
3.310 kelime · ~17 dk okuma
Bir iki ay önce bir filmin basın gösterimindeydim. Basın gösterimi şey, hani film vizyona cuma giriyorsa biz basın için filmleri önceden izletiyorlar. İşte salı veya çarşamba günü. Sabah on buçukta gidip genelde filmi izliyorsun. Arasız ve reklamsız. Arasız ve reklamsız olma kısmı tabii ki çok iyi oluyor. Sabah on buçuk kısmıysa bir soru işareti. Bazen güzel oluyor çünkü hani... Sonra günü geçirebiliyorsun istediğin gibi. Arkadaşlarınla akşam bir şey yapabiliyorsun. Çünkü bu bir iş yani, film izlemek. Bu da garip olabilir. Biraz garip zaten. Neyse, basın gösterimi sırasında şöyle bir şey oldu. Filmi izliyoruz ve filmin artık son sahnelerine gelmişiz. Çok duygusal bir sahne. Ben genelde önlerde oturuyorum film izlerken çünkü...
Eğer arkada oturursam hareket eden insanlar dikkatimi dağıtıyor. Bazen insanlar telefonlarına bakıyorlar. Ve hani önde oturunca ekranım da daha çok içindeymiş gibi hissediyorum. O yüzden daha çok filmin içindeymiş gibi hissediyorum ve bu hoşuma gidiyor. Aynen arkadan bir ses geldi. Biri şey dedi. Telefonunu kapasana. Sonra bir saniye boyunca ya da iki saniye boyunca durdu ve şöyle ekledi. Şerefsiz.
Ben bunu duyduğumda bu şekilde gülmeye başladım ama sessiz güldüm yani. Bu arada film de oynamaya devam ediyor. Tabii ki bu şerefsiz lafı gelince öndeki de yani telefona bakan kişi de sen bana niye şerefsiz diyorsun lan falan diye bağırdı ve bir anda böyle filmin ortasında bağırışlar, çağrışlar olmaya başladı. Sonra insanlar susun falan dedi. Biri zaten telefonuna bakıyorsan işte şerefsiz. Bilmiyorum böyle bir şeyler oldu yani. En sonunda da hani sustular çünkü kavga falan etmediler. İyi oldu kavga etmemeleri ama çok komikti yani ve şey de komik yani.
Telefona bakma diye uyarabilirsin birini. Ve uyarmalısın tabii ki. Ama... Hani sırf biri telefonuna bakıyor diye ona şerefsiz demek gerekliliği veya gücü o insana nereden geliyor onu çok merak ediyorum. Çünkü duraksadı orada. Yani yüklendi o şerefsiz deme şey. Beyni böyle işledi bir şeyleri. Bir şeyleri düşündü ve sonunda dedi ki...
Şerefsiz diye eklemeliyim çünkü telefonuna bakıyor. Şerefsiz, şerefli. Hani bunlar Türkiye'de çok kullanılan kelimeler. Aynı zamanda da çok yüklü ve anlam taşıyan kelimeler. Ve bu kadar yüklü anlam taşıyan kelimelerin bu kadar rahatça kullanılması komik bir, bence yani. Bir kelimenin bu kadar anlam taşıması da bu arada bence gereksiz. Biri şerefli veya şerefsizse hayatı iyi veya kötü bir insan gibi bir anda değişiyor. Biz de çok anlam yüklediğimiz için ve insanlar herhalde birbirlerini sinirlendirmeyi sevdikleri için çok kullanıyorlar ve sonra da karşısındaki sinirleniyor tabii ki. Biri bana şerefsiz dese çok sinirlenmem herhalde. Çünkü daha sinirlenecek çok şey oluyor dünyada. Birinin bana şerefsiz demesi, bilmiyorum.
Geçen başka bir basın gösteriminde de şey oldu. Biri filmin logoları çıkarken telefonuna bakıyordu ve arkasındaki film eleştirmeni de telefonunu kapar mısın dedi. Önündeki daha genç olan insansa daha film başlamadı ki dedi. Öbür adam da yani işte logolar çıkıyor yani kapa lütfen falan dedi. Artık ne kadar lütfen falan dedi bilmiyorum. Aşırı yakında da değillerdi ama öbür adam da kapa falan dedi yani. Önündeki genç adam da sen bak işine falan dedi.
Birine bir uyarıda bulununca sanki şey gibi hissediyorlar. Hani çocukluğuna falan dönüyor. Ya da böyle sen bana niye karışıyorsun ki? Ama aslında aynı sinema salonundayız ve beraber film izleyeceğiz. Yani sen orada tek başına bulunmuyorsun. Ve yani logolar çıkarken de telefonuna bakmaman lazım. Ve yani lazım mı değil mi tartışabilirsin. Ama logolar teknik olarak film sayılıyor.
Biri de sana soruyorsa, kapa be kardeşim. Sen bak işine falan demene ne gerek var? Tamam, sen çok bağımsız ve kimsenin lafını dinlemeyen inanılmaz bir beysin. Lisede de şöyle bir şey olmuştu. Ben çünkü uzun süredir bu işi yapıyorum. Eskiden iş olarak yapmıyordum, hobi olarak yapıyordum ama yine basın gösterimlerine çağırıyorlardı beni blog yazarken. Bir lise arkadaşımla, Ortaköy'de Feriye Sineması var. Baya güzel bir yer, şu an açık.
Değil galiba artık. Neyse orada bir basın gösterimine gitmiştik ve biraz geç kalmıştık. Çünkü ben gösterimin yerini şaşırmıştım. Yani Taksim'de zannetmiştim ama Ortaköy'deydi. Sonra Taksim'e binip geçmiştik. Gereksiz detay. Sonra gittik, oturduk yani. Ve oturmamızdan 3-4 saniye sonra falan ya da böyle bir dakika içinde yanımızdaki daha büyük bir film eleştirmeni arkadaşıma koltuğu sallama ve mal mı ne diye bağırdı ve sonra gidip koltuğu değiştirdi. Hani burada da mesela bağırması ve...
Yani tüm sinema salonunun içinde liseye giden arkadaşıma çok dramatik bir şey yaşattı. Evet, insanların bir arada bulunduğu ortamlar değişik yani. Bu biraz... Beni düşündüren bir konu. Şu an Datça'dayım bu arada. Ve geçen Datça'da bir bot turu yaptık. Ve başka insanlarla beraber yaptık. Böyle toplam 15-20 kişi falan vardı. Ve benim 3-4 arkadaşım dışında çoğu insan ailesiyleydi. Yani çoğu insan aileydi. Hani çocukları vardı. Ve bir ara şey oldu. Ben botun üst kısmında kitap okuyordum. Tatlı bir şekilde.
Sonra bir anda çocuklar, tam benim ama yani kitap okuduğum yerde, yere gelip atlamaya başladılar denize. Ki çok eğlenceli yani, ki yapsınlar tabii ki. Ama şöyle bir şey var, hani botun bir sürü kısmı vardı. Benim olduğum yerin tam karşısı var, biraz ilerisi var, başka yer var. Ama çocuklar gelip benim olduğum yere çıkıp zıplamayı tercih etti.
Ben de hem ıslanıyorum, hem kitabım ıslanıyor... ...hem de sürekli yanımdan koşarak geçiyorlar. Çocukların ailesi de hiçbir şey demedi, garip geldi bana. Sonra ben de kalkıp gittim. Çocukları uyarabilirdim, bir şey diyebilirdim de. Çocuklar da çocuk yani. Kafayı sıyırsınlar istiyorlarsa. Eğlensinler yani, sapıttılar çünkü. İnip inip zıplayıp iniyorlar, çıkıyorlar, çıldırıyorlar, çok mutlular falan. Gittim yani. Mesela onları uyarmalı mıydım ya da ailelerine bağırmalı mıydım? Siz nasıl çocuklar yetiştirmişsiniz falan diye. Hayır. Ama uyarabilirdim belki. Uyarmaya da bilirdim. Uyarmadım zaten.
Alt kata gidip defterime bunu yazdım ağlayarak. Ağlamadım ama defterime bunu yazdım. Bir de bir tane çocuk vardı. Gözlemleme yapıyorum. Çünkü ben şeyim, tamam mı? Sadece baktığı şeye bakan değil, gören biriyim. Arkasındaki anlamı arayan biriyim, tamam mı? Her zaman düşün... Evet, şakasız defterime yazdım yani. Ve bir tane de çocuk vardı.
O, hatta yani atlayan çocuklardan bir iki yaş büyük gibiydi ama atlamaya korkuyordu. Ve işte o da aşağı inmişti. Hani herkes yukarıda atladığı için babası da atlasana oğlum falan diyordu. O da atlamayacağım işte ya falan diyordu. E bu korku olayı ilginç. Çünkü çocuk istese atlayabilirdi çok rahat. Hani hiçbir şey olmazdı.
Ama korkuyordu, babası da atlasana falan diyordu hani. Başka ne denebilir acaba? Hani el ele tuşup beraber atlayalım falan denebilir. Ya da ısrar edilmeyebilir belki, bilmiyorum. Ama çocuk atlasa da hani kötü değil. Çünkü sürekli böyle korkutucu şeylerle yüzleşiyoruz dünyamızla ve hani sürekli oradan ayağım kayarsa şu mu olacak, bu mu olacak diye düşünsek de zor olur. Ki bazı insanlar öyle düşünüyor. Ve bazı aileler de hani çocuklarını atlamamayı teşvik ediyorlar. Hatta işte Türkiye'de bazen
biraz daha korumacı bulunuyor aileler yurt dışında böyle daha rahat şekilde bu genel gözlem yani doğru mu bilmiyorum hani yurt dışında çocuklar daha serbest yetiştiriliyor falan filan diye konuşuluyor köpekler açısından onu ben yani gördüm kendim gözlemledim çocuklar açısından bilmiyorum ama köpekler açısından mesela Almanya'da insanlar tasmısız köpek gezdiriyordu ve köpeklerde geziyordu hani ve hiçbir şey olmuyordu kimseye saldırmıyorlardı aynen herhalde eğitimli köpekler yani Bu arada gözlemlemekle alakalı şöyle bir şey düşünüyorum. Bir şiir ya da kısa hikaye gibi bir şey düşünüyorum. Şimdi bir tane ana karakterimiz var, tamam mı? Bu ana karakterimiz bir kafeye gidecek ya da böyle bir park gibi bir yere gidecek. Ama hani başkalarını görebildiği bir yere gidecek ve orada işte insanların yaptığı şeyleri yazacak.
Bağırman biraz stresliydi. Ya da işte parktaki çift şunu konuşuyordu, bunu konuşuyordu diye. Çocuk şöyle yapıyordu, böyle yapıyordu diye. Ve kendini çok gözlemci olarak görecek, çok havalı görecek. Ya da işte kitap okuyan birini görecek, onu yazacak. İşte bu tatlı biriydi falan diye. Ama sonra şöyle bir şey olacak. Oraya... Artık park mı, bağır mı, kafe mi ne? Defterli başka biri gelecek ve... O da aynı şeyi yapıyor olacak. O yüzden bizimki o defterle aynı şeyi yapan insanını gözlemleyince şey olacak. Böyle hani kendi rolü başkası da onun rolünü yapmaya başlayınca bir gerilecek. Çünkü kendini o şekilde görüyor olacak. Sonra kendinin gözlemlendiğini düşünüp biraz hani
Self-aware hissedecek. Bu da şey demek. Fazla kendiyle alakalı... Yok, kendi farkındalığına varacak. Kendi hareketlerinin de gözlemlendiğini fark edecek. Bu böyle sonsuz bir şiir olarak gidebilir. Sonra öbür adamı da başka biri gözlemler. Böyle bir fikrim var. Bunu yazmak istiyorum. Ama bu insanlara karşı çıkma ve biri size bir şey söylediğinde karşınızdakine cevap verme olayı ilginç. Yani herhalde özellikle pandemiden sonra insanlar sosyal ortamlarda nasıl davranılacağını falan biraz unuttu yani. Ve ben şöyle bir insan değilim. Hani herkes metroda sessiz olsun, kimse müzik dinlemesin, şarkı söylemesin. Hani şeyi seviyorum, insanların bazen saçma sapan gürültü yapması, her yerden ayrı sesler çıkması hoşuma gidiyor. Çünkü bilmiyorum yani ben İstanbul'da yaşıyorum ve büyük bir şehirde yaşıyorsanız
Her şeyin o kadar temiz ve sessiz olmasını beklememize gerek yok gibi hissediyorum. Ve bu birine karşı çıkma konusu her yerde oluyor. Mesela bazen uçakta yanınızdaki kişi sesi açık bir şekilde real izliyor. Ve bunu yani bir kişi yapabilir. Üçlü koltukta oturuyorsanız herkes sesi real izlese, gerçi belki de yaparlar. İnsanlar deli yani. Dediğimi anladınız galiba. Bir kişi yani birkaç kişiyi rahatsız edebilir. Herkes aynı anda rahatsız edici bir şey yapıyorsa o zaman sıkıntı çıkabilir yani.
Aynen mesela yanınızda reel izleyen kişiye hani sesini kapar mısınız demeli misiniz? Ya da bazen taksiler aşırı hızlı gidiyorlar. Orada bazen insanlar yavaş gider misin demeye biraz çekiniyor. Ben diyorum mesela. Hatta işte şey diyorum. Bir bahane buluyorum ki adam şey yapmasın. Hani yo bir şey olmaz deyip devam etmesin. Ben şey diyorum. Yeni bir kaza geçirdim işte iki hafta önce falan. O yüzden hızlı gidince korkuyorum. Gitmez misin diyorum. O zaman şey demesi zor oluyor.
Ağabeyciğim ben hiç kaza yapmadım. 250 ile de gideriz baba. Sen endişelenme falan hani demiyorlar. Gerçi bir kere bu podcastta anlatmıştım. Bir arkadaşım arabayı bacağıyla kullanıyordu ve o sırada telefonuna bakıyordu ve hani ona yapmasan mı falan demiştim sürekli ama o yapmaya devam etmişti ve şey olmamıştı hani ben arabadan inip artık benzin istasyonunda başka bir arabada aramamıştım. Umarım bir şey olmaz.
Demiştim ve arkadaşım beni eve bıraktığında bu birkaç saatlik bir yolculuktu. Hani toprağa, toprak değil asaltı öpmüştüm. Asaltı öpmemiştim, şaka yapıyorum ama sevinmiştim yani. Ya da minibüslerde mesela bir şey demek çok zor. Çünkü minibüste çok kişi var ve minibüs şoförleri zaten yani hani sizi dinlemezler herhalde. Lisede şeyi hatırlıyorum, bir kere minibüsteydim ve
Minibüs şoförü bozuk paraları alıp başka arabalara atıyordu. Biri ona bir şey dediğinde ve hani 15 dakikalık bir yolculuktaysam 5 dakikada bir falan yapmıştı bunu yani. Adam bozuk para fırlatıyorken... Abi acaba bozuk para fırlatmasan desem ne olur?
Ve gerçekten Türkiye'de şu an belki bir de bir süredir insanlar çok fazla sinirli ve birinin bir yerine uyarması bazen kötü algılanabiliyor ya da işte kardeşim sen git kendi işine bak da denilebiliyor. Ama bilmiyorum insanlarla biraz daha rahat konuşabilmeliyiz bence. Hani çünkü evinde değilsen toplumla beraber yaşıyorsun. Çok da fazla bireysel bir durumda değilsin yani.
Şey de zor. Gerçek hayatta birini görüp hoşlanıyorsanız ve o kişiye bunu belli etmek istiyorsanız nasıl belli edeceksiniz? O kişiyi rahatsız etmeden. Ve bir insan mesela ne kadar rahatsız olabilir? Yani siz diyelim birini gördünüz ve beğendiniz gidip işte merhaba dediniz. Bu rahatsız edici bir şey sayılmalı mı? Tabii ki bu arada sürekli her saniye biri size merhaba diyorsa bu sıkıcı olur.
Ama o zaman kimse merhaba demesin mi size? Sadece en çekici... Ya da biri size merhaba diyorsa, belki de arkadaş olmak için diyordur. Bilmiyorum, bunu ben de şey yapamıyorum, anlayamıyorum.
Biri mesela size iltifat ettiğinde sizden hoşlandığı için etmiyor olabilir yani. Ya da size konuşmak için... Yani konuşmak için iltifat ediyor da, öylesine iltifat ediyor da olabilir. Ben mesela artık insanlara iltifat etmeye çalışıyorum. Böyle kafede ya da... Durup dururken yapmıyorum bunu. Hani yanımdan geçen... Ya da bilmiyorum. Ama işte tişörtü güzelse, giydiği bir şey güzelse... Kendi güzelse bir şey demiyorum galiba. Çok güzelsin falan diye. Ama işte tişört...
T-shirt'üne, çantasına, ayakkabısına ya da saçını yapış şekline... Ya da sakallarına, kardeş... Erkek kardeşlerimin sakallarına... Sakallarına bir şey demiyorum galiba kimsenin. Ama anladınız dediğim yani. İnsanlara iyi bir şey demek güzel oluyor yani.
Ve bir insana iyi davranmak... Bu bana lisede olmuştu. Ben birine iyi davranıyordum. Genelde insanlara iyi davranıyordum ve sınıfımdaki insanlarla konuşmaya çalışıyordum. Ve birkaç sene sonra bir arkadaşım iyi davrandığım insanlardan biri, benim ondan hoşlandığımı düşünüyormuş. Ben de o zaman sinirlenmiştim. ...niye öyle düşünüyor ki işte ben ona sadece iyi davranıyordum... ...iyi davrandığım biri işte illa ondan hoşlandığımı mı düşünecek... ...ben artık kimseye iyi davranmayacağım gibi şeyler söylemiştim. Bu da çok ergence yani. Artist. Siktir git. Ama bu bir... Evet, kendim iğrenç şeyler söylemişim bu arada gerçekten. Ama bu ilginç yani. Sürekli bu podcastta bu ilginç diyor olabilirim. Aynenden daha çok bu ilginç demiş olabilirim. Aynen bu ilginç. Evet, tamam. Şimdi...
Ben bir robotum. Değilim robotum. Her şey AI olduğu için, geçen bölümde konuştuğumuz için. Ama bu iyi davranma ve hoşlanma meselesi ilginç yani. Geçen ben de mesela bir Dutch'a da partideydim. Çok havalı, tatlı bir partiydi bu arada. Çünkü genelde...
Böyle yazlık yerlerde partiler ya da İstanbul'da... ...ben çok fazla böyle çok havalı ve... ...insanların rahat etmediği partilere maruz kaldım. Ama bu Datça'da geçen gittiğim parti son derece tatlıydı. Ve tam parti de değildi yani. Bir plajda işte çoluk çocukla vardı. Hani aileler vardı, yetişkin insanlar vardı, gençler vardı. Köpekler vardı. Ve rahat bir ortamdı yani. Herkes istediği gibi takılıyordu ve... ...böyle çok fazla gözleniyor gibi, gözetleniyor gibi hissetmiyordunuz. Ama işte biri...
Bir kadın gelip benim giydiğim şeyi güzel bulduğunu söyledi mesela. Mesela bu kadın bana aşık mıydı? Şaka yapıyorum. Tatlı yani söylemesi. Bununla ilgili bir şey daha söyleyecek miyim emin değilim. Sonra ben de teşekkür ettim.
Nereden aldığını söyledim. Sri Lanka'dan almıştım böyle. Şalvar etek gibi bir şey. Yazın güzel oluyor, havadar oluyor. Etek giymek çok havadarmış arkadaşlar. Yani tam etek de değil de, etek sayılır mı bilmiyorum. Böyle bağlıyorsun, bağlayarak giyiyorsun. Bu partide şeyi de düşündüm. Partide mesela güzel insanlar vardı açıkçası. Çekici insanlar da vardı ve... Daha önceki bölümlerde Robert Sapolsky isimli nörobilimcinin bir podcastinden bahsetmiştim size. güzel insanların iyi olduklarını düşünüyoruz ya. Çünkü kafamızda, yani beynimizde eskiden iyilik diye bir kategori yokmuş. Yani bir insan hani ne kadar etik davranıyor, etrafına ne kadar ilgi gösteriyor. Yani anladınız ya değil mi? İyi bir insan olmasıyla ilgili birinin bir şey düşünmüyormuşuz çok fazla. Ve düşünmeye başladığımızda bu kısım beynimizin güzellikle ilgili olan kısmında gelişmiş. Yani beynimizin güzellikle ilgili, çekicilikle ilgili olan kısmı
...etik veya birinin güzel, iyi bir insan olmasıyla alakalı olan kısmıyla aynı. O yüzden mesela çekici birilerini gördüğümüzde o kişilerin mükemmel insanlar olduklarını düşünebiliyoruz. Ve bu baya sinir yani. Çünkü o partide de biraz şey oldum...
Böyle çekici birini görüyorsun ve aa çok iyi falan diyor. Böyle bir anda hani idealize ediyorsun. Aşık olmuyorsun tabii de o günlüğüne belki aşık oluyorsun. O kişi ne yapıyor falan diye bakıyorsun. Ve bu biraz eğlenceli falan filan da hani bir süre sonra insanda şey oluyor yani bilmiyorum. Buraya arkadaşlarımla geldim. Onlarla sohbet ediyorum ama arada dikkatim dağılıyor oluyor yani. Bunu da şey diye demiyorum hani kimse çekici olmasın.
Kesinlikle o insanlarla alakalı olan bir şey değil. İnsanlar güzel ve tatlı insanlarla beraber olmak güzel bir şey. İnsanlar istedikleri gibi olsunlar. Bazen insanın dikkati dağılabiliyor ve onu toparlamak da insanın görevi.
Of şu an şey açısından demiyorum bu arada yani. Kafanızı idealize etmek açısından diyorum. Neyden çekindiğimi anladınız değil mi yani? Başka şekilde dediğim anlaşılabilir mi diye düşündüm. Hani çekici insanlar dikkatimizi dağıtıyor falan işte, nasıl giyindiklerini düşünüyoruz falan diyen insanlar var. Öyle algılanmadığımı düşünüyorum. Ve bu dediğimi de hani insan kimseye ilgi göstermemeli anlamında demiyorum. Sadece... İnsanın etrafında sürekli çekici insanlar oluyor ve sürekli buna dikkat gösterirseniz başka şeylere dikkat veremeyebiliyorsunuz ve gördüğünüz her çekici insanla da konuşmanız gerekmiyor çünkü konuşmaya çalışırsanız zor olur.
Ya bu çiftlerin de şey olayı çok komik oluyor ya böyle çekici birini görüp soruyorlar işte. Yani diyelim siz bir çiftsiniz sonra başka biriyle tanıştınız falan ve o kişi de çekici. İşte şunu nasıl buldun? Bunu nasıl buldun? Bunu beğendin mi? Sonra sevgiliniz de hayır diyor. Ya da evet diyor yani bilmiyorum ne diyorsa desin tabii ki. Evet bu konuyla ilgili açık ilişkiler konusuyla da ilgili bir podcast yapmıştım. Çünkü bununla ilgili bir kitap okumuştum. Onu konuşuyorum. Onu da dinlemek isterseniz açıklama linkini bırakırım.
Bir tane küçük çocuk 5-6 yaşlarında güneş gözlüğü takıyor tüm bot boyunca. Çocuk sürekli güneş gözlüğü takmış ve iz olmuş. Güneş gözlüğü suratında beyaz bir iz var. Babası da çok çirkinsin dedi çocuğa.
Ama bunu böyle tatlı ve komik bir şekilde söylemeden. Çok çirkinsin, çıkarım dedi böyle. Ve ben de orada üzüldüm yani, bilmiyorum. Bazı aileler çocuklarına böyle çok kendi görüşlerini söyleyip... Küçücük çocuklara yani. Hani bazen mesela aileler görüntü takıntılı oluyor. İşte şu şekilde giyinmelisin, böyle yapmalısın, saçın şu şekilde olmalı yoksa hiçbir şekilde iyi olmazsın gibi.
...şeyler diyorlar ya bu beni bayağı üzüyor yani. Çünkü görüyorsunuz hani çocukların o yaştan aileler tarafından nasıl etkilendiğini. Ve bu yüzden hani tabii ki iyi eğitim alabilmek önemli ama çoğu çocuğun iyi eğitim alamadığını da görüyorsunuz. Ve hani ailelerinin söyledikleri bu saçma şeylerin saçmalığını fark edemediklerini öğreniyorsunuz. Ve sonra sizin de öyle arkadaşlarınız oluyor işte görüntü takıntılı.
saçını şu şekilde kestir falan diyen hani size tatlı önerilerle gelen değil de böyle çok sert bir şekilde şunu böyle yapmalısın bunu böyle yapmalısın şu şöyle daha iyi bu böyle daha iyi diyen ve zaten çocuklar ailelerinin hani taklit ettikleri için ya bu böyle olması çok normal ama bir o kadar da üzücü yani benim öyle arkadaşlarım var yani direkt ailesi sebebiyle görüntü takıntısı olduğunu bildiğim Ve bir süre sonra geç oluyor. Yani büyüdüğünüz zaman bazı özelliklerinizi değiştirmesi geç oluyor. Yani değiştirmek için biraz daha geç oluyor ya da daha zorlu oluyor. Yani bunu farkına varmanız zor oluyor ya da farkına varmadan önce farkına varabilmeniz için...
...kendinizle biraz çelişkin, yani o şeyi fark etmeniz gerekiyor. Ve bazı insanlar hani o şeyi fark etmemek için yaşıyorlar ve... ...kendi gerçekliklerini ona çeviriyorlar ve sonra fark ettiğinizde de... ...çok zor oluyor, çok kötü hissediyorsunuz. Tüm o zamanlar için, tüm bu şekilde yaşadığınız için, bu şekilde yetiştirildiğiniz için... ...ve sonrasında da bir de yani bunu fark ettikten sonra değiştirmeniz gerekiyor bunu. Eyyuh yani hani. Beyninize 20 yıl işlenmiş, 25 yıl işlenmiş bir şeyi, bazen yani 50 yıl işlenmiş bir şeyi, 60 yıl değiştirmeye çalışıyorsunuz. Ve tabii ki bu sancılı oluyor. Ama eğer bunu fark edebiliyorsanız güzel yani. Belki de sizin de şu an değiştirmek istediğiniz veya değiştirmek istediğinizi kabul edemediğiniz şeyler vardır. Bir ara bununla ilgili de daha çok konuşabiliriz. Daha böyle kişisel gelişim. Kişisel gelişim çok saçma. Genel olarak, sektör olarak. Ama insanın kendini değiştirme çabası veya... ...istediği kişi olmaya çabalaması bence güzel bir şey. Özellikle de şey bende, çok havalı bir olay. Yani siz işte... ...diyelim 15 yıl boyunca bir şekilde yetiştirildiniz ve... ...eğer bir şekilde... ...kendinizin nasıl kendiniz haline geldiğinizi iyi bir şekilde düşünüp... ...işte aile etkenleri yaşadığınız, ülkenin etkenleri sizi stres yapan şeyler... ...size böyle en çok...
...bir şey hissettiren şeyleri düşündüğünüzde... ...ve o şeyleri de... ...hem kendinize hem de o şeyleri bir şekilde... ...ne kadar... ...size etkilediklerini ve onların ne kadar doğru veya yanlış olduğunu bir şekilde... ...değerlendirebildiğinizde çok iyi oluyor çünkü... ...kendinizi anlamış oluyorsunuz. Ve çoğu insan kendisini anlamıyor. Sadece kendiyle oluyor. Bunu Twitter'a yazın tamam mı? Ve kendinin nasıl oluştuğunu veya neden oluştuğunu, hangi davranışlardan dolayı oluştuğunu bilebilmek çok iyi. Evet, şimdi bu bölümden sonra biraz kendinize alakalı... Bu bölüm biraz güncellemeli. Son zamanlarda yaşadığım şeylerle alakalı bir bölüm oldu. Podcast'ı dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir ara podcast durdu bildiğiniz gibi. Çünkü bildiğiniz sebeplerden duydu. Hepimiz o sıralarda çok iyi değildik. Ben de çok iyi değildim açıkçası. Şu anda da ne kadar iyiyim bilmiyorum.
Genel olarak dünyanın gidişatı ve içinde yaşadığımız dünyanın gidişatı biraz tuhaf ama tabii ki konuşuyoruz ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz ki yani yapabileceğimiz en iyi şeylerden biri bu çünkü yani. O yüzden podcastleri haftalık devam ettirmeye çalışacağım. Her hafta yeni bir bölüm. Her yıl, her gün. Sadece Film İzlemiyorum Podcast. Sonsuza kadar. Sadece Film İzlemiyorum Podcast.com Sonsuza kadar Sadece Film İzlemiyorum Podcast.com Sadece Film İzlemiyorum Podcast. Spotify, Apple Podcast'a iyi puan verirseniz çok sevinirim. Ama gerçekten dinlediğiniz için teşekkür ederim. Ben de her hafta konuşmaya çalışacağım ve bu hafta da konuştum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.