
5.616 kelime · ~28 dk okuma
Peribacaları, naber? Benim yine kafam azıcık atık. Ama genel yani, sıkıntı yok. Hoş geldiniz bu arada, nasılsınız? Geçen haftanın konularından biraz daha farklı olarak ama oradan da esinlenerek bu hafta hissettiğim başka bir şey konuşacağım. Yetersizlik duygusu. Diyeceksiniz ki, vay babasını, sen de mi yetersiz hissediyorsun?
İşte ablalara atıp okumuşsun, ablalar her şeyin vakti, halin vakti yerinde, ailen arkada. Maşallah maddi sıkıntı falan da filan. İşte arkadaşlar öyle bir bela ki bu. İstediğiniz kadar daha önce hayal ettiğiniz şeylere ulaşın. Bazen yetersizlik hissinden çıkamıyorsunuz.
En kötüsü de bu. Kardeşim ben daha o zaman ne yapayım ki yetersiz hissetmeyeyim diyorsun. E bu hisse değişti. Bu halde boşa çıkamıyorsun. Bu bir overachiever'ın dramıdır. Overachiever olmana da gerek yok yetersiz hissetmek için. Belki de yetersizsindir gerçekten. Ama ben kendi şahsım için konuşuyorum çünkü bu benim podcast'ım.
Aklını biliyorum yani başta el oldum ama gel kalbimi anlat. Yine aynı mevzu, yine aynı terane. Ayrıca başlamadan önce diyeceklerim şu ki, abla şarkı söyleme desi bel çok yüksek geliyor bazen. Abla işte İngilizce konuşma. Kardeşim bak Spotify, Apple, her türlü platform sana şöyle bir yetki, etki, sevk ve irade gücü vermiş. Ne yapabiliyorsun? Tık.
Basıyorsun 10 saniye, 15 saniye geçiyor. E burası gazno değil herhalde. Ben de 3 dakika boyunca şarkı söylemiyorum. E geç. Ne bu? Geç o zaman. Ya da istemiyorsan al sen yap. Şarkı söylemezsin. Ne bu ya? Sürekli karıştı karıştı. Bu benim podcast'ım. İstediğimi yapıyorum. Yeter gerçekten. İstemeyen dinlemesin. Canım şarkı söylemek istiyor, şarkı söylemek istiyor. Ha bir de şu var. Ben alacağımı alıyorum da sen şöyle yapsan. Ya alacağını alıyorsan şükür et, teşekkür et. Bu kadar basit ya. Niye gergisin? Gerginim.
Arkadaşlar, kimsenin hayatına bu kadar karışamazsınız ya. Herkesin sizin zevklerinize göre davranmasını bekleyemezsiniz. Bir de Allah aşkına, şarkı söylememi duymamı istemiyor musun? Geç! Bu kadar basit. Hayatta siz her şeye böyle, ben bunu istemiyorum böyle olsun derseniz zaten bir şeye varamazsınız ya. Alacağını alacaksın, geçeceğini geçeceksin. Bu kadar basit. Dünya senin etrafında dönmüyor. Benim de dönmüyor. Ama bu benim podcastim. İstediğimi konuşurum. İstemezsen dinlemezsin. Bana karışamazsın. O kadar basit. Anlatabiliyor muyum? Hazırsanız başlıyoruz. Doktor
Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Hoşgeldiniz tekrar. Valla biliyor musunuz şu ara hiçbir şey umurumda değil. Ben mesela sağlıkla ilgili bir tane video paylaşıyorum tamam mı? Aktarıyorum olanı. Ona gelip diyor ki ben böyle düşünüyorum. Ya kardeşim bu böyle değer düşüncelerini madem öyle bilme karşı düşünce söylüyorsun ya. Bu düşünceleri Dünya Sağlık Örgütü'ne mail at, incelensin. Sonuca göre bakarız. Ben tekrar düzeltirim. Söz veriyorum. Videoyu tekrar koyarım. Correction'ımı yaparım, aşk olsun. Arkadaşlar, bazen şöyle düşünüyorum. Sosyal medyadan çok sıkıldım bu ara. Video koymaktan falan değil. İnsanları görmeyi. Kişisel hesabım vardı. Landed Talks, Blood and Blood. Yılların hesabı. Orada neler yaşandı.
Çok çılgınlık zamanında biliyorsunuz ama hesaptan. Zevkliydi de bayağıdır bir şey koymuyorum zaten. Orada insanları bile hatırlamıyorum. Valla 3 bin kişimle takip ediyorum. Geçen bakıyorum, bu kimdi ya falan böyle. Çünkü 4 senedir herhalde. 2021'de en son post koymuşum. Hatırlamıyorum bile. Arada kendimi hatırlatıyordum oradan canım sıkılınca. Azıcık dopamin olsun diye. Bakma.
Işı düşen yazıyor orada da. Işı düşen. Açıyorum artık. Işı düşen'i görüyorum ya. Cevap bile vermiyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Ben böyle böyle de tutmuşum. Ya sen bana ne zaman merhaba dedin? Ne zaman selam dedin? Ne oldu da işin düştü de yazdın? Böyle bölüm yapacağım zaten. Doktor Güneş. Işı düşen'in arkadaşı diye. Öyle çünkü yerler mi yemezler. Ha sonra da neden de böyle olduğunda, şöyle olduğunda. Kardeşim ya. Bırakın şu işleri. Vallahi ben şu hayatta
Gerçekten yapmak istediğim çok iş var. Bunları da göreceksiniz. Yapacağımı teker teker hepsini gerçekleştireceğim. Zaten şu an içinde bulunduğum gibi süreçlerde olduğum zaman yani sesimden, tonumdan ve labilitemden de bellidir ki... Labilite ne? Bu duygusal ilişki çıkışta böyle labil olma hali. Labil olma hali. Bellidir ki arkadaşlar hayattan çok zevk almadığım bir dönemdeyim. O yüzden böyle zamanlarda da gerçekten bu umursamazlık çok iyi geliyor insana.
Zevk aldım ama, zevk aldığım günler gelecek. Geçen bir tane posta gördüm. Okudum demiyorum bakın, posta gördüm. Dürüstlük çok önemli. Ama çok güzel bir yaklaşım diyor ki yani... Hiç de böyle bakmamıştım aslında bu konuya. Çok daha basit bir yaklaşım gerçekten ama size de iyi gelecek bence. Hayatta sana yemek yemekten daha çok zevk veren başka bir şey yoksa...
İşte yemek yemeye başlıyorsun, yeme bozukluğu orada başlıyor. Bince başlıyorsun, tıkanacaksın yemek yiyorsun. Gerçekten şu anda hayatta bana yemek yemekten daha fazla zevk veren bir şey yok. Bir de uyumaktan ama uyuduğumu anlamıyorum ya uyurken. O yüzden yemek yemek daha zevkli. Yani uykuya dalarken böyle uyuma mayışıklığı falan çok zevkli. Bir de uykudan kalktığımda tekrar yatabileceğimi bilmek çok zevkli.
Sürekli bunu yapıyorum. Nöbete gittim. Tam 4 nöbet kaldı falan diye mutlu olacakken bana bir nöbet daha soktular. Özür dilerim. Dilimde bir şey varsa soktular nöbeti. Neyse. Haksızlıklar var arkadaşlar konuşamadığım. Günden meraklı kendi yaşadığım hastanede falan. Bıktım hepsinden. Sustum. Neyse onunla dil bitecek zaten. Hayattan neye zevk almıyorum? Çünkü gerçekten burada yaşamıyorum. Sadece günlerin geçmesini bekliyorum. Ağlayacağım şimdi. Yeter ya! Bakın yemek... Ah yemek istemiyorum. Çünkü yiyeceğim yemek o kadar tatsız ki, o kadar baharatsız ki, o kadar bir şey yok ki yediğim yemeğin. Ben o kaloriyi almak istemiyorum abi. Gezegenler daha hızlı dönebilir mi acaba? Gezegenler dönsün ve şu aptal şey bitsin yani. Kaç gün kaldı biliyor musunuz? Sadece 14 gün kaldı. Ve ben kendimi sürekli uyuşturmak için iletişiyorum. Uyuşturmak derken böyle daha az, daha az yaşayayım falan. Anlatabiliyor muyum yani?
Geçmiyor ya. Sinirlerime hakim olamıyorum. Kimseye de zarar vermem yok. Sinirler çıkıyorum. Hani daha sakin olayım falan. Uyur gezer gibi gezeyim ki en azından günler geçsin falan. İnstagram'a da girmek istemiyorum. Herkes sahte geliyor. Ay bıktım hepsinden.
Vallahi biliyor musunuz? Bakmayın böyle şikayet ettiğime. Hayatın bana verdiği farklılardan müteşekkirim yani. Sağ olsun bana bunları verdi, buna bunları verdi ki ben... ...bugün yani şu 15 gün bittikten sonra size söylemedim. Ben yine bir şeyler planladım. Çünkü bu yetersizlik duygumu da bana bir şeyler planlatıyor zaten. Yerimde duramamayı planlatıyor.
Planladığımı söyleyeceğim çok güzel şeyler olacak ve ben bu çok güzel şeyleri planlayabilecek kapasitedeyim. Kendime bu lüksü yarattım, bu bir lüks çünkü yani. Hem yerinde durmayıp, 9-5 çalışmayıp, hem paranı kazanabilmek, kendine bakabilmek, bu hayatta, bu yaşta, bu bir lüks ve ben bu lüksü kendime sağladım. Şükürler olsun. Şikayet etmiyorum hayatımdan. Sadece şu an hayattan zevk almıyorum. Gerçekten hiç zevk almıyorum. Hayattan zevk almamak iğrenç bir şey. Bilen biliyordur. Saat şu an kaç? 5.32. Niye kalktım? Nöbetten gelmiştim işte, uyudum. Uyudum. Keşke uyandım. Lanet olsun, niye daha çok uyumadım? Keşke daha çok uysaydım. Ama inşaat var ya, bir yere kadar. Bir saate inşaat bitecek. Artık takmıyorum ha inşaatı da size yaparken. Amaa! Koy öbetine Rahman gitsin, öyle miydi? Neyse işte, yetersizlik hissine gelince de bu da geçecek mesela. Bu bir süreç, bunu da biliyorum.
Belki bunu daha uzun yaşayan vardır. Belki bunu ara ara hisseden vardır. Beni böyle bir şey tetikliyor. Tamam mı? Ufaktan bir şey. Sonra ufaktan bir şey, böyle bir split tarzı bir şey oluyor ki her yere dağılıyor. Yani sanki her konuda yetersizmişim gibi. O yüzden böyle, hem de sadece yemekten zevk aldığım için ki o hani burada da o bile olamıyor. Yemekten alıyorum. Sonra kilo, madem kilo alayım diyorum, yetersiz olayım madem. Madem yetersiz hissediyorum, harbi yetersiz olayım da bir boku yarasına alayım bari.
Ben bu arada bunları anlatırken de vallahi artık hiç umurumda değil. Çünkü hep diyorum ya, çaban miras kalsın arkadaşım. Ne yapayım ya? Ben de bu hayatta böyle çaba oluyorum. Böyle zamanlarda yetersiz... İkinci yarıda bu arada yetersiz ikisinin daha psikiyatrik, sosyolojik, cartoon şeylerini konuşacağız. Ama şu an önce kendimi anlatayım. Bir sublime edeyim bir hayatı. İki dakika izin verirseniz. Bunu yapabilir miyim? İstemeyen bunu da geçsin ya da kapasın artık. Yeter yani. Ama şarkı söyleyesim bile kalmadı. Enerjimi bile çektiniz. Size demiyorum ha, başkalarına.
Bu arada işlerinde şeytan gibi kötü insanların olduğunu ve bu şeytan gibi pislik böyle pislik yani gözünden pislik akıyor. Bu insanların yaptığı kötülüklerin yanına kalmasını görmek çok kötü ama mesela hani Bu sadece bu arada side note. Aklıma geldi. Bir anlara dense iğrenç, rezil. Bu insanlar bence helak olacak bir yerde. Yani bu yanına kalmaz kimsenin. İğrençsiniz. Midem bulanıyor sizden. Tamam, geçtim. Sizin de vardır iddiaki böyle insanlar. Bakın, şimdi hislerle düşünceler aynı değil. Hep bunu elli kere söyledim daha. Kaç kere söyleyeyim? Ben biliyorum. Şimdi kendi özelliklerimi oturup saydırtmayın bana. Biliyorum işte. Değilim, başarışım. Geçtik, biliyorum. Ama hisse gelince, sanki hissediyorum ki yani şu gençliğim çürüdü ya. Yani şu 15 gün kaldı. Bak nasıl, bilmem. 15 gün kaldı yani. Çürüyorum şu evin içinde. Yaylaya gidiyorum, tamam. Kene falan ama onlar boş iş. Ya kene yapıştı ya, böyle diyorum. Hasta mı olsam? Vallahi çıkartmadım bir delik daha. Hasta mı olsam acaba? Gitmem. Ama rapor alsam ne olacak sanki? Rapor alsam da zorunlu hizmetim uzuyor.
Zaten crim konga burada çok yok. Geçen yatırdık birini de. Lyme'da gerçekten çok zor bir hastalık. Yani, Lyme'ı çok yok gerçi. Hani burada daha nadir falan filan biliyorsunuz. Belli haditti değil mi Lyme hastalığı? Lyme disease. Geçen biri bana demiş ki, antibiyotik isen iyi olur. Lyme bakterisi ama Lyme'ı hani misket, limon var ya, Lyme. Hani G-soda Lyme. Oradaki Lyme gibi yazıyor.
Ya teyze, teyze! Hani hadsizsin, gelmişsin doktora bir antibiyotik ödüyorsun, geçtim. Bari hastalığın ismi Lyme Disease, bakterinin adı o değil. Ayrıca da hastalığın ismi Lyme değil. Lyme, yani misket limon hastalığı değil bu. Sonra niye kızıyorsun? Kızıyorum evet, haddini bil. Bir de hadsizsin, bir de özen, iyiliğini düşün. Kimse sana sordu mu ben teyze? Acaba benim kene ısırdı da teyze? Hangi antibiyotik olayım teyze? Bana bir söyle. Misket limon hastalığının çaresi ne teyze?
Vallahi bu insanlar delirmiş, kafayı yemiş ya. Ya ben zaten sosyal medyayı... ...beni anlamayanlar için yapmıyorum. Hani beni anlayanlar, duymak isteyenler. Kendim için yapıyorum aslında bir yerde de yani. Hem maddi hem manevi. Aktarmak iyi geliyor, sublimasyon ya falan ama yani hani... ...özellikle hayattan keyif almadığın dönemlerde... ...bunlar seni çok etkiliyor. Hayattan keyif aldığın dönemlere... ...hayattan keyif aldığın şehri paylaşıyorsun zaten. Ben oradan buraya atlarken, zıplarken işte yok... ...Mantep'te gezerken hiç bunları söyleyemedim size.
Afiyet olsun da, şurada bu da. Buraya da gelin de hadi bakalım mizah şöleni. Espriler havada uçtu. Şimdi ne oldu? Çünkü hayattan zevk almıyorum. Acaba ne yapsam? Bir tane fake hesabım vardı, kapadım. Gerizekalı insanların hiçbirine bakmıyorum. Hiçbirine ne bok yollarsa yesinler. En iyisi bu zaten, bakmamak. Bakıyorsun çünkü elin gidiyor. Dopamin salgılatıyor. İster sev, ister sevmiyor o kişiyi. Merak falan, dopamin salgılatıyor. Gerek yok. O diğer Leandro Tolkus'tan da çıktım.
İstemiyorum yani bakmıyordum o hesaba da arada falan 3 bin kişi var hepsinin storiesinde. Ya o kadar saçma sapan sorular görmek istemiyorum. Sizin bu fake hayatlarınızı görmek istemiyorum gerçekten. Bu arada ben vallahi billahi ya hayatta bir kere fake bir şey koymadım yani bu hesabımda. Neyse diyorsam o. Ha bu beni daha iyi biri yapmaz daha kötü biri yapmaz öyle yani. That's just it. Tamam mı? Bu yani olan neyse o. Neyse günün sonunda at the end of the day. İngilizce de konuşuyorum. Taşlayın beni. Olan kime oluyor biliyor musunuz? Anama babama böyle. Arıyorlar falan. Ağlayacağım bak. İşte tamam, geçiyor. Sen de az kaldı işte. Ya bir nöbet daha yapsaydın ama. Yani öyle bir şey ki bu kafamda büyüyor, büyüyor. İşte görün arkadaşlar, görün. Hayat perspektif. Biri diyebilir ki, senin hayatın boyunca bir daha 9-5 ay inşallah çalışmak zorunda olmadığını ya da işte nöbet tutmayacağın bir hayata gidiyorsun. Değil mi?
Ne kadar güzel falan. Otur Şükret. Haklısınız. Haklılar. Bunu diyen kim varsa haklı. Ama benim dayanacak gücüm kalmadı. Ben de haklıyım. Benim de hissim bu. Kendimi uyutuyorum bilerek. Çünkü uyanmak istemiyorum şu aptal yere. Mesela yürüyüşten zevk alacak mıyım? Ama yataktan çıkmak istemiyorum.
Yemek ne yiyeceğim yok. Kötü ki, her şeyin tadı o kadar kötü ki burada. Ne aldım? İnanmazsınız, vallahi aksine aldım. Gittim, donmuş patates aldım. Önceden de yağda kızartıyorlar, anlıyorum. Onları şeyler diyeyim. Onu Eyüffer'de yapsan daha sağlıklı. Eyüffer'de onu yapıyorum. Sonra sinir açılır. Mayonez, onu yiyorum. Yanında da şekersiz, zararlı bir içecek içiyorum. Benim yemeğim bu. İşte perspektif böyle bir şey arkadaşlar.
Böyle bir şey perspektif. Nasıl bakarsan hayatı öyle görüyorsun ama... ...aynı zamanda ilimlik sistemde öyle bir şey ki perspektifini değiştiremiyorsun yani. Çünkü çok az kaldı. Yemin ederim, bak, vallaha sarayı gün... İki elimin parmağına az geçiyor yani, öyle düşünün. Ve babam gelecek pazar günü. Ama ben şu şekilde hiç zevk almıyorum. Hiç yani.
Bu arada kimse bana acımasın. Acımıyorsunuz zaten diye düşünüyorum. Acımayacak biri değilim zaten. Yani şu anlamda. Acıma istiyor, iğrenç birisi. Nefret ediyorum bu arada. Acıma istiyor. Kim kime acıyor ya? Herkes kendine acısın önce. Sen kendine bak. Kendi önündeki çıplak önce. Kimse kimseyi acıyamaz. Tamam mı? Herkes aslında farklı bu hayatta. Herkes de kendisi güçlü. Acıma... Bu benim tamamen içimden geçen bir şey. Bilmiyorum psikiyatri nasıl, acıma duygusu falan da. Neyse. Yani ben size böyle acı... Hayır, anlamıyorum bu yüzden. İnsanım diye anlatıyorum ve bundan yaşanıyor diye anlatıyorum.
Acımaz istesem daha neler anlatırım. Dün başıma ne geldi bu arada biliyor musunuz? Nöbetteyim, işte ilaç yazmışım. Hastanın bir tanesinin akut sistit var, yani hidra yolu enfeksiyonu. Antibiyotik falan yazıyorsun, toz yazıyorsun, bir şeye yazıyorsun falan tamam mı? Yaşlılar da geldi bağırıyor. Bu paralı, parasızını yaz da, şu da, bu da, yak. Ben tamam mı yani yazıyorum antibiyotik normal ne yazılıyorsa. Devlet ödemiyor da, devlet ödemediği için beni şihat edecekmişler ama ben... Ya ben demedim, sekreter kızıyor zaten falan.
Ondan sonra bağırdı, çağırdı ağzına böyle kesik bir şeyler. Bir şey diyemiyorsun. Yaşlı yani ne diyeceğim. Sonuç çok bozuldu. Yani hani ucuz da bir ilaç. Bu arada şunu da biliyorum. Burası bittiği gün. Yani aklımda bir gün var. İşte o günün sabahı hastaneden çıktığımda, özgürleştiğimde, hafızamın silineceğini. Bunların hepsinin bir anı olarak kalacağını. Hatta belki böyle bu zamanları özleyeceğim. Çünkü bana çok şey kattı. Bunların hepsini biliyorum bakın. Biliyorum, biliyorum.
Aynı okulun bittiği günün tüm acıların biteceği gibi hani üniversite zamanı falan. Ama bunları düşünmem hayattan şu an zevk almamı sağlamıyor. Acaba hangi perspektiften baksam hayattan zevk alabilirim diye düşünüyorum. Bunu düşünürken de o kadar yoruluyorum ki ilaç içip yatıp uyuyasım geleyim tekrar. Diziyi de izleyeceğim diyorum, zevk almıyorum, kapatıyorum. Onu yapayım diyorum, bunu kapatıyorum. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Anlatacağım hadi bye. Doktor Güneş radyo.
Hoş geldiniz bir tanem. Baş ağrısı ilacı yavaş yavaş yerini buldu. Etki etmeye başladı. Hafif azaldı başımın ağrısı. Sabahtan beri su içmedim. Ondan da olabilir. Bir de çok uyudum falan. Bir de uykusuzluk düzeni. Neyse. Bana hep diyorsunuz ya. Abla başarısızlıkla nasıl mücadele edilir? Onu anlat. Hayatta bazı şeyleri becerememek. İşte İngilizce öğrenemiyorum. Nasıl öğrenilir falan.
Şimdi ben diyorum ki, ya kardeşim, ben başarısızlık hissiyle nasıl baş edildiğini nasıl anlatayım ki? Çünkü ben psikiyatrist değilim, psikolog değilim. Ben sadece kendi dertlerimle hemhal olup onları çözme sürecimi size aktarıyorum. Hayata nasıl algıladığımı aktarıyorum. Bir de öğrendiğim bilgileri aktarıyorum. Ya da mesela işte bana diyor ki, çocuk büyütmedi. Ya ben çocuk büyütsem anlatayım, sizi araştırırım. Ama ne yapayım, çocuk büyütmedim ki. Ya da işte boşanmış ailede olma falan. Bunlar çok gerçekten çok ayrı konular. Bunlar benim ne... Bilgim yeter, ne fikrim yeter, ne kalbim yeter, ne de yaşanmışlığım yeter. Şimdi, ama öyle bir gün ki bugün, ben bugün size yetersizliği çok da güzel aktarabileceğimi düşünüyorum. Çünkü ben genelde yetersiz hissetmiyorum kendimi, tamam mı? En dürüst şekilde söylüyorum bunu. Çünkü neden? Çünkü hep bir şeyler yapıyorum ve yetersiz hissetmiyorum. Şimdi ben bir overachiever'ım. Ne demek bu overachiever? Achieve bir şey, başarmak, yapmak, değil mi? Over, fazlasıyla yapmak, fazlasıyla başarı istemek, arzulamak diye çevirebiliriz.
Yani kitab-i bilgiye göre şöyle söyleyebiliriz ki... Yani normalde beklenenden daha fazla bir performans gösteren kişi bu... ...overachiever, tamam mı? Ama deniliyor ki... ...hani bu başarı genelde içsel bir huzurdan değil de... ...ya da işte içsel bir motivasyon, içten yanmalı motordan değil de... ...işte kaygıdan, değerli hissetmeye ihtiyacından... ...ya da kendini kanıtlama zorunundan kaynaklandığını söyleniyor. Olabilir bu arada, acakna öyle. Hani neden olmasın?
Şimdi ben genel olarak içten yanmalı bir motora sahibim. Hep bunu diyorum. O ayrı. Ama bunlar da tabii ki benim overachiever olmamda etkili olabilir. Ha şu var bende. Durarsam düşerim. Uyursan ölürsün. Ne de yok. Ölürsen uyursun. Böyleyim yani. Boş durmak bile bana değersiz hissettiren. Belki sanırım şu anda bu be. Yetersiz hissettiren. Çünkü bu dört duvar odada böyle...
Aptal yani bakarak böyle çürüyorum şu an. Çürüdüğümü hissediyorum. Bir ayım boşa gidiyor. 20'nin sonlarında bu adada çürümek istemiyorum yani. Çürüyorum ya, çürüyorum. Ve kitap, sürekli babama kitap atıyor. Hadi şunu bitir, hadi şunu bitir. Yayın eve atıyor, hadi bitir. Yapamıyorum ya, yapamıyorum. Burada bir şey yapamıyorum. Zaten elimi kımıldatamıyorum. Kalkamıyorum ki burada. Ben de çürümek istiyorum. Ah!
Neyse işte. Yani başarıyı belki de bir araç değil de bir değer görme aracı olarak gördüm hayatım boyunca. Ne bileyim bilmiyorum. Bana ne? Ya o yüzden sıklıkla tükenmişlik yaşadığımı farkındasınızdır yani. Aynı da bir bir burnout oluyorum.
Vardır yani, böyle 6 ayda, 1-1,5 ayda falan güzel bir rutin bu. Ayy bu arada aklıma geldi. Bir video izledim geçen tamam mı? Niles'le alakalı. Salaklar ya, valla bunlar... Onlara salak demedim tamam mı? Hadi, bunun hiçbir kişiyle alakası yok bu videonun. Geçen rüyamda bir video gördüm, diyor ki Niles'i çıkarmışlar oraya. Rüyamdaki videoda.
Nazisler cennete giremezmiş, cehennem vermiş. Çünkü işte arınmak gerekiyormuş falan. Allah cezası... Ya! Allah'ım! Kimi nereye koyacağını sen çok iyi biliyorsun.
Neyse, bu arada benim dine... Din değil de konu. Yaratıcımla ilgili düşüncelerim daha önce bilen bilir. Bilmiyorum, biliyor musunuz? Bunlar her zaman değişir. Ama şu anda daha huzurluyum o anlamda. Bunu söyleyeyim, siz anlayın ne anlıyorsanız. Şimdi bakın, en büyük sorun ne biliyor musunuz? Ben başardıkça... Mutlu olmak yerine... Başardıkça... Kısa sürede bir rahatlama... Yani o dopaminerjik aktivasyon ama sonrasında... Hemen ardından yeni bir hedef koyuyorum. Hemen yani.
Hemen. Hiç denemem ki. Ya bak ne güzel şeyler başarıyorsun. Mesela podcast'e yükledim üçüncü oldum. O zaman hemen şimdi bir... Ya bir dur, bir sakin ol güzelim ya. Bir sakin ol. Bak, elini nereye atsan bereketlendi. Elini ne yapsan başarılı oldun. Kendine bir gurur dur. Yok, ben ne yapacağım? Şimdi gideceğim. Dünya şununla bunda şununla şunu yapacağım. Şimdi gideceğim. 3 ayda şurada kalacağım. Bokun içinde yatacağım.
Ya tamam. Seni de sevecekler böyle, merak etme. Beğendin sen. Şimdi dışarıdan bana yazıyor ki... ...hocam sen zaten kusursuzsun da şöyle böylesin de... ...şöyle, abla sen bu kadar hem şarkı söylüyorsun... ...sesimi beğenmeye ayrı ayrı.
Hem esneksin dans ediyorsun da, hem güzelsin de, hem de... Kardeşim, dışarıdan baktığında o hayranlık yandırdığı şey benim içimde sürekli. Yetmiyor diye bağıran kaplan. Keminiyor beni. Küçüklükten beri böyle. 15 yıl önce de bu böyleydi. Aynı cümleyi kuruyordum, psikiyatristi. Hâlâ aynı bok. Ya bir de öyle bir lanet gidiyorsun ki, acaba bu böyle olmasa ben bu kadar başarılı da olamaz mıyım? O yüzden bunun senden gitmemesi için de direniyorsun. Anlatabiliyor muyum ya? Abla bunları nasıl yapıyorsun diyor işte.
Kardeşim ben bunları yapmasam ölürüm zaten. Psikolojik olarak. Ben size çocukluk zamanlarımı hiç anlatmadım. Çok hatırlamıyorum biliyor musunuz? Yani beynim sildi hepsini benim. Fotoğraflarımız da yok. Ben bir gün bir tane harici diskteydim bunların hepsini. Top bir sildim her şeyi. Tüm fotoğraflar gitti. Çok küçükken falanlar var. Onlar da kağıtta olduğu için ama... İnternet ortamında yani görsel, dijital ortamda işte neyse. Onun hiçbir şeyi yok.
Ve ben bir sınavda ikinci olmazdım. İkinci olmak diye bir şey söz konusu çok değildi. Türkiye genelinde hep zaten olurdu bizim sınavlar. 50. Türkiye genelinde 20.
28, güven ders sınavları falan. O zaman birinci olurdum falan. En kötü yaptığım sınav şeydi işte, üniversite sınavı falan. Sınavın kendisinde. Hatırlıyorum yani. Ne bileyim ya. Hızlı okuma yarışmasın var. Durtulbağ onu kazansın. Şiir okuma yarışmasın var. Durtulbağ şu bombok diksiyonuyla onu da becerir. Çalışır yapar onu da yapsın. Lisede konuşmam yapılacak. Durtulbağ'ın İngilizcesi çok iyi. Durtulbağ lisede İngilizce konuşma yapsınlar. Ne alakaysa. Yani bizim okul 5 seneydi. Hazırlıklı falandı lise.
Ben liseye girdiğimde İngilizcem kötüydü yani çok iyi değildi. Liseden çıkarken bayağı iyiydi. Hem Aksanlım hem de İngilizcem falan filan yapmıştım bu iki ayda zaten. Öyle. Başka da bir şey hatırlamıyorum. Yemin ederim çok garip ya. Ben hayatıma dair çok sildim tüm anılarımı. Bunların da sebepleri var da boşverin. Şimdi biraz da benim için yetersizlik hissinin sebeplerine değinelim. Yani herkesin yetersizlik sebebi farklı olabilir tamam mı? Birincisi arkadaşlar ben kendimi anlatıyorum. Ben bir psikolog değilim. Ben hayatım boyunca başarısızlık ne bilmiyorum. Bilmedim. Yaşamadım böyle bir şeysi. Aslında yaşamak da gerek belki de. Yaşamamamın sebebi her şeyde başarılı olmam değil, başarısız olacağım şeyleri önceden tayin edip girişmemem. En basiti, çok basit bir örnek vereceğim. Mesela takım sporları. Hayatımda hiç volleyball takımına girmeye çalışmadım çünkü berbatım. Hayatımda yapamayacağım şeyleri yapmaya hiç kalkışmadım. Belki başarısızlık korkusu, belki değil öyle. Bir de ihtiyaç duymuyorsun. Çünkü başarılı olacağın alanlar orada duruyorken ve burada kolayca ve hızlıca başarılı olabilecekken, ekstraordinari bir başarı gösterecekken, neden ben gideyim de başarısız olacağım alanda debeleneyim falan. Böyle bir zihin yapısı.
Yüksek standartların işte bir laneti. Nasıl mesela? Mükemmeliyetçi olduğum belli değil mi? Böyle eğilimlerim var. Hani kendimi sürekli değiştirmeye çalışıyorum. Yeterli olmak bir varış noktası değil benim için arkadaşlar. Sürekli ötelenen bir hedef. Yani sürekli daha da... Yani ne kadar yükselirsem benim için yeter o kadar da yükseğe çıkıyor yani. Tabii ki herhalde.
Artık kendimi eski halimle kıyaslamıyorum. Eskiden daha iyiyim demiyorum. Tamam. I am büyüktür. I was. Yani eskisinden çok daha iyiyim. Ama benim kıyasım bu değil. Benim kıyasım eskim de değil. Benim kıyasım potansiyelim. Rezalet bir şey bu. Ben kendimi potansiyelimle kıyaslayıp burada çürüdüğüm için hayattan zevk almıyorum.
Biliyorum ki potansiyelim bundan çok daha fazla. Mesela ben diyorum ki şu an bu aptal odama duracağıma, ben bir de Fransızca öğrenirdim. Ya Tuba, otur yat filmimizle kızım deli misin? Geç gir gidiyor.
Zaten bu sınav zamanları olan durumları... Ailemi suçlamıyorum bu arada. Ailem de ne yapsın? Daha iyisini yapamazlardı gibi. Hele şu andan bakınca hep beraber geliştik. Gördüğünüz mükemmel. Baba mükemmel, anne eskiden bu kadar mükemmel değildi belki de. Bilmiyorsunuz hiçbir şey. Yani mükemmel olmaya çalışıyorlardı yine. Niyetleri kesinlikle çok iyiydi. Kesinlikle. Onun da hiçbir sıkıntı yok. Fakat pedagojik açıdan ne kadar doğru oldu... Benim de yatkınlığım var tabii bazı şeylere. Günün sonunda ben oldum. Baktığımızda şükürler olsun. Elhamdülillah. Tabii ki iyiyim. Ama zorlanıyorum arkadaşlar. Öyle. Neyse. Devam ediyorum. Sonuç olarak içselleştirilmiş bazı eleştiriler ve aile dilemikleri falan. ...günün sonunda kendini yetersiz hissetmene sebep olabiliyor. Overthinking ve hyperawareness... ...yani hyperawareness'tan kastım. Fazla farkındalık, zihinsel aşırı işlem kapasitesi. Kusura bakmayacaksınız artık burada da... ...tamam, en şey, sensin en IQ... ...demediğinizi biliyorum ya. Ben zaten bunu bir lütuf olarak anlatmıyorum yani. Bir bokaya da yaradığı yok, fazla IQ'num zaten. Ya yarıyor da... ...sadece IQ değil. Konuştuk işte, hepsini birleştirince bir şeyler yarıyor. Yani ben... ...kendi eksiklerimi burada şeffaf bir şekilde dile getirebiliyorsam...
Eksiklik olarak görmediniz ama benim hala eksiklik olarak yani bir kusur değil. Farklılık ya işte olarak gördüğüm şey rahat rahat dile getirebilirim diye düşünüyorum. Ayrıca ben bu anlattıkları kendime terapi gibi de yapıyorum. Yani işte sublimasyonundan kastım o. Çünkü ben bunu anlattıkça rahatlıyorum. Çünkü arkadaşlar birincisi fark ediyorum. İkincisi cesaret ya. Bence ben kendime diyorum. Aferin Tuba bak bunu anlatabiliyorsun. Senin de kusurlarınla insanlar seni sevebilir yani. Romantik ilişkilerimde böyle olmaz. ...en azından sizinle olan ilişkilerimde beni kusurlarımla seversiniz diye düşünüyorum. Kusurlarım benim sevmeme engel değil. Bunu biliyorum ve kusurlarımla sevileceğim ilişkide yani sizinle olan ilişkimde kalabileceğime inanıyorum. Kusurlarım var. Will you marry me?
...şimdi gelelim yine bu üçüncü şıkımıza. Neydi? Zihinsel işlem kapasitesi, bunun aşırı olması. Yani, şimdi ben neurospicy, yani... ...sinir divergence, neurodivergence. Neurodivergence bir beynim var, biliyorsunuz. İşte biz ne yapıyoruz genel olarak? Biz değil, ben. Her detayı en ince ayrıcısına kadar analiz ediyoruz falan filan. Potansiyel tehlikeleri fark ediyoruz. Eksikler gözümüzden kaçmıyor. Bu yüzden benim flörtlerim... ...gücüyle görüşmeye dahi gidemiyor tekrardan. Buluşmaya gidemiyor yani. Üç gün sürüyor falan. Devam edemiyorum bunları gördükten sonra. Boşver diyemiyorum. Her telepiden çıkıyorum. Telepiden çıkınca tekrar böyle biraz daha anlayışlı olmam gerektiğini falan düşünüyorum. Yanlış da anlıyor olabilir. Sonra telepide diyorum ki, sizin yüzünüzden yine mi görüştüm şu çocukla diyorum. Yine sizin yüzünüzden diyorum ya. Ben ne yaptım? Ya diyorum ben görüşmeyecektim, silmiştim sonra falan filan neyse. Bu işte her şeyi fark edebilmek falan. Bu aslında süper güç. Aynı zamanda kendini değersiz hissetme lobisterinde kaptığını.
Çünkü beyin sürekli de diyor ki, sen bunu yapabilirdin. Hani bu da eksikti. Sen niye bu yanlışı yaptın? Mükemmel olacağım çünkü, tamam mı? Falan. Yani hani analiz ediyorsun ya sürekli. Bunu hepimiz yapıyoruz gerçi. Böyle yani gerçeklik dışı bir eksiklik yaratıyor bu da. Ve ben eksik başlayan bir ilişkiye devam edemiyorum. Kendimle ilgili de bir eksiklik mi oldu? Bye bye. Ciao. Bye Grecia.
Mesela videoyu izliyorum ya, filmi açıyorum ya. Film Amerika'da geçiyor diyelim ki. Hemen Amerika'daki zamanlarımı hatırlıyorum. Diyorum ki, Teksas şimdi şeysiz oluyor. Benim girdiğim yetenekli doktorluğumu kabul ediyor direkt falan. Bazı ziyaretleri. Hiçbir şeye girmeme gerek yok. Direkt gidebilirim. Teksas'a ne yapacağım? O evden tıkşın tıkşın. Ya ne bileyim, gitsem giderim işte yurt dışında herhangi bir yere zaten. Diyorum ki yani, ne yapıyorum ben şurada? Şu aptal yerde ne yapıyorum?
Mesela orada olabilirdim. New York'ta uyuyazık içebilirdim. Ya da şu an Londra'da, şurada, ablam da orada falan. Burada olabilirdim. Bunu yapabilirdim. Ve benim daha çok moralim bozuyor bana. Hiçbir şey izlemek istemiyorum. Sadece uyumak istiyorum. Anlatabiliyor muyum? Yaşadığım hayattan o kadar zevk almıyorum ki... ...başka hayatları gördükçe daha da sinirim bozuluyor. Ve potansiyelimi biliyorum her şeyde, her yerde yapabilirim. Bunu bilmek beni daha da istiyor. Mesela yemek görüyorum diyorum ki... ...o yemekleri şu an yiyebilirdim. Yediğim yemek bu tabii. İlaç bir yemek yiyorum.
Ve yetersiz etmenin başka bir sebebi daha var. Aslında bu benim podcast yapmamdaki bana en ilgilenen şeylerden bir tanesi maskemi çıkarmak arkadaşlar. Beni böyle tanımazdınız. Benim dışarıdan profilime bakınca takipçim var, maddiyatım var, huzurum her şeyim yerinde. Hadi huzur geçtik de yani hali vaktim falan tipi de iyi. 2-3 tane estetik de yaptırırsa her şey çok iyi olabilir falan. Ama ben yani gerçek bu değil ki. Beni tanıyın işte.
Ben çocuktan beri anormal gözükmemek için, hep böyle uyumlanabilmek için bir maske takmayı öğrendim. Ve bu maskeyi o kadar iyi taşıyorum ki. Taşıyordum ki yani. Taşıyamadığım zamanlar oldu tabii ki. O zaman da zorlandım, işte yurt dışına gittim falan. Geldim bir yere, tamam baktım, iyi maskeyi takarız. E maskeyi takarız derken işte hem güçlü, başarılı, komik, işlevsel. Ama bu maske altında bile ben varım. Kusurlu olan ben varım.
Gerçek ben tanınmayınca işte... ...bu da ancak öyle sevilebilirmişsin isim doğruyu. Bu da yetersizlik isim doğruyu. Şimdi sosyolojik bir yerden söyleyeceğim size bunu. Belki ne kadar size gelir, rezone eder sizinle ama... ...toplumsal normlarla eşleşmeme... ...ve bu yüzden kendini yetersiz hissetme... ...bende yani ne kadar var bilemeyeceğim. Bende bu yok.
Ama yok olsa da bir risk faktörü ve düşüncesel olarak seni yoruyor. Ne gibi şimdi? Bakın. Mesela benim için memurluk. Kariyer merdivenlerine teker teker tırmanmak. İşte ben geçen aday memurluğundan asil memur oldum. Demiş, evime yazacağım asil memurluğuna. Dalga geçiyor. Çünkü ben mesela istifa edeceğim, bana diyor ki oradaki memur... ...hocam bir bekleseydiniz yeşil pasaportu alsaydınız. Kendince iyilik söylüyor. Ben hiç orada değilim kardeşim. Bana çok garip yani. Anladınız, neyse. İşte statü yarışı, evlilik... Hani bunların bir statü olması, toplum normları budur ya hani... ...kariyer yolu. Bunlar benim için böyle işlemiyor bu hayat. Bu bana göre tasarlanmış bir düzen değil. Ve bu yüzden de... ...tamam, ben kafamın istediği gibi yapacağım. Bir gün sonra başarılı olacağım, biliyorum. Ama yine de her bir değişim, her bir dönüşüm... ...insanı bir düşündürtürüp... ...insanı bazen yetersiz hissettirebiliyor. İşte öyle.
Ve benim bu ara en çok tersi hissetmediğim sebeplerden bir tanesi de ait olamama, ait hissedememe. Pek çok ortamda, özellikle burada yani, kendimi yalnız hissediyorum. Bunu biliyorsunuz. Kene yapıştığında, bana tutunduğunda, her ne varsa. Kami hissettim ya. Yemin ederim. ...yalnızlamaya geldi küçükken. Ve bu hani bir yalnızlık sosyal değil, var olsak bir yalnızlık. Burada yaşadım, babam gelecek, şükür dedim gel ben artık dayanamıyorum. Ve işte bu ait olamama istediğinde ben kendimi daha da yetersiz hissediyorum falan filan. Şimdi yapmam gereken en temel şey benim. Siz de kendinize ne alıyorsanız bunu alabilirsiniz.
Başarısızken de yeterli olmayı bilmek. Yeterli olduğumu bilmek. Arkadaşlar ama ben başarısız olmadım hayatta. Olmadım ki. Olmama izin vermedim ki. Çünkü benim için başarısızlık yok olmak demek. Sevinmemek. Olmamak. Kişisel kendilik değerimin olmaması. Ya ben başarısızlıkla başarı demeyeceğim için bu kadar başarılıyım zaten. Ama izin veremiyorum kendime.
Maskemi biraz daha indirmeye karar verdim. Gerçek beni gören sizlere selam olsun. Ya sadece zihinsel değil de duygusal ihtiyaçlarımı da ciddiye alayım da nasıl alayım arkadaş yani. Tamam alıyoruz işte daha ne yapalım. İlaç istiyorum. Hatta da bir iki terapiye gidiyorum. Ya aile ya maile ya yok. Yapacağız bir şeyler.
Yani arkadaşlar, bu yetersizlik hissi aslında bir yerde zekanın yan etkisi. Side effect. Gerçeklik değil ama bu. Yan etki. Side effect. Söylemek istediğim bir şey daha var. Ne oluyor biliyor musunuz? Bu benim özellikle hani tükenmişliğim, tamam buradayım falan filan ama onun dışında...
Düşünün bir, günde 300 tane kişiyle muhatap oluyorsun. Bunlar hasta ve ahlıyor genelde ve bir talepleri var senden ve hani her şey elinde ve sen yapmıyorsun ve şeytansın falan. Geçtik onlara. 300'ü de tamam mı? Allah rızası için hocam bir serum. Allah rızası için hocam serum. ben anlatmaya çalışıyorum bunun böyle olmadığını falan filan işte senin annen baban yok mu senin gelmişin geçmişin senin okuduğun mektebi şöyle böyle senin ya sizde vicdan yok mu sizde Allah evladısınız bu yaşta tesir yap bana
Ya teyze, ya zaten hani elli kere konuştuk biz bu durumları değil mi? Zaten ihtiyacımız var. Babam bugün sana bağımlı. Her gün geliyor, her gün iğne yaptırmak istiyor, her gün. Bağımlı olmuş. Benim bunu yapmam onun bebeklerini iflas ettirmem demek. Ve ben bunu anlatamıyorum. Ve ben bu yüzden anneme, babama laf ediyorum, okuduğum mektebe laf ediliyor. Vicdansız, pislik oluyorum. Ya da diyor ki, 3 aydır şurada mı ağrıyordun? Ya da başka bir sebepten bir tomografi hocam, Allah için. Ya diyorum ki o tomografide o çıkmaz. Ya kardeşim tomografiyi ben mi çekiyorum? Benden mi alınıyor o radyasyon? Benden bir şey çıkmıyor. Ben niye çekmek istemiyorum? Hem tıbbi olarak, safe doktor olarak böyle bir gereklilik yok. Hem de sana radyasyon, hem de çıkmaz. Çıkmaz o tomografide. Röntgen de onlar, çıkmaz. Ama ne oluyor? Allah benim belamı veriyor sonunda.
Allah benim cezamı versin. Allah beni kahretsin. Allah bana ayağa kalkar. Ya ben bunları duymak zorunda mıyım ya? Ben sinirimi bozmamak için niye iletişim etmek zorunda kalıyorum? Neden ben sinirlenip kendimi ve hastaları üzmemek için iletişim etmek zorunda kalıyorum? Çünkü dayanamıyorum. Ve yani devam edemiyorum. Ben bu şekilde, bu şartlar altında ya. Bu çok zor bir şey ya. Sürekli laf ediyorsun ve yapmak istediğin sadece iyilik ya. İyilik. Çekeyim mi? Hemen hepinize tomografi çekeyim ben. Hepiniz radyasyonu alın. Bana ona bir şey olmaz ama size olur. Benim yüzüme serum takayım ne olur ama? Sistem çöker. Diğer kalp krizi kaçıran hasta tedavi göremez. Yatak kalmaz. Bir gün de biriniz alerjiden ölürsünüz Allah korusun. Ne olur? Benim ben dayanarım, siz dayanarsınız. Ama ne? Anan baban yok mu? Allah senin belanı versin. Senin annenin babanın seni doğuran ananın Allah be.
Ya bu ne? Bu ne bu çekinecek? Dert mi ya? Bu dert mi ya? Nöbette gece dörtten sonra öyle anılar oluyor ki. Ya bir tane daha şu gece dörtte yatağından kalkıp gelen, bir tane daha baş ağrısı... Ya hadi anlıyorum migrenin var anlıyorum. Hadi anlıyorum boğazına. Ya neden ilaç? İlaç aldı gel. İlaç aldı geçmedi. Ateşim diyor ki bak bana, hocam hasta olacağım gibi hissediyorum diyor. Ya burnum akıyor diyor. Gece dörtte niye geliyorsun?
Ya zaten 24 saat, 23 saattir orada kaçtık bilmiyorum saatini. Ya zaten Allah'ım yarabbim ya Resulallah'ım tüm doktorlara, Allah hastalara da sabır versin, doktorlara da sabır versin. Ama bu yapılacak iş değil. Bu şekilde yapılacak iş değil ya. Ben mi hastasım diyeceğim, başka bir opsiyonum var diye istifade edeceğim diye mi bu kadar ağır geliyor bana olabilir ama bir insanın kaldırabileceği büyük değil.
Ben sürekli okuduğum mektebeden laf ediliyor. Ne yaptım lan o mektebde ben? Ne yaptım o mektebde ben? Ya ne yaptım lan o mektebde? Konuşamadım bile ya. Belki bu podcast yayınlandığında çoktan istifa etmiş olurum. Babaşım böyleler girmez. Bıktım artık. Bunu düşünmekten de bıktım. Sıkıldım. Soruşturma açılmasını dediğim günden sonra açıldı. Yüce Allah'ım.
Ne oluyor biliyor musunuz? Hadi itiraf edeyim. Ben bunları yaşarken yerde işte anama babama söylüyor. Okudum mektebi. Haa beyaz kod ver falan. Neye beyaz kod vereyim? Yaşlı, bunamış belki yani. Neyine beyaz kod veriyorsun arkadaşım? Neyine? Söylediğinin farkında mısın? Beyaz kod vereceğim. Burası küçük yer.
Beni tanır dışarıda. Herkes beni tanıyor zaten. Konu öyle değil. Neyse, onun dışında. Diyorum ben bunları yaşarken, ne yapıyorum Tuba? Bak çok güzel günlerim oldu San Diego'da, New York'ta, Londra'da, orada, burada, şurada. Bir hedefim var da, aynı aynı. Bir yaşamım da var Tuba. Yani, değil mi ya? Hedefim var da, hedefine gidecek tek yol bu muydu ya? Bu muydu? Zorunda mısın bunların? Bir buçuk yıldan fazla oldu. Beş yüz altmış, tamam kaç? Beş yüz yedi, beş yüz altmış, kaç bilmiyorum. Söylemeyeceğim artık ya. Ne bileyim.
Bunu yaşamak zorunda mıydın kendine bunu yapmak? Yemek yiyemiyorsun, aç aç hasta bakıyorum. Çünkü düzgün yemek olmadığı için o yağlı yemekleri yersem bu sefer karnım şişiyor, ağrıyor. Hasta bakamıyorum falandı filanda. Her şey aynı dert işte. Öyle. Yok. Daha sonra planım var da hadi bakalım.
Tek yöne bilet alacağım bir yere. Gitmeyeceğim merak etmeyin. Türkiye'deyim de işte gideceğim bir tek yöne. Güzel işler yapalım falan diye. Bakacağız. Nasip kısmet. Tamam mı? Hep onu düşüneceğim. Ama onu düşünce de burada yaşanmıyorum. Oh my god. Oh my god darling.
Rahatladım, yemin ederim rahatladım. Şimdi gideyim de güzelce bir ağlayayım. Hangi şarkıda ağlasam? Şarkı öneriniz var mı? Aşk dedim, sevda dedim, umut dedim, kavga dedim. Elimde gençliğim vardı, onu verdim neyleyim? Bu şarkı beni... Bu ara yeni öğrendim bu şarkı. Beni çok yaralıyor ya. Ya ben en üzüldüğüm şey gerçekten gençliğimin gittiğini falan düşünüyorum. 15 günün kaldı be Tuba. Gençliğin 15 günde mi gidiyor? Ama öyle değil.
Daha oldum. Neyse halledeceğiz. Bugünler bitecek. Hep beraber çok güzel işler yapacağız. Tamam mı? Başarılı olmaya devam edeceğiz. Daha çok, daha çok, daha çok başarı! Ki yeterli hissedelim, sevilebilelim. Siz beni, hayır, siz beni her türlü seveceksiniz değil mi? Ben sizi seviyorum. Başarılı olmanıza gerek yok. Kusurlarını da seviyorum. Siz beni niye sevmiyorsunuz ki? Görüşürüz. Başka şöyle şeyler konuşmak istiyorsanız, tam sırası.
Love you!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.