
5.330 kelime · ~27 dk okuma
Yaşar'cım malum bu sezon o sezon bikinili fotoğrafların instagramda arıza endam ettiği herkesin tatil beldelerinden fotoğraflarını koyduğu o kutsal aylara geldik ve bir yandan hani bizim de canımız çekiyor şöyle bir Schengen çıksa da yurt dışına gitsem ya da işte ben de şu tatillere ya da işte Schengen çıkmıyor biraz güneye gideyim diye bizim de canımız çekiyor biz de tatil planları yapıyoruz bir yandan İstanbul'da da turist sayısında çok gözde görülür bir artış var yaz sezonunda ve bu konu bize şu soruyu sordurtuyor yani biz bu turistlere iyi davranmaya turizmi desteklemeye mecbur muyuz kardeşim biz artık turistlerden birazcık gına geldi sürekli bizim içinde yaşadığımız şehrin kaynaklarını çeşitli işte su kaynaklarını elektrik kaynaklarını sömürüp Bizim de sadece ceremesini çektiğimiz, hiçbir şekilde faydalanmadığımız bir grup insan aslında bu turistler gibi de geliyor. O yüzden turistlere iyi davranmaya, onlar bize yol sorduğunda, sempatik olmaya, kendimizi sevdirtmeye mecbur muyuz sorusunu soracağız. Turizmi desteklemeye mecbur muyum diye de beraber düşüneceğiz bu bölümde.
Merhabalar herkese Mecbur Muyum'un yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün karşımda sevgili partnerim ara sıra gelen Yaşar var. Mehmet Yaşar Altun da. Kendisi her iki haftada bir bizimle olacak ve karşılıklı bir diyalog halinde. Bazen birbirimize gireceğiz, bazen aynı fikirde olacağız. Gerçi bu konuda aynı fikirde, fikre daha yakınız galiba Yaşar. Son bir senedir birbirimizi bu konuda gazlıyoruz.
Evet, evet bu bizim hani ortak bir nefret objemiz haline gelmiş bir konuyu konuşacağız bugün. Turizmi ve turistleri konuşacağız. İstanbul'da yaşayan herkesin muzdarip olduğu bir konu ve aynı zamanda da aslında şöyle de bir konu yani biz buradan bir şehrin sakinleri olarak muzdaribiz ve turizm sektöründe çalışmıyorsak da hani herhangi bir faydasını da görmediğimiz, sadece ceremesini çektiğimiz, işkencesini çektiğimiz bir konu. Turizm karşıtlığı, son zamanlarda yükselen, özellikle turistik şehirlerde yaşayan insanların yaptığı bazı anti-turizm protestolarından bahsedeceğiz bugün. Bu ikimizin de çok kişisel bir damarına dokunan bir konu Yaşar. Turizm, sen neden turistlere karşı tepkilisin? Bu arada hani turizm sektöründe çalışmıyorsak bunun ceremesini çekiyoruz dedin. Ama çalışıyor olsan dahi sadece yüzde doksanın bu işten böyle aylık geçinebildiği kadar para kazandığı, yüzde onun ise buradan büyük kârlar elde ettiği bir sektör turizm. Evet, doğru. Hem bu şehirde yaşayanlar hem de bu sektörde olan %90'larının ceremesini, cefasını çekti. %10'un ise sefasını sürdü. Oligarşik bir yapı. Ama seninle bu konuyu tabii şöyle konuşur olduk. Son bir senedir sık sık tartışıyorduk ama ben bir gün ofisten çıktım. Biliyorsun bizim ofis İstanbul'un turistik yerlerinden biri ve zaten sürekli turistin arasından sıyrılarak kendimi böyle sokakta zar zor yürürken buluyorum. Bunlar çünkü etrafa böyle baka baka yürüyorlar vesaire. Sonra... Karaköy'e geldim ve iki tane büyük kuruz gemisi gördüm. Zaten kuruz gemileri olduğum olası bende böyle nefret hissi uyandırıyor. Adeta şehre gelen yağmacılar ve yabancılar gibi hissettiriyor. Tabi bu his üzerine biraz düşündüm. Çünkü düşünsene sen işte kendi şehrinin en güzel yerlerinden birini tamamen turistler tüketsin, gelsin, yesin, içsin, gitsin diye tahsis etmişsin. Bu bence çok rahatsız edici bir his. Ama birazcık daha üzerine rasyonel bir şekilde düşündüğümde şunu hissediyorum. İstanbul zaten çok kalabalık bir şehir. Su kaynakları, gıda kaynakları, enerji kaynakları çok kısıtlı. Ve biz sürekli bunu doyumsuz bir hazzı doyurmak için harcıyoruz. Aslında turizm bu sürdürülemezliği, şehrin bir sakini olarak beni rahatsız ediyor. Benim yaşadığım deneyim buydu. Peki niye Galata Port'un ismini geçirmeden şey yapıyorsun? Onu anlat. Oraya gelecektim. Oraya gelecektim. Galata Port'u... İsmini vermek istemediğiniz bir port falan. Galata Port'a özel bir başlık açacağım.
Ama madem konusunu açtın şunu da söyleyeyim. Yani bu çok bizi üçüncü dünya ülkesi gibi hissettiriyor bana. Yani böyle Galataport işte şehrin güzel yerlerinden biri tahsis etmişiz. Mesela Fransa'yı düşün, ABD'yi düşün. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir hizmeti yok. Ama Türkiye veya üçüncü ülkeler işte Filipinler, Maldivler değil mi? Hani böyle turistlere ayrılmış özel yerler.
Ve en güzel yerler turistlere ayrılmış. Yani şimdi Beşiktaş'tan şöyle bir Arnavutköy, Bebe'ye kadar bir yürüyüş yapalım desek, hani şeyleri falan geçiyorum Galatasaray Üniversitesi falan, hani onlar okey. Bazıları kamusal olanlar ama birçoğu otel ve hani bir sahille olan ilişkimiz hiçbir şekilde kalmadan belki Bebe'ye kadar yürüyoruz denizi göremeden. Burada biraz da hani beyaz adam bizi sevsin. Ülkemizi beğensinler yabancılar gibi böyle bir aşağılık kompleksi de var. Buna da sonra gelelim bence. Bizim ülkemize özel ve belki biraz daha İspanyolların, İtalyanların, Fransızların çok yaşamadığı bizde o beğendirme aşağılık kompleksi de var. Buna da sonra gelelim. Ama bu arada sen de aynı hafta benzer bir hisse tutulduğunu söylemiştin bu turizme ilgili. Ya ben turizmle ilgili zaten hani bir, benim için bir nefret objesi yani turistler ve turizm de şey, birazcık aslında tam tersi yönden bir deneyim yaşadım. Geçenlerde Fontaine's D.C. grubunu gezdiriyordum, ayıptır söylemesi İstanbul'da. Böyle benim çevrem geniştir. Ve onları işte şey yapmak istediler, bu maraş dondurmacılarını yapmak istediler. Bu konsepte de bayılıyorum yani. Kim gidiyor buna?
Eğlenceli yani o güzel bir şey. Ve içimden hani bak gittik işte hatırlıyorum 200 lira verdik ve eğlence işte verir gibi yaptı aldı yok ağzına sokar gibi yaptı geri aldı falan. Hani dedim ki ya o kadar da bir nefret etmeye de gerek yok. Bazı turistik şeylerde gerçekten kültürün tatlı birer parçası mı oluyor acaba? O kadar nefret etmesem mi diye bir karşı bir yerden.
yaptım eleştirimi ama yani bu sadece belki ufak ve maraş dondurmacıları sadece çok minimal bir kısmı hikayenin çünkü çok ciddi bir senin de dediğin gibi özellikle ev ve konut konusunda çok ciddi krizlere yol açıyor. Bizim iki deneyimimiz bana şunu düşündürttü. Bize hep okullarda etrafımıza şöyle anlatıyorlardı. Turistleri sev, onlara iyi davran. Bak turizm dediğin şey bacası sanayidir, ülkemize paradır, gelirdir. Ama gerçekten turistlere iyi davranmak mecburiyetinde miyim? Çünkü bu turistler geliyor, benim şehrimin, ülkemin kaynaklarını tüketiyorlar ve ben bundan hiçbir şekilde yararlanmıyorum. Yaptıkları tek şey fiyatları artırmak. Daha zor bir şekilde ev bulmam anlamına geliyor.
Evet ve bir yerden bir yere gidişte de daha da zorlanman anlamına geliyor. Bende turistlere şu yüzden de bir gıcıklık var. Hani geliyorlar mesela İstanbul'a hani benim normalde günlük hayatta fiyatını karşılayamayacağım ya da almadan önce gitmeden önce beş kere düşündüğüm yerleri Kolayca gidebiliyorlar mesela şey birkaç ay önce Almancılar tartışması olmuştu işte para biriktirip buraya gelip burada hani krallar gibi yaşayıp bizim aslında işte nemalanamadığımız kullanamadığımız bütün o işte Boğaz'daki güzel restoranları vesaire o resortları falan filan hani kullanıyorlar ben burada yaşıyorum ondan faydalanamıyorum ama bu insanlar gelip bunu satın alabiliyorlar ben alamazken gibi bir gıcıklık da aslında insanda doğurmuyor değil yani bu konuda eminim yalnız değilim Kesinlikle. Burada bazı çelişkili durumlar var bu arada. Türkiye'de dışarı çıkan insan sayısı geçen sene göre arttı. Yani aslında her sene daha fazla insan yurt dışına gidiyor. Burada bence ortadaki çelişki şu, dışarı çıkabilme potansiyeli olan insanın sayısı ile gerçekten dışarı çıkabilen insan sayısı arasında bir makas var. Normalde Türkiye'de daha fazla insanın dışarı çıkmasını beklersin. Çünkü çok kalabalık bir ülke ama insanlar ülkenin durumu, ekonomi kriz derken... Aslında hak ettikleri kadar dışarı çıkmıyorlar ve tersine sürekli... ...dışarıdan birilerinin gelip kendi kaynaklarını tükettiğine şahitlik ediyorlar. Bence burada doktorlar bile bu örneğe giriyor. Türkiye hangi turizmde önde gelen ülkelerden biri? Ha evet, bundan hiç şey yapmadık. Sağlık turizmi tabii ki. Sağlık turizmi. Ve ben şunu düşünüyorum, bir vatandaş olarak sadece sizlerle soruyorum. Ben saç ektiremiyorum, bunlar ektiriyor.
Keşke öyle olsa. Burada ihtiyacım da varsa çektirmiyor ama keşke öyle olsa. Düşünsene senin her sene mezun ettiğin doktorların önemli bir bölümü estetik doktoru oluyor. Ve sen aslında daha az çocuk doktoruna sahip oluyorsun. Daha az nefroloğa sahip oluyorsun. Daha az beyin cerrahına sahip oluyorsun. Bu elbette doktorların çalışma koşullarıyla doğrudan ilgili ve doktorların zor çalışma koşullarını biliyorum. Ama bütün dünyada Gana, Hindistan, Türkiye, Mısır gibi ülkelerde dışarı batı Avrupalı tüketicinin ihtiyaçlarına karşılık vermek için daha fazla doktor transferi oluyor. Aslında küreselleşmenin ve turizmin en önemli sorunlarından biri sağlıkta bile kendini gösteriyor düşününce. En yüksek puanlı 2. bölümdü bu sene estetik cerrahi. Bu arada hani şey doktorlar o kadar da az çalışmaya şey değiller de hani birazcık konsantrans yapacağım ama estetik cerrahi de bir de maddi bir karşılığını almaları o çok çalışmalarının şeyini karşılıyor aslında. Yani onları tatmin ediyor en azından. Geçen ay İspanya'da protestolar silsilesi oldu ve hatta Barcelona'da kafede oturan turistleri bu turizm karşıtı protestocular su tabancalarıyla şey yaptılar, ıslattılar böyle. Hafif rahatsız ettiler. Hafif rahatsız ettiler.
Şey belediye başkanı çıkmış panik olmuş tamam mı? Şey İspanya'nın gelirinin çünkü çok yüzde 12'si. Şey turizm geliri olduğu için biz turistleri seviyoruz. Bunlar çok az insanlar. Bunlar size böyle davranılmayacak falan diye böyle panik halinde televizyona açıklama yapıyordu. Ama insanların da gerçekten canına tak etmiş ve hatta şimdi Google Maps'tan şöyle bir çözüm üretip Google Maps'e bu konuyla ilgili bir talepte bulunmuş Barselonalılar. Bazı turistlerin de kullandığı otobüs rotalarını
Google Maps'tan çıkarmışlar ki bir yerden bir yere gitmeye çalışan turistler o otobüs rotasını kullanamasın ve yereller kullanabilsin. Çünkü bir noktada hani biz de benzer bir şey şu Sultanahmet tramvayında yaşıyoruz. Yani gerçekten bir yerden bir yere gitmek ihtiyacı olan yerellerin turistler yüzünden ulaşamaması gibi durumlar oluyor. Böyle teknoloji şirketleriyle entegre bir şekilde de bazı çözümler üretilmeye çalışılıyor. Ufak trikler diyorsun. Ufak tefek kurnazlıklar diyelim. Ama bence bu tartışma açman çok önemli çünkü bu sadece senin veya benim hissettiğim bir şey olmadığını gösteriyor. Dediğin gibi son bir yılda, bir buçuk yılda dünyanın her yerinde ama özellikle İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkelerde gittikçe turistlere karşı bir öfkenin özellikle o şehrin insanları tarafından dile getirildiğini görüyoruz. protestolardan bahsettim. Buna da hani touristification diyorlar. Yani biz kendi şehrimizin bir turizm endüstrisine, bir turizm metasında dönüşmesine karşıyız. Ve bence bir noktada da haklılar. Çünkü geçen sene İspanya'ya 94 milyon turist gelmiş. Barcelona'nın nüfusu 1.5 milyon ve en az bir gece kalan insan sayısı 15 milyon. Yani şehir, şehirde yaşayanların 10 katından daha fazla insan ağırlamış.
Bir başka veri vereyim. Barcelona'da 2013 yılında ortalama kira altı yüz elli euro. 2019'a geldiğimizde bu bin euroya çıkmış. Yani neredeyse yüzde ellilik bir artış var. Gittim baktım bu yedi sene içerisinde enflasyon ortaması yüzde bir. Yani enflasyon her sene yüzde bir artarken kiralar yedi senede yüzde elli artmış. Pandemi döneminde bir azalma var ama günümüzde bin iki yüz euro ortalama kira Barcelona'da. Bu şunu gösteriyor. İnsanlar aslında kiraların artmasından, kendilerinin yertsiz yurtsuzlaşmasından şikayet ediyor.
Ve bence haklılar, çünkü giderek daha fazla otel şirketi, Airbnb şirketi, apart otel... ...insanların kalacağı evleri bir turizm destinasyonu haline getiriyor. Bu da tabii ki yerel insanlarda ciddi bir öfkeye sebebet veriyor. Evet ve bu tarihi şehirlerde konut üretmek de çok kolay değil. Öyle şıp diye, işte Amerika gibi böyle bol, geniş arazilerde olmadığı için... ...çok limitli bir konut alanını turistlerle sürekli paylaşmak zorunda kalan ve sürekli... Kira artışıyla debelenen, sadece kira da değil bu arada, restoran fiyatları vesaire de bu turistlerin her şeyi alabilmelerini de yükseltiyor. Burada mesela ben bir tane Venedikli yerel halkın bir şeyini gördüm. Çünkü Venedik bu bahsettiğin hani kültürel bitişin gerçekten son noktasında. Yakın zamanda da Jeff Bezos'un orada düğünü oldu sanki.
Başka bir yer yokmuş gibi. Yani Venedik'te şu anda yerel alttan çok turist var. Yani yılın herhangi bir zamanında yerel alttan daha fazla turist olan bir şehir ve artık böyle bir dev bir turist vitrini gibi bir hal almış. Ve bu niye acaba Jeff Bezos düğününü orada yaptı diye de düşündüm ben.
Bir cevap bulabildin mi oradan? Buldum. Neymiş? Şunu buldum. Succession fanlığımı biliyorsun Yaşar'cığım. Benim kırmızı çizgimdir Succession dizisi. Orada da çok zengin bir medya ailesinin dört çocuğu var. Hangisi başa geçecek? Konu bu. Ama genel olarak onların hem politikaya nasıl nüfuz ettiğini medya ailesi olarak hem nasıl zengin hayatlarını falan görüyorsun. Ve dizinin alamet-i farikası şu. Hep bir yerden bir yere çok smooth gidiyorlar ve çok rahat bir şekilde
o helikopterle oradan gerekirse işte onların Zodya'ına binerek bilmem ne falan hani lojistik olarak böyle hiçbir sıkıntı çekmedikleri bir görsellik var o çok veriliyor böyle hep bir uçaktalar ya da bir şeydeler gemideler böyle hep transportation şey o ulaşım şeyini çok görüyorsun ve aslında hani zenginler için ne kadar fakirsen o kadar bir yerden bir yere ulaşman zorlaşıyor onu dizi çok güzel veriyor. Jeff Bezos'un düğününü şuradan bağlayacağım. Orada da şey okudum, işte böyle 300'e yakın, yani Venedik'teki bütün deniz taksiler bu düğüne tahsis edildi ve hatta Venedik'teki halk da protestolarda bulundu. İşte bir tane şey gördüm, Jeff Bezos tuvaletini yaparkenki şeyi böyle kanallardan birine bırakmışlar falan. Orada aslında şey göstermek istiyor. Orada ne kadar lojistik olarak iyi yapabiliyorum ben bu düğünü. Çünkü bir de lojistik kabus aslında. Venedik yani hani bir şeylerin taşınmasının çok zor olduğu kanallardan dolayı hani hem kolay hem zor olduğu bir şey. Bence onun bir havasına atma olabilir diye düşündüm. Yani Succession beni buradan ilham verdi ama bu şeye geri döneyim. Venedik'teki yerel turizm karşıtı akımın bir sözcüsü.
Şöyle diyor, Venedik yavaş yavaş ölüyor çünkü her şey yer için turizmle rekabet etmek zorunda. Üniversitelerimiz için öğrenci evlerine karşı oteller, işçi evlerine, çalışan evlerine karşı oteller, hediyelik eşya dükkanlarına ve büyük tasarımcı butiklerine karşı yerel dükkanlar sürekli bir rekabet halinde der turistler ve yerel halk. Ve diyor ki, şöyle bitiriyor sözlerini, ''Yerel halk için yer yok, biz her zaman kaybediyoruz.'' Bu da aslında üzücü yani. O kültürün orada turizm vesilesiyle bir şehrin yaşam kültürünün ölüşü aslında. Burada sosyolojide bunu mutelaşma derler. Yani şehrin normalde işçi sınıfı, öğrencileri, artistleri tarafından yaşanan yerler giderek bir endüstri nesnesi haline gelir ve orada zenginler yaşar. Mesela bu Venedik'te çok net gözlemlerimiz bir durum. Venedik'in şehir merkezinde bin dokuz yüz yetmişlerde yüz yetmiş beş bin, iki yüz bin kişi yaşıyor. Mesela şu an tahmin et desem kaç kişi yaşıyor? Şehirin merkezinde Venedik'li diyebileceğimiz insan sayısı. On beş bin mi? Çok aşağı gittin. Sadece kırk bin kişi yaşıyor yani.
%70'lik bir azalma var neredeyse. Tabii ki bu aslında o yersiz yurtsuzlaşmanın veya şehrin dışına çıkarılmanın çok net bir göstergesi. Ama bence bu kısa vadedeki zararlar, uzun vadedeki zararı düşünsene İstanbul 15-20 milyon insanın yaşadığı bir şehir. Bir de bunun üzerine biz her sene İstanbul'da 18 milyon insanı ağırlıyoruz. Yani bu şehrin
Su kaynakları, gıda kaynakları işte enerji kaynağı sınırlı. Bunu biliyoruz yani bu şehir senede kırk elli milyon insanı ağırlayamaz. Ağırlasa bile on sene sürer ve ben İstanbul'da yaşayan bir vatandaş olarak şundan gerçekten endişe duyuyorum. İstanbul'un bundan yirmi otuz sene sonra kullanabilecek suyu, gıdası kalacak mı? Dolayısıyla kısa vadede bu aşırı turizm kendini konut sorunu olarak uzun vadede ise kendini bir
Ekolojik yıkım olarak gösteriyor ki buna önlemler de alıyorlar aslında. Yani mesela ne yaptı İspanya'da belediye başkanı iki bin yirmi sekizden sonra apart otellerin ve Airbnb'lerin lisanslarını iptal etti. Portekiz'de buna dair tartışmalar var. Dolayısıyla bu tartışma giderek kendini daha sert bir şekilde gösteriyor şu sıralar.
Evet, çevresel kısmını uzun vadede göreceğiz. Onu hep böyle sanki ikinci plana atıyoruz ama o da senin dediğin gibi bir o kadar önemli. Şöyle bir veri buldum. Bir kruz gemisi ki yani şu anda mesela İstanbul-Galata-Portademir'le ben konuşurken üç tane kruz gemisi var. Bir tanesi günde 12.000 aracın trafikte non-stop gezmesine eşdeğer bir egzoz salınımında bulunuyor. Yani geliyorlar, egzozlarını salıyorlar, Galataport'tan alışverişlerini yapıyorlar... ...ve ortalığı karıştırıyorlar ve gidiyorlar turistler. Ve bundan sadece hani çok niş bir kesim nemalanıyor aslında. Ama burada sana bir şey sormak istiyorum. Yani tamam geldi işte Karaköy'e, demirlediler Galataport'ta. Oradaki dükkanların sonuçta döndürmesine imkan vermiyor... ...veya Türkiye'nin ekonomisini büyütmüyor mu? Sen burada bir vatandaş olarak ne düşünüyorsun sonuçta? Bu bir ekonomik getiride yaratmıyor mu?
Ya ekonomik getiri tabii ki de yaratıyor ama bu getirinin hem bir niteliğini düşünmek lazım. Yani biz neyden feragat ederek bu getiriyi kabulleniyoruz? Hem de bu bir regulasyona sokulması lazım. Yani dediğin gibi o üçüncü dünya ülkeleşmesi aslında ne kadar deregüle olursa, ne kadar işte aman turist gelsin de falan modunda takılırsak ülke olarak hani Türkiye özünde söylüyorum. O kadar da hani o şey işte o beyaz adama kendini beğendirme aşağılık kompleksine doğru şey yapıyoruz. Yani bunun bedeli bu mu olmalı sorusu canlanıyor benim kafamda. Aklıma da şimdi sen de bunu konuşurken şey geldi. Covid zamanında turizm sektöründe çalışanlara maske dağıtılmıştım. Enjoy, I'm vaccinated. Öyle bir şeydi. Aşılıyım, keyfinize bakabilirsiniz falan gibi. Sanki böyle bir köpekmiş falan gibi. Biraz hasiyet zedeleyici gerçekten düşününce.
İşte biz fakirleştikçe daha fazla insan dışarıdan gelsin, burada daha fazla para harcasın diye girmediğimiz, yani affedersin ama şaklabanlık kalmıyor. Yani yeter ki gelsinler, yeter ki burada eğlensinler. Biz sirk kıyafeti de giyeriz, onları eğlendiririz de. Ya merak etme bizden sana zarar gelmez diye her türlü sinyallemeyi yaparız hissiyatı bence çok insanı böyle aşağılayan bir şey.
Böyle ülkeler dünyada var bu arada. Mesela Tayland'ı düşün. Tayland'da çok ciddi bir seks turizmi var. Ve ülkede çok ciddi sayıda genç kadın kendini burada buluyor. Burada kendini bir seks işçisi olarak çalışıyor. Ve ekonomilerinin dönmesinde çok önemli bir pazar payına sahip. Yani seks turizmi olmasa orada hiç turizm olmayacak gibi ülkeler var. Yani Tayland gibi, Filipinler gibi. Bazıları hatta o genç kızları alıp... satın alıp ailelerinden hani işte İngiliz bir orta yaşlı adam hani eşi olarak alıyor falan seviyesine de geliyor. Kesinlikle burada o zaman şu tartışmayı geliyorum ben. Yani burada aslında rahatsız edici olan şey, yeter ki turist gelsin anlayışıyla ülkenin bütün kaynaklarını bahsettiğin gibi lokal halkın karşısında turistlere açmak. Ki bence bu biraz içinde olduğumuz kapitalizmin bir meselesi. Bak şimdi son üç dört senede İstanbul'da motorlu taşıt sayısı ve motor sayısı dört katına çıkmış.
Şimdi dolayısıyla biz giderek trafikte daha fazla motor yürüyoruz tamam mı? Yani insanlar giderek daha fazla motor ehliyeti alıyor. Daha fazla sokakta motorla karşılaşıyoruz vesaire. Bu şu anlama geliyor. Biz 1950'li ve 60'lı yıllarda bir takım kurallar geçirmişiz. İşte isteyen herkes motor ehliyeti alabiliyor. Onun parasını verip motor alabildiğin sürece sıkıntı yok veya... Dünyanın her yerine vizeye başvurup gidebildiğin sürece gidebiliyorsun. Sıkıntı yok yani işte git oradaki oteli kirala, istersen denize mi gidiyorsun, istersen şehirde mi geziyorsun vesaire. Fakat dünyada bunu tüketebilecek olan insan sayısı arttığı için yani otele gidebilecek...
Turizme gidebilecek, uçak bileti alabilecek insan sayısı arttı. Bir yandan da aslında motor ehliyeti alabilecek insan sayısı da arttı. Yani insanların alım gücü yükseldi fakat bu kadar talebe arz yetişmiyor. Dünyanın hiçbir yerinde. Bu turizm olarak yetişmiyor, şehirlerin yolları yetişmiyor, trafiğin kuralları yetişmiyor, yaşadığımız hayatın biçimlenme şekli yetişmiyor. Bundan dolayı karşılaştığımız problem çok net bir şekilde artık artan talebe ve artan kaynağı karşı sunamadığımız arz. İşte burada artık bir şeyleri dengelemek lazım diye düşünüyorum.
Peki senin kafanda nasıl bir çözüm önerisi var? Yani turist sayısını kısıtlamak mı? Nasıl bir çözüm düşünebiliriz acaba? Vallahi şu olabilir. Yani turistlerden alacağımız bir vergi veya onlara koyacağımız ekstra bir takım ücretler... ...İstanbul'da yaşayan insanların hizmeti olarak dönebilir. İşte onların gıdaya daha kolay erişimi, daha ucuza su tüketimi veya... Bilmiyorum, başka başka şeyler. İkincisi belki bir turist sayısında bir kotaya gidebilirsin. İşte şu kadar turist gelecek, bu kadar turistin üzerinde ben almayacağım. Ama daha önemlisi bence şu. Mesela Fransa'yı düşün ve ABD'yi düşün. Bu ülkeler turizm satarken böyle gelin abi kaynaklarımızı tamamen kullanın ve size özel yerler tahsis ettikten ziyade bir kültür, bir kimlik, orada bir yaşam tarzı satıyor.
Çünkü bir takım turist tiplerinden belki bahsedebiliriz ama 3. Dünya grubundaki ülkeler böyle tamamen kaynak sattığı için, tamamen ülkelerinde böyle eğlence falan sattığı için senin sattığın şey sürdürülemez bir şey. Belki Türkiye'nin turizm modelinin değişmesi lazım diye düşünüyorum. Bu bir tane Dean McCannell'ın The Tourist diye bir kitabı var. Ben bunu YouTube kanalımdaki bir video için okumuştum. Orada turistleri tiplere ayırıyor ve ben bunu çok kullanışlı bulmuştum. Hani belki birazcık bunlardan da bahsedebiliriz. Çünkü bu turist tiplerinin özellikle toksik olanları diyeceğim yani böyle bir zehirli olan tipolojiler var. McCannell'ı dörde ayırıyor. Biri organize kitlesel turist. Bu en pasif turist tipi olarak anlatıyor. Ve böyle her şey tur operatörleri tarafından.
ayarlıyor işte gidiyor bir işte ne bileyim bir tur ajentesine gidiyor uçuşunu otelini tur rehberini ayarlatıyor işte sadece bir ön bölgeyi sadece o şey fasadı görüyor sahnelenmiş otantiklik diyor bu arada hani o işte sıra gecesine gidiyorsun sen şimdi Urfalısın diye Urfa'dan örnek vereyim sıra gecesine gidiyorsun. Damardan görünüyor. Aynen damardan görünüyor. Ve hani orada her gün herkes sıra gecesinde gibi bir şey yaşıyorsun değil mi? Hani şey ya da işte buraya turistler geliyor ve zannediyorlar ki işte biz her gün hamama gidiyoruz ve sonra da işte Maraş dondurmacısından dondurma yiyoruz falan. Her gün hamama gitmek fena bir fikir değil bu arada.
Güzel, bayağı pahalıydı bu arada ben ekibi. Yani sürdürülebilir değil maddi olarak onu söyleyebilirim ama hayır demezdim. Ve bunlar, bu birinci turist tipi konforu, güvenliği aslında önceliyor. Konfor alanından en az çıkmaya hazır olan turistler. İkincisi yine buna yakın, yine bir tur planı var. Buna bireyselleşmiş kitlesel turist tipi. Yine bir tur planı var ama daha esnek. Yine belki birazcık kendi başına dolaşabilir ama güvenli ve öngörülebilir alanlarda kalıyor. Hani o İstiklal Caddesi'nde geziyor ama bir arka sokağına geçmiyor mesela. Hala bu ön, sahnelenmiş otantiklikte kalıyor. Arka bölge yani gerçek şehre, uzaktan bakar diyor McConnell. Üçüncüsü ve dördüncüsü bunlar kaşif ve
Gezgin. Keşif de kendi seyahatini kendi planlıyor. O işte arka bölgelere ulaşmaya çalışıyor ama belli konforlardan vazgeçmiyor. Yara halkta da birazcık etkileşim kurma istekli ama daha temkinli. Mesela bir örnek vermiş işte Güneydoğu Asya'da sırt çantasıyla gezen ama Wi-Fi ile hostelde kalan. Bir gezgin. Dördüncüsü de en boham olanı diyelim hani. Bu yapılandırılmış turizm sisteminden tamamen kopmuş. Konfor ya da güvenlik önceliği yok. İşte couchsurfer biri olabilir belki. Bir gün orada kalır, bir gün işte o barda tanıştığı kızın evinde kalır falan filan. tamamen arka bölgeye o sahnelenmiş otantikliğin gerisine geçmeye çalışır. İşte otostop yapar falan filan. Mesela 60'larda Hindistan'a kendini bulmak için giden batıları örnek verebiliriz. Aslında biz burada hedef tahtamıza daha çok bir ve ikiyi oturtuyoruz. Yani çok kaşifle ve gezginle bir sorunumuz yok diyebiliriz. Yani sen de katılır mısın bilmiyorum. Burada sen bunları anlatırken bir yandan şunu düşündüm. Belki seyircilerimiz de, dinleyicilerimiz de bunu düşünmüştür. Bir, her ülkeye aynı şekilde yaklaşmıyoruz. Yani bazen bir ülkenin yüzeyini görmek bize daha çekici geliyor veya o ülkeyle ilgili kurduğumuz bağlantılar bununla ilgili oluyor. Mesela diyelim ki işte kafamızda bir İran var, tamam mı? Ya da işte kafamızda bir Avrupa.
tipi var. O ülkeye gidip 3-5 gün boyunca en turistik yerlere gidiyoruz. En turistik meydanlarda herkesin yaptığı şeyleri yapıyoruz. Mesela aslında ülkeden ülkeye turist tiplimiz de değişiyor. Belki Çin'e veya Moğolistan'a gitsek daha otantik şeyler arayacağız. Belki şehirle daha fazla karşılaşmak isteyeceğiz. Dolayısıyla sanki insanların gittikleri ülkeler ve coğrafyalar onların turist tipini de değiştiriyor. Çok daha ilgili bir yere gittiğimizde belki onun çok daha derinlemesine nüfuz etmesini istiyoruz bize. Bir de bence yaş geçtikçe de herhalde daha konfor arıyoruz. Yani 21 yaşların başında işte daha güvencesiz, daha öngörülemez, daha az kişinin deneyimlediği şeyleri deneyimlemeye daha açık oluyoruz. Ama yaş ilerledikçe veya işte annemizle bir yere gittiğimizde daha böyle önceden hazırlanmış paket şeyleri tercih etmeye yakın oluyoruz. Dolayısıyla biraz yaş ve ülke ile de alakalı diye düşünüyorum ama şeye katıldım. Bence bizim ülkemizde şu gezgin ve seyyah tipini gençlerde daha çok görmek isterim yani. Sana dün bir tane video yolladım. Bir kız Avrupa seyahatine gidecekmiş ve önünde fotoğraf çekileceği her binaya uygun bir renk kombini yaptığı bir kıyafet videosu paylaşmıştı TikTok'ta. O binanın önünde o fotoğrafı verecek ve o kıyafeti giyecek şeklinde. Bence biraz daha böyle o uçlarda takılan o gezgin daha bohem tip bizde eksik. Tabi çok hani gezmenin de çok lüks olmasıyla da ilgisi var. Hani zaten insanlar zar zor vize alıyorlar falan filan onlara girmiyorum bile ama hani o ruhu ben çok görmüyorum Z generasyonunda açıkçası. Çok bozdu diyorsunuz. Daha genel bir problem işaret etmiyor mu sence Ezgi? Çünkü dedin ya işte Instagram'da çekilecek fotoğrafları önceden belirleyip o binaların önünde o kıyafetle seçilen kız. Şimdi bu bize şeyi işaret ediyor. İnsanlar aslında yaptıkları bütün...
faaliyetlere, nesnelere bir tüketim objesi olarak bakıyor. Dolayısıyla bu tüketim kültürünün çok net bir göstergesi gibi geliyor bana. Ve bu sadece turizmle de alakalı değil. Mesela okunacak kitaplar var, tamam mı? Okunacak kitaplardan alınacak dersler var. Oralardan paylaşım yapılacak sözler var. O sözlerle ilgili ortamlarda yapılacak yorumlar var. Mesela kitaplar bile aslında bu şekilde bir tüketim fetişimize dönüşmüş durumda. Kürt muant olamadı onu. Gibi mesela bir ara çok... Tutunamadım. Aynen, bir yandan çok popülerlerdi. Şimdi artık onlar coolluklarını kaybettiler ve bu kitapları okuduğunu söylemek uncool oldu. Yenisi ne acaba? Yenisi ne bilmiyorum. Herhalde ne olabilir bu arada gerçekten? Bilmiyorum. Yenisi bence mülksüzler tamam mı? Yani mesela mülksüzler okumak çok cool bir şey. Beş sene sonra muhtemelen ele ayağa düştüğü hissedilince insanlar mülksüzler ne abi? İşte biz onu okuduk, bitirdik. Bu aslında bir şeylerin sürekli tüketilebileceğini gösteriyor. İşte bence beni turizm de aslında rahatsız eden şey, bir şeyi böyle sadece bir tüketim nesnesi olarak ona böyle...
Böyle sivrisinek gibi kanını çekip gidiyorsun. Bu çok rahatsız edici ve insanların hayatla kurduğu bağı epey bir derinliksizleştiriyor. Bu bahsettiğim turist kitabında McCannell şöyle diyordu yani insanların neden turistik gezi ihtiyacına hasıl olurlar? Neden bir yere turist olarak gitmek isterler? Ve bunu hani... Birçok farklı farklı turizm çeşidi var işte ne bileyim. Seks turizmden bahsettik. Bazen sadece yan gelip yatıp denize girmek için de tatile giriyorsun. Onları bir kenara koyalım ama hani kültür turizmi için bunu diyebiliriz sanırım. McKenna diyor ki insanlar gündelik hayattaki anlam eksikliği nedeniyle başka ülkelerde acaba otantik bir yaşam deneyimi var mı diye. gibi bir meraktan ve ihtiyaçtan aslında bilinç dışı bir ihtiyaçtan aslında turistik gezi yapıyorlar. Ama kapitalist sistem de bu arzuyu bir şekilde metalaştırıyor ve sahneliyor. İşte o sahnelenmiş otantikliğe de geri dönüyoruz. Yani orada biz otantik olduğunu düşündüğümüz bir işte yerel dans izliyoruz ama o sadece o turist
Gecesi için planlanmış ve yapılan bir şey halinde. Bu arada bu sahnelenme sadece kapitalizme içkin değil. Kuzey Kore'yi düşün. Hiç YouTube'da Kuzey Kore gezi videoları izlediğimi bilmiyorum. Hepsi birbirine benziyor. Çünkü Kuzey Kore Devleti'nin sana sunduğu bir sahne var. Oraya gittiğinde seni karşılan insanlar. Birinci gün nereye gideceksin? İkinci gün ne yapacaksın? Üçüncü gün kimler tarafından müzikle karşılanacaksın? Her şey besbelli ve bir noktada iki üç tane video izleyince... Olay çok korkunç bir yere gidiyor. Çünkü oraya giden her turistte aynı şeyi yapıyorlar. Ve buradan şuna gelmek istiyorum. Dedin ya, insanlar otantik bir deneyim arıyor. Yani çağlar boyunca gezgin, seyyah insanlara çok şey öğretiyor ve öğreniyor. Düşünsene, bir kültürün böyle içsel deneyimlerini, tecrübelerini, sezgilerini alıp başka bir yere götürüyor. O insandan öğrenebileceğin çok şey var. Mesela ben İstanbul'da zavallıyorum. İranlı biriyle karşılaşsam, on seneler İstanbul'da yaşıyorsa,
İran'ın diyelim ki işte siyaseten kaçmış biri olsa çok şey öğrenirim. Onunla çok şey paylaşırım veya aynı şey sağlıyorum Asyalı biri olsa. Biraz işte orada şimdi Kuzey Kore örneğine benzer bir şey de oluyor. Şimdi sana hani bir kürasyon sunuyor değil mi? O İranlı insan hani kendi perspektifinden belki muhtemelen tabii muhalif bir yerden bir şeyler söylüyor. Biraz Kuzey Kore'de hani sanki öyle orada da bir sahnelenmişlik var ama biz mesela...
Ne bileyim, Türkiye'yi ne kadar eleştirirsen de başka biri bir şey sorduğunda... ...böyle birazcık böyle milliyetçi bir yerden aslında... ...güzel bir şeyler de söylemek istiyorsun ya. Sadece mesela gömmek istemiyorsun ya. O yüzden ben mesela yabancı birinden aldığım ülke bilgisine çok şüpheyle bakıyorum. Eyvallah, katılıyorum. Ama Kore'yle İran arasında şu fark var bence. İran'la tanıştığım, İstanbul'da tanıştığım İranlı... ...veya Kuzey Kore'de gördüğüm sahne arasında biri organik, diğeri inorganik. Dolayısıyla sonra oradaki organik deneyimlerin altını çizmeye çalışıyorsun. Kim Jong-un'un şeyi nedir? O totaliter kontrol mekanizması gerçekten şeye kadar sirayet etmişti. Ben Nepal'de Kuzey Kore Konsolosluğu'na gitmiştim. Sebep? Şey öyle hani nerede denk geleceğiz falan diye restoranları vardı Kuzey Kore Konsolosluğu'nun ve orada bile hani Nepal'de olmalarına rağmen tabii ki o Kuzey Kore'nin o şeyini görmüştüm yani her yerde Kim Jong-un işte yapacağın şeyler belli. Şuraya bakarak otur, şuraya bakarak oturma şeklinde direktifler gelmişti.
Ama mesela orada şeyin altını çizmek istiyorum. Yani seyyah veya gezginle karşılaştığın organik buluşmalar insana çok şey öğretiyor ve sen de bir seyyah ve gezgin olsan çok şey öğrenirsin. Ama burada asıl çelişki şu. Yani sürdürülemez hem ekolojik olarak hem finansal olarak bir turizm modeli var. Bu turizm modelinde bir takım şirketler, bir takım gruplar çok fazla para kazanıyor ve şehrin sakinlerine ciddi zarar
Dolayısıyla aslında bunu biraz daha düşünmek ve bunu biraz daha gün yüzüne çıkarmak gerekiyor. Asıl tartışma burada. Yoksa ben kendim turizm, turizm faaliyetini veya bir yeri gezmenin karşısında değilim. Ama bu turizm, bu kalıplaşmış sana işte belli bir sahne, belli bir tüketim modeli sunan turizm evet rahatsız edici. Bir şehirli olarak, bir yerin lokali, yereli olarak şehrimin bu şekilde tüketilmesi de rahatsız edici.
Senin tatilin benim sefaletim mi diyorsun? Aynen öyle. Aynen öyle. Peki şey hakkında ne düşünüyorsun? Merak ediyorum. Tanoturizm diye bir şey var. Tanatos, Latince ölüm demek. İşte ölüm, trajedi, bir doğal afet etrafında gelişen turizm. Auschwitz toplama kampı, Çernobil, Pompeii örneği. Yani böyle ölüm ve trajedi müzelerini gezme hakkında, bu tarz geziler hakkında, turistik seyahatler hakkında ne düşünüyorsun?
Yani Daho toplama kampı ve Bosta'daki soykırı müzesi evet beni etkilemişti. Yani orada o trajedileri görmek, o trajedileri deneyimlemek evet insanda ciddi bir burukluk yaratıyor. Ben de Kamboçya'dakine gitmiştim bu arada. O da işte Pol Pot'un şeyi. Etkileyici yani çok etkileyici ama işte orada da acı mı metalaşıyor falan gibi bir yerden bir eleştirim belki olabilir. Bir eleştiri yapılabilir belki. Bir mesela soykırım olayı üzerine yazılmış bir türküyü dinlemekten farkı var mı sence? Yani şarkı dinlemekten. Aslında o duyguyu sana aktarıyor bir noktada. O duyguyu aktarmak için bunlar kurulmuş. O hafızayı canlı tutmak için. O yüzden o kadar metalaşmış gibi hissetmiyorum bu tarz şeyler. Peki, soykırım anıtı önünde gülerek poz verme hakkında ne düşünüyorsun? Rahatsız edici derim. Yani o ortamın ruhunu anlayamamış, o ortamın ruhuna kendini kaptırmamış derdim yani. Ya Yaşar iyi diyorsun, hoş diyorsun da yani sonuçta insanlar da seyahat etmeyi seviyor ve bir şekilde turist olacağız hepimiz. Bunu hedefliyoruz, planlıyoruz, bizi mutlu ediyor, bize keyif veriyor. İşte önümüzdeki aylarda böyle hevesle bakacağımız planlar yapıyoruz. Sence nasıl bir turist olmalıyız? Hani bu gıcık gıcık işte kruzlara giden ya da resortlara gidip oradan çıkmayan turist olmayalım diye düşünüyoruz ama sence ideal turist nasıl olmalı? Biz nasıl turistler olmalıyız? Eski hatırlarsam birkaç ay önce boykot tartışmaları başladı ve insanlar... Nereden aldın? ETS projeyi. Dünya önce bir toz uzunluğuydu. Şimdi bu boykot tartışmalarının aslında önemi şu. Bizim tüketici olmaktan gelen bir gücümüz var değil mi? Yani biz artık belki üretici olmaktan ziyade tüketiciyiz. Ve tüketirken de bilinçli bir şekilde tüketmemiz gerekiyor. Tatile giderken de bence bu bilinçliyi sürdürmek lazım. Yani... Orada beş yıldızlı veya dört yıldızlı otel zincirlerine veya Airbnb'de belli bir mafyalaşmış gruplardan ziyade... ...oradaki yerel üreticiye, işte bir aile sahibine gittiğimizde oranın lokali olan bir restoranda gitmek... ...onlara katkıda bulunmak, o şehrin, o ülkenin dokusunu da... Aynı zamanda bir pozitif yazıyor. O insanlarla daha çok temas etmiş oluyorsun. O insanlara para kazandırmış oluyorsun. Bence birinci bu. İkincisi bir yere turist olarak gittiğimizde şöyle bir mentaliteye kapıldığımızı düşünüyorum. Ne var canım? Ben tatildeyim zaten. Su açık kalsın. Elektrik açık kalsın. İstediğim gibi tüketebilirim.
Belki bu zihniyetle yaklaşmak yerine oradaki kaynakları daha sürdürülebilir nasıl kullanmak, oradaki o kaynakların da bir gün tüketilebileceğini farkında olup ona göre kendini sınırlamak iyi bir şey olabilir. Çünkü biraz şey gibi davranıyoruz, kendi ülkemizde uyduğumuz kurallara dışarıda uymama hakkımız varmış gibi. Biraz şey de oluyor böyle, parasını verdim açayım falan. Otelde bu kadar euro para verdim, doldurayım küveti falan. Aynen öyle. Bir de belki o şehri daha fazla nüfuz edebilmek için... ...işte lokal yerleri, tarihi yerleri, oranın yerel insanlarıyla tanışmak... ...yerel hikayesine aşina olmak da güzel bir başlangıç olabilir. Herkesin gittiği ve herkesin paket bir şekilde yaptığı davranışlar yerine.
Evet, kitlesel turizmin parçası olmamak bence burada atılabilecek en değerli adım olur herhalde. Biraz belki mesail bir şey olur. Biraz daha mesai harcarız araştırmak için, öğrenmek için. Ama karşılığında da daha fazla tatmin olduğumuz bir seyahat deneyimi yaşarız diye düşünüyorum. Biraz da bunun için gezmiyor muyuz? Yani gezmenin manası zaten kendi rutinlerimizin dışına çıkıp... ...kendimiz gibi olmayanla karşılaşmak değil mi? Yok, değil. Güzel fotoğraf çekmek.
Kombinde uygun fotoğraf çekmek. Düşünsene zaten aynı şey yiyeceksen, mesela düşünsene Almanya'ya gidiyorsun veya Portekiz'e gidiyorsun, döner yiyorsun. Türkiye'de yiyemiyor musun? Zaten yiyorsun. Oranın döneri başkadır, yaşarım. Tamam şimdi Gemüze yiyorsun, okey hani böyle sebzeli bir döner. Biliyorum diyoruz. Mustafa's Gemüze. Biz de gizliç. Kan yemez gitmiş bu arada. Zaten rutinin dışına çıkmaya çalışıyorsun ve farklı tecrübelerle kendini böyle... ...zinginleştirmeye, çoğaltmaya çalışıyorsun. Aynı şeyleri yapmanın, herkesle ortak olmanın bir manası yok. Farklı şeyler deneyimlemek, oraya nüfuz edebilmek bence asıl o insanda turizmin... ...veya siyahat etmenin faydalığını açığa çıkaracak eylemler olacaktır diye düşünüyorum. Biraz orijinal olun diye ben senin söylediğini şöyle sloganlaştırıyorum. Orjinal olun kardeşim. Peki turistleri sevmeye mecbur muyum? Turizmi desteklemeye mecbur muyum? Ve hani bir alt başlık olarak da nasıl bir turist olmalıyım? Turizm nasıl olmalı diye konuştuk bugün. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.