
3.919 kelime · ~20 dk okuma
Herkese merhaba. Gündem bağıra bağıra CHP'yi ve onun eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu konuşuyor. Ben de bu bölümde CHP kimin partisi sorusuna cevap vermek istedim. Çünkü Özgür Özel'in partisi mi, Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisi mi gibi bir ikiliğin de içine hapsolduk.
Şimdi hiç haberi olmayan için yeni bir deyim, gündem diyeti diyorlar buna. Ha işte gündem diyeti yapanlar için ben evvela bu kurultay tartışmasını kronolojik sırayla şöyle bir özetleyeyim. Daha önce bu tartışmayı böyle doğrudan takip edenler de bu kronolojik sırayı görünce biraz daha freş hale gelecektir zihinlerim. Efendim Hatay'ın eski belediye başkanı Lütfü Savaş, kendisi 3 Kasım 2023'de yani CHP'nin 38. kurultayından bir gün önce takipçilerine şunları yazıyor. Bugünün CHP'si demlenmekle meşgul. Parti olarak terörle bağ kuran ve terörden siyasi rant devşirenleri her kim olursa olsun ya da hangi oluşum olursa olsun savunamayız.
Lütfü Savaş bu tweetinin ardından MHK'nın oy birliğiyle disipline sevk ediliyor ve bence büyük bir hata yapılarak 31 Mart'ta yeniden aday gösteriliyor Hatay'da ve kaybediyor. Kendisi de düşünün demleniyorlar diyen CHP'nin adayı olmayı kabul ediyor. Buralarda hiçbir sorun yok. Aradan aylar geçiyor ve 11 Aralık 2024'te Lütfü Savaş partiden ihraç ediliyor. İhraç edildikten sonra Erdoğan'ın danışmanlarından Nevzat Tarhan'ın kurucusu olduğu Üsküdar Üniversitesi'nde hekimlik yaptığı görülüyor. Aktif biçimde çalışıyor mu bilmiyorum ama Üsküdar Üniversitesi'ne kadrosunu aldırmış. Şimdi Iskarta'ya çıkıyor Lütfü Savaş. Bu bilgiyi bir cebimize koyalım. Birazdan çıkaracağız cebimizden. 11 Aralık 2024'te Lütfü Savaş Parti'den ihraç ediliyor. Bu esnada iktidarla muhalefet arasındaki ipler de giderek geriliyor. İmamoğlu adaylık çalışmalarına başlıyor. Tansiyon giderek artıyor. Geliyoruz kritik bir tarihe. Takvim yaprakları 1 Şubat 2025'i gösterirken Tayyip Erdoğan, partisinin Manisa Kongresi'nde şu ifadeleri kullanıyor.
14-28 Mayıs seçimlerindeki eziymetin bütün faturasını Bay Kemal'e çıkartıp, şaibeli bir kurultayla CHP Genel Merkezi'nden kendisini tehcir ettiler. Şaibeli kurultay… Erdoğan'ın ağzından çıkan bu tılsımlı ifade, iktidar medyasında tekrar ediliyor, açık oturumlarda şaibe üzerine konuşuluyor. Erdoğan bu ifadeyi kullandıktan 6 gün sonra, 7 Şubat'ta eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, KRT TV yayınına katılıyor ve o da şaibe dedikodularından bahsediyor. Şaibeli kurultay, nedir bu şaibeli kurultay? Çıkıp, hayır yoktur demesi lazım. Varsa bir şaibe, Erdoğan'ın bu kadar partinin üstüne, parti yönetiminin üstüne gelmesinin gerekçesini onu da bilmiyorum. Partinin sessiz bu kadar sessiz kalmasını da anlamakta zorluk çekiyorum. Bu beni rahatsız ediyor. Öyle mi? Elbette rahatsız eder. Parti yönetiminin bu konuda çıkıp çok açık, net açıklama yapması lazım. Yapmıyorsanız, sükut ikrardan gelir o zaman. Başka bir şey var demektir burada.
Tam bir Kırmızı Pazartesi sendromu. Geliyor gelmekte olan durumu. Önce Erdoğan, sonra da Kılıçdaroğlu. Bir buçuk yıl önce gerçekleşen kurultayın şaibeli olduğunu ima etmeye başlıyorlar. Tesadüf o ki normalleşme süreci CHP ile AKP arasında bitmiş, İmamoğlu'na tam boy bir saldırı sürerken yaşanıyor bunlar. Kılıçdaroğlu'nun bu ifadesinden üç gün sonra 10 Şubat'a geliyoruz.
Henüz daha 19 Mart operasyonu falan yok ama tüm bu süreç 19 Mart'ın da altlığı olacak tabii. 10 Şubat'ta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 4-5 Kasım 2023'te gerçekleşen, yani 1,5 yıl önce gerçekleşen 38. CHP kurultayı hakkında soruşturma başlatıyor. Daha doğrusu tüm bunlar olurken aslında bir soruşturma zaten açılmış. Ocak 2025'te Bursa'da bir şikayet üzerine soruşturma başlatılmış. Bu soruşturma 10 Şubat'ta kamuoyuna duyuruluyor. Ankara'da gerçekleşen Cumhuriyet Halk Partisi kurultayında 4-5 Kasım 2023'te yapılan kurultay bu. Kurultayda kurultay günü para karşılığı oy kullandırıldığı şeklinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan ihbar üzerine yetkisizlik kararıyla evrakın yetki itibariyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine mütakip, Başsavcılığımızca 2024 yılı Ocak ayında soruşturma başlatılmıştır. Soruşturmaya konu olayla ilgili basın organlarında ve sosyal medyada yapmış oldukları açıklamaları nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu ve Akif Hamza Çebi tanık sıfatıyla ifadeye çağrılmıştır. Böylece 10 Şubat itibariyle hayatımıza giriyor şaibeli kurulta ifadesi. Şimdi cebimize koyduğumuz lütfü savaşı cebimizden çıkaralım.
2009'da AKP'den Antakya Belediye Başkanı olan, 2014'te AKP Antakya'da Sadullah Ergin'i aday gösterince CHP'ye geçen, 2024'te de 10 yıllık CHP üyeliği sonlanan bu kişi, Şubat 2025'te gidiyor, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'na diyor ki, 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. CHP Kurultanı'nda şahibe var. Delegelere rüşvet dağıtıldı, Kemal Kılıçdaroğlu da mağdur edildi. Mahkeme bu şikayeti ciddiye alıyor ve soruşturma davaya dönüşüyor.
Bir takım CHP üyelerinin beyanlarıyla 40 sayfalık bir iddianame hazırlanıyor. Gazeteci İnan Demiral, kendi YouTube kanalında konuya ilişkin 8,5 dakikalık mini bir dosya hazırlamış. Dosyanın başlığı Şaibe. İnan Demiral, iddianamedeki bir eksikten bahsederek başlıyor sunumuna. Bu bir iddianame. Buna göre ve duydum iddianamesi diyebiliriz. Duyduğuma göre, konuşulanlara göre, bana söylenenlere göre. 40 sayfada onlarca insanın ifadesi var ama bir iddianamenin olmazsa olmazı yok. Derin.
Sadece konunun taraflarının beyanlarıyla hazırlanan bir iddianame. Peki, şüpheli kim? Elbette yerli ve milli şeytan haline getirilen Ekrem İmamoğlu. 19 Mart operasyondan sonra bir de bu iddianam hazırlanıyor ve 3 Haziran 2025'de iddianame kabul ediliyor.
İmamoğlu dahil 12 şüpheli hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis isteniyor. Fakat davayı mühim hale getiren bu 3 yıla kadar varan cezalar değil. İddianame ile istenen aynı zamanda 38. kurultayın geçersiz sayılması ve eski yönetimin sanki hiç o kurultay olmamış gibi görevine iade edilmesi. Hukuken adı Mutlak Butlan.
Türk siyasi tarihinde bir siyasi partinin kurultayını mutlak butlan ilan ederek geçersiz sayıldığı bir örnek daha yaşanmadı. Eğer olursa ilk olacak. Şimdi, Ocak'ta soruşturma açılıyor, 1 Şubat'ta Erdoğan konuşuyor, 7 Şubat'ta Kılıçdaroğlu konuşuyor, 10 Şubat'ta da soruşturma açıldığı kamuoyuna duyuruluyor. O sıralarda büyük bir gündem değil bu soruşturma.
Zaten 19 Mart'ta bambaşka bir patikaya giriyoruz. Derken Mayıs ayı geliyor ve bu konu acaba Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan mı olacak tedirginliğinde konuşulmaya başlanıyor. Konunun reytinginin arşa değdiği olay, Nevşin Mengül'ün bir kulis bilgisiyle paylaşmasıyla yaşanıyor. Tarih 26 Mayıs 2025. Şöyle ki savcı şunu söylemiş, şu mesajı iletmiş ya Kemal Bey gelir, burada ifade verir. Derse ki ya olur mu böyle şey canım CHP'de bir yolsuzluk olabilir mi? Hele hele kendi genel başkanlığı, kendi düzenlediği kurultayda böyle bir şey iddialar bu yönde. Asla ben böyle bir şey kabul etmiyorum. Olmamıştır böyle bir şey. Ben görmedim, şahit olmadım derse bu dosyayı kapatırız demiş Savcı. Böyle bir haber yollanmış ancak Kılıçdaroğlu yine de ifade vermeye gitmiyor. Yani demiyor. Aç çıkıp kendisi kamuoyuna da bunu söylemedi. Meçhide Çetin söylüyor. Kaç yaşında adam. Meeting meeting geziyor ya. Bunun üzerine Gözde Er, Kılıçdaroğlu'na dönüyor. E kardeşim diyor insanlar, zaten canımız burnumuzda. Çık de ki, ben bu partinin genel başkanıydım. Ben genel başkanken yapıldı bu kurultay. Biliyorum ki bu kurultayda şaibe yoktur. Yok, demiyor. Adam Nuh diyor, peygamber demiyor. Ha şaibe vardır da demiyor. Çıldırtıcı bir şey. Belediye başkanları Kılıçdaroğlu'nu ziyaret ediyor. Efendim bir açıklama yapın ne olursunuz diyorlar. Yok, yapmıyor. açıklama. Şaibe yoktur demiyor. Demedikçe de zaten baskı altında hisseden CHP tabanının öfkesini bir mıknatıs gibi üzerine çekmeye devam ediyor. 30 Haziran'da görülen 38. Kurultay davası 8 Eylül'e ertelendi.
Bu kararla birlikte bir süre daha CHP'yi tartışacağımızı söylemek kehanet olmaz. Öyleyse bu bölümde önümüzdeki dönem tartışmalarına bir altlık hazırlayalım. Bu çabamın nedeni, CHP hakkında bilinenlerin çoğunun yanlış olmasındandır. CHP bir algı bulutunun içinde siyaset yapıyor, vaziyeti doğru kavrayamıyoruz o yüzden.
Türkiye'nin en popüler partisidir CHP. AKP'den daha popülerdir. İktidar medyası da her gün CHP'yi konuşuyor. Ama hakkında doğru olduğu zannedilen bilgilerin pek çoğu yanlıştır. Bu bölümde bu yanlışları düzeltelim ve bir soruya cevap verelim. Bir soru. CHP kimin partisidir? Hadi öyleyse. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Bu bölümde anlatacaklarım büyük oranda tanıklıklarımdan oluşuyor. Bildiğiniz bir CHP var elbette ama bir de benim tanıklıklarım var, bizzat tanık olduklarım. Fakat tanık olduklarıma geçmeden önce belirtmeliyim, Türkiye'nin en yanlış yorumlanan partilerinden biridir CHP. Benim anne tarafım boydan boya CHP'lidir. Hani ata dede partisi derler ya,
Anne tarafım için en azından öyle söyleyebilirim. Atatürk dededen beri CHP'liler onlar. Benim aklım bu işlere az da olsa yetmeye başladığında bizimkilere sordum. Siz neden CHP'ye oy veriyorsunuz? Aldığım cevap CHP'nin Atatürk'ün partisi olduğuydu. Yani CHP kimin partisi sorusuna CHP Atatürk'ün partisi cevabı veriliyordu. Biz Atatürk'ün partisine oy veriyorduk. E bu da olağan bir şeydi. O zamanlarda bu çok geçerli bir neden gibi gelmişti bana daha 9-10 yaşlarımda.
Hatta o kadar geçerli bir neden ki, ya diğer insanlar neden Atatürk'ün partisine oy vermiyor acaba diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü Atatürk'ün partisinin durumu da pek iç açısı değildi. 1999 seçimlerinde CHP baraj altı kaldığında ben 10 yaşında bir çocukken annemin ağladığını anımsıyorum. Atatürk'ün partisi neden bu kadar az oy alıyordu?
2016 yılında yayınlanan Cem Yılmaz'ın da başrolünü oynadığı İftarlık Gazoz filminde bu halk CHP'liliği bence güzel anlatılıyor. Halk partisi dururken ne lüzumu var aşırılığın ya? He? Cenab-ı Allah dünyayı yaratmış... Adem, romanı bitir abi önce. Bak anlattıracağım ona göre. Anlattırma, anlattırma. Benim tiram o. Ben anlatırım ona. İyi ki bu okumuşsun. Cenab-ı Allah bu dünyayı yaratmış, Atatürk vatanı kurtarmış. Bitti gitti.
Allah dünyayı yaratmış, Atatürk de vatanı kurtarmış, bitti gitti. Biz iki Mustafa'yı severiz. Biri Muhammed Mustafa, biri Mustafa Kemal. İşte bu halk CHP'liliği. Solculuğumuz da aşırılığa kaçmamalı tabii. Demek ki Atatürk de biraz solcuydu. Zaten sağcılık demek, laiklik karşıta olmak demekti.
Sağcılıkla dindarlık benim çocuk zihnimde özdeşti. Dindarsan sağcısın veya İslamcıysan sağcısın. O kafayla bu yaşa erişsem Diamond Dema'yı solcu zannederdim yani. Sonra sonra memleketin siyasi tarihi ilgimi çekmeye başlayınca fark ettim ki CHP hakkında bilinenler büyük bir safsatadan ibaretti. Birkaç gün kadar oluyor. Evde çay içiyoruz Zeynep'le. Bu Kılıçdaroğlu meselesi tartışılıyor televizyonlarda. Ben de neler deniyor diye takipteyim. Söğücü TV'de Yılmaz Özzil'i izliyorum. 2010 kurultuyla tarihte ilk kez Kemal Kılıçdaroğlu yeni CHP terimini kurdu. Tarihte ilk de var. Cumhuriyet Halk Partisi demedi, yeni Cumhuriyet Halk Partisi dedi. Paradigma değişikliğinin kanıtıydı o 2010.
Allah Allah, bu bakış açısına göre CHP 1923'den 2010'a dek ideolojik paradigmasında bir kesinti yaşamamış fakat Kılıçdaroğlu'yla beraber tarihte ilk kez yeni CHP ifadesi kullanılmış. Böylece CHP, Atatürk'ün partisi olmaktan çıkmış, Kılıçdaroğlu'nun partisine dönüşmüş. CHP kimin partisi sorusuna artık Atatürk diyemiyormuşuz. Böylece 1923'den 2010'a kadar kesintisi süre gelen paradigma, yeni CHP söylemiyle değiştirilmiş. Halbuki bu kocaman bir safsataydı. CHP de genel başkan değişimleri zaten birer paradigma değişimine işaret etti. Her zaman. Bakın, her zaman diyorum. Her zaman diyorsam o zaman biraz geçmişe gitmeliyiz değil mi? Hadi gidelim o zaman. Yıl 1995. CHP ile SRP birleşmiş. 1997 yılındaki olağan kurultaya gidiyoruz. Kurultayın sloganı ne biliyor musunuz? Yılmaz Özdil yeni CHP'yi ilk defa kılıçdaroğlu kullanıyor diyor ya. 1997 kurultayın sloganı. Dünyada yeni sol, Türkiye'de yeni CHP.
Yılmaz Özdel'e göre, yeni CHP ifadesinin tarihte ilk kez Kılıçdaroğlu kullanıyordu. Hadi 1997'ye gidelim. Hüsran yaşayanlarsa Cumhuriyet Halk Partililerdi. SP ile birleşmiş, dünyada yeni sol, Türkiye'de yeni CHP diyerek oy aramışlardı. Seçimden bir yıl önce, hala akıllarda olan o kongre yapılmış, Deniz Baykal, Ricky Martin'in şarkısıyla partilileri selamlamıştı. 97 kurultayının ana sloganı, dünyada yeni sol, Türkiye'de yeni CHP'ydi. Bu arada, yeni CHP ifadesini literatüre kazandıran Deniz Baykal da değildir.
İsmet İnönü'yle Bülent Ecevit'in yarıştığı 1972 kurultayında da bu yenileşme, asrileşme meselesi tartışılır. Ben 97 kurultayının sloganının dünyada yeni sol, Türkiye'de yeni CHP olduğunu biliyordum da 1970'lerde acaba yeni CHP ifadesi kullanılmış mı diye Onur Alp Yılmaz'a sordum. Kendisi bir siyaset bilimci. Halk TV, Sözcü TV izleyicisiyseniz mutlaka Onur Alp'i görmüşsünüzdür. Doktora tezi de CHP tarihi üzerine
Yani CHP tarihi deyince benim danıştığım kaynak Onur Alp. Ben de ona sordum, ya dedim Onur Alp, 70'lerde de yeni CHP tartışılıyor mu diye, bana gönderdiği ses kaydı şu şekilde. inönüyle bunlar kapışmaya başlayınca 71 muhtırasından sonra, orada şöyle bir şey oluyor hatta, inönü Ecevit'e yeni bir şeyler yapmakla. baya yeni kavramını kullanarak atarım şimdi sana onu. suçlanınca Ecevit diyor ki yani bunlardan hangisi yeni? aslında yeniyi negatifleyen bir şey. ki zaten ortanın sonundaki temel iddialarından biri şurdu ya Ecevit'in ortanın sonu kitabında da ifade etti. yani bu Atatürk'ün yolundan bir safma değil. aksine Cumhuriyet Halk Partisi'nin çağ yakalama iddiasının bir uzantısı. biz aslında devletçilik ilkesinin gereğini, güncel olarak gereğini yapıyoruz. benzer bir şey aslında yani yeni değil aksine çağcıl ya da asrileşme o hani cumhuriyet ülkelerinde kullanılan meşru ifadeyle biz bunun gereğini yapıyoruz tarihsel misyonumuzun gereği bu o yüzden biz yeniyi yapmıyoruz aksine bize gösterilen rotanın gereğini yapıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi öz kimliğine yani onun her zaman değişimi açık olan kimliğine taşıyoruz gibi genel bir söylenme emsiyor bunu hatırlayacaksınız zaten ben söyledikten sonra
Yani bu yeni CHP ifadesi Yılmaz Özdil'in dediği gibi değildir. Yenileşme adına yeni densin ya da denmesin yüz küsür yıllık bir partinin aslında çağa uyum sağlama, eski ifadeyle asrileşme adı altında genlerinde var. Buna karşın benim Selefi Atatürkçülük dediğim, Atatürk'ü 1938'de öldükten sonra Atatürkçülüğün içtihat kapısını kapatan, yaptıklarını sünnet sayıp aynen uygulamaya çalışan bir anlayış da var. Bu anlayış, CHP'nin Atatürk'ün partisi artık olmadığını söylüyor ve benim çocukluk soruma yanıt vermiş oluyorlar. Neydi çocukluk sorum? CHP madem Atatürk'ün partisi, neden herkes CHP'ye oy vermiyor?
Bu sorunun iki temel cevabı olduğunu sonradan öğrendim. 1. Herkes Atatürkçü değil. 2. Atatürk'ü sevip de CHP'ye oy vermeyenler, CHP'nin Atatürk'ün partisi olmadığını düşünüyor. Mesela Yılmaz Özdil. Sinan Oğan'a oy verdiğini söylüyor. CHP'ye oy vermemesinin nedeni ise, CHP'nin artık yeni CHP olması.
2010 kurulu teriminde tarihte ilk kez Kemal Kılıçdaroğlu yeni CHP terimini kurdu. Tarihte ilk de var. Peki CHP gerçekten Atatürk'ün partisi mi? Bence Atatürk'ün partisi demek CHP için oldukça faydalı ama onun yerine Deniz Baykal'ın partisi demek daha doğru.
Doğru ama faydalı olmadığı için Atatürk'ün partisi diyoruz. Yani işimize geliyor Atatürk'ün partisi demek. Halbuki doğrusu Deniz Baykal'ın partisidir. Niye böyle dediğimi ifade edeyim. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Atatürk'ün partisi kapatılır. Ondan öncesinde 72 kurultayından sonra Bülent Ecevit'in genel başkan olmasıyla birlikte partinin sol çizgisine karşı istifaden bir grup da var. Yani 102 yıllık parti bu zamana dek evrimleşerek geldi.
Mesela İnönü'nün ortanın solu fikrine karşı gelerek 1967'de 47 milletvekiliyle birlikte güven partisini kuran Turhan Feyzoğlu gibi 1960'lardan önce parti bir sol parti olarak konumlanmıyordu. İnönü rotayı ortanın soluna kırınca Partideki sağ kemalistler partiden ayrıldılar. 70'li yıllarda da parti adıyla, sanıyla bir sol parti olarak tanımlanmaya başladı. Parti çok partili sistemdeki en büyük başarılarına da Bülent Ecevit çizgisindeki demokratik sol paradigmayla kazandı. 1977 seçimlerinin şarkısını Ecevit'in uyum şiirinden bestelediler. Baş ağa buğday, buğdaya insan, insana emek. Ne güzel uymuş.
Emeğe eylem, eyleme yürek, yüreğe sevgi. Ne güzel oymuş. CHP 70'li yıllarda Karaoğlan'ın partisidir. Fakat zaten dönemin ruhu da o yıllarda oldukça solcudur. CHP'nin solculaşmasını da bu dönemin ruhu içinde kavramakta fayda var. Ecevit'le beraber sağ kemalistler partiden ayrıldılar ve CHP sol kemalistlere kaldı. Son zamanlarda ne sağı ne solu Atatürk'ün yolu gibi tavşan bokuna benzeyen abuk sloganları daha çok duyuyorum. Halbuki bizim siyasi tarihimiz kemalizmin sol mu sağ mı olduğunun tespitiyle geçer.
Anlamak çaba ister, emek ister. Mahir Çayan, Türkiye Halk Kurtuluş Parti cephesinin kurcusu, silahlı bir önder. Zihninizde Çayan size nasıl bir çağrışım yapar bilemem. Çayan'ın Kemalizm hakkında değerlendirmeleri şöyle. Kemalizm, emperyalizmin işgal altındaki bir ülkenin devrimci milliyetçilerinin milli kurtuluş bayrağıdır. Kemalizmin özü, emperyalizme karşı tavır alıştır.
Kemalizmi bir burjuva ideolojisi veya bütün küçük burjuvazinin veya asker-sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır. Kemalizm, küçük burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır. Bu yüzden Kemalizm soldur, milli kurtuluşculuktur. Mayer Çayan kemalist değildir ama solcudur. Kemalizm de Çayan'a göre soldur. Muhtemelen Çayan, devrimci mücadelesinde kemalistlerle iş birliği yapılabileceğini düşündü. CHP'nin ortanın solu çizgisi ve CHP'lilerin devrimcilere dönük sempatisi de bu düşüncesinde etkili olmuş olabilir. Bu haliyle 70'li yıllardaki CHP, soğuk savaş atmosferinde kendisini yeniden yorumlamıştır.
Burada artık ona Atatürk'ün partisi demek mümkün müdür? Oradan beri tartışılır. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Bu Atatürk'ün partisi mi değil mi sorusuna 12 Eylül sonrasında cevap verelim.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra CHP kapatılır. CHP'liler siyaseten yasaklanır. Bu tabana hitap edebilen Halkçı Parti ardından Sosyal Demokrat Parti kurulur. Devamında bu ikisi birleşir ve 1985'te Sosyal Demokrat Halkçı Parti kurulur. Kısa adıyla SHP. Genel başkanları ise Erdal İnönü. Aynı yıl Rahşan Ecevit Demokratik Sol Parti'yi kurar. Çünkü Bülent Ecevit siyasi yasaklı.
1987'de, Gülent Ecevit'in siyasi yasanın kalkmasıyla, DSP, Ecevit'in partisi olur. Bakın hala CHP yok. CHP var, DSP var. Deniz Baykal da o yıllarda CHP'li. Şimdi, Baykal'ın hikayesiyle CHP'nin hikayesi örtüşecek.
Baykal, SHP'de geçirdiği 7 yıl boyunca her kurultayda genel başkanlığa aday oldu. Genel başkan Erdal İnönü'ye karşı 3 kez yarıştı, 3 kez kaybetti. Derken 1992 yılında kapatılan partilerin bir daha kurulması serbestleşince, CHP genel başkanlığı da Baykal'a yar olmayınca, Baykal ve arkadaşları 1992'de CHP'den ayrıldılar ve kimi kurdular? Atatürk'ün partisini kurdular. Bugünkü CHP aslında 1923'te değil, 1992'de kurulmuştur. Tam tarih verelim, 9 Eylül 1992.
Ben sende iş muhasebeni yaptım. Deniz Baykal dedi, eğer genel başkan olursan bir partinin genel başkanı olarak sorumlulukla düşün ve kararını ver. Yarın yapılacak bir seçime hazır mısın? Bu soruyu sordum ve cevabımı verdim. Ben yarın yapılacak bir seçime hazırım.
Nitekim Atatürk'ün partisinin ikinci kurucu genel başkanı Deniz Baykal'dır. Bu haliyle CHP kimin partisidir sorusuna Deniz Baykal'ın partisidir demek yanlış değil. Atatürk'ün partisi baraj altında nasıl kalır diye üzülmüştüm de baraj altı kalan aslında Deniz Baykal'ın partisiydi. 99 seçimlerinde partinin baraj altında kalması kaderin bir cilvesidir. Zira bu sayede 99-2002 arasındaki üçlü koalisyonun hiçbir günahına ortak olmaz CHP. Ne 2000 Kasım bankacılık krizine, ne 2001 Şubat krizine. Tıpkı AKP gibi. CHP de meclis dışındadır o 3 yılda. Bu sayede 2002'de AKP çok güçlü bir şekilde gelir ve CHP ile AKP arasında bir kültür savaşı başlar. Bu kültür savaşı üzerine uzun uzun konuştuk geçmiş bölümlerde ama bu kültür savaşı sayesinde örneğin yılların merkez savcısı İzmir CHP'li oluverir. Ben de İzmir'de doğdum büyüdüm. İlk gençlik yıllarında CHP demek Deniz Baykal demekti.
İlk oyumu da 2007 seçimlerinde CHP'ye verdim. Fakat diyebilirim ki bizim kuşağın CHP'ye oy verme motivasyonu bir üst kuşağın motivasyonundan farklıydı. Biz AKP karşısında iş değilse bir denge denetim görevi üstlensin diye CHP'ye oy veriyorduk. Ama hiç CHP'li olmadım kendi adıma.
Hatta arkadaşlarımın çoğu CHP'ye oy da vermezlerdi. Ben verdiğim için de benimle dalga geçerlerdi. Ve samimiyetle söylüyorum, 2000'li yılların ikinci yarısında solla temas etmiş biri olarak diyebilirim ki, CHP ile hiç ilgilenmezdik. Umurumuzda değildi CHP'de neler olup bittiği.
Bizim kendi örgütlerimiz vardı. CHP'de ne olup bittiği pek ilgimizi çekmezdim. Yani bugünkü gibi CHP'ye dönük bir ilgi o yıllarda yoktu. Örneğin 2011 seçimleri. Hapiste olmasam oy da kullanmazdım. Hapisteyiz diye mecbur gittik, bir partiye oy vermem gerektiği için CHP'ye bastım. Akşam seçimlerin sadece sonucuna bakmıştım. Yani seçimlerin sonuçlarıyla bile doğru düzgün ilgilendiğimi hatırlamıyorum. Peki ne ara komple CHP'li olduk?
Buna cevabım Gezi'den sonra. Gezi'nin zorla bastırılması Türkiye solunu olumsuz etkiledi. Biz kelimenin gerçek anlamıyla devrim oluyor sanmıştık. Ardından 17-25 Aralık operasyonları hepimizi, ya bu sefer sandıkta gidecekler fikrine hapsetti. Onca yolsuzluğa halk onay vermezdi. Sandık? Evet, sandıkta gideceklerdi. Kılıçdaroğlu'nun da scenerisi buydu. Asla sokağa çıkmamalı, tepkimizi kitleler halinde, sokakta dile getirmemeliydik. Eğer birisi sokağa çıkacaksa, o Kılıçdaroğlu'ydu, İstanbul'a yürüyüverirdi. Ama hepimiz çıkmamalıydık.
Sandığı beklemeli, AKP'lilerin de seveceği bir adaya tıpış tıpış oy vermeliydik. Stratejimiz oydu, AKP'lilerin oyunu almak. Kalkmışız, efendim biz sandığa gitmeyeceğiz. Niye gitmeyeceğiz? E o da Erdoğan'a benziyor, bu da Erdoğan'a benziyor. Siz Erdoğan'ı hiç tanımamışsınız demek. Bu ülkede yaşıyorsanız çocuklarınıza karşı sorumluluğunuz var.
Adam gibi tıpış tıpış sandığa gideceksiniz. Oyunuzu kullanacaksınız. Demokrasinin gereğini yapacaksınız. Toplumsal muhalefet Gezi'den sonra yenilgi hissinden çıkamadı. Tek yol sokaktı, tek yol sandık oldu. Sandıkta da tek çare CHP'ydi, rasyonel olan buydu yani. CHP'nin başında da Kemal Kılıçdaroğlu vardı. Kurultay zamanı geldiğinde CHP'lerin içine şeytan girmiş gibi oluyordu.
Mahalle delegeleri, ilçe delegeleri, il delegeleri, kurultay delegeleri. Bunları benim kafamın alması uzun yıllarımı aldı. Bu kurultay hadisesinin ne olduğunu, nasıl olduğunu CHP'li bir arkadaştan iki saat dinlemiş, yine de bir şey anlamamıştım. Artık soru sormaya utandığım için tamam tamam anladım demiştim. Güneydoğu delegeleri, İstanbul delegeleri, delege sayıları, delege ağları, belediye başkanlarının etkisi vs. vs. Yani benim aklım almıyor bu kurultay işine.
Delegelerin çoğu belediye çalışanıydı. Haliyle belediye başkanları kurultaylarda son derece güçlü oluyordu. Yerel seçimlerin arifesinde yapılan bir kurultayda genel başkanın değişmesi neredeyse imkansızdı. Çünkü belediye başkanı eğer bir daha aday gösterilmek isteniyorsa seçimde illaki genel başkanı desteklemek durumundaydı. Tabii onunla beraber ona bağlı delegeler de başkanın arkasına diziliyordu.
Ya diyebilirsiniz ki bu insanların Türkiye gibi bir derdi yok mu? Efendim, Türkiye'yi kurtaracak olan CHP'dir. Evvela CHP'yi kurtarmak lazım. Hepsinin bakış açısı budur. Normal şartlar altında CHP'nin 38. kurultayı Kasım 2022'de yapılacaktı. Yani genel seçimlerden önce. Ancak o dönem kurulta bir yıl ertelendi. Böylece 31 Mart 2024 seçimlerinin 4 ay öncesine alındı.
Tam CHP işi, tam Kılıçdaroğlu'luk bir hareket. Yerel seçim öncesine kurultayı koy ki kurultayı da garantile. CHP tabanı, muhalif halk kitleleri 2023 yenilgisinden sonra Kılıçdaroğlu'nun gitmeyecek olma olasılığını anlamıyordu. Ya diyordu adam. Zorla aday oldu ve kaybetti. Bu saatten sonra artık CHP'nin başında Kılıçdaroğlu'nun olması son derece anlamsız. Neden gitmiyor bu adam? Ama 2024 kurultayında favori kimdi biliyor musunuz? Favori Kılıçdaroğlu'ydu. Bakın çok enteresan. Burada işte CHP'nin tabanıyla CHP'nin tavanı arasındaki uçurumu gözlüyoruz.
Evet çünkü CHP örgütü ile CHP taban arası bir uçurum oluştu yıllar içinde. Örgüt yerel seçim hesabı yapıyordu. Hakikaten 2023 seçimlerinden sonra CHP'nin böyle etrafında kümelenmiş bir düşünce örgütünün davetiyle bir toplantıya katıldım dinleyici olarak. Herkes yerel seçimleri konuşuyordu haziran 2023'te. Çıldırıyordum lan ne yerel seçimi memleket gitmiş falan diyorum ben. Aa yerel seçim önemli falan diyorlar. Neyse işte.
Örgüt yerel seçim hesabı yapıyordu, Taban ise 2023 seçim yenilgisini hazmetmekle uğraşıyordu. Örgüt için yerel seçimler daha önemli hale gelmişti, Taban ise artık iktidar istiyordu. CHP kimin partisi? CHP halkın partisi olacaksa eğer, bu halk ile tavan arasındaki frekans uyumsuzluğunu aşması gerekiyor. Kurultay zamanı geldiğinde genel başkanı değiştirmek neredeyse imkansız. Kurultaylar bilerek yerel seçimler öncesinde yapılıyor.
Belediye başkanlarının tuttuğu delegeler sayesinde böylece genel başkan kurultayları çok rahat kazanıyor. Çok zaman bu CHP ile olmaz dediğimi ve ardından peki ya nasıl diye sorduğumu hatırlarım. Bir cevap bulabilmiş değilim açıkçası. Öyle ya da böyle Atatürk'ün partisi hepimizi kendine çekiyordu. CHP kaderimiz olmuştu.
CHP yeniden değişiyor Özgür Özel ile. Yeniden bir yeni CHP ile karşı karşıyayız. Bu sefer toplumsal muhalefetle partiyi bir araya getirmeye çalışıyor genel başkan. Fakat önceki genel başkanların aksine artık farklı bir Türkiye var. Farklı bir ülke, farklı bir toplumsal doku, farklı bir devlet organizasyonu var.
Bu devlet organizasyonu içinde kurucu parti olduğunu iddia ederek hareket edemez CHP. Çünkü CHP artık bir düzen partisi mi? Emin değilim. Bakalım toplumsal muhalefetle CHP uyum gösterebilecek mi? Becerebilecek mi Özgür Özel? Göreceğiz. Ama iyi gidiyor gibi duruyor. Görüntü şu. CHP kimin partisi? CHP artık sakıncalıların partisi oldu. Bu düzen hepimizi, tüm sakıncalıları CHP'li yaptı.
Zafer Partili arkadaşlar, İyi Partili arkadaşlar, Dem Partili arkadaşlar, dinleyiciler, CHP'li olmayanlar. Subjektif olarak CHP'li değilsiniz ama siz de sakıncalısınız. Sakıncalı olduğunuz için objektif olarak CHP'lisiniz. Şu anda CHP ne Atatürk'ün partisi, ne Deniz Baykal'ın, ne Özgür Özel'in, ne Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisi. CHP an itibariyle sakıncalı vatandaşların partisi.
Makbul vatandaşlar Erdoğan'cı, sakıncalılar CHP'li. Ama madem bu düzen tüm sakıncalıları, yani hepimizi CHP'li yaptı, size tavsiyem bu işin hakkını vermenizdir. Ben gazeteciyim, böyle bir işim olamaz. Yani CHP'ye gideyim de aktivistlik yapayım, bunu yapamam. CHP ama uzaktan anlaşılacak veya etki edilebilecek bir parti değil. Sosyal medyada mesela Kılıçdaroğlu'na sövüyorsunuz ya, adam Twitter'ı yok arkadaşlar, adam gazete okuyor. Yani duymuyor bile. Ona da aktarmıyorlar.
Ancak içine girince anlaşılabilecek ve etkileyecek bir parti CHP. Çıldırırsınız ama öyle. Taba'nın umurunda olmadığı bir parti CHP. Her şey çok güzel olacak! Her şey çok güzel olacak! Her şey çok güzel olacak! Her şey çok güzel olacak!
Ama şöyle de bir şey var. CHP hakikaten Türkiye'deki iyi ya da kötü tek siyasi parti bana kalırsa başka siyasi parti yok. Türkiye solu da dahil olmak üzere genel başkanını örgütle beraber değiştirmeye muktedir tek parti. türlü yozlaşmışlıklar yaşıyor olabilir ama diğer tüm partiler birer lider partisiyken CHP, 102 yıllık gerçek bir siyasi parti. Ve belli ki bizler yaşadıkça CHP'yi konuşmaya devam edeceğiz. CHP, Atatürk'ün partisi midir? Bilmem. Uzun tartışma o. Ama CHP, Türkiye'nin makbul olmayan vatandaşlarının, sakıncalı vatandaşlarının partisidir.
Zafer partililerin de partisidir. İlginç bir şey. Dem partililerin de partisidir. İlginçtir. CHP sakıncalı bir partidir. CHP'liler de Uğur Mumcu'nun sakıncalı piyadesinden hareketle sakıncalıların partisine dönüşmüştür. Bakın geçmişte düzen partisidir.
2000'li yıllarda düzen partisidir. 90'lı yıllarda düzen partisidir. 70'li yıllarda bu düzen değişecektir diyen düzen partisidir. O da enteresan. Ama bugün düzen partisi falan değildir CHP. Bugün sakıncalıların partisidir. Değerinci partidir de demiyorum. Sakıncalıların partisidir.
Tren Topi'yi Pod B Media'yla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek CHP'li olmasanız da CHP'ye sahip çıkın. Kaderimiz hepimizin partisi. Tüm sakıncalıların partisi. E Atatürk'ün partisi sonuçta. Hoşçakalın. Yolumuz uzun. Heyecanımız yüksek. Gençliğimiz var. Gençliğimiz var. Biz adalete savaş, demokrasiye inancı tam Türk gençliğiyiz.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.