
4.934 kelime · ~25 dk okuma
Merhabalar herkese, Mecbur Muyum'a hoş geldiniz. Bugün çok özel bir konuğum var. Yakın dostum, siyaset bilimci, sosyolog, YouTube'un asi çocuğu Yaşar Altundağ benimle. Kendisi arada bir konuk olacak ve çeşitli sosyolojik, kültürel, felsefi konuları, bazen de psikolojik konuları masaya yatıracağız interdisipliner bir şekilde.
Yalçın Küçük'ün eskiden bir biyografisi vardı. Siyaset, bilimci, sosyolog. İl cümlen Yalçın Küçük ama burası 49'da bile değil. Gençlik önderi, kanaat önderi, Rusyolog, Sovyetolog, Kürdolog diye özeniyorum Yalçın Küçük'e. Franko-Kürt. Aynen, Yalçın Küçük'e özeniyorum.
Hoş geldin Yaşar'cığım. Hoş bulduk. Seni karşımda görmek çok güzel. Aynı şekilde. Bu konumuzu nasıl seçtik? Biraz önce ondan bahsedelim. Önce tabii ki konumuzdan bahsedelim. Bugünkü konumuz açık iletişim kurmaya mecbur muyum? Bu konunun hakkında konuşma ihtiyacı bizde farklı farklı olaylar yaşadıktan sonra hasıl oldu Yaşar'da ve bende ayrı ayrı. İlişki, hem ikili ilişkilerde hem profesyonel ilişkilerde, arkadaşlık ilişkilerinde, romantik ilişkilerde bir şekilde açık olma, işte hissettiğini söyleme, içinde tutmama, işte ghosting yapmama mesela o da açık iletişimin bir uzantısı. Olma baskısı içindeyiz aslında yani açık iletişimde bulunalım, her düşündüğümüzü, hissettiğimizi söyleyelim, içimizde tutmayalım, içimizde tutmak kötü oluyor vesaire vesaire.
Biraz bu miti aslında masaya yatıralım diyoruz. Hem sen benden bağımsız olarak, ben senden bağımsız olarak iki ayrı olay yaşadık. Açık iletişimi sorgulatan. İstersen sen başla. Evet yani ikimiz aslında farklı alanlarda benzer konuya işaret eden bir olay yaşadık. O da şuydu. Ben işte bundan birkaç hafta önce işte bir arkadaşla görüşüyorum falan. İşte kızla mesajlaşıyoruz. Bayan birey bir arkadaş. Ona bir not dişelim. Görüşüyoruz, konuşuyoruz vesaire. İşte belli bir samimiyet geliştirdik aramızda. Flirt ediyoruz yani kısaca. Sonra bir anda bu kesildi. Yani on, on beş gün çok yakın konuştuktan sonra birbirimize duygularımızı paylaştıktan sonra... ...bir anda hani mesajlar gelmez oldu, mesajlara cevap verilmez oldu. Ben de sordum bir noktadan sonra. Yani bir problem mi var? Acaba bir şey mi oldu? Bir şey dedin mi? Ona alındın mı diye. O da hayır çok meşgulüm yazdı sadece. Şimdi normalde bir insan buradaki mesajı...
Anlayabilir değil mi yani? Biri aslında meşgul diyorsa demek ki istemiyor veya devam ettirmek istemiyor diye düşünüyor. Ben de o an aslında içimde kalmasın diye ve her şeyi konuşalım diye şöyle yazdım. Senin o hakikati çıkarma içgidinin devreye girdi Adet abi, Sokrates gibi. Aynen öyle. Yani şöyle, insan önceliklendirmediği şeylere meşguldür. Dolayısıyla aslında sen meşgulsen demek ki hani önceliğin veya önceliğinde değilim. Dolayısıyla hani bunu daha açık konuşabiliriz. Dolayısıyla şey gibi hissettim, yani sen yalan söylüyorsun.
Ben senin yalan söylediğini biliyorum. Sen benim senin yalan söylediğini bildiğimi biliyorsun gibi böyle bir paradoksa giriyoruz. Ben de bunu açıkça konuştum ve orada tabii sohbet bitti. Yani artık onun üzerine daha fazla konuşmadık ama sonra işte seninle bunu değerlendirirken acaba doğru mu yaptım diye düşündüm. Çünkü her şey sözlerden ibaret değil aslında. Yani bir insanla konuştuğunda bazen hareketlerine, bazen tavırlarına, bazen bir şey söylemeyerek... ...bazen ise bazı kelimeleri tercih etmeyerek aslında karşı tarafa bir mesaj gönderiyorsun. Dolayısıyla hani ben tabii açık iletişimi kurdum onunla ama doğru bir şey yaptım mı diye de bir yandan da kafamda kurcalar oldum. Ki bunu sana anlattım, sen de bana başından geçen başka bir olay anlattın. Evet, doğru. Bu arada hani antifarantez. Şurada dipnot olarak düşeyim sana. O zaman da söylemiştim. Kimse de iki mesaj atamayacak kadar meşgul değil. Öyle bir meşguliyet yok yani. Şu an hani hamaney bile atabilir şu anda. Öyle bir yoğunluğa ben inanmıyorum yani. O yüzden onu didiklemen iyi olmuş. Mu acaba diye düşünüyorum. Ben de şöyle bir olay yaşadım. Bu da bir profesyonel hayatta yaşadığım bir, iş hayatında yaşadığım bir olaydı.
...beni bir işte eğitim vermek üzere bir yere çağırdılar. Ben de tabii seni seve seve yaparım, yaparım dedim. Hani eğitimin detaylarını konuştuk, konuyu konuştuk vesaire. Ama o ilk konuşmamızda hani para mevzularını konuşmadık. Hani ne kadara yaparsın, kaç para, nasıl bir ücret düşünüyoruz falan diye konuşmadık. Sonra ikinci konuşmada ben bunu önattım. Bu arada hani nasıl bir ücretlendirme düşünüyorsunuz gibilerinden.
Ve karşımdaki kişi de böyle bir şey yaptı. Hani muhtemelen benim böyle hayrına geleceğimi, pro bono bir şekilde yapacağımı düşünüyordu herhalde. Ve böyle şey, yan çizdi ve şeydi, ya bizim programımızda bir değişiklik oldu falan dedi. Şimdi programında değişiklik olmadığı varsa yani orada çok net bir nedensellik ilişkisi görüyorum. Yani ben bunu sorduğum için bir anda. programlarında değişiklik ola geliyor. Orada bir içimden düşündüm, acaba bu kadına söylesem mi? Doğru söyleyin, para istedim diye bunu söylüyorsunuz değil mi? Açık açık söylesenize falan. Bir yandan acaba bununla yüzleşmesini sağlasam mı? Yoksa kadının o yalanı da aslında bir...
Yani kırmamak üzerine bir iletişimdi belki de. Ya da ne bileyim başka bir şey, bir vitrindi ama o bir sosyal bir şeydi yani. Belki de bir nezaket aracı olarak çalışıyordu yani. Orada kadın bende bir kapalı iletişim kurdu. Hani oradaki anlamı ben çıkarmak zorunda kaldım. Ama bu da okeydi. Kadın da biliyor benim bildiğimi. Ben de onun bana yalan söylediğini biliyorum ama ikimiz de o yalan doğruymuş gibi bir iletişim kuruyoruz. Ama bu da bir iletişimin farklı bir formatı olabilir mi gibi yine aynı yerden farklı bir pozisyonda olayı değerlendirdim. Aslında ikimiz farklı şeyler deniyoruz burada. Yani ben burada açık iletişimi kuran taraftım. Sen ise burada olayı gördün ve devam ettirdin. Şimdi bana çok ilginç geliyor şundan dolayı. En başta medeniyeti biz inşa ederken bazı duyguların üzerine örttük. Değil mi? Yani onlara bazı anlamlar yükledik. Bugün insanlarla bir araya geldiğimizde bazı nezaket kurallarına sahibiz. Bazı formaliteleri benimsiyoruz ve aslında o örtüler üzerinden iletişim kuruyoruz. Dolayısıyla bu medeniyetin birinci katmanı. Fakat bu medeniyeti hepimiz içselleştirdikten sonra birileri çıktı ve şunu söyledi. Ya hayır, artık birbirimize neyse onu söyleyelim. Yani ne düşünüyorsak, sinirlendiysek sinirlendiğimizi belli edelim veya bir şeyden dolayı ondan vazgeçtiğimizde... ...araya bahaneler koymayalım da net bir şekilde nedenlerden bahsedelim. Dolayısıyla aslında onun üzerine inşa ettiğimiz medeniyeti de başka bir forma getirmeye çalışıyoruz. Mesela ben... Bununla büyüdüm değil mi? Hani bizim zamanımızda açık iletişim kurmak gerekiyor falan. İnsanlar gitsin herkese derdini anlatsın. Kızdıysan kızdığını söyle. Ya da işte benim örneğimde olduğu gibi. Ya meşgulüm dediğinde yani meşguliyet iyi bir bahane değil canım. Hadi dürüst olalım diyorum. Ve bu birazcık aslında garip de karşılanıyor insanlar tarafından. Çünkü aslında toplum %90'ı bu kodlara benimsemiş ve buna göre hareket etmiş durumda. Dolayısıyla... Sen bunu benimsediğinde ve diğerleri bunu benimsemediğinde... ...garip insan olma durumu ile de karşı karşıya kalabiliyorsun yani. Evet, biraz aslında o metaforu kullanmayı reddediyorsun. Hani meşgulün metaforunu reddediyorsun ve diyorsun ki... ...ama bu şöyle bir otistik bir bakış açısı olabilir. Otistik derken hani kendine dönük. Hani şöyle mesela işte birine ne haber diyorsun, iyiyim diyor ve... ...hani ya hadi ya hani öylesine dedin ya falan demiyorsa hani... ...o öylesine bir konuşma yani. Bir anlamı yok, sembolik, metaforik bir... Araç yani sadece işte senin nasıl olduğunu çok da merak etmiyorum ama bir selam vermek istiyorum diyorsun aslında naber derken. Ama orada o sosyal geleneği bir anda reddetmemiz gerekiyor bu açık iletişimde. Bence ghosting de buraya güzel bağlanıyor. Çünkü ghosting de aslında böyle toplumsal olarak birazcık ikircikli bir konu. Birçok insan hani ghosting'i ayıp buluyor. Hani niye bana söylemedin benle görüşmek istemediğine bir anda ortadan kayboldun. Ya da işte submarining de bir uzantısı yani işte.
Denizaltı gibi bir gözüktüm, bir gözükmedim. Niye bana bunu yaptın? Ama ben bunu çok kabul edilir bir şey görüyorum, ghosting yani. Ben hem ghosting yaptım, gururla söylüyorum ben, hem ghosting yaptım hem de yapıldı bana ve ben bunu gayet okey bir iletişim bitirme yolu olarak biliyorum.
Yani şimdi mesela biriyle flört ediyorsun tamam mı? Hani orada illa bütün kapıları kapatmak istemeyebilirsin. Bazen kendin ne hissettiğini de bilmeyebilirsin. Hani bir mesaja cevap vermeyesin gelir ve onun devamı gelir falan. Orada zaten o mesajı karşı taraf alır. Ayrıca ya ben şu an seninle artık konuşmak istemiyorum. Cümlesini kurmana gerek yok ya. Ghosting'in kendisi yani negatif anlamda bir cevap vermemenin kendisi de bir iletişim aslında. Bunu bir iletişim olarak kabul etmemiz lazım.
Ve hani o acı ilacı YouTube, kabullenip hayatımıza devam etmemiz lazım. Ben ghosting'in ayıp listesinden çıkarılması gerektiğini savunuyorum. Ama kulağa şöyle geliyor bu arada. Hani bugün belki seninle beraber olmak istemiyorum ama bir daha hikaye beraber olmak isteyebilirim. O yüzden istemem, yan cebime koy diyebilmek için insanları ghost'luyorum gibi bir anlam çıkıyor buradan. Bu biraz aslında duygusal manipülasyona girmiyor mu diye burada sana soracağım. Ama ikincisi yani bunun evet bir alt metni var. İnsanlara diyorsun ki ben sana cevap vermiyorsam...
Aslında seninle görüşmek istemiyorum veya seninle daha fazla vakit geçirmek istemiyorum. İşte burada şunu tekrar düşünmek gerekiyor. Şimdi iletişimde sözler, kelimeler, cümleler daha fazla öne çıkan unsurlar oldu. Yani artık insanlar biriyle bir şey konuştuğunda her şeyin açıkça masaya getirilmesini, Onların açıkça değerlendirilmesini, adeta böyle bir kare çizermiş gibi, geometrik desenlerle onları oluşturuyormuş gibi... ...çok net sınırların oluşmasını istiyor. Bunu istiyorum, bunu istemiyorum. Benim sınırlarım bunlar. Bu sınırı geçemezsin. Tercihlerim bunlar. Seninle ilişkideysem benim aslında bunlara dikkat etmeni, isteme hakkım var gibi. Onları böyle ölçeklendiriyorsun, biçimlendiriyorsun. Onları böyle madde madde sıralıyorsun. Bu birazcık bana şeyle de geliyor. Adeta şirketlerin biraz bilançosu, işte hedefleri. İşte bizim ilişkimizde şunlar önemli olmalı, bunları konuşabiliriz, bunları konuşmamalıyız. Bir yandan sanki ilişkiler böyle çok konuşulabilir veya çok madde madde anlatılabilirmiş gibi bir yere indiriyor. Her şeyi ölçüyorsun aslında. Bir yandan iletişimin aslında çok ölçülebilirliğe, çok anlatılabilirliğe indirgendiğini görüyoruz.
Ben bu arada bunu hani seninle konuşurken bağımsız olarak da hani ilişkilerin LinkedIn'leşmesi diye aklımdan geçiriyordum. Şirketleşmesi diyerek sen çok güzel. Bu arada sadece romantik ilişkiler değil hani arkadaşlık ilişkileri vesaire yani ikili iletişim için geçerli hani söylediklerimiz bence. Ve bunu bu konu hakkında düşünürken hani bu konuyu belirledikten sonra seninle sohbet ederken benim çalıştığım kurumun kütüphanesinde böyle rastgele geziyordum ve bir tane böyle yeni çıkanlar kısmı var orada. Yeni çıkan kitapları paylaşıyorlar. ...modern ruhu kurtarmak diye bir kitap gördüm böyle. Başta ilgimi çekti. Sanki vahiy gibi geldi çünkü tam bu konuştuğumuz konuya dair... ...kitaplar yazan bir sosyolog akademisyen. Sonradan işte araştırınca benim de çok hoşuma gitti. Eva Ilyus diye İsrail'le muhalif bir akademisyenin kitapları var bu konuda. Hani sosyolog kadın ve romantik ilişkilerin...
...neoliberal düzeneden nasıl beslendiğine dair çeşitli böyle şeyleri var, tespitleri var sosyolojik anlamda. Benim çok hoşuma gitti çünkü biraz böyle romantik ilişkileri biz böyle piyasadan, ekonomik... ...koşullardan bağımsız hani adı üstünde romantik, aklını başından alan, irrasyonel böyle bir... ...vaha gibi hani her şeyden azade olan, tüm toplumsal yapıdan azade olan bir şey olarak görüyoruz.
Ama aslında bütün o piyasanın koşullarının ve bizim hayatımıza... ...etkilen ekonomik koşullarının hepsinin de böyle nüfuz ettiği, sirayet ettiği bir şey. Bu Eva Illios'un argümanlarından da biriydi az önce seni söylediğin. Şunu söylüyor, hani bu neoliberal düzenin lingosu, dili... ...bizim aslında ilişkileri yaşama şeklimize şey yapıyor. Yani biz ilişkileri yatırım yapılabilen, işte optimize edilebilen, iyileştirebilen... ...tıpkı şirket yapıları gibi yapılar olarak görüyoruz.
Aslında kendimizi de böyle görüyoruz da bugünün konusu o değil. Hani o da kişisel gelişim kısmı olayın ama... ...ilişkileri de böyle sürekli optimize edip, sürekli açık iletişimde olup, konuşulup... ...her şeyin iyileştirildiği ve daha verimli ve başarılı hale gelen... ...bir araç olarak görüyoruz. Yani o romantik bakış açısından bu neoliberal aşka... ...doğru bir yelken açtık aslında toplumsal olarak ve çok farkında değiliz. Aslında dil vesilesiyle işte mesela... ...ilişkimizin üzerine çalışmak yani ilişki üzerine emek verilmesi gereken bir şeydir. Yaşanılıp böyle hani böyle keyifli ve kaprisli ve iniş çıkışlı bir şey değildir. Onu böyle rasyonalize etme çabası ve şey çabası... ...optimize etme çabasından bahsediyordu. Bence senin söylediklerinin böyle biraz güzel bir paralellik oluşturuyordu. Akademik dünyada da bunu savunanlar vardır. Var var yalnız değilsin. Eyvallah.
Sen konuşurken bir yandan aklımdan şunlar geçti. Peki insanlar neden daha fazla açık iletişime ihtiyaç duyuyor? Yani bizler, sizler, işte bu podcast'ı dinleyenler neden daha fazla açık iletişim taraftarı olduk? Aklıma hemen 1960'lar ve 70'ler geliyor. Sebebi şu, biz aslında insanoğlu olarak çok uzun bir süre biriyle ilişkilenirken bu ister romantik olsun, ister aile ilişkisi olsun, ister arkadaş veya başka türlü ilişkiler olsun. Çok net kurallar ve beklentiler vardı. Evet ve bunlar toplumsal olarak belirleniyordu bu arada. Biz orada sadece rol alıyorduk.
Aynen öyle, yani çok uzun yıllar boyunca bize aktarılmış ve bizim... ...tevarüs ettiğimiz bu ilişki biçimlerinin içine giriyorduk. Ve bu ilişkinin dışına çıkanlar veya hata yapanlar... ...o toplumsal mekanizmalar tarafından da cezalandırılıyordu. Ne gibi yani, hata yapan derken? Mesela aile üyen hastalandı. İşte ona bakıma muhtaç bir hale geldi ve sen buna bakmıyorsan ayıplanıyorsun. Toplumun dışına itiliyorsun. Nasıl bunu yapmazsın? Sen nasıl bir evlatsın? Böyle evlat mı olur diye insanlar belki sana iş vermez hale geliyor.
Veya işte... Oyalama kızı geldi aklıma. Çok uzun süre biriyle beraber evleneceksen evlen, oyalama. Bu da mesela bir toplumsal mekanizmadır. Dolayısıyla ilişkilerde neyle karşılaşacağımız ve neyin hatalığı çok belli. Ama şehirleştik, işte üniversitelere gittik, liberalleştik, hepimiz atomize bireyler haline geldik. Ve burada bizim ilişkilerimizi düzenleyen kurallar ve bu kuralları uygulayan mekanizmalar yavaş yavaş çöktü.
Katı olan her şey buharlaştı. Aynen öyle, katı olan her şey buharlaştı ve akışkan modernitenin içine girdik. Ve burada sürekli yabancılarla iletişim kurar olduk. Yani işte başka memleketten bir insan, farklı jenerasyona ait biri, işte bambaşka bir iş yapan biri vesaire değil mi? Yani hem duygusal olarak hem arkadaşlık olarak ve burada çok büyük kaygılar, çok büyük belirsizlikler devreye girmeye başladı. Dolayısıyla bu belirsizlikleri neyle çözmeye çalışıyoruz aslında? Açık iletişim kurarak yani. Çıkma teklifi.
Bak mesela bu çıkma teklifi geri gelsin, muhabbeti tamamen şu. Bundan 20-30 sene önce insanlar muhtemelen hayatları boyunca bir veya iki kişiyle flörtleşiyor, tamam mı? Üçüncüyle de evleniyor. Yani hani üçüncüye giderse o da. 20-30 demeyelim ya, 30-40 diyelim Yaşar, o kadar değil. Bu arada ben Y kuşağıyım, gururlu bir Y kuşağıyım. Yaşar da Z kuşağı. Ben çıkma teklifini yaşadım yani.
Gururla söylüyorum yani. O sosyal konvensiyonu tecrübe etmiş biri olarak söylüyorum. Ve bunun geri getirilme çabasında aynı senin bu anlattığın o belirsizliklerin en azından giderilmeye çalıştığı bu dünyada öyle o rahatlama, o belirliliğe kavuşma çabası yani. Aynen öyle. Ve burada açık iletişimin aslında sınırlı kaldığı yer şurası. Sen belirsizlikleri çözmeye çalışıyorsun ama iletişimin ancak yüzde 10'u, yüzde 15'i sözlerden oluşuyor ya. Yani diğerleri hareketler, mimikler.
Hatta yapmadıkların, bu çok ünlü İkinci Dünya Savaşı'na ait bir resim vardır. Uçaklar sürekli geri dönüyor ve geri dönen uçaklarda kanatların çok hasar aldığını fark ediyorlar. O zaman diyorlar ki kanatları güçlendirelim. Ama ya geri dönmeyen uçakların kuyrukları zarar görüyorsa ve o yüzden düşüyorlarsa. Dolayısıyla aslında insanların kurmadığı şeyler daha belirleyici oluyor ya. Dolayısıyla sen belirsizlikleri çok az öneme sahip veya bir şeyleri çözmeyen mekanizmalarla halletmeye çalışıyorsun. Problem burada başlıyor. Tansiyon bu. Evet ama o aslında ben şuna da mesela çıkma teklifi bir sosyal olarak kabul edilen... ...bir inşa olduğu zaman hani biz artık işte çıkıyoruz Ali'yle diyorsun ve bütün hani... ...ya da senin yakın çevren mi diyeyim bütün toplumu ilgilendiren bir konu değil de... ...bunu kabul ediyor ve sen de bu tribe yani o sosyal yapının içinde dahil oluyorsun yani... ...şu an bu sitüasyon şiplerin falan filan tam zıttı. O zaten toplumsal olarak belirlenmiş bir rol, sen ona oynamaya başlıyorsun.
Burada hani şuna da bir yol çizeceğim. Mesela evlilik için hep şöyle klişe bir şey söylenir ya işte ya biz işte evlenmeyeceğiz. Zaten biz birbirimizi biliyoruz. Devlete de söylememize gerek yok falan gibi bir argüman vardır. Böyle biraz daha hani bohem sistem karşı insanların evlenmeyi reddedilen. Bu arada hani evlenmeyi reddetmekle herhangi bir problemim yok da orada şu kaçırılıyor bence sadece devlete söylemiyorsun.
...bütün çevrene ilan ediyorsun ve o bütün çevrenin o evlilik müessesesine dair... ...beklentilerine uyum sağlar bir hale geliyorsun yani o sosyal yapı... ...senin bütün ilişkideki dinamikleri, beklentileri belirler hale geliyor. Biz hani birazcık aslında evlilik öncesi ilişkilerde belki bunu kaybettik ve... ...bu belirsizlik insanları birazcık rahatsız ediyor ama ben... ...belirsizliği şu açıdan da savunuyorum. Bir yanda belirsizliği yaşayan insan... Hani mesela karşısından işte hoşlanıyor mu benden, hoşlanmıyor mu vesaire falan. Hani o şeyi bekleyen insan için zor bir durum belirsizlikle baş etmek. Ve hatta bazen de şey oluyor yani işte astrolojiye başvuruyorsun, başka yok işte Merkür Retrosu kesin yazacak, bilmem ne ya da böyle daha batıl şeyler. İşte beş kere şunu yaparsam olacak ya da tarot kartında şu çıkarsa yazacak gibi o belirsizlikle baş etme yöntemleri de geliyor. Bu arada şey bile mesela bir ara Twitter'da beyinlere çıktı ya, insanlar mesela beyinlere bakardı. İşte İnstagram'da insan her zaman aktif olmuş ona bakardı. Son görülmesine bakardı. Stalking. Bunların her biri aslında çok küçük parçalardan büyük resmi anlamaya çalışmak. O belirsizliği böyle sürekli çözmeye çalışıyorsun. Acaba ne anlama geliyor? Ne yapmaya çalışıyor? Buna bu arada Sovyetoloji ya da Kremlinoloji diye bir şey vardır. Sovyetler döneminde tabii iktidara dair çok az bilgin var. Böyle ufak tefek resimlerden, sözcüklerden... ...liderin kiminle poz verdiğinden bütün Sovyet mimarisini, bütün Sovyet siyasini anlamaya çalışıyorsun. Bu da kremnoloji deniyor. Bilmiyordum, ilginç bir bilgiymiş ama bana hani mevcut iktidarda bizim de çok az bir şeyimiz var. Şöyle diyormuş saray diyoruz ve bin tane yorum yapıyoruz ya bana. O açıdan yine yakın geldi. Yani az detayla çok yorum yapmaya çalışıyoruz.
Antiparantez. Ama bu belirsizliği hani savunusunda bazen ben mesela şunu hissediyorum. Yani hani o açık iletişimi kurarken kendi duygularımı da ya da geleceği dair tahayyülüm ya da ne bileyim ona ben de tam hasıl olmuyorum. Yani bu açık iletişim beklentisinde aslında şöyle bir varsayım var. Bu çok antipsikanalist, rasyonalist bir beklenti. Modern...
...bir beklenti, yani postmodern olmayan anlamda modern bir beklenti. O da şu, insan kendi zihnine tamamen hakimdir, duygularına hakimdir ve hemen orada o şeyi... ...işte aslında hoşlanıp hoşlanmadığını biliyordur ya da kafasında zaten hakimdir bütün bu duygulara. Ama ben insanın kendi duygularına bu kadar net bir şekilde hakim olduğuna da inanmıyorum. O yüzden yani hatta bütün sanat, edebiyat bu duyguların belirsizliğinin bir dışa vurulma çabası yani. Hani insan zaten bütün duygularını kelimeler yetseydi dışa vurmaya... ...sanat diye, edebiyat diye bir şey olmazdı, müzik diye bir şey olmazdı belki. O yüzden bu belirsizliğin zaten insan doğasının içinde olan bir şey olduğunu kabul edip... ...karşındakinde o cevap yok yani. Sen o cevabı arıyorsun ama... ...benden hoşlanıyor ama belki o insanda o cevap yok o anda.
Çok güzel dedin ama ben burada nehrin öteki tarafına geçtim. Seni bırakıyorum şundan dolayı. Tam bu bahsettiğin sebepten ötürü yani insanlar irasyoneldir. Kendilerine hakim olamazlar ve ne istediklerini bilemezler. Bu yüzden insanlarla ilişkiye girdiğimizde bu arkadaşlık ve romantik ilişki olsun. Onlardan bir miktar rasyonellik veya bir miktar öngörülebilirlik talebi.
Bu açık iletişim tartışması veya ghosting yapmayın muhabbeti. Çünkü aksi durumda herkes birbirini böyle istismar ettiği veya birbirinin iyi niyetini süslimal ettiği bir düzene doğru gidiyoruz ya. Çünkü o zaman herkes bu işten şöyle sırılabilir. Ya ben de bilmiyorum ki canım. Yani ben de kendimi... Anlayamıyorum bu aralar ama bu çok bizi çocuksu bir yere de götürüyor. Çünkü herkes o zaman birileriyle görüşür ve hiçbir sorumluluk almadan o ilişkiyi bitirir ve başkasına doğru yelken açar. Bundan dolayı açık iletişimin aslında tam olarak buna işaret ettiğini düşünüyorum. Tabii buradaki varsayım şu dedin ya biz çok işte aslında dürtülerimiz tarafından kontrol edilen varlıklarız. Dolayısıyla bu dürtüler tarafından kontrol edilme gerçeği üzerine
Bizim işte herkesle konuşabilme, herkesle ilişkilenme özgürlüğümüz adeta piyasa serbestlisiyle buluşunca ortaya bu belirsizlik, kaygı ve öngörülemezlik kokteyi çıktı. Aslında bununla baş etmeye çalışıyoruz ve bununla baş etmeye çalışırken de insan çok yıpranıyor. Burada ama ikinci bir şey söyleyeceğim. Bu arada çok hani sözünü balla kesiyorum bu Eva Ilyuz da aynı senin gibi hani bu belirsizliğin aslında sistemsel ekonomik belirsizliklerin yine bir böyle açık bir kontrat gibi hani çok sorumluluk almadığın ve gig ekonomi gibi hani şey araban yok ama übere biniyorsun hani onun gibi böyle ilişkilerin de komodifiye edildiği metalaştırıldığı bir uzantısı olarak görüyor. O açıdan hani o da benimle aynı fikirde değil ve seninle aynı fikirde. Ve tam burada belki şunu söyleyebiliriz. Aslında insanlar birçok yerde belirsizlik yaşıyor ya. Yani işe gittiğinde de o işi devam ettirip etmeyeceğine dair bazı kaygıları var. İşte evde oturuyor ama seneye kirası ne olacak onu bilmiyor. İşte ailesiyle kurduğu ilişkide ailesi belki seneye hastalanabilir ve hastalandığında bunu karşılayacak parası var mı? Dolayısıyla geleceğe dair iktisadi, sosyal her anlamda kaygılar yaşadığımız için bu ilişkilerde de olduğunda birbirleriyle adeta rezonansa giriyor.
Hayatın her anlığında kaygı hissetmek bence çok yıpratıyor bizi. Peki sence mesela orta, orta üst sınıf ve ekonomik olarak daha belirliliğe sahip insanlar o zaman senin bu söylediğine göre bu belirsizlikten rahatsız olmamaları lazım. Çünkü hayatlarının diğer alanlarında bir belirlilik var. En azından bir tahmin edilebilirlik var ekonomik anlamda. O zaman hani bu insanlar bu belirsizlikten o kadar rahatsız olmamaları lazım. Bunlar rahatsız olmamak sence bir ayrıcalık mı yani? Kesinlikle bir ayrıcalık. Ya da bu insanlar olmuyorlar mı sence? Hani biraz üst, üst orta sınıf insanlar belirsizlikten rahatsız olmuyorlar mı? Bu bir alt sınıf.
Refleks mi? Alt sınıf derken aslında şehirli... Ekonomik belirsizlik yaşayan insan diyelim. Kesinlikle yani şehirli ve emeğiyle para kazanmak zorunda olan, bir ay çalışmadığında... ...yani geleceği öngöremeyen insanların derdi. Bir de ben özellikle ilişkilerle ilgili şunu düşünüyorum. Üst sınıflar ilişkileri, evliliği sadece bir romantik mesele olarak değil, bir miras aktarımı... İşte sosyal sitelerin devamı olarak da gördüğü için onların kurduğu evlilikler, ilişkiler çok daha uzun vadeli olur. Belki aralarında duygusal veya cinsel çekim kalmamıştır ama... Bir şirket birleşmesi gibi olur. Kesinlikle öyle. Yani aslında evlilik bu arada bir şirkettir bu arada yani düşününce. Çünkü orta çağ düşün, insanlar evleniyor. Aslında krallıklar birleşiyor, feodaliteler birleşiyor vesaire. Burada ikinci bir yere geleceğim. Daha meta bir tartışmaya.
Şimdi açık iletişiminin varsaydığı şey şu ya, şeffaf oluyorsun. Yani ne düşünüyorsan onu söylüyorsun ve karşındaki insanla yeri geldiğinde çatışmayı, yeri geldiğinde uzlaşmayı göze alıyorsun. Buradan şunu düşündüm ben. Bu bütün mesele bana şunu düşündürdü. Acaba eğer şeffaf olacaksak girdiğimiz her ortamda mı? Düşündüğümüz her şeyi söylemeliyiz. Çünkü demin mesela on beş yirmi günlük bir insanla yaşadığım ilişkinin üzerinden işte ona yaptığım yüzleşmeyi konuştum değil mi? Sana onu anlattım yani. Ama bak bu söylediğin şey yalan söylemek yani. Sen doğru söylemiyorsun. Aslında başka bir bahanen var. Onu söylemek istemediğin için bunu masaya getiriyorsun dedim. Bunu birçok alanda yapıyor muyuz acaba? Mesela... Sen işten örnek verdin. Bazen işte patronumuzla, bazen bizden büyük biriyle, bazen eski bir arkadaşımızla. Yani düşündüğümüz her şeyi böyle söylemek zorunda mıyız? Yoksa insanın böyle katman katman olması, farklı ortamlarda farklı kişiliğin öne çıkarması, biraz ortamı okuyarak cevap vermesi daha iyi bir şey mi diye de kendi kendime düşünüyorum. İkincisi bence bazen bir de şöyle bir tarafı da var. Bir konuyu konuştuğun zaman, açık iletişimle zaten organik bir şekilde zamanın geçişiyle ortadan kaybolacak bazı problemler.
...bir problem olarak masaya konuyor yani ve o iki tarafında artık duyduğu ve problem olarak ortada yüzleşmesi gereken bir şey olarak duyuyor. Belki işte ne bileyim, işte iş yerindeki üstünlüğe ya da biriyle bir anlaşmazlık yaşadın. Orada ben sen böyle dedin de ben şöyle hissettim sen böyle deyince işte ben... Açık iletişim kurdun. Bir de şununla kıyaslayalım. Hani saldın yani neyse herhalde bugün birazcık ters bir günündeydi dedin ve hayatına devam ettin. Orada hani o açık iletişimi kurmazsan belki ve hayatına devam edersen konu unutulacak. Sen de unutacaksın, o da unutacak ve çok önemli bir hale gelmeyecek bir şeyi... Sen bir konu olarak masaya koyuyorsun ve orada o bir, o ikinizin arasındaki o ikili ilişkide bir ağırlık da yaratıyor. Bazen organik olarak çözülecek şeylerin çözümünü de daha geç olmasına, ertelenmesine neden oluyor. Ya da ne bileyim mesela cinsel problemler geliyor aklıma çiftler arasındaki. Bazen böyle konuşursan daha kötü olur, kendi haline bırakırsan daha iyi kendi halinde düzelir organik olarak ya. O açıdan da hani açık iletişime karşı bir argüman kurulabilir bence.
O zaman sen biraz zamanı bıraktığında bunları çözebileceğini düşünüyorsun ama... ...sanki çiftlerin veya bunu çözmek isteyen insanların niyetleri de önemli gibi geliyor. Bunu yaştan çözmeye niyetli olmalılar yani karşı lafı anlamaya... ...ve o anlatmadan belki bir şeyleri sezmeye niyetli olmalılar ama o da başka bir problem yaratıyor. O da sürekli karşı lafa dair niyet okuması mı yapmak lazım? Bence salmaktan bahsediyorum, niyet okuması değil. Hani öyleymiş deyip unutmak yani belki biraz unutkanlık... ...tavsiye ediyorum şu anda yani. Hani aslında bir niyet okumasından ziyade. Ya da umursamazlık ya da şey... ...gamsızlık aslında tavsiye ediyorum. Peki şey ne diyorsun? Ezgi ben hepimizin birer şirkete dönüştüğünü düşünüyorum. Şöyle, aslında birey olarak hiç bu kadar kara almak zorunda değildik. Düşünsene hayat boyunca. Yani şu an işte on beş günlük biriyle görüşüyorsun ve bir sorunla karşılaşıyorsun. Dur, şu an bu noktada nasıl davranmam gerekiyor? İşte... Aramızdaki ilişkinin derinliği bu kadar. Belki onunla bu kadar açık konuşmama gerek yok. Şimdilik tamam deyip geçeyim veya senin yaşadığın durum işte bir yer sana bir teklifle geliyor ve sen ona kendi sınırlarından bahsediyorsun ya da kendi isteklerinden bahsediyorsun. O o sınırlarla yüzleşmek istemediği için bir bahaneyle olayı geçiştiriyor ve sen bunu görüp bununla da aslında tamam şimdilik yüzleşmek istemiyorum. Aramızı bozmayalım deyip devam ediyorsun. Dolayısıyla hayatın her anında
O bağlama göre, derinliğe göre, ilişkinin boyutuna göre karar alıp adeta bir şirketmiş gibi... ...işte böyle bazı kar zarar analizleri yapıp devam edip etmeyeceğimizi sürekli düşünmemiz gereken bir çağdayız. Bir insan olarak aslında düşünsene her an tayakkuzlu olman lazım. Yani her an meseleyi doğru kavrayıp, doğru değerlendirip... ...ona göre kendini doğru bir açıdan şeffaflaştırman veya bazı yerleri kapatman gerekiyor. Bu bir açıdan çok yorucu da geliyor bana.
Ben şöyle düşünüyorum, bence böyle yaşamak bir eziyet gibi duyuluyor bana yani. Çünkü hani biraz aristocu bir yerden yaklaşacağım bir felsefeci olarak. Şimdi her eylemini... tek tek işte en optimal şeyi işte bu belki hani bu Eva İlyüz'ün bahsettiği hani en optimize halde bir şirket gibi bana en fazla fayda getirecek ya da en fazla verim alacağım şekilde pozisyonlanayım hayatta dersen bu patolojik bir şey bence yani çok tebelinde sıkıntılı bir şey ve hayattan keyif alamazsın hani en basitinde belki çok hayatını optimize edersin ama ama bence bazı erdemler ve bazı değerler geliştirirse insan hani arıstocu bir yerde Zaten insan ilişkilerinde ona göre hani benim için işte benim değerlerim şunlar, ben dürüstlüğe çok önem veririm ya da o kadar önem vermem artık hani neyse değerin. Ona göre bir değerler bütününden harek edersen zaten o eylemler senden doğal olarak çıkacaktır diye düşünüyorum. Ama işte dürüst olduğunda da en başta dedik ya garip oluyorsun. Yani çizginin dışındaki oluyorsun. Toplumun kurallarına uymayan oluyorsun. Ya da işte bu örnekte belki cringe olan oluyorsun. Öyle birisiyle karşı karşıyasın. Yani benim değerlerim var ve ben bu değerleri yaşarım dediğinde de böyle birisiyle karşı karşıyasın. Yani o isteyen istediğinin cringe olduğunu düşünmekte özgür. Sen de onun işte ne bileyim... Yalancı olduğunu düşünüyorsun sonuçta bu hikayede. Bence düşünebilir yani cringe olduğunla değerleriniz uyuşmuyorsa... ...zaten o ilişki ilerlemeyecektir yani hani romantik bir şeyse... ...ya da işte eğer ikili bir arkadaşlık ilişkisiyse diye düşünüyorum.
Kapatacak olursak ya da bir mesaj verecek olursak sevgili dinleyicimize, sevgili mecbur muyum dinleyicisine, bence bazı hem iletişimin sözsel olan kısımları üzerine birazcık içgörü kazanabiliriz ya da farkındalık kazanabiliriz. İşte geri geldiğinde bir meme yollamak, bir reels yollamak da bir iletişimdir ya da bazen görüldü atmak da bir iletişimdir. Hani orada bir şeye belki bozuldu. Hani illa iletişim dediğimiz şey açık ve kelimelerle olmak zorunda değil. Bence bu konuda bir... alan açmamız lazım. Farklı türlü iletişim yollarına ya da iletişimsizliğin de bir iletişimi olduğuna dair ve belirsizlikle baş etmenin başka yollarını bulabiliriz bence. Bu arada hani Eva Elizo yine geri döneceğim. Bu bahsettiğin işte ekonomik belirsizliklerin ve bütün hani ilişkisel belirsizliklerin insanda yarattığı buhrandan uzun uzun bahsediyordu ve şöyle bir tezi vardı kendisinin.
...hani çok zenginler ya da çok fakirler ideal bir ilişki yaşayamıyorlar. Çünkü çok üst orta sınıf, üst sınıf diyeyim hatta. Zaten bir şirket birleşmesi gibi ilişkiler yaşıyorlar. Hani zengin zenginle ve stratejik bir ortaklık şeklinde çok... Alt sınıfta hemen acilen evlenmeliyim ki iki ayrı eve kira vermeyeyim... ...ve bir ekonomik ortaklık ya da işte ailenin uygun gördüğü şey... ...sadece orta sınıfa özel bir alan olarak görüyordu. Romantik ilişkilerin böyle biraz daha nispeten daha sağlıklı yaşanabileceği alanı. Böyle bir tezi vardı. Belki ekonomik belirsizliklerin daha ideal bir noktada olduğu bir yer... ...bizim ilişkilerimizi de etkileyebilir. Biraz Marxist bir mesaja doğru gidiyorum ama... Yo, ben açık iletişim kesinlikle belirsizlikleri kapama ihtiyacı olarak görüyorum. Yani bu sadece iktisad değil, bahsettiğim sosyal, demografik, işte şehirleşmeden farklı insanlarla iletişim kurabilmekten doğan belirsizlikleri kapama ihtiyacı. Ama açık iletişimle ilgili söyleyebileceğim şey şu.
İletişimin kendisi niyai hedef değil aslında. Yani biz iletişimi ne için kuruyoruz? Belki bir daha bunu düşünmek gerekiyor. Ve bir daha bunu düşündüğümüzde onun bir araç olduğunu, onun adeta bir anahtar olduğunu fark ediyoruz. Yani o açmak istediğimiz kapının kendisi değil. O kapıyı açarken kullandığımız bir araç. Peki burada bu anahtar nasıl olmalı sorusu? Belki şefkat kelimesini tekrar gündeme getirmek lazım. Yani şimdi şöyle bir iletişim de çok açık iletişimdir ya. Patron seni çağırır. İşte merhaba Yaşar.
İşte son üç aydaki performansını gözlemliyoruz. İşte belli bunu verilere döktük. İşte şu kadar çalışıyorsun, şu kadar iş yapmışsın. Arkadaşların bu esnada bu kadar iş yapmış. Onların ortalaması bu kadar. Ve biz seni işte başka ofislerle karşılaştırdık. Başka senin tecrübende ve senin işte liyakatında olan başka insanlarla karşılaştırdık. Ve sen onların yerisinde kalıyorsun. Dolayısıyla burada önümüzde üç seçenek var. A, B, C. Bu da olabildiğince bir açık iletişim. Ama burada çok soğuk bir ton var değil mi? Rahatsız edici. Adeta karşıdaki insanı ezen veya onu daha fazla kaygılandıran bir durum. Dolayısıyla açık iletişim ama nasıl açık iletişim? Belki de biraz bunu konuşmak gerekiyor. Yani daha şefkatli, belki daha anlayışlı veya karşı tarafın kaygılarını anlayan ve onun o kaygılarını gidermeye çalışan iletişim ki burada belki bazen bir bakış, bazen ufak bir hediye almak veya onun o kaygısını görüp annen mesela sana gece ondan sonra ulaşamayınca çok kaygılanıyordur. O aradığında açmamazlık yapma veya ilk çaldır işte aç. Bunun kendisiyle bir açık iletişim, belki açık iletişim böyle değerlendirdiğimize... ...ilişkiler daha sağlıklı bir yere gider. Güzel bir mesaj verdin. Hayat zaten zor, birbirimize iyi davranalım şeklinde. Metrobüsle deodorant sıkalım falan. Zaten çok zorlu bir İstanbul. Ghosting yapalım ama tatlı tatlı yapalım. Bence yapmayalım. Yapma demiyorum. Yapmayalım bence bu arada, hani ghosting ama. O zaman ben Ezgi Emel.
Ve ben de Mehmet Eşer Altunda. Bir sonraki bölümde yine böyle bir ikircikli bir konuyu, interdisipliner bir şekilde, biraz entelektüel, biraz dedikodusal bir şekilde masaya yatıracağız. İyi ki geldin, çok zihin açıcı bir sohbetti. Bakalım başımızdan ne geçecek ve biz onun hakkında ne düşüneceğiz, göreceğiz. Mecbur muyumun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.