
4.321 kelime · ~22 dk okuma
Peribacaları naber? Umarım sınavınız çok iyi geçmiştir. Geçmediyse de aman en azından sınav geçti. Gerçekten bir şekilde yol bulur, buluruz, hallederiz. Sorun değil bunlar. Hayat bir şekilde yolunu bulur eğer isterseniz. Tamam mı? Gerçekten söylüyorum bunu. Şimdi asıl konuya gelelim.
Bu arayı ne zihnim çok meşgul eden bir durum var. Ve yine otuz yaşımda, yirmi dokuz buçuk yaşımda bunun farkına varmış olmak hem iyi hem kötü. Evet biraz geç kaldım ama iyi en azından hiç bilemeyebilirdim, hiç bunu düşünemeyebilirdim. Arkadan biraz gün pat pat, gün pat pat, inşaat sesi gelebilir, yapacak bir şey yok, idare edeceğiz. Bugün arkadaşlar size çok özelimi açacağım. Ve bunu niye yapıyorum biliyor musunuz?
Çünkü gerçekten öğrenmeye çalıştığım başka bir konu var. Ve bunu en kısa ve en gerçekçi yoldan gerçekten sizinle öğrenebileceğimi düşünüyorum. Bu konuyu size açacağım, üzerine düşüneceğim, düşüneceğim, düşüneceğim. Sonra siz bana geri bildirimde bulunacaksınız, ben tekrar telepistinle konuşacağım falan. Çözmek istiyorum artık, yoruldum. Konu ne biliyor musunuz?
Aslında geçenlerde başıma gelen bir olay. Anahtar kelimeyi veriyorum. Kusurlar, sevilmek, kendimizi sevmek ve kusursuz olmak. Tamam mı? Hazırsanız başlıyoruz.
Doktor Gileç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Bak Pelin Hocam, bu bölümde benim hakkımda daha önce hiç duymadığın şeyler duyup şaşırabilirsin. Öncelikle böyle bir disclaimer vereyim. Ben genel olarak dışarıdan özgüvenli durduğumu düşünüyorum. Yani hep böyle söylüyorlar. Evet, özgüvenliyim. Kabul. Ama özgüvenimi oluşturan şeyler de genel olarak hayatta başarılı oluyor olmam, tipimin düzgün olması falan, fiziğim düzgün. Bunlar tamam, genel olarak bunlar. Kendime çok bakıyorum falan. Beni bir iki ay Survivor'a koy, benim özgüvenim azalabilir.
Böyle yani, böyle. Şimdi gerçekleri konuşmayacaksak, o zaman bu podcastin ne işi var? Çünkü biz beraber evolve etmek istiyoruz. Beraber gelişmek istiyoruz. Ben de açıkçası size gelmek istiyorum. Ölümlü dünya. Şimdi insan olarak biliyorum ki, ben bunu bilincindeyim ki, hepimizin kusurları var. Fakat benim kendim olarak, Tuba olarak baktığımda... ...bazı kusurlar bana hiç kusur gibi gelmiyorken... ...bazı kusurları kafamda çok büyütüyorum. Yani ben demiyorum ki ben kusursuz biriyim. Fakat benim önemsediğim bazı yerler var ki... ...bunların kusursuz olması... ...benim özgüverim açısından ve imajım açısından çok önemli. Ve ben, bakın çok ilginçtir ki... ...daha önce 3-4 tane ciddi ilişkim oldu, tamam mı? Ve bu ilişkin hiçbirinde arkadaşlar, hiçbirinde benim o kusur olarak gördüğüm şeyleri ben karşı tarafa göstermedim. Ne onlar? Herkes için kendine de önem verdiği bu kusur olarak görebildiği şeyler değişkendir. Ben de kendiminkileri söyleyeyim size.
Şimdi ben hiçbir zaman M.I.D. olarak ya da başarı olarak ya da sonuçta benim ruh halim bazen oynak biliyorsunuz, labirenten var duygu durumunda bazen iş çıkış oluyor ama ben bunu kusur olarak görmedim aslında bazıları bunu kusur olarak da görebilir. Hatta belki beraber olduğum insanların benim hakkımda kusur olarak gördükleri budur ama ben hiç bunu umursamadım yani.
Olayına gittim, olayına gittim. Hiç kendimi o anda gizlemedim ya da böyle aman bu kusurlarımı göstermeyeyim, korkutmayayım demedim. Çünkü onu öyle görmedim. Fakat neyi gördüm? Benim için 3 şey var tamam mı? Bir tanesi koku, diğeri kıl, diğeri kilo. Tamam mı? Diğeri cilt bakımı. Şimdi ben, bakın öyle bir şey söyleyeceğim ki size, ben bir tane biriyle 1,5-2 yıl boyunca çıktım. Ve baya yakın temastaydık o kişiyle. Ve arkadaşlar bu kişi, ve ben yurt dışındaydım o zaman, yani yurt dışındaydım ve ara ara Türkiye'ye geliyordum. Yurt dışında da lazer mazer işleri biliyorsunuz olmuyor. Ve bu kişi arkadaşlar bir kere bile bir tane kıl görmedi vücudunda. Bir tane. İnanabiliyor musunuz? Bir tane. Ve ben bunun için böyle günlerimi ayarlardım. Lazere gelirdim. Kaş da çok önemli, tırnak da çok önemli. Bir kere pedikürsüz, yani tırnaklarımı pedikürsüz bir kere gördüm, bilmiyorum. Görmedi ya. Görecek gibi olduysa da ben herhalde torap marap giymişimdir yani ama görmedi.
Ve yüzümde bir tane tüy görmedi, kıl görmedi. Tüy olmaz, biz kadınız. Kıl olur insanlar da. Biz hayvan değiliz ki tüy olsun. Vücudumda bir tane kıl görmedi ve ben bunun için gerçekten diyorum ya, bu öyle bir çaba ki ben arkadaşlar, gazideyken, o zamanki arkadaşım vardı bir tane benden yaşça büyük, onunla da böyle yakın temastaydık sürekli. Çünkü ben genel sevgililerine daha yakın temasta oluyordum. Yani çok seviyorum ve sevdiğimi sanıyorum. Her neyse işte gerçek sevgili falan tartışırız onları ama yakın temasta oluyorum. Hep görüşüyorum, hep görüşüyorum ve ben Ankara'dan İstanbul'a geliyordum günübirlik lazer yaptırmaya ve bir gün günübirlik lazer yaptırmak için geldiğimde histoloji labına gidemediğim için beni sınava almadılar. Rapor aldım arkadaşlar. Sahte rapor aldım.
Lazer'e gidiyorum diye sade röportaj aldım ve kabul etmediler ve beni sınava almadılar. Ben senenin son sınavından eksi elli aldım. Senenin son sınavından eksi elli almak demek finalinin bir tarafınıza girmesi demek. Çünkü insan üstüne bir şey yapman lazım ki geçesin ve ben finale kaldım. Bu hikayeyi elli kere anlattım da yani çok komik. Lazer'e gittim, başıma geldi. Bunları anlatmamıştım. Ama Lazer benim için... Anlatabiliyor muyum? Hayat Mehmet meselesi. Sonra gittim büte falan. Yine geçemedim. Allah yarabbi ya resulallah. Bir de tıpçılar bilir. O sınavları geçirmek için bazen kullandığımız şeyler falan. Onları kullandım, yine geçemiyorum. Neyse ben İngilizce, Türkçe... Bizim sınav İngilizceydi. Hocalarında İngilizce çok iyi değil falan. Anlatım bozukluğu. Yok yanlış, yanlış. Bu soruları iptal ettirdim ve geçtim. Ama yok sadece ondan değil. Sorular hakikaten yanlıştı yani.
Allah Allah. Düzgün hazırlayın şu soruları. Neyse arkadaşlar. Ne oldu sonra? Ben lazerim de yaptırmış oldum. Sınavdan da geçmiş oldum. Ama aylarca uğraşmış oldum bu yüzden. Yani bunlara bile göz alacak kadar bu kusurlarıma takığım. Anlatabiliyor muyum? Ve ben yıllardır bu lazer mevzusu, koku mevzusu, mesela aynı şekilde koku... Farkındasınızdır yani takık olduğumun. Ve bunların temeli var çocukluktan. Birkaç tane onun bunun çocuğu yüzünden... Ben bunu yaşamak zorunda kaldım. Sadece bir kişi değil ama genel olarak var temelleri. Ben bu temelleri biliyorum. Neden bu takıntılar bende oluştu? Hepimizin vardır bu arada. Bazısının cili çok kurudur, bazısının keratospilersiz vardır. Bazısının ikinci parmağı uzundur, ayak ikinci parmağı. Abla bunda ne var diyeceksin. Bunda ben bir şey var demiyorum. Ben ayağımı koymuşum. Bana diyorlar ki bir tane ünlünün ayağını söylüyorlar. Abla senin ayağın ünlünün ayağından mı benziyor? Yani hem ünlünün ayağını görmüş, hem benim ayağımda öyle bir şey görmüş. Yok öyle bir şey ama benim ayağımda. Ama yani ya da house valkosu var falan.
Doğru söyledim, masum algısı var bir kişinin. Ve bunu takıntı haline getirebiliyor. Aptal birisinin söylediği sebep yüzünden. Ve karşıdaki bunu kusur olarak görmeyecekken bile... ...sende bu öyle bir takıntı haline geliyor ki... ...sadece buna odaklanıyorsun yani. Sadece buna odaklanıyorsun. Ve ben arkadaşlar, biriyle deyete çıkacağım zaman... ...ya da bir kadınla ilk kez görüşeceğim zaman... ...arkadaş da olabilir ya da bir erkek arkadaş da olabilir. O kadar benim için zahmetli ki bu. O kadar zahmetli ki. Uglies var ya hani her ay denk geliyor falan. Kaş, cilt, saç, manikür, pedikür falan. Bunların hepsi aynı anda geliyor ve hani o zamanlarda çoğumuz kimseyle görüşmek istemiyoruz. Fakat ben görüşemem. Mesela podcastdekiler bile biliyor ki ben İstanbul'a gittiğimde iki gün ben off'um. Hani o gün plan yapamayız. Çünkü benim önce kaşımı yaptırmam lazım.
Lazer'e gitmem lazım. Şimdi lazer yıllardır gidiyorum, bitmedim diyeceksiniz. Vücut bitti de yüz kaldı. Yüzüme sonradan yaptırmaya başladım. Çünkü yüzüme Q-switch yaptırıyordum önceden. Q-switch biliyorsunuz ki çok güzel hasar atıyor, azaltıyor. Ve aynı zamanda da cildi yeniliyor, tazeliyor. Çok güzel bir lazer Q-switch. Endiyak türlerinden bir tanesi.
Ama arkadaşlar, Q-switch'da da böyle güneşte falan belli oluyor. Tabii deli misiniz diyeceksiniz. Evet arkadaşlar, takıntılıyım. Kabul ediyorum. Bunlar nereden çıktı bu arada? Hepsini anlatayım size. Ben bu sefer gittiğimde Antep'ten sonra işte nöbet tutuyorum, tutuyorum, tutuyorum. Malatya'ya gittim, Malatya'dan geldim. Şimdi Lazer öyle bir şey ki be, o randevuyu bir kere kaçırınca da gidemeyince, gidemiyorsun ve şöyle bir şey var. Ben Lazer'e gitsem yüzüme,
Normal lazer'a gidiyorum şimdi artık bildiğin alexandrite içeren ama farklı bir cihaz. Daha kılların hepsini görüyor falan. Fakat Q-switch kılları sayartıp dökerken, kalınlaştırmazken, alexandrite biraz kalınlaştırıyor. Ben bunu göze aldım. Dedim ki ben zaten her ay giderim. Ne olacak ki dedim yani. Hani kuaför gibi git 20 dakikada yap çık.
Fakat hayatımda ilk kez, ilk kez Malatya'ya giderken ve gittikten sonra Lazer'e gidemedim. Çünkü Lazer'e gitsem ve Malatya'ya öyle gitsem bu sefer de güneş itten korkuyorum. Böyle bir de ilk yaptığında pütür pütür bazen izler kalıyor falan. Bunu riske atamadım. Çünkü lazerden hemen bir gün sonra da buluşamazsın kimseyle. Yani benimki öyle. Herkes öyle olmayabilir. Bir iki gün geçmesi lazım. Yüzün yatışsın. Q-switch'te öyle bir şey yok. Neyse sonra tam dedim ki o zaman ben kışın İneliye'ye falan gideyim. Daha önce İneliye'ye gitmiştim ama o da beni çok uğraştırdı. Ben hep şehir dışındaydım arkadaşlar. Ben hep ya Londra'daydım ya Ankara'daydım. İstanbul'da böyle düzgün bir şekilde sadece bir yıl oldum son zamanlarda. O da gidemedim o sıra. Q-switch'e devam mı ediyordum? Ne yapıyordum? Q-switch çünkü gerçekten çok güzel cildi yeniliyor falan. Ama dediğim gibi yetmedi o bana.
Vücudumla ilgili bir sıkıntım kalmadı. Kıl kalmadı. Yıllardır gittiğim için. Ya ben büyüteçle falan bakıyordum kıla. Bir tane kıl kalmasın diye. Bunun kim sebep olduysa Allah onu Kevser Cennetlerine koysun inşallah. Neyse. Asıl olaya geleceğim de bana o kadar saçma bir şey ki yani anlatacağım size. Güleceksiniz belki. Neyse sonra ben bu lezzeri yaptıramadım. Tamam mı?
Rözeri yaptıramadım. Bende bir tane cihaz var. Böyle bıyıkları alıyor. Bız bız bız diye biliyorsunuz. Küçük böyle face. O cihazla bıyığımı alıyordum ya, yüzümü de onunla yaptım. Dedim ki en azından anne böyle kırılı kırılı gitmeyeyim. Çok da bir kıl yok aslında. Tüy tüy uzaktan gözükmüyor bile. Hani annenize sorarsınız ya anne kılın gözükmüyor. Hayır gözükmüyor derim. Annenize inanmazsınız. Anneme inanmadım. Gittim baktım. Vallahi gözükmüyordu hiçbir şey. Neyse. Sonra ben geçenlerde işte biriyle buluştum. Tamam mı?
arkadaşlar ve hani maniküre de gidememiştim ama aynı tırnaklarım kısa zaten bunda bir şey olmaz yani bu kadar da değil o kadar da değil Tuba yani çünkü diyorum ya zamanım ilk kez oluşturamadı dört kere kuaföre sordum dört kere dedi ki benim randevularımız dolu her yere gitmek istemiyorum her yere gidince de tırnak şeytan tırnağı oluyor falan filan kötü oluyor Allah alacağınız olsun kuaför sizin yüzünüzden bakın neler yaşıyorum şu anda neyse orada gitmeyeceğim bir daha abi üç kere sormuşum gelin bir yerden alırız sizi de bekleyin de buradayız tamam el insaf ya gitmeyeceğim bir daha oraya bir de sonra başka birini buldum ben bu çocukla buluştum falan filan Bana böyle yaptı. Reklamlardan sonra. Şaka şaka anlatacağım. Bana ne yaptı biliyor musunuz arkadaşlar? Böyle her şeyi falan. Ben de hani öylesine buluştum. Olur ya öylesine. Çok özelen vardı. Bir saat görüştüm sadece. Dedim bak benim çok özelen var. Hadi bir saat görüşebiliriz. Ben size burada aşk hayatımı anlatmıyorum bu arada. Konu aşk hayatı değil. Konu başka bir şey. Çok önemli başka bir şey daha var. Bana dedi ki, hazır mısın? Ne dedi sizce? Bir düşünün bakayım dedi. Aaa dedi. Senin sakalların var dedi. Arkadaşlar.
Arkadaşlar bana dedi ki, aa dedi, senin sakalları mı? Ben de dedim ki ya o denir mi? Dedim öyle denir mi? Bir de düşündüm. Allah'ım dur sakalları mı var falan bakıyorum. Ya valla sakal değil. Ya olabilirdi de tamam ama sakal değil yani. Tüy ya tüy tüy. Hadi lezer kalınlaştırdı biraz yemki. Hadi kıl. Eee? Arkadaşlar bir ara verelim. Devamını anlatacağım. Çünkü bugün inşaatçılar coştu. Doktor Güneş var. Hikaye en heyecanlı yerinde kaldı değil mi? Tamam, devam ediyoruz. Ben kaldım, dondum. Hayatımda daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım diyorum ya. Hani ben yakınlıktan kaçan biri de değildim. Daha önceki eski ilişkin bir yıl sürdü, sonraki bir buçuk iki yıl sürdü. En küçük halimde bile, lisedeyken bile kimse beni böyle görmedi. O koku mevzusu, ben böyle hani kaç kat biliyorsunuz ki parfümümü sıkıyorum, bunu yapıyorum, bunu yapıyorum, şunu tırnaklarıma ilerim.
Böyle istiyorum ki işte tüm beraber olduğumda desin ki senin cildin ne kadar yumuşak. Bir de benim Ehlerdan olsun bir varyantım var. İşte permobilite, velvet skin dediğimiz bu kadife derisi. O yüzden cildim ekstra yumuşak tamam mı? Böyle kadife gibi. Ve ben böyle buna hep takmışım. Ve böyle bir kusursuzluk arayışındayım. Bana bunu dedi, ben bu kaldım dedim ki ya öyle denir mi dedim ya. Madem gördün, madem bunu dikkat ettin ve madem dedin de ki
aa yüzünde kıllar var falan çok tatlı ben işte aa bak doktor güreşe de baksam falan filan de hani ak öyle denir mi ya ne var ne olacak insansın kılların olabilir senin de zaten manatyalısın ne bekliyorsun ki bak aslında mantıklı evet mantıklı ama bu böyle mi denir bir hayvan neyse arkadaşlar böyle bitmedi bu konu sonra böyle tamam mı real kardjörüz beraber Allah yarabbi noldu? Arkadaşlar real keşfetinde ben çıktım haliyle çıkıyorum keşfetimde kiminle görüşüyorsan. Beraberiz ama yanımda ha bakıyorum. Ben videom hangi videom çıktı beğenirsiniz? Bana hep soruyorsunuz arkadaşlar yüz kılları mı ne yapıyorum diyor ki hiçbir şey yapmıyor yüz kıllarında falan dedi tamam. Allahım çıldırır mısın? Sonra
Annesiyle telefonda konuşuyor tamam mı? İşte benden falan bahsetmiş. Arkadaşım niye bahsediyorsun ya? Daha bir dur. Bismillah. Dedi ki anasına. Ben işte annesine bir şeyler söylüyordum. Bir şeyler anlatıyordum. Bana sordu bir soru. Estetikle ilgili. Annesine böyle yaptı. Anne bir şey olmaz. Şu bando yüzünde sakal var. Allah'ım
yarabbim ben ne işe düştüm. Neyse ben kaldım böyle. Yani, error verdim, blokoya oldum falan. Çünkü o an... Şimdi bakın, öncelikle şunu söyleyeyim. Narsistik fişelik bozukluğuyla, narsistik yapılanma, narsistik örgütlenme, narsistik kırılganlık... Bunların hepsi farklı şeyler. Bir yılda herkesin narsistik bir yönü var. Salaklı narsizm diye bir şey var. Herkesin narsistik kırılganlık olabilir.
Fakat bu işte narsistik kişilik bozukluğunun dönüşmesi için bunun çok yani sandığınız gibi herkes narsistik kişilik bozukluğuna sahip değil. Herkesin narsistik bir yapılanması biraz olabilir. Fakat bunun derecesi, bunun hayatını ne kadar etkilediği, onun işte ne kadar empati yapabildiği, karşısındaki insanların ne kadar yok saydığı ya da gerçekten bir sahtekinlik üretti mi üretmedi mi falan bunlar Çok ayrı ve bunlar sizin anlayabileceğiniz şeyler değil. Benim de anlayabileceğim şeyler değil. Kendimle alakalı anlayabilirim. Terapiye gittim, içgörümüm var falan ama karşıdan bir insan bunları yaşıyor falan diye kimse kimseye tanık olmasın ve stigmatize etmesin. Şimdi gelelim bu konuya. Ben bunu duydum ya zaten... Kendimle ilgili bir sürü bu konuda travmam var, uğraşmam var. Hayatımda ilk kez gidememişim ve demişim ki aman neyse ben zaten çünkü hani artık başarılıyım, kariyerim iyi, beni ben yapan bir sürü farklı özelliğim var. E bu da ne olacak yani?
Öyle aynada görmemişim bile kendimi. Çünkü genelde aynada biri beş görürüm, üçü de beş görürüm. Ben bazen kendimi aynı da obez olarak da görebiliyorum. Benim böyle özelliklerim de var. Hadi söyleyeyim body dysmorfim de var. Var da var, var oğlu var. Yani ne yapayım? Var arkadaşlar, var. Overachieverım zaten. Her şeyin çok yoğun basındayım. Bu beni çok yoruyor falan zaten. Bu bellidir zaten falan.
Sonra ben bunları şey düşündüm, bak Tuğba dedim, bu senin için aslında iyi bir şey. Hayatında ilk kez biri senin kusur olarak gördüğün şeyleri fark etti, gördü, bunu söyledi. Ama buna rağmen ölmedin, bak duruyorsun hala. Buna rağmen bir şey değişmedi falan gibi düşünüyorum. Ama aynı zamanda da karşımdaki ne kadar patavatsız ve ne kadar iğrenç bir şey yani. Böyle mi söylenir?
Ayrıca bir de ben kendimde böyleyim ama karşıdaki de böyle değilim. Ben karşımdaki insanın kusurlarını... Boyum kısaymış. Olsun bu. Hatta ben karşımdaki insanın kusurlarının olmasını, bunların benim tarafımdan fark edilmesini ve bunların böyle sevilmesini çok seviyorum. Yani ben karşımdaki kişiyi kusurlarıyla daha çok seviyorum. Kusursuz insan sevmiyorum. Ben model, manken, muhteşem erkek sevmem. Ben böyle kusurlu insan seviyorum. Anlatabiliyor muyum?
Daha böyle bana insan geliyor. Belki de benim kusurlarımı örttüğü için olabilir. Ben daha az kusursuzum falan. Belki de bu yüzden. Belli mi olur? Her şey olabilir. Günün sonunda ben o insanla görüşmüyorum artık. Engelledim.
O yüzden engellemedim de. Genel bir patavatsızlık. Yani engelledim her neyse. Sonra arkadaşlar, ben kendime şunu düşündüm. Bak Tuğba dedim. Hayatımda herkes böyle bir şey oldu. Bunu konuştum. Sonra terapistinle konuştum. Bunu terapistin bana, doğru olanın, şimdi direkt söylemiyor. Psikodinamik olduğu için bunu bunu yap demiyor. Fakat diyor ki, Tuğba Hanım kusurlarınızla sevilebileceğinizi görmek size ne hissetti? Ben diyorum ki, iyi ama ben kusurlarımla sevilmek istemiyorum. Ben kusursuz olarak sevilmek istiyorum.
Ve bunu gülerek anlatıyorum. Çünkü bunun ne kadar yanlış olduğunu farkındayım. Bir de şunu diyor yani, benim kusur olarak görmediğim şeyler asıl benim kusurlarım. Mesela silent treatment yapıyor olmam, işte bir anda kaybolmam. İnsanlara işte mesela daha çok belki bu duygu durumundaki iniş çıkışlar belki benim kusurum. Ama ben hiç onlara kusur görmüyorum. Hiç görmüyorum. Sadece takmışım kıla kokuya.
Bunlar fiziksel özelliklerim Taci, yani genel. İşte ben mesela kilo aldığımda kimseyle görüşmüyorum falan. Böyle biriyle görüşmek isteyeceğiniz zaman bekliyorum ki sixpack'lerim çıksın da o zaman görüşeyim diye. O yüzden de şu an kimseyle görüşmek istemiyorum. Mesela diyorum ki İstanbul'a gideyim, işte benim için kolay biraz sixpack yapmak, kasa hafızasından ötürü. Diyorum ki önce sixpack'lerimi yapayım, popomu dikleştireyim. Ya popom dik de. Anlatabiliyor muyum? İyice almak istediğim kiloda olayım. Ondan sonra biriyle buluşmaya hazırım. Ya abi, şöyle bir tane tweet var hatırlıyor musunuz? O kadar okumuşsundur, onu yapmışsındır, bunu yapmışsındır, CV neşeni eklemişsindir, PhD yapmışsındır ama sevgilinin götünü beğeniyordur. Yani hani Tuğba, Tuğba yapma kendine bunu yapma. Yazık be kızım. Ama yapıyorum arkadaşlar bunu. Ve gerçekten bu benim için çok büyük bir yük. Düşünsenize yani ben tüm olduğum ilişkilerde, şu an 4 yıldır falan hiçbir ilişkim yok daha. Öncesinde, ya bunun için o kadar efor harcayıp, ya bu benim rutinim olmuş zaten. Ben bunu normal karşılıyorum da, cidden zor bir şey. Sonra şunu fark ettim, psikiyatristin bu sorusuna karşılık. Dedim ki, ben kusurlarımla arkadaşlar sevilebileceğimi biliyorum. Yani, ha bu arada mesela göbeğimin düşen ayva, ama ayva olmasını kusur olarak görmüyorum. Hoşuma gidiyor. Hatta bence seksi bir şey ayva göbek.
O yüzden ben bunu kusur olarak görmediğim için sıkıntı yok. Yani kendim kusurları kendim belirliyorum. Anlatabiliyor muyum? Toplum normlarına göre değil. Kendime göre bu kusurlar kusur veya değil. Ve bunlarla beraber demek ki sevileceğimi bilebiliyorum. Mesela biliyorum ki bir erkek ya da beraber olacağım kişi benim kolumda bir tane kıl var diye beni sevmeyecek değil zaten. Ben diyorum ya ben karşıdakilerin tüm kusurlarıyla sevmeye hazırım. Ama ben böyle sevileceğimi bilsem bile ben öyle sevilmek istemiyorum arkadaşım.
Ben kusursuz olmak istiyorum karşısında. Diyeceksiniz ki bu sağlıklı değil. Evet sağlıklı değil. Gelin birazdan neden sağlıklı değil bunu konuşalım. Şimdi ben bunun sağlıklı olmadığının farkındayım. Bunun değişmesi gerektiğinin farkındayım. Kusurlarımla sevilebilmeye okey olmamın farkındayım. Bakın çok tekrar söylüyorum. Kusurlarımla beni severler zaten. Zaten sever. Kusurlarım zaten çok kusur değil. Ama ben buna okey değilim. Neden peki?
Gelin biraz daha fasulyeli bu faydalarla konuşalım. Ve bugün size bunları anlatmaktaki asıl amacım, benzer şeyler yaşayanlar illa ki vardır, o ayrı. Ama asıl kendimi iyileştirmek istiyorum. Evet ben buna farkındayım fakat ben buna okey değilim. Ben istiyorum ki kusurlarımla sevilebilmeye okey olayım. Bundan rahatsızlık duymayayım. Bunu nasıl yapacağım? Önce bunları fark ettim, önce size anlatıyorum. Sonra yavaş yavaş bu kompansasyon mekanizmalarını yani kusurlarımı bilerek göstermeye çalışacağım. Fiziksel kusurlarımı, diğerlerini. Zaten kusur görmüyorum, ilk kere söyledim.
Ve bunları gösterince böyle kalbim şey yapmayacak. Ben bir de ne yapıyorum biliyor musunuz? Şimdi mesela bu kişi benim kusurumu gördü ya, ben bununla beraber olamam zaten. Çıkartıp benim kusurumu gördüm. Bitti o benim için. Block!
Bu yüzden bloklamadım by the way. Hepiniz tahmin edersiniz ki benim bu isteğim ve benim bu düşüncem neye dayanıyor? Çocuklukta geliştirilmiş bir değerlik algısına dayanıyor. Yani ben diyorum ki Tuba olarak, ancak ve ancak iyi, yeterli, güzel, zeki, başarılı ya da kusursuz olursam, işte bilirim.
Alacağım şimdi. Yani bu bir koşullu sevgi inancı, tamam mı? Kendim gibi olursam değil de, ideal bir versiyonum gibi olursam kabul görürüm. Yani bu çocukluktaki inancım şu anda hoşuna evrilmiş gibi sanki. Hani insanlar beni olduğum gibi sevemez. Asla sever, ben bunu biliyorum. Ama eğer bir kusur gösterirsem ve terk edilirsem, terk edilmedim hayatımda hiç bu arada, belki bunu da yaşamam gerekiyordur. Arkadaşlar, herkesten ben ayrıldım.
Ve kimse benim kusurumu görmedi bu zamana kadar. Tamam mı? Ve böyle bir inanç var ki bende. Ben kusurlarımı gösterirsem ve bir şekilde benden ayrılınırsa bunlar bu yüzden. O yüzden benden ayrılılmadı. Çünkü ben kusursuzdum falan. Ve hayal kırıklığı yaşarım böyle bir şey olursa. Benim güvenli stratejim şu. Kusursuz görün ve asla zayıf yanlarını gösterme. Yani bu ne? Bir narsistik kırılganlık. Tamam mı? Ama yüksek işlevde.
Yani dışarıdan güçlü, başarılı, yeterli gözüküyorken aslında işin içine yetemezsem ya böyle olursa falan korkusu olabiliyor. Ki ben bunları bugün söyleyebiliyorsam kendimden gurur duyuyorum. Aferin kız Tuba, yapacaksın güzelim. İkincisi arkadaşlar, savunma mekanizmalarım. Yani bu mükemmel olma ihtiyacım aslında ilişkisel bir kaçınma stratejisi.
Niye? Çünkü kusurlarımı gösterdiğimde reddedilme riskim var. Reddedilme ise geçmişteki böyle incinmeyi tekrar tekrar aktive ediyor. Bir de, yine çok açık olacak ama mesela ben birilerine ayrılıyorum ya, ayrıldığımda aklımda kusursuzum ya, acı çekiyor. Ama ben kusurlarımı gösterdiğimde aklımda şöyle bir şey var. Ben bunu ayrılırsam der ki, aman zaten sakallıydı.
Ağabey sakallı ağabey. Neyse küfür etmeyeceğim. Ayrıca mesela bu acıyı hissetmemek için kusurlarımı gizliyorum. Ve sadece mükemmel halimle ilişkiye okuyor oluyorum. Bu bana güvenli geliyor. Ve mükemmel görünmeye çalışmak, duygusal yakınlıktan da kaçınmanın başka bir yolu. Şimdi bir diğer taraftan bakarsak da... Aslında kadınlara toplumda verilen mesaj bu, yıllardır hepimize. Güzelsen değerlisin, bakımlıysan sevilirsin. Mükemmel kadın nedir arkadaşlar? Hem güzel, hem zeki, hem duygusal olarak dengeli, hem eğlenceli. Ben duygusal dengeli çok takmıyorum. Ben kendimi beceremediğim için zaten takamıyorumdur yani. Hem eğlenceli, hem de ilgi çekici. Hem de aynaysa düzgün aynay, hem de üşüse, hem de plat esma, işte şudur budur falan filan. Bu yüzden birçok kadın arkadaşlar olduğu gibi görünmek yerine performans sergilemek zorunda kalıyor.
Çünkü bir tarafına bir şey yaptığım erkek beğenisi toplumda kadınların sosyal değerini belirleyen unsurlardan biri haline geliyor. Ben de bunu utançla söylüyorum ama benimkinin sebebi erkek beğenisinden ziyade. Çünkü ben bir erkeği kusurlarıyla beğeniyorum diyorum ya, bence bir erkek için de aslında kadının ufak kusurları olması çok hoş bir şey. Bunu göstermesi çok hoş bir şey. Aslında erkeğin beğenisi değil, benim kendimle ilgili sorum var burada. Ama diyebilirsiniz ki bu kendimle ilgili sorun da temelde erkek beğenisi. beğenilisine dayanıyor. Bu da olabilir. Ben bunu arkadaşlar, ilkokul 5'teyken ilk kez tattım bu sorumu. İlkokul 5'ten beri takıntılıyım. Şimdi hep sürekli videolar görüyorum. Özür dilerim Yığızlar. Sen zaten arkadaşsın, kendini sev. Öyle mi abla? Öyle mi teyze? Sağ ol. Arkadaşlar bu söylem hiçbirimizde bence geçmiyor. Derinleşmeden yüzeyde kalıyor. Öyle bir telkin. Çünkü çocukluktan gelen değerlik travmalarımıza temas etmiyor. Bu böyle bir şey değil.
Ben yıllardır, 10 yıldır abi psikiyatrislerin kapısındayım. Ben bunu çözemedim. Senin ki anneni sev dediğim mi çözecek abla? Yani benim için böyle yüzeysel özgüven anlatıları gerçekten yeterli gelmiyor ki baktığınızda dışarıdan. Ben böyle de özgüvenliyim. Allah'tan özgüvenliyim.
Ama özgüvenli olmam için yapmam gereken birkaç bir şey var. Anlatabiliyor muyum? Bir de düşünsenize ben bu yüzden belki çok başarılı oldum. Bir de başarılı olmasam Allah ben nasıl yaşayacaktım yani? Şükür ki öyleyim. Şimdi ben ayrıca bunu niye yapıyorum? Hadi biraz da şimdi size Dark Side'ına geleyim. Güç kazanmak için yapıyorum arkadaşlar.
Kusursuz görünerek, tamam mı? Karşı tarafın hayranlığını kazanıyorum. Yani ben benim kusurlarımla sevmesini değil de bana hayran olmasını istiyorum. Çünkü hayran olursa beni terk etmez, hayran olsa kapımda köpek olur. Çünkü hep öyle oldu ve ben bunu gördüm. Benim ilişki patternim buydu. Hayran, aklında bir imaj var. Onu terk etsem de, uff, Tuba gibi bir kadın terk etti falan. Ve ben biliyor musunuz, bu süreçte, belki de diyorum ki benim 4 yılda ilişkim yok çünkü ben 4 yılda... Zorlandım. Saçım yandı. Kaynak taktı. Hayır, rezil dönemler yaşadım gerçekten. Kilo aldım ettim. İlaç kullandığım için kilo aldım bu arada ben buraya geldiğimde. Bazı psikiyatrik arkadaşlar kilo aldırıyor ya. Ve hani ben önceden kendimi bildiğimde hep kendi algıma göre bedensel olarak kusursuzdum ama şu 2-3 yıl daha çalkalantılarımla beraber. Ve fark ettim ki böyle bu süreçte hiç erkek arkadaş yapmamışım. Belki bununla da ilgilidir. Tam şu an zamanım yok falan filan ama bilemiyorum.
Ne dedik yani bir de, karşı tarafın hayranlığını kazanıyorum ve bu şekilde ilişkide psikolojik üstünlük kuruyorum. Ben kaçarım, onlar kavalıyor. Ben kaçıncıyım, ben kusursuzum. İkinci sebep, kontrol olabilir. Herhangi bir kusur gösterdiğimde, bende bir kontrol kaybı oluyor. Böyle bir risk. Kontrolü kaybetme riski.
İlişki dinamimi yönetmek için bir araç kusursuzluk. Karşı taraf diyemiyor ki, onun da şusu var, yok. Ne diyecek? Yok çünkü öyle bir şey. Ama gerçek sevgi bu değil. Sevgi bu değil ya. Ama sonuçta ben sevgiyi de yani kusurlu... Elli kere söyledim, kusurlu sevgiye okuyor olmam gerekiyor. Bir de üçüncü sebep, kendini değersiz hissetmeme. Kusurumu görürse benim değerimin düşer düşüncesi var benim kafamda.
Dışarıdan onu alma arzusunun içsel güvenlik ihtiyacına dönüşmesi. Şimdi ben başarı anlamında içsel motivasyon, içten motorlu bir insanım. Ama dışarıdan eksternal validasyon, fiziksel olarak eskiden çok daha bağımlıydım, şimdi daha az bağımlıyım. Çünkü neden?
İşte başarılarımla, onunla, bununla, kariyerimi kendim kendime kanıtladığım için... ...en azından eskisi kadar ihtiyaç duymuyorum ki... ...saçım, başım şu an daha normal halinde. Eskiden buna o kadar hiçbir ihtiyaç duyuyordum ki... ...çok daha fazla mesai harcıyordum. Şu an az mesai harcıyorum. Yani bir tanem, ben aslında bilimin... ...beni kılınmada, onulmada, bulunmada sevebileceğini... ...akıl düzeninde biliyorum yani. Prefrontal Cortex'in buna hakim. Ama limbik sistemimle yani, duygusal düzlemde... Hala kusursuz olursam ancak o zaman o insan kalır, bana tapar. Tapması da yanlış da işte hayran olur falan. Anladınız mı? Böyle hareket ediyorum. Yani bu aslında yine bu geleceğim yüksek IQ'lu. IQ'su iyi olan ama duygusal güvenlik ihtiyacı yüksek kadınlarda da sık görülüyor. Kendinize bir sorun bakalım böyle bir şey var mı? Zihin her şeyi analiz ediyor. Evet, aklımda böyle böyle kalırım, bu beni sever falan. Ama duygular çocukken olduğu yerde kalıyor. Şimdi bunun sebeplerini ve sonuçlarını da biraz anladık. Çünkü sonuçları ne oluyor? Ben gerçekten kusurlarımla beni sevecek insanlarla görüşmeme de kusurlarımı göstermiyorum. Bu yüzden yakınlıktan kaçıyorum falan filan. Tamam mı? Peki ne yapmak gerek? Beynimle, aklımla kabul ettiğimi kalbime de kabul ettirmek gerek.
Bu nasıl yapacaksın Tuğba Güneş? Umuyorum ki inşallah terapiyle beraber bunu çözeceğim. Terapiden aldıklarımı, anladıklarımı aktarıp, süzüp, size nasıl bir gelişim kaydettim bunu da söyleyeceğim. Çünkü bence ben de kusurlarımla, kendimi kusur olarak gördüğüm şeylerle sevilmeyi hak ediyorum. Ve bunu kabul etmeyi de hak ediyorum. Ve böyle bir sevgi yaşamayı da hak ediyorum. Çünkü ben insanları kusurlarıyla seviyorum. Sizi çok seviyorum. Kusurlarınızla. Hadi kendinize iyi bakın. I love you.
Ha bu arada hemen ertesi gün gittim, lazerimi de yaptırdım suratıma. Birazcık havalar serinlesin, soğusun. Gideceğim hemen şey yaptıracağım, iğne replasyonu. O zamana kadar psikiyatristin beni bir şeye reklam ederse belki o zamanki hayatıma girecek insana birkaç tane kıl gösterebilirim. I love you. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.