
4.159 kelime · ~21 dk okuma
Bazen insana artık hiçbir şey ilk kez yaşanmıyormuş gibi geliyor. Bugün bunu konuşacağız. Ama öncesinde sizi biraz güncellemek istiyorum. Çünkü bu hafta değişik şeyler yaşadım. Yeni şeyler yaşadım.
Geçen haftaki podcast bölümünde size Datça'da olduğumu söylemiştim ve bu yaşanan bir hafta içinde Datça'da telefonumu kaybettim. Olaylar şöyle gelişti. Datça merkez var. Çok tatlı bir yer. Arkadaşımla orada direkt merkezin orada denize girdik. Bazı insanlar hikayeleri çok alakasız detaylarla başlayarak anlatıyorlar ya sanki
dünyanın oluşumunu bile anlatıyorlar yani hikaye anlatırken ki bunu ben bir bölümde şaka olarak yapmıştım nostalji kelimesinin nereden çıktığını anlatmak için belki hatırlayanlar vardır önce dünyanın oluşumunu anlatmıştım dinazorların yok oluşunu falan anlatmıştım sonra da nostalji kelimesi 1600'lerde mi ne çıkıyordu galiba ondan bahsetmiştim Neyse, biz Dutch'a merkezde denize girdik, çıktık, sonra biraz böyle yürüdük ve bir tane heykel vardı. Böyle barış heykeli, güzel bir heykel bu arada yani. Belki Google Maps konumunu açıklamalara koyarım bulabilirsem. Ama orada, o heykelin orada, akşam yemek yiyecek bir yer aradık ve bunun içinde Google Maps kullandık. Bu bir reklam değil ama Google Maps'i çok seviyorum. Yine hikayeyi bölmek gerekirse ve Google Maps'ten bahsetmek gerekirse bence hepimizin gittiği eğer zevkliyseniz. Ben aşırı zevkli değilim ama biraz anlıyorum yani. Böyle en iyiler arasındaki şeyi anlamıyorum da iyi yemekle kötü yemek arasındaki farkı bence fark edebilecek noktaya geldim. Ve bence eğer siz de böyle fark edebilecek bir noktadaysanız Google Maps'te puan vermelisiniz. Çünkü çok önemli.
Ve ben eskiden şöyle bir insandım. İnsanlar neden internetten gidecekleri yere bakıyorlar ki? Direkt yani yürürken karşılarına çıkan şeylere baksınlar ve biraz etrafı keşfetsinler diye. Yani kendimi böyle düşünürdüm. Sonra bilmiyorum bir arkadaşım Google Maps'ten bulduğu bir yeri böyle yurt dışındayken bir kafeye giderim falan demişti. Ben de tamam neyse gidelim falan demiştim. Gitmiştik kafe ve güzeldi ve
Bir sürü insan Google Maps'ta bir şeylere puan veriyor ve yorumlarını yazıyorlar. Ve yani tabii ki Google Maps'ta sahte yorumlar da yazılabiliyor. Yani herkes yorum yazabiliyor bildiğim kadarıyla. Tabii ki bir algoritmik şeyleri vardır. Hani robot gibi sürekli bir yerlere yorum yazıyorsanız insanlar onu anlıyordur. Ama genel olarak iyi şu an bence. Yani ben bakarak gittiğim yerlerden genellikle memnun kalıyorum. Ve şöyle bir şey de var. Şimdi eğer...
zevkliyseniz dememin sebebi de şuydu. Çünkü bazen Google Maps'te birkaç farklı iyi puan alan restoran stilleri oluyor. Bazı restoranlar gerçekten iyi oluyorlar ve iyi puan alıyorlar. Bazı restoranlar kötü oluyorlar ama iyi puan alıyorlar. Bazen de mesela kötü puan alıyor restoranlar ama iyi oluyorlar. Peki neden kötü puan almış? Çünkü Türkiye'de insanlar servise çok dikkat ediyor, tamam mı? Bence, benim gözlemim bu.
ve işte bir yerde garson elinizi kaldırdığınız anda gelmediğinde şu an abartarak söylüyorum ama böyle bir anda çıldırıyorlar işte servis çok kötüydü şu kadar bekledik bu kadar bekledik falan diye ben de geçen öğle birine tanık oldum yani Bilmiyorum. Sanki şey gibi hissediyorum. Böyle yani zenginler insanları sömürüyor. İnsanlar da para kazanıp artık yani dışarıda yemeğe çıkmak bile genel olarak kolay bir şey değil ama dışarı yemeğe çıkıyorlar. Ve hani işte sömürüldükten sonra kendileri de gittikleri yemek yerinde restoranda ya da kafede oradaki çalışanları sömürüyorlar ve bu böyle bir şey gibi gidiyor yani. Herkes birine sinirleniyor gibi gidiyor. Bu çok daha derin bu konu ama. Neyse o yüzden Google Maps'de böyle servisi kötü olup
Yani çok iyi olmayıp. Çünkü insanlar biraz böyle çok iyi servis istiyorlar. Hani önünüze çat çut diye bir şey konulup gidildiğinde aha ama ben falan oluyorlar ki evet sürekli yemeğe çıkmıyorsanız belki ya da öyle bir şey istiyorsunuz bilmiyorum yani çok sakin medeni. Sessizlik, yoga içinde bir restoran istiyor olabilirsiniz. Tabii ki yani kimseye hiçbir şey demiyorum. Google Maps'ta bunların farkına varabilecek bir noktaya geldikten sonra siz inanılmaz bir insan oluyorsunuz. Şaka yapıyorum. Ama gerçekten bir şeyleri anlayabilecek hale geliyorsunuz. ve tabii ki bunu yapmanız için sadece restoranın puanına bakmanız değil, inceleme yazanların da birkaç tanesini okumanız lazım. Ya da böyle ben son incelemelere bakıyorum ki ne bileyim en son neler olupmuş restoranda hani diyelim çok iyiymiş ama belki de el değiştirmiştir, bir sıkıntı olmuştur. Mesela şu an Fahri Konsolos diye bir kokteyl mekanı var. Eskiden çok iyiydi ama şu an çok iyi değil. Ama Google Maps puanı hala yüksek. Mesela incelemelere girip onun şeyini okursaydınız belki görebilirdiniz. Görür müydünüz de emin değilim çünkü. Neyse aynen dediğimi anladınız yani. Ve bence Google Maps'te iyi yerlere puan vermek hani işletmeye yardım etmek gibi bir şey oluyor ve eğer hayatın güzel olmasını istiyorsak hepimiz Google Maps'te puan vermeliyiz. Ben bir ara sürekli veriyordum bu arada ve görebiliyorsunuz ne kadar.
İşte fotoğraf paylaşırsanız daha çok gözüküyor. Yorumunuza işte kaç kişi bakmış görebiliyorsunuz. Ve bunun en iyi yanı Instagram şu an şey ya insanlar sürekli Instagram'da yemek öneriyor. Sürekli TikTok'ta yeni şeyler oluyor. Tüm bu platformlar bizim dikkatimizi daha çok çekmek için var. Mesela Instagram'da yemek kaydediyorsanız aynı zamanda arkadaşınızın yazın ne yaptığına da maruz kalıyorsunuz. Arkadaşınızı çok seviyor olabilirsiniz ama bazen insanları çok fazla görmüş oluyorsunuz. Ama diyelim yemek kaydettiniz. Hani hepsinin aynı yerde olması çok mantıklı bir şey değil. O yüzden Google Maps'e girip ayrıca kaydetmek daha da güzel oluyor. Bunu demek istedim. Ve TikTok, Instagram'da şey oluyor. Çok fazla, mesela bir restoran 7 milyon falan gözüktü. Eğer o videoyu gördükten sonra o restorana gidecekseniz, The Bayer'ın bununla ilgili bir bölümü de vardı. Yani Instagram'la ilgili değil de iyi bir yemek yazarı sanırım The Bayer dizisindeki restorana iyi bir puan veriyordu. Ve bu gazetede çıkıyordu. Ve işte sonraki gün herkes oraya gidiyordu. Yemek yetiştirmekte aşırı zorlanıyorlardı. Ve belki kalite düşüyor muydu emin değilim. Hatırlamıyorum tam olarak ne oluyordu.
Bu arada The Bear'ın dördüncü sezonu da çıktı. Aynen, The Bear bir sandviç lokantasını anlatıyor. Sonra da daha böyle artist bir lokanta açıyorlar. İki sezon güzeldi. Üçüncü sezonda tatlıydı ama dördüncü sezonu henüz izlemedim. Evet, Google Maps'a puan verin dedikten sonra telefonumu kaybetme hikayeme devam edebiliriz. Bu bölüm sadece telefonumu kaybetmemle mi alakalı olsa acaba?
Neyse bulduk yerimizi. Google Maps'tan bir yer seçtik. Sevil'in yerine gittik. Çok da güzel şeyler yedik açıkçası. Söylemem gerekirse ayıp olmasın. Çok güzeldi. İki saat boyunca orada yemeğimizi yedik arkadaşımla. Hesabı ödedik. Kalktık. Sonra ben banka...
Çok detaylı, evet. Sonra ben bankadan para çekecektim ve onu QR'la yapacaktım. Onun için telefonumu aradım. Yok. Telefonum. Restorana geri döndük. Telefonum olmadığı için. Masaya baktık hani orada mıydı diye. Yere düşmüş mü diye baktık. Yoktu. Sonra telefonumu aradık. Ve meşgul çıktı. Sonra işte restoranın çalışanları bana baktı böyle hani. Geçmiş olsun dermiş gibi telefon meşgul çıktığı için. Sonra biz de o heykelin oraya bakalım dedik arkadaşımla.
O sırada bir arkadaşımızla karşılaştık ama telefonu aradığımız için el sallayıp yanından geçtik gibi oldu. Ve o heykelin oraya gittiğimizde etrafa bakınıyoruz. Yok yani telefon olması gereken yerde. Herhalde orada unuttuysam, başka bir yerde unutmadıysam. Ama sonra yanımıza genç bir kız geldi. Telefonunuzu mu arıyorsunuz falan dedi. Herhalde biz etrafa baktığımız için bizi, yani benim telefonumu bıraktığımı anlamış.
Ve sonra direkt verdi telefonu yani. Ve çok iyi bir olaydı. Kendisi bu arada, orada bir lokmacı var hemen heykelin yanında. O lokmacının kızıymış. Lokmacının da, o heykelin Google Maps'ini koyacağım için. Lokmacıyı da oradan bulabilirsiniz. Lokmacının Google Maps linki var mıdır bilmiyorum.
Ama evet böyle bir şekilde telefonumu kaybettim ve sonra da aşırı tatlı bir şekilde buldum. Bana veren telefonu genç kızda çok tatlıydı ve o da çok mutlu oldu. Ve evet ben çok havalı olduğumu düşündüm bu olaydan sonra. Öncelikle şey düşündüm yani telefonumu kaybetseydim biraz sıkıntılı olurdu çünkü tatildeyim ve uçak bileti almak yani bir şey her şey için internet gerekiyor. Gerçi bilgisayarım bu kullanarak belki bir şeyler yapabilirdim de yani
Yine de çok kolay olmazdı hayat eğer telefonum kaybolsaydı. Ama şöyle bir şey de var. Ben çok havalıyım çünkü telefonumu sokağın ortasındaki heykelin yanına bırakıp gittim yani. Hani o kadar telefon bağımlısı değilim ki. O kadar üst Nirvana'da yaşayan ve meditasyonla bilinçlendirilmiş bir akılım ki. Bu arada gerçekten son bir haftadır telefona az bakıyorum ve keyifli yani. Hoşuma gitti bayağı. Hatta şey oldu yani. Sonra telefonu kaybettikten sonra şey dedim kendime.
en azından nerede olduğunu bilsem iyi olur ama nerede olduğunu bilince de bakmak istiyorsunuz ben çantamı atıyordum genelde o sırada çantamı atmamışım yani hani cebime koymak yerine çantayı atmak daha şey oluyor telefona daha az bakmaya yardımcı oluyor ama bu şekilde de telefona aşırı az bakarken telefonu kaybettim Ama insanlığı olan inancım da arttı çünkü genç bir kız buldu. Çünkü benzer bir olayı İstanbul'da yaşamıştım. Bir arkadaşımla Üsküdar Beşiktaş Vapuru'ndan Beşiktaş'ta inmiştik ve oradaki tezgahlardan birinden su alıyorduk. Ve sonra arkadaşım telefonunu tezgahlardan birinin üstüne koymuştu. Sonra biz onu unutup gitmişiz ama geri döndüğümüzde bakmak için telefon yoktu. Tezgahtakiler de bilmiyoruz falan demişlerdi ve sonra o telefon bulunamamıştı yani. O yüzden bilmiyorum buradan ne çıkarılır. Yani insanların iyisi de var, kötüsü de var falan gibi bir şey çıkarılabilir. Evet. Ve bu sanırım telefonumu ilk defa kaybedişimdi. Ve sonra yani birkaç gün önce bir arkadaşıma bunu anlattım ve bana o da hayatımda duyduğum en garip telefon kaybetme olayını anlattı. Bir gün telefonunu arabasının üstüne koymuş.
Ve arabaya binmiş, arabayı sürüyormuş. Sonra dönerken virajdan... Telefon düşmüş tabii ki yani. Ama bir inşaatın yanına düşmüş. Sonra onlar da bulmuşlar ve tutmuşlar telefonu. Sonra gidip aradığında... Arabanın üstüne koyduğunu nasıl hatırlamış emin değilim ya. Bu inanılmaz bir hikaye. Sonra gidip bulmuş telefonunu yani.
Evet, şimdi esas konumuza gelebiliriz. Kesin esas konuyu telefonumun çalınma hikayesinden daha kısa... Hayır, ne olacağını bilmiyorum. Bazen bir yaştan sonra artık bazı şeyler bize ilk kez oluyormuş gibi gelmiyor ve çoğu zaman ilk kez bir şey yaşıyormuş gibi hissetmiyoruz.
Ve bu nasıl oluyor? Yani bildiğiniz gibi küçükken çoğu şey bize ilginç geliyor. Çünkü çoğu şeyi ilk defa görüyoruz. Doğduğumuzda ilk defa dünyayı görüyoruz. Gerçi annemizin karnında gözümüz açık, bilmiyorum. Ama görüyoruz yani. Ve duyuyoruz. Ve ağlıyoruz tabii ki. Siktir ne oldu falan. doğdum mu, neredeyim falan diye. Sonra yani biraz beynimiz bir şeyleri öğreniyor, konuşmayı öğreniyor. Bir sürü şey öğreniyor gerçekten. Hani bir ara şeyi bilmiyoruz ya, bir şeyi görmüyorsak o şey yokmuş gibi. Hani biri bir şeyin arkasında olunca o kişi yok oluyormuş gibi hissediyoruz. O yüzden böyle ağlıyoruz falan yani bayağı hiç.
şeyiz hani sanırım insan böyle yardıma en muhtaç canlılardan biri doğduktan sonra bazı çünkü canlılar bilmiyorum videolarını görüyorsunuzdur yani böyle zürafa doğuyor ve yürüyor hani ay zürafa mı yok şey fil merhaba yürüyor ve takılıyor hani bebek sonra film izlemeye başlıyoruz ve filmler iyi oluyor çünkü hani birileri bir şey ya film yapmış ve bir ekran var o da yeni Ekranda bir şeyler görüyorsun, canlı, renkli, görsel efekte insanlar bir şeyler yapıyorlar. İnsanlara ilginç geliyor çünkü tanıştığımız çoğu insan farklı oluyor. Espriler yapıyorlar, komik geliyor çünkü hem espriler komik, insanlar komik oluyor hem de bazı esprileri ilk defa duyuyoruz. Ya da mesela bazen ilk defa bir şey yaşarken o şey gerçekten yeni ve ne yapacağınızı bilmeyeceğiniz şekilde hissediyor. Mesela ilk defa ciddi bir ilişkiye girdiyseniz ve biraz toksik biriyle beraberseniz veya ilk defa biraz toksik biriyle beraber olmaya başladıysanız, daha önce sakin ilişkileriniz olmuş, bu ilk tecrübe size zor gelebilir çünkü zor. Başka hiç bu tarzda bir ilişki yaşamadığınız için ne yapmanız gerektiğini bilemiyorsunuz. Mesela bazen insanlar ne olduğunu bile anlamıyorlar o tarz ilişkilere girdiklerinde. Bazen de durumu anlayıp bir şey yapmakta zorlanıyorlar. Çünkü bir şey yapmaya alışık değiller yani öyle bir durumda. Öyle bir şey yapmalarına hiç gerek olmamış.
Ama bazen de tam tersi oluyor. Yani bu aynı ilişki içinde de olabilir. Sürekli toksik bir hayat yaşamış bir insan sonra normal biriyle tanıştığında bir arkadaş edindiğinde ya da bir ilişkiye girdiğinde aaa hayat böyle de yaşanıyormuş diyebiliyor. O yüzden yani sürekli yeni şeylere bakmak, yeni şeyler yaşamak bence kesinlikle güzel bir şey.
Ve bazen sırf öylesine yeni bir şey yaşamak için yeni bir şey yaşamak da güzel bir şey. Bazen işte insanlar kendilerini zorlamasın, sakin olsunlar falan deniliyor ama bence bir insanın başka bakış açıları kazanabilmesi çok önemli. Çünkü bence bunu kaybediyoruz yani. Zaten bakış açısı kazanamadığımız için her şey biraz aynı gelmeye başlıyor.
Ya da daha bir şey yapmadan bir şey yapsak bile o şeyin tahmin ettiğimiz gibi olacağını düşünüyoruz. Ve bazen de tahmin ettiğimiz gibi oluyor. Yani yeni bir şey yapıyoruz ve bazen sıkıcı oluyor. Ama bu podcastta her zaman dediğimiz gibi sıkıcı olan şey kötü değil. Çünkü yani mesela çok iyi biriyle tanışmayı umuyorsanız bilmiyorum yani bir sürü sıkıcı insan da var. Onlarla da tanışmayı göze almanız gerekiyor teknik olarak.
Ve evet yani insan sıkılıyor sürekli yeni insanlarla tanışıp ilk defa tanışırken böyle muhabbet ederken falan. Ama bazen de gerçekten değişik biriyle tanışıyorsunuz veya kendinizi belki başka bir şekilde anlatın mesela yani yeni biriyle tanışırken. Bir şeyleri farklılaştırın. Niye bir anda tavsiye vermeye başladım bilmiyorum. Kimse şu an tavsiye istemedi benden.
Bu konuştuklarım bana şeyi hatırlattı, Beden Kayıt Tutar diye bir kitap okumuştum ve size de öneririm, psikolojiyle alakalı bir kitap. Orada şeyden bahsediyor, diyelim sizin anneniz ve babanız kötü insanlar, gergin insanlar ve eğer siz bu annenize babanıza büyürseniz bu gerginliğin normal olduğunu düşüneceksiniz. ama diyelim sizin bir teyzeniz var ve o teyzenizi sürekli görüyorsunuz ve kalabalık bir ortamda büyüyorsunuz ve anneniz babanız dışında iyi insanlar da var etrafınızda. O bebek ya da çocuklar mesela o iyi insanların davranışlarını da kavrayabiliyorlarmış. Yani bazen bir şeyin iyi halini gördüğümüzde doğru olması gereken halini gördüğümüzde o şeyi anlayabiliyoruz ve bunu bulmaya çalışmak için sürekli yeni bir şeyler denemekte bence bir sakınca yok. Bazen de yani insan bir şey ilk defa yaşarken o şey kötü geliyor. Mesela
Çocuklar yemek konusunda aşırı seçici oluyorlar ve işte sürekli ketçap, tuz böyle basit ve sıkıcı şeyler yemek istiyorlar. Sonra büyürseniz belki zevkleriniz değişebiliyor ya da çok büyümeyip sadece her şeyi ketçapla yemeye aşırı sağlıksız bir şekilde devam ediyorsunuz. Sadece ketçapla besleniyorsanız alınmayın. Sağlıksız şeyleri bir sürü farklı şekillerde yapan insanlar var. Ben sadece şu an ketçap örneğini verdim.
Ya da bazen çocuk olarak yeni bir şey yapmaktan korkuyorsunuz. Mesela denize girmekten korkuyorsunuz. Sonra girmiyorsunuz, girmiyorsunuz. Ve denize girmeyen biri olmuş oluyorsunuz. Ya da bir şey yapmıyorsunuz, yapmıyorsunuz. O şeyi yapmayan biri oluyorsunuz. Ama yani genel olarak büyüdükçe daha çok film izliyoruz. Sürekli yeni insanlarla tanışıyoruz. Sürekli esprilere maruz kalıyoruz. Ve eğer iyi bir gözlemciyseniz...
bir süre sonra bir sürü şey tekrar ediyormuş gibi gelebiliyor. Ya da bazen sürekli yeni şeyler yapmayı seviyorsanız da bir süre sonra sürekli yeni şeyler yapsanız bile o şeyler size böyle küçükken verdiği hissi vermiyor. Yeni bir şeyler yaptığınızda küçükken hissettiğiniz hissi vermiyor. Peki bunun sebebi ne? Yani tabii ki birçok sebebi var. Bence insanlar bunu farklı şekillerde yaşayabiliyor. Mesela bazı insanlar hayatı çok böyle doya doya yaşıyorlar. Sürekli yeni şeyler, değişik şeyler yapıyorlar ve bunu hayatları boyunca yapıyorlar. Ve bir süre sonra sürekli geziyorsanız, sürekli yeni bir şey yapıyorsanız, yeni biriyle tanışıyorsanız yani tabii ki her insan farklı ve gittiğiniz her yerde farklı gözlemleyebileceğiniz bir şeyler var. Ama yine de çoğu zaman kendi bedeninizin içinde, kendi beyninizle bu gözlemleri yapıyorsunuz.
Ve yani sadece gezmek ya da yeni bir şeyler görmek bir süre sonra insana bir şey hissettirmemeye başlayabiliyor. Bu tabii ki bir denge meselesi. Bunu yani gezmenin saçma olduğunu söylemek için söylemiyorum. Hiç kesinlikle öyle bir şey düşünmüyorum. Ama yani teknik olarak dünyada yapabileceğimiz şeyler sınırlı.
Ve şöyle bir şey de var, kapitalizme gelecek olursak çoğu bölümde geldiğimiz gibi, bize sürekli yeni bir tecrübenin bizim hayatımızdaki o sıkıcı hisleri veya ansiyeteyi veya kötü hisleri düzeltebileceğiyle ilgili bir şey var. Şunu yaparsanız şöyle olacak. Bunu yaparsanız böyle olacak gibi. Bu kıyafeti alırsanız daha iyi hissedeceksiniz. Yani bunu ben de podcast'ın promosyonunu yapıyorum bazen. Instagram'da veya TikTok'ta işte dinlerseniz iyi gelecek, sakin vakit geçireceksiniz tarzında ki gerçekten sakin vakit geçirebiliyorsunuz. Yani bunun promosyonunu yaparken hani sadece ben de demiyorum. Bazı dinleyen insanların dediği şeyleri paylaşıyorum.
Ama tabii ki bu podcasti dinlemek hayatınızdaki tüm o sıkıntıları çözmeyecek. Ya da küçükken ben sürekli film fragmanları takip ediyordum ve filmlere çok heyecanlanıyordum. İşte yeni çıkacak filmlere. Ama sonuçta şey fark ediyorsunuz yani çıkan filmler film oluyor ve Yani arada çok değişik şeyler çıkıyor ama bir şeyi o kadar beklemeye gerek var mı? Ondan emin değilim. Bence yok. Şu an film fragmanı izlemek yerine otur kitap oku kardeşim yani ya da bir şey beklemek tabii ki güzel. Ama aslında zaten şu an vakit geçiriyoruz ya bir şeyleri bekleme olayı bize o sıkıntıyı yaşatabiliyor. Çünkü şu an sanki yaşadığımız hayat ileride bir şey beklemekmiş gibi geliyor. Bu bölüm için iyi bir başlık olabilir. Şu an yaşadığımız hayat ileriki bir şey beklemek için mi? Yok bilmiyorum. Düşüneceğim. Ve tabii ki eğer iyi koşullar altında yaşamıyorsanız sürekli hayatınızı devam ettirmek için bir işte çalışıyorsunuz. Sonra çalıştığınız işte kazandığınız parayı kira ödemek için bir zenginden alıp başka bir zengine parayı aktarıyorsunuz.
Yani bu açılardan hani hayatınızı daha garanti almayı bekliyorsanız ve bu da sıkıntı ya parayla ilgili en büyük sıkıntılardan biri de yani en zenginler nasıl hissediyordur bilmiyorum hani Elon Musk falan ama işte kirasını ödeyen insanlar evleri olmadıkça bu şekilde hissediyorlar ve hani belki evleri olsa ilk defa evleri olacak ve değişik bir şey hissedebilecekler. Ama yani şu an insanların ev alma yaşının giderek arttığı bir dünyada yaşıyoruz ve insanlar giderek zorlanıyor. O yüzden insanların bu kadar zorlandığı zamanlarda gerçekten yeni tecrübeler edinmeleri de zor oluyor. İşte bir yere gidip gezmeleri zor oluyor ve şey oluyor öyle olunca da. Hani yapamadığın şeyin değişik bir şey olabileceğini düşünüyorsun ve bu da çok normal. Çünkü başka insanlar yapıp Instagram'da onu paylaşıyorlar ve şöyle bir şey de var. Yani evet yapamadığın şeyler gerçekten değişik ve güzel ve onları yapsan daha güzel olur. Ama sen yapamadığın için sürekli eksik hissediyorsun. Ama belki yapsan da ileride eksik hissedeceksin. Ama insanları bu lüksü tanımıyorlar. Çünkü diyelim yaptığında eksik hissettin, o zaman hayatınla ilgili biraz daha düşünebileceksin mesela. Biraz daha hani şöyle bir hayat yaşamak istiyorum, bu şekilde tatmin oluyorum gibi düşünebileceksin. Ama insanlara o şansı bile vermiyor bu günümüz dünyası.
O yüzden böyle insanların çoğunda böyle bir kapitalist şey duygusu var. Çoğu şeye erişemiyorum. İlk defa o şeyi yaşayamıyorum duygusu var. Ben küçükken mesela Türkiye bu kadar yurt dışı zaten dünya bu kadar yurt dışına açık mıydı bilmiyorum da mesela ben Harry Potter hayranıydım. Çok alakasız aşırı kapitalist bir örnek vereceğim. ve hep internette şeyleri gördüm işte Harry Potter asası satılıyor işte ekstra CD'li bir şeyleri satılıyor sürekli bir şeyleri satılıyor ve bir Harry Potter hayranı olarak bunlara erişememek beni üzerdi ve işte yurt dışında yaşayan bir akraban vardı bir kere bana Harry Potter asası mı ne getirmişti ya da işte CD'yi getirmişti ve ben çok mutlu olmuştum ve işte yurt dışına çıktığım ilk zamanlarda da böyle çıldırıyordum o değişik markaları değişik Harry Potter oyuncaklarını falan görünce ama sonra şeyin farkına vardım yani
Bir ürünü alabildiğim için seviniyorum yani ve yani asayı güzel de yapmışlar. Yani müberasa vardı bende. Tamam çok güzel ama sonrası beni asa tamamlamadı ve yani asa alan insanlara hiçbir şey demiyorum şu an sadece hani şey fark ettim. Bu benim daha fazla yapmak isteyeceğim bir şey değil fark ettim. ve şu an o tarz bir hayat yaşamıyorum. Ve bu konuyu konuşurken şunu da bence kesinlikle düşünmeliyiz. Evet yani bazı açılardan hem insanlar hem de tarih gerçekten de tekrar ediyor. Mesela faşizm gidip geliyor. Yani diktatörler sürekli güç kazanıp diktatör olmaya çalışıyor. Bu da neden oluyor? Belki biraz daha derin düşünülebilecek bir konu.
Yani insanları buna iten ne? Ya da insan ilişkileri çok benzer sıkıntılardan geçiyor sürekli. O yüzden işte klasik bir kitap okuduğunuzda veya eski bir film izlediğinizde aa bu hislerimi ne kadar iyi anlatmışlar diyebiliyorsunuz. Çünkü eskiden de insanlar yaşıyormuş yani. Ve şey de var bu arada. Mesela eskiden kölelik varken ya da işte yine diktatörlükler varken şey diye konuşuluyor. Ya da kadınlar oy veremiyorken, insanların bazıları insan sayılmıyorken yani
aşırı çılgın bir dünyada yaşanıyor ve bazı insanlar şey diyor o zamanlar bu normalmiş diyor ama ben şu sıralar şey düşünmeye başladım yani normal değilmiş o sıralarda da yani evet belki insanlar o şekilde öğrenmişler ve o şekilde büyümüşler ama bunların normal olmadığını bilen insanların sayısı da çokmuş ya da yani siz birine yumruk atıyorsanız bunun normal olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa bunun insanların böyle davrandığını düşünerek sonra birine yumruk mu atıyorsunuz dediğimi anladınız mı emin değilim ama mesela İspanya ilk Amerika kıtasını keşfediyorlar Güney Amerika'yı keşfediyorlar ve sonra oraya gidiyorlar ve oradaki insanlar hiç bazı sağlık problemleri ile karşılaşmadığı için işte Avrupa'daki bir sürü hastalık götürüyorlar oraya ve o insanlar ilk defa o hastalıkla bir anda tanıştıkları için böyle şu an onunla alakalı bir kitap okuyorum Amerika Amerika diye ve çok güzel bir kitap şeyi anlatıyor işte 100 milyon kişi falan varmış yani Amerika kıtasında ve 100 yıl içinde mi ne ya da birkaç yüz yıl içinde oradaki insanların yüzde 90'ı ölmüş. Ya hastalıklardan ya da işte bazılarını köle yaptıkları için. Ve Güney Amerika ile ilgili şöyle bir şey de var. Güney Amerika'da İspanya, Güney Amerika'yı ele geçirirken ve oraya işte bir sürü koloni yaparken şey konuşuluyormuş. Hani buradaki insanlar insan mı, insan değil mi diye biz bu insanları köle yapabilir miyiz diye konuşuyorlarmış. Ve o sırada İspanya'nın yasasında hani din açısından şey varmış. Eğer birileri Hristiyanlığı reddettiyse o
ülkeyi ya da o insanları köleleştirebileceklerini söylüyorlarmış. Çünkü öyle düşünüyorlarmış yani. Ama Güney Amerika ilk defa keşfedilen bir yer ve Hristiyanlığı reddetmemişler. O yüzden hani oradaki insanları köleleştiremezler. Kendilerine saldırırlarsa galiba köleleştirebiliyorlarmış ama kendilerine saldırmamışlar yani. Sonra şey demişler işte Güney Amerika'daki insanlar insan değil. İşte iğrenç şeyler yapıyorlar.
Bildiğiniz gibi dünyada ırkçı her yerde bastırılan kesimlere söylenen şeyleri söylemişler. İşte çocuklara şöyle yapıyorlar, kendi aralarında böyle yapıyorlar falan diye ki bu sırada İspanyol askerler bunları yapıyormuş yani. Mesela bu çok kötü yani. İşte Güney Amerika'daki yerlilerin bebeklerini göle atıyorlarmış. Sonra kaç tane baloncuk çıkaracak ölmeden diye iddiaya falan giriyorlarmış. Onun dışında da taciz, tecavüz ya da köyleri yakma ve insanları böyle bir anda öldürme gibi şeyler çok yapılıyormuş.
Ama bu sırada şeyde konuşulmaya başlamış. Bunlar insan mı? Biz bunları böyle yapıyoruz ama bu iyi bir şey değil diye. Hatta La Casas diye bir tane adam varmış ve bu adamın da kölesi varmış. Adam Güney Amerika'ya gitmiş. İşte bunu normal bir şey olarak düşünüyormuş yani en başta ama sonra böyle düşünmüş düşünmüş. Acaba biz yanlış bir şey mi yapıyoruz demiş ve oradaki yerlilerle konuşmuş ve sonra bir sürü kitap yazmış, İspanya'da bir sürü bürokratik çalışma yapmış, bir sürü bir şey yapmış ve gerçekten insanların fikirlerini değiştirmiş. Yani İspanya'nın Güney Amerika'da yaptıkları yapılmaya devam etmiş.
Ama o kadar çok şey yazmış ki hem yerliler bilinçlenmiş hem de bunu yapan İspanyollar bilinçlenmiş mesela ve birkaç yüzyıl sonra bu adamın yazdığı, La Casa'sın yazdığı şeylerin etkileri ortaya çıkmaya başlamış. Mesela Güney Amerika, Amerika'ya göre daha insancıl bir yer olmuş. Yani daha insan haklarını savunan, daha solcu bir yer olmuş. Ve mesela Amerikan göçmenler Amerika Birleşik Devletleri'ne giderken, çünkü o biraz daha sonra oluyor, bu İspanyolların yaşadığını görmüşler ve bu İspanyollarda bu meselenin konuşulmasının daha insancıl şeylere yol açtığını görmüşler ve o yüzden işte kölelikte orada yaşayanlar insan mı değil mi gibi konuları hiç konuşmamışlar.
Bu okuduğum kitap bana şeyi düşündürdü. Yani bir insanın o çabası ve sürekli bir şey yapması bile tarih boyunca bir şeyleri değiştirebiliyor. Ve evet yani tabii ki sürekli aynı şeylerin tekrarını yaşıyoruz ama bu bizim susmamız için bir sebep değil. Susmamız tam tersi yani. Savunduğumuz şeyleri savunmamamıza yol açıyor ve insanların istedikleri şey de bu. Peki yani hiçbir şeyin yeni hissetmemesiyle ilgili biraz daha konuşmak gerekirse eğer böyle hissediyorsak ne yapabiliriz? Bence şeyi kabul etmek güzel bir şey yani. Bu dünyada yaşıyoruz ve bulaşık yıkamak, kahve yapmak, arkadaşlarımızla konuşmak yani bir rutinimizin olması ve her şeyin bizi eğlendirmesinin gerekmemesi ve dünyanın bundan ibaret olması yani. Çünkü sürekli başka bir şey olacağını düşündüğümüzde sürekli gelecekte bir şey beklediğimizde ki biraz önce bunu uzun bir süre konuştum çünkü şey demek istedim yani sağlıklı ve güvenli yaşamakla ilgili bahsetmiyorum. Hani onun dışındaki hedeflerle ilgili bahsediyorum.
Biz ne yaparsak yapalım yani ne yapmak istersek yapalım, bu dünya rutinleri içinde yapacağız. Yani kanser araştırması yapıyorsan da çok adım adım yapıyorsun. Ya da işte fizik okuduysan da yani bilim de mesela çok yavaş ilerliyor. Psikolojiyle ilgili bir şey yapacaksan, nörobilimle ilgili bir şey yapacaksan bir anda dünyayı değiştiremiyorsun. Ve bu biraz sinir yani. Ben de sinir oluyorum açıkçası. Hani bir şeylerin değiştiğini, dünyanın bir şekilde iyiye gittiğini veya... Evet yani bir şeyler görmek isterdim ama ee böyle.
Yani sürekli bir şey değişmiyor. Bence bunu kabul etmek önemli bir şey. Ve şey de önemli yani yavaş yavaş insanların bir şey yaparak hani değişim biraz da öyle oluyor kendimizde. Mesela bir dili çok uzun sürede öğreniyorsun ve sonra öğrenmiş oluyorsun ama günümüzde her şey kısa vadede gelen ödüllerle ilerlediği için hani insan kendini çok da değiştiremeyebiliyor. Çünkü her gün kendini tamamen değiştirmeye çalışıyorsun. Çünkü sabırsızız ve hızlıyız ve evet o yüzden de
sonra öyle olunca hiçbir zaman kendini değiştiremiyorsun ama sürekli değiştirmek istiyorsun ve hayvan gibi de değiştiremediğin için her gün üzülüyorsun ve o da yani zor bir döngü açıkçası herkes için. Evet bu bölüm böyleydi. Apple Podcast veya Spotify kapanmazsa Spotify'dan da puan vermek isterseniz podcast'e sevinirim ya da arkadaşlarınıza söylerseniz ya da dinledikten sonra bana Instagram'dan DM atabilirseniz Bir haftadır Instagram'ı sildim ama yani indirip bakacağım tabii ki tekrar. Onun dışında da kendinize iyi bakın ve sakin kalmaya ve yeni şeyler yaşamaya ama aynı zamanda rutinlere de şey yap, eğlen, rutinler çok eğlenceli. Kendinize iyi bakın, görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.