Podcast

Yaşananlar Normal Değil

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünya bu kadar karışıkken, yanıbaşımızda savaşlar yaşanıyor, bombalar patlıyor, insanlar ölüyorken; bizim normal hayatımıza devam etmeye çalışmamız ne kadar mümkün? Yakın İlişkiler'in bu bölümünde Gizem Sürenkök "hipernormalizasyon" kavramını odağına alarak son zamanlarda yaşananlar hakkında duygu ve düşüncelerini paylaşıp, bu sıkışmışlık içinde neler yaptığını aktarıyor.










Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.061 kelime · ~10 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün ben aslında çok başka konular hakkında podcast kaydetmek üzere stüdyoya gelmiştim. Ama ondan sonra yolda gelirken bana bir şey oldu. Zihnimde bir şey oldu yani ve asıl bunun hakkında konuşarak başlamak istedim. Belki sonra başka bölümlerde kaydederim ve siz onları sonraki haftalarda dinlersiniz. Ama bence bu hafta beni dinlediğiniz zaman bu konu hakkında konuşmamız gerekiyor.

Geçtiğimiz günlerde Instagram'da karşıma bir yazı çıktı ve o yazıda bir kavram gördüm ben. Kavramın adı hipernormalizasyon. Birazdan açıklayacağım ama beni o kadar yakaladı ki ve içimden geçtiğimiz süreçte neler hissettiğimi o kadar yakaladı ki bunu sizinle paylaşmam gerektiğini düşünüyordum bir süredir. Sonra dün akşam, bugün ben bu podcastı kaydederken 18 Haziran, Dün akşam ben yatmaya hazırlanırken artık gecenin bir vakti olmuş Twitter'da veya işte sosyal medyada dönen haberler içerisinde İran, İsrail'e nükleer füze mi atacak? Amerika, İran'a savaş mı açıyor? Gibi konuların böyle sanki yarın ne maçı var şeklinde konuşulduğu bir ortamda ben uyumaya çalışıyordum ve şeyi fark ettim

Yani bu artık çok anormal. Yani bizim dış dünyada bu kadar olağan dışı şeyler yaşarken iç dünyamızda normali sürdürmeye çalışmamız gerçekten çok anormal bir hale almış durumda. Bugün yolda gelirken stüdyoya Bütün bunlar zaten aklımda bir anda Barış Dirin'in Derinden şarkısı çalmaya başladı. Ben gerçekten böyle bir ne olduğumu şaşırdım. Ya zaten bu şarkıyı çok seviyorum ve çok sık sık dinliyorum ama böyle çok vurdu beni, derinden vurdu. Ve bu şarkıyla beraber işte bu hipernormalizasyon kavramı ve bu şarkı ve işte dün gece yaşadıklarım falan derken ben dedim ki bugün bunun hakkında konuşmam lazım.

Transkriptin tamamını oku

Önce açıklayayım, hipernormalizasyon nedir? Hipernormalizasyon aslında 2006'da Alexei Yurchağ'ın kitabında ortaya atılmış bir terim. Ve kitabın adı da çok enteresan. Everything was forever until it was no more, kitabın adı.

Bu kitap, Sovyetler Birliği'nin son dönemlerini aktaran bir kitap... ...ve bu terim de, hipernormalizasyon terimi de aslında bu dönemlerden ilham alıvererek geliştirilmiş bir kavram. Temelde şunu aslında Yurçak söylüyor, yani...

Bu Sovyet toplumunun son dönemlerinde aslında herkes o sistemin işlemediğinin farkında ve gerçeklerle bağın kopulduğunun farkında. Ama kimse alternatif bir yol göremiyor ve sistemi de çökertemiyor. Çünkü bireysel olarak bir sistemi çökertmek mümkün değil. O yüzden de herkes varlığını normalmiş gibi sürdürmeye devam ediyor. Yani bir yandan

Her şey farkındayız, diğer taraftan normalmiş gibi davranıyoruz. Yani böylece aslında toplu olarak sahte bir gerçekliğe katlanıyoruz. Bunu şimdi benden duyunca siz de şu anın tam olarak böyle olduğunu düşünmüyor musunuz? Yani dışarı baktığımızda, dış dünyaya, yani kendi içimizden çıkıp bir an için sokağa baktığımızda, mahalleye baktığımızda, şehre baktığımızda, ülkeye baktığımızda, dünyaya baktığımızda, evrene baktığımızda, O kadar çok yolunda gitmeyen şey var ki ve o kadar çok hani her şey normalmiş, her şey yolundaymış gibi sürdürmeye çalışıyoruz ki hayatımızı. Yani sanki böyle kendi küçük bubble'ımızda yarattığımız normalmiş gibi olan hayat içerisinde mutlu olabilirmişiz gibi. Ama bu böyle bir şey yok aslında. Yine tamamen tesadüf, dün psikologların ne kadar toplumsal hayattan kopuk olduğuna dair bir tartışma dönüyordu. İşte bireysel mutlulukların ön plana çıkmasıyla aslında ne kadar bireylerin toplumsal gerçekliklerden uzaklaştırıldığına ve bireysel mutlulukla bir yere varılmayacağına dair bir tartışma dönüyordu. Ben ister istemez bunu kendi zihnimde yaşarken de buluyorum. Yani biz bireyi kurtarmaya mı çalışıyoruz?

Ama bireyin bu kadar yoluna gitmeyen sistemler içerisinde bireysel mutluluğunu yakalaması mümkün mü gerçekten? Yani ben bugün buraya gelirken önüme belki 15 tane araba kırdı sinyal bile vermeden. Sağımdan solumdan motosikletler geçiyordu. Yolda, sokakta ezilmiş hayvan ölüleri vardı. Bunların içinden geçerken benim la la la la la ben çok mutluyum çünkü kendi hayatımda her şey çok yolunda diyebilmem mümkün değil bence. Zaten kendi hayatımda her şeyin yolunda olabilmesi de mümkün değil. Mesela ben bu ülkede yaşıyorum. Bu ülkedeki işte ekonomik problemlerin ortasında hayatta kalmaya çalışıyorum. Ya da bu ülkede çocuğum okuyor benim ve eğitim sisteminde ne kadar çok problem olduğunu

Hepimiz biliyoruz ama bir yandan bu kadar eleştirdiğimiz eğitim sistemi içerisinde 14 yaşındaki çocuklar bu pazar sınava girdiler ve çok zor olduğu söylenen sınavdan sonra hepsinin psikolojisi alt üst oldu. Bu hafta sonunda bir yanlış bilmiyorsam üniversite sınavı var mesela. Yani biz bu sistemi sürdürüyoruz ama bu sistemin yolunda gitmediğinde hepimiz biliyoruz. O zaman niye biz bu sistemde sürekli olarak bu sistem içerisine adapt etmeye çalışıyoruz kendimizi?

Ya da herkes kiraların çok fazla olduğundan yakınıyor ama hepimiz bunu sürdürmeye devam ediyoruz. Çünkü bireysel olarak çıkamıyoruz işin içinden ama tamam bu kabul. Ama içinde kalıp da kendi psikolojik sağlığımızı korumamız ya da normal devam etmemiz de mümkün değil ki. Bunu da kabul etmemiz lazım. Yani bazen bana soruyorlar, hocam bu devirde akıl sağlığımızı nasıl koruyabiliriz diye. Cevabı çok açık, koruyamayız.

Koruyamayız. Yani koruyamayızın peki sonucu ne? Yani hepimiz delirecek miyiz? Bu tabiri hiç sevmiyorum ama hani amiyane bir tabir olsun diye böyle söylüyorum. Hayır, tabii ki hayır. Ama bir yandan da hiçbirimiz bu hayatta böyle çiçeklenip coşmayacağız.

Hepimiz hayatta kalıyoruz. Maksimum bu. Üstelik bu bizim ülkeyle ilgili bir sorun değil sadece. Yani bazen bunu dile getiriyorum. Eminim podcastlerde de dile getirmişimdir daha önce ama çok uzun süre Amerika'da yaşadıktan sonra buraya döndüğümde şunu

Aşk çok fazla fark etmeye başladı ve beni çok rahatsız etmeye başladı. Bu ancak bizim ülkemizde olur. Hayır, bu her yerde olur. Her yerde oluyor. Şu an dünyanın diğer ülkelerinde durum iyi mi gerçekten? Gerçekten bu şekilde kandırabiliyor muyuz kendimizi? Yani birkaç tane, biraz olsun kendini sıyırmış ülkeyi saymazsak dünyanın her tarafı yanıyor.

Gerçekten yanıyor yani her tarafta problemler var. Ökçelik almış başını yürümüş durumda zaten savaş kapımızda yani dibimizde ya da sürüyle insan ölüyor hem savaşlarda hem hastalıklardan hem açlıktan, susuzluktan. Zaten iklim krizi almış başını gidiyor. Geçtiğimiz günlerde mesela önüme, yani bu da şimdi söyleyeceğim şey de o kadar anormal ki. Yani mesela Instagram'a giriyorum, bir tane birinin fotoğrafı, başka birinin paylaştığı psikolojik sağlıkla ilgili bir içerik. İşte güzel kediler, köpekler. Ondan sonra şak diye karşıma işte buzullar eriyor. Öyle olduğu için dağların üzerindeki buzlar eriyor ve sürekli çığlar düşmeye başlayacak. Zaten düşmeye başladı. İşte bazı yerlerde böyle ani çığ düşmeleri sonucu köylerin, kasabaların ortadan kalkması söz konusu. Bunu okuyorsun. Sonra devam ediyorsun hayatına. Yani... Nasıl? Gerçekten tam olarak nasıl? Ben... Ben kendi aklımı da anlayamıyorum. Yani artık öyle bir disasosyasyon ki bu. Yani gerçeklikten kopma hali. Bu oluyor ama benim bununla ilgili yapabileceğim bireysel olarak çok az şey var. O zaman devam et hayatına. Bir açıyoruz işte onlarca köpek bir tane torbanın içine doldurup öldürülmüş. İçimiz acıyor, paramparça oluyoruz. Ondan sonra iki dakika sonra hayat normal devam ediyor. Bu benim aklım almıyor bunu. Gerçekten yani bunu benden çokça işte akıl sağlığımızı nasıl koruyabiliriz dinlediğiniz noktada belki bunları duymak tuhaf. Ama bunlar da gerçeklik. Ve buna kendimizi kaptırdıkça bence hiç iyi bir yere gitmiyoruz. Çünkü

Bunun iç dünyamızda bir yankısının olmaması mümkün değil. Gerçekten değil. Tabii ki şey demeye çalışmıyorum. Yani bireysel hayatlarımız devam etmesin, dursun. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey zaten mantıklı da değil. Bir kere zaten sosyal medyanın bu kadar aktif kullanılması sonucu olup biten her şeyden bu derece haberimiz var. Yani dünya daha iyi bir yerde de giderek daha kötü bir yer haline geliyor ama biz bunun yeni mi farkına vardık? Yok.

Şey düşünüyorum, biz çocukken böyle daha mutlu, daha sakin bir hayatımız olduğunu düşünürken bu ülkede bambaşka karmaşıklıklar vardı. Dünyada yine bambaşka problemler vardı. Yine bir yerlerde savaş oluyordu. Şimdi... Bugün bunlar oluyor. Biz sadece daha çok haber alıyoruz. Daha çok gözümüzün önüne geliyor her şey. İşte Filistin'de öldürülen çocuklar, düşen bombalar, birinin mesela işte bugün yine sabahleyin okuduğun, birini sigara içerken uyardı diye o kişi tarafının öldürülen güvenlik görevlisi. Sokakta insanlara bir şey söyleyemez hale geldik. Haksızlıklarla konuşamaz hale geldik. Ama bunlar hiç mi yoktu? Bence vardı. Bu boyutta mıydı emin değilim. Muhtemelen değildi. Çünkü işte bu gerçeklikten kopuş hali bence böyle sirayet ediyor bize. Yani biz dış dünyada olan her şeyden etkileniyoruz tabii ki. Tabii ki etkileniyoruz. Ve tabii ki iç dünyamızda yerini buluyor bunlar. O belirsizlik hali. Korkunç bir belirsizlik hali.

bir kaygı topu olarak içimize yerleşiyor ve hiçbirimizin belki ne bileyim 5 sene önce 10 sene önce hissettiği kaygı miktarı değil şu anda kaygı miktarı hepsi daha yüksek ve bunun üzerine doğal günlülük hayatımızdaki kaygılar da ekleniyor ama hepimiz bir tetikte olma haliyle hareket ediyoruz Düşünsenize yani bir insan geceye, ertesi güne nükleer füze atılmış olabilir bilgisiyle nasıl başlayabilir ki? Hani sabah uyandığında böyle bir dünyaya uyanabilme ihtimali bir insanı nasıl rahat uyutur? O yüzden yani gerçekten çok zorlanıyorum. Ben bunu kendimle anlamlandırmakta ve içinde yaşamaya devam etmekte çok zorlanıyorum.

Ya da yani mesela siyaset konusunda bunu birçok yerde görüyorsunuz. İşte herkes siyaset konuşmamalı. Psikologlar siyasetten uzak durmalı. Sizin neyinize bir ideolojiye sahip olmak veya bir şey düşünmek. Tabii ki böyle bir şey yok. Siyaset hayatın ta kendisi ve psikologlar hayatın ta kendisiyle ilgileniyorlar. Tabii ki hepimizin bir siyasi duruşu var. Buna alenen bağırmak zorunda olmasak da. Ama hepimiz haksızlıklara karşı konuşmak zorundayız.

Ama şu anda söylemek istediğim şey bambaşka. Yani artık ne kadar gerçekten nasıl yönetildiğimizi belirleyebiliyoruz. Bunu sadece Türkiye özelinde de söylemiyorum ben. Yani mesela işte Trump geliyor ve bütün dünyanın dengesini altüst edecek kararlar verebiliyor.

Ya da işte ne bileyim, görüyoruz işte İsrail bütün dünyada yankılara uyanabilecek şeyler yapabiliyor. İsrail'in yaptıkları, mesela Amerika'da, üniversitelerin içerisinde öğrencilerin üniversiteden atılmasına sebep olabiliyor. Bu öyle bir dünya ki zaten herkesin ve her şeyin birbirini etkileyebildiği bir toplum içerisinde yaşarken, Bunların hiçbiri bize değmiyormuşçasına hayatımızı sürdürmek çok tuhaf. Gerçekten. Yani böyle mesela Maraş depreminden sonra bir süre herkes sustu sosyal medyada. Bir böyle sessiz kalındı. Büyük toplumsal olaylardan sonra bir süre sessiz kalıyoruz. Ama sonra yani bir şekilde hayat normal akışında devam eder hale geliyor. Nasıl? Yani

Bitmiyor ki orada bunların hepsi devam ediyor. Yani biz televizyonu kapatsak da işte telefonumuzun ekranını kapatsak da orada bütün bunların hepsi yaşanmaya devam ediyor. O zaman nasıl normal bir şekilde biz devam ediyoruz? Ve zaten aslında bu bağı koptukça, gerçeklikte olan bağı koptukça, hem öğrenilmiş çaresizlik yaşıyoruz. Ben ne yapabilirim ki? Yani bu podcast'ı dinlerken birçoğunuzun aklından bunun geçtiğine eminim. Benim de aklımdan geçmiyor değil yani. Bir yandan konuşurken, bir yandan şunu söylüyorum. Peki ne yapabilirim? Ben ne yapabilirim? Cevabını da bildiğim için değil bu arada. Öyle bir beklentiyle dinlemiyorsunuzdur umarım. Bu tamamen bir söylenme podcastı. Hayatta dair bir söylenme podcastı bölümü oldu. Yani o öğrenilmiş çaresizlik içerisinde... ...giderek duyarsızlaştığımız, tepkisizleştiğimiz... ...hatta kayıtsız hale geldiğimiz... ...yani zaten hiçbir şey değişmez duygusunun... ...böyle içimize iyicene yerleştiği... ...hayatta kalmaya çalıştığımız için... Yani çok yorucu sürekli bunları sorgulamak. Bir şekilde yani ben kendi hayatıma bakmak zorundayım. Kendi hayatımı sürdürmek zorundayım da kalmak daha kolay tabii ki. Ve yani daha kolay olmasının dışında daha sürdürülebilir de. Bir yandan da bizim kültürel kodlarımızda da hep şu olduğu için yani sabret, kabul et. Böyle gelmiş böyle gider de. Sen misin abi değiştirecek olan de. Böyle böyle. Ama ben o zaman neden varım bu hayatta? Yani benim varlığımın anlamı gerçekten bana çizilmiş ve çizimin içerisinde hiçbir payımın olmadığını daima hissettiğim bir sistem içerisinde var olmak mı?

Bana çizilen hatlar içerisinde yaşamaya devam etmek mi? Gerçekten bu mu? Dediğim gibi, bunun bir çözümü bende var ve sesi ödeyeceğim gibi bir duyguyla bu podcastı kaydetmiyorum. Ben kendi adıma bununla temasta kalmaya çalışarak başa çıkıyorum sanırım. Yani temasta kalmaya çalışarak. Kendi elimin dokunabildiği yerde bir şeyler yapmaya çalışarak. Elimin dokunamadığı yerlere uzanmaya çalışarak.

Biz de mesela mental sağlıkla ilgili en azından kendi başımıza uygulayabileceğimiz bazı yöntemleri daha erişilebilir hale getirerek ya da üretmeye devam ederek ya da benden sonraki nesillerin biraz daha belki farkında olmasını sağlayacak adımlar atmaya çalışarak, bir şekilde sesimi insanlara duyurmaya çalışarak, bildiklerimi paylaşmaya çalışarak bu bağı sürdürmeye çalışıyorum. Gerçekle bağı sürdürmeye çalışıyorum. Çünkü oradan kopup sadece kendime döndüğümde aslında ben kendi anlamımı, hayattaki anlamımı, hayattaki değerlerimi yitirdiğimi hissediyorum. En azından benim için. Normal, bu bana dikte edilen anormal dünyada bu dünyanın benim değerlerime uyumsuz olduğunu fark etmek ve buna rağmen orada direnmeye diyeyim, devam etmek. Bir şekilde konuşmak, yazmak, söylemek, bağırmak.

Söylenmek ve bir şekilde orada direnmeye devam etmek. Çünkü bence sorgulamak gerçekten cesaret istiyor. Ve en büyük değişim bir şeyler normalmiş gibi yapmayı bırakmakla başlıyor aslında. Umarım bu podcast size de temas etmiştir. Bir şekilde sizin yaşadıklarınıza da denk düşmüştür. Bir yandan bunu diliyorum ama bir yandan da ben o kadar büyük bir öfke ve üzüntüyle bu podcast'ı kaydettim ki sizin böyle hissetmiyor olduğunuzu da ummak istiyorum.

Ama bir yandan da bu öfke ve üzüntüyü hissetmedikçe bir şeylerin değişmeyeceğinin de farkındayım. O yüzden de belki de öfkeli ve üzüntülü olmak iyidir. İyidir, belki de değil. İyidir. Çünkü mış gibi yapmaktan vazgeçirir bizi. O yüzden sevgili dinleyici, eğer bu podcastı sonuna kadar dinlediysen sana çok teşekkür ederim. Bir sonraki daha normal podcastta görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)