Podcast

Transfer ve Zombi Salgınları

Bakıcaz

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Transfer sezonunun büyüsüne kapılıp rasyonaliteyi rafa mı kaldırdık? Yoksa zaten uzun süredir post truth çağının içindeydik de, şimdi iyice mi saçmalıyoruz? Serdar Ali Çelikler ve Korhan Yılmaz, bu bölümde hem milyonlarca yıllık zombi mantarını, hem milyon euroluk futbolcu avlarını masaya yatırıyor. Gerçek nedir, efsane nerde başlar, biz neye inanıyoruz? Hepsine bakıcaz.













Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.638 kelime · ~23 dk okuma

Kod.be Media'nın sunduğu podcast'imizden, Bakıcaz'dan herkese tekrar merhabalar. Gösterdiğiniz ilgi için son derece teşekkür ediyoruz. Çok mutluyuz. Kod.be Media'da biz de sizinle birlikte buluşmakta. Bu podcast'e, Bakıcaz'da sizlere seslenmekten son derece keyif alıyoruz. Artık bu yaz dönemi tatiline girmeden evvel son yayınlarımızı yapıyoruz. Korhan Yılmaz, sevgili dostum, partnerim burada. Merhaba Korhan'cığım, hoş geldin. Merhaba, hoş bulduk abi.

Ne yapıyorsunuz? Nasılsınız? Ne var ne yok? İyi misiniz? Neden çoğul konuştun abi? Genel olarak bir sorayım dedim öyle. Genel bir sorayım iyi misiniz falan, hoş musunuz diye. İyiyiz abi. Bu çok izleniyoruz, dinleniyoruz dedin de bize hiç reklam teklifi vs. gelmiyor abi. Doğru mu bu rakamlar? Bilmiyorum ki. Patron çok iyisiniz diyor. Şöyle iyi, böyle iyi bir şeyler diyor. Rakamları da söylemiyor. Biz de iyi peki diyoruz. Şimdilik devam ediyoruz bakalım. İnşallah iyiyizdir yani. Bize yürü desin yürüyelim abi. Doğru söylüyorsun. Transfer dönemi başladı. Hızlı başladı gibi ama sonra durdu. Evet ilk defa Haziran ayında bir yıldız transferi gördük ama ondan sonra tamamen sular duruldu. Yani hiçbir kulüpte hiçbir hareket yok. Galatasaray Leroy Saray'ı aldı ve tamam dedi. Neredeyse hani bir giden de yok yani.

Şey olur, dersin ki şu oyuncuyla yollarımızı ayırdık. Bu arkadaşımız şuraya gitti falan. Fener'de zaten hiç yaprak kımıldamıyor. Beşiktaş da Hakez abiyle her gün bir haber çıkıyor. Şunla yollar ayrılıyor, bu gidiyor. Şunu satmaya çalışıyorlar, bunu almaya çalışıyorlar falan gibi. Galiba Beşiktaş da sağ bekçisinden sonra ayrılık gerçekleşti. Trabzonspor'da bir hamle yok. İşte Uğur Can Çakır'ın İstanbul'a belki Fenerbahçe'ye transferi söz konusu falan. Ama hep böyle bir gündem var ama hareket yok. Evet, belki şeyden de kaynaklanıyor olabilir bu FIFA Kulüpler Kupası'ndan diyeceğim de pek de alakası var mı bilmiyorum. Valla onunla hiç alakası yok. Hani Avrupa piyasasında mesela transfer var. Liverpool üçüncü transferini bitirmek üzere. İki tane önemli transfer yaptı. Aa evet. Üçüncüyü bitirmek üzere. İşte Manchester City iki tane oyuncu çat çat aldı. Eksiklerini tamamladılar. Efendim işte biraz Arsenal her zamanki gibi nakıs, nakıs bekliyor. Inter bir oyuncu aldı, bir iki oyuncu aldı. İşte belki Hakan'ı gönderecekler Galatasaray'a ki ben o transferin olacağını düşünüyorum. Yani Hakan'ı tanıyanlardan aldığım bilgiye göre Hakan çok gelmek istiyor ve bu transferin olmaması için Galatasaray'ın çok isteksiz olması lazım. Özetle. Yoksa bu transfer olur. Galatasaray çok isteksiz olmazsa o zaman bu transfer olur. Bir takım Galatasaray taraftarı isteksiz aslında. Hakan iyi bir oyuncu da ben Regista denilen pozisyonun İtalya dışında hiçbir yerde kalmadığını düşünüyorum. Registaların da Dünya Futbolu'nda bir tek İtalya'da iş yaptığını görüyoruz. Amrabat işte. Fiorentino'nun bir numaralı Registası'ydı. Olmuyor işte. Pjanic mesela Beşiktaş'ın ne kadar kaliteli, yetenekli bir oyuncuydu. Burada olmadı. Pjanic Pirlo'dan sonra Juventus'un Regista olarak kendi takımında tutmaya çalıştığı bir oyuncuydu.

Transkriptin tamamını oku

Hakan da çok iyi bir rejista ama rejista kalmadı. Yani rejista dediğimiz nedir? Hani bizim programımızı hep böyle çok sağlam futbol izleyicileri de dinliyor da sağlam futbol dinleyicisi olmayan ve bizi dinleyenler için açıklayalım. İki tane stoperin veya üç tane stoperin defans hattının önünde topu alıp oyuna sokan oyun kurucu ya rejista hani rejisörden geliyor. Yönetmen demek yani. Yönetmen pozisyonu, savunmanın hemen önünde oynayan orta sahavcısı. Çok defansif özellikleri olmayan, ayağı çok iyi, uzun top atabilen, oyunu kurabilen. Oyun görüşü iyi. Tekniği yeterli bir yönetmen deniyor. Aslında regista dediğimiz pozisyon bu. Ama dünya sporunda registaların İtalya dışında hiçbir yerde kullanılmadığını da görüyoruz. O yüzden Hakan iyi bir oyuncu, çok da iyi bir regista.

Gelse iş yapar. Ama hani Türkiye'de böyle bir oyun oynanıyor mu? Oynanmıyor. O yüzden bilmiyorum ne kadar etkili olur. Dolayısıyla ben kendisini çok sevdiğim, şahsen de sevdiğim bir adam. Hakan tanıyorum da, tanışmışlığım da var. Çok sevdiğim bir çocuk. Yetenekli de bir oyuncu ama dediğim gibi pozisyonu itibariyle Türkiye'de ne kadar iş yapar onu bilmiyorum. Milli takımda da biz bu nedenle onu tartışıyoruz zaten.

Bir de şeye benzetiyorlar ama ben mesela benzetmiyorum. Mesut Özil'le kıyaslıyorlar. Hiç alakası yok. Mesut Özil'in kariyeri biraz daha düşüşe geçmişti geldiğinde. Artık yani futbolunun son zamanlarıydı. Hakan öyle değil. Aynı karakter değiller. Aynı futbolcu değiller. O yüzden bu kıyaslamayı ben doğru bulmuyorum. Transfer meselesini bir şey yapmak istiyorum abi sana. Yaprak kımıldamaması, biraz da biz şey yapıyoruz ya abi her sene başı, yapboz tahtası gibi her şeyi baştan sona yaptığımız için aslında normalde 1-2 transferli sezonlar geçirmemiz gerekirken herkes 8-10 tane futbolcu beklediği için durgun da geliyor olabilir mi bize diye sana sorayım. Çünkü hep baştan yapıyoruz takımları sanki her sene.

Çok doğru bir şey söylüyorsun. Yani iki yıl üst üste şampiyon olmuş bir takım Galatasaray. Devre arasında yedi tane oyuncu aldı yani. Ve hala. Yedi tane oyuncu aldı abi. Devre arasında yedi tane oyuncu aldı. Yani transfer birazcık bizde şey abi, piyasa hareketlensin. Biz para harcayalım, piyasa hareketlensin durumu yani. Biz kadro kuralım, kadromuz yeterli falan. Liverpool geçen sene sıfır transferle şampiyon oldu biliyorsun. Evet. Sıfır transferle.

ve bütün harcamayı bu sene yapma kararı aldılar. 200 milyon euro, 250 milyon euro bütçe ayırdılar. İşte bu kerkeşi de alırlarsa yaklaşık 240 milyon euroyu harcamış olacaklar. Bir tane de stoper alıp bitirecekler yani. Yani işte büyük takımlar genellikle böyle yapıyor ama hani 10 tane futbolcu alacağımız bir sezon falan öyle bir şey yok ama yani devre arasında 7 tane oyuncu almış. Geçen yılın şampiyonu hala diyor ki en az 5 tane lazım falan. Yani ben anlayamıyorum yani. Geçenlerde Cesk Fabrikası'nın bir söyleşisine denk geldim bu transferle ilgili. Şimdi diyor yani siz Barcelona'da hemen La Masia'yı övüyorsunuz, altyapıya bakıyorsunuz diyor. Şimdi La Minya maldan, Pedri'den şuradan buradan belki yüzlerce milyon euro para kazanacak Barcelona diyor. Ama bunu diyor para harcayamadığı için bu buna sebep oldu. Eğer Barcelona'nın yasağı olmasaydı yine Ronaldinho'ların neymarları görecektiniz kadroda ve o altyapıdan o parayı kazanamayacaktı. Barcelona o kadar bildiğiniz gibi bir yerde değil dedi. Çok doğru. Şey diyor işte yani zor zamanlarda insanlar bir çare buluyorlar. Ferah ve bolluk zamanlarında yani nasıl akıyor ya falan deyip işte. Akıyor bu akşam maşallah diye. Ondan sonra parayı harcıyorlar abi. Dediğin doğru. O zaman gidiyor işten Eymar'ları, Ronaldinho'ları, şunları bunları alıyor. Çok doğru söylemiş. Yani mecburiyet insanları, kulüpleri, şirketleri, ülkeleri mecburiyet bir süre kalkındırıyor. Yani Atatürk döneminde şimdi

Mustafa Kemal Atatürk'ü çok az tanıyoruz aslında biz. Yani Mustafa Kemal Atatürk'ün askerlik kısmını çok az biliyoruz. Devlet adamlığı kısmını çok yüzeysel biliyoruz. 1916 sene boyunca, 1938'deki vefatından geriye doğru 16 sene boyunca, 16 yıl boyunca Türkiye ekonomisini %5 büyüttüğünü bilmiyoruz mesela. İstikrarlı olarak her sene. Ve o şartlarda. Ve o şartlarda. Yani her sene yüzde beş. Yani her sene yüzde beş ne demek abi? Her sene yüzde beş ve üstü. Yani her sene yüzde beş ve üstü yani. En az yüzde beş. Üstelik bunların içinde 1929 dünyanın en büyük krizi. Yani ikinci dünya savaşına neden olan Kara Perşembe. Bir öncesinde birinci dünya savaşı 14-18. 29'daki Amerikan borsa krizinin ekonomik büyük buhran, büyük buhran adlı adlandırılıyor biliyorsun. Onun olduğu senede dahil %5 büyüktür yani. Böyle bir şey olabilir mi? İnanılmaz bir şey. Bu bitiyor ve onun üzerinde her sene %5, 5, 5, 5 ve en az 5. Yani 5 ve 5 üstü.

6'sı var, 7'si var. Diyorlar ya işte 60 tane fabrika işte, 50 tane bilmem ne kurdu. Şu oldu, bu oldu falan. İşte o zor zamanlar. Zor zamanların mecburuz çalışmaya dönemi. Refah zamanı, refah zamanı insanlar da, ülkeler de, kurumlar da, kulüpler de kendini salabiliyor.

Yani Atatürk'ten geri geleyim. Ben mesela bu tip konuşmalarda hani bizim ülkemizdeki transfer mevzusunda muhabbetine de hastayım. Projeyi çok beğendi oyuncu. Ne projesi var mesela bunların abi? Yani ben hiçbir proje göremiyorum. Bunu sadece Fener, Galatasaray vesaire üzerine demiyorum. Yani gelen oyuncuya böyle bir şey söylettiriyorlar. Ortada bir proje yok. Bir satın alma var yani. Sürekli bir ekonominin dönme şeyi var. Bir planlama dahilinde olduğunu düşünmüyorum birçok şeyin ben.

O şöyle, şimdi baba diyorlar, sen bizim kulübe gel. İşte biz seneye ligimizde şampiyon olacağız. Seni çok seveceğiz. Şöyle bir evde yaşayacaksın. Özel şoförün olacak. Hanımım ve çocukların için okullarımızı halledeceğiz. Hanıma da işte özel bir yardımcı, bakıcı, makıcı bir şey atarız. Sen kafayı yorma. Gerekirse yenge hanıma da bir araba çözeriz. İşte çocuk küçükse anaokuluna kreşi, bakıcısı vesairesi falan hepsini hallederiz abi. Acarkent'te bir ev ayarlarız. Tabii tabii villanda oturursun ya da işte Florya'da, Acarkent'te neyse. Yılda 4 tane de sana business, first class bileti de ayarladık. Bunun yanı sırada anan, baban, bacın, kardeşin, efendime söyleyeyim varsa kankan, şuyun, buyun. Birileri de gelecekse biletlerini söyle biz halledelim. Gitsen de biz de oyuna haftada 3 gün sağlam idman yaparız. Geri kalan 2 günler idare ederiz. 4 gün idman yaparsın yani. 4 günde öyle düşün sen. 3 tam, 3 tam bir yarım idman yaparsın. Baba vize çık yani, 2 böyle şov yap. Yeter baba.

İşte projeyi beğendim bu. Şimdi sen o zaman bu projeyi beğenmez misin? Bir de 15 milyon euro diyor mesela. Beğenirim abi çok da hoşuma gidiyor. Ben hastası olurum.

Hastası olurum ya. Bu projenin ben de hastası olurum. Bana öyle bir proje anlattılar ki. İkna oldum. Ona reddedemeyeceğini teklif yaptık. Yılda baba sana Bayer Münih vermiş 5 milyon euro. Çıkmış sana maksimum 6 milyon euro net ücrete. Galatasaray diye bir kulüp var İstanbul'da. Sana 3 senelik 14 milyon euro öneriyor. Boğaz'a, Nazire'ye öneriyor. 14 milyon euro. 6 nerede? 14 nerede? 3 kere 8, 24 milyon euro. Daha fazla para kazanacaksın.

Bayanında kalmaya göre. E o zaman abi projeyi öyle de beğenirsin ki. Bir de İstanbul güzel şehir abi. Paran varsa en güzel şehir. Fıstık gibi şehir. Kesinlikle öyle. İşte geleceksin sevgilinle ki sanenin bildiğim kadarıyla çocuğu da yok. Geleceksin sevgilinle, eşinle neyse yaşayacaksın abi. Manav'a gitsen para almayacaklar. Bakkal, çakkal para istemeyecek. Hayat rahat geçecek. Özel şoförlü bürümüşlerin olacak. Al sana proje abi. Bu projeyi beğenmeyeceksin. Ne yapacaksın yani?

Aynen öyle zaten biz de özellikle Erden Timur'un bu çıkışından hani olayları kırmasından sonra ultra transferlerden sonra biraz şey gibi olduk abi sanki yani Avrupa'da modern futbola ayak uyduramayan hem mental hem fiziksel olarak maaş yükü çok olan yıldızların Star Wars olsa yıldızların çöplüğü gibi yani çöplük de demeyeyim o biraz garip oluyor ama yani oradan kurtulmak için bizi seçtiler gibi yani biz parayı Avrupa'ya akıtıyoruz. Bu kariyerinin sonundaki arkadaşlar buraya geliyorlar. Tabii Arabistan'a gidenler gibi de değil. Biraz yine performansları var ve Avrupa kendini yeniliyor, hücre değiştiriyor. Sürekli genç, atletik takımlar kuruyor ve oyunun yönünü belirliyor. Biz hep o Katar'ın trenini arkasından takip ediyoruz. O yüzden sanki bu transfer politikasıyla Avrupa'da başarı falan zor gibi geliyor. Yani işte zaniyola bir fırsattı. Her ne kadar bir takım mentalite sorunları yaşıyor olsa da

Ondan bahsediyorum, evet. O bir fırsattı, o simen bir fırsattı genç yaş itibariyle ama geri kalan dediğin doğru. Artık son dönemine gelmiş, son dönemece girmek üzere olan. Oyuncuların tercih ettiği, Katar'dan önce, Arabistan'dan önce tercih ettiği bir noktaya doğru geldik. Bu da doğal, bu da doğal. Şundan doğal. Yani senin lig olarak bir değerin olmadığı için sen de değerini parayla kapatmaya çalışıyorsun. Şimdi bugün Dubai dünyanın en büyük finans merkezlerinden bir tanesi. Abu Dhabi ve Katar da öyle. Yani böyle konumlandırdılar kendilerini ve şimdi oraya gittiğin zaman 3 misli fazla fiyat çekiyor mesela. Öğretmen istiyorsun bilmem ne kolejine, Fransız kolejine. Dubai Fransız kolejine öğretmen istiyorsun. Dubai İngiliz kolejine öğretmen getireceksin. Mecbursun 3 misli 4 misli para vermeye. İşte o Dubai farkı, Katar farkı yani doğu görevi. Bizde de Doğu görevine gidenlere ekstra para verirlerdi eskiden memuriyette. Hala öyle midir bilmiyorum. Galiba hala öyle. Doğu görevine gidince yüksek para alırsın. Bu biraz doğal. Ama bu çılgınlık nereye kadar sürecek? Türkiye'nin ekonomisi belli, cari açığı belli, enflasyonu belli. Leon hüküme düşürdüler. Yani bu çılgınlık nereye kadar sürecek bilemiyorum ama işte Fransa ne yapıyor? Lyon'a ki en harbi Fransız yani Paris Saint-Germain falan öyle yani o ne kadar Fransız tartışılıyor. Yani hakikaten Fransa'nın en büyük iki kulübünden birisi yani birisi Saint-Etienne'si öbürü de Lyon tarihsel olarak. Baba diyor seni düşürdüm diyor senin diyor finansal durumun bizim ligimizde. İdare edecek seviyede değil. İdare edecek seviyede değil diyor. E sen bu Avrupa'nın beşinci büyük liginden söz ediyoruz. Ve adamlar şunu demiyorlar. Baba lan Lyon'u da kaybedersek biz zaten beşinci ligiz. Dördüncü lig olan Almanya bunun desteğiyle aramızdaki fark daha da açılır falan demiyor yani.

Hiç umurlarında değil, evet. İşte fair play böyle bir şey tabii. Bizde korkunç bir gelir adaletsizliğiyle bir buçuk takım besleniyor. Bir buçuk takım. Bir tanesinde tabii çok ciddi bir bürokrasi ve şey desteği de var. Bu bir gerçek. Hükümet sponsorları desteği var. Geri kalan herkes, tamam ya onlar da işte idare etsinler falan gibi oligarşik bir yapı oluşturuluyor. O zaman da diyoruz ki ligimiz niye kötü abi? Çok zayıf abi ligimiz. Falanca takım. Dört tane attık geçtik ya. Üç tane attık geçtik. O zaman dördüncü aydan sonra bu sefer diyorsun ki ligin rekabet seviyesi beni Avrupa'da bir yere taşımıyor. Bu kısım döngü de böyle devam ediyor yani. Çok kısa bir şey söylemek istiyorum. O konuda ufak bir itirazım var ama katıldığım yer de var.

Yani liglerde denge farkı bütün liglerde var. Yani Münih ile Freiburg arasında da var. City ile Brantford arasında da var. Bizdeki sıkıntı o küçük takımlar güçsüz artı küçük bütçelere rağmen istikrarsızlar. Yani sürekli dağılıp toparlanıyorlar onlarda. Yani düşük bütçeyle sabit kadrolar kurabilseler biraz daha rekabetçi olabilirler. Yani herkesde bir harcama hastalığı var.

Doğru mu? Çünkü harcama yapmazsan, harcama yapmayan... Mesela Kayseri Sporu, çağdaş atan hocayken, Kayseri Spor'da transfer yasağı vardı. Tahtası kapalı, değil mi? Kayseri Spor son derece başarılı bir sezon geçirmişti. Samsun'da geçen sene. 2 yıl transfer yasağı geçirdiği için 2 yıl harika bir sezon geçirmişti. 2 sene transfer yasağının sonunda cüme düşmekten zor kurtuldu, biliyorsun. Şimdi Hunsizinli'ye giden Sergei Yakirovich gelmese cüme düşmüştü Kayseri. Samsung Sport transfer yasağı geçirdiği sene ligi 3. bitirdi. Ve Avrupa Kupaları'na Beşiktaş'tan sonra katılacak yani. Daha üst seviyeden, daha ön elemeden katılacak. Bu sene transfer yasağı kalktı. Samsung Sport'un halini hep beraber göreceğiz. Çünkü bizde transfer yasağı beslenme çılgınlığına ödüşüyor. Bu belgesellerde var ya...

İşte somonlar bir yerden akın ediyor, ayı üstten avlıyor, efendim bilmem ne balığı alttan avlıyor, kuş geliyor oradan kopuyor falan. Festival oluyor orada. Hani orada bir beslenme çılgınlığı oluyor. Kuş bir yerden balığı kapıyor, ayı bir yerden kapıyor, efendim alttan bir takım yırtıcı balıklar kapıyor falan. Bizde de öyle yani transfer dönemi öyle. Baba ben bu sene iki tane transfer yapacağım beyler. Bir tane sol bekim eksik, bir tane de ayrılan santriforum var, onun yerine adam alacağım, aynı kadroyla devam edeceğim diyen yok.

Öyle olmayınca da dediğin doğru. Bu sefer her sene yap boz. Ya hoca yapamadı. Zaten transfer istemeyen hocayı menajerler anında yer. Transfer yaptırtmayan başkanı hoca göndertir falan. Şoför atladı, lastik patladı diye. Yani Türk futbolunda her zaman menajerler kazanıyor abi. Her zaman menajerler ve hırsız yöneticiler kazanıyor. Menajerlerle ortak. Hanuççular kazanıyor. Başka kimse? Komisyoncular evet. Kimse bir şey kazanamıyor abi. Komisyoncu nedir abi? Artı bir değer üretmeyen. Ali'yle Veli'yi tanıştırdım. Benim de hakkım %10 bala.

Bana da bir tabak cacık düştü diyor. Şimdi ben esas bir konumuza geçiş yapacağım ama aslında şunu söylüyorum abi sen pek yazın ara verdiğiniz için programları biraz ben Fenerbahçelilerin merak ettiğini düşünüyorum. İki tane sana sorum olacak. Bir Aziz Yıldırım'ın son açıklamaları. İki, Fenerbahçe'nin ciddi transfer isimleri için kısa bir yorum yapmanı istesem, hayır mı dersin? Sorduğun iyi oldu. Aziz Yıldırım'ın açıklamaları beni bireysel olarak şeyden takip edenler, futbol yayınlarından takip edenler, ben ısrarla neredeyse Mayıs ayından beri şunu söylüyorum. Bir, seçim yok. Fenerbahçe'de bir seçim falan, Eylül'de yok öyle bir seçim. Alınmış bir seçim kararı yok. Eylül'de seçim var, bir yanılsama.

Yok öyle bir şey. İki, Aziz Yıldırım aday değil ki. Aziz baba gel bizi kurtar falan. Yok kardeşim öyle bir şey. Ama o oy rakamını söylediğinde neyi kastetti? Yok yani 16.545 diyerek aslında zımnen Ali Bey'e destek verdi diyorum. Çok net şunu söylüyor. Ya beni seçin, ya Ali devam etsin diyor.

Yani aslında burada bencilce de sayılabilecek, hak da verilebilir bir durum var. Diyor ki kardeş, beni diyor desteklediniz, başkanım oyumuz sana, başkanım oyumuz sana dediniz. 12 bine 10 bin kazanacağımı hesap ederken 16 bine 4 bin kaybettim 2018'de. En az 6 bin kişi, en az 7-8 bin kişi beni sattı. İkinci seçimde de beni yine itelediniz, gel bizi kurtar dediniz. Stat'ta yuhaladınız. Geçen sene. Geçen sene de yine 16 bine 10 bin. Yine bu adamı seçtiniz kardeşim. Yine sen bana en az 3500 fark attırdınız. Şimdi yine gel gel diyorsanız, o zaman beni seçeceksiniz. Bu tarafıyla anlaşılabilir ama bencilce bir tavrı var. Ve de zımnen Ali Koç'a destek var. Diyor ki, ya beni seçin, ya Ali devam etsin. Yani Hakan olmaz diyor. Saadettin olmaz diyor. Mahmut olmaz diyor. İşte Mahmut olmaz diyor. Potansiyel adayları sayıyorum yani.

İlhan olmaz diyor. Ama gençlere diyor ki siz çıkın. Bir de yarım ağızlı diyor ki siz çıkın. Şimdi kasaba düğünlerinde, köy düğünlerinde özellikle katılanlar, misafir olanlar şahit olmuştur. Düğüne gidersin, düğünün başına da kasabanın ağası gelir ya da köyün ağası, en önemli adamı gelir. Muhtar olabilir. Muhtar falan değil ama ağa.

İşte muhtarın masasına olur muhtar nasılsın falan der. Ağam hoş geldiniz beş gittiniz. Nikah kıyılır. Gelinle damat önce ağanın masasına gelir. Ağa takısını takar veya ne bağışlayacaksa bağışlar. Tebrik eder genç çifti. Biraz daha oturur. İşte anayla babayla konuşur. Sonra kalkar gider mesela. Yarın bir saat sonra gider. Hadi bana eyvallah der gider.

O gittikten sonra gençler eğlenmeye başlar. Ağa gitti Nassar'ı yani. O gerginlik izleme şeyi kalkar, doğru söylüyorsun. Şimdi Aziz Bey de çöy düğündeki ağa gibi. Ben de diyorum ki ya kalk git kardeşim. Millet bir eğlensin, gençler bir eğlensinler. Tamam mı? Hani sen gençler hadi sahne edemenle olmaz seni. Sen gitmeden bunlar çıkmazlar. Aynen öyle.

Ya da de ki yok ben buradayım de. Kalk beraber eğlenin yani. Ya ben buradayım de abi. Ben dedim ya sabaha kadar oturacağım burada de. O zaman yani... Millet bilsin. Bu bir öyle bir böyle olmuyor işte yani. Böyle böyle olmuyor. O yüzden Aziz Bey'in durumu şu anda budur. Buradan da en çok yararlanan düğün sahibidir yani. Düğün sahibi kim? Ali Bey. Yani şu anda ağız ağız nasılsa burada. Başka genç çıkmıyor ortaya. Ağız da orada oturuyor. Hem de kendisi de kalkmıyor oynamaya.

Kesinlikle rahatlatmıştır bu. Dolayısıyla bu. Ha gelelim büyük isimlere falan gitmiyor Fenerbahçe öyle büyük isim falan. Ceydıl Sanço tabii önemli oyuncu falan. John Duran keşke olsa mesela yapabiliyorlarsa büyük iş. Ben Uğur Can Çakır'ı da isterim. Çünkü Fenerbahçe'nin Trabzonspor'dan alıp da kötü çıkan, boş çıkan hiçbir transferi yoktur benim çocukluğumdan beri. Ne kadar bu Osman Denizci'den beri hatırlarım. O Osman vardır. Küçük Şenol vardır. Şenol Usta Ömer. O gün Abdullah gelmiştir. Trabzon zaten fabrika gibi bir şey abi. Mehmet Aurelio gelmiştir. Yani Fenerbahçe'ye Trabzon'dan gelip de fayda sağlamayan belki bir Sosa'dır. Novak bile katkı vermiştir. Ve genellikle de Trabzon'dan gelen futbolcular Fenerbahçe'de şampiyonluk görmüştür. Sosa'yla Novak görmedi bir tek. Bir sene oynadılar. Onda da Emre Belozoğlu'nun işte Sivas Sporu yenseydi şampiyon oluyordu Fener'e yani. Son bir an önceki haftaya getirmişti yani iş.

Bir küçük Orhan vardı o ama Fener'e değil Beşiktaş'a gitti galiba. Orhan Kaynak Beşiktaş'a gitmişti evet. Doğru o geldi aklıma da. Onun abisi vardı Kayhan. Kayhan Kaynak yıllar evvel Fenerbahçe'de oynamıştı. Eskiden ne güzel abi böyle küçük Orhan büyük Orhan hep küçük büyük. Dolayısıyla Fenerbahçe mesela bunları yapabilirse Uğur Candır, John Durandır, Ceydin Sanço'dur oradan önemli transferler ama dediğim gibi herkesin İspanya'da çok sevdiğim bir İspanyolca şey var deyim var. O ne demek abi? Yani çok laf az iş gibi yani.

Atmaya, tutmaya geldim mi? Çok da iş nerede anlamında. Dolayısıyla hani Fenerbahçe'ye de şu anda görünen o. Dolayısıyla transfer döneminde de bir tek Fener'e de yani günahını almayalım. Hakikaten saraydan dışında Galatasaray'da da bir şey yok, Beşiktaş'ta da bir şey yok. Herhalde bir yere başlayacaklar. Bakıyoruz, bekliyoruz. Herhalde bence de Ağustos'a doğru. Bir de ben bu transfer dönemlerinde

Yani o kadar çok haber çıkıyor ki abi bu seninle daha öncesinde konuştuğumuz post-truth meselesi gibi. Yani herkes öylesine bir isim atıyor sanki ortaya ve günün sonunda artık neyin gerçek, neyin yalan olduğunu bilmiyoruz ama ben bir haber gördüm. Müsaaden varsa geçeyim. Futbol devam edelim mi yoksa? Post-Turut haberi neymiş abi söyle bakayım. Post-Turut haberi olarak değil de bunu ben öyle algılıyorum. Genelde şimdi... O habere geçme. Zaten Post-Turut döneminde yaşıyoruz abi. Trump diyor ki İran bize haber verdi. 18 tane füze salınacağım. Hiçbiri gelmeyecek baba sen merak etme dedi. God bless Iran filan dedi herif abi. Ondan sonra... İran'da diyor ki Katar'daki Amerikan üssünü yok ettik. Kahredici bir şey yolladık falan. Ulan hangisi doğru kardeşim?

Sesimleri de çok güzel abi. Fettah, fettah. Hani post-truth'ta yaşıyoruz. Şimdi bir taraf diyor ki, ulan işte İran vurdu kardeşim. İran vurdu lan işte. Katar'daki Amerikan üstünü vurdu baba falan. Amerika diyor ki, yo biz haber verdiler hiç kimseyle bir şey olmadı diyor. Dolayısıyla şimdi Trump mı doğru söylüyor, İran mı doğru söylüyor, bu da belli değil yani. Bu da belli değil. Bu post-truth meselesine girelim, güzel konu bu. Transfer dönemiyle çok şey hakikaten uygun. Ama bir ara verelim, ondan sonra devam edelim.

Transfer döneminde de öyle yani işte her gün biri geliyor. Yani aslında bir zamanlar yapılmıştı biliyor musun Berk? Ama tabii o şeyle ilgili, taleple alakalı bir şey bu. Bir gün, yanlış hatırlamıyorsam bir internet sitesi olabilir, bir gazete olabilir, tam mecrasını hatırlamıyorum, Chen yazmıştı. Transfer döneminde ismi çıkan oyuncular. 93 kişi Fenerbahçe'ye yazılmış. 87 tane Gagasaray'a yazılmış. Bütün medyada. 68 tane Beşiktaş'a yazılmış. Transfer dönemi bittiği gün Fener'e 4 tane gelmiş. Gagasaray'a 8 tane gelmiş. Beşiktaş'a da 3 tane gelmiş. Böyle bir haber yapılmıştı o zaman. Bayağı oluyor. Transfer yalanları nereye kadar sürecek diye.

Ama işte bu taleple alakalı yani. Millet izliyor. Her gün 21 kişinin ismini yazıyorsun. Her gün herkes okuyor. Yine sana geçen bahsetmiştim. Bu Rant, gerçi Rant'ın güvenilirliğini bilmiyor. Rant diye bir ajans var. Böyle raporlar hazırlıyor. Bu Rant, bu post-truth gerçekliğinin Sovyetler icadı olduğunu söylüyor. Tabii ne kadar güvenilir? Bak burada bile bu bilgiye güvenebilir miyim bilmiyorum. Tamamen bir araştırmak lazım. ama araştırmanın sonucunda onlara gidiyor. Yani post-truth aslında bir soruya cevap vermek değil. Ben diyorum ki senin saçın neden beyazlamış? Sen diyorsun ki senin saçın da beyaz. Yani soruya saçın neden beyazladığını söylemiyorsun. Hemen karşı bir argüman, kakafoni, olayı manipüle etme ve bununla ilgili 5-6 ayrı yerden farklı bilgiler pompalayarak bütün gerçekliği bulandırma işiymiş abi bu post-truth. Yani aslında şu andaki hani transferde de aynı şey var. Hükümetlerin uyguladığı politikalarda da aynı şey var. Yani sen soruna cevap alamıyorsun. Farklı farklı 8-10 tane sana sunulan gerçekliğin arasında kayboluyorsun. Bu sefer ne oluyormuş? Kişi otorite figürüne yakın oluyor. Yani otoritenin ideolojisine yaklaşıyor. Bu postrut gerçeklik yüzünden, gerçeğin bulanması yüzünden. İşte Bedir abi de, Bedir Baykan da diyor ya, biz aslında son iki senenin şampiyonuyuz diyor. Yani işte iktidara, otoriteye yaklaşma işte o. Evet, o kadar farklı şeyden değil mi? Tabii tabii. Biz o yüzden futbolu seviyoruz. Sonuç odaklı bir oyun ve sonuçta bir şey çıkıyor ortaya, bir skor tabelası çıkıyor. Diyor ki, sen bulsun kardeşim. O yüzden seviyoruz biz yani futbolu biraz böyle hani çok fazla eğilip bükemediğimiz için. Elinde sonunda bir sonuca erişebildiğimiz için. Şimdi birkaç bölümdür ya da bir iki bölümdür Trump'a da değiniyoruz da senin dediğin yani o postur şeyini o bile aşamamış. Ne diyor? Ateşkes imzaladık. Bir saat dayanamadılar diyor. Bir de küfür etti hatta yani açıklamada. Tabii tabii. Şimdi İsrail'e de sallıyor falan. Sonra God bless America, God bless İran, God bless İsrail falan diyor. Ondan sonra... Ya biri dedi ki, bu böyle manipülatör aslında. Hani para azalıyor filan ülkede veya kendisinin ve çevresinin parası. Sonra İsrail diyor ki sen bir iki tane füze müze sal da şu İran'a. İşte biraz borsa düşsün, petrol fiyatları düşsün.

Ya böyle anlaşıyor olabilirler gerçekten basit bir şekilde. Sonra hisse topluyor falan. Gerçekten olabilir biliyor musun? Hakikaten böyle bir çağda yaşıyor olabiliriz. Ya da daha stratejik bir analiz yapalım. İran'ın beklenmeyen derecede dirençli çıkışı, beklenmeyen derecede teslim olmayışı birazcık dinlenelim abi.

Yorulduk. Bir mola verelim. İsteğine de bağlı olabilir. Ama sonuçta hakikaten bize hep çocukken anlatılan bu kral çıplak hikayesi gibi en ufak bir kral çıplak kim ne zaman söyleyecek? Kral çıplak diyene inanacak mıyız? Mesela bir de o var şimdi. Kral çıplak dese mesela bir tane çocuk biz artık ona inanacak mıyız? Böyle bir çağda yaşıyoruz ne yazık ki. Yani kendi takımımızın dünyanın en büyük takımı olduğunu... Bir de böyle biz duygusu var ya, biz mesela adam. Biz şoförüz, biz biliriz. Sen kimsin ya? Ulan sen kimsin? Efendim senin takımındaki işte başkan veya ne bileyim en çok kazanan futbolcu kim yani? Biz nedir abi yani bu biz duygusu falan? Empatiden yoksunuz yani bu biz duygusu yüzünden. Aynen öyle, aynen öyle. Biz şöyleyiz, biz böyleyiz. Bırakın abi. Peki bu empati yoksunluğu yüzünden mi abi bu başımızdan felaketlere eksik olmaya? Bak sana bir haber gönderdim bugün. Diyor ki Çin'de bilim insanları 99 milyon yıllık bir kehribar fosilin içinde zombi mantar kalıntısı keşfetti ki ben bunu araştırdım. Evet böyle bir haber yayınlanmış Çin'de.

Bu mantar karınca ve sinek gibi böceklerin sinir sistemlerini kontrol edip yüksek irtifalara çıkmasına sebep oluyor ve orada ölmelerine sebep olup sporlarını yayıyor. Yani mantarın hayatta kalma biçimi konakladığı kişiyi delirtip öldürmek ve sonrasında yayılmak. Böyle bir haber çıktı. Yani bu Çin'de çıkan hayırlı hiçbir şey yok mu ağabey?

Şimdi bunu bilim adamları böyle bir şey keşfetmemişlerdir. Bu bilim adamları bunu bulmuş, yapmışlardır yani. Ha evet bulmuşlardır. Yani çehri barda böyle bir şey. Şimdi bu şey de başladı ya şimdi küresel ısınmayla. Ürettiler anladım. Küresel ısınmayla buzullar eriyor. Yeni mikroplar çıkacak. İşte tarihe karışmış mikroplar geri gelecek falan. Bunların hepsi laboratuvarda üretilecek pandemik mikropların nereden çıktığına dair bir gerekçe üretme mevzusu. Şimdi bu 28 yıl sonra diye çok yeni bir film geldi biliyorsun.

28 gün sonra, 28 hafta sonranın devamı. Üçüncü film. Evet, 28 yıl sonra. İşte pandemik bir dönem. Yine zombileşen insanlar. Bu zombi mombi filmleri geldikten sonra ben çok korkuyorum abi zombi işinden. İşte zombileştiren uyuşturucu, zombileştiren mikrop, zombileştiren virüs. Niye korkuyorum? Çünkü bir süre sonra zombiyi öldürmek zorundasın. Bir süre sonra enfekte olanları öldürelim deseler inanacak bir kitle de var. Yani bu bahsettiğin postulut. Postdort döneminde şimdi bir mikrop uyduralım diyelim ki mikrobun adı olsun ne olsun Elon Musk mikrobu olsun. Mikrob bir herif zaten. Elon Musk mikrobuna enfekte olan herkesi öldüreceğiz kardeşim. Bu bölümün başlığı da olabilir abi bu. Dava açamazsa eğer Elon Musk mikrobu diye. Kalbine bıçak saplamadan ölmeyecek bunlar. Elon Musk mikrobuna enfekte olan herkesin kalbine bıçak saplanmalı diye bir çubuksa zombileşirsiniz. Hepiniz zombi olursunuz. Hepinize alınmask olursunuz falan deseler buna inanılacak ciddi bir kitle olduğunu biliyoruz değil mi? Tabii ki. Bunu zaten kontrol edebilirler büyük ölçüde. Allah korusun. Ben zombi filmlerini severim. Senelerden beri George Romero ile beraber başladık. Film olarak kalsa ben de severim ama Dünyalar Savaşı Z'den sonra hatırla pandemi geldi.

Orada da İsrail kurtarıyordu, her şeyi biliyorlardı falan. Evet, evet. Kurtaramıyordu, İsrail de kurtaramıyordu. İsrail duvarlar ölmüştü. Doğru, duvarını yıkıyorlar. Çözerim demişti, çözememişti.

Halledemediler. Halledemediler. Dünya Sağlık Örgütü seçti, çözdü işte. Şimdi gene Dünya Sağlık Örgütü. 28 yıl sonra. Allah sonumuzu hayretsin. Ben 1-2 yıla yine böyle enfekte bir şey bekliyorum. Kapanmalar falan. Kapanma olur mu bilmiyorum ama bir şeyler bekliyorum. Yani benim dinlediğim bazı komplo teorisyenleri tekrar öyle şeylerin olacağını söylüyor ama bu kapanmanın bir viral şeyi yüzünden değil, teknolojik kesintiler ve aksamalar yüzünden olacak. Elektrik kesit.

Ya bunun sebebi biraz şeyden. İmmigrasyonu da engellemek için yani. Göçmenliği de kesmek için. Hani kapattık kardeşim. Dünyayı bir kapattık.

Dünyayı kapatacaklarına şöyle bir şey yapabilirler. Haftada dört gün çalışsak mesela da böyle şeyler olmasa. Bunu haftaya konuşalım. Bu benim ciddi projelerimden biri. Bütün dünyaya geldi de. Türkiye'de haftayı ikiye bölüyorum. Özellikle İstanbul'da. Pazartesi, Salı, Çarşamba belli devlet daireleri. Perşembe, Cuma, Cumartesi belli devlet daireleri çalışıyor. Dönüşümlü. Dönüşümlü. Saat 10'da başlıyor. Mesai 14'de bitiyor.

Ben Chet Cipiti'ye sordum bu uygulanabilir mi diye. IT işte böyle bilişim işleriyle uğraşan firmalar okey ama marketlerde falan olmaz diyor yani. Tabii marketlerde ikiye bölünecek. Saatlik çalışma sistemine geçeceğiz. Bunu konuşalım haftaya bununla ilgili fikirlerim var. Gelecek hafta bunu konuşalım. Bu haftalık herkese güzel transfer haberli, az zombi ve hastalık haberli bir gündem dileyelim efendim. Ne diyorsun? Aynen öyle abi. İnşallah halkımızı mutlu edecek transferler gelir. Başta Fenerbahçe taraftarı olmak üzere. Yine buradaki kinayeyi sezdim ama şimdi uzatmayacağım. Yok hayır mutlu olun istiyorum abi artık. İyi hadi bakalım. Efendim bakacağız da bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere diyoruz. Hepinize sevgiler saygılar hoşçakalın. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)