Podcast

138 - Bir Şarkı Neden Dilimize Dolanır?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bazı şarkıların sanki bir sihri var. Bir kere duyduğumuzda zihnimizden atamıyor, tekrar tekrar söylemek istiyoruz. Peki bu şarkıları böyle karşı konulmaz kılan özel bir formül var mı acaba? 111 Hz’in bu bölümünde eğlenceli bir yaz yolculuğuna çıkıyor, tarihteki bazı duraklara uğruyoruz. Kulağımıza küpe olmuş hit şarkıların ardındaki ilhamı, stratejiyi ve bize hissettirdiklerini konuşuyoruz.



Bölümdeki şarkıların yer aldığı playlist'i dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Gülşah Dim

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.255 kelime · ~11 dk okuma

Herkese merhaba, ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Evet, yaz mevsimi geldi. Peki yaz denince birçoğumuzun aklına ne geliyor? Deniz, kum, güneş falan değil mi? Ama benim için bu mevsimin en güzel yanlarından biri, işte böyle uzun araba yolculuklarına çıkmak.

Diğer mevsimlerde araba yolculuğuna çıkılamıyor mu? Çıkılıyor tabii. Ama yazın yapılan araba yolculukları sanki böyle daha bir özgür hissettiriyor. Mesela bakın... Kış olsaydı bu camı açamazdım bile. Ama şimdi rüzgarı yüzümde hissedebiliyorum. Hayat çok güzel! Güzel de... Ya böyle rüzgar sesiyle de bahara bahara olmuyor. Kapatalım şunu en iyisi.

Yalnız şu arkada çalan şarkıyla tam da moda giremedim ben şöyle biraz enerjik bir şeyler açayım. Hah bak mesela amaç biraz havamızı değiştirmekse ben bu şarkının üzerine tanımam. Evet, eminim biliyorsunuzdur. Kimin çaldığını bilmeseniz bile bir yerlerden melodiyi duymuşsunuzdur. Ben de yıllardır açıp dinlemiyordum ya. İlla bir yerlerde kulağıma çalınıyordu. Vay

Transkriptin tamamını oku

be, ergenlik yıllarıma döndüm resmen. Muhtemelen birçok kişinin hayatında böyle epik şeklinde tanımladığı anların eşlikçesi olmuştur bu şarkı. Hatta ben bir yıl başında bunu bir videomda da kullandım. Böyle en son geri sayın falan diye.

Bak, yine gaza geldim ya! Neyse, dağılmayalım. Ne diyorduk? Yazın yapılan araba yolculuklarında kalmıştık, değil mi en son? It's the final countdown! Dur dur, çok gaza geldim şimdi. Yolla kaza bela çıkmasın başımıza. En iyisi değiştireyim ben şimdi şunu. Yalnız çok güzel şarkı ya, cidden dilime takıldı bak şimdi. Artık bütün gün kafamda dönüp duracak. Hatta muhtemelen aynı durumu siz de yaşayacaksınız. Kusura bakmayın, bazı şarkıların böyle bir sihri var çünkü. Bir kere duyunca tekrar tekrar söylemek istiyoruz. Onu zihnimizden bir türlü atamıyoruz. Buna benzer şarkılara İngilizce'de earworm adı verilmiş.

Kulaktan girip beyne giden solucanlar gibi yani. Öyle söyleyince zihinde oldukça rahatsız edici bir resim canlanıyor farkındayım ama gerçekten de bazı melodiler var ki kulağımızdan içeri bir kez girip kaçtı mı gün boyu alakalı alakasız birçok anda dilimize dolanıyorlar. Peki bu şarkıları böyle karşı konulmaz kılan özel bir formül filan var mıdır acaba? Aslında evet. Hit bir parça birkaç farklı faktörün bir araya gelmesiyle oluşuyor. E madem şarkıyı bir türlü kafamızdan çıkarıp atamıyoruz o zaman bu meseleyi konuşalım bugün. Kim bilir belki bu yazın hit şarkısını siz bestelersiniz. Ama isterseniz önce direksiyonu biraz geçmişe kırıp bu şarkının ortaya çıkış hikayesini konuşalım. Tabi öyle sıradan bir araba kullanacağımı üşümediniz umarım.

Sadece yaz tatilleri için değil, ışınlanmak için de kullanıyorum ben bunu. O zaman kemerlerinizi bağlayın. 3-2-1 Evet, 70'lerde bir uçaktayız arkadaşlar. İsveçli bir pilot olan Rolf Larsson ve henüz 10 yaşlarındaki oğlu Joachim'le beraberiz. Rolf, oğlunun kokpitte kendine eşlik etmesine izin veriyor çünkü küçük Joachim gökyüzüne gerçekten de hayran. Tüm bu heyecanına rağmen sesi Karakutu tarafından kaydedilirse babasının başının derde gireceğini bildiği için bu yolculukların hiçbirinde çıt çıkarmıyor. Ama onun bir tutkusu daha var.

Müzik. Hatta aldığı ilk single, ilgi alanıyla epeyce bağlantılı bir şarkı olan Space Oddity. Evet, uzay gemisi havalanırken biz de artık yavaşça yere inebiliriz bence. Neyse efendim işte bu Yoakim diye sözünü ettiğimiz çocuk David Bowie'nin müziği ve tarzı kadar bu şarkının sözlerinden de çok etkilenmiş. Binbaşı tam neden uzayda teneke bir kutunun içinde süzülüyordu ki? Dünyayı neden terk ediyordu? İşte bu gizem onu meraklandırıyordu ama büyüdükçe uçmaya karşı olan sevgisinden çok müziğe olan tutkusunu takip etti. Ergenlik yılları boyunca farklı gruplarda çalmaya zaman zaman da vokallik yapmaya başladı.

Artık bir sahne adı vardı. Joey Tempest. Kendi kendine müzikal denemeler yapan Joey, üniversitenin ilk yıllarında bunun için aile evinin bodrum katını kullanıyordu. Bir gün arkadaşından ödül çaldığı klavyeyi kurcalarken, enteresan bir melodi buldu.

Bu kısa melodi çok hoşuna gittiği için hemen bir kasete kayıt aldı. Ama o sırada aklına bunu kullanabileceği herhangi bir şarkı gelmediğinden kaseti odasındaki dolaplardan birine Fikri de rafa kaldırdı. ve kaset o dolapta tam 6 yıl boyunca bekledi. Bu süre zarfında Joey, Stockholm'da yaşayan diğer müzisyen arkadaşlarıyla Europe adında bir grup kurdu. Çıkardıkları iki albüm sonrasında sadece kendi şehirleriyle sınırlı değil, ülkelerine yayılan bir ünleri olmuştu ama İngiltere ve Amerika gibi ülkelere açılmak hala bir hayal gibiydi onlar için. Uluslararası plak şirketleri müziklerini çok gürültülü, saçlarını da çok uzun buluyordu.

Evet, bu arada bu son söylediğim şaka filan değil arkadaşlar. Gerçekten saçlar baya önemli bir sebepti. Neyse işte, grup üyeleri üçüncü albüm için farklı ve yeni bir şeyler yapmak istiyordu. Hem albümü hem de şovlarını açacak güçlü bir şarkı bulmak. Ve bunun için de stüdyolarında gece gündüz çalışmaya başladılar. Nasıl bir şarkı olabileceğini düşünürken, Joey'nin aklına üniversitede kaydettiği o kaset geldi.

E ne de olsa mis gibi bir melodiydi ve raftan inmesinin zamanı gelmişti artık. Grubun gitaristi Can Norum ise bu fikre başta karşı çıkmıştı. E tabi bir gitarist olarak synth sesini yeterince cool ya da rocker bulmuyordu kendisi. Ama Norum'un tüm itirazlarına rağmen grup şarkı üzerine çalışmaya devam etti ve Joey de bu melodi için sözler yazdı.

Aradığı ilhamı ise çocukluğunda bulmuştu. Yani babasıyla yaptığı uçak yolculukları ve David Bowie hayranlığına. Belki de binbaşı tam dünyanın sonu geldiği için yeni bir gezegene göç ediyordu. Belki de insan ırkı dünyaya sonsuza dek veda ederken bu geri sayım gezegeni terk eden son uzay gemisi içindi. İşte bu ilhamla şarkının hikayesini kurmuş ve şu sözleri yazmıştı Joey.

Buradan beraber ayrılıyoruz. Ama yine de bu bir veda. Ve kim bilir belki de geri döneriz dünyaya. Sanırım suçlanacak hiç kimse yok. Yeryüzünü terk ediyoruz. Peki artık bir şeyler eskisi gibi olacak mı?

Son kez geri sarıyoruz. Bu aynı zamanda grup üyeleri için de bir geri sayım olmuştu. Çünkü şarkının çıktığı 1986 yazından sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Europe, uluslararası bir üne kavuştu. Hatta o kadar ki pek çok kişi Final Countdown'u grubun yaptığı ilk albüm sanıyordu. Başlangıçta şarkıya karşı çıkan John Norum, şimdilerde grup arkadaşları onu dinlemediği için pek bir memnun,

Çünkü 26 ülkede listelerin en tepesine çıkan şarkı 87 Euro Basket ve 88 Yaz Olimpiyatları gibi çok önemli organizasyonlarda çalındı. Hatta 99'da yani yeni milenyumun hemen öncesinde tekrardan popüler oldu. İnsanlık yeni bir çağa bu şarkıyla geri sayım yapmıştı ve bugün hala bambaşka kutlamalarda ya da spor organizasyonlarında bu melodi insanlara aynı coşkuyu yaşatmaya devam ediyor. Peki bu Final Countdown gibi şarkıların başarısının sırrı olan o formül ne? Onu konuşacağız elbette ama kısa bir ara versek iyi olur. Zira benim şarkıyı baştan sona dinlemem gerekiyor arkadaşlar. Yoksa bölümün devamına odaklanamayacağım.

Oh, dinledim rahatladım. Yoksa o earworm melodiden çıkamayacaktık bir türlü. Neyse. Nerede kaldık? Final Countdown gibi şarkıların başarısının ardındaki formülü analiz edecektik, değil mi? Bir müzik bilimci olan Dr. Alison Pavley ve psikolog Dr. Maniel Moulin-Syfan bu tür şarkılara eşlik etme isteğimizin ardında yatan sebepleri araştırmışlar ve bunun sonucunda bir şarkıya eşlik etmemizi sağlayan bazı faktörlerin olduğuna kanaat getirmişler.

Her müzikal hit, matematiğe, bilime, mühendisliğe ve teknolojiye dayalıdır diyorlar. Onlara göre nörobilim, matematik ve bilişsel psikolojinin birleşimi, bize kusursuz bir hit şarkı bestelemek için gereken iksiri sunabilir. İşte Pavly ve Moulin Sifon'ın tarif ettikleri bu iksir dört elementten oluşuyor. Birinci elementimiz, nefes.

Akılda kalıcı bir şarkı için en önemli noktalardan biri, vokalistin aldığı nefes ve söylenilen dizenin uzunluğu. Tek nefeste söylenen melodi ve dizeler ne kadar uzunsa, şarkıya eşlik etme olasılığımız da o kadar artıyor. Mesela... Perde aralığı var. Bir şarkıda farklı sesler duymak bizi etkiliyor ve ilgimizi çekiyor. İşte bu sebeple araştırmacılar şarkıdaki melodiler ve nakarat arasındaki geçişlerde üç farklı ton kullanmayı başarılı bir beslenin anahtarı olarak gösteriyorlar. Mesela...

Ne var ki üçüncü elementi göz önünde bulundurduğumuzda bu verdiğim örnekler biraz zayıf kalacak. Çünkü Pauli ve Molensief'ın yaptıkları araştırmada psikolojik olarak erkek vokallere eşlik etmeyi daha çok tercih ettiğimiz sonucuna ulaşmışlar. Onlara göre bir şarkıya eşlik etmek bilinçaltımızda bir savaş narasına karşılık geliyor. Ve dolayısıyla tabiatımızda bulunan o kabilesel, ilkel tarafa dokunuyor olabilir.

savaşa girerken psikolojik olarak bir erkek figürü aradığımız gibi şarkılarda da o dağın erkek vokalde olduğu parçalara yönelebiliyoruz. Tıpkı... Ve geldik sonuncu maddeye ki bu sonuncu madde de aslında buna oldukça paralel. Dinleyiciler genellikle tiz sesli bir erkek vokalin sarfettiği eforun belirgin olduğu şarkılara eşlik ediyorlar. Bu tip sesler yüksek bir enerjiyi ve bir amaca adanmayı simgeliyor ve dolayısıyla bizi de gaza getiriyor. Örneğin

Evet bu bilimsel çalışma için İngiltere'de çeşitli barlarda kimliklerini gizleyerek gözlem yapan bu ikili Birleşik Krallık'ta en çok eşlik edilen şarkıların olduğu 10 parçalık bir de liste hazırlamışlar. Listenin ilk sırasında Queen'in tahmin edebilecek misiniz bakalım hangi şarkısı var? We Are The Champions. 1994 Dünya Kupası'nın resmi şarkısı. İşte bu bestenin modern zamanın dövüş arenaları olarak görülen stadyumlarda sıklıkla çalınıyor olması bir rastlantı değil yani. Queen'in yine aynı şekilde gaza getiren, sadece ritim tutarak bile eşlik edebildiğimiz bir şarkısı daha var ve eminim hepiniz biliyorsunuzdur bunu. Eğer müsaitseniz siz de bana dizleriniz ve ellerinizle eşlik edin bakalım.

Tabii ki hiç şarkıların hepsi bizi motive etmiyor. Hatta bazıları ağlatabiliyor. Esasında hit şarkıların ortak özelliği yoğun duyguları ortaya çıkarıp onları canlandırmak diyebiliriz. Bu duyguları hissetme arzumuz bizi o ezgileri, melodileri tekrar tekrar dinlemeye teşvik edebiliyor. Zaten yapılan araştırmalarda akılda kalıcı şarkıları dinlerken beynimizde dopamin salgılandığını söylüyor. Yani sevdiğimiz şarkılara geri dönmek bize bir ödül gibi geliyor.

Penn State Üniversitesi'nde retorik ve kompozisyon profesörü olan müzisyen Keith Duffy akılda kalıcı bir şarkı duymayı beynin kaşınmasına benzetiyor mesela. Ve bu kaşıntıyı geçirmenin tek yolunun da o şarkıyı dinlemek olduğunu söylüyor. Dartmouth Koleji'nde yapılan araştırmada katılımcılara bilindik şarkılar, bilinçli olarak bazı kısımları eksik şekilde dinletilse bile görüntülemelerde beynin o boşlukları doldurduğu hatta silinen kısımları neredeyse duyduğu ortaya çıkmış. Çünkü işitmekle ilgili olan kısımlar sanki gerçekten de bir sesi duyuyormuşçasına aktive oluyormuş o sırada. Özellikle de sözlü ve katılımcılarda güçlü görsel anılar canlandıran şarkılarda. Yani bir bakıma zihnimizde şarkıların izi var diyebiliriz. Üstelik sadece beynimiz değil,

Kalbimiz de işin içinde. Bir müziğin temposu, kalıcılığını belirleyen en önemli unsurlar arasında. Orta hızda şarkılar, yani 100 bpm'e yakın bir tempoya sahip olan şarkılar genellikle zihnimize daha kolay kazınıyor. Bu aralık kalbin doğal atış hızıyla örtüştüğü için bizler fark etmeden kendimizi şarkıyla ilişkilendiriyoruz ve onunla bir bağ kuruyoruz.

Bağ kurmak, yakın hissetmek. Bunlar bir şarkıyı akılda kalıcı kılan çok önemli unsurlar ki Penn State Üniversitesi'nde müzik teorisi profesörü olan Paul Barsam da tanıdıklık hissinin altını çiziyor. Ona göre müzikteki kültürel elementler bu hissi pekiştirebiliyor. Mesela Latin ezgileri o ülkelerden olmasak bile bize sıcak yerleri, egzotik şehirleri, eğlenceyi ve dolayısıyla yaz mevsimini çağrıştırıyor. Hatta o şarkıların sözlerini bilmemize bile gerek yok. Akılda kalıcı tek bir kelime bile o şarkıya eşlik etmemize yetiyor da artıyor. Şimdi buna da bir örnek vermek gerekir değil mi?

Yani sözleri istersek internetten bir dakikada buluruz ama bağ kurmamıza biraz da o tek kelimenin basitliği ve yanlış yapmayı çok da takmamamız sağlıyor. Hani şimdilerin deyimiyle cringe olabileceğimiz, ciddiyet gerektirmeyen güvenli bir alan bu. Bize bu şarkıları ezberleten ve tanıdık hissettiren bir diğer şey ise tekrar. Barsim'a göre bir şarkıda tekrar eden bir melodi, cümle ya da bir kelime olması bile o şarkının akılda kalması için yeterli olabiliyor. Şarkının kötü veya bıkkınlık verici olması pek de önemli değil burada. Hatırlarsanız şu cool ve rocker arkadaşımız John Norum şarkıda tekrar eden Synthesizer melodisinden rahatsız olduğunu söylemişti başlangıçta.

İşte belki de şarkıyı popülerleştiren esas unsuru gözden kaçırıp kendini ve grubu büyük bir başarıdan mahrum bırakacaktı bu ön yargısı sebebiyle. Fakat bu tekrar dediğimiz şey sadece sözler ya da ritimle ilgili değil. Bir şarkıyı tekrar tekrar dinlemek de bu sevdaya dahil. E bunun yolu da nereden geçiyor? Pazarlamadan haliyle. Eğer bir şarkının hatırlanabilir bir nakaratı varsa ve siz o şarkıyı çeşitli yerlerde günde en az böyle 20-25 kere duyuyorsanız e muhtemelen dilinize takılacaktır. Hatta 20 yıl öncesine dönüp buna ülkemizden bir örnek de verebiliriz. Zalim oyun bozan. Evet bakın melodiye dikkat ettiniz mi?

Pabucu yarım çık dışarıya oynayalım Şarkısını andırdığı için tanıdıklık unsurunu da karşılayan işte Yalın'ın bu parçası 2004'te tüm radyolarda ve müzik kanallarında durmaksızın çalıyordu. Bugün artık biraz radyo kullanımı azaldı ama benzer bir sistem neyle devam ediyor? TikTok ve Instagram içinde değil mi? Onlarda da geçerli. Sonuçta ekranı kaydırırken aynı şarkının aynı kesetine yüzlerce kez denk gelmiyor muyuz?

Hatta artık bazı şarkılar sadece bu tür platformlarda tutsun diye yapılıyor. Birbirine benzer şarkılar, kolay sözler, işte bolca tekrar... Böyle düşünüldüğünde listedeki tüm kutucuklara tik atabiliriz. Ama belli bir süre için popüler olan şarkılarla zamansız hitler arasında bazı başka farklar da var tabii ki. Nitekim buna benzer şarkıların ortaya çıkış hikayelerine baktığımızda sanatçıların kendi hatıralarıyla kurdukları bağı, hayran oldukları diğer sanatçılardan nasıl ilham aldıklarını ve beste sürecinde nasıl üzerine koyarak gittiklerini görebiliyoruz.

Artık böyle kulaklığımızı taktığımız anda tamamen kendi istediğimiz şarkıları dinleme lüksüne sahibiz. Ama hala içinde bulunduğumuz dönemin hit şarkıları bizi bir yerlerde böyle en umulmadık anlarda yakalayıveriyor ve hayatımıza bir fon müziği oluyorlar. Belki de işte bu sebeple bir müzisyenin öncelikli amacı algoritmalar olmamalı. İnsanların duygularına dokunabilecek şarkılar yapmak olmalı.

Yeni yaşlara, yeni yıllara hatta yeni milenyumlara taşınabilecek kadar bağ kurulabilecek türde şarkılar. Yazın yapılan bir araba yolculuğunun farkı ne demiştik? Daha özgür hissetmek. Aslında bu farkın temelinde belki de mevsimin kendisi değil, ona yüklediğimiz anlam yatıyor. Çünkü günün sonunda yaz özünde bir his, bir konsept.

Evet, belki vücudumuz biraz daha fazla D vitamini alıyor, işler birazcık daha rahatlıyor ve çevremizdeki her şeyi böyle sarı, aydınlık bir filtreyle görmeye başlıyoruz ama bizdeki anlamı anılarla şekilleniyor. İzlediğimiz turnuvalar, yaşadığımız heyecanlar, sohbetle geçen uzun akşamlar, sevdiklerimizle çıktığımız o uzun yollar yine ve o yollarda geçirilen maceralar İşte tüm bunlar da bize her daim eşlik eden şarkılar. Beynimizi kaşındıran o tek kelime ya da hareketli bir melodi tıpkı bölümün başında olduğu gibi gaza gelmemizi sağlıyor. Daha cesur, daha enerjik, daha kaygısız, daha bir aşık. Böyle hissetmeyi seviyoruz. Sonra ayaklarımızın biraz daha yere bastığı sonbahar için bir geri sayım başlatıyoruz.

Şimdi izninizle benim de biraz beynimi kaşımam gerekiyor. Zira bölüm boyunca bahsettiğim şarkıların hepsi de aklıma takıldı. Bu arada siz de eğer o şarkıları dinlemek isterseniz bölümün açıklama kısmına bir playlist bıraktım. Belki bir sonraki yolculuğunuzda o şarkıları da yanınıza almayı isteyebilirsiniz. Yolunuz açık olsun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)