil yani. No comment falan dese anlayacağım. Devlet ciddiyeti diye bir şey olmaz mı abi? Şey olurdu eskiden. Durumu sıkıntılı görüyoruz. En kısa sürede tarafların itidari falan filan. Böyle şeyler olurdu. Diyor ki, ne dediği umurumda değil. Sonra diyor ki, İran'la müzakereler başlayacak mısınız? Dün böyle bir şey söylediniz. Artık müzakere zamanı falan dediniz. Vallahi müzakere yapacak mutlu değilim falan diyor ya. Hasta ruhlu adam. Takır Karsın'a bile, bak Takır Karsın'a bile laf etti yani bu. Şimdi Takır Karsın kimdir? Sen bilirsin, medyacısın da. Dinleyenlerin bir kısmını için aydınlatalım. Takır Karsın, Fox'un. Fox değilsin. Amerikan Fox'un. Bir numaralı anchor'ıydı.

Fatih Portakal'ı diyelim yani işte biz diyelim bir örnekleştirme gerekirse. Hani haberi sunan ve akabinde de yorumu yapan. Tek başına çıkıp yorum da yapan hani böyle hikayeyi hikayeleştiren adam. Ve en çok izlenen adam da bir numarasıydı şeyin. Bütün Amerika'nın. Yani bu Tucker Carlson tam bir Trumpçı. Tam bir cumhuriyetçi.

Aşırı sağcı, adamın biri. Bu Biden seçimi kazanınca, çıktı dedi ki ekranda aslında Trump kazanmıştı. Bu dijital oylama var ya Amerika'nın bir kısmında dijital oylamalar var biliyorsun. Bu dijital oylama şirketleri kardeşim bunu o şeye trafoya kedi girmiş.

Trafo'ya kediyi soktular. Bunlar seçimi Trump'tan aldılar, şeye verdiler, Biden'a verdiler. Burada böyle iddiayla bir iki gün söyleyince bu şirketler buna dava açtı. Hem buna hem Fox'a. Fox da bunu kovdu, mecburen kovdu. İkisinin davası bir milyar dolara falan geldi yani. Tazminat davası. Amerika'da öyle ya. İki şirketten birisi vazgeçti, tazminata anlaştı Fox'la. Diğeri anlaşmadı da. Yok kardeşim dedi, ben seni

Batur Hacı o davada ne oldu bilmiyorum belki de hala sürüyor. Bu Tucker Carlson kovulunca çıktı YouTube'da bir iki kanal kendi kendine şey yaptı. Bu sefer YouTube'cular şaşırdı çünkü şok adam izlendi yani patladı. Bütün Trump'cılar izliyor adamı. Trump'cılar izliyor Biden'cılar da bu manyak ne diyor diye izliyor.

Öyle bir herif bu. Buradaki Cüneyt Özdemir gibi falan işte ya. YouTube'da farklı bir şey. Tabi tabi adam YouTube'da usta ama. Sonra bu Elon Musk X'e şey başlattı ya videolu mevzu. Videolu yayın yapacağım bende falan diye. Bu X'te bu işi başlattığında dedi ki kardeş gel sen bende başla ben seninle başlayayım bu işe. Bu işe başlıyorum benimle yap. Dünyanın parasını verdi takır karşısına. Takır Kasrı'da ya birinci ya ikinci yayınında Trump'ı konu kaldı. Hasta Trumpçı, o da milyon izlendi. Zaten şey yetmedi. X'in altyapısı falan yetmedi yani. Yayın mayın dondu. O kadar izlendi. Şimdi bu adam bile diyor ki, ya bizim ne işimiz var İran'da? İran'da savaşmamızın ne manası var falan diyor. Trump'a bunu sordular, en yakın adamına. O diyor önce şeye baksın, çıksın main medyaya çıksın falan diyor yani. Onu dinlemedim çünkü YouTube'da mutlupta sosyal medyada yayın yapıyor. Çok dinlenmek istiyorsa bir ana akım medyaya geçsin falan.

Bu kadar herkesi satan, hiç kim yani? Elon Musk'ı da sattı biliyorsun. İşine geleni söyleyen, dünya ciddiyetiyle iyisi olmayan Macron'a bile saçma sapan bir şeyler söyleyen. Bir adam. Şimdi eskiden hiç olmazsa 91'de falan baba bu saddamı şeytanlaştırmıştı yani dünyanın ezdiğinde. Tabii. Bu yılda up yaptı orada yani. Geriden getire getire bir senaryo üretti. Vay bunda kimyasal silahlar var işte yer altı fabrikalarında kimyasal silah üretiyorlar. Vay efendim işte bu etnik kimliği Arap olmayan, Bağus olmayan herkesi kesiyor. Bu bir diktatördür, şeytandır. Simpson'larda bile şeytan olarak şey şeytanla Saddam şeytanı öpüyordu falan mesela. Tabii tabii. Şeytan bile Saddam'la şeydi.

Ya oğullarına kadar orada meseleye gelmişlerdi. Udayla Kusay'ın, Uday'ın lüks düşkünlüğüne kadar her şeyi biliyorduk. Yani o kadar ortaya çıkardı. Yani bu tamam Irak'ı dövecekler ama hiç olmazsa bir gerekçe yarattık falan diyorlardı. Burada öyle gerekçe falan da yok İran mevzusunda yani. Tabii o teamülleri de ortadan kaldırdı yani. Ya adam diyor ki gerekçe, gerek duymuyorum. Raportörün ne dediği umurumda değil. Nükleer silah varsa da giriyorum, yoksa da giriyorum. O zaman abi neye güveneceğiz biz? Hangi çapa bizi tutacak? Bugün İran'a bunu yapan, yarın belki de bize yapacak yani. Belki de gidecek, dünyayı Fransa'ya yapacak belki. Yani hangi çapaya güveneceğiz? Hangi söze güveneceğiz?

Hangi organizasyona güveneceğiz? O zaman Birleşmiş Milletler'in falan ne manası var? Adam kalktı İran'a, durup dururken, ortada bir gerekçe yokken, saldırı başlattı. Tamam, Büyük Ortadoğu Projesi, tamam efendim şu bu falan, onu da anlatmıyorlar. Aynen öyle. Onu da anlatmıyorlar. Ya bu Büyük Ortadoğu Projesi nedir kardeşim? Onu da anlatmıyorlar. Ya bir saldırganlık için hiç olmazsa bir gerekçe, bana niye yan baktın diye. Hani yolda da psikopatlar geçerken böyle yapar ya, sen bana yan mı baktın? Gelir bir de omuz momuz atar. Burada şimdi artık o da kalmadı yani. Bir tane... Gerçi şey dedi Birleşmiş... Özür dilerim. Birleşmiş Milletler o saldırının başladığı akşam İsrail sözcüsü şey dedi. Nükleer üretiyorlardı. Biz bunların hepsinden haberdarız. Biz saldırmasak onlar saldıracak. Bu daha saçma bir açıklama aslında yapılıyor. Yani ben vurmasam o vuracaktı. Anladın mı? Yani senin bana, sen bana yan baktın. Beni döveceksin sandım. O yüzden ben vurdum falan.

Yani hasta ruhlu bir... Bir tane manyak var ya kızın birini kılıçla kesti Ataşehir'de. Durup dururken kılıcı aldı çıktı samuray kılıcıyla öldürdü ya. Aynı yani gerekçe yok yani çıldırma.

Hiç olmazsa eskiden mahalle kavgasına giderdik biz de çocukken. Top oynardık da hani yenildiğim ince kavga çıkartırdık. Veya yenerdik bir daha çıkartırdık falan. Ama bir gerekçe oluştururduk yani. Derdik yani kendimizi haklı kılmak için. Kesinlikle. Bizi küfür etti. Vay bana yan baktı. Vay şu oldu, vay bu oldu. Şimdi ortada bir gerekçe yokken mahallede gezen, tuhaf bir adam yani bu. Aynen öyle. O zaman bu beni çok korkutuyor abi. Ama buna da yapacak bir şey yok. Bu korku şeye de sebebiyet verebilir. Anksiyeteye. Ben genel olarak zaten şu dünyada 20-30 senemiz falan var böyle doğru düzgün bir şey yapacak. Bu meselelere pek şey gibi geliyor abi. Bana dünya savaşı çıksa ama ben işte Akça'ya falan gitsem orada bana bir şey olmazmış gibi geliyor abi. Çok saçma bir şey mi söyledim şu anda?

Ağabey sana bir şey olmuyor da. Hayır, böyle düşünmeye başladım artık dünyanın durumuyla alakalı. Şimdi hani bize hikaye gibi geliyor bak. Nerede ağabey? Libya nerede ağabey? Yok ettiler ağabey, öyle bir ülke kalmadı.

Irak nerede? Yok. Bir de Irak şey diyor ya, sınır bütünlüğümüzü tabii ki koruyacağız falan. Ben Irak'ın başında kim var? Ordusu var mı? Irak diye bir ülke fiilen duruyor. Fiilen duruyor. Üçe bölünmüş durumda. Bir kimliği kalmadı diyebiliriz. Yani şimdi Iraklılardan da tepki almayalım. Özür dilerim onlardan ama. Bir kimliği kalmadı tabii. Güneyinde Şii gruplar, Basra ve bölgesinde. Bağdat'ta hükümet. Kuzeyde Kürt, Özerk bölgesi falan. Şimdi Suriye yok oldu abi. Suriye diye bir devlet vardı yok oldu yani. Ondan sonra Sudan, Somali, Momali, şimdi İran. Abi ne olacak bu işin sonu? Peki yani nereye kadar abi? Ben de anlamıyorum ki. Şey korkutuyor beni. Dediğim gibi eskiden hiç olmazsa yalan da olsa bir gerekçe buluyorlardı. Kesin kimyasal silah var kardeşim. Araştırdık, eminiz falan. Şimdi artık o da yok. Birine saldırmak için bir gerekçeye ihtiyaç duymamaları, bu kadar futursuz olmaları beni çok korkutuyor ama dediğim gibi inşallah

bu saçmalığa birileri bir gün dur diyecek ama biz dediğin doğru bizde Mete Yaralı'lı falan hani böyle İlber Ortaylı şu bu filan gibi bir programa çevirmeyelim biraz eğlencesine dönelim işin. Yok eğlencesine değil de ben şeyde yani senin en başta dediğine katılıyorum abi ben. Bu aslında bizdeki öğrenme süreci ne kadar da gidiyor. Okullarda da hiç neden ve sonuç bağlamını öğretmiyorlar insanlara. Mesela ben geometri anlatırlardı bana lise. Asla anlamazdım. Burası 30 ise burası 90, burası 120 ise burası 50 falan derdim. Lan diyorum ne alakası var? Orası 120 ise orası niye 50 olsun? Yani bunun nedenini bana birisinin crystal clear derler ya böyle. O şekilde açıklaması lazım. Dediğin gibi Büyük Ortadoğu Projesi budur kardeşim. Bu yüzden yapıyoruz. İsrail diyecek ki ben bunu bu yüzden yapıyorum ve bunu talep ediyorum. İran. Bunu yaparsak ancak böyle olur. Yani net artık sen çünkü bu noktaya gelmişsin. Kardeşim birbirinizden ne istiyorsunuz? Evet, temelde biliyoruz ne istediğinizi de bunun çözümü sanki şey gibi yani bu kadar sene. Netanyahu'nun ilk çıkıp konuştuğu yıl 95'miş. Şey haftaya İran'ı bitiriyoruz.

95'ten beri. 30 yıldır haftaya İran'ı bitiriyorlar. Ve en sonunda o noktaya gelmişler yani. Sen demek ki birbirini yıkmadan durmayacaksın. Dediğin doğru. Neden sonuç ilişkisi konusunda bir kopma var. Ne diyelim abi bu dünya nereye gidiyor ya? Neyse bir reklam arasına gidip gelelim de sonrasına bakalım. Bakalım abi.

Evet, gözümüzü korkutan ve televizyonlardan izlediğimiz, Twitter'dan takip ettiğimiz 3. Dünya Savaşı, artık bunu onun adına herhalde öyle diyebiliriz. Bir taraftan da bize ne yazık ki her şeyi görün, her şeye bakın. Aman kaçırmayın. İzleyin, aman kaçırmayın falan gibisinden bir nevi Truman Show'un içindeymişiz gibi hissettiriyor. Bu Amerika'da bir taraftan da bu Amerika milletle dünyaya tokat atmaya gelmiş, başkanıyla devam ediyor. Bir taraftan da kendi ülkesinde 40 derece sıcakta dünyanın bütün takımlarını toplamış futbol organizasyonu.

Üstelik seyirci yok. Seyirci bazı maçlarda var, bazı maçlarda yok. Ama 40 derece sıcak ve bu turnuvayı niye yaptığımızı bilmiyorum diyen birçok teknik direktörle beraberler. Ama 1 milyar dolar para ödülüyle elbette ki herkesin... Neyi, neden yaptığını gayet iyi bildim. Herkesin, bütün en azından yöneticilerin tamam abi katılıyoruz demek zorunda kaldığı bir organizasyon. Maçları falan izleyen de var mı bilmiyorum yani. Özetleyelim özetleri en azından. Sadece sonuçlardan haberdar işte 10-0 yendi Bayern Münih, Yeni Zelanda takımını.

Ama onun dışında da böyle oturup da istikrarlı bir biçimde maç izliyorum diyen de var mıdır emin değilim. Ama bir ilginçliği var, hakem kamerası var. Sevdin mi? Ben senin paylaşımında gördüm, Instagram paylaşımında. Biraz sallanması hariç iyi bir... Futbolcu kamerası vardı, deneyimlenmişti bu daha evvel. Bir hazırlık turnuvalarında futbolcunun göğsüne bir cihaz yerleştiriyorlar sonunda. Yani işte futbolcuya çarpmalarda falan zarar vermesin diye 50 türlü korumayla, yumuşak materyalin içine saklanmış bir kamerayla futbolcu kamerası vardı ve sen onun gözünden izliyordun. Ama hakem gözünden izlediğim zaman şunu fark ettim abi, hakemlerin bizim normal şartlardan koşarken clear penaltıyı falan, çok net olmayan penaltıyı görme şansları falan hakikaten yok.

Yani %100 penaltı böyle çok birebir müdahaleye falan hariç, karambol ortamında küçük bir müdahaleye falan görme ihtimalleri hakikaten yok koşarken. O kamerayı onun için mi koymuşlar? Hayır hayır, onun için koymadılar ama benim kamera görüntülerinden sonra, hakemlere karşı birazcık daha empati ve ne derler, onların gözüne bakma konusunda bir şey geldi bana. Çok güzel bir bakış açısıymış abi, doğru söylüyorsun. Şimdi adam koşuyor, mesela ben Chelsea'nin attığı golü gösterdiler. Neto'nun golü. Neto'nun Japon takımıyla oynarken mi? Japon takımına karşı galiba. Yanlış olmasın. Ya da yok. Independiente'ye karşı galiba. Attığı golü gösteriyor hakem kamerasından. Ben şeyi görüyorum mesela. Hakem koşuyor. Neto çalımını atıyor. Çalımı attıktan sonra hakem duruyor. Ve golü net bir şekilde görüyoruz sonra yani. Gol vuruşunu net bir şekilde görüyoruz. Ama koşarken net o topu aldı mı yanından kim geldi, kimler kaydı falan onu çok göremiyoruz yani. O yüzden de hani böyle karambolün olduğu bir ortamda hakemlerin penaltıyı veya çok ince bir pozisyonu süzmeleri gerçekten mümkün değilmiş. Bu anlamda da varın gelmesi de aslında çok yanlış bir şey değilmiş. Onu çözdüm ben de. Birazcık daha empati yaptım hakemlere karşı. Kamera kullanımı sana empati yaptı. Olumlu bir kamera kullanımıymış o zaman abi. Ama ben mesela hakem kamerasına döneyim, buradan izleyeyim demem. Öyle mi? Demem. Oradan izlemem yani. Hakem kamerası var ya, Amerikan futbolunda hakem kamerası var. Ama o şey, hakemin üstünde değil. Hakem bir karar açıklarken hakeme dönen kamera. Onlar işte konuşuyor, şu oldu, bu oldu falan bir karar veriyorlar. Üç numara tackle, offense, işte 20 yart cezası verdim geri gideceksiniz. Mesela öyle bir şeyler yapıyorlar. Burada da hakemin üstüne yapıştırılmış kameradan futbol maçı izleme konusu beni çok sarmadı. Çok hareketli çünkü, çok şeyli.

Ama mesela yedek kulübesinden izleyeceğimize eminim. Yani şey mantıklı olabilir abi, kaleci kamerası belki. Ama ben şey görmek isterdim, futbol topu kamerası mesela. Böyle deli gibi uçmak isterdim sağa sola. Top kamerası bir süre sonra, henüz değil ama gelir. Ben yedek kulübesi kamerası geleceğine adım gibi eminim. Değil mi? Yüzde yüz. Ve onlar da premium içerik olarak satılacaktır çünkü. Şey olarak gelir kaynağı. Yani şimdi yedek kulübesinde hocanın yanına birini oturtacaklar. Veya yedek kulübelerin üstündeki o işte çatılarına, matılarına bir şey koyacaklar. Biz de şunu diyeceğiz, ulan biz de görüyoruz işte Aydın senin gördüğün yerden. Sen nasıl görmüyorsun falanca yoruldu falan diye. Bir de teknik direktör gözünden diyorsun. Hani böyle saçma şeyler söyleyeceğiz mesela. Ben şimdi aslında biz seninle kameraları, işte hayatın içerisindeki çekimleri falan filan konuşacaktık. Ama bazen böyle konuşurken aklıma geliyor abi bu teknolojileşme ile alakalı. Mesela geçen de şeyi tanıttılar NBA'de, parkeler tamamen led ekran gibi olacak. Tek tuşla bütün parkenin şeklini şemalini değiştiriyorlar. Bana o da garip geliyor. Yani böylece bir sporun kimliğini falan...

Orası artık bir mabed dolmaktan çıkıp bir eğlence alanına dönüyor. Öyle. Özellikle Amerika'da öyle zaten. Mabed falan yok. Orada eğlence alanı. Peki hangisi doğru? Sence bir eğlence alanı mıdır yoksa tutkuyla desteklenecek bir şey midir yani? Amerikalıların girdiği her spor eninde sonunda cıvıklaşır.

Şimdi bu Amerikalılar beyzbolu becerememiş. Kriketi becerememişler, beyzbol diye bir şey üretmişler. Çok da severim beyzbol. Kriket daha elegan bir spor ya böyle. Daha kurallar olan, daha centilmen bir spor. Tabii üstü başı temiz herkesin falan. Dolayısıyla hani böyle topa tükürme falan yok öyle şeyler. Tabii. Eldivene tükürme, eldivene tükürüyor herif şeyde. Beyzbolda falan öyle saçmalıklar yok. Tütün çiğnemek yok. Tütün çiğneme falan gibi hıyarlıklar yok yani. Barzoluklar yok. Kriketi becerememiş bak. Kriketi becerememiş.

Beyzbol yapmış. Snooker'ı becerememiş. Amerikan bilardo yapmış. Rugby'i becerememiş. Rugby ile tırsmış, korkmuş. 50 türlü koruma yapmış. Kafasına, omuzuna. Normalde rugby, Avustralya futbolu. Avrupa'da veya Avustralya'da oynanan da biliyorsun, koruma moruma yok. Yiğidin harman olduğu spor onlar işte. Kafa göz dalıyorsun orada birbirine. Zaten sporu 30 yaşında, genelde 30-35 yaşında bırakıyorsun. Bıraktığın zaman da her yerin kırık oluyor. 50 türlü ameliyata girmiş oluyor. Alzheimer oluyorsun. Bunlar koruma koymuşlar, kuralları bir takım esnetmişler. Bu işte futbolu becerememiş, onu sakırdemiş. Dolayısıyla bir cıvıklaştırma, basketbolda alan savunması yok biliyorsun. Yememiş çünkü. Zekayı gerektiren şeyleri, zeka ve elegans gerektiren şeyleri yapamamışlar. Basitleştirmişler ve şova döndürmüşler. Tabii izlensin istiyorlar. Dolayısıyla diyor ki kardeşim birebir mücadele olacak. NBA'de de. Ben de o yüzden NBA'yi hiç sevmem. Hiç mi sevmedin yoksa... Hiçbir zaman sevmedim. Yani şöyle sevmedim. Tabii ki çok yetenekli atletler, olağanüstü sporcular var yani. Michael Jordan'lar, Lebron James'ler falan ama... Ya kardeşim alan savunması yani sen taktiği falan bütün her şeyi ortadan kaldırıyorsun. Strateji, bire bir mücadele işte. Bireyselleşmeyi oraya da sokmuş adam. İyi bir atıcı. Takım önemli değil. İyi atıcın var mı kardeşim? Var. Üç kişiyle Chicago Bulls alsın götürsün. Her takımda bir yıldızı olmalı. Ya bu Chicago Bulls'u ben... Bir dakika, bir dakika şimdi. Ben buna bir avans avunması yapayım, o Jordan'ı bir göreyim bakayım.

Dedirtmeme izin vermiyorsun abi. Yani ben kendi gücümle bir savunma mekanizması oluşturmama izin vermiyorsun. O zaman neden? Jordan çok başarılı bir birey. Sen de onun kadar başarılı ol o zaman canım birey. Yok olamıyorsan kaybetmeye mahkumsun abi. Tipik Amerikan zihniyeti.

Kardeşim ben bir tek Jordan'ı yenemeyebilirim. Jordan'dan daha iyi bir adam bulamayabilirim ama öyle bir taktik strateji geliştiririm ki, şimdi sallıyorum, Jordan boy olağına çok zor girer. Senin bunu yapmama izin vermiyorsun ya. Ulan böyle saçma şey olur mu? O yüzden de yani savunma kuralını bile elinden alıyor. Ondan sonra diyor ki, sen de Jordan'ın kadar iyi değilsin abi falan.

Psikologlara git para harca falan. Kişiselleştiriyor. Burada Afi abi ama sende bir şeyi de sezdim şu anda. Bu bir aslında dolaylı bir kapitalizm eleştirisidir diyorum ben. Gelmeyeyim mi oralara? Gel gel. Dolaylı bir kapitalizm eleştirisi de, vahşi kapitalizm eleştirisi de. Dolaylı bir vahşi kapitalizm eleştirisi. Yani parkeyde led yapma, oraya da reklam alma yani. Ya alıyorsan da al be. Zaten abi orada zaten dediğim gibi şey de yok. Basketbol maçına gitmek orada bir akşam eğlencesi. Beyzbol maçına gitmek 4 saat sürüyor. 4 saat işte bu herifler burada eğlensinler, kafa dağıtsınlar falan. Bays oynasınlar, para harcasınlar, kart alsınlar. Beyzbolcuların kartını alsınlar, formasını alsınlar. Sosisli sandviç yesinler. Hadi gitsinler sonra. Tabii 4 saat. Sürüyor bu arada 4 saatte. Yani sonuçta şunu söylüyorum, bunlar beceremedikleri şeyi çevirip, basitleştirip, satma üzerine bir iş yapıyorlar. Futbola da girmeleri iyi bir şey değil. Ama bugün İngiltere'nin en büyük takımları Amerikalıların. Yakında İngilizlerin, İtalyanların, Almanların da belki Almanlar da zor da en büyük takımları belki Amerikalıların eline geçecek.

FIFA tamamen, Infantino tamamen Amerika'nın adamı oldu. Dünya Kupası'nı bunlara verdi. Bu saçma sapan organizasyonu oluşturdu. UEFA'yı dövmek istiyor. Yani Avrupa'nın elinden her şeyi almak istiyor Amerika. Sermayeyi tamamen elinde tutmak istiyor. Bu bir aslında futboldur. Futbol aslında sadece futbol olmadığı gibi. FIFA-UEFA savaşı da klasik bir federasyon-konfederasyon savaşı değil. Amerika Avrupa'yı dövmek istiyor. Bu bir dönem. Diyor ki ben sana 1945'ten bu yana bakıyorum. Geldim seni kurtardım. 1945'ten bu yana bakıyorum. Artık bu saatten sonra sana bakmayacağımın spordaki yansıması. Ve fakat Amerika'nın girdiği her yerde her şey cıvıklaştığı için. Anlam kaybettiği için. Anlam kaybettiği için. UEFA da buna karşı direnemeyeceği için bakalım bu savaşın sonu nasıl sonuçlanacak. Umarız Avrupa, artık Avrupa kendini var eden değerlerinin farkına varır ve futbolunda başta olmak üzere bütün değerlerine sahip çıkar. Ama ne yazık ki onlarda da bu lider sorunuyla, bu liyakatsizlik sorunuyla, bu kalite düşüşüyle, bugün İspanya lideri Pedro Sanchez dışında saygı duyulan lideri yoksa Avrupa'nın uluslararası şartta, buna da dönüp Avrupa'nın biraz kendine bakması lazım. Doğru, Avrupa'da bir tek ses çıkaran o. Ben sana şeyi soracağım abi ya. Sor. Yani bölüme şeyle başladık ya ben bazen onu da merak ediyorum. İşte dediğin gibi canlı yayında oturup hatta insanların çoğu da buna şaşırıyor. İşte bir savaş izliyoruz diyor biz canlı yayında füzeler uçuyor bilmem ne. Yani bu kadar herkesin elinde bir kamera olması ve bu kadar şeyi almak iyi mi? Yani bu sana nasıl hissettiriyor? Bu iyi bir şey mi insanlık için? Ya da çok muğlak bir konu mu yani? Bence iyi bir şey değil ama dönem böyle. Yani resmen Truman Show'dayız işte. Yani Truman Show filmini bilirsin. Oradaki yönetmen bir süre sonraki bir röportaj veriyordu. Çok Eteris'in oynadığı karakter. Eteris de onunla Oscar aldı diye hatırlıyorum yanlış hatırlamıyorsam. Olabilir. Yani en iyi yerde bir erkek oyuncu Oscar'ını o rolle almıştı diye hatırlıyorum.

Benim için en iyi rolü kapımdaki düşmandaki sniper oynadı. Orada Etheris, Turuman işi çözüp kurtulmaya çalıştığında yapay adasından, Etheris çok uzun bir süre sonra röportaj vermek durumunda kalıyordu. Hani niye kardeşim bu Turuman'ı rahat bıraktırmıyorsunuz baskılarını? Toplumsal tepkisini azaltmak için bir röportaj vermek zorunda kalıyordu ve orada şey diyordu, doğumundan beri Turuman aslında evinizde büyüdü falan. Yakında canlı yayında ilk cinsel birleşmeyi de seyrettireceğim diyordu. Yani bu işin sonu oraya gidiyor. Ben şimdiden söylemiş olayım. Bu işin sonu oraya gidiyor yani. Yakında canlı yayında bunu izleyeceksiniz falan gibisinden böyle saçmalıklar. Ya böyle sınırların falan kalktığı. Kalktığı, kalktığı, aptalca şeylerin olduğu, sadece TikTok'a filmem ne yaştı, şuna buna malzeme olsun diye yapılan vahşilikleri göreceğimizi görüyorum.

Ben şeyin de gerçek olacağını düşünüyorum. Açlık oyunlardan. Yani ölümle sonuçlanan yarışmaların daha bir günü gelecek. Çünkü çapa kalmadı abi. Olur mu lan? İnsan öldürülür mü falan? Hani anladın mı?

Yani ölümle sonuçlanmasa da anladım demek istedim. Olabilir de ya. Belki 50-60 sene sonra. Belki 50 sene sonra ama olacak bu. Ölümle sonuçlanan, hayatından vazgeçen insanların yarıştığı bir takım programlar olacak. Şey gibi, scoot game gibi işte. Gerçi böyle şeyleri de boşuna dayamıyorlar gibi. Bir bölümde konuşmuştuk biliyorsun yani. Geçmişten insanları hazırlıyorlardı ya böyle. Dediğin doğru aslında. Yani Squid Game gibi işte bu açlık oyunları gibi çok eskiden Total Recall vardı. Onun gibi ölümle yani gladiator mevzularının geri geleceğini düşünüyorsun. Yani kaybeden ölsün kardeşim falan. Yani UFC bir nevi temsilcisi gladiator. Ama şöyle yani vicdan rahatlatmak için de mesela hayvan öldürmenin yasaklanacağı bir dönem olacak o. Mesela boğa güreşi yasak kardeşim. Bütün dünyada. Öldüremezsin hayvan. İşte ne bileyim tazı yarışı yasak, at yarışı yasak ama insanları öldürebilirsin çünkü o. İnsanlar için. He filan falan. Offf! Nereye gidiyoruz be? Baudrillard'ın bir lafı var ya şeyi işte kameraların çekmesi bize bilgi pompalanmasıyla da ben ilintiliyorum onu. Artık gerçeklik o kadar fazla temsil edilir ki gerçekliğin yerini simülasyon alır. Çünkü her şeyi gördüğün için artık bir şeyi tekrar olarak görmeye başlıyorsun. Evet geldiğimiz noktada o dediğin gibi her şeyi artık canlı yayına sanki bir oyun bir Call of Duty oynuyormuş gibi ya da işte ne bileyim başka bir bilgisayar oyunundaymışız gibi. Sürekli izliyoruz ve etkileşime giriyoruz. Şimdi biz futbol yorumcuları eskiden daha sık yapılıyordu görüntü varken. Maske örüntüsü üzerinde analiz yapıyorduk ya böyle işte. Erman Hoca falan yapardı. Bak burada ofsayt. Elinde şeyi, sopayı çıkartırdı. Körfes Savaşı'ndansa onu daha az hatırlıyorum abi. O kadar uzun süredir yok onlar. Hatırlıyorum ama. İşte takım taktiği falan anlatırlardı. Yakında savaş taktiklerini falan böyle anlatanlar çıkarsa hiç şaşırma.

%100 ya, var zaten. Daha düşük etkileşim alanlar var ama... Yani işte şuradan şu harita üzerinde gösterenler var, onlar stratejist. Onu demiyorum. Baba vizüvüzeyi şuraya açsana, şuraya vursana baba falan gibi. Böyle saçmalayanlar çıkacak. Buradan kontent çıkartacaklar, içerik çıkartacaklar. Kesin bak göreceksin. İnsan hayatında çapa kalmadı abiciğim. Kırmızı çizgi kalmadı, red flag kalmadı. Adını ne diyorsan de. Sınır kalmadı. Nerede duracağız peki biz?

Nerede duracağız abi? Bilmiyorum. Bugün can sıkıcı bir konu olduğunun farkındayız ama bu gerçekleri de maalesef... Yok ya, can sıkıcı falan değil. Ben insanların genel olarak zaten mecburen bunları konuşuyorsun abi. Çünkü sürekli bu şey var, gündem var. Mesela benim aklıma zırt pırt yapay zeka geliyor. Çünkü bütün gün yapay zeka ile uğraşıyorum. Bir yapay zeka, bir de şey Kadıköy boğası abi. Onu bir gördün mü bilmiyorum. Kadıköy boğası? Onu sen bilmiyorsun herhalde değil mi? Neymiş abi? İnternette bayağı meşhur bir Mustafa adında bir arkadaşımız Mustafa'ydı galiba. Kadıköy Boğazı diye bir hesap mı bahsettiğin? Yok bir şahıs da şu anda yani o kadar boşa düştüm ki sen bilmeyince... Bilmiyorum abi. Anlat abi anlat öğreneyim abi. Yok yani iyiye diye bağıran birisi abi nasıl anlatayım ki? Anladım tamam anladım. Anladım, espri yaptın. Ben burada bir şey söyleyeceğim, beraber güleceğiz ve kapatacağız olacaktı, olmadı. Hayır espri yapmıyorum. Böyle bir adam var da, adama anlatamıyorum. O yüzden söylediğim şey saçma oldu. Kendi kendime utandım abi şu an. Önemli değil, biz bakacağız. Bizim konseptimiz bu kardeşim. Biz herkese, her şeye bakıyoruz. Nasıl ya? Bir dakika, Kadıköy Boğazı senin elinde abi. Twitter, Instagram falan yok mu? Nasıl bir timeline'ım ben seninle? Ben bütün gün Kadıköy Boğazı izliyorum. Twitter yok. Twitter'da yokum. Kadıköy Boğazı diye bir şeyi hayatımda ilk defa duydum. İlk defa duymamışsındır. Vallahi ilk defa duydum Kadıköy Boğazı'nı. Böyle bir şahıs olduğunu hakikaten haberin yok mu? Vallahi yok. Bu da benim eksikliğim olsun. Estağfurullah eksik değil, bu bir arınma. İyi hadi bakalım. Bir tane şey dinledim, YouTube'da kısa bir video dinledim. Bir beyin profesörü, nöroloji mi bilmiyorum, Türker Bey, Okan Bayılgön'e konuk olmuş.

Çok küçük bir bölümünü dinledim. Diyor ki... Bir kere canlı dediğin şey nedir? Türker Kılıç. Beyin Cerrahisi ve kitapları yazmış. Bir beyefendi, profesör, doktor. Canlı nedir tartışması var. Orada diyor ki... Biz eskiden... Hani canlıyı böyle kalp... Kalbi atan, kan pompalayan... Yaşamsal formlar üreten... Varlıklar olarak tanımlardık. İşte bitki, yaprak... Hepsi canlı yani. Bitki... Hayvan falan... Şimdi canlıyı diyor... Şey olarak... 1970'den Nobel Ödülü almış bu... Şimdi söyleyeceğim şey, canlı dediğin şey, bilgi, yani enformasyonu alan ve yayan. Her organizmaya canlı demeliyiz gibisinden bir şey söylenmiş 1970'te ve bu kabul edilmiş, o zamandan Nobel Ödülü almış. Okan Baligan'da diyor ki, bu durumda yapay zeka bir canlı mıdır?

Çünkü enformasyonu alıyor ve geliştiriyor da bunu. Şimdi bilmiyoruz tabii. Türkiye Hoca da en azından benim dinlediğim kısımda böyle bir şey söylememiş ama gel bak bir dahaki sefere bir gün bunu tartışalım. Yapay zeka canlı mıdır? Yapay zekanın hakları var mıdır? Yapay zeka avukat tutabilir mi? Veya biz yapay zekaya dava açabilir miyiz? Bak bir gün bunu tartışalım. Bir sonraki bölümde onu tartışalım. Olabilir. O zaman bu bölümden herkese hoşça kalın diyelim mi? Olur.

İstersen diyelim abi, tamam. Hoşça kalın diyelim. O zaman hoşça kalın diyelim. Bakacağız da bu serbest saatte. Aslında bir futbol yorumcusuyla bir reklamcının sizin yarım saatinizi alıp belki bir şekiller katma amacıyla yola çıkılan programda. Bugün biraz canınızı sıktıysak kusurumuza bakmayın. İnşallah diğer programlarda daha keyif verici şeyler konuşuruz. Sevgiler, saygılar, hoşça kalın. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)