
1.596 kelime · ~8 dk okuma
Bir arkadaş grubumla uzun zamandır bir İtalya gezisine gitmeyi düşünüyorduk. Biriktirdiğimiz kısıtlı parayla verimli bir kültür tatili planladık. Kur alıp başını gittiği için ve bizim de bütçemiz çok düşük olduğu için gitmeden önce bütün giderleri ince ince hesapladık. İşte havaş, uçak biletleri, yurtdışı çıkış bulu, hosteller, şehirler arası ve şehir içi ulaşım, müzeler için ücretsiz günler, o günlere denk getiremediklerimiz için giriş ücretleri, yenecek, kaşarlı salam ve sandviçlerin maliyeti hepsi hesaplandı. %10 öngörülemeyen gider payını da ekledik hesaba.
Bütün bu hesap boyunca görev dağılımı yapıldı. Herkes farklı bir bölümünü halletti bu işlerin. Her şey ayarlandı, rezervasyonlar yapıldı, gün gün aktiviteler belirlendi, sonra uçak biletleri kaldı. Biletleri alma görevini ben üstlenmiştim ama neden bilmiyorum bu fazla detaylı, hummalı çalışmanın yarattığı baskıdan mıdır yoksa gece uçağı alacağım için saat farkları, tarihler karıştığından mıdır bilmiyorum. Bir şekilde kafam yandı ve yanlışlıkla planladığımız dönüş tarihinden bir gün sonraya aldım bileti. Bu son şehirde hesaplanandan bir gün daha fazla kalacağız anlamına geliyor. Hostel rezervasyonu patladı demek ve genel olarak bütçe aşımı demek.
Bu arada son şehirde Venedik. Hem en pahalıs hem kültürel açıdan en boş yani ekstra günde yapacak hiçbir şey yok. İnce ince örülmüş bütün planın içine sıçtım. Ve maalesef bu gezi için kurulmuş Whatsapp grubunda bütün bu planlama aşaması boyunca bahsi geçen her konuda büyük bir özgüvende fikir belirttim. Genelde çoğunluğun savunduğuna karşı çıktım, tartışmaları uzattıkça uzattım, birçok planın değişmesine sebep oldum.
Yaptığım bu hata nedeniyle grubun malı olmamak için kimseye söylemeden halletmem gerekiyordu. İtibarımı kurtarmak için gerekirse ücret fark ödemeye hazırdım ama belli bir seviyeye kadar olan farklar tabii. Bilet iptali ya da tarihi değiştirebilmek için müşteri hizmetlerini aradım, sıra gelmedi. Canlı yardıma yazdım. Operatörlerimiz dolu deyip şirketin sıkça sorulan sorular sayfasına yönlendirdiler beni.
Katılırsın, katılmazsın. Sıkça sorulan sorular. Sorunum olsun olmasın denk geldiğimde hep girip dolaştığım bir sayfadır. Ve ne zaman buraya girsem kendi derdimi unutup başka dertler içinde kayboluyorum. Kimler bunları soranlar? Neler yaşıyorlar? Altta şirketin verdiği cevap gerçekten tatmin ediyor mu? Yoksa sık sık sorulmaya devam ediliyor bu sorular? Genelde de bu listede kendi sorumu bulamam. Ama bu beni iyi hissettirir. Kalabalıklar içinde yalnız, sorulmayanları soran, konuşulmayanları konuşan biri olduğumu düşünürüm. Gerçekten bu sayfalarda çok ilginç sorular, çok ilginç hayatlar var. Kendim hep soran kişinin kim olduğunu, yaşadıklarını merak ederken buluyorum. Bu arada sosyologlar son zamanlarda aldıkları fonları, maaşları hak edebilmek için sıra dışı araştırmalar yapmaya başladılar. İşte televizyondaki gelin kaynana programlarına söylem analizi ya da mahallelerin çöplerine dair araştırmalar yapıyorlar. Giderek de çeşitleniyor. Bu araştırmaları yenisini eklemek için bence biçilmiş kaftan sıkça sorulan sorular sayfalarını incelemek. Neleri merak ediyoruz, neleri ısrarla anlamıyoruz, alandan alana ne değişiyor. Sosyolojik açısından bakir bir toprak, insana ve topluma dair zengin bir bilgi haritası sunuyor. Sıkça sorulan soruları okurken kimin de öfkeleniyorum bu ne biçim soru diye, kimin deyse empati yapıyorum ah be dostum kolay gelsin. Mesela bir alışveriş sitesinin sıkça sorulan sorular kısmında sepete yanlışlıkla eklediğim ürünleri nasıl çıkarabilirim diye bir soru var. Sitenin cevabı yanlarındaki çarp işaretine basmalısınız. Yani böyle bir soruyu soran kişi belli ki o sitede kazıklanacak, büyük yanlışlıklar yapacak. Bu sorunun dürüst cevabı mouse'u bırakın ve bu sorunun cevabını merak etmeyen birinden yardım isteyin olmalı.
Yoksa kendi sorusunu aramak için geldiğinde bu fırsatçı cevabı gören müşterinin gözünde güvenilirlik yalan olur. Bu sayfaların en büyük kusuru ise doğallıktan uzak olmaları. Kiminde kimsenin merak etmeyeceği, kanuni madde numaraları içeren ruhsata dair bir soru cevap oluyor. Kiminde biz sizi neden tercih edelim diye kendi kendilerine sorup misyoner bir cevap verilmiş oluyor.
Hepsini geçtiğim soruların Türkçesi aşırı düzgün. Bağlaşlar, yanlış yazılmış kelimeler, devrik cümleler yok ve aşırı kibarlar. Yani hayatında herhangi bir şikayet tweeti, YouTube yorum okumuş ya da herhangi bir call centerda çalışmış biri için çok iyimser ve gerçek dışı sorular. Bazı firmaların sıkça sorulan sorular sayfasında ise suçüstü yakalanmışlar gibi bir hal var. Sorgu odası hissi veriyor. Yani siz çok alakasız, naif bir şeye bakmaya girmişken o direkt yok alakamız yok, biz milletimize, devletimize bağlıyız, hırsızlık mı yaptık, kumar mı oynadık, eroin mi sattık diye sıralıyor sanki ard ardına. Mesela Coca-Cola. Bir gün Coca-Cola ile empati yapacağımı hiç düşünmezdim ama insanlarda
Çok üstüne gitmiş yani. Tersten yazılışı Arapça Allah'a küfür anlamına mı geliyor? İsrail'e mi gidiyor paralar? İçinde fare mi var? Hepsine sakince ve resmi belgeli cevap vermişler. Tersten yazılış herhangi bir anlama gelmiyor. Taratmışlar dilekçeyi. Diyanetten iki uzmanın imzası var dilekçenin altında. İçinde fare yok. Bunu da üç bürokrat imzalamış gıdacılardan. Filistin'de de fabrikalarımız var diye cevap vermişler İsrail iktidasına.
Ama şüpheli cevaplar da var. Mesela kafein bağımlılığına sebep olur mu diye sorulmuş. Tam dolandırıcı cevabı vermişler. Efendim şimdi bağımlılık ne demek onu bir tekrar düşünmek lazım. Yani sonuçta insanlar televizyon izlemeye de bağımlı olabiliyor şeklinde uzayıp giden bir cevap. McDonald's'ın sayfası daha beter. Orada net kaybedilmiş bir savaş var. Evet obeziteye sebep oluyoruz, milletin sağlığını mahvediyoruz ama bize bağımlı obezlerden kazandığımız parayla kurduğumuz bir vakıf var ve o da birçok sağlık kuruluşuna yardım yapıyor diye cevaplamışlar çoğu soruyu.
Bazı sayfalarda ise öncelikler şaşırtıyor. Mesela Ikea'nın sık sorulanlarına bakınca ilk 10 sorudan 3'ü Ikea mağazalarındaki çocuk oyun alanlarıyla ilgili. İlk soru, 3 yaşından küçük çocuklar neden oyun alanına giremiyor? İkinci soru, 6 yaşından büyükler neden giremiyor? Bunlar görece mantıklı sorular. Son soru ise, 120 santimden büyük çocuklar oyun alanına neden giremiyor? Cevap, kafalarını çarpıyorlarmış oyun alanındaki aletlere. Sığamıyorlarmış. İnsan ister istemez üzülüyor. Yani kırdığınıza değdim uzun çocukları. Ben kargoya dahil bir şeyi merak ederek girmiştim. Şimdi çok erken uzamış çocuklara üzülürken buldum kendimi. En naif sayfa ise Türk Dil Kurumuna ait. 15 soruluk sıkça sorulanlar içinde sıkça sorulmadığı kesin olan ama cevaplamadan geçemedikleri sorular var. Mesela bir öğeleri ayırma sorusu sorulmuş.
bu cümleyi öğelerine nasıl ayırırız diye. Tartışmalı bir cümle galiba. Ve onda görüş birliğine varamamış uzmanlar. Yani şu ana kadar incelediğim sıkça sorulan sorular sayfalarının hiçbirinde cevabı bilmiyoruz olan bir soru görmemiştim. O açıdan çok dürüst ve sabimi geldi. Başka bir soru, saçını örer misin mi doğru yoksa örür müsün mü? Örer misinmiş, doğru cevap. Böyle sanki siteyi kurarlarken ve sıkça sorulan sorular sayfasını oluştururken böyle başta çok büyük bir hevesle başlamışlar. Ya herkesin sorduğu soruları cevaplayalım, birbiriyle karıştırılan her şeyi yazalım diye hevesle başlamışlar. Sonra üşenip iki örnekle bırakmışlar gibi. Ya da müdür mü değişti, ne oldu bilmiyorum. Sorular gerçekten organik ama TDK çok resmi. Mesela bir kelime buldum, sözlüğe ekler miyiz diye sorulmuş. Cevap eklemeyiz. Ya da diğer benzer bir soru, deyim ya da atasözü uydurdum, ekleyebilir misiniz? Cevap yine ekleyemeyiz. Bu soru da, yani bunu soran insanı hayal ettiğimde altın kalpli ama bok gibi muhabbeti olan biri canlanıyor gözümde. Sürekli bir kreatif projesi olan, her muhabbete benim de bir projem var diye atlayan Kadıköylülerin Baba Ali versiyonu gibi. TDK'nın yabancı muadili Meriem Webster aynı sorulara karşı çok daha anlayışlı cevaplar vermiş. Mesela sözcük buldum ekleyebilir miyiz sorusuna, Şimdi ekleyemeyiz ama eğer gündelik dilde sık sık kullanır, arkadaşlarınıza da kullandırırsanız, belki edebiyatçılar, akademisyenler, yazarlarda yazdıkları materyallerde sizin kelimenizi kullanmaya başlarlar. Biz de o zaman bulduğumuz kelimeyi sözlüğümüze eklemekten mutluluk duyarız, demişler. Sonuçta o sık sorulan soruyu 99 tane boş adam sorduysa bile, belki bir tane Shakespeare tarzı sözlüklere sayfalar katılacak adam da sormuş olabilir. Kırmamak gerekiyor TDK gibi bence. Benzer bir karşılaşmayı ziyaret edeceğimiz yerlerden biri olan Vatikan'la Diyanet arasında da yaptım. Bu sefer biz kazandık. Vatikan'da 10 sorudan 5'i nasıl bağış yapabiliriz üzerine? Cevap olarak da işte ibanlar var, prosedürler anlatılmış. Diyanet bu konuda çok daha tutarlı ve şeffaf davranmış. İlk çıkan 10 sorunun 5'i cinsellik ve oruçla ilgili. Bağışla alakalı hiçbir soru yok. Yani maddi sıkıntı yoksa manipülasyonda yok. İtiraf etmem gerek. Sıkça sorulan sorular üzerine yaptığım bu araştırmada toplumun namzunu istediğim seviyede tutamadım. Başta umut ettiğim yerden çok uzağım. Çünkü halkla arama steril şirket politikaları girdi. Gerçekten sıkça sorulan soruları görebilseydik bambaşka bir yerlere gidebilirdik. Ama yine de bu podcast ile başladığımdaki deniz olmadığımı düşünüyorum. Bir şeyler kattım kendime. Umarım sizlere de katmışımdır. Müşteri hizmetlerinden cevap gelmeyince arkadaşlarıma yanlışlıkla sonraki güne bilet aldığımı söyledim. Anlayışla karşılamış gibi yaptılar. Muhtemelen tatil boyu taksit taksit pasif agresif cezalar kesecekler bana. Aralarından en yakın arkadaşım olan en yakın tırnak içindi. Deniz sen niye böyle aptalsın diye sordu. Bana yakınlarım tarafından sıkça sorulan bir soru. Ama yine de sıkça sorulan sorular sayfam olsa oraya koymazdım. Çünkü cevabını bilmiyorum ve imajımız ediliyor. Diğer bir soru, saçlarını ne zamandır uzatıyorsun? Diğer bir soru, akrabalarımdan gelen psikoloji okudun ama psikologluk yapmayacaksın yani. O zaman boşa mı okudun üniversiteyi? Gibi sorular. Ve tabii çok kişi tarafından sorulmasa da minik kuzenim tarafından bin kere sorularak sıkı ünvanını kazanmış sorular. Neden buranın adı berber? Tuafiye ne demek? Arabalar neden dört tekerli? Ya da gece ağlayarak beni arayan arkadaşımın sorusu. Terk edip gitti. Sebep bile belirtmedi. İnsanlar neden bu kadar kötü Deniz?
Kaan'cım bunlar yıllardır yüzlerce şiirde, romanda anlatıldı. Aynı şeyleri tekrar tekrar şaşırıp tekrar tekrar onları mı konuşacağız? Aşk nedir? Hayatın anlamı ne? Ne için yaşıyoruz? Ölümden sonra hayat var mı? Hepsini cevaplayan kimi resmi makamlar tarafından, kimi fani insanlar tarafından birçok kitap yazıldı. Hatta millet üşenmeyip şiirsel, edebi, karakterli falan yazıyor ki insanlar okurken sıkılmasın. Bir yandan da sordukları soruların cevabını bulsunlar diye, hayatı anlasınlar diye. Biraz çelişkili görünse de sık sorulan sorular aynı zamanda sık cevaplanan sorular. Bütün bu külliyatı okumaya üşeniyorsanız, İlber Ortaylı'nın geçen yıl çıkan bir kitabı var. İddialı bir ismi var. Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İçinde hayat hakkında sorulmuş bütün sorular var. Birisi İlber Hoca'ya soruyor, o da kısa kısa cevaplıyor. Gezi boyunca kendimi affettirmek ve arkadaşlarıma İlber Hoca'dan referans vermek için bir soru seçtim ben de. Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?
Hocanın dediğine göre ikisini de yapmak lazımmış. Kitaplara nasıl yaptığını detaylı detaylı anlatmış. Ben de onları salamlı kaşarlı sandviçlerimiz yerken kalplerini kırdığım dostlarıma anlatacağım. Katılırsın, katılmazsın, katılırsın, katılmazsın, katılırsın, katılmazsın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.