Podcast

Yarım Kalanlar Tam Olsaydı Ne Olurdu?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Başlangıç daha keskin oluyor. Bitişlerse... Eksik kalıyor ve sen tam da orada kalıyorsun.





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.058 kelime · ~10 dk okuma

Kalbin onun çok sevdiğim bir sözü var. Siz her öykünün bir başı ve sonu olması gerektiğine mi inanıyorsunuz? İnanıyoruz galiba. Ama bazen bazı hikayeler bitmez. Çünkü bitmesi gerekmez. Ya da bitirmeye cesaret edemeyiz. O yüzden yarım kalırlar. Hep bir belki taşırlar, hep bir ya olsaydı kokarlar. Belki de en çok bu yüzden unutulmazlar.

Bazen ne olduğunu bile anlayamadan bir şey biter. Bazen ne olduğunu anlayamadan bir şeyin başladığı gibi. Hikayeyi yazan biz olsak da, biz olduğumuzu düşünsek de, sonunu ve başını bazen yazamıyoruz ama en çok da sonunu. Yarım kalıyor. Hatta bazen çok dolu olan o şeyler, her yerinden duygu, doluluk fışkıran o şeyler, bir cümle bile kurmadan bitebiliyor.

İnsan bazen sadece bir cevaba değil, bir vedaya, bir netliğe, bir sona ihtiyaç duyuyor. Ama hayat çoğu zaman sanırım bunu bize vermiyor. Bu lüksü bize vermiyor. Bu kadar doğal gördüğümüz, bu kadar ihtiyaç duyduğumuz bir şey bir lükse dönüşüyor ve hayat çoğu zaman bu lüksü bize vermiyor. Bazı hikayeler eksik kalıyor, bazı hikayelerimiz eksik kalıyor ve sen tam da orada kırılıyorsun.

Transkriptin tamamını oku

Eksik olan şey seni tamamlayamaz. Tanımlamaz ve tamamlayamaz. Ama sende bir iz bırakır. Ve o iz... Bilmiyorum, kalıcı olan, tamamlanan şeylerden bazen daha gerçek bir iz olur. Daha derin bir iz olur. Ve daha çok elimizle yokladığımız, daha çok dişimizle yokladığımız bir yara gibi, daha çok bildiğimiz bir iz olur.

Ve içinizden de bunu biliriz aslında, o ize dokunduğumuz zaman. Bazı şeyler tamamlansaydı büyüsünü yitirirdi deriz. Buna inanırız ve ben de inanırım bir anda, bozulsam da, üzülsem de. Bazı şeylerin tamamlanmaması gerektiğine inanırım.

Heidegger'ın da dediği gibi eksik şeylerde her zaman daha tam dersler vardır. Belki o izin tamlığına, gerçekliğine eksik olduğu için sahip olduğuma inanırım ve güvenirim. Ve zamanla bu belirsizlik, bu tamamlanmamışlık denen şey bir kutsallaşır. Çünkü bir keşke ile, bir iyi ki ile birleşiyor. Şöyle olsaydı, keşke şöyle olsaydı. Ya şöyle olsaydı? İyi ki öyle olmadı. İyi ki şu günü onunla görmedim. Ya da iyi ki o gün şöyle yaşanmadı.

Kutsallaşır çünkü bir yandan da gerçekleşmeyen şeyler hep kusursuz kalır. Tamamlanmayan şeyler hep kusursuz kalır. Belki de tam olsaydı ayrılık daha acı, hayal kırıklığı daha büyük olacaktı. Yarım kaldığı zaman içimizde bazen bir umut, bazen de bir yas oluyor. Ama yine de bir devamlılık oluyor. Tamamlansaydı daha mı iyiydi gerçekten? Bu soruyu bazen soruyorum. Yarım kalan ve beni acıtan şeyler için. Tamamlansaydı daha mı iyiydi?

Yoksa hayal ettiğimiz yerde kalmaları mı daha iyi? Kafamızda çeşitli şekillerde bitirebildiğimiz, çeşitli şekillerde ihtiyaç durduğumuzda sürdürebildiğimiz o şekilde bitmesi daha mı iyi oldu? Ama sanırım en zoru umutla, ilkiyle, keşkeyle birleşse de en zoru arkasından yas tutmak oluyor. Çünkü yarım kalan bir şeyin ardından yas tutmak çok zor. Çünkü tam olarak neyi gömdüğünü bile bilmiyorsun. Bilmediğin için ve bitmediği için de unutmamış sayılıyorsun.

Hatırladıkça da içini kurutuyor. Hiç yaşanmayan bir şeyin yasını tutmak bazen yaşanmış bir kayıptan daha uzun sürüyor. Bu çok acı. Hayatımızın içinde gerçek bir şekilde var olduğu sürenin belki üç katı, beş katı. Belki gerçekten hayatta o kadar iyi gitmeyecekti ama zihninde hep en iyi versiyonu kaldı. Bu yüzden tam olarak neyi gömdüğünü, neyin yasını tuttuğunu, neye tutunduğunu bile bilmiyoruz.

Hayal ettiğinle yaşasaydın belki daha çok kırılacaktın. Onu da bilmiyorsun. Ama işte hayal ettiğin aile kaldı ve durumuna göre, o an hissettiğin şeye göre hayalinde değişiyor. Mesela çok kötü bir gün mü geçirdin? Keşke burada olsaydı ve şu an biz devam ediyor olsaydık, bana destek olurdu diyorsun. Ya da çok iyi bir şey yaşıyorsun ama ben onu bununla yaşayamazdım diyorsun. Hep hayal ettiğin gibi kalıyor. İstersen daha kötü görüyorsun, istersen daha iyi görüyorsun.

Ama ne zaman zayıflasan, ne zaman düşsen ya da ne zaman çok yükselsen, boğazında bir yumru gibi sürekli aklına o geliyor. Ve hep şey diyoruz ya, o konuşmayı yapabilseydik, o son konuşmayı, ben o içimde kalanları söyleyebilseydim ya da o bana aslında ne olduğunu söyleyebilseydi, o konuşmayı yapsaydım belki de içim rahatlayacaktı, diyoruz. Ama belki de çok bozulacaktı her şey. Bilmiyorsun ki. Belki konuşsan sadece o kişiyi değil kendini de kaybedecektin. Bilmiyorsun ki. Çünkü bazı sessizlikler bitiş değil, koruma da olabiliyor aynı zamanda. Çünkü bazı cümlelerin, bazı soruların cevabı yoktur. Ya da cevabı vardır ama sen o cevapla ne yapacağını bilmiyorsundur. O cevaba hazır değilsindir. Ya da kaldıramayacağın kadar gerçektir.

Hani şimdi soruları yaşayın, zamanı geldiğinde cevabı yaşayabilir hale geldiğinizde yaşayabileceksiniz diye çok meşhur bir söz vardır ve her şey yaşanmak ister. Belki o anda sadece soruları yaşaman gerekiyordur. Cevaplarla zaten ne yapacağını bilmiyorsundur. Evet, yarım kalanlar bizi büyütüyor ama önce içimizi de bir yakıyor. Belki o yanmaya ihtiyacın vardır. Çünkü bilirsin ki hiçbir zaman tamamlanmayacak. Ama yine de bir yanın hep orada. Hep orada tamamlanmaya çalışıyor.

Çok yakın dönemde bir kitapta okumuştum. Çok büyük seçimler yaptığımız zaman bir tarafımızın hala geride bir yerde kalıp seçmediğimiz hayatı bizim adımıza yaşadığını hissedermişiz içimizde. Büyük seçimler hep böyle olurmuş. Aslında bir şeyi seçsen de bir yanın hep onu bir yerlerde tamamlamaya çalışırmış.

Bu da onun gibi bir şey. İçini yakması, bir tarafının hep orada olması, tamamlanmaya çalışması. Hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirsin. Ama her şey olmuş gibi hissettiğin o yarım hikayeyi de sırtında taşımaya devam edersin.

Sırtımızda taşıdığımız sürece bazen bozuk, bazen yarım, bazen olmamış, tamamlanmamış hikayeler bize genelde bozuk olduğumuzu düşündürebiliyor. Özellikle ilişkiler, açıklanmamış vedalar, yazılmamış son mesajlar, yapılamamış sarılmalar. Ama belki de şöyle düşün, o eksiklikle kendine bir alan açıyorsun. Bazen sonunu bilmediğin hikayeler sana iyi gelmiyor ama seni sen yapıyor. Bu çok acıdır ki. Eksik şeylerde daha tam dersler vardır, sözünden tekrar yola çıkarsak. Beni genelde tamamlanmış şeylerden çok, yarım kalan şeyler ben yaptı. Ya bir şeyin bitmemiş olması, o an o şekilde bitmemiş olması da bitmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu yarım kalmışlıkla vedalaştığımız zamanlar da geliyor.

İlla bir yerlerde sonsuza dek sırtımıza taşımıyoruz. Ama taşıdığımız sürece bizim içimizi yakmaya ve bizi şekillendirmeye gerçekten de devam ediyor. Bu onun hakkı mıydı? Bilmiyorum. Bazen böyle düşünürüm. Bu olay mı gerçekten benim içimi yakacak olan ve beni şekillendirecek olan? Bazen bozuluyorum. Beni şekillendiren olaylara bozuluyorum bazen. Bazen bu tamamlanmamışlık bende bir hayal kırıklığına denk geliyor.

Gerçekleşseydi hayal ettiğim gibi mi olurdu, yoksa daha mı kötü olurdu bilmiyorum ama bazen kanıma dokunuyor bununla şekillenmek. Hayaller de bazen gerçekleşince sonuçta hayal olmaktan da çıkıyor ve bazen yalnızca hayal oldukları için de güzel olabiliyorlar. Bazen derdim, bir şeyi çok istiyorum ama sonra duruyorum. Ben gerçekten o şeyi mi istiyorum yoksa fikrini mi seviyorum? Bunu çok uzun zaman ayıramadım. Ve bazen çok hayat kurtarıcı oluyor, bazen çok kalp kırıcı oluyor ama... Bir şeyi gerçekten mi istiyorsunuz yoksa onun fikrini mi seviyorsunuz? Bir şeyi sadece hayal olduğu için mi seviyorsunuz? O hayali mi seviyorsunuz ya da o hayalin içinizde yarattığı his, umudu mu seviyorsunuz?

Belki bu hayal ettiğin şey sürseydi ya da o ilişki sürseydi seni sen olmaktan alıkoyacaktı. Belki o çok istediğin konuşma gerçekleseydi karşındakini affedemeyeceğini anlayacaktın. Yani iyi ki tamamlanmadı mı? Yoksa neden mi yarım kaldı?

Bazen bu soruların cevaplarını verebilmek gerekiyor. Bazen ben özellikle şurada çok faka basıyorum. Ya bana kalsaydı o bitmezdi diyorum. Evet, bana kalsaydı o bitmezdi. Bana kalsaydı o yarım kalmazdı. Evet, çok güzel. Ama yarım kalmasaydı, sürseydi, ben kalır mıydım? Ya da kendine sor. O haliyle bu sürseydi, devam etseydi, geriye sen kalır mıydın?

Bazen tamamlanmak sadece daha çok hayal kırıklığı demek oluyor. Yarım kalmasa yıkardı ama yarım kaldığı için sadece seni içten ezdi. Böyle düşünebilirsin. Yarım kalmasaydı enkaz olacaktın ama sadece birkaç duvarın yıkıldığı gibi düşünebilirsin. Belki de o kavuşma gerçekleşseydi beklediğin gibi değil, beklemediğinden daha da sert ve daha da kötü olacaktı.

Bunu bilemiyoruz ama işte insan bazen bir ihtimali seviyor bir kişiyi değil ya da o ihtimal gerçekleşince anlıyorsun ki keşke hiç olmamış olsaydı diyorsun. İşte buralarda çok önemli. O hayale mi tutunuyorsun, o hayal mi seni şekillendiriyor, o fikri mi seviyorsun, o hissi mi seviyorsun yoksa gerçekten hayatının bir yerinde buna yer açmak mı istiyorsun? Çünkü bazen gerçeğe yerleştirdiğiniz zaman, entegre ettiğiniz zaman, unuttuğunuz o detaylarla birleştiğinde, keşke diyorsun ya, keşke hiç olmamış olsaydı. Kafamdaki haliyle çok güzeldi. Eskiden bir ilişkim vardı ve gerçekten umutsuz bir ilişki gibiydi. Birbirimizi gerçekten seviyorduk ama bir şekilde yan yana gelmemiz ihtimalsizdi seneler önce.

Ve bana şey dediğini hatırlıyorum. Ben çok sinirleniyordum. Sevgi yetmez mi? Sevmek yetmez mi? Birbirimizi seviyor olmamız yetmez mi? Neden bu kadar zor senin için? Neden tamamlanması bu kadar zor senin için? Sevgi yetmez mi? Ve o zaman anlamadım ama şimdi çok daha iyi anladığım bir şey söylemişti bana. Hayır, yani bunun tamamlanması gerekmiyor. Bunun yürümesi gerekmiyor. Ben seni seviyorum. Bir yerlerde hep seveceğim. Bunu kabul ediyorum.

''Ben bu hisle barıştım ve aslında bu his hoşuma da gidiyor.'' diyordu ve ben buna çok sinirlenmiştim. ''Hani sen yaşamak istemiyorsun bunu, sen bunu öldürmek istiyorsun, bitirmek istiyorsun.'' demiştim ama şimdi anlıyorum ki dönüp baktığımızda çok büyük bir şey hissettiği bir insanı kafasında bir anı olarak tutmak, zayıf anında ya da kötü anında ona dönmek ve hissizleştiğinde ''Ben birine şunları hissetmiştim.'' diyebilecek kadar bunu kabullenmek ve taşımayı seçmek,

Onun için bir yerde kusursuz bir şekilde bunu ölümsüzleştirmekti ve ben onu o zaman anlamamıştım. O benimle birlikte olmak, benimle devam etmek istemiyordu çünkü bir yerde en iyi halimin ya da kafamdaki en sevilesi halinin ya da onu en besleyen halinin o nokta olduğunu biliyordu. Yani ona göre sonu o olmalıydı, ona göre sonumuz o olmalıydı, o yarımlık olmalıydı. O zaman anlamamıştım. Ama şimdi çok iyi anlıyorum. Çünkü devam etseydik ne benim için o olacaktı, ne onun için ben o olacaktım.

ve o zor zamanlarında tamamlanmamış bu hikayeye tutunmayı gerçekten tercih etti. Son diye bir şey yoktur aslında ama iyi mi biter, kötü mü biter, nerede biter? Bazen yarım bırakarak sanırım buna karar veriyoruz. Belki yarım şeyler olmasaydı, belki bazı şeyler bu kadar yarım kalmasaydı biz de bu kadar büyüyemezdik, biz de bu kadar beslenemezdik.

Yarım kalmış bir şeyin içinde tamamlanma çabası bazen bizi hayatta tutuyor. Yarım kalmış bir şeyin içinde bazen dinlenmek bizi hayatta tutuyor. Bazen o yarımlıktaki yoğunluk hissiz olduğumuz zamanlarda ya da yorgun olduğumuz zamanlarda bizi hayatta tutuyor. Bazen tamamlanmayan bir hikaye en büyük öğretmenimiz oluyor. Çünkü o tamamlanmamışlık seni tam biri yapıyor. Bu çok garip değil mi? Yarım şeylerden birleşe birleşe gerçekten de tam oluyoruz.

Yarımıyla bile bizi bu kadar etkileyen bir şey tam olsaydı bize ne yapardı? Bazen bunu hiç düşünmüyoruz. Belki bizi gerçekten yok ederdi, ezerdi, geçerdi. Belki yarımını ancak kaldırabileceğimiz bir şey olduğu için bu kadar yarımdı. Belki her şeyi bu kadar ameliyat etmemek gerekiyor gerçekten. Yarım kalan şeyler bazen yıkmaz, inşa eder. Ama sessizce inşa eder, biz fark etmeden inşa eder.

Yarım kalmak bazen sadece tamamlanmamak değil de tamamlanmaması gereken şeyin o durduğu yer oluyor. Daha fazla gidemeyecek oluyor ve kendini inşa etmek için, hayatı inşa edebilmek için tamamlanması gereken bir şey oluyor. Yani benim ben olabilmem için bazen bir şeyin tamamlanmaması gerekiyor. Hayat bazen bazı sorunlara cevap vermez ve bazen biz cevap aramayı bırakınca hafifleriz.

Biten şeyler kapanır, yarım kalan şeyler sürer. Bu çok basittir. Yarım kalan her şey sürer. Ve biz bazen sadece sürdürmek için yaşarız. Çünkü bazı hikayeler sonla değil, sessizlikle biter. Yarım kalan bir şey seni neye dönüştürür? Tamamlansaydı seni daha çok acıtan bir şey bırakabilir miydi? Sende yarım kalan senden ne aldı? Ya da seni nasıl tamamladı? Bazen bunları düşünmek gerekiyor.

Bazen bunları anlamak gerekiyor. Bazen tamamlanmış olmasının bir yerlerde kaldırabileceğimiz ya da beklediğimiz şey olmadığını anlamamız gerekiyor. Tıpkı benim yıllar önceki erkek arkadaşımı şimdi anladığım gibi. Orada bırakmasaydık, çok güzel bir şey yaşamıştım diyemeyecektim belki. Ve belki bazen bazı şeylerin gerçekleşmesine de hazır olmuyoruz. Çünkü hayatımızın getireceği boşluğu, bir köpeğin kuyruğunu sürekli kovalaması gibi ve yakalayamaması gibi de düşünebilirsiniz bunu. Sürekli kovaladığımız bir şey olması, sürekli bir amacımız olması bazen bizi o kadar hayatta tutar ki, bir şey tamamlandığında ya da kapandığında ne yapacağımızı bilemeyiz. Bazen sürdürmek için de birçok şeyin yarım kalması gerekiyor.

Bazen bilmiyorum. Belki bilinçsizce de yarım bırakıyor olabiliriz. Belki karşımızdaki de bilinçsizce yarım bırakıyor olabilir. Ve böylece kendini sürdürüyor olabilir. Hayatı sürdürüyor olabilir. Sizi sürdürüyor olabilir. Fark etmeden inşa ediyor olabilir. Ve fark etmeden tamamlanıyor olabilir. O yüzden sanırım bazı şeyler, ''Yarım kalmasaydı ne olacaktı?'' diye düşünmek yerine, ''Tam olsaydı ne olurdu?'' diye düşünüp rahatlamamız gerekiyor.

Bazen yarım kalanın gücüne güvenmemiz gerekiyor. Bazen yarım kalanla yaşamayı bilmemiz gerekiyor. Önemli olanın da bu olduğunu düşünüyorum. Bugün yarım kalan şeylerimizi bir düşünelim. Belki iyi ki yarım kaldı diyecek bir şey buluyoruz. Çünkü ben bazen buluyorum. Bizi nasıl büyüttüklerini düşünelim. Ben bugün bu tarafımdan kalktım.

Kahvemi de daha içmedim. Umarım sana sarılabilmişimdir, umarım sana dokunabilmişimdir. Bugün benim için yarım kalan hikayelerine sarılmanı isterim. Çok öptüm, ihtiyacı olan alsın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)