Podcast

hayattan zevk alamamak şımarıklık mıdır?

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hayattan zevk alamamak mı diyeyim yoksa sen mi gerçek adını açıklamak istersin ANHEDONİ???!!! Görüyorsunuz, bu meretin psikoloji literatüründe adı bile varken hayattan zevk alamamak gerçekten şımarıklık olabilir mi ya?



O zaman gelin konuşalım, hayattan zevk alamamak, "anhedoni" nedir? Ben neden bu ara hayattan keyif alamıyorum? Peki tekrar yaşadığını hissetmek, keyif almak, heyecan duymak mümkün mü? Mümkünse nasıl? Hepsini çözücez...








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.941 kelime · ~20 dk okuma

Selam güzelim, naber? Bu hafta üst üste anlatılıp kaydettiğim üçüncü podcast. Abla madem böyle kaydediyorsun, atsana işte bunları seriye diyorsunuz, haklısınız. Ben de istiyorum ki hazır tam o duygu içindeyken atayım bunları, dertleştireyim, siz de bana cevap verin falan. Ama öyle olmuyor. Ben bunları yapıyorum, sonra ajansa atıyorum, PodB'yi, PodB'dekiler sağ olsunlar editliyorlar falan, süreçler var. Bir de algoritmada mesela her hafta atıyorsanız her hafta atmanız gerekir. Algoritma bozulunca işler sıkıntıya giriyor. O yüzden keşke atsam hemen olsa. Bir de hep diyorsunuz ki YouTube müzik, YouTube müzik. Ya o da benim karar verdiğim bir şey değil. Belli sebepleri var. Ben de tam hakim değilim ama YouTube müzik de yok. YouTube müzik de yok diye Spotify mi olsun illa? Hayır. Apple dolmasına gerek yok. Hep diyorum ya,

yazın google'a çıkıyor zaten istediğiniz bölüm dinleyebiliyorsunuz bir tık daha internete yazmış oluyorsunuz ama bir şey olmaz yani ulaşılabiliyor hem de bedava bedava ne olsun Şimdi gelelim bugünkü konumuza. İlk başta nasıl başladık konuya arkadaşlar? Sakal mevzusundan. Narcissistik kırılganlıktan, kusurlarımızdan, kusurlarımıza sevilebilmekten. Sonra ben tetiklendim falan biliyorsunuz değil mi? Ondan sonra ne oldu? Konu nereye evrildi? Yetersizlik hissine evrildi. Çünkü ben bunu sadece orada almadım o narcissistik kırılganlığımı. Her yere yaydım falan. Başka bir sebebi daha var tabii bunları yaşamamada. Bunu da şimdi bu bölümde anlatacağım.

Ondan sonra yetersizlik hissi ve yavaş yavaş kendini ne gösterdi arkadaşlar? Hayattan zevk alamama an hedoni. Şimdi hedoni ne? Hedonistlik hani bildiğimiz hazcılık falan mı? Anhedoni de hazcılığın hayırlığı mı? Antesi mi? Hayır, tam olarak bu değil. Anhedoni'yi açıklayacağım psikiyatrik olarak. Niye böyle, niye şöyle? Ama önce bir gidizgah yapmak istiyorum. Anhedoni, yani hayattan zevk alamama gerçekten basit bir durum değil. Bu podcast'ta anlattıklarımdan etkilenecek olan varsa lütfen dinlemesin.

Transkriptin tamamını oku

Kendi de böyle hisseden varsa, bilsin ki bu hiç basit bir şey değil. Lütfen ama lütfen ama lütfen psikolojik bir destek alın. Rica ediyorum. Kime ulaşabiliyorsunuz? Evet, devir çok pahalı. Danışman, psikolog, psikiyatr. Kime ulaşabiliyorsunuz? Evet, hastanesine de gidin. Terapi alamıyorsunuz. En azından anlık olarak bu anhedoninize iyi gelecek. Hayattan zevk alamıyorsanız da sizi riske atmayacak. İlaç da olsa bunun tedavisi. Neyse gidip alın, yardım alın. Tamam mı? Hazırsanız başlıyoruz. Buna çok da hazır olunmuyor ama başlıyoruz, yapacak bir şey yok. Doktor

Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Hoş geldin Prenses Peri. Bu podcast'de şu sözle başlamak istiyorum. Hayatın anlamı, zevk alamadığımız anlarda bile yaşamaya değer olmasıdır. Aslında şimdi tam da bu böyle hani anhedönide ben nasıl boşa çıkacağım, hayattan zevk almıyorum, nasıl bununla boşa çıkayım işte. Burada bile bir değer bulabiliyorsak, o zaman dayanabiliyoruz. Benim podcastlerimi dinleyenler biliyor ki, ben hep böyle bir 4-5 sene önceden 4-5 sene önceden bahsediyorum değil mi? Hep orada böyle bir kırılma anı falan var. Bu böyle tak diye olmuyor, aydınlanmıyorsun.

Ama ben arkadaşlar kendi adıma anhedönden çok korkuyorum. Çünkü benim özellikle o 4-5 sene önce 3-4 yıl boyunca devam eden bir anhedöni dönemim oldu. Yani yüksek içlevli bir depresyon dışarıdan anlamayacağınız. Çünkü ben o kadar enerjik bir insanım ki dışarıdan kimse bana depresif diyemiyor. Yani beni şu evde sürünürken yatakta görmediğiniz sürece depresif demezsiniz. Bunda podcast olması çok da görmezsiniz zaten. Ve o zamanlar benim bu uzun süren depresyonum, depresif halde değil gerçekten depresyonum, sonundan Hedoni'ye bağladı ve ben hayattan zevk almıyordum. Ve hayattan zevk almamak öyle bir şey ki, ya diyorsun ki ben her gün diyet yapıyorum, ben her gün spor yapıyorum, bakım yapıyorum, onun bunu mu, o kadar çok böyle uğraş var ki hayatta. Ama karşılığında zevk almıyorum. Yani bu hayattan zevk almıyorum. Ben bu hayatta niye yaşayayım? Hayatta yaşamaya değer bir şey görememek.

Sonra ben bu anlarda kurtarıcı buldum kendime. Benim için bu kurtarıcı bazen bir aşk oldu. Çünkü en azından o kişiyi yarın görmek, istemek bile insanın hayatı değer kılabiliyor. Diyorsun ki, neyse yaşamaya değer bu hayat, yarın da onu göreyim falan. Oradan zevk alıyorsun. Yani hayat zevk almak için değil sadece, bir anlam için. Ama anlam arayışı da öyle bir boktan bir şey ki yani. Anlam arayarak da hayat geçmiyor ki. Sonra ne buldum biliyor musunuz? İyilik yapmak. Çok basit arkadaşlar. İyilik yapmak. Ben anlatıyordum ya hep toplama kampına gittim. Ben bu hayattan zevk almadığım için dünyayı gezdim ya. Ailem de sağ olsun zevk almadığımı gördükleri için desteklediler o zamanlar. Dünyayı gezerken de olabildiğince bir boka yaramaya çalışıyordum. Bir yaralı parmağı eşemeye çalışıyordum. Kendimi anca öyle değerli, anca öyle zevk alıyordum.

Şimdi ne oldu biliyor musunuz aslında? Konuş tamamen. Ben gittim, Turan'ın kütüphanesini açtım ve orada dedim yani iyi ki yaşıyorum, iyi ki varım. Bak Tuğba dedim, sen olmasaydın, bu egosal bir yerden değil asla. Sen olmasaydın arkadaşın için belki böyle bir şey yapılmayacaktı. Vesile oldum buna falan. Siz olmasanız da olmazdım, ben olmasam da olmazdım. Hem başçocuk olmasa da olmazdım. Vesile oldum ve işe yaramak,

Böyle bir şey yapmak hayatta o anda hedonim. Hayattan zevk almamak, hayattan zevk alıyorum o zamanlarda. Şimdi de o yüzden yine böyle bir şeyin içine girdim ya, geldim tekrar hastaneye falan. Hastanede işe yaramıyor musunuz? Bazen yarıyorum. Mesela suisitle gelen, yani kendine zarar üste...

Anladınız. Bu ne kadar doğru çünkü bilmiyorum. Suicidal düşünceleri olan suistigen hastayı normalde tedavi edersin ve psikiyatriste yönlendirsin. Ben oturup konuşuyorum çünkü anlayabiliyorum onun psikolojisini. Yani anlamaya çalışıyorum diyeyim. Dinliyorum sadece. Yorum yapmıyorum. Ne haddime yorum yapmak? Herkesin hayatı kendine öyle değil. Dinliyorum. Omuz oluyorum. Sarılıyorum. Ve o zaman kendimi neyi hissediyorum? Çünkü diyorum ki sen olmasaydın burada bu kız tedavisini alıp gidecekti ama sen olduğun için ben kendimi iyi hissediyorum.

Böyle durumlarda hiç fırsat kaçırmıyorum. Direkt yapışıyorum. İsterse karşıdakine tabii ki. Ama onun dışında bu şartlarda biraz o hastane deponu hissedemiyorsun. Bir de ben olmasam yanımda doktor arkadaşım da bakacak. Bazen mesela şöyle çok iyi anlar oluyor. Diyelim ki bir hasta geldi. Sen o hastanın kalp krizi geçirdiğini, inme geçirdiğini ya da böyle işte içte mide kanaması olduğunu ya da puymoner emboli tarzı bir şey olduğunu çok daha hızlı yani normal seyrinden çok daha hızlı bazen yakalayabiliyorsun tamam mı?

iç güdü, şans falan oluyor yani bir şeyler. Ya da hızlanmıyor. O zaman kendini çok iyi hissediyorsun. Diyorsun ki evet ben burada olduğum için bunlar oluyor falan. Hayattan zevk aldığın anlar onları. Ama bazen işte Turan'da olduğu gibi ya da benim Afrika'da falan bulunduğum zamanlardaki gibi ya da Hatay'daki gibi

Bunlar olduktan sonra geri hayata döndüğünde boşluk hissi, o yetersizlik hissi, böyle dopaminerjik yolakların bozulması tekrar. Bunlar da etkiliyor. Ve burada zaten zevk aldığım hiçbir şey yok. Müzik bile dinleyemiyorum. Ama ben şunu biliyorum, söyleyeyim. Benim bu anhedönüm geçici. Benim bu 15 günüm ne kaldı saymayacağım. Tam gününü de bilmiyorum artık. O günler geçtikten sonra ben İstanbul'a gideceğim. Önce biraz spor falan yapacağım. Kendime geleceğim. Çünkü spor yapamıyorum.

Endorfin salgılamak, oradaki dopamin falan bana çok iyi geliyor. Onu yapamıyorum. Burada sabah kalkıp zararlı şeyler içtim ya. Yani ben böyle biri değilim. İçmek istemiyorum, bunları yapmak istemiyorum. Ama içtiğim kahveden bile yani güneş doğmak zorunda olduğu için doğuyor ama onun doğuşundan bile... Ne oldu hani güneş selamlıyordun?

Git, üniversiteni de görmek istemiyorum. Böyle, biliyorum, geçecek. Ama risk almak istemiyorum. Korkuyorum çünkü ona dönüden. Çünkü ben, biliyorum ya, 3-4 yıl boyunca bunu yaşadım. Kaçtım, kaçtım, oralara gittim falan. Sonra da iyilik yaparken hayattan zevk aldığımı anladım ve iyilik yapmaya başladım. Farkındaysanız da bu haldeyken podcastleri sıklaştırdım. Çünkü size iyi gelmek bana iyi geliyor. Kendim bir işe yaradığımı hissedince zevk alıyorum. Küçük küçük zevkler hayata bağlıyor.

Ama çok korkmuyorum yine de. Biliyorum geçecek çünkü. Fakat yine de ben bununla baş edemediğim için açık olunuyorum diyorum ya. Eğer böyle bir şey varsa bunu atlamayın tamam mı? Psikolojik yardım alın. Anhedoni psikiyatri de gerçekten sıkıntılı bir durum. Hiç basit değil. Ve bunun böyle 1-2-3-4 hani böyle bir, bu kadar belirli belirli sebepleri olmayabiliyor. Genelde depresyon veya diş sinimi falan sadece bu değil. Depresyonsu da yani bunun böyle tek bir yolu yok, tek bir sebebi yok. Zor buradan çıkmak bazen. Ya ben o kadar yıldan sonra tekrar o çukura düşmeyi hiç istemiyorum. Düşmeyeceğime inanıyorum, biliyorum içimden. Geçici burslar, geçici bu düşünceler. Ama korkmuyor da değilim.

Mesela bu dönemde... Hiç kimseye cevap vermiyorum. Bana biri dün storyime bir şey yazmış. Abla işte bakabilir misin diye. Dedim bakamam. Kusura bakma. Hiç şeyim yok. Yardım istiyor benden. Benim kendime yardım edecek halim yok şu an. Biri de bana demiş ki ne var? Bunu yazacağından cevaplasaydın. Allah sizin gibileri ne yapsın ya? Bu nasıl bencillik ya? Hiç mi psikoloji anlamazsınız? Hiç mi insan tanımadınız hayatınızda? Hiç mi insan olmadınız ya? Neyse böyle insanlar varsa hayatınızda uzak tutun kendinizden.

Zevk alamıyorum diyorum ya. Dopaminde salgılamıyorsun ya. En küçük görevleri bile yerine getiremiyorum. Mesela benden bir hesap, çok tatlı bir hesap, bir şey istedi işte. 10 tane dinlediğim şarkıyı açacağım bu ay, 10 tane. Atamıyorum, yapamıyorum. Elim kalkmıyor. Gidebilirim gülüşe. Sabah şu an 7, kalktım. Gidemiyorum. Keşke gidebilsem.

Aslında basit ya, ayakkabını giy, git, çık ama zevk almaktan bile korkar oldum. Şey istiyorum herhalde, hani hissizleşip, duyarsızlaşmak ve geri kalan buradaki günlerimin geçmesi, bitmesi. Hiçbir şey hissetmemek istiyorum. Ben uyuyup, uyanayım. Böyle hissiz günler geçsin. Yaşamamış olayım şu günleri. Beni kapatın abi. Yatayım şu hasta ama hasta olup yatsam da zorlu hizmetim uzayacak. Bir de onu çekeceğim.

Size bir şey daha söyleyeyim mi? Şimdi ben güçlü gözüküyorum falan, güçlüyüm. İşte arkamda siz varsınız. Tipim iyi, ağzım laf yapıyor. Car car millete ben böyle korkusuzum biraz. Çok haksızlık oluyor. Sen ağlarsan böyle işte ağam paşam falan boyun eğersen sana hiçbir şey olmaz. Başlarım ben böyle işin adaletine.

Neyse. Çıkar bir yerden. Biz de kazanıyoruz. Allah'a şükür. Sonuçta baktığında hayat güzel. Gelecek iyi. Demek ki var bunun da bir artısı. Çok hoşuma gitti böyle genel geçer laflar atmak falan. Devam ediyorum arkadaşlar. Şimdi gelelim sadece benim değil de genel anhedoniye. Ne bu anhedoni? Şimdi hedoni kelimesini hepimiz daha çok hedonistlikten biliyoruz. Değil mi? Hazırlıktan.

Ama buradaki anhedoni daha çok halcılığın tersi değil, zevk alamama hali. Tamam mı? Duygusal bir donukluk gibi düşünelim. Yani mesela önceden yaptığın aktivitelerin artık zevk vermemesi. Müzik, sosyalleşmek, işte dans etmek, işte biri için spor, biri için başka bir şey.

Aslında depresyonun ana semptomlarından biri diyebiliriz, kabul. Ama aynı zamanda anhedoni, yani zevk alamamı hali, travma sonrası verilen bir tepki olabilir. Bir distimi, yani genel bir düşüklük durumunun semptomu olabilir. Diyeceksiniz ki, distimi ile depresyonun farkı ne? Şimdi bu psikiyatrik tanılar bunlar ama çok kısa özetleyeyim. Distimi daha az şiddetli ama daha kronik. Yani kişinin kendi tarzı öyle. Hani bazı kişiler hipertimiktir. Genel olarak benim gibi hipertimik bir mizacı vardır. Fazla yüksektir yani. Bazıları distimiktir, daha az yüksek enerjidir, biraz daha melankoliğe yatkındır diyebiliriz. Hani böyle persisten devam eden depresif bir hal gibi ama depresyon değil, distime. Tamam mı? Böyle düşünebiliriz. Ve bunun da sonucunda anhedone oluşabilir. Şimdi bana şunu da diyebilirsiniz. Abla ne oldu? Çünkü önce dans ediyordun falan.

Bu arada evet, kaç gün önce Turan zamanları falan kendimi hissediyordum. Önce ne kötüydüm, sonra da bu zaten. Duygu durumumda dalgalanmalar var, labilite var yani. Çok çabuk da bu değişebiliyor. Tamam, konu bu. Başka neyden sonra anhedoni yani hayattan zevk alamamayı görebiliyoruz? Genel olarak bir dopamin düşüklüğü varsa hormonal olarak, o zaman da hayattan zevk alamama durumu olabiliyor.

O yüzden mesela bir nöro siparişi işte, nöro diverjans insanlarda bu da görülebiliyor. Onun dışında aşırı stres sonrası geçici adaptasyonda insan yine duygusal bir donukluk yaşayabilir. Ya da mesela anarşistlik çöküşü sonrasında boşluk hissiyle ilgili de olabilir. Şimdi beyin nasıl böyle oluyor? Nasıl bu hale geliyor? Ne oluyor da böyle oluyor? Bazı düşünürler bununla ilgili neler diyor? Nasıl buradan hafif hafif çıkabiliriz? Hepsini de bölümün devamında konuşalım.

Selam bacım. Ara verince gittim, baktım bir telefonuma. Fark ettim ki... Şimdi benim iki tane telefonum var. Bir tanesi iş telefonu. Sadece aramalar var. WhatsApp yok. Oradaki... Üç tane WhatsApp'ım var bu arada benim. Oradaki WhatsApp daha İngiltere zamandan kalan WhatsApp. Daha çok yabancı arkadaşlarım var. Eskiden olan arkadaşlarım falan var. Bir de günlük kullandığım diğer telefonum var. Hem çekimlerimi yaptığım. Hem orada da iki tane WhatsApp var. Bir tanesi de WhatsApp business. Diğeri de normal WhatsApp.

Zaten buradan giderken telefon numaramı değiştireceğim. Diğer vasıtaları sileceğim. Çünkü buradaki herkesin numaram var. İstemiyorum. Doktorlar falan değil yani. Herkes de var işte. Sonuçta kuryesim de orada, burada, şurada. İstemiyorum kimsenin numaramı olsun.

Ben ulaşmak istediğim biri varsa ona ulaşırım zaten. Bana ulaşması gereken varsa da bana ulaşır. Neyse, fark ettim ki telefonum kaç gündür Do Not Disturb modunda, yani rahatsız etme modunda kaç gündür. Çok iyi geldi. Gelelim Anhedoni'ye. Şimdi DSM-5'e göre, DSM-5 Psikiyatrinin Kutsal Kitabı biliyorsunuz ki, orada Anhedoni'yi şöyle tanımlıyorlar. Önceden haz veren aktivitelere karşı ilgi kaybı ya da azalmış haz alma kapasitesi.

Şimdi bunun iki türü var. Bir tane sosyal anhedoni, yani insan ilişkilerinden keyif almama. İkincisi de fiziksel anhedoni. İşte cinsellik, müzik, doğa gibi fiziksel uyaranlardan haz alamama. Yemek yemek de buna dahil. Şimdi dün paylaştım ya Instagram'da. Şöyle hayattan tek zevk aldığım zamanlar yemek yediğim anlar diye. Yani bence yine iyi gidiyoruz.

Şimdi anhedönüye sebep olabilecek bazı şeyleri konuştuk. Distemik, bozukluk. Hani sürüncemele düşük ruh hali. Bak başladı yine inşaat. Biraz önce inşaattaki beyefendileri selamladım. Geldim yine devam ediyorum. Artık yapacak bir şey yok arkadaşlar.

Travma sonra stres bozukluğu dedik. Majör kayıp sonrası geçici yas anhedonisi. Bu çok doğal, normal bir süreç. Tamam, yine tehlikeli olabilir. Destek alasın onu demiyorum ama kızmayalım kendimize. Ya da bir madde kullanıyorsanız, özellikle dopamin arttırıcı, uyarıcı maddeler. Bundan sonra dopamin reseptörlerinin tükenmesinden kaynaklı bir anhedoniye de girilebilir. Onun dışında bakın, uzun süreli stres, tükenmişlik ya da yüksek işlevli depresyon da bu tabloya sebep olabilir.

Şimdi bunlara biyolojik temelleri var. Neden zevk alamıyoruz? Şimdi zevk alma işlevi dopaminin sistemine bağlı. Yani mezolimbik sistem diyelim, tamam mı? Ve burada arkadaşlar, işte nükleoyz akümbens ödül merkezi var, prefrontal korteksimiz var. Ne yapıyordu? Karar ve duygusal degilasyon yapıyordu. Bir de başka bir yer daha var da. Mental, take mental airway ya. Take mental airway, boş verin. Konumuz şu an o değil.

Burada bir araştırma var, tamam mı arkadaşlar? Beverage ve Kringle Bach. 2015'te bir araştırma yapmışım. Dopamin aslında zevk almaktan çok one tenine, yani istek duymakla ilgili diyor. Ve zevk almak sadece dopamin değil, aynı zamanda endorfin ve serotonin sistemlerinin de devrede olmasını gerektiriyor diyor.

Ve kronik stres ve depresyon gibi durumlarda dopamin reseptörleri duyarsızlaşıyor. İşte bu tam da duyarsızlaşan reseptör yüzünden belki de destek sadece terapi yetmeyebiliyor, ilaç kullanmamız gerekebiliyor. Çünkü bazen bu nöro-biyolojik oluyor bazı şeyler, anlatabiliyor muyum? Böyle durumlarda da beynin enerji tarafına geçebiliyor. Diyor ki yani şu an bir yaşam tehditi var önce, şu an keyif almanın sırası değil. Önce bir şu işleri halledelim falan.

Bir de psikodinamik yaklaşımı söyleyeyim daha bir önceki nörobiyolojik yaklaşımdı. Freud ve sonrası yani. Şimdi Freud'un libido kavramını biliyoruz. Libido anladığımız libido değil. Libido aslında libidinal enerji, hayat enerjisi. Bunu hepimiz öğrendik artık biliyoruz zaten.

Hayata yönelmiş bütün arzu ve hazar işi, libidinal enerji. Şimdi de Freud'a göre depresyondaki kişiye, depresif hâldeki kişiye libidinal enerjisini geri çekiyor. Kendisini dış dünyaya daha çok kapatıyor ve içe kapanıyor. Çünkü artık dış dünyanın anlamlı ve güvenilir gelmemeye başlıyor.

Benim çok sevdiğim bir hanımefendi var, çok çok çok seviyorum kendisini, Melanie Klein. Melanie Klein da nesne ilişkileri kuramcısı, biliyorsunuz. Diyor ki, özellikle çocukluk döneminde yaşanan erken travmalar birinin zevk alma kapasitesini şekillendirir. Mesela diyor, eğer o kişide zevk, suçluluk kolay işleştirildiyse, o insan büyüdüğünde de haz alma kapasitesini biliş dışı olarak bloke edebilir diyor. Aklınıza bir şeyler getirdiyse, bence getirdi, onları düşünün bakın.

Şimdi bir de başka bir perspektiften işleyelim bunu. Modern dünyada zevk neden kayboldu? Ne oldu bize? Arkadaşlar, liquid modernity, tamam mı? Liquid modernlik. Kim diyor bunu? Bağman diyor. Liquid'in toplumu. Yani zevk bile metalaştırıldı. Zevk artık objectify edildi. Zevk artık anlık, hızlı ve dıştan nesnelere bağlı hale geldi. İşte alışveriş, sosyal medya beynisi, dış ona yani eksternal validasyon.

Bu bahsettiğimiz dıssal nesnelere bağlı olan haz arkadaşlar, içsel tatmin geliştiremediği için, brain-to-moment sistemi tükenmeye başlıyor. Bu çok bariz artık toplumumuzda. İkinci bir sebep de, sosyolojik olarak baktığında, uzman sosyolog... Uzman sosyolog var mı? Var. Ne kadar çalışırsan, o kadar değerlisin, mutlusun. Yani emek etiği vs. haz etiği.

Şimdi artık kazanmak neredeyse bir ayıp haline de geliyor. Çalış çalış çalış. Kendimize izin vermeyen nesiller olduk bu anlamda. Ben orada değilim çok. Ama bu da bir sebep. Şimdi özellikle kadınlar üzerinde bir zevk blokajı var. Toplumsal roller var. Başlayacağım ben bu rollere.

Bakım veren rol var. Kim bu? Anne, doktor, öğretmen. Bunlar duygusal enerjiyi başkasına veriyor. Bu da kişinin kendi has sistemini ihmal etmesine yol açabiliyor. Sen annesin, sen şusun. Yani kadın olmak, başkalarının zevkine hizmet etmekle büyümek demek diyor Simone de Beauvoir. Şimdi gelelim benim canım Viktor Frankl'a. Zamanında, anhedoni zamanlarından kendisi, bilini çekip çıkarmıştı. Ligoterapinin babası. Canım Frankl.

Diyor ki, zevk yerine anlam. Şimdi biliyorsunuz Nazi kamplarında hayatta kalmayı başardı. Hem nörlök hem psikiyatr. Canım benim. Diyor ki, zevk geçicidir, anlam kalıcıdır. Haklısın. Haklısın Frank'ın baba. Ama anlam için ne yapayım ben? Şimdi yaptığım plan var. Burası bitince bir spor yapacağım. Azıcık fiziğimi yerine getireyim. Sonra yine gideceğim. Kendimi değerli hissetmek için yapacağım birkaç bir şey var.

Hayatta anlamı böyle mi hep ya? Ben niye hayatta anlamı, 9-5 işime gideyim, tam 9-5 de işime gideyim, evden çalışayım, podcast yapayım, onu yapayım, bunu yapayım falan. Mutlu çocukluğum falan. Anlam böyle de bulunabilirdi. Yani ne gerek var ki bu kadar anlam arayışı ya? Ah be, neyse. Tekrar aynısını söyleyeceğim. Hayatın anlamı, zevk almadığımız anlarda bile yaşamaya değer olması. Bunu da Frankl diyor. Bazen an hediyen arkadaşlar, hayatta anlam bulamayınca ortaya çıkmaya başlıyor. Yani zevk, küçük anlam.

anları ile geri gelebilir. Ben hep buradan tutunmaya çalışıyorum buraya. Kendime böyle küçük küçük işe yaradığım anlar koyuyorum. Mesela bu podcast yapınca kendimi iyi hissediyorum. Çünkü birilerine dokunduğunu biliyorum. Bana attığınız mesajları görüyorum. Yani görmüyorum sanmayın, görüyorum. Bana çok dokunuyor bir yerlere. Sonra diyorum ki dur şu Egon'u çok... Böyle övülmek çok ilginç bir şey ya. Yüzüme övülünce yani çok garip. Anlatıyor böyle, abla senin sayende... İyi mi bunlar, okuma kötü mü bunlar, bilemiyorum ki. Yani fazla övülmek de iyi değil. Ama size dokunduğumu biliyorum bir yerde. Bu da beni değerli hissettiriyor. Şimdi gelelim arkadaşlar asıl konuya. Bu zevk nasıl geri gelecek? Biz nasıl dopamin reseptörlerimizi tekrar aktive edeceğiz? Nasıl zevk almaya tekrar başlayacağız? Aslında bunu tükenmişlikle de anlatmıştım. Hani micro self-care acts diye... Ne yapabiliriz küçük küçük kendimizi tekrar canlandırmak için?

İşte tükenmiştik, tam buralara geldik. Çünkü yaptığımız şey değişmiyor, sistem değişmiyor, devam ediyor. Aynı ya, ben aynı bokun içerisinde batmış bir şekilde devam ediyorum. Nasıl kurtulayım ki bundan? E tamam çok az kaldı ama ben de tüken... Bitti, yok. Al bak, bak neye sebep oldu gördün mü? Allah'a şükür ki tıp çok gelişti. İlaçlar var. Şimdi arkadaşlar, nöroplastiste diye bir anite var, bir olgu var biliyoruz. Burada... Neural egzersizler yaptığımızda, küçük hazlar aldığımızda, beynin tekrar tekrar küçük hazlarla uyarıldığında yeniden şekillenebiliyor. Şimdi ben... Ama yani işte...

Bu böyle deyince basit de, benim kendime küçük az yapacak halim yok ki. Yani ben yataktan çıkmak istemiyorum ki küçük az yapayım kendimi. Çöpler yok mesela, çöp toplamıştım. Mesela ben ne yapayım ki? Babam gelecek şimdi. O da bana kızdı telefonda. Yani kızmadı da işte Tuba, tamam işte az kaldı. Tamam diyorsa, üzülüyor yani. Bir de onlar da korkuyor olabilir, dört sene önceki halime dönüp. Onlar zor bir şey ki yahu.

Düşünsene çocuğun annen mesela gelip diyor ki ben hayattan zevk almıyorum. Ya diyor ki benim sevgimi sana zevk aldırmaya yetmiyor mu kardeşim? Yetmiyor işte. Yetmiyor. En sevgili insan gelip diyor ki mesela ben hayattan zevk almıyorum. Ya diyorsun bak ben varım. Nasıl almıyorsun? Almıyorum kardeşim.

Anlıyorum ben. Almıyorum. Var mı? Yani bu kadar yaşamak için çaba sarf ediyorum. Üzerine zevk alamayınca başlarım ben böyle şeyin ızdırabına yani. Becerebilen varsa hayattan aldığı, zevk aldığı üç tane şeyi yazsın. Ben podcast yapmak bir... İnstagramdan tiksiniyorum şu an. Tiksiniyorum.

Zevk aldığım şeyleri yapamadığım için de zevk almıyorum zaten. Mesela şu anda Filistin'de olmak isterdim. Sordum arkadaşlar. Sadece Hamas bağlantılı gidiliyormuş. Ben belanın da kendisiyim ama o kadar da belaya bana yüz ulaşmak istemiyorum. O bela o bela değil. Filistin'e gitsem kendimi çok iyi hissedecektim.

Sonra düşünüyorum mesela, bu çok naşistlik bir hareket. Tamam da kendini iyi hissetmek için bunu yapacak olsan bile günün sonunda iyilik yapıyorsun. Psikiyatristin böyle dedi bana. Çok da düşünme dedi. Kendini iyi hissetmek için kötülük mü yapıyorsun? İyilik yapıyorsun sanki ne dedi. O yüzden böyle düşünme. Ve amacın sekonder, eksternal validasyon dışında kendini iyi hissetmek. Zaten çoğumuz kendimizi iyi hissetmek için

iyilik yapıyor olabiliriz. Acımak için yapmamak lazım iyiliği. İyilik yapmak için iyilik yapmak lazım. Ya lazım değil, ben böyle düşünüyorum. Neyse, o yüzden bunu düşünmeyi bıraktım. Sonuç olarak günün sonunda iyilik yapıyorum, kötülük değil. Bunun dışında ne yapabiliriz? Duyusal terapiler, bilinçli tat alma, işte en sevdiğiniz şey neyse. Ben mesela, harbi çiğ balık... Ya ben suşi çok seviyorum, biliyorsunuz böyle çok güzel. Pho, Vietnam Pho'su yemek isterdim, onu isterdim. Yok mablaşı adam gibi başka bir şeyden zevk aldım. Ben sevmiyorum tantuni döner, kebap falan.

İşte Antep'e gittim bu yüzden. Çok iyi geldi. Keşke tekrar gitsem. İstanbul'da yuvalama yedim Antep gibi olsun diye. Taze tuzu yoktu biliyor musunuz? Çok zevk almadım. Böyle... Burada da hiçbir şey yok. Dün toplama yemek yaptım kendime. Güzeldi bence. Bana iyi geldi o tat. Bir yarım saat hayattan zevk aldım. İşte yayla güzeldi falan. Canada aman. Yani Canada'sı Tundu'dan oldu. Geçti şimdi. Azıcık izi var. Geçer o da. Bir şey kalmaz.

Yaylaya gitmek bile şu kadar üşünüyorum ki... Şimdi yeni deneyimler de iyi gelebilir, tamam mı? Beyin yeniyi seviyor arkadaşlar. Yeni tat, yeni yol, yeni kelime, yeni insan. Mikrodopamin böyle patlamaları yaşayabiliriz. Burada yeni insan da yok ki. Güvendiğim kimse yok, kimse. Güvendiğim bir tane insan ki derdimi açayım.

Bağ kurma. Yapabileceğimiz diğer bir şey. Ben o 4-5 sene önceki anhedonist zamanlarımda akşamları çıkardım evden. Derdim ki, dur anne, azıcık ben bir bağ kurup sevgi toplayıp geleyim. Arkadaşlarımla buluşurdum. O an bana yardımcı olmak isteyen arkadaşlarım vardı. Cidden yardımcı olmak için yazıyorlardı. Gidip hepsine sarılıyordum. Sarılıyordum. Seni çok seviyoruz diyorlardı. Sarılıyordum. Sarılıyordum. Oksijen salgılamaya çalışıyordum.

Artık iş oraya gelmişti yani. Sarılıyordum, sarılıyordum. Akşam eve geliyordum. Ne istiyordum? Bugün de geçti. Hadi yarın olsun inşallah. Her gün böyle. Her gün böyle. Şimdi bir şey diyeceğim size. Beynin bu has sistemi en çok güvende hissettiğinde devreye girebiliyor. Yani beyin bu kortisoyu biraz azaltıp güvende hissetmesi lazım. Ben hastanede her gün birileriyle kavga ederken... Dünkü kavga sebebini bir söylesem. Bir yaşlı bir amca.

Bağırıyor bana, devlet bu ilacı ödemiyor da. Ya amca diyorum yani işte iddia yolu hitabı olmuş akutsistit. Onda ilacı belli zaten yazıyorsun. Ödemiyorsa bu hani o ilaçla ilgili genelde ödüyor. Saşelerin bazılarını ödemiyor ama hani yapabilecek hiçbir şey yok orada. Belki daha önceden borcu var falan. 113 milyon TL çıktı diyor eski parayla mesela.

Sen ne hasta bir kadınsın, nasılsa Allah senin diye diyor. Ya amca ben ne yaptım sana? Ama yaşlı yaşlı yani bir sıkıntı var. Ama bunlar insanın sinirini bozuyor. Üzülüyorsun, adamın durumunda da üzülüyorsun. Yani bu kadar mı izliyorsun ya? Yani bu bölümü mukayyet ederken bile...

Farkındaysanız, sesimin farkında mısınız bilmiyorum eskiye göre. Tavrım, tarzım. Tatanmıyorum hala bir şeyden. Ama anlattıkça bir şey oldu. Böyle beynimin bir köşesi tekrarı hatırladı yani. Hani zamanında da bunları yaşadın, buradan çıktın. Hatta belki siz bu podcast dinlerken ben buradan çıkmış olacağım. Bu cehennem bitmiş olacak. Perspektifimi değiştiremiyorum arkadaşlar. Değiştiremiyorum. O becerim kalmadı. Hep diyorum size. Hayat başınızı gelenler değil eminim. İşte nasıl surf ettiğiniz, kardeşim edemiyorum. Kendimi sürdüremiyorum. Köpek barınağına gidip köpekleri beslesem. Orada da işte geçen beslediğim köpek elimde öldü ya, onun travmasıyla yüzleşik halim hala yok. O köpekleri noel görmek istemiyorum.

Onlara daha üzülüyorum. O yüzden oraya da gidemiyorum. Şimdi acaba elime bir şeyler alıp böyle bir yurda falan mı gitsem? Ya ne diyorduk? Yetimhane demiyoruz. Bir adı vardı. Çocuk yurdunu. Neyse işte arkadaşlar kusuruma bakmayın. Oraya mı gitsem? Ne yapsam? Kendimi bir iş yerine istetmem lazım. Anlam. Küçük bir anlam. Neyse. Hayattan zevk almayan kim varsa hepinize sarılıyorum, öpüyorum. Bu hayatın daha...

Ama ben olmasaydım, hiç doğmasaydım, dokunamayacaktım sizlerden bazılarına. Değil mi? O yüzden ikim varım. Hadi görüşürüz, bay bay.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)