Podcast

175 - Sen Ne Kadar İyi Bir Dinleyicisin?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yapılan araştırmalara göre insanların %96'sı kendilerini iyi bir dinleyici olarak tanımlıyor. Buna rağmen yapılan başka bir araştırma sadece %10'umuzun iyi bir dinleyici olduğumuzu ortaya koymuş. Peki dinlemek neden bu kadar zor? Niye birisiyle konuşurken söylediklerine tam anlamıyla odaklanamıyoruz? 111 Hz'in bu bölümünde bu sorulara cevap arıyoruz. Dinleme sürecinde neler yaşadığımızı anlamaya çalışıyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.643 kelime · ~13 dk okuma

Öyle hikayeler vardır ki sizi başka bir yere ışınlar. Bazen ilhamı buluruz vardığımız yerde, bazen de harekete geçme cesaretini. 111. frekansta o hikayelerin izini sürüyoruz. Hadi başlayalım.

Berk. Berk. Berk. Ay pardon ya. Kusura bakma Filiz, telefonu da almışım. Bak yine düştün ya ekrana. Gece gündüz bu oyundasın. Neyse, sabah sana söylediğim raporların mailini attın değil mi? Hı hı, attım tabii canım. Ya konuştuğumuz detayı ekledim maile, hiç endişen olmasın. İyi bari. Derya Hanım dönüş yapmayınca bir an panikledim. Yani hiç de huyu değildir geç cevap vermek ama. Derya Hanım mı? Derya Hanım ne alaka ya?

Ne demek Derya Hanım, ne alaka? Sabah konuştuk ya Berk. Tane tane attım her şeyi sana. Nasıl yani? Murat Bey'e atmayacak mıydım raporları? Ne? Özellikle Murat Bey'e atma. Bu raporlar şu an müşteriye gitmemeli dedim sana Berk ya. Ya ben tamamen yanlış anlamışım seni Filiz ya. Yani Murat Bey'e kesin atmalıyız diye anladım ben. Of! Çok özür dilerim abi.

Transkriptin tamamını oku

Ne yanlış anlaması Berk ya? Hiç eveleyip geveleme yani. Düpedüz dinlememişsin beni. Ya dinlememek demeyelim de dikkatimden kaçmış işte. Gerçekten inanamıyorum. Bu kaçıncı? Derya Hanım'a nasıl açıklayacağız bunu? Yani iki dakika beni dikkatli bir şekilde dinlemeni rica ettim senden. Sadece iki dakika. Nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirsin? Gerçekten seninle ortak olmak konusunda düşündürüyorsun bazen beni.

Yani neyse, olan olmuş bir kere. Panikle çıkıştım sınavda, kusura bakma. Hemen durumu Derya Hanım'a açıklamamız lazım. Ne desek ki? Strateji kurmak için... ...ilk önce iş ortaklarımıza bir danışmak istedik falan mı desek? Olur mu sence? Berk! Ya ben gayet de dikkatli ve özenli birisiyim Filiz, biliyorsun. Üstelik iyi bir dinleyiciyim de. Sabah da dinledim seni, ayrıca bir an dikkatim dağıldı. Abi şu durumda bile dinlemiyorsun bak beni. Çözümü düşünelim önce, lütfen.

Raporları da çok iyi hazırladım ayrıca. Raporlar ne alaka ya? Onlarla alakalı bir şey demedim ki. Ay hep bir itham, hep bir suçlama. Neymiş efendim dinlemiyormuşum. Abi dağılmış şu an dikkatim işte. Ne var yani? Mail de yanlış kişiye gittiyse dünyanın sonu mu? İnsanım ben de. Dinlemiyorsun tabi abi. Hala sabahta kalmışsın. Rapor falan diyorsun bana. Dünyadan berke. Raporlar yanlış kişiye gitmiş. Çözüm bulmamız lazım diyorum. Çözüm. Ne çözümü önerdin ben az önce? Ne bileyim ben ne önerdin?

İşte bak bunu diyorum sana. Ben çözüm bulalım derdindeyim, sen hala bana vereceğin cevabı düşünüyorsun. Ya tamam da abi insanlık hali olarak ben bir hata yapamıyor muyum? Robot gibi her şeyi tak tak tak yapacak. Hoş

geldiniz sevgili arkadaşlar. Az önce ne oldu ya, ben ne dinledim diye böyle bir duraksamış olabilirsiniz. Hemen izah edeyim. Geçtiğimiz günlerde denk geldiğim bir makale aklıma bir soru işareti düşürdü. Psychology Today dergisinin sitesinde yer alan bu makalede akademik bir anket çalışmasının çıktılarına yer verilmiş ve buna göre insanların %96'sı kendilerini genellikle iyi bir dinleyici olarak tanımlıyormuş. Tıpkı bizim az önce dinlediğimiz tartışmadaki sevgili Berk gibi.

Bu sonuç pek de yanlış sayılmaz değil mi? Sonuçta hepimiz gün içerisinde başka insanlarla iletişim kuruyoruz. Onların söylediği şeylere önce bir kulak sonra da bir yanıt veriyoruz. Dolayısıyla da iyi bir dinleyici olduğumuzu düşünmemiz gayet doğal bir sonuç. Fakat...

Bu tam anlamıyla yanlış bir değerlendirme. Zira aynı dergide yayımlanan bir başka araştırmada insanların sadece hazır olun %10'unun iyi bir dinleyici olduğu verisi ortaya konmuş. %10! Karşımızdaki insanı dinleme konusunda sandığımız kadar maharetli değiliz anlayacağınız.

İşte bu istatistikler şu an dinlemekte olduğunuz ya da dinlediğinizi zannettiğiniz bu bölümün fikrini ortaya çıkardı. Evet, bugün biraz dinlemek üzerine konuşalım istedim sizlerle. Fakat meseleyi öyle sadece kuru kuru bilgilerle, verilerle filan ele almayacağız elbette. Az önce duyduğumuz o mizansen üzerinden bir iletişim analizi de yapacağız. Ama önce duyma ve dinleme durumları tam olarak neymiş bunu bir kafamızda iyice netleştirelim.

Kolombiya tıp merkezinde çalışmalar yürüten psikolog Kelly Workman, birçok kişinin dinleme ve duyma durumlarını karıştırdığını ifade ediyor. Fakat bu ikisi birbirinden çok farklı iki olay aslında. Şöyle izah edelim bunu. Duymak dediğimiz şey, sesi pasif bir şekilde aldığımız yani maruz kaldığımız fizyolojik bir his değil mi en temelinde? İstemli ya da istemsiz bir sesi işitme hali söz konusu. Duymak için öyle bir emek harcamamız, seslere dikkat kesilmemiz falan gerekmiyor kısacası.

Buna karşın dinlemek dediğimiz şey, gönüllü olarak gerçekleştirdiğimiz ve tüm süreç boyunca zihnen aktif olduğumuz bir eylem. Tıpkı az önce dinlediğimiz kişi gibi. Onu sadece duyduğumuz esnada söyledikleri bize belli bilirsiz ve boğuk bir ses gibi gelir çoğu zaman. İşte süreç dinlemeye dönüştüğünde bu ses de biraz daha netleşiyor, biraz daha anlam kazanıyor. Duyulan sesleri anlamak için bilinçli bir şekilde çaba sarf etme hali diyerek tanımlıyor bu eylemi Kelly Workman. Duymak ve dinlemek arasında çok temel başka bir fark olduğunu da söylüyor kendisi. Dinlemeyi tıpkı konuşmak gibi zamanla öğreniyoruz.

Bu alanda kendimizi geliştiriyoruz. Fakat duymak, eğer doğuştan veya sonradan bir engeli yoksa her insanın doğuştan sahip olduğu bir özellik. Şimdi böyle ifade edince duyma hissinin pek de bir önemi yokmuş gibi gelebilir fakat duymak bizi hayatta tutan başat özelliklerimizden de birisi aslında ki Workman'da işitmenin dünyada yolumuzu bulmaya yardımcı olan kritik bir his olduğunu ifade ediyor zaten. Hatta duymanın insanlık tarihi ve evrimi açısından çok belirleyici bir etkisi olduğunun da altını çiziyor.

Korktunuz değil mi? Ya da aniden odağınız duyduğunuz bu sese yöneldi. Merak etmeyin güvendesiniz. Sizi ses aracılığıyla korkutmayı denedim. Çünkü Workman'ın duymakla ilgili altını çizdiği etki tam olarak bu. Duymak, korku duygumuzu tetikleyerek bizim güvenlik sistemimizi harekete geçiren bir durum.

İlk çağları bir düşünün. Mağaradan çıkan o ilkel insanlar duydukları seslere göre vahşi hayvan gibi bir takım tehlikelerin farkına varabiliyorlardı. Hayatta kalmalarını borçlu oldukları bu korku duygusunun da tetikleyicilerinden biriydi duymak. Fakat zamanla duydukları bu sesleri ne yaptılar? Dinlemeyi öğrendiler. Böylece hayatta kalmak için bir takım stratejiler kurmaya başladılar ve bu sayede avlarının nerede olduğunu tespit etmeye başladılar.

Yani öyle ne var canım hepimiz duyuyormuşuz işte çok da eşsiz bir özellik değilmiş dememek gerekiyor. Ki tüm bu anlattıklarım kadar önemli bir özelliği daha var duymanın. Duymak dinleme prosesinin de başlangıç adımı. Bu süreçteki zincirin ilk halkası. E madem öyle biraz da şimdi dinleme sürecimiz nasıl ilerliyor onu anlamaya çalışalım. Demin de söylediğim gibi dinlemek öğrenilen bir eylem.

İşitme, Dil ve Beyin profesörü David McAlpine'da dinlemeyi istatistiksel öğrenme sürecimizin bir sonucu olarak tanımlamış mesela. Bunu da şöyle izah edeyim size. Malum, beynimiz duyduğumuz sesleri çözme ve bize bir anlam yaratabilme özelliğine sahip. Arka planda etrafımızdaki sesleri sürekli olarak dinleyip istatistiksel bir ses haritası çıkarıyoruz aslında.

Beynimiz, seslerin akustik yapısını öğrendikçe daha zengin bir dinleme kabiliyeti geliştiriyoruz. Ve bu seslerin ne olduğuna, nerede ve nasıl duyulduğuna dair belli bazı kalıplar oluşturuyoruz. Mesela konuştuğumuz ana dil değil mi? Ya da müzik. Her ikisi de beynimizin seslerin akustik yapısını öğrenmesiyle bir anlam kazanıyor bizler için. Hatta dinleme kabiliyetimiz geliştikçe bazı sesleri deneyimlerimizle dahi ilişkilendirebiliyoruz. Sesler bizde bir duygu uyandırıyor. Bizde uyanan bazı duygular da dinleme sürecinde çok daha odaklı, çok daha aktif olmamızı sağlıyor.

Şimdi ben buradaki çalışmalardan öğrendiğim bir şey daha söyleyeyim. Eğer bu söz konusu şey, bir insanı dinlemek olduğunda temel duygularımız merak ve aidiyet oluyormuş. Bu noktada yine Kelly Workman'ın çıkarımlarına bir kulak verelim isterseniz. Bir dostluk, ilişki ya da yeni tanıştığımız birisiyle ettiğimiz o ilk sohbet, bunların tamamı karşımızdaki kişiye duyduğumuz şefkat, onunla kurduğumuz empati, o kişinin deneyimlerine olan merakımızla şekilleniyor.

biriyle konuşurken sosyal anlamda takmin olmayı bir aidiyet arayışında olduğumuzu söylüyor Workman. Ona göre karşınızdaki kişiyi dinlemiyorsanız ya da onun sizi dinlemediğini düşünüyorsanız aidiyet duygunuz da etkileniyor bundan. Bu da bir noktada odağınızın kurduğunuz iletişimden başka yönlere sapmasıyla sonuçlanıyor. Evet bu şekilde işte duymak ve dinlemek arasındaki temel farkları netleştirdik diye düşünüyorum.

Değil mi? Anladık. Şimdi konuya girmeden evvel ne demiştim size? Dikkatli dinleyenler hemen hatırlayacaktır. Filiz ve Berk'in tartışması üzerinden bir iletişim analizi yapacaktık. Öyle değil mi? İşte bu analizin ilk kısmı tam da bu aidiyet meselesiyle ilgili. Hemen teybimizi geri saralım ve ne olduğunu daha iyi hatırlayalım isterseniz.

Ya dinlememek demeyelim de dikkatimden kaçmış işte. Gerçekten inanamıyorum. Bu kaçıncı? Derya Hanım'a nasıl açıklayacağız bunu? Yani iki dakika beni dikkatli bir şekilde dinlemeni rica ettim senden. Sadece iki dakika. Nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirsin? Gerçekten seninle ortak olmak konusunda düşündürüyorsun bazen beni. Dikkatimden kaçmış işte.

Ah be Berk, hiç kullanmaman gereken bir ifadeyi sarf etmişsin sen burada. Bunu bilerek ya da bilmeyerek ofansif bir ifade olarak algıladı tabii Filiz haliyle. Zira böyle bir tabir duyduğumuzda zihnimiz ne yapıyor? E karşımdaki kişi bana odaklanacak kadar değer vermiyor ya da bu konuyu benim kadar önemsemiyor gibi bir takım çıkarımlar yapmaya başlıyor. E bu da aidiyet duygusunu sorgulatan ve çoğunlukla da sarsan bir durum.

Filiz'in bu kaçıncı diye çıkışması var ya yine aynı şeyin yansıması aslında. Peki birini dinlemek nasıl bu kadar zor olabiliyor ki? Neden biriyle kurduğumuz aidiyet ilişkisini sasmak bağısına onu dinlememeye yönelebiliyoruz? Bunu da kısa bir aradan sonra konuşalım isterseniz. Fakat bu kısa arada sizden odağınızı toplamanızı rica ediyorum. Zira bölümün ikinci yarısında odaklılığınız da epeyce önemli bir rol oynayacak.

Dinlemek neden bu kadar zor bir eylem? Bunun üzerine konuşacağız. Ama önce sizinle ufak bir oyun oynamak istiyorum. Bu oyunu düzgün oynayabilmemiz için beni kulaklıklarla dinlemeniz gerekiyor. O yüzden eğer şu anda beni kulaklıksız dinliyorsanız bölümü burada durdurup onu takmanızı rica ediyorum öncelikle.

Bu oyun çok karmaşık değil bu arada. Basit bir oyun. Önce bir sinyal sesi duyacaksınız. Bu sesi duyduktan sonra da sadece sağ kulağınızdan duyabileceğiniz bir kolay bir bilmece soracağım size. Hemen arkasından da cevabını vereceğim. Ama bu sefer sesimi sadece sol kulağınızdan duyacaksınız. Tamam mı? Hazır mıyız? O zaman başlayalım.

Görünmez iplerle bağlar seni hedefe. Ama kopabilir en ufak bir gürültüyle. Onu yakalarsan görürsün her şeyi net. Ama kaçarsa bulursun kendini çaresizlikte. Hadi bakalım düşünün biraz cevabı.

Eee Barış, hani soruyu sadece sağ kulağımızdan duyacaktık? Sen sol taraftan sordun. diyenler yani beni gerçekten dinleyenler bilmeceyi doğru bildi efendim. Bu arada bilmecenin cevabı da dikkat etti tabii ki. Neyse. Dinlemek neden bu kadar zor sorumuzun da yanıtlarından biri bu. Bir şeye odaklanma süremizin gün geçtikçe kısalması. E bir düşünsenize en son ne zaman iki saat boyunca sadece tek bir şeye odaklanabildiniz? En son hangi sohbetinizde tüm dikkatinizi karşınızdaki kişiye verebildiniz? En son ne zaman aynı anda birden fazla şey düşünmemeniz gerekti?

Hadi o dağınızı kolaylıkla topladığınızı varsayalım. Bu sefer de dikkat dağıtıcı birçok bildirimden sıyrılma serüveni başlıyor. Zamanın ruhu bu. Dikkatinizi çalmak için amansız bir çaba içerisinde her şey.

Şarkıların süreleri kısaldı. Sosyal medyadaki içerikler özetin özetinin özetine dönüştü. Her şeyi iki cümlede anlamak, merak ettiklerimizi maksimum bir buçuk dakikalık videolar aracılığıyla öğrenmek istiyoruz artık. E haliyle bu da çağımızın belası dediğimiz odak problemine yol açıyor. Bir sohbet sırasında karşımızdaki kişi lafı biraz uzatmaya dursun. Hemen anılarımıza ya da sabah yarım bırakmak zorunda kaldığımız o dopamin kokteyli mobil oyuna gidiyor aklımız. Tıpkı bizim Berk gibi. Buyurun ne olmuştu bir hatırlayalım.

Berk. Berk. Berk. Ay pardon ya. Kusura bakma Filiz. Telefonu da almışım. Bak yine düştün ya ekrana. Gece gündüz bu oyundasın. Neyse. Sabah sana söylediğim raporların mailini attın değil mi?

Peki tek suçlu Instagram mı? İnstagramdaki reeller mi? Ya da mobil oyunlar falan mı? E değil tabii ki. Suçu bunlara atıp sıyrılmak epey tatlı olurdu. Ama maalesef dostlar dinlemeyi zor kılan bir diğer gerekçe de bizim yani insanın doğası.

Konuşma ve beynimizin işleme kapasiteleri arasındaki uyumsuzluk bu dinleyememe probleminin de köklerini oluşturuyor ne yazık ki. Beynimiz bir dakikada ortalama 400 ila 800 arasında sözcük işleyebilme kapasitesine sahip. Yaklaşık 10 bit falan diye de bir yerlerde okumuştum. Fakat bir insanın dakikada 125 ila 175 arasında kelime sarf edebildiğini biliyoruz. Eee bu da bizi karşımızdaki kişinin cümlelerini zihnimizde tamamlamaya doğru itekliyor.

Genellikle birini verimli bir şekilde dinleyemiyoruz yani. Hatta çoğunlukla dinliyormuş gibi yapıyoruz. Kelly Workman bu durumu nasıl tanımlıyor biliyor musunuz? İnsanlar diyor genellikle anlamaktan çok yanıt vermek amacıyla iletişim kurarlar. Ne kadar doğru bir söz değil mi? Çok net bir şekilde açıklıyor bunu. Konuşmaya, anlatmaya teşne bir canlı olmamız dinleme sürecimizi pas geçme eğilimi göstermemize sebep oluyor.

Hemen bu noktada Filiz ve Berk'e tekrar bir kulak verelim dilerseniz. Ne desek ki? Strateji kurmak için... ...ilk önce iş ortaklarımıza bir danışmak istedik falan mı desek? Olur mu sence? Berk! Ya ben gayet de dikkatli ve özenli birisiyim Filiz, biliyorsun. Üstelik iyi bir dinleyiciyim de. Sabah da dinledim seni ayrıca bir an dikkatim dağıldı. Abi şu durumda bile dinlemiyorsun bak beni. Çözümü düşünelim önce lütfen. Raporları da çok iyi hazırladım ayrıca. Evet, ortada çözülmesi gereken bir problem var. Ama bizim Berk sabahki hatasına takılmış durumda. Bir yandan sabah Filiz'i dinlemediği için kendine kızıyor, bir yandan da yaptığı hatayı çözümlemeye, kusurunun kaynağını bulmaya uğraşıyor. Bu arada da çözüm bulma derdindeki Filiz'i bir kez daha dinlememe hatasına dahi düşüyor.

Ah Berkah, aynı hata iki kere yapılır mı diyeceğim de. E onu böyle suçlamak da biraz haksızlık olur. Aslında Filiz de, ben de, siz de böyle benzer kazalar yapabiliyoruz. Şimdi itiraf edelim, biz bizeyiz burada. Dinlemek kolay gibi gözüküyor.

Ama gerek bu çağın hızı ve gerekse zihnimizin yönelimleri bu eylemi basit gibi görünen şeyi gerçekleştirmeyi gerçekten çok zor kılıyor. İki kere gerçek dedim. Her neyse. Peki hiç mi yok bu dinleyememe haline bir çare? Hep sorunu mu konuşacağız? Tabii ki değil. Asla. Hadi biraz da çözüm üzerine düşünelim şimdi.

Bunun için birçok davranış bilimci ve psikoloğun işaret ettiği bir yöntem var. Aktif dinleme. Birinin ne söylediğini duymakla kalmayıp onun his ve düşüncelerine de uyum sağlamak. Bu şekilde tanımlayabiliriz bu aktif dinleme eylemini. Bu yöntemde dikkat etmemiz gereken bazı kriterler var ama öyle ben şu anda dinlemiyorum, aktif dinliyorum falan demek yetmiyor. Öncelikli şartımız birini dinlerken

Rekabetçi bir tavırlara filan girmemek. Yani biriyle iletişim kurduğumuzda öyle illa haklı çıkacağız, illa biz haklıyız gibi bir endişe duymamak. Bu sayede konuşmayı iki yönlü bir etkileşime dönüştürebiliyoruz değil mi? Bununla birlikte göz temasını da bırakmamamız gerekiyor. Karşımızdakinin vücut dilini okumaya çalışmamız gerekiyor. Hani bazıları odayı okumak filan da derler eğer bire çoklu bir iletişimden söz ediyorsak.

İkinci kriterimiz ise dinleme modumuzu belirlemek. Dinleme modu. Konuşmanın içeriğiyle kendimizi doğru bir şekilde ilişkilendirmemiz gerekiyor. Mesela önemli bilgiler edineceğinizi düşündüğünüz bir konuşmada analitik dinleyici moduna geçerek aldığınız bilgilere odaklanabilirsiniz ve net cevaplar alabileceğiniz sorular sorabilirsiniz. Sormalısınız. Şimdi yine bizim Berkin üzerinden gidelim isterseniz.

Çok üzerine yükleniyoruz galiba ama olsun. Eğer Filiz'i aktif bir şekilde dinleseydi, konuşmanın verimliliğine odaklanırdı ve maili kime atması gerektiği gibi önemli bilgilerin üzerinde dururdu. Yani görev odaklı dinleyici modunu açardı. Dinleme modları dedik ya, görev odaklı dinleyici modu.

Ama aktif dinlemede bir şey daha var bu dikkat ve dinleyici modu kadar önemli bir şey. Empati. Birisi size bir şey anlatıyorsa bilin ki size ne yapıyor duygusal bir yatırım. Onu daha iyi anlamak için incelikli, derinlemesine sorular sormak, bu soruları sormadan önce böyle kısa bir durak sayıp önce aldığınız mesajı zihninizde sindirmek, yoğurmak ve vereceğiniz yanıt için kendinize biraz zaman tanımak.

Bunların hepsi karşı tarafında sizi dinleme odağını yükseltecek şeyler. Ne demiştik? İnsanlar kendilerini dinleyen kişilere karşı bir aidiyet duyarlar. Dinlemek kadar dinleneceğinize yönelik bir yatırım yapmak da bu sürecin çok önemli bir parçası değil mi en nihayetinde?

Aktif dinlemek diyoruz, ya ben aktif dinlerim diye düşünüyoruz ama anlatması kadar kolay değil elbette. Bu hayat boyu üzerinde durmamız gereken her geçen gün kendimizi geliştirmemiz ve zamanın getirdiği değişimlere göre de kendimizi adapte etmemiz gereken bir şey. Yani bundan 15 yıl önce, sabah izlediğiniz reel'i unutun ve karşınızdakinin sözlerine odaklanın gibi bir dinleme tavsiyesi almazdık değil mi sonuçta? Dolayısıyla dinlemenin zor bir eylem olduğunu en başta kabul etmemiz gerekiyor. Birini dinleyemediğimizde sadece kendimizde bir kusur ya da suç aramak da sağlıklı bir şey değil.

Ama bu, iletişim kurmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Birilerini cevap vermek için dinlemek, bizi konuşan bir kafaya dönüştürür. Ve burada takılıp kalmak, yeni hikayeleri, farklı deneyimleri ya da değişik bakış açılarını kaçırmaktan başka bir şey sunmaz bize. O yüzden bu bölümümüzü kapatmadan önce sizlerden bir şey rica edeceğim arkadaşlar. İlk fırsatta kendinize sessiz ve sakin böyle bir ortam yaratmaya çalışın. Küçük de olsa sessiz ve sakin olmasına dikkat edin. Ki dikkat dağıtıcı tüm unsurlar kapanabilsin. Telefonunuzu sessize alın mesela ya da sadece dinlemek üzerine düşünün bir süre.

Bu bir şarkıyı dinlemek de olabilir, bir arkadaşınızı, bir öğretmeninizi ya da bir iş ortağınızı da. Ama her ne olursa olsun sadece ama sadece dinleme eylemine odaklanın. Dinlemeyi öğrenin ve ardından kendinize şu soruyu sorun. Ben ne kadar iyi bir dinleyiciyim?

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)