
1.175 kelime · ~6 dk okuma
Moraller bozuk. 10 dakika önce kılığa yeme Fanta döktüm. Günümüzde içinde Fanta geçen bir trajedi anlatmak çok zor. Dinleyenin dikkati dağılıyor. Hala Fanta tüketen biri olmanıza şaşırıyorlar. Hatta şu an Fanta içen bir insandan hikaye dinlediklerini fark edip içinde bulundukları duruma yabancılaşıyorlar. Onları böyle birisinin hikayesini dinleyecek konuma getiren hayat tercihlerini sorgulamaya başlıyorlar. Fanta...
Nasıl bu kadar itibar kaybetti? Yani çocukken en az kola kadar ön plana çıkan bir meşrubatken, şimdilerde sadece kötü doğum günü organizasyonlarında hiçbir masraftan kaçınılmamış hissi vermek, masayı rengarek göstermek için kolanın yanında alınan bir içeceğe dönüştü. Neyse, Enayi gibi bedavaya ürün yerleştirme yapmamak için burada kesiyorum bu mevzuyu. Ama bu hamur daha çok su götürür. Katılırsın, katılmazsın. Katılırsın, katılmazsın. Katılırsın, katılmazsın.
12 dakika önce klavyeme Fanta döktüm. Böyle durumlarda ne yapacağımı bilmiyorum. Yani gündelik aksiliklerde aciliyet yoksa Google'a bakıyorum. Orada da genelde birçok farklı görüş oluyor. Çoğu zaman zıt fikirleri ayrı bir Word dosyasına kopyalayıp orada ideal bir karışım yaratmaya çalışıyorum. Onları uyguluyorum. Ama sıvı dökülmesi çok fena bir şey. Bir yandan klavyenin içine nüfuz ettiği için acil bir şeyler yapmanız gerekiyor. Bu arada bu ilk klavye satışım değil. İlkinde yanımdaki fonksiyonel insanın müdahalesiyle kurtarmıştım. Ama şu an yalnızım ve hiçbir şeyden emin değilim. Klavyeye bir şey döktüğünüzde asla bunu yapmayın denilen bilgilerle kesin yapın denilenler kafamda iç içe girmiş vaziyette. Yani at izi ile it izinin birleşiminden oluşan o muhteşem harmoni. Bu iflah olmaz çolaklığım sebebiyle böyle gündelik meselelere dair yapılacakları bir yere not etmek istiyorum. Mesela klavyeye su dökersen açmadan pirince göm. Sonra saç kurutma makinesi. Ya da gaz içecek dökersen, ki notlarıma bile Fanta dökersen yazmam. Yoksa ileride o notu okuyan Deniz, Fanta içen birinin yazdığı nota güvenmeyebilir. Gazlı içecek dökersen klavyeyi söküp sil, sonra pirinçe yatır gibi notlar. Ama bir yandan da böyle basit günlük bir konuda çocuk gibi notlar almak mağlubiyetin doğrudan kabulü oluyor. Onu da kendime yediremiyorum. Yani onun yerine böyle meseleleri kolayca hatırlayabilen insanların, sorunları çözmeye eli ve aklı yatkın olan insanların hayatın geri kalan konularında benden geri olduklarını düşünerek rahatlıyorum. Mesela board game'ler, ÖSS'ye sıralaması ya da kendini ikna. 13 dakika önce klavyeme gazlı meşrubat döktüm. Ne zaman bir yere bir şey döksem hep şükürle karışık bir şaşkınlık oluyor. Yani şu ana kadar ne kadar az şey dökmüşüm. Çünkü düşününce o kadar çok şey dökebilirdim ki. Dehşet verici yani bir günü bile bir şeyler dökmeden bitirmek çok zor. İşte derste hocaya çayını verirken herkesin önünde aksilikler olabilir. Hoşlandığım kadının üstüne sıcak kahve dökebilirdim. Su sebilinden su doldururken
Neden bilmiyorum, çok geriliyorum. Gerginlikten plastik bardağı sıkıyorum hep. Orada su dökebilirdim. Yemekhane tepsime tabakları hep çok dengesiz dizdim. Zemini çorba yapabilirdim. Biraz önce yazı yazarken bir şeyler içiyordum, onu dökebilirdim.
Onu döktüm. Ki geçmişimize bakınca da o kadar çok dökülebilecek şey var ki yani komşu ülkeler arası kültürel bir etkinlikte birisi gulaş çorbasını Avusturya-Macaristan veliahtının üstüne dökebilirdi. Sonrasında çıkan olaylarda bir Türk çok heyecanlanıp Yunan askeri yerine silah arkadaşını denize dökebilirdi. Burada dökülen şey katı olsa da yine üst açık bir sıvının yarattığı tehlike var. Bundan ileride söz edeceğim. O kadar çok olupsuz ihtimal var ki yani tarih dökülmemiş sıvıların tarihi aslında. Magna kartayı kutlarken orijinal parşömen etrafında içilen şaraplar, Da Vinci'nin yağlı boyaları, Prens Charles'ın vaftiz suyu, astronotların vitamin suları yani iyi gelmişiz bugünlere. Sıvıların üstünü kapatmıyor olmamız, öyle başıboş dolaşıyor olmalarına izin veriyor olmamız...
En kibar tabirli delilik. Yani sıvı dediğimiz madde hali hiçbir şekilde rasyonel hareket etmiyor. Bu beni çıldırtan bir düşünce yani. Hayat nereye götürürse oraya gidiyorlar. Bu gayet doğal görünebilir. Hepimiz biraz öyleyiz dediğinizi duyar gibiyim. Ama bunların verdiği zarar çok fazla. Yani katıyı düşürürseniz tekrar kaldırırsınız. En fazla kırılır, o da toplanır. Gaza hiç girmiyorum, ciddiye alınacak bir form değil. Ama bir sıvının dökülmesinin geri dönüşü yok. Ve verdiği zarar çok fazla. Cinsine de bağlı olarak döküldüğü kıyafete, çarşafa, halıya iz bırakıp sonsuza kadar orada kalabiliyorlar. Kok yapabiliyorlar. Sıcaklığına bağlı olarak yakabiliyorlar. Bunlar maddi zararlar. Bir de manevi zararı var. O çok daha fena.
Evrimsel bir kökeni mi var ne bilmiyorum ama nereye dökersen dök, ne dökersen dök, aşırı kötü hissediyorsun kendini. Büyük bir pot kırmış, yanlış kişilere çıplak görünmüş ya da üniversite sınavından ağlayarak erken çıkmış gibi bir his. Bütün bu tehlikelere rağmen sıvılar hayatımızın her noktasındalar ve başları açık bir şekilde etrafımızda dolaşıyorlar. Bu konuda tabii Starbucks'ı ve ardılı diğer kahvecileri tebrik etmek gerekiyor. Sıvıların üstünü kapatma kültürünü geliştirdikleri için. Tabi onlar da keyiflerinden ya da çok vizyonlu olduklarından dolayı yapmadılar. Yıllar boyunca bu dökülmelerden çekmiş halkın talepleri sonucunda kazanıldı bunlar. Dönüp geçmişe bakınca sadece şükretmek geliyor içimden. Kahvecilerin üstünü kapatmasına kadar çok fazla sıvı açık bir şekilde hayatımızın merkezindeymiş. Bunu bu kadar tek taraflı ele alıp sıvılara karşı negatif bir kampanyaya çevirmek doğru olmaz. Bir yerlere bir şeyler dökmenin ayıplanmadığı hatta olumlu karşılandığı anlar da var. Mesela sevdiklerimizle vedalaşırken arkalarından su dökeriz.
Su gibi git, su gibi gel. Yani ne kadar doğru bir istek tartışılır. Ya da en basitinden yemeklerimize döktüğümüz sos zeytinyağı sirke. Ama bunların da yine bir tehlikesi var. Eğer emin ellerde değilse yemeği mahvedebilir. Bir ayarı var, o ayara göre dökmeniz gerekiyor. Bu da yine sıvıların tehlikesine dair tezimi destekliyor. Mesela Aydın Boysan'ın rakı bardağına su döküyorsanız, o ince ayarı tutturamazsınız, bir dahaki buluşmaya çağrılmazsınız. Ki Aydın Boysan'ın rakı içerken yapılmayacak 100 şey kitabında masaya rakı dökmek yok. Bu da rakı adabına benim bir katkım olsun. Maharetli ellerde takdire dönüşebilecekken küçük bir hatada arkadaşlarınızı ve sofranızı kaybedebilirsiniz. Ya da eski zamanlardaki gibi kalenizi işgale gelen düşman kuvvetlerinin üstüne kızgın yağ dökerken. Eğer döktüğünüz kızgın yağı tasarruflu kullanmazsanız, atıyorum hepsini en öndeki 5 kişiyi yakmak için kullanırsanız cephaneniz erken bitebilir. Ve bu da tabii kale içinde tepki görmenize sebep olabilir. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Yani zorunda olmadıkça ya da kendinize güvenmedikçe sıvı dökme konusunda inisiyatif almamanız gerekiyor. Peki ne yapmalı?
Yani bu bir şikayet mektubu gibi oldu şu ana kadar. Sıvıların hayatımızdaki varlığından şikayet. Öyle değil tabii ki ya. Onlar olmasaydı şu ana kadar insanlığın başardığı birçok şey mümkün olmazdı. Sabahlar uyanamaz, akşamları sızamazdık. Dünyanın üçte ikisi boş kalırdı. Yani dökülmedikleri sürece sıvılarla bir sorunumuz yok. Sadece son zamanlarda dört bir yandan böyle el birliğiyle bu kadar ön plana çıkarılmaları üzerine tekrar düşünelim istedim. Bol bol su tüketin. Belki gerçekten vücuda iyi geliyordur.
Önerilmesinin tek sebebi budur. Buna inanmayı gerçekten çok istiyorum ama klavye kaybı yüzünden yenilenen teknolojik aletler ya da dökülen sıvıların yarattığı sosyal kaoslar üzerine düşünmeye değer bence. Uzman değilim ama bana kalırsa gerekmedikçe sıvı tüketiminden kaçınmamız, içmemiz gerekiyorsa da gerekli önlemleri alarak içmemiz gerekiyor. Tek dik işte ya da olabildiğince minik ağzı şişelerden içmek. Yoksa etrafta başıboş el bombalarıyla dolaşmaya devam ederiz.
Klavyeme sıvı temas edeli 20 dakika oldu. Üniversitelilerden oluşan mahallemin Macbook kurtarıcılığıyla nam salmış bilgisayarcısına gitmeye karar verdim. Duvarlar before after şeklinde ikiye bölünmüş Macbook fotoğraflarıyla doluydu. Böyle başarı hikayelerine de hiç güvenmem. Temiz yüzlü, özgüvenli bilgisayarcı buyurun dedi. Klavyeme gaz içecek döktüm dedim. Ne döktün dedi.
Kola döktüm. Kısaca olabilecekleri özetledi bana. İşte neleri kaybedebiliriz, sıvı temasında ne oluyor, kola dökülünce neler oluyor, onları anlattı. Sonra klavyenin içini açtı. Klavyenin içinden tüm sarılığıyla fanta aktı. Bana bakmadı, ben de ona bakmadım. Katılırsın, katılmazsın. Katılırsın, katılmazsın. Katılırsın, katılmazsın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.