Podcast

her şeye yetişemeyiz, zaten zorunda da değiliz

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Artık kendimi sömürmeyeceğime, her şeye yetişmeye çalışmayacağıma, hayatı kaçırmayacağıma, hızla değil hazla yaşayacağıma söz veriyorum. Bu yolda beni yalnız bırakmayacağınızı biliyorum. O zaman bölüme gelin tüm bunları nasıl yapacağımızı konuşalım.



Tüm bölümler ve daha fazlası için !



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.890 kelime · ~24 dk okuma

Canlarım, bebeklerim, bir tanem, canlar! Bir şey söyleyeceğim size. Geçen hafta söylediğim her şeyi yaptım, tamam mı? Gerçekten büyük risk aldım abi. Cildimi öyle bir kusturdum ki, hatta böyle demiştim ya size büyük bir şey var, iş birliği yapacağım falan filan. Ondan iki gün önce o kadar kustu ki dedim, Tuğba bu sefer naneyi yedin yani kızım. Bu kadar büyük risk almayacaktın. Ama arkadaşlar, gerçekten iyi ki almışım. Ertesi gün bir kurudu çünkü ben hücre turnoverunu yani dönüşümünü de arttırmıştım, hızlandırmıştım. falan filan neyse. Detoksu her şeyi yaptım. Zıkkımı içmeye bıraktım. Vücudumdan onun toksinlerini de atıyorum. Attım. Hatta o kadar iğrenç attım ki artık çişim kokuyordu, terim kokuyordu. Üsel olmuştum. Üsel oluyorsun böyle durumda. Üsel olman gerekiyor ki atabilsin toksinleri zaten diye. O da atom bombası gibi kokuyor zaten.

Ya iğrençti ya. Arkadaşlar toksin atmak böyle bir şey. Zaten o kokuları aldığında o metangazı kokusunu aldığında diyorsun ki ha bak ne güzel atıyorum toksinlerimi diyorsun. Çünkü öyle olması gerekiyor. Neyse attım her şeyi. Ve ağzıma sürmediğim hiç zararlı bir şey. Bunları geçiyoruz. Bunları anlatacağım. Ama çok daha önemli bir şey var. Arkadaşlar bu kız artık kendini sömürmek istemiyor. İnanabiliyor musunuz?

Hem bu podcastı kim için çekiyorum biliyor musunuz? Geçen haftaki bölümde, sonlarında, söylediğim laflardan ötürü kendini hayata geç kalmış hissedenler vardır eminim, biliyorum. Çünkü öyle hissettirebilir. Hem onlar için, hem de benim gibi durmak bilmeyen, overachiever'lık kisvesi altında kendini böyle ak gibi koşturan, hayatında kaçıran bacılarım için çekiyorum. Çünkü ben bunu kimse bana söylemeden zor yollarla anladım. Hazırsanız kendimizi sömürmemek için, bu hayattan olabildiğince zevk almak için,

Transkriptin tamamını oku

hızla değil hazla yaşamak için hep beraber başlıyoruz. Şimdi ben ne demiştim arkadaşlar geçen hafta? 35 yaşımda o kadın olmak için, o kadın olacağımı göreceksiniz falan sizlere de böyle bir sözler verdim falan. Kendime de sözler verdim. Kendime de yeni hedefler koydum. Hedeflerimi size söylemedim ama o hedefler nasıl hedeflerdir siz bana bir sorun yani. İki tane master aynı anda öncesinde baya bir astronomik bir maddi bir hedef. Çünkü o karşılasın hepsini falan filan diye. Böyle iki tane işte hep beraber bir de güzel site haslarım var yaptığım zaten falan.

Uzaya çıkacağım desem belki daha kolay olurdu. Ben neden bunları yapıyorum? Neden bunu sizlere söyledim? Neden böyle biriyim? Ne oluyor yani? Bunların hepsini ben düşündüm, taşındım çünkü düşünmek zorunda kaldım. Neden? Ne fark ettim biliyor musunuz? Benim zorlu hizmetim bitti. Hatta daha yeni bitti biliyor musunuz? Daha yeni bitti. Yani istifamı verdim fakat istifamın süresi yani onun süresi var yeni kabul oldu. Daha yeni özgürleştim. Yani daha Bismillah. Ben döndüm bu hevattan.

Podcast'da da anlattığım gibi. Tekrar hedeflerim, tekrar başka bir şey. Zaten daha anhedönden yeni çıkmışım. Çıkıyorum yani. Hadi çıktım falan. Hayattan zevk almaya çalışıyorum. Küçücük hayattan mutlu olmaya. Şimdi iyiyim bu arada. Ama fark ettim ki, bu koyduğum hedefler, maddi, manevi, ikimas, hepsi işte, beni içten içe eziyor arkadaşlar.

Ezildim muhadeften altında, ezildim. Nefesimi kesiyor. Ve yine aynı şeyi yapıyorum. Yine bir görev sonrasında başka bir görev buluyorum. Bunun sebebini size şöyle söyledim aslında. Baştan anlamsızlık, boşlukta kalmak, bunların hepsi bu arada. Ama başka sebepleri de var. Sadece o değil, onu demek istiyorum. Çünkü ben de bir... Böyle bakın, hikayeyi bir düşünün şöyle. Çocuğun bana sakal demesi, bunun bende narsistik bir çöküş yaratması, bu narsistik çöküş sonrasında, çünkü narsistik kızganlık oldu oradan,

Narsistik çöküş yaşadım. Sonra anhedoniğe evrildi bu. Zevk almamaya başladım. Tehlikeli olmaya başladı bu, değil mi? Sonra ben kendimi değersiz hissettim narsistik çöküşle beraber. Madem sen değersizsin, o zaman değerli olmak için ne yapmalısın? Hep ezberlediğin şeyi yapmalısın. Ne yapmalısın? Kendine başka bir title, bir master, yetmez. İki master, evet. Master of Research. Aynı zamanda işte MBA yapacaksın. Global Health Policy, oh yeah. Anca böyle. Niye? Ben değerli hissettim kendimi. Ve değerli hissetmemin tek yolu daha çok başarı. Daha çok başarı. Çünkü niye? Bunu ezberledim. Çünkü niye? Hayatım boyunca benim önüme bir havuç konuldu. Tuba, beslen. Yem, yem. Pavlov'un köpeği. Al, al. Zille. Ya bunu alıştım. O da Pamir Rashina. Neyse. Devam ediyorum.

Yani benim daha yeni bir görevim bitmemişken ikinci bir görev bekliyorum kendime. Bir tadını çıkarmadan, anlamadan ya bir sevin ya, bir sevin ya. Millet ehliyet alıyor. 10 gün, 15 gün seviniyor, kutlama yapıyor ya. Sen de şuna bir otur, sevin. Bir de ki ne güzel bir şey başardım de. Bir acı tadını çıkar. Ama yok, ben başka bir şey ekleyeceğim. Çünkü niye? Kendimi ancak ve ancak öyle değerli hissedebiliyorum. Hatta o da değil. Ben, normalde arkadaşlar, size söyleyeyim. Burada gizli bir saklığımız yok. Ağustos'un başında Tanzanya'ya gidiyordum. Hem işte gönüllü doktorluk yapmaya, hem orada şeyle konuşmuştum, dernekle beraber. O dernekle çocuklar için işte bir şeyler yapmaya. Tamam, neyse önemli değil. Bunu da size söyledim. Çünkü neresi olduğunu değil de bir şey yapacağımızı falan filan. Çünkü kendimi öyle iyi hissediyorum.

Orada iyilik yapacağım ya, değerli olacağım. İyilik yapıyorum. Bir baltaya, işte bir yaralı parmağa işiyorum falan filan. Ancak kendimi öyle hissediyorum. Ama hayır ya, senin iyi olman için, senin saçlı sevilmen için, kabul görmen için bunları yapmana gerek yok. Var olman yeterli ki. Neyse oraya geliriz. Sonra ne oldu? Ben bu planları hâlâ yapıyorken, işte psikiyatristim, öyle söyledim falan filan. Terapistim de işte, buluşacağım zaman arkadaşlar, her şey iyiydi. Ben böyle gülüyorum, kokoray fikri falan filan. Abi bir terapiye girdim ben. Yani tutamıyorum kendimi. Gülüp duruyorum tamam mı? Ama normal değil yani. Bende bir çıktı her şey sonra. Ben diyorum istemiyorum, gitmek istemiyorum falan. Ağlıyorum tamam mı? Ne kadar doğru bu bilmiyorum da size şu an yani artık anlattım. Bir şey yok bunda tamam mı? Ve terapistim dinlemiyordur da. Bir şey yok, bir şey yok. Şşş tamam. Neyse arkadaşlar sonra o da bana hani şey yapıyor. O terapini de iyice içine atıyor. Hayır öyle değil.

Ne yapar arkadaşlar? Niye böyle olduğunu anlamaya çalıştım, tamam mı? Nereden geliyor, nereden geliyor, nereden geliyor bu işler falan. Niye böyle oluyor? Niye ben bunu yapmak istiyorum? Acaba niye, niye? Kendim düşündüm zaten teleponun dışında. Teleponun olduğunu anlatmıyorum şu an size. Anlatmıyorum. Kritik yapıyoruz arkadaşlar, dedikodu yok.

Neyse sonra ben bunu düşündüm, düşündüm, düşündüm, düşündüm. Ve önce bu hikayeyi buldum. Hani işte onarşistlik, çökgünlük falan. O metakognisyonla, bu buradan oldu, bu buradan oldu, sonra bana ne hissettirdi bu? Onları düşündüm. Ve gün sonra dedim ki, Tuğba, sen yine kendini kullanıyorsun. Yine kendine karşı acımasızsın. Yine değerini dışarıda arıyorsun. Eksternal validasyonla kendini değerli hissediyorsun. Yani sen yine kendini kullanarak hayatta kalmaya çalışıyorsun.

Ama sen aslında bunu istemiyorsun. Ama sen sadece bunu öğrendin. Neyi öğrendin kardeşim sen? Başarırsam sevileceğim. Yaparsam kabul edileceğim. Olağanüstü olursam, olağanüstü başarıda olursam bir dünya kurarım kendime. Kalabileceğim bir dünya, barınabileceğim bir dünya. Tamam mı? Koşulursun kızım sen. Beynin böyle çalışmaya alışmış senin kızım. Dopamin ne demek? Görev. Görev ne demek? Değer. Değer ne demek? Sevgi.

Alacağım kendime, bakma güldüğüme. Şu an demlediğim için bu düşünceleri rahat rahat size anlatıyorum. O yüzden de iyi oluyor aslında. Çünkü ben düşünün düşündüm, demledim, bunun böyle olduğunun fikrine vardım, kanağı içine getirdim, size bunları anlatıyorum, derdim topladım. Bunların içindeyken ben bayağı da sosyal medyaya bir şey çok koymuyorum 3-5 gündür.

Niye? Çünkü hem işte o zıkkımı içmeyeceğim diyorum. Hem detoks yapıyorum. Hem işte ishal ile uğraşıyorum. Hem cildimi kusturduğum onunla uğraşıyorum. Hem de bunlarla uğraşıyorum abi. Bir de şu an hiçbir ilaç kullanmıyorum. Yani hiçbir şey kullanmıyorum. O yüzden duygu durumum da böyle git geldi. O da çok iyi şu an şükür. Topladım hepsini. Çünkü farkına vardım ya. Üzerimden yük kalktı. Anlatacağım durun. Fettin tutuyorsunuz beni. Soru soru soru da soru. Neyse. Soru almıyorum şu an.

Ve arkadaşlar, bu bahsettiğim dopaminin görev, görev değer, değer sevgim. Ben bu devreyi öyle bir kabullenmişim ki, öyle içselleştirmişim ki, ne zaman bir boşluk olsa hemen yeni bir hedef buluyorum kendime. Tamam, şöyle bir klasik var ya, bir tıpçı okulu bitirir, boşluğa düşer. Çünkü o kadar fazla alışmıştır ki, strese, dopamin rushına, hep sınavlarla o high cortisol seviyeye. Kabul, okey. Ama sen artık tıpçı değilsin Tuba, yani 29,5 yaşında bir kadınsın sen.

Ve arkadaşlar, ben bu kadın olmama rağmen yetmiyor yani. Gidiyorum İngiltere'ye mesela. Buradan da öyle gittim. Yine bir kıyamet hayatı gittim. İngiltere doktorluğumu aldım, orada oldum abi. Sonra asıl istediğim bu değildi. Niye gittin abi, niye gittin o zaman? Tamam istediğin o değildi, onu o zaman gidince gördün de. İşte hep böyle bir onu da başarayım, onu da başarayım, onu da... Ya buna geleceğim ama yani potansiyelin var diye her şeyi yapmak zorunda değilsin. O zaman Japonca da öğreneyim şu anda. Yani bir şey yapabiliyorsun da yapmak zorunda değilsin. Ama ben öyle düşünüyorum. Yani bir hayat yaşıyorum.

Hepsini yapayım. Bunu da istiyorum, bunu da istiyorum. Aynı zamanda şunu da yapamam da yapamazsın. Yaparsın da hayat gider. Hayat öyle bir şey değil ki. Kovalarsın sadece hayatı. Bak Einstein'a, bak Van Gogh'a ne oldu? Nasıl öldürdüler adamlar? Bak Einstein... İnsanlar yararı zararı tartışılır şu anda. Ben seviyorum o ayrı da. Neyse. Sonuç olarak bak, ne oldu? Adam nasıl öldü? Hayat bu mu? Kendine ne yararı oldu? Başka bir hayat varsa iyi olacak da bilmiyoruz bunu. Ve bizim ruhumuz bu hayatta yaşıyor. Reenkarneyi falan şu an bilemiyorum ben o işleri.

Yani ben o psikiyatrislerin sorusuyla, o çok önemli. Sizce bu neden böyle sorusuyla? Şunu anladım ki, hani ben olağanüstü biri olmasam da, tamam mı? Bir şey başarmasam da, kimsenin onayını almasam da varım. Bugün işbirliğimi paylaştım işte. Global bir marka ile işbirliği yapacağım falan filan söyledim. Bir tane arkadaşım yazmış ki, Afro-Nusan arkadaşım, Tuğba senle gurur duyuyorum. Ya dedim ben niye gurur duyuyorum ki acaba falan. Ne yaptım ki ben abi? Benim için çok küçük. Çünkü bunlar önemli değil. Aslında önemli. Nesi önemli değil ya? Nesi önemli değil? Sen ilk kez bir işberi yapmışsın. Bir bu global marka, hala iyi bir marka yapmışsın. Niye bunu önemli değil kardeşim? Niye küçümsüyorsun her şeyi ya? Niye senin için illa boşluk, uzaya çıkmak mı ya? Ne kadar güzel bir şey bu. Her şeyi yapmaya da bilirsin Tuğba. Sen bugünden itibaren hiçbir şey yapmayacağım da diyebilirsin. Ben mutlu olacağım, geleceğim, tozacağım da diyebilirsin. Kaç canlı kattın bu dünyaya. Sen artık kendi keyfine bakabilirsin. Sıkıntı yok. Sen varsın ve değerlisin canım. Ben kendime söylüyorum, anlayın siz.

Alacak olan varsa alsın, çekinmesin kendinin üzerine. Ama arkadaşlar, bu o kadar kolay değil. Bakmayın böyle dediğime. Çünkü etraf da öyle değil. Toplum bize hep diyor ki, bir şey yap, iyi yap, daha iyi yap, hep yap. Hala yapmadın mı? Biz zannediyoruz ki, durarsam düşerim. Ve ben de öyle zannediyorum yani, durursam düşerim. O yüzden arkadaşlar, bazen durmak, yavaşlamak, ilk defa kendimle temas etmek anlamına geliyor. Size bu saatten sonra ne yapmak istediğimi söyleyeceğim. Yeni hedefim bu.

Ha bu işte bahsettiğim Afrika'ya gitmek planım. Tanzanya'ya gidecektim. Görüntü doktorluk yapacaktım. Fakat ben gittiğimde otelde kalmıyorum. Yine şeyde kalacaktım hani bir yetimhanede falan çocuklarla beraber. Çünkü öyle keyif alıyorum. Ama tamam da orada yine işte su yok, sıcak duş yok, saçımı yapamayacağım falan filan zorluklar. Doktorluk da var yani orada keyife gitmiyorsun.

Ve orada acı var, keder var, zorluklar var. Yüz yaşıyorsun çocukların acısıyla. Aç kalan çocuk oluyor. Yani besleyen... Çok zor bir psikoloji tamam mı? Ama besleyeceğin zaman da kabul. Fakat dedim ki yani sen aslında dürüst ol kendine. Şu an bunu kaldıracak gücün var mı? Yok. Ya yok. Daha 1.5 yılı fazla. 1.8 yıl oldu ben Boyabat'tayım. Daha yeni geldim. Bismillahirrahmanirrahim.

Ya bir dur. Niye bu kendinizi tekrar zora sokmak isteği? Neden? Çünkü arkadaşlar bu benim için bir telafi mekanizmasıydı. Hani iyilik yapayım da kendimi anlamlı hissedeyim. Ama artık şunu anlıyorum yani ben birilerine yardım ettiğim için değil, yaşadığım için anlamlıyım. Hani ilk defa kendi ihtiyaçlarımı öncelemek istiyorum ya. Çünkü lazım, ihtiyacım var buna.

Hani ilk defa derim ki senin de saçın yıkanmalı. Hani sen de gün batımında durmaya hakkın var. Senin de huzurdan bir payın olabilir. Sıkıntı yok bunda, bu bencece değil. Ben artık sürekli koşmak istemiyorum. Ben gerçekten kendimi sömürmek istemiyorum. Ben artık hedefin değil, biraz da hayalin peşinden belki, hayalin de değil, şeyin peşinden gitmek istemiyorum, durmak istiyorum ya.

Bu hayat benim ve biraz da kendim için yaşamak istiyorum. Çünkü bu değer bağımlılığının farkındayım. Bunun bir klinik karşılığı yok. Hani klinikte bu değer bağımlıdır falan. Böyle bir şey yok. Ama bu gerçek, çok gerçek. Var. It exists. Yani bazılarımız için, yani bu bazılarımız overachieverlar. Bunlar için hayatta kalmanın temel yolu başarılı olmak. Overachiever ne? Achieve edeceğinden daha fazlasını istiyor. Fazla kovalayandan diyebiliriz.

Türkiye'ye fazla başaranlar da, başaranlar değil bunlar, fazla kovalayanlar. Ya başarırsa onda, günün sonunda, o mevzu değil. Anladınız, geçiyorum. Çünkü niye arkadaşlar? Bizlerin çocukluğunda değeri, yaptıklarımızla ölçüldü. Duygularımız değil, başarılarımız onaylandı. Ben ailemi suçlamıyorum, onlar da en doğrusunu bulduğunu düşünerek belki yaptı, hiç sıkıntı değil. Ama böyle oldu. Sevilmek için sıradışı olmalısın, tamam mı? Durursan değersiz kalırsın. BM'deki dopamin devreleri de buna alıştı. Hedef koy, başarmaya çalış, yap, koş, tüket. E sonuç ne? Tatmin yok.

Kutlama yok. Sadece sıradaki diğer görevi var. Benim ablamda da aynısı, bende de aynısı. Benim etrafımdaki tıpçı, doktor, herkes de aynı. Ve bakıyorum herkesin bir başı üstüne diğer başı, diğer, diğer, diğer. Bunu fark edenler mutlu olmaya çalışıyor bu saatten sonra.

Çünkü bu çağ arkadaşlar, bir de geç kalmış hissedenler var ya benim o sözlerimden, ona da geleceğim. Ben hissetmiyorum, hissedemiyorum. Çünkü ben tam tersi, fazla yorulduğum için, bir hayatta beş hayat yaşamaya çalıştığım için yaşadım da bu arada. O yüzden yaşlı gözüküyorum. Yani olduğumdan daha büyük gözüküyorum. Çünkü tek hayat yaşamadım ki ben. Ben beş insan hayatta kadar hayat yaşadım. Tıp okurken aynı zamanda gezgindim. Şöyle yaparken buydum. İşte, retired, badly judged, curt falan. Fakat ben ne kadar geç kalmış hissetmesem de hissedebilenler için empati yapabileceğimi düşünüyorum. Ve söyleyeceğim birkaç şey var ama öncesinde bu çağ ne çağ demiştik? Kendini gerçekleştirmek zorunda olan bireyler çağı. Modern toplum bize hep ne diyor? Potansiyelini kullan, kendinden iyi versiyonu ol, üret, kazan, göster. Ve özellikle kadınsan bir de ne yükü biniyor üzerine? Bakımlı ol, güçlü ol, duygusal ol ama bağımlı olma. Her şeyi başarma, kibirli gözükme. Oldu, oldu paşam. Sonsuz bir çelişki içerisinde sürekli yetersizlik hissi inşa ediyor.

Sanki hep azıcık daha çabalarsam sonunda tam benle ulaşacakmışım gibi. En iyi versiyonum, en iyi versiyonum. Ben hep diyorum ya, kendim en iyi versiyonum olacağım falan filan. Ama yok abi, ulaşmıyorsun ona. Ona ulaştığında hayat geçmiş oluyor zaten. Yani çünkü sistem seni hep biraz eksik kurguluyor ki tüketmeye devam et. Aynı şey gibi hani kölelere yeteri kadar para vermiyor ki çünkü köle olmaya devam etsin ya. İşte aynı, yani beyaz yakalanıp tutuyor. Şaka.

Şimdi kölelere şu yapılıyor ya hani, yetene kadar para verilmiyor ki köle olmaya devam etsin. Bu da aynı onun gibi. Tüketmeye devam edelim. Hedef kovalayalım, koşalım, havuca uzanalım sürekli. Yetinmeyelim. Ve arkadaşlar bu aslında benim şu an yaşadığım bir burn out değil, uyanış. Good morning! Nasıl bir uyanış? Bunu da aradan sonra anlatayım. I'll be back soon! Dr. Güneş radyo.

Şimdi şöyle bir uyanışı tattım. Günaydın. Zümaydın. Ben bu yaşıma kadar sürekli bir şey peşinde koştum. İlk GS hayatımda, ah dedim bak bitti. Sonra hemen kendime yeni bir şey ürettim değil mi? Ama sonra ne oldu? Bunun o kadar ağır geldiğini fark ettim ki bana. Abi yaşayamıyorum, düzelemiyorum. Geldim buraya da düzelemiyorum. E nasıl düzeleceksin?

Nasıl üzüleceksin kızım sen? Üzülemezsin. Bu kadar yük koymuşsun üzerine. Bir de öyle bir şey koymuşsun ki hedef yani. Yazık ya. İnsansın. Bu kadar mı var olmak için? Bu kadar mı kabullendiremedin kendini? Kabullendirmek için bu kadar başarmana gerek var mı? İnsanüstü başarı sergilemene gerek var mı ya? Seni kim böyle kabullenmedi? Allah onları ne yapsın ya? Vallahi bazen çok üzüyorum kendimi.

Yani kendini kullanarak hayatta kalmak istemeyen zihnim, benim canım zihnim diyor ki artık kendine ait ol diyor. Ve bu benim depresyon değil artık. Depresyon hikayem değil. Bu benliğimin arınma çabası arkadaşlar. Good morning. Aynı zamanda bu sosyolojik düzeyde de benim veya başka birinin buna hayır diyebilen birinin yeter deme cesareti. Çünkü toplumun sürekli benim yerime karar verdiği bir dünyada, bizim yerimizde bazı şeylere karar verdiği bir dünyada, ben şu an sadece yaşamak istiyorum demek bir başkaldırı. Tamam mı? Yani bu kendi bedenimize, zamanımıza, içsel varlığımıza geri dönebilmek. Ben artık şunu biliyorum ve diyebiliyorum. Ben bir şey başardığımda değil, hiçbir şey yapmadığımda da değerliyim. Ben sadece güzel projeler için değil, bazen sabah kahvemi içerken de anlamlıyım.

Çünkü ben artık başarmak zorunda değilim. Yaşamak istiyorum. Gerçekten. Derinlemesine, kendi ritmimde, kimse yetkilemeden. Sadece ben olduğum için var olarak yani. Hani bunu da yapabilmek istiyorum. Şimdi bu anlattığımın hepsi aslında diyorum ya, overachiever'ların, yani aşırı başaranların, aşırı kovalayanların bu profillerinde yaygın görünen, hatta neredeyse klasik bir örüntü arkadaşlar. Ama çoğu zaman fark etmiyoruz bunu yaşadıklarını veya onlar da fark etmiyor. Çünkü bu başarıyla kamufle oluyor zaten. Yüksek işlerini diyebiliriz yani.

Şimdi bu overachievers'ın özelliklerinden bahsedeyim biraz size kısaca. Bunlar genelde arkadaşlar, çocuklukta şartlı sevgiyle büyümüş. Bunu söyledikten sonra başarı eşitlis sevgi bunlarda, öyle kodlanıyor. Zeki oluyorlar, fark ediliyorlar. Ama bu fark edilme hep ne yaptığı üzerinden, yani production üzerinden olmuş, ürünü üzerinden olmuş, tamam mı? Ne üretti?

Hataları toler edilmemiş ama başarıları abartılmış belki. İçsel özdeğeri düşük ama dışsal başarıları yüksek. Ödül sistemleri dopamin sadece çaba ve sonuç ekserinde gelişmiş. Ne oluyor böyle olunca? Yeterli olmadığını düşünen ama bunu daha fazla şey başararak örtmeye çalışan bir yetişkinlik çıkabiliyor. Bu dönüşler oluyor mesela. Söylediklerimi bir düşünün. İçsel değersizlik hissi geliyor. Bu bende narşistlik günlük sonrası oldu.

Beyin bunu başarılarak dengelemek istiyor. Zor, yüksek, çok aşamalı hedefler seçiyor. Çünkü niye? Daha çok takdir alır, daha çok eksternal validasyon. Sonra ne oluyor arkadaşlar? Hedefe ulaşınca kutlanılmıyor. Çünkü başarı içselleştirilmiyor. Hemen ne yapılıyor? Yeni hedef koyuluyor. Sistem tekrar başa dönüyor. Bilmem tanıdık geldi mi? Ve bu döngü devam ediyor. Çünkü aslında kişi kendiyle kalmaya tahammül edemiyor arkadaşlar. Kendi olarak yaşamıyor, işe yarar bir şey olarak yaşamak istiyor.

Çünkü ancak öyle hayatta kalabiliyor. Peki, nörobiyolojik düzeyde ne olur? Kısaca bunu da söyleyeyim. Merak ettiğinizi biliyorum çünkü I love you. Şimdi hepimizde bir dopamin siklosu var ya, onlardaki dopamin siklosu yani overachieverlerdeki, sadece başarı odaklı çalışmaya alışır.

Dinlenme, huzur, boşluk, bunlar dopaminle ilişkilendirilmez. Ben tembellikten de dopamin üretmek istiyorum. Tembelliğin de zevkine varmak istiyorum. Anlatabiliyor muyum? Boş boş yatmanın da ben tatile gidemiyorum arkadaşlar. Bana soruyorsunuz, al böyle deniz, kum, güneş yok. Ben diyorum ki, güneş görmek istemiyorum. Yalan. Yalan söylüyorum. Bakmayın bana. Yalan. Ben güneş seviyorum aslında. Tamam, güneşten korunurum abi. Tatil sadece güneş mi? Deniz, kum, güneş. Ama gidemiyorum. Çünkü tembellikten dopamin sentezleyemiyorum şu anda. Onu da yapacağım inşallah. O günler de gelecek. Tatile gidebileceğim. Rezalet ya. Duruma bak. Prefrontal Cortex arkadaşlar sürekli plan, hedef, yapılacaklar listesiyle doluyor böyle insanlarda. Neuroscience bölümünde anlatmıştım Default Mode Network'ü. Hayal kurma, aça dönme, bunlar kullanılmaz hale geliyor. Kişi biniviye arkadaşlar, kendine yabancılaşıyor. Bu inanç bir rezalet bir durum. Neyse şöyle diyelim bir de. Sosyolojik olarak baktığımızda ise toplum ne yapıyor arkadaşlar? Bu overachiever'ları yani mesela beni de övüyor ya, övüyor, teşvik ediyor. Aynı zamanda da aç gözlü bir şekilde sömürüyor.

Yani çünkü onlar her şeyi yapabilecek mükemmel insanlar. Bunlar da, yani o insanlar da bunu seviyor aslında. Yani o da bu güzel paketi sundu zaten. Buna sıkıntı yok. Al ver, al ver dengesi sağlam. Tamam da, dert anlatmaya çalıştıklarında, ama sen zaten çok iyisin deniyor. Hani ben bunu hep anlatmaya çalıştım ya, abla sen doktorsun, ama ee? Bitmiyor ki benim derdim. Hissettiklerim öyle değil ki. Bu insanlar genelde zorlandıklarını söyleyemiyorlar. Çünkü başarının içinde boğuluyorlar. Şükür ben söyleyebiliyorum, öyle bir şeyim yok.

Ve çoğu zaman bu insanlar kendi işlerindeki yoğunlukları dile getirme haklarına bile sahip olmuyor. Çünkü şikayet eden başarılı insan toplumun kafasını karıştırıyor. E madem şikayet edeceksin, okuma o zaman kardeşim. Yapma, bilmiyor musun bu mesleğini böyle? Ya evlenmek gibi evlenmek de zor. Ama ne oluyor? Dayanamıyorsun bazen. Evlenince boşanabileceğini de biliyorsun. Boşan o zaman. Öyle şey mi var? Direniyorsun yani, direnmek diye bir şey var. Bekara karı boşanmak kolay. Okumuş o kadar kız. Niye bıraksın ya? Şikayet edilebilir. Sıkıntı yok bunda. Edecek ama devam edecek. Edecek ama istediğini yapacak. Sana ne?

Neyse, ben bu döngüyü fark ettim arkadaşlar sonuç olarak. Terapi sağ olsun, olsun bu olsun, depresyonlarım sağ olsun. Bir gün bir yerde bir kız depresyon iyi bir şey demişti ve linçlenmişti aslında. Ben söylemek istediğini anlamıştım. Ama hani o kız belki dediği için linçlendi bilmiyorum. Ama bir yerde şöyle bir haklılık payı var. Depresyonun suizidal riski olduğu için sıkıntı. Yani eğer depresyon gerçekten hastalık seviyesindeyse ve kontrol edilemezse o zaman kötü sonuçları olabiliyor. Brutal. Fakat onun dışında depresyon gerçekten bazen öğretici olabiliyor. İyi kullanmak gerekebiliyor, iyi kullanabilirsen. Bir de majör depresyon çok ayrı. Yani hani hastalıkları ölmek değil bu. Fakat ben mesela kendi depresyonlarımdan her zaman bir şey öğreniyorum. İki haftaya geçkin depresyonlarımdan da. Beni öğrendim. Yani benim için bir yeniden doğuş süreci oluyor bu depresyon. Ama yaşarken gelin bir de bana sorun. Çok zordu.

Ben dedim ki, ben artık bu oyunu oynamak istemiyorum. Ben bir proje değilim. Ben olduğum halimle yeterliyim. Daha fazla title'a, ismimin yanında daha fazla eksiğe gerek yok. Değerli olmam için daha fazla okumama, daha fazla güzel iş yapmama da gerek yok ya. Sen kendi olduğun hale değerlisin. Ayrıca da burada ne var arkadaşlar? Potansiyel tir anlığı. Zehrin de yanında, bir de bu ekstra var. Bu ne? Şimdi ben potansiyelim olduğunu biliyorum ya. Şimdi benim potansiyelim var, kafam çalışıyor değil mi? İşte o bilgi bazen beni öyle bir yakıyor ki yani diyor ki sanki ben

Bunları yapmasam, işte iki mastırda üzerine doktora dönüm yapmasam arkadaşlar veya işte başta cevriyede de öyle hissediyordum. Sonra yapamayacağımı anlayınca rahatladım. Hani potansiyelim boşa giderse ben de boşa gitmişim gibi yani. Boşa yaşanmış bir hayat gibi yani. Çünkü o kadar potansiyelim var ki yap bunları. Yani niye ya? Bu fikri masum gibi görse hiç masum değil. Ağır bir psikolojik yük ha. Madem yapabiliyorum, o zaman yapmalıyım. Hayatta en iyisini yapmalıyım. Her şeyi yapmalıyım. Şimdi yapmalıyım. Bu çünkü bir noktadan sonra hedef değil, vicdani bir sorumluluğa dönüşüyor sanki.

Sanki yaşam bana şey vermiş, hisse senedi. Ben de o siteden %200 verim almazsam, böyle ölürsem, ihmal etmişim gibi onu. İyi değerlendirememişim gibi. Ne alaka ya? Potansiyel zorunluluk demek değildir ya. Yapabiliyor olmam demek, yapmak zorunda olduğum anlamına gelmiyor. Her yetenek bir görev değil. Biraz IQ'nuz yüksekse, kendini gerçekleştirme fikrine o kadar bağlanıyorsunuz ki.

Bir şey istemedin, hadi yapman gerekiyormuş gibi. Çünkü kendimle açıklaşacağım. Hayır, ben aslında iki masraf bir daha yapmak istemiyorum. Ben kendime bu stresi, bu yükü, bu oksidasyonu yüklemek istemiyorum kardeşim. Ben kendime bakmak istiyorum. Ben spor yapmak istiyorum. Ben gezmek istiyorum. Ben dünyayı... Ben çok... Ben aşk yaşamak istiyorum. Ama yok. Ben öldüreceğim mi kendimi? Ya ben o kadın değilim. Ben o kadın, toplumun bana dayattığı kadın değilim. Her şeyi yapmamalıyım. Tek bir bedenim var, tek bir örneğim var. Hepsine yetişemem. İşte bu da beni suçlu hissettiriyordu. Bu yüzden bekleyemiyordum. Çünkü gecikmek kayıp gibi geliyor. Ama oysaki arkadaşlar, boş kalmak, beklemek, durmak bunlar bir varoluş hakkı ya. Ben müsaadenizle, kendim müsaadem lazım. Varoluş hakkımı kullanmak istiyorum, beklemek istiyorum, keyif almak istiyorum. Kendinize söyleyin, benim gibi hissedenler. Her şey olabilirim ama her şey olmak zorunda değilim. Benim de hakkım var. Eksik kalmaya, vazgeçmeye, beklemeye, gecikmeye, yani insan olmaya, ya da sadece durmaya. Bu hayatta potansiyelimi değil, huzurumu maksimize etmek istiyorum.

Yani bana diyeceksiniz ki, abla ne yapacaksın? Bilmiyorum kardeşim ne yapacağım. Her şeyi yapabilirim. Başarılı olacağımı biliyorum. Fakat şu anda bir şey düşünmek istemiyorum. Hayattan keyif almak istiyorum. Kendim ve hem psikolojimi hem bedenimi daha iyi yapmak istiyorum. Daha mutlu olmak istiyorum. Ailemle tatil etmek istiyorum mesela. Kafamı sıfırlayıp ama gideceğim inşallah. Bunları yapmak istiyorum. Boş boş durmak istiyorum. Sabahları yürümek istiyorum. Spor yapmak istiyorum. İstediğim kiloya erişmek istiyorum. Böyle basit basit işler yapmak istiyorum. Kahvemi içmek istiyorum. Maçamı içmek istiyorum. Bunu yapmak istiyorum şu anda.

Aynı zamanda işlerimi yapıyorum zaten. Bu. Kapatmadan önce benim bir önceki podcastimde kapatırken sarf ettiğim cümleler yüzünden kendini eksik hissetmiş, geç kalmış hissetmiş kim varsa onlardan öncelikle özür dilemek istiyorum. Çünkü benim böyle bir amacım yok. Bana bu arada gelmedi bu arada. Hiç kimse demedi ki ben kendimi geç kalmış hissettim demedi. Fakat ben dinlerken podcast dedim.

Bana bile yük oldu. Hani bana yük oldu ya kendi laflarım. Başkasına da nasıl olmasın? Çünkü ben sonuçta 29,5 yaşındayım ve birkaç tane kendimi diyorsam ki hayatı sığdırdım, bana yük oluyorsa bunlar, dinleyenlere nasıl yani? Ben özür dilerim o yüzden. Ve şunu demek istiyorum, dürüst olacağım. Hep böyle kıyışlara var ya, işte bazısı 40'da yapar bunu, bazısı 20'de falan. Okey, kabul bunlar. Hani hayat lineer bir çizgi değildir. Hayat bir akış. Kabul. Ama toplumun arkadaşlar, görünmez bir saat mekanizması var.

Medya, sosyal medya, eğitim sistemi, aile yapısı... Herkes aynı şeyi kulağımıza fısıldıyor. Başladın mı? Evli misin? O da mı bitti? Yaş kuşu oldu canım falan. Bu nöretif yüzünden bir kadın, bir adam, bir insan fark etmez. Kendi zaman anlısını yitiriyor. Kendi ritminden kopuyor. Ve hayat trenini kaçırmış gibi hissediyor.

Okuyan bir insan ve hedefleri olan bir kadınla okumayan ve hedefleri bu anlamda akademik olmayan bir kadının ellence yaş, çocuk yapacağı yaş tabii ki benzer olmayabilir. O gecikmiş bir sayılır. Hayır, sayılmaz. Bunu biz algılayabiliyoruz değil mi? Bir de bizim algılayamadığımız şeyler var. Ritimler var. Anlayamadığımız her şeyi anlayabiliyor muyuz? Ama olsun, toplum buna bakmıyor.

Evlendin mi? İşini kurdun mu? Ya herkesin hayali farklı, hedefi farklı, yapmak istediği farklı. Bir karışmayın, bir rahat bırakın insanları ama yok. Bu aslında arkadaşlar temporal bir disosyasyon. Yani ne demek istiyorum? Zihin kendi iç kronolojisiyle dış kronolojiyi senkronize edemiyor. Ve bu senkron bozukluğu ne hissi yaratıyor? Değersizlik, panik ve çaresizlik hissi. Ve ironik bir biçimde arkadaşlar bu panik, harekete geçirmek yerine kişiyi felç ediyor ya. Hiçbir şey yapamıyor bu sefer, ben geç kaldım. Aman ben geç kaldım. Ama haksız ya, bunu hissetmekte haklı yani kişi. Kendini çok geç kalmış gibi hissetmen canım bacım, geç kaldığın anlamına gelmiyor. Bu sadece başkalarının senin adına yazdığı senaryoya çok sadık kalmış olmanın bir yönetkisi.

Ne demek istiyorum? Kendine şunu sor. Eğer dışarıdaki saat olmasaydı, sen şu an tam olarak neredesin? Boş ver biyolojik yaşı ya. Boş ver güzelim onu. Ruhsal zamanla soruyorum sana. Çünkü bak, anlattım. Bana baktığımda, biyolojik yaşım aslında küçük ama benden oturan herkes çok daha büyük olduğumu düşünüyor ya da sosyal medyadan falan. Yüzümdeki kırışıklık mı? Hayır. Yok kırışıklığım. Niye? Çünkü abi çok şey sızdırdım. Acısından tatlısına. O yüzden. Hızlıyım çünkü. Hızlı yaşıyorum. Ama yoruluyorum o da. O aile bir konu.

Çünkü bazı insanlar 22'sinde tükeniyor. Diğerleri ise 38'inde ilk kez hayal kurmaya başlıyor. Bazı zihinler ancak hayatta kalmaya ayarlıyor kendini. Zaten şimdiye kadar yaşamadığı için, yaşamak için en iyi zamanı şimdi buluyor. Bu yoğunluk o kadar farklı ki nasıl kıyaslayacaksın? Nasıl kıyaslayacaksın kardeşim? Ben mesela biner yaşamıyordum. Zaman benim için bir takvim değil, bir yoğunluk haritasıydı. Yani mesela başkası için 10 yıl tek bir yumuşak eğri olabiliyorken benim için 2 yıl

Trauma, zirve, yıkım, kurulum, göç, keşif, devrim hepsini içeriyor. Şimdi o yoğunluğu düşünün bir. O yüzden hayat yaşlı değil, yoğunluk da oluyor. Sen eline aldanmayın. Yaş, ay, önemli değil. Bundan sonrasına bakabilirsin bu yoğunluk ayrıca. Mesela ben hiç tamam geç kaldım hissine kapılmadan çok yaşadım. Fakat şimdi ne yapıyorum? Yavaşlamaya çalışıyorum. Çünkü bunun değerini anladım. Anlatabiliyor muyum? O kadar değerli bir şey ki. Belki de siz en güzel yıllarınızı mesela yavaşlayarak geçirdiniz, tadına vararak geçirdiniz. Ben yeni farkında mıyım? Ya varmasaydım? Ya varmasaydım?

Çünkü önemli olan şey lineer hayat değil. Anlamlı hayatın peşinde. Yani anlam derken, onu da çok vazgeçtim biraz. Çok güzel mesajlar aldım sizden bu arada. Hani hayatın anlamını aramıyorum. Kendi hayatımın anlamını bile aramıyorum. Sevk almaya çalışıyorum. Olduğum andan en çok keyif alarak yaşamaya çalışıyorum. Fakat bu halcılık hani hediyonist bir yerden değil. İşte diyorum yani gökyüzüne bakayım, onu yapayım, bunu yapayım, kovalamayayım yani. Hani ondan bahsediyorum.

Mesela çok garip, ben 5 yıl önce şu ankinden daha büyük gözüküyordum. Çünkü o anki yaşadığım duygularla şu anki biri değildi. O yüzden yani başlayayım yaşına, başlayayım işte yani dinleyen yaşa. Ne önemi var biyolojik yaşına? Hakikaten yok. Önemli olan kronolojik yerin var, ritim. Ve bu ritme senin yaşadıkların belirliyor, takvim değil. Tamam mı? Önce bunu anlayalım. İşin en garip yanı benim açımdan. Siz beni hep böyle benim hedeflerimle, hayallerimle, abla sen güçlü kadınsın falan filan diye sevdiniz. Fakat ben onu da biliyorum ki işte kusurlarımı gösterdim önce. Abla dediniz, biz seni kusurlarına değil, kusurların olduğu için seviyoruz zaten. Ben bu mesaj o kadar dokundu ki bana bir yerlerime. Ne oluyor lan dedim.

Hani kusurlarıma rağmen değil, kusurların olduğu için kusurlarını da seviyoruz zaten falan. Ya ben hayatımda böyle... Bu çok güzel bir şey. Ve sonra şunu anladım. Ben sadece ben olsam da beni severler mi ne falan. Evet ya hani... Yok sevmezsen... O da olabilir abi. Yapacak bir şey yok yani. O kendi bileceğiniz iş de.

Bunu sayenizde anladım. Podcast beni gerçekten bu anlamda çok iyileştirdi. Teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Hayatta geç kalmış istenenler için daha ayrıntılı bir bölüm yapmak isterim. Fakat orada şöyle bir handikapım var. Ben onu hissetmediğim için arkadaşlar, ben psikolog değilim, psikiyatrist değilim. Sadece bir temelim var psikiyatriste. Tıp fakültesi, doktor olduğum için yani. Bilgili olduğum için aynı zamanda.

Ama yanlış bir şey söylerim, sizi etkilerim. Çünkü ben hep kendi hissettiklerim üzerine konuşuyorum. Bunun psikolojik temellerini, psikolojik temellerini anlatıyorum. İlaç anlatıyorum falan filan. Ama bu başka bir şey. Yaşayamadığım bir şey. Sanki şey gibi geliyor bana. Çocuk eğitmek anlatmak gibi yani. Ben nereden biliyorum çocuk eğitmeyi? Anlatabiliyor muyum? Hiç deneyimlemedim. O yüzden burada öyle bir handikapım var. Bunu çözersem daha bir güzel bir bölüm yapmak istiyorum. Ama diyorum ya yine. Yanlış bir şey söylemekten söylememeyi tercih ederim.

Sizi çok seviyorum. Kendinize çok iyi bakın. Nasıl detoks yaptım, silince kusuru falan filan. Bunu da valla anlatacağım. Hazır bitsin öyle anlatayım. Çünkü bu bölüm çok daha önemli benim için. Sizin için de ölür diye düşünüyorum. Hayır abla bize diğerini anlat. Tamam onu da yapacağım. Sizi çok seviyorum. Görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)