
542 kelime · ~3 dk okuma
Harikalar diyarına hoş geldiniz. Gözleriniz kamaştı biliyorum. Sanki böyle bir mağaradan çıktınız ve güneş gözlerinizi kamaştırdı gibi hissediyor olabilirsiniz şu anda. Tıpkı Neo'nun Matrix'ten çıktıktan sonra Morpheus'a gözlerim neden acıyor diye sorması gibi. Değil mi bu yaşadığınız? Kırmızı hapı yani gerçekliği seçtiniz.
Sizler ta Platon'dan Sokrates'ten bu yana süre gelen bir arayışın yılmaz neferlerisiniz. Ne demişti Sokrates? Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmamış bir hayattır. Kırmızı hapı seçmek cesaret gerektiren bir karar aslında.
Zira hakikate tanık olmak son derece zordur. Bakmayın buraya harikalar diyarı dediklerine. Gerçekler genelde acıdır. Hazmetmesi zordur, can yakar. Mesela insanlığın açgözlülüğüne, savaşlara, cinayetlere, sömürüye, gelir eşitsizliğine daha birçok şeye tanık olmak, onları hazmetmek, onlarla mücadele etmek demek yaptığınız bu seçim.
Her daim sorgulamalısınız. Her şeyi, gerçeğin ne olduğunu, doğru bilgiye erişmekten bir an olsun vazgeçmemeniz gerekiyor. Ciddi bir sorumluluğunuz var artık. Ve işin kötüsü, bunu kısıtlı bir sürede, sadece ömür dediğimizi o ufak zaman aralığında yapmanız gerekiyor. Buna rağmen, sorgulamaktan, öğrenmekten, her konuyu çok boyutlu bir şekilde ele almaktan vazgeçmemelisiniz. Dahası, hakikate tam anlamıyla ulaşıp ulaşamayacağınızın da bir garantisi asla olmayacak. Kederli ya da neşeli, gerçekliğin sonu nerede? Tam anlamıyla bilen kimse yok şimdilik.
Ama burada önemli bir şeyi hatırlatmam gerekiyor size. Evet, gerçekliğe adım attığında gözlerim neden acıyor diye sormuştu Neo. Ancak o sahnede daha da önemli bir replik vardı. Morpheus'un ona verdiği cevap. Hatırladınız mı ne dediğini? Onları hiç kullanmamıştın demişti.
Belki başta canınız acıyacak fakat adaptasyon da insanın bir özelliği. Çok kısa bir süre sonra gözünüzü yakan güneşin etkisine alışacağınız gibi gerçekliğe de alışacaksınız. Öğrendiği tüm bilgilere, içinde bulunduğu her koşula adapte olabilen bir canlı türüyüz biz. Ve bu gerçeği aradığımız zorlu yoldaki en güçlü özelliğimiz. E sadece bu da değil.
İflah olmaz bir merak arzusuna sahibiz. Çocukken sorduğumuz soruları bir hatırlayın. Elma neden kırmızı? Ben nasıl dünyaya geldim? Neden? Ne zaman? Kim? Bitmek bilmeyen soru işaretleri vardı kafamızda. Belki unuttuk bunların çoğunu ama aklımızın bir köşesinde duruyorlar hala. Kırmızı hapı seçtiyseniz o soruların peşine de düşmelisiniz artık.
Diğer yandan, gerçeklerin her zaman acı olduğunu iddia etmek de haksızlık olur. Evet, birçok gerçek can yakıyor ama sizi sarıp sarmalayan gerçeklikler de var. Aşık olmak mesela. Bunu daha iyi anlamak için Aşkın Kimyası bölümümüze buyurabilirsiniz mesela. Aşık olduğunuz insanı gördüğünüz ilk an yaşadığınız o tuhaf histen daha gerçek ne olabilir? Ya da birine yardım etmenin, birileriyle dayanışmanın, bir şeyleri paylaşmanın mutluluğundan daha sahici ne yaşayabilirsiniz?
Kırmızı hapı tercih etmek demek, bir mücadele vermek, bir topluluk için çaba sarf etmek anlamına da geliyor. Ki kırmızı hapı tercih etme tanımı son yıllarda ana akımda dahil olmak üzere toplumun temelindeki politik önyargıları kabul etmeyen insanların da kullandığı bir sembolik bir ifade haline geldi. Mesela eşit işe eşit ücret için mücadele veren kadınların ya da toplumsal cinsiyet eşitliği için çabalayan toplulukların sembol ifadelerinden biri bu. Kırmızı hapı seçmek. Daha da net konuşmak gerekirse bir uyanış anı bu. Konfor alanınızdan dışarıya adım atmayı göze almak demek.
Ki hatırlatmak isterim, The Matrix'in sonunda Rage Against the Machine'in Wake Up şarkısı öyle boşu boşuna çalmamıştı. İster mağaradan, ister simülasyondan çıkın, isterseniz de derin bir uykudan uyanın. Temelde çok zor bir yolu seçtiniz. Ancak seçiminizi doğru veya yanlış diye yargılamayacağım.
Yaşadığınız dünyaya duyduğunuz sorumluluk, bitmek bilmeyen merakınız, derin bir umutsuzluğa düşme ihtimaline rağmen bu yolu seçtiğiniz için kendinizle övünebilirsiniz. Zihninizin berrak, sorularınızın da isabetli olması dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.