
5.892 kelime · ~29 dk okuma
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Herkese
merhaba. Bugün oldukça heyecan verici bir konuğum var. 2024 trendleri üzerine konuşacağız kendisiyle ama zaten o yaklaşık 20 yıla yakın bir süreden beri gelecek vizyonuna sahip bir şekilde böyle sürekli trendlerin peşinden koşuyor ve aynı zamanda benim bir dostum. Özgür Alaz bizimle olacak az sonra. Özgür uzun yıllardır trendleri yakından takip ediyor dediğim gibi. Onlara stratejik bir bakış açısı getiriyor. Ve bugün geçenlerde yazdığı bir makale dikkatimi çektiği için zaten onu davet etme ihtiyacı hissettim. 2024 yılı için öngördüğü bir takım eğilimler var. Onların üzerine gideceğiz.
Tabi bunlar sadece trendler değil, onu da altına çizeyim. Trendlerin arkasındaki itici güçler, zihniyet değişiklikleri. Yani bugün sadece geleceği değil, geleceğin kodlarını da konuşacağız. Tabi genelde bunlar markalar için bu trend raporları hazırlanıyor ama ben kişisel kariyerlerimiz için de, kişisel marka da deniyor hani onlar için de ufuk açıcı bazı fikirler işiteceğimizi düşünüyorum.
2024'e doğru ilerlerken bakalım bizleri neler bekliyor? Hangi değişim rüzgarları esiyor? İşte bunları onunla konuşacağız. Hoş geldin stüdyomuza sevgili Özgür Alas. Hoş bulduk Barış. Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Senin sayende herkese ulaşabilmek benim için çok mutluluk ve çok gurur verici bir şey. Tekrar teşekkür ediyorum. Ne demek rica ederim. Şimdi az önce de girişte söyledim. LinkedIn'de ben gördüm bu şeyini. Senin 2024 trendlerin başlangıç noktası olacak 7 trend başlıklı bir makale yayını. Ve o makalenin altında da çok cömert bir şekilde bugüne kadar yaptığın araştırmalar sonucu topladığın, işte ben de indirdim hepsini, 58 tane raporu paylaştın.
Şimdi bunlara sadece şey olarak bakmak bile, her bir rapor çünkü çok sayfalı, bakmak bile bir iş. Ben de aslında bunu her yılın sonunda, gelecek yıla bir hazırlık amacıyla, amatör bir çabayla yapmaya çabalıyorum. Ama kolay bir şey değil. Bir kere doğru trendleri belirleyecek olan kurumları, organizasyonları önce bulmak gerekiyor. Sonra bunları incelemek, analiz etmek gerekiyor. O zaman zaten bir çorbaya dönen kafalarımızı birazcık temizlemek için de buradan birkaç tane noktayı açığa çıkartmak gerekiyor. Armut çok güzel pişmiş, bizim ağzımıza düştü. Ben şimdi bunu bütün dinleyicilerimize de kaçırmak için aslında seni davet ettim. Ben de o yüzden senin eline sağlık diyorum. Şimdi o makalenin girişinde de bir şey var. Diyorsun ki trendlerin benim kişisel hikayemde önemli bir yeri vardır. Böyle bir cümleyle giriş yapıyorsun. O yüzden ben öncelikle senin hikayeni bir paylaşmak istiyorum. Ben takip ediyor olsam da dinleyicilerimiz de senin ve trendlerin arasındaki ilişkiyi bir öğrenmesi lazım bence.
Ben bu soruya birazcık çocukluğumdan da başlayarak ilerlemek isterim Barış. Ben Malatya'nın bir ilçesinde büyüdüm, Pütürgü ilçesinde büyüdüm. Orada da yaklaşık ortaokuldayken bir, şu anda bildiğimiz Fortune 500 listesinin bir haliyle karşılaşmıştım. Fortune 500 listesi de şey yapar, dünyanın en büyük 500 şirketine baştan sona birden işte 500'e kadar sıralar. O karşılaşma benim aslında hayatımı değiştiren anlardan bir tanesi oldu. Çünkü aslında bir hayal kırıklığı yaşadım. 500 şirkete tek tek baktığım zaman farklı sektörlerde, farklı ülkelerin şirketleri var. Ama hiç Türkiye'den bir şirket görememiştim. Bu bende bir hayal kırıklığı yarattı.
Aynı zamanda ben hayatımın hayalini, çocukluk hayalimi ve hayatımın gidişatını değiştiren şeyde orada yakaladım ve sonra şey dedim hani neden bir tane Türk şirketi olmasın ki neden bunu kurmayayım ki o zaman işte hayalimde böyle bu listede yer alacak çocukça bir şirket kurmaktı ve o aslında benim okula bakışımı yaşama bakışımı hani o küçük dünyamı değiştiren bir an olmuştu. Böyle bir dünya değiştikçe aslında böyle yeni dünyayı anladıkça, yeni dünyanın bize getirdiği, yeni bize demeyim de yeni dünyanın oluşturduğu yeni yolları, yeni akımları, yeni alanları fark ettikçe aslında onlar bize bir büyüme alanı veriyor. Benim trendlerle hikayem çekirdek noktam burası. Üniversitedeyken de yine şanslıysa da ben trend takipçiliği mesleğiyle tanıştım. O zamanlar, yaklaşık 2004-2005 yılları, dünyadaki böyle trend siteleri, trend uzmanlık şirketleri yeni yeni kuruluyor. Bir tanesi de trendbudjing.com. Ben de tabii ki onu bu hayalle, acaba ne iş varmış, acaba nasıl iş modelleri varmış perspektifiyle takip ederken ben oranın gözlemcisi de olmaya başladım. Doğru yerleri o zaman da takip ettim. Yerel gazeteleri, dergileri acaba bu bakış açısıyla bakmaya ve izlemeye çaba sarf ettim. Ve o zamandan beri de dünyanın en aktif trend gözlemcilerinden bir tanesi oldum. Ve o zamandan bugüne de benim kişisel hayatımda aslında her şeyin başlangıç noktası. Bugün trendleri bir tanımıyla, trendleri biraz farklı da tanımlamak, farklı görmek gerekiyor. Ama benim hayatımdaki her şey trendlerden besleniyor diyebilirim. Çünkü dünyanın değişmekte olan halini anlamak, dünyanın yeni ihtiyaçlarını görmek, dünyanın nasıl yeni sorunları var, dünyanın nasıl yeni çözümleri ihtiyacı var. Dünyanın açtığı yeni yollar, yeni bağlantılar nedir? Bunları görerek ve anlayarak bu illa iş insanı olmak, illa girişimci olmaya falan da gerek yok. Bunu kişisel kendi hayatımızda, çocuk yetiştirirken, tatile çıkarken, kitap okurken bile bu perspektifle, bu yeni dünyanın getirdiği, ben biraz emrettiği diyorum ama emretmeyi böyle biraz pasif ya da biraz itaat perspektifinden söylemiyorum. Bizi yönlendir dediğim, gerçekleri anladığımız vakit
Ben girişimcilik deneyimlerimde, Markalı'ya sunduğum danışmanlıkta, kendi hayatımda, seyahatlerimde okuduğum kitaplarda aslında bu dünyanın değişmekte olduğu halinden yola çıkan, bu değişmekte olan dünyayı anlamak ve bunu tercüme etmeye yönelik şekilde bir yaşayışı oldu. Benim kişisel hikayem ve trendler biraz böyle aslında. Şimdi kısmen aslında sen cevabını verdin ama ben yine de sormak istiyorum. Trend, trend diyoruz işte bunlar eğilimler, biliyoruz böyle bir şey olduğunu ama yani bunun bir tanımı var mıdır? Ne trenddir? Ya da trendler bir yerlerde belirleniyor mu? Yoksa gözleniyor mu? Dediğim gibi ipuçlarını verdin ama bir de bu perspektiften bir trende bakış yapalım istersen.
Yine burada bizim işimize yarayacak olan şey, bence trendleri böyle kavramsal olarak, metafor olarak zihnimizde bir yansıtmak. Şimdi trendlere biz, ben de eskiden şöyle bakıyordum, acaba nasıl trend var da ben bu trendi yakalasam, hani böyle avlasam da onu işe dönüştürsem perspektifiyle bakıyordum. Ancak aslında trendler böyle dışarıda avlanacak şeyler değil diye düşünüyorum ilk başta. Bu trend bizi çevreleyen bir yapı. Bunu da aslında zihnimde şöyle oturtuyorum. Şimdi biz aslında bir dünyada yaşıyoruz ama kocaman bağlantısal bir dünya, kocaman bağlantısal bir okyanus. Bunun içerisinde büyüklü küçüklü hani bizler birer balık gibiyiz. Büyük balinalar var, şirketler var, devletler var, aktörler var, yayıncılar var, etkiler var, kültür var, yayıncılık var. Hani farklı farklı şeyler bu dünyanın bütününün şeklini, bağlantılarını falan sürekli olarak değiştiriyor. Trend dediğim şey aslında değişen dünyanın, hani dünya değiştikçe aslında yeni akışlar, yeni akıntılar, yeni yollar, yeni besin kaynakları yaratıyor. Aslında bu değişimi ben trend olarak tanımlıyorum. Çünkü buradaki yarattığı değişimler, yarattığı boşluklar, yarattığı büyüme alanları da
diğer taraftan insanlar için, kavramlar için de bir büyüme potansiyeli veriyor. Yani trend de bir şeyin A noktasından B noktasına çıkması, bir şeyin büyümesi, bir şeyin popülerleşmesi olarak tabii ki görüyoruz. Ama bu neden popülerleşti dediğimiz zaman, bu dünyanın hepimizin komple hamleleriyle değişen, dünyanın yarattığı aslında yeni alan sayesinde oluyor diye düşünüyorum. Trendler nasıl yaratılıyor kısmı aslında birazcık zor bir soru. Çünkü trendler dediğimiz şeyde birazcık geniş bir kavram. Mesela moda trendleri
dediğiniz zaman bir renk olabilir, saç trendleri olabiliyor, bir spektrumun bir tarafına tiktok trendleri falan bunları bir spektrumun bir tarafına koyarsak diğer taraftan da böyle makro trendler, demografik trendler, göç trendleri gibi daha makro şeyler de diğer tarafta. Şimdi bazı trendleri biz ölçebiliyoruz. Mesela Türkiye'nin nüfusu şehirleşiyor mu? Türkiye'nin nüfusu nasıl artıyor? Türkiye'nin nüfusu yaşlanıyor mu gibi şeyleri nispeten istatistiksel yöntemlerle görüp tahmin edebiliyoruz ve yanılma payımız çok az. Yani bu trendin bir tarafı, yani tahmin edilebilir tarafı.
Diğer tarafı trendler belirleniyor mu kısmında da yine ucun diğer kısmına geçelim ve bu iki ucun arasında aslında sonsuz ihtimal var. Diğer uçta da aslında mesela bir ünlü saçını yeni bir şekilde kestirdi ya da yeni bir renge boyadı. Bu onu gören onun böyle dikkat payı çok yüksek olduğu için onu görendiği insanlar da bundan etkileniyor. Ama baktığınız zaman bir tanesi koca kasırga, diğer tarafında bu trendler dünyası, bu dünyada bir esimdi. Yani trendler bir tarafta belirlenebiliyor, bir tarafta belirlenemiyor. Bir de dünyada tek bir trend de yok. Mesela bu raporlara falan baktığımız zaman, Yani birbiriyle çelişen çok şey var. Birbirinden çok farklı gelecekler var. Mesela A.I. ne yapacak dediğimiz zaman, eğer bir melek mi de şeytan mı da dediğimiz zaman iki uç arasında onlarca farklı çıkarsam ve onlarca farklı gelecek, yani tek bir gelecek de olmuyor.
Bunları topladığımız zaman, bence trendler, özetle belirlenemiyor. Çünkü hepimizin yaptığı açık ve karmaşık bir dünya. Diğer taraftan tek bir gelecek yok. Diğer taraftan her bir trendin yanında, onun trendin karşı trendi, trendin tepkisi, trendin oluşturduğu yeni cevaplar gibi, hani böyle bir trend var, onu ben raftan indirdim, hadi bu trend böyle tek başına gibi de onu düşünmemek gerekiyor. Dolayısıyla trendler dünyası birazcık da karmaşık bir dünya diye düşünüyorum.
Evet ama öyle bir anlattın ki sanki hava durumu sunucusu gibi 2024 yılında işte şunlar da olabilir, bunlar da olabilir şeklinde bir altlığı sağladın. Söylediklerinin arasında bence benim mesela dikkatimi çeken en önemli şey AI, yapay zeka konusu oldu. Tabii teknoloji içerisinde yaşadığım için ve teknolojik içerikler hazırladığım için sürekli olarak belki de algıda bir seçicilik de var. Ama ben özellikle seninle konuşmak istememin sebebi hepimiz bu dünyaya kendi perspektifimizden bakmaya alışkınız. Öyle olunca da yanlılık oluşabiliyor bizde. O yüzden genel bir, overall bir trend watch yapabilmek, trendlere böyle bir tepeden bakabilmek gerçekten de birilerinin yapması gereken bir işmiş ben bunu algılıyorum. Yoksa yapay zekanının hemen kıyısında yaşarsan
yapay zeka dünyanın en önemli şeyi olacakmış gibi gözüküyor ki bana göre öyle. Bu arada öyle mi diye sana da soracağım 2024'ün en önemli trendi yapay zeka mıdır diye. Ama bir yandan da işte moda dedin ya da tabi olaylar, doğa olayları olabilir. Bunların etkisi olabilir. İklim değişikliği zaten yüzyıllar boyu sürecek çok büyük bir trend değişimini gözler önüne sermiş durumda.
İşte bunların hepsini farklı farklı şeylerle paradigmalar halinde birleştirince çok genel bakış açıları oluşuyor. Şimdi ben senin raporunda yedi tane maddeyi öne çıkartmışsın. Bunlardan ilki iyi bir marka olmak başlığını taşıyor. Bir markanın iyi olabilmesi ya da bir tüketici tarafından, onu kullanan kişiler tarafından iyi bir marka olarak algılanabilmesi için ne gerekiyor? Nasıl bir stratejiye, nasıl bir zamana ihtiyaç var? Bu konuda bir şey sormak istiyorum. Örneğin sıfırdan bir marka kurmak isteyen bir ekip nasıl iyi bir marka algısı oluşturabilir? Bu sadece logonun tasarımından ibaret bir şey değil sonuçta. Böyle bir izlenim nasıl yaratılabilir? Burada ben hani markayı hep böyle senin de az önce aslında kişisel hikayende bahsettiğin gibi milyar dolarlık ya da trilyon dolarlık artık öyle şirketler de var. Çünkü büyük balinalar değil sadece bizim gibi okyanustaki küçük balıklar açısından da değerlendiriyorum. Bu kişisel marka açısından da değerlendiriyorum. Bu perspektifte bir cevap verebilirsen sevinirim. Teşekkür ederim Barış. Ben de biraz aslında kişi perspektifiyle, kendi yaşamımız perspektifiyle bunu cevaplamak isterim. Malum zaten 2024'e giriyoruz ve hepimiz böyle 2024'te ne yapacağız? 2024'te ben ne hedefliyorum? 2024 böyle bir iş listemi oluşturma gibi işler yapıyoruz. Aslında markaların yaptığı strateji sunumları da aslında çok benzer bir şey. O yüzden kişi ve markaları aslında çok paralel şekilde gidiyorum. Şimdi buna baktığımız zaman tabii ki hepimizin arzuları var, hepimizin istekleri var.
Ama bu listeyi oluştururken doğal olarak hepimiz böyle içimize kapanıyoruz, gözümüz içimizde. Ben ne istiyorum kısmına kendimizden yola çıkarak başlıyoruz. Şimdi aslında trend bakış açısı, trend zihniyeti aslında bu soruyu birazcık daha yukarıdan sormayı gerektiriyor. Yani dünya değiştikçe, daha doğrusu yeni dünya benden ne istiyor? Yeni dünyada nasıl açıklar var? Yeni dünyanın istediği ben, yeni dünyada ben nasıl konum alacağım gibi
İçimizden ilk perspektifte, ben kendi içime, kendi zihnime dönüyorum, herkesten bağımsız olarak. Benim mark olarak stratejim, özgür olarak iki bin nokta yapmak istediğim şeyleri listeliyorum. Şimdi trend perspektifi bize şunu sağlıyor, diyor ki, sen dünyanın bir parçasısın, sen dünyanın akan damarlarındaki bir ak yuvarsın. Eğer taze havanın belirli bir dokuya götürülmesi gerekiyorsa, senin işin, senin görevin bu açılan yeni dokuya kan götürmektir. Yani bu trend perspektife, bu yönüyle baktığın zaman ilk perspektifte ben ne yapacağım diyorsun. İkinci perspektifte ben aslında dünyadaki yerim ne? Ben dünyadaki hangi sorunu çözüyorum? Aslında e-marka olmak birazcık böyle bir şey. Yani içinden çıkmak değil, kendi dünyadaki varlık nedenini görmek, zamanın ruhu, dünya senden ne istiyor diye bakmak demek. Buradan trendler perspektifine bir şey daha eklemek istiyorum Barış. Şimdi trendler konusunda şöyle bir yanılgı da oluyor. Mesela bu raporları okudum ben. Dedim ki şu trend, bu trend, şu trend, bu trend. Bu şuna benziyor. Şu an biz dördüncü katta stüdyodayız. Karşıda diyelim ki bir rüzgar esiyor. Ve o rüzgar beni buradan alıp başka bir yere götürebilir. Bu rüzgarı aslında trend değiştirerek, belirterek söylüyorum. Bu rüzgara atlamalı mıyız? Aslında bu trende atlamalı mıyız? Hani böyle bir trend var. Böyle bir trend benim markamı iyileştirecek diyelim. Böyle bir trend bana kişisel olarak iyi gelecek. Ama atlamadan önce bence bir düşünmemiz gerekiyor. Benim kanatlarım var mı? Ben uçabiliyor muyum? Çünkü kanatlarım yoksa, yani bu trende hazır değilsem,
iyi değilsem, kendimi dünyadaki yerimi netleştirmediysem, kişisel bütünlüğüm yoksa aslında, bu rüzgâra atlamak, bu trende atlamak aslında yere çakılmak gibi bir şey. İyi marka olmak bir yandan da o kanatlığının olması, o bütünlüğünün olması anlamına geliyor. Çünkü şu an o paylaştığım raporlara, dünyadaki önemli kurulların raporlarına baktığın zaman, Anlattığı onlarca şey var ama onu sıfırdan başlayan kişilerin yapabileceği şeyler değil. Yani örneğin çevreyle ilgili, sürdürülebilirlikle ilgili koca koca trendler, koca koca yöntemler tabii ki var. Ama bunlara başlamadan önce sen kendin çevresel bütünlüğünü sağlaman gerekiyor ki üzerine bunları inşa edebilirsin. Buradaki bir mesaj da aslında öncelikle kanatlarına sahip olmak ki sonra trendlere atlayabilirsin.
Şöyle de diyebilir miyiz aslında sırf rüzgar esiyor diye o rüzgara kapılıp gidersen onun götürdüğü yere gidersin ama acaba sen oraya gitmek istiyor musun? Yani senin önce gitmek istediğin yeri belirlemen lazım ki o yöne doğru esen rüzgarı ara bu ve ona kapılarak sen de hedefine biraz daha hızlı ulaş. Şimdi raporunda biraz markalar arası şeylerden bahsederken onların politikleştiğinden de söz ediyorsun. Bu siyasallaşmadan da ayırıyorsun bu politikleşmeyi. Çünkü bu markalar özelinde politikleşme, siyasallaşma bunları ben de gözlemliyorum bu arada. Özellikle sosyal medyada yaptıkları paylaşımlardan da yola çıkarak veya televizyonlara verdikleri reklamlardan da yola çıkarak. Bu politikleşme ve siyasallaşma derken ve bunlar arasında bir ayırım koyarken neyi kastediyorsun?
Şunu kastediyorum şimdi trendlerden bahsediyoruz ya trendlerin dışında bir üst kademede biz nasıl bir dünyada yaşıyoruz kısmı da bence önemli trendler nasıl bir dünyada evriliyor kısmı şimdi biz markalar olarak bunu ama kişi olarak da tercüme edebiliriz. Amacımız sadece hissedarca para kazandığıma kar etmekten çıkıp, aslında dünya için iyi vatandaş olmaya kaydıkça ve müşteriler, insanlar da markalardan dünya sorunlarına iyi gelmesi, dünya sorunlarının çözümünü üretmesi, sessiz kalmaması gibi şeyler de beklediği için. Aslında markalar bir ticari, bir alsat işinden çıkıyor. Bir dünya görüşü olan, dünyadaki sorunlara çözüm üreten ve insanların markalardan gerçekten çözüm beklediği bir hal haline geliyor.
Bu da aslında markaların çevre, kültürel, politik, göçmen bu konularda sessiz kalmaması bir şey söylemesini gerektiriyor. Diğer taraftan aslında çalışanlar yönünden de bir değişim var. Çünkü markalar ya da bu tarz şirketler insanlardan oluşuyor ve insanlar kendi değerleriyle paralel yerlerde çalışmak istiyor. kendi değerlerini yansıtmayan yerlerde bağımlılıkları olmuyor. Ve insanlar da bu tarz depremden, politikadan, kutuplaşmadan, yani şirketlerin çalışanları bunlardan da etkileniyor. Ve bu sorunlar şirketin içine de nüfuz ediyor. Dolayısıyla belki eskiden de böyle değildi ama şimdi daha da ön plana çıktı. Biz şirketler olarak, kurumlar olarak kendimizi dünyadan çok fazla soyutlayamıyoruz. Sessiz kalmak eskiden bir stratejiydi ama şimdi biz bir değer, bir yaşam tarzı, bir dünya görüşünü de
temsil ediyoruz markalar olarak her markanın temsil ettiği farklı bir dünya görüşü dünya değerleri var bunun farkına varmak gerekiyor bu yüzden aslında daha hijyen kalmak ete süte dokunmamak artık daha zor ve insanların beklentileriyle birlikte markalar bu yüzden aslında politik geçiyor dünyanın sorunları hakkında bir şeyler söylemesi gerekiyor. Bu hem marka için, markalarda çalışan insanlar için. Şu an kurumsal iletişimde en büyük dert demek istemiyorum ama tartışma konusu. Mesela markalarda çalışan insanların kurumu temsil ediyor mu, etmiyor mu? Çünkü gitgide daha dalgalı bir dünyada yaşadığımız zaman her gün bir markanın bir krizini, her gün bir markada çalışan bir kişinin açıklamasını markaya zarar vermiyor mu, vermiyor mu gibi şeyler konuşuluyor.
Bu yüzden aslında dediğim gibi bu dünyalar çok daha fazla iç içe geçtiği için artık markalar dışarıda kalamıyor tek başlarına. Evet, yani birbirlerine zarar da verebilirler, bir araya geldiklerinde bir değer de üretebilirler diye de bakıyorum ben. Nitekim sen de bu makalende marka ittifaklarından bahsediyorsun. Şimdi biz tabii tüketici olarak dışarıdan baktığımızda böyle markaların birbirine hep rakip olduğunu düşünüyoruz. Hatta böyle düşman olduklarını düşünüyoruz genelde. Bu bir illüzyon mu sence? Yoksa marka ittifakları tüketici ve marka tarafında bir takım sorunları da çözebiliyor mu? Şimdi buna iki perspektiften bakıyorum Barış. Marka perspektifinden baktığımız zaman artık dünyada verimlilikle, yenilikle daha fazla maliyetleri azaltarak, daha fazla pazar bularak gidilecek yer aslında kalmadı gibi. Hani verimlilik noktasında şimdiye kadar yapılan yapıldı zaten. En iyisi yapılıyor çoğu durumda. Bundan sonra yapılabilecek şeyler daha büyük sorunlar çözmek. Tek başımıza değil, birlikte daha iyi ittifaklar, işbirlikleri yaratıyor olmak. Bu mesela COVID'de de gördük. Dünyadaki büyük sorunları hiçbir devlet, Amerika Birleşik Devletleri bile tek başına çözemiyor. Bir işbirliği yapması gerekiyor.
Keza dünyada şu an bir enerji dönüşümü var, yeşil dönüşüm var. Bunu hiçbir şirket tek başına çözemiyor. Mesela ben sadece uçak üretiyor olsam bile, sonuçta bu uçağın enerjisi nereden gelecek? Havalimanına, terminallerinde bunun yapıları, depoları olacak mı gibi. Aslında hepimizin koordinatif şekilde çözmesi gereken konular. Diğer taraftan da bir platformlaşma var. Herkesin her şeyi satabildiği bir dünya.
Ve bu arada aslında bizler mesela Apple ve Android platformları var. Aslında biz mesela uygulama geliştirici olsak bile bu platformlar da bir yerde birbirleriyle rekabet ediyor. Özetle aslında bu dünyadaki büyük sorunları artık tek başımıza çözemiyoruz. Bu yüzden kim daha iyi ittifak yapabiliyorsa, kim daha iyi anlaşmalar yapabiliyorsa, onlar bence çok büyük avantaj kazanacak. Yani böyle işbirliği yapabilen markalar, marka diyorum ama insanlar için de geçerli. Şimdi dünya gitgide zorlaşıyor hem ekonomik açısından, politik açısından, yaşam açısından. Burada ben özgür olarak ya da özgür ailesi olarak buna mücadele etmem artık çok zor. Belki hepimiz bir köy olacağız, hepimiz bir kabile olacağız. Farklı işbirlikleri geliştirme yapılarını bürüneceğiz. Buradaki demek istediğim nokta, bu büyük sorunları tek başımıza çözemiyoruz. Markaların da buna ihtiyaçları var. Artık kişisel olarak, bağımsız olarak yapabileceklerimizin bence sınırına geldik. Bundan sonraki büyük aşama ittifaklarda. Elbette ki böyle markaların hani bizim bildiğimiz perspektifinde kartel oluşturması, fiyat ortaklığı yapması hala yasak ve etik bir konumda değil. Ancak markaların aynı sektörde olması bile şart değil. Söz gelimi sana ürün sağlayan banka ve tişört firması rakip değiller ama bir iş birliği yapıp seni daha iyi anlayabilir ya da tişörtünü banka daha iyi finanse edebilir gibi şeyler de düşünmek gerekiyor. Şimdi bu tarz işbirliklerini iyi yapabilen markalar, insanlar, yapılar bundan sonraki dönemde çok ön plana çıkacak diye düşünüyorum. Trendtrap'ı olanı da incelerseniz, oradaki örneklerin çoğu da aslında tek bir markanın yaptığı işler değil. Ya bir platform olarak çözümler, ya 2-3 markanın bir araya gelip yaptığı işler görüyoruz. Keza Barış sen de takip ediyorsun, Nobel'in kazananlarının istatistiği vardır. Mesela 1960'larda, 1970'lerde genelde
Tek bilim insanının kazandığı Nobel ödülleri ağırlıklıyken, şu an grup olarak Nobel ödülü kazanman neredeyse yok gibi. Bu trendi biraz öyle görmek gerekiyor. Dünyanın büyük sorunlarını tek başımıza çözemeyeceğiz. Evet, çok doğru bir tespit bence de. Hem bilim dünyasında işbirlikleri olmadan artık böyle büyük keşifler yapabilmek giderek zorlaşıyor. Hem de teknoloji dünyasında benim başka verebileceğim bir örnek de özellikle uzay çalışmalarında işte dediğin gibi dünyanın en güçlü, süper gücü olsam bile işte tek başına Çin, tek başına Amerika Birleşik Devletleri yetmiyor artık. Bunların da kendi ittifaklarını kurması gerekiyor uzay yolculuklarında. Nitekim işte tekrar şu anda bir Ay'a dönüş mücadelesi başladı. Bu mücadelede işte Amerika buna Artemis programı adını verdi ve Artemis Accords diye yaklaşık 20 kadar ülkenin de katıldığı bir ittifak kurdu. Bu ülkelerin hepsi belki Ay'a gitmeyecekler ama Ay'a gitmekteki amaçlardan bir tanesi de sadece Ay'a konmak değil zaten. Az önceki o rüzgarın estiği yeri belirlemek meselesi gibi.
orayı hedeflediğiniz zaman o hedefe ulaşmak için rüzgarlar estirmeye başlıyorsunuz, estirmek zorundasınız. Ve bu rüzgarlar estirildiğinde bir takım o hedefe doğrudan yönelik olmasa da bir takım kazanımlar elde etmeye başlıyorsunuz. Dolayısıyla böyle bir ittifak kurulduğunda bir uzay aracının içerisindeki giyilecek bir kostüm bile bir ülkenin odaklanacağı bir şeye dönüşebiliyor ve oranın sadece ekonomisini değil aynı zamanda bir motivasyon sayesinde geliştirici inovasyonları da yönlendirmeye başlıyor ki zaten trendlerden söz ediyoruz eğilimler yönlenmeler birazcık da bu şekilde belirlenmek durumunda ben gördüğün gibi topu aldım Bilim, daha sonra da teknolojiye doğru kıvırdım. Son bir şey daha ekleyeceğim, bizi dinleyenlere de bir not olması açısından. Bir Afrika atasözü vardır ya, bir çocuk yetiştirmek için bütün bir köy, köy dediğimizde aslında dünya büyük bir köy gerekir. Bu bahsettiğin uzay örneği de aslında bana şunu çağırışladı Barış. Şimdi biz böyle kişisel hedefler belirlerken, şirkette de hedefler belirlerken diyoruz ki şu kadar satış yapacağız, şu kadar büyüyeceğiz gibi böyle hedefler belirliyoruz.
Belki de bir hedefte çoğu olması gerekiyor. Ben şu kadar insanı, şu kadar paydaşı projeme dahil edeceğim, dahil etme yolu bulacağım. Yani ilkinde tek başına gitmek, tek başına satış yapmak tabii ki olabilir, mümkün ama daha zor olan bir şey. Şimdi ben projemde, hayatımda, hedeflerimde, hayallerime belki de daha fazla insanı dahil edebilmek bizim için en önemli göstergelerden bir tanesi olacak.
Evet, nefisti. Peki, teknolojiye getirdim ben sözü. Bu 58 raporun kaç tanesinde yapay zeka yılı olacak diyor 2024 için. Valla 2010'lar hatırlarsan bu sene mobilin yılı olacak dönemiydi. Gerçekten de oldu şu an. Mobile first uygulamalar, Instagram falan değil mi o dönem? Evet, hayatımız şu an mobil oldu. Şu anki raporlara baktığımız zaman, AI bile şöyle bir şey. Sadece AI ile sınırlı değil. Mesela bir çevre sorununu da AI ile çözebiliyorsun. Seyahat planlamasında da AI var. Yani farklı sektörleri de etkileyen devasa bir kavram. Ben de seninle çok paralel düşünüyorum. AI konusu hani mobil gibi önümüzdeki 5-10 senede dünyayı şekillendirecek ana güçlerden bir tanesi olacağını düşünüyorum. Şimdi A.I'da bir de şöyle bir şey de var. Ben daha henüz tüm raporlara bakamadım ama bu 90'lı yıllardan itibaren konuşulmaya başlanan singularity diye bir kavram var. Tekillik diye tercüme ediliyor. Yani bir gün yapay zeka, makinelerin ürettiği zeka, organik olmayan zeka öyle bir noktaya gelecek ki biz o noktadan sonrasını şu anda hayal bile edemeyiz.
Çünkü insan zekasını katbekat üstüne çıkacak. İşte bunun için AGI veya ASI yani Artificial General Intelligence veya Artificial Super Intelligence gibi böyle kademelerde, milat noktaları da konuluyor. Ve Ray Kurzweil özellikle bu şeyin sözcülüğünü yapan, bu konuda kitaplar yazan kişi olarak, singularity kavramını da ortaya atan kişi olarak Diyor ki, 2029 yılında AGI'ye ulaşacağız. 2045'te de Singularity'ye, tekillik noktasına ulaşacağız. Teknoloji dünyasındaki bir başka trendi kullanarak bu sonuca varıyor. Birkaç trendi daha doğrusu kullanarak bu sonuca varıyor. İşte bunlardan bir tanesi üretilen prosesörlerin, mikro işlemcilerin gerek kapasitesinin gerek maliyetinin her 1,5-2 yılda bir katlanarak hızlanması falan gibi böyle trendler var teknoloji dünyasında da.
bu datalara bakarak böyle bir sonuca ulaşıyor. Dolayısıyla hani biz bugün 2024 trendlerini konuşuyoruz ama 2046 trendlerini konuşabilecek insanlar olmayabilir. Sadece makineler kendi aralarında bir podcast yaparak, ya 2046'ta Üstat ne olacak falan şeklinde birbirleriyle Mac mi yoksa Windows mu şeklinde şeyleri konuşuyor olabilirler. Şimdi şaka bir yana Ben de kendi çapımda işte yıl sonuna doğru bir sonraki yılın temasına göre işte bir hedef, bir zinciri kırma takvimi falan belirliyorum. Bu yıl şimdiden de şeyimi yapmış olayım. Gerçi bu yayının yayınlandığı gün zaten benim videom da yayınlanmış olacak ama zinciri kırma takvimi yapay zeka temalı olarak ortaya çıktı. Bence de yapay zeka sadece teknoloji alanında değil, zaten teknolojinin girmediği hemen hiçbir alan kalmadığı için hepimizin hayatında çok önemli bir rol oynayacak.
Ama tabi burada asıl bu rolün hangi yönde olacağı bizi kaygılandırıyor veya umutlandırıyor. Bilmiyorum sen takip edebildin mi OpenAI'da bir takım değişiklikler oldu işte CEO'su ve kurucusu Sam Altman bir atıldı tekrar geriye geldi. Şimdi markaları ve pazarlama dünyasını takip eden birisi olarak burada şöyle bir şeyler de dönüyor. Ya bütün bunlar birer PR stunt'tı. Bunlar marketing için, pazarlama için yapılan hareketlerdi. Sen ne düşünüyorsun? Takip edebildin mi o konuları?
Barış Bunda, senin videon bence çok kafa açıcıydı. Hani OpenAI'da ne oldu, neden gitti, neden döndü gibi konularda. Valla bunları bizim bilemeyeceğimiz şeylerde olduğunu düşünüyorum. Bilinenler, bildiklerimiz, bilmediklerimiz, bile bilemeyeceklerimiz. Ben burada şu konular dikkatimi çekiyor. Bir tanesi yani OpenAI'daki bu konudan aslında bana, sana... buradaki Türk girişimcinin ne dersler var kısmında. Bir tanesi böyle dünyayı değiştirirken aslında sen de hasar alıyorsun kısmı bence çok enteresan. Mesela sen bir roketsen ve süper hızlı süper hızlarda gidiyorsan aslında sürtünmeden dolayı o hızlanmadan motorun kullanılmından dolayı sen de kısa sürede yıpranıyorsun. Yani bu kadar hızlı dönüşen bir sistemin içinde böyle huzurlu ve stabil kalması gerçekten çok zor. Çünkü çevreye baktığın zaman çok acıması çok hızlı değişiyor.
Aslında bu sadece Open AI için değil, hızla büyüyen startuplar için, hızlı değişen bir dünyada yer alan girişimler için de böyle. Bir bunun farkına varmak gerekiyor. Hani biz kişiler olarak ne zaman burnout olacağımızın fark ediyor olmak önemli ya. Ben bunun böyle şirketler için de olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu tarz hızlı büyüyen şirketler için. Bir yandan da böyle olayla tek perspektifte değil, çoklu perspektiften bakmak da önemli. Bence open AI kısmına mesela bir de böyle biraz politik olarak da bakmak gerekiyor. Çünkü yapay zeka o kadar büyük ve dünya değiştirebilecek bir şey ki, hem etik açıdan hem ülkelerin rekabetçiliği konusunda baktığımız zaman çok önemli ve çok
kritik. Bu kadar önemli ve kritik şeyi sadece o OpenAI'nin yönetim kuruluna bırakılmayacak kadar önemli. Sonuçta bunun arkada farklı çıkar grupları, farklı tartışmalara, farklı oyunlara gireceklerdir. Bu her girişin bir yandan da politiktir diyebilirim. Çünkü bu yukarıda ülkeler düzleminde oynanan ya da desteklenen yapılar olduğunu düşünüyorum. O perspektif. Yani evet aslında aradığım cevap tam da buydu. Yani bir takım şeyler oluyor. Biz hemen işin magazin kısmına kaymaya çalışıyoruz. İşte ya şundan dolayı oldu, bundan dolayı oldu. Bunları bilemeyiz. Bana şey de çok komik geliyor. Aynı şeyi ben o zamanlarda yaşamıştım. Geçen yılki Oscar törenlerinde bu meşhur Will Smith'in tokatlama olayı. Ya işte öyle analizler gördüm ki ya bunlar işte giderek reytingi düşen Oscar şeyinin, akademinin yaptığı bir pazarlama şeyidir. Yani pazarlama konusunu da evet yani çok gündemimizde çok markaların en çok önem verdiği konulardan bir tanesi ama
Bu kadar karmaşık pazarlama oyunlarını kurgulayacak derecede güçlü mü acaba markaların takımları? Ben bundan pek emin değilim. Değil ama şöyle bir şey de var Barış. Böyle fake news dünyasında yaşıyoruz ya. Mesela sen bunu kurgulamamış olabilirsin ama bunun hikayesini yaratabilirsin ve bu hikayeye insanlar inanabilir ve kurgulamış gibi de etki yaratabilir. Şu an hani böyle şeyler görüyoruz. Bilgisayar tarafından yaratılmış reklamlar işte İstanbul Boğazı'na işte orada bir reklam işte
Amerika'daki özgürlük anıtına kola içilmeler falan bunlar gerçek reklamlar değil bilgisayarla yaratılmış işler ama onun izleyen insanlar bir anlığına şey inanabilir aa gerçekten reklam gibi ne kadar kocaman binayı şunu yapmışlar diyebiliyorlar bir yandan da bu Maalesef demiyorum ama iş gerçeği bu. Hani hiçbir şey iyi ya da kötü diye değerlendirmemek lazım. Bu algılar, yalan haberler, propaganda gibi kavramlar da aslında günümüzde çok fazla var. Ben de hiçbir markanın bu kadar planlı işler yapabileceğini düşünmüyorum. Ancak sonradan bunu hikayeye oturtmak, gördüğün gibi çok kolay. İki tane gazetecinin yazmasına bakar. Evet doğru. Dolayısıyla gerçekten de çok karmaşık ve aynı ben hava durumu gibi hissettim. Yani senin başlangıçta yaptığın tariflerden de yola çıkarak. O kadar çok parametre var ki işin içinde. Evet belki şey bu da kaos teorisidir işte bilimde geçer. Güney Amerika'da, Amazon'da kanat çırpan bir kelebek burada Amerika'da, Teksas'ta bir tornado başlatabilir. Bu gerçekten de böyledir. Yani bunun çok karmaşık mekanizmaları olsa da biraz da ona benzetiyorum. Evet, Will Smith'in attığı o tokat bir kelebeğin kanat çırpması gibi bambaşka yerlerde bambaşka etkilere sebep olabilir. Ama işte burada sen de söyledin, biz sadece gözlem yapıyoruz, analiz yapmaya çalışıyoruz. İyi ya da doğru yargılarına varmak değil bu ama
Sanki biraz daha böyle hayal ile gerçeğin, kurgu ile kurgu dışının birbirine geçtiği, bulanıklaştığı bir dünyadayız. Ve böyle bir dünyada pazarlama ekipleri de, markaları yönetenler de bunun oyuncusu olarak davranıyorlar. Az önce OpenAI ve Sam Altman örneğini verdik. Çok güzel bir tespit yaptın. Tıpkı roketler gibi onlar da bu değişiklikleri, bu inovasyonları yaratırken hasar alıyorlar. Bunun en çarpıcı örneklerinden bir tanesi bence çok yakından bütün dünyanın takip ettiği Elon Musk örneğidir herhalde. Onun da özellikle X platformunu satın aldıktan sonra daha doğrusu o ismi verdikten sonra nasıl bir zehirlenmeye maruz kaldığını ve burada hala yaşam mücadelesi verdiğini hepimizin gözleri önünde gerçekleştiğini görebiliyoruz. Şimdi hazır bu markalardan ve trendlerden bahsetmişken ben toplumsal trendlere
bir geçiş yapmak istiyorum. Çünkü aslında işte bu kişisel etkilenmeler sosyal olgulara da dönüşebiliyor ve geçtiğimiz yıllarda işte böyle kolektivizm, mindfulness, açık sözlülük, ofansif mizah, döngüsel ya da sürdürülebilir ekonomi, efendim ne var başka retro, nostalji gibi böyle trendler var. Toplumsal trendler bunlarda. Peki 2024'te global anlamda böyle toplumsal bir trend öngörüsü görebildin mi sen bu raporlarda? Yeni yılda insanların davranışlarında böyle bir ortaklık ya da duygudaşlık gözlemleme ihtimalimiz var diyebileceğimiz bir trend radarına girdi mi?
Bence bolca var bir de bu birazcık daha bakış açısına göre ama birkaç tanesini böyle herkese de fikir vermesi bakımından benim dikkatimi çeken birkaç konuya vurgu yapmak isterim. İlki barış otantiklik derdim. Çünkü yapay zekanın bu sene yaptıkları var. Gelecek sene yapabilecekleri var. Bunu 10 katı 100 katı. Yapay zekanın ürettiği gösteriler var.
Bu dünyada hani böyle seramik alırken, yemek yerken falan el yapımı ibaretini görürüz ya, o bize böyle bir otantiklik verir, bize bir emek verir, arkada hani daha değer gösterir bir şeyin el yapımı olması. Bence bir şeyin insan yapımı, bir şey demekle içerikten bahsediyorum. İnsan yapımı içerikler de otantik içerikler, yapay zekanın henüz yapamayacağı içerikler. Mesela yapay zeka daha düz akıl yürütmeli kontentler, içerikler yaratabiliyor ama hayal gücü daha zengin işler hala şu an insanlarda. Dolayısıyla hayal gücü yüksek işler, daha otantik işler, eskinin el yapımı gibi işler bence önümüzdeki sene daha fazla ön plana çıkacak. Çünkü her tarafta böyle süper hızlı şekilde yapay zekanın ürettiği işler göreceğiz. Bu insan yapımı işleri. İnsanı yapıp yapay zekanın yapamayacağı işleri bence ön plana çıkartacak.
şey demiştim değil mi hani bazı trendlerde anti trendleri oluşturuyor. Kesinlikle. Yani ben de bunu çok gözlemliyorum ve çok da hak veriyorum bu gözlemine. Gerçekten de o yapay zekanın yapay kısmı özellikle o yapaylığı buram buram kokuyor bazı yerlerde ve buna karşı da bir insanın insana olan düşkünlüğü nedeniyle bir antitez oluşacak gibi gözüküyor. Kesinlikle. Bir de trendlerde böyle değişim ve değişimin yarattığı alanlar gibi tanımladık. Ama değişim dediğimiz şey o kadar güzel bir kavramda değil. Mesela değişim dediğiniz şey sürtünmedir. Değişim dediğiniz şey acıdır, belirsizliktir. Ve şu an dünyamızda da hem böyle jeopolitik açıdan dünyadaki ulusların gerilimi, yaşadığımız savaşlar, ekonomik krizler falan
EY'in getirdiği acaba işimden olacak mıyım? Ve işinden olmakta olan yüzbinler. Bu bence toplumsal olarak böyle donup kalma hissimizi birazcık daha fazla arttıracak diye düşünüyorum. Çünkü değişim her zaman çok heyecanlı zamanlar değil. Victor Hugo'nun çok sevdiğim bir sözü var. Fransız ihtilaline tanınarken Victor Hugo şey diyor.
O günler en güzel günlerdi diyor. Çünkü yeni bir dünya yaratmak, yeni bir dünya hayali vardı. Ama o günler aynı zamanda en kötü günlerdi. Çünkü acımasızdı, çok kan kaybedildi, çok insan kaybedildi, çok vahşiydi. Ben 2024 ve önümüzde birazcık böyle görüyorum. Victor Hugo'nun tarif ettiği gibi. Şimdiye kadar ve daha önemli olarak zihinsel sağlığımızı koruma, bilinçsizlikle mücadele etmek hastalarımız,
ve toplum içi farklı yardım mekanizmanın geliştirmesi gerektiğini ve bu konuda işler düşünüyorum. Diğer taraftan bence sen yapay zeka yılı olacak dedin. Ben bunu birazcık daha ilişkiler yılı olarak da görüyorum. Neden? Çünkü yine dünya bellisizleştikçe, dışarıda tehlikeli bir dünya oldukça, sonuçta gazeteleri okuyoruz, kriz, haber, savaş, negatiflik. Dışarıda kendimizi çok güvenli hissetmiyoruz. Bu durumda insanlar yakın çevresine daha fazla önem vermeye başlayacaklar ve veriyorlar. Bu hani günümüzde bir yalnızlık trendi, dijital insanları yalnızlaştırıyor mu gibi konular da var ama sonuçta insanlar yakın çevresiyle farklı bir ilişki kurmanın yollarını keşfedecek. Biz artık arkadaşlarımızla sadece sohbet etmeyeceğiz, belki alışverişimizi birlikte yapacağız, belki aileler birlikte yaşayacak bu ekonominin getirdiği şeylerle birlikte.
İkinci olarak bunu söylemek isterim. Üçüncüsü de son olarak da bu olsun. Yapay zeka şaşkınlığı diye tarif etmek isterim Barış. Diyelim ki bir dağ köyünde benim amcam var. Hiç internette, mobilde falan hiç iş yok. Kendi köyünde bir insan. Ama o da etkilenecek. Çünkü bu yapay zeka ile kurgular çıkacak. Benim sesimi taklit edecekler. Belki onu kandıracaklar. Ne internette ne değil. Ama bu yapay zeka hani bir yandan böyle daha fazla kriz, daha fazla insanlığı şok etme, inanmak ve mağdur etme tarafı da olacak, kötü kullanımları da olacak. Ve gelecek sene çok daha fazla vay falan diyeceğiz. Hani bir tarafta çok şaşkın olacağız. Diğer taraftan benim amcam da bunu ne olduğunu anlayamayacak. O kendi köyünde, kendi bahçesinde olan masum bir insanken de yapay zekanın aslında zararlarıyla karşılaşacak. İki yandan da yani hepimiz bu yapay zekanın şaşkınlığını yaşayacağız diye düşünüyorum. Sen kibar bir şekilde ifade ettin. Ben başımıza taş yağacak etkisi diyeyim ona. Başımıza taş yağacak galiba. Bunları gördükçe böyle düşünmeye, böyle yorumlar yapmaya başlayacağız gibi hissediyorum. Çok güzel toparladın Özgür ama ben şimdi sen TEDxReset'te umudun binbir hali diye bir konuşma da yaptın, bir sunum da yaptın. Böyle bitirmek istiyorum o yüzden konuşmamızı. 2024'de umutlu olmak bir trend olacak mı? Senin 2024'de dair böyle bir umut alanında gördüğün en azından trendler var mı?
Teşekkür ederim Barış buna da fırsat verdiğin için. Şimdi ben umudu biraz böyle duygusal bir hissiyat ya da iyi hissetme pozitiflikten çıkartıp umudu aslında biraz trendler perspektifiyle bakmayı tercih ediyorum ve umudu şöyle tariflemeye çok seviyorum sunumda da böyle tarifledim. Dedim ki ünlü bir söz vardır ya tüm büyük hikayeler ya köye birisinin gelmesiyle başlar ya da birisinin yolculuğa çıkmasıyla başlar. Aslında bence umudu böyle tarif edecek olsam o köye gelen o insan gibi tarif ederdim. Çünkü köye gelen o insan yeni karşılaşmalar yaratıyor, yeni alışverişler yaratıyor, yeni fikirler köye getiriyor ve köyü değiştiriyor. Yani köyü değiştiren bu değişim aslında bir umut. Bu trendlerle de ilişkiyle ben trendin olmasıyla umudun olmasını bu yönüyle çok benzeştiriyorum. Bu perspektifte baktığımız zaman umut aslında değişim yani köye ne kadar çok insan gelirse basitçe dışarısı ne kadar değişim olursa ne kadar çok değişimin içerisinde olursak basitçe o kadar çok
Umut olur diye düşünüyorum ki şu an bolca değişimin teknoloji dünyasından ülkeler dünyasında kültürel dünyada değişimden çok hiçbir şey yok. Bir yandan umutsuz olmak için çok sebep var ama bir yandan da umutlu olmak için çok sebebimiz var. Çünkü dünya şu an sıcak. Dünya bu anlarda şekillenecek. hani demir sadece sıcakken dövüldüğü gibi, sıcakken şekil aldığı gibi. Şu an dünya gerçekten çok sıcak. Bir yandan iklim krizi var, bir yandan dünyanın yaşadığı savaşlar var. Bir yandan bu düzen devam etmeyecek tartışmaları var. Bir yandan yeni fırsatlar var. Bazen değişim yaratmak için doğru zamanlama da gerekir. Mesela 5 sene önce, 10 sene önce insanlar bunlara hazır değildi. Şimdi statikoyu, her türlü statikoyla savaşmak için fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla umut var mı? Değişim olduğu için umut var demek istiyorum. Evet, çok güzel bir yorumdu bu. Sevgili Özgür, katıldığın için çok teşekkür ederim ama seni hemen bırakmayacağım. Çünkü eminim bu yazdığın makaleyi ve topladığın diğer trend raporlarını da edinmek isteyecek pek çok dinleyicimiz olacaktır. Onları nereye yönlendirelim, seni nereden takip etsinler?
Açıkçası ben böyle trendler ve dünyanın olmakta olduğu halle ilgili çok fazla paylaşım yapmaya çalışıyorum. Kendi sosyal medya hesaplarımda. Ozgur Alas yani adım ve soyadımla. Instagram'da, LinkedIn'de, Twitter'da. Günlük olarak bazen senle karşılaşıyorsan hani gördüğüm fikirleri, fırsatları, bakış açılarını falan günlük olarak paylaşıyorum. Bunları ben takip etmelerini öneririm. Bir de ilham olsun diye haftalık bir bülten yazıyorum. Her pazar günü paylaştığım bir bülten. Burada da
Bu değişmekte olan dünyada aslında biz dünyayı bağlantısal olarak gördüğümüz zaman ortaya yeni fırsatlar, yeni bakış açıları, yeni görme biçimleri çıkıyor. Bunları elimden geldiği kadar paylaşmaya çalışıyorum. Bu siteden de takip edebilirler. Çok teşekkür ederim tekrar Özgür. Hem genel analizlerin için hem 2024 yılına dair öngörülerin için. Eminim dinleyicilerimiz için de çok faydalı olmuştur. Katıldığın için çok teşekkürler. Ben de teşekkür ederim tekrar Barış bu fırsat için. Umarım dinleyen herkesin zamanına değmiştir ve güzel ilham olur hepimiz için. Çok teşekkürler. Evet bir başka bölümde tekrar görüşmek üzere. Dünya sıcakken yakalanacak fırsatları hem bireysel hem toplumsal hem de global anlamda iyi yönde değerlendirmemiz dileğiyle. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.