
6.382 kelime · ~32 dk okuma
Peribacası Fakültesi. Naber? Adımız da fakülte geçse de arkadaşlar, bugün konuşacağımız konular ülkemizdeki tüm fakültelere biraz sert ve ağır gelebilir. Ki gelsin de. Çünkü biz neyiz? Realistiz. Çünkü biz neyiz? Gerçeğin peşinde koşan ve bunu kendisi için kullanmaya çalışan idealist gençleriz. Tamam mı? Şimdi size bir şey söyleyeceğim. Biliyorsunuz ki arkadaşlar, görüyoruz yani, artık üniversite diploması almak İngilizce öğrenmekten daha kolay.
Harbiden yani okula okula okuyor zaten kendisi. İngilizce öğrenmek daha zor. Bu bence biraz tuhaf. Gelmiyor mu? Geliyor bence. Ve her köşe başında bir üniversite ve karşısında da ne var? İşsiz bir mezun maalesef ki. İnsanlar da haklı olarak soruyor. Yani bu üniversite okuma işi. Gerçekten hala mantıklı mı? Yoksa üniversite artık boş iş mi? Ve bugün bu soruyu sadece eğitim sistemine ya da bu bozulmuş sisteme değil, sana, bana, hepimize soracağız. Çünkü belki de mesele sadece o diploma değil. Diplomayı nereden nasıl aldığın değil, o elindeki kağıtla ne yaptığın. Hazırsanız başlıyoruz.
Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back Queen's Arena. Peribacalarım, öncelikle hepimiz biliyoruz ki toplumda şu anda diplomanın değeri düştü. Peki neden? Bu çok katmanlı bir soru ve çok katmanlı cevabı var. Bunun sebeplerini tek tek konuşacağız. Ama sonucunda söylemek isterim ki sistemin ve şu anda içinde bulunduğumuz toplumun bu sıkıntıları bir günde geçecek şeyler değil. Bugünden yarına bizim düzeltebileceğimiz şeyler değil. O yüzden kendimize odaklanacağız. Fakat bunu pozitif psikoloji, yani çevreyi umursamayın, şunu umursamayın, bunu umursamayın diye yapmayacağız.
Yani düzeltemiyoruz, ne yapalım? Her şey bizim elimizde, biz her şeyi istesek yaparız da değil. Tam bu yerden de yaklaşmıyorum, asla öyle değil. Eşitsizlikler var, bunu biliyoruz. Bazı şeyleri ne kadar istersek isteyelim, yapamayabiliriz. Ama ne yapalım? Bunları biliyoruz ya, ne yapalım, oturup ağlayalım mı? O yüzden ben bugün elimizden geldiğince ne yapabiliriz, fırsatlar neler, opsiyonlar neler gerçekçi bir şekilde önümüze koymak istiyorum. Olur olmaz, orasını ben bilemem. Çünkü gerçekten eşitsizlik var. Sayacağım tüm bu sosyal çürüme var. Hazırsanız başlıyorum onlara da. Şimdi birincisi, diplomanın değeri düştü. Neden arkadaşlar? Bu ne? Enflasyonel eğitim. Şimdi bir terim var, credential inflation. Yani diploma enflasyonu. Bir zamanlar üniversite diploması neydi? Çok eskiden işte annem babam zamanında. Elif bir statüs sembolü iken, bugün çoğu kişinin sadece başlangıç noktası. Yani artık sorulmuyor bile. Düşünün var mı mesela? Benim çevremde üniversite mezunu olmayan var mı? Düşünüyorum. Bir kişi var.
Neyse. Ve şu anda bakıyoruz, Türkiye'de her şehirde üniversite var. Bırakın üniversiteyi, tıp fakültesi var neredeyse her şehirde. Ve bu kötü bir şey. Evet, nokta yani. Kötü bu. Her yıl binlerce mezun veriliyor. Ama görün ki iş olanakları aynı seviyede artmıyor. Bu yüzden de ne oluyor arkadaşlar? Diploma artık fark yaratmıyor. Sadece ne oluyor? Olmazsa olmaz. E madem fark yaratmıyor, niye olmazsa olmaz onu da konuşacağız.
Peki diplomanın değerinin düşmesinin psikolojik yansıması ne oluyor bizlere? Mezun olan birisi, işte ben artık mezun oldum ne güzel falan filan diye başarmış gibi hissetmek yerine bu da yetmedi, duygusu da saplanıyor. Daha mezun olmadan ne yapsam ne etsem master'a gideyim, sonra işte doktora yapayım. Çünkü niye? Yetmiyor. Hatta çap yapıyor. Yetmiyor, başka şeyler ekliyor. Çünkü niye? Yetmiyor. Ne yapsın?
Bu ne yaratıyor arkadaşlar, bebeklerim? Hem öğrenilmiş çaresizlik, hem de motivasyonu düşürüyor. Okurken de, sınava girerken de, ama zaten okusan ne olacak diyor. Peki ikinci bir şey, o gözlemimiz. Artık üniversite diploması almak, İngilizce öğrenmekten daha kolay. Bu arkadaşlar hem sosyo-kültürel hem de bilissel bir kırılma aslında. Mesela İngilizce öğrenmek için ne gerekiyor? İçsel bir motivasyon, değil mi? Bireysel çaba. Çünkü ne kadar hatırlarsa anlatsınlar, öğrenemeyebilirsiniz yani. Bireysel çaba lazım. Disiplin, sabır ve maruziyet, yani exposure gerekiyor, değil mi? Ezberci sistemin daha dışında bir beceri. İstediğin kadar ezberli kalırsın yani, konuşamazsın. Üniversite dıştan yönlendirilen, böyle extrinsic, dışarıdan gelen motivasyon, İngilizce öğrenmek ise içten yönlendirilen, intrinsic bir motivasyon.
Ve siz mezun olduğunuzda işverenler de bunu sergisel olarak anlıyor. Diyor ki, bak bu çocuk İngilizce biliyor, şunu yapmış, şu girişimi yapmış, dijital becerileri böyle. Yani diploman ne diye soracağına, ne biliyorsun, ne yapabiliyorsun, yetkinliklerin neler, yeteneklerin neler diye sana soruyor. Bunlar öne çıkıyor. Üçüncü maddeye gelelim arkadaşlar. O kadar okudum, sonunda asgari ücretle mi çalışacağım? Ben bunun için mi okudum? Paradoksu. Yani üniversite okuyan ama asgari ücretle çalışan insan paradoksu. Arkadaşlar bu hem sınıfsal bir problem hem de başarı anlatısının çöküşü. Yani iyi okula git, çok çalış, kazan miti. Artık herkesin hayatında karşılık bulmuyor. Çünkü öyle olmuyor. Evet, bazı mesleklerde öyle. Mesela bunu ben yine söyleyeceğim. Özellikle tıp fakültesi mezunlarının bazı sayfalar var böyle tıp sayfaları. Sürekli sürekli doktorları ne kadar az kazandırırla ilgili provokasyon yapıyor.
Şimdi bu konuda mesela diyorlar ki 70 bin lira diyor. Bu kadar işte maaş mı olur? Hastane temizlikçisi daha fazla alıyor. Hayır, öyle bir şey yok. 70 bin lira değil çünkü maaş. Bunun ekstra gelirleri falan filan var. Tamam, tabii ki yetmez. Tabii ki daha fazla alınsın. Fakat ekonomik hiyerarşi diye bir şey var. Ve yeni mezunlara dürüst olmak gerekiyor. Neden ekonomik hiyerarşiyi göz ardı edip, doktorların çok daha az aldığını söyleyerek insanların da saygı duymasını engelliyorsunuz? Ben bunu çok yanlış olduğunu düşünüyorum ve dürüst olunması gerektiğini düşünüyorum.
70 bin lira falan almıyor hiçbir doktor. Devlet 2-3 farklı kalemde para ödüyor. Bu da yanlış, tamam, kabul. Fakat ilk ödediğim para 70 lira en az, diyelim ki. Sonra bir de nöbeti var, teşhivi var, osu var, busu var. Bana kalsa ben tam sayıda veririm ama işte birilerinin mağduru olacak falan diye demiyorum. Olacak birileri var mı mağdur bilmiyorum. İşte o yüzden söylemiyorum. Neyse ama öyle bir şey yok. Yani şu anda yeni mezun herhangi bir işe girenlerde en yüksek maaşlı doktor arılıyor.
Tamam, çok daha fazla yoruluyor, tamam. Bir de bu arada yorulmakla eşit değil yani. Sonuçta bilgi birikim artınca ve senin yapamadığını başkası yapamayınca yani sonuçta bir sağlık personeli gelsin, 300 saat çalışsın, bir lat yazamaz. Yetkisi yok çünkü değil mi? O yüzden yetkiyle beraber alacağın fiyat da artar çalışma saatinden bağımsız. İnşaat sektöründeki gibi yani inşaat işçisiyle oradaki mühendisinin bir imzasının o anlamdaki maddi karşılığı da farklı.
O yüzden saatle ölçülecek bir şey değil. Tamamen karışmış durumda burada. Sürekli bu provokasyonlar yapılıyor. Sürekli bu böyle algı oyunları... Yani çok çok kötü şeyler oluyor. Neyse. Ama anlatmak istediğim şey şu aslında. İyi okula git, çok çalış, kazan da... Ne kadar kazanmak istiyorsun o ayrı. Fakat yeni mezun bir doktor... Gerçekten diğerlerine bakıldığında... Tamam, karşıdan bir olaydır ama yine de iyi kazanıyor. Anlatabildim mi?
Fakat orada da sonrası size kalıyor. Kendinizi ne kadar geliştiriyorsunuz, ne kadar bir risk alabiliyorsunuz. Benim böyle tanıdığım plastik cerrahlar var mesela. Daha yeni uzmanlı bitirmiş falan. Çocuk en son model arabasını aldı. Fakat bir de başka arkadaşlarım var. Seçtiği yanlış şeyler... Yanlış değil de, sistemin yanlışlığı yüzünden zamanında idealist olarak seçtiği bölümden o kadar mutsuz ki çünkü hastaneden kopamıyor, aynı zamanda memleketten kopamıyor, aynı zamanda yeterli parayı almıyor ve çok kötü şartlara çalışıyor. İkisi de doktor.
Ben burada gerçekleri konuşuyorum. Çünkü öyle söz verdik. Neyse, sonuç olarak bu mit artık çalışmıyor ya. Tıp geçtik. Çoğu olanda böyle zaten. İyi okula git, çok çalış, çok kazan. Çünkü arkadaşlar, bize okullarda ne öğrettiler? O mesleği nasıl iyi yapacağımızı. Nasıl iyi mühendis olunur, nasıl iyi doktor olunur. Ya da iyiyi de geçtim. Doktor olmayı öğrettiler, mühendis olmayı öğrettiler, avukat olmayı öğrettiler, emişir olmayı öğrettiler. Ama kimse bize işletme hariç, ekonomi hariç, finans hariç para kazanmayı öğretmedi. Öğretmedi.
O yüzden sen iyi doktor olunca iyi para kazan... Öyle bir şey yok. İyi doktor olunca iyi para kazanmayabilirsin. Burada başka şeyler de giriyor devreye para kazanmak için. Para kazanmak istiyorsan para kazanırsın. Ama sadece iyi doktor olarak para kazanamayabilirsin. İyi akademisyen olunca para kazanamazsın. Kimse sana bunu vadetmiyor. O yüzden burada ne yapmamız gerekiyor? Beklenti optimizasyonu. Beklentin para kazanmaksa ona göre çalışacaksın. Ona göre virajlarını alacaksın. Beklentin iyi bir... Akademisyen olmak ise isteğin, hedefin. O zaman bileceksin ki ben iyi akademisyen olduğumda illaki para donuna beraber gelecek diye bir şey yok. Evet bu teoride hepimiz bunu biliyor gibiyiz ama hayır hayatta her title koyduğumda sanıyoruz ki ben daha fazla alacağım. Hayır. Farklılaştığın kadar, senin yaptığın işi yapamadığın kadar evet gelirin artar. Income'ını, gelirini double edersin. Fakat bu uzmanlıkla ve yetkinlikle de beraber perçinlenirse. Sen kendine ne yapıyorsun dediklerinde bir de şunu yapabiliyorum demen gerekiyor. Ben bir de şu title aldım deyince bir şey olmuyor artık modern dünyada.
Gel gelelim, işte bu iyi okullarda çok çalışıp kazanın gerçek olmadığını gören Z kuşağı, yakında Ayfa da görecek bunu. Ne diyor? Ben ne yapıyorum? O kadar emek verdim, yine olmadı diyor. Demek ki sistem zaten bozuk diyor. Evet, sistem bozuk. O zaman ne anlamı var diyor? Hayır, o zaman yine bir anlamı var. Ama bu o zaman ne anlamı var? İşte Z kuşağını existensiyel, yani varoluşçu bir boşluğa sürüklüyor, tamam mı? Bunlar hem radikal umutsuzluğu hem nihilist yani hiçlik reflekslerini tetikliyor. Ve burada iki yol ayrımı var arkadaşlar. Bu kişiler, siz, biz, ben, ya sistem dışına çıkmayı seçiyor ya da tükenmiş diye saplanıyor. Ne yapsın? Bir de şu da var, okumamak da risk. Neden? Çünkü sistem dışı kalma korkusu var. Bu da çok ilginç. Diyoruz ki diploma garantiyi sağlamıyor. Diplomalı da asgari ücret alabiliyorsun. Yani alabiliyorsan ne güzel hatta bazı mesleklerde, bazı okullarda. Diplomasız olmak ama hala dışlanma sebebi. Yani diplomalı olmak bir işe yaramayabiliyor bazen. Ama diplomasız olmak bu sefer de daha farklı yükler getiriyor. Bu da ne yapıyor kişiyi? Çift taraflı sıkışmış hissettiriyor. Hem oradan hem buradan. Okursan hayal kırıklığı, okumazsan sistem dışısın. Bye bye. Bu ne oluyor? Double bind. Yani ne yapsan hata. O da hata, o da hata. Biz ne diyoruz buna? İki ucu boklu değnek.
Bu da ne yaratıyor arkadaşlar? Yani Gen Z'de, canım Gen Z, Anomi. Anomi nasıl özetleyelim tek cümleyle? Toplumun bireyli olan sosyal bağının kopması. Ya da ne oluyor? Karar felci. Hep diyoruz ya, decision fatigue. Decision paralysis. Ya da ne oluyor? Varolsal kaygı. Existential anxiety. Peki ne yapacağız?
Peki ne yapacağız? Geldiğim o pozitif psikolojiden bahsettiğim yere. Yani evet her şeyi ben çözebilirim. Hayır öyle bir şey yok. Bizde değil. Sorun bizde değildi ki çözüm de bizde olsun. Kabul. Fakat elimizden geldiğince, olabildiğince. Çünkü bazı insanlar hem okurken hem işte kendi gelirini çıkarmaya çalışıyor. Hem işe gidiyor hem... Ya bu lan bu kişiye yurt dışına ek staj yap. Allah aşkına. O yüzden her şey bizim elimizde değil. Fakat olabildiğince, ne kadar elimizdeyse o imkanları maksimumda kullanarak farklılaşabiliriz. Şans da bizim yanımızdaysa. Bazen yaparsın, yaparsın. Olmaz. Yapacak bir şey yok. En sevmediğim cümle bazen, o da senin sınavındır, hiç sevmem. O yüzden o da senin sınavındır diye bakamam. Bununla verecek bir cevabım yok ya. Bazen böyle mesela terapide diyorum, buna ne diyebilirsiniz ki diyorum, terapiste diyorum. Hani ne diyebilirsiniz ki buna?
Ben böyle düşünüyorum. Buna ne sav üretebilirsiniz? Bazen öğretiyor biliyor musunuz? Her zaman gittiğim terapistten bahsetmiyorum. Başkasından bahsediyorum. Geçen de bunu sordum işte. Bir fikrimi söyledim. Bayağı da böyle pesimist bir fikirdi. Buna ne diyebilirsiniz ya dedim. Kadın bir şey söyledi ve çok hoşuma gitti. Sürekli kendimi ona hatırlatıyorum. O yüzden ben de eğer size bu konuyla ilgili bir şey bulursam söyleyeceğim ama onun dışında ne yapacağız arkadaşlar? Kendi mikro evrenimizi yaratacağız. Yani bireysel çıkış yolları arayacağız. Tamam mı? Tüm güçsüzde her şeyi yaparsınız demiyorum ama bireysel çıkış yolları olabilir ve bunları arayalım diyorum. Peki bunlar neler? Ve bunları nasıl yaparız? Hepsini aradan sonra konuşalım. I love you.
Şimdi öncelikle bu çürümüş sistemde herkesin diplomasının bir işe yaramayacağı, diplomanın artık yani must olduğu bir sistemde ne yapıyoruz arkadaşlar? Farklılaşıyoruz. Farklılaşmak temel şartımız tamam mı? Yani bu bir alan teorisini çağrıştırabilir bize. Ne bu? Her kişi, her birey kendi sembolik sermayesini inşa etmeli. Yani elimizdeki o artık kağıt parçasına dönüşmüş diplomadan öte. Sen bu okulu okurken hangi beceleri geliştirdin? Hangi dilleri konuşabiliyorsun? Hangi dilleri boşverin. Ne kadar iyi İngilizce konuşuyorsun. Bakın ben mesela İspanyolca falan da biliyorum. İşte başka Almanca da biliyorum. Konuşmuyorum bile. Boşverin onları. İngilizceyi çok iyi konuştuğunuzda neye açılıyor bu kapı arkadaşlar? Ben bugün size tüm araştırmaları çok güzel süzüp getirebiliyorsam, bunları kolay yapabiliyorsam, doğru bilgiye erişebiliyorsam, yurt dışındaki stajlara falan filan onları boşverin. Hepsini boşverin. Sadece şuna odaklanalım. Bunu yapabiliyorsam, iyi İngilizcem olduğu için. Aksan da boşverin, aksan da önemli değil. Aksan önemli, satış da önemli, pazarlama da önemli. Orada önemli, burada önemli. Ben mesela beyaz yakalı olsaydım aksan da önemli olacağını düşünüyorum. Ama konu o değil şu anda. Konu şu, çok iyi İngilizce. Bakın iyi değil, çok iyi İngilizce. Bence çok kapı açıyor. 700 bin doktor var diyelim, tamam mı? Bunların kaç tanesi çok iyi İngilizce konuşuyor? Direkt sıyrılıyorsunuz bakın. Direkt, direkt, direkt ya. Ve bu gerçekten etkiliyor. Yani insanlar çevir tıp okuyorlar mesela. Var böyle çok doktor. O da olabilir, eleştirmiyorum. Fakat günümüzde bu seni çok daha öne çıkarıyor. Kendi dilinde okumak, araştırmaları, işte bir sürü textbook var. Ben küçükken hep textbook okurdum işte okul zamanı. Hepsini İngilizce okurdum. Ve benim gazideyken İngilizce tıpta okuyordum. Hocalarımla bile sınavda bunun çok faydasını gördüm. Bizim sözlü sınavlarımız oluyordu fizyolojide falan da. Gidiyordum mesela İngilizce sınav. Hoca bazen bana soru sormadan önce İngilizce muhabbetini yapıyordu. İşte nerede öğrendin, nasıl öğrendin, nasıl oldu falan filan.
Bu da pozitif bir impact bırakıyor, onu da etki bırakıyor. Bu bile önemli. Senin de özgüvenin artıyor. Neyse, ne dedik arkadaşlar? Diplomadan öte, hangi becerileri geliştirdin? Hangi dilleri konuşuyorsun? İngilizce ne kadar iyi konuşuyorsun? Hayatı topful değil mevzu. O da önemli. Hangi sorunlara çözüm bulabiliyorsun? Bakın çok önemli.
Bu, bu sorunların cevapları bizim toplumsal pazardaki yerimizi belirliyor. Ne bu? Psikolojik sağlamlık, girişimci zihin, dijital okuryazarlık, bunlar çok önemli. Yani evet, üniversite artık tek başına yeterli değil ama hiç okumamak da, madem öyle çünkü, cesaret isteyen bir kumar. Cevap ne peki? Kitleyle aynı yerde başlasak bile, herkesle benzer başladık. Üniversite sınavına girdik, işte sonuçlar açıklandı, seçeceğiz. Herkesle aynıyız.
Ne yapacağız? Böyle olsak bile kitleden farklı bir yere doğru yol almaya çalışacağız elimizden geldiğince tekrar ediyorum. Evet diploma temel ama bizim esas değerimizi arttıran o temel üzerine nasıl bir bina inşa ettiğimiz tamam mı? Çünkü artık herkeste bir temel var gibi düşünüyoruz. Ama binanın farklılığı, onun değeri nasıl inşa edildiğinde tamam mı? Nasıl bir bina olduğunda.
Bir tanem güzelim, madem diploma şu an değerini kaybetti, azaldı, neden hala temel? Diplomasız biri niye hala sistem dışında kalıyor? Madem kendimize kattıklarımız, o binayı nasıl inşa ettiğimiz tamam, temel olmayan bina bir şey aramaz da, bırakalım metaforu şimdi. İşte biz üniversite dışında kendimize çok şey katabiliriz ya, yetkinlikler, onlar, bunlar, girişimci zihin, İngilizce, her şey katılabilir üniversite okumadan da, kabul.
Kişinin içsel motivasyonu varsa her şeyi yapar. Kabul. Mesela ben üniversitede kendime yaptığım en iyi şey, en iyi şey okula hep gitmemekti arkadaşlar. Gazi'de yoklama yoktu. Çünkü çok kalabalık, çok kalabalık, çok kalabalıktı. Hatta böyle yani sınıfın yarısı da falan sınıfta bırakıyorlar. Öyle kötü bir okul. Ankara fakülteleri çok zor. İstanbul öyle değil. Beni şimdi taşıyacaklar mı İstanbul'a? Ama biliyorsunuz siz de. Daha kolay. Neyse. Ben sürekli yurt dışına giderdim. Sürekli. O zaman da euro falan böyle değildi. Ankara'dan hiç dışarı çıkmazdım. Bir tane köpeğim vardı o zaman. Tek başıma evdeydim böyle. Paramı biktirip biktirip ailemden aldığım zaman harcamıyordum dışarıda zaten. Hiç sevmiyordum Ankara'yı. Evde duruyordum sürekli ve yurt dışına gidiyordum.
Ve böyle giderken de hep projelerle gidiyorum, gönüllü projelerle. O zaman ne oluyordu mesela? Hep anlatıyorum ya, İskoçya'ya gittim, Karaman'da kaldım, onlara yardım ettim, 21 gün kaldım falan filan gibi. Hem kalmaya para vermiyorsun, hem gönüllülük yapıyorsun, hem İskoçya bir ailenin kültürünü öğreniyorsun, kültürle beraber tarih öğreniyorsun, tarihle beraber dilin gelişiyor falan filan. O kadar çok katkısı var ki bunun hep. Neyse biz konumuza geri dönelim.
Neden hala sistem dışında kalıyor? Madem diploma herkeste var. Değersiz. Şimdi birincisi sosyolojik bir talebi var bunun. Yani kurumsal filtreleme. Şimdi biliyorsunuz ki arkadaşlar, şirketler, kurumlar, devlet daireleri, o kadar çok başvuru var ki, o kadar çok mevzu var ki, bir öneleme ihtiyacı var değil mi? Yani neye göre ödeyecekler? Çok basit. Diplomasız olmayanları ödeyelim. Elendiriler yapacak bir şey yok. Bu, yani kişinin niteliğini ölçmekten ziyade yükü azaltmak için yapılması gereken bir şart gibi artık. Yapacak hiçbir şey yok. Ne oluyor burada da? Diplomasız biri daha en baştan sistemin kapısında duruyor. Ket konuluyor önüne.
Çünkü çok daha fazla nitelikli bir seçim gerekir ve bu da o kurumları uğraştıracak bir şey. O yüzden direkt eleniyor. İki, ne olabilir? Psikolojik sebepleri. Ne mesela? Statör anksiyetesi. Şimdi toplumun zihninde hala diploma bir statü göstergesi, bir statü simgesi olarak kodlu. Yani diplomasız biri tembel, yetersiz falan ya da alaylı. Alaylı iyi gibi bir ama aslında değil. O da bence güzel bir söylem değil. Böyle etiketlenebiliyor, stigmatize edilebiliyor. Aynı şey.
Ayeler, çevreler ya da romantik ilişkisi bile bu etiketi bilinç dışı düzeyde kullanıyor ona karşı. Yani toplum bu kişileri diplomasız olduğu için dışlamıyor belki ama... Hani herkeste bir ne okudum sorusu var ya... Ne okudum ki? Bence bu da sınıflar. Sana ne karşı, ne okuyorsam okudum. Ne okudum sorusunun cevapsız... Meslekten şekilde bence sorulmamalı. Neyse. Ne okudum sorusunun cevapsız kalması arkadaşlar. Otomatik olarak karşıdaki kişiye açıklama. Ne okudun? Üniversiteye gittim ama bu da bunu yaptım, bu da bunu yaptım. Mesleğim şu falan.
Kime ne ya? Çünkü insanlara ezik hissettirmeye çalışıyorlar. Bu şekilde. Değersizlik hissi ve açıklama yorgunluğu yaratıyor karşıda. Başka bir sebep, neden hala mutlu ama temel, yasal ve yapısal gerçeklik. Şimdi mesela bazı alanlarda mecburiyet. İşte tıpta, hukukta, mimarlıkta, mühendislikte, işte endüstri mühendisliğinde, işte bir de inşaat mühendisliğinde falan filan. öğretmenlik gibi regüle edilmiş mesleklerde diplomaması olması haliyle. Çünkü yasal yetki o belgeyle veriliyor. Yani diploma değersizmiş gibi olabilir ama yasal geçerliliğini kuran olanlar hala hayati. Ve hani tıp fakültesini bitirmiş olmanız lazım ki doktorluk yapabilirsiniz. Eğitim olarak da öyle. Çünkü tıp fakültesinin her senesi ona göre dizayn edilmiş. Yani işte 1-2-3 temel eğitim, 4-5 staj, 6 intern falan filan. Tamam mı? Diğer bir sebep arkadaşlar, diploma yetmiyor ama diplomasız da olmuyor çelişkisi. Yani diploma garanti değil ama diplomasız da riskli, hatta imkansız gibi gözüküyor. Eğer mesela işte babanızın diyelim ki bir yeri var, fabrikası var, gidersin çalışırsın. Oradan iş kurarsın kendine, iş kurdum diye geçer, o da olur. Ama işte o öyle durumlarda olur. Eşsizlik burada ya. Senin hayatta böyle bir olanan yoksa, madem öyle, o zaman yapacaksın, yapacak bir şey yok. Ha, şöyle olur, çok küçük yaşta fark edersin para nasıl kazanılıyor, ama amacın da paradır.
O zaman çok açık açık fark edersin. Sonra yazılımı kendin kendin öğrenirsin. Finansı öğrenirsin, borsa öğrenirsin, brokerluğu öğrenirsin. Yaparsın, okey. Ama bu kaç kişi? Bunlara bakılarak örnek alınıp hayat mı geçirir, hayat mı yaşanır? Bu risk alınır mı? Bu riski alabilecek bir kanun var mı? Gerçekçi olacağız. Diploma da olmuyor, diplomasız da olmuyor. Bu ne oluyor arkadaşlar? Yine bir ikilemde sıkışılıyor. Böyle paradoks yaratıyor. Bu da ne yapsam olmaz. Yani sistematik öğrenilmiş, çaresizlik yaratıyor kişi de.
Peki ne yapacağız o zaman ya? Diyorsunuz değil mi? Hala gelmedik tam o kısma. Tamam, farklılaşacağız. Ne yapacağız? Şimdi, eğer diplomam varsa, onu ne yapacağız? Sadece temel kabul edeceğiz. Yani daha fazlasını istemeyeceğiz diplomadan, tamam mı? Ya tıp hukuku falan geride bıraktım. Orada da öyle aslında. Şu an mezun avukatları görüyoruz yani. Ülkemde nasıl da heba olunuyor, değil mi? Ama ne yapacak o zaman? Onu temel görecek. Ben avukat oldum, bitti demeyecek. Maalesef, maalesef. Çünkü çok avukat var. Çok doktor var. Çok doktor yok aslında, hala açık var. Çok avukat var. Çok işte mimar var, çok psikoloji mezunu var. Sonuç olarak diplomaya çok bir anlam yüklememek gerekiyor. Onu temel kabul etmek gerekiyor, tamam mı? Üzerine nasıl bir bina aşağı atacağız? Beceri katacağız, deneyim katacağız, dil katacağız. Network ve proje. Şimdi arkadaşlar, şey düşünün, bir piramit düşünün. Piramidin en altı sizinle beraber mezun olan tüm o bölümdeki mezunlar, tüm Türkiye'deki. Sonra size araya bir tane dil eklediniz. İngilizce, çok iyi İngilizce. Çoğu elende fış fış fış böyle kum süzgeçten süzür gibi gitti. Birazcık kaldı değil mi? Az kaldı. Şimdi onların üzerine siz birkaç beceri eklediniz. İşte dijital okul yazarlık olur. Bu olur, bu olur. Liderlik olur. Ama gerçek beceri. Sırf şey için değil yani. 2-3 günlük kurslardan sertifika aldım. Bırakın onları şimdi. Sertifika vermek ne kadar kolay. Sertifika boş verin. Gerçek beceri. İşte mesela bilim ile seçimciliği. İşte mesela doğru bilgiye ulaşma becerisi. Tamam mı? Mesela bir şey üretebilme becerisi. Çok önemli.
Sonra ne kadar kaldı? 3-5 kum kaldı. 3-5 kum tanesine, bir de siz network eklerseniz, 1-2 kişi kaldınız. Bir de içerik, bir de proje, bir de üretim kaldın, 1 kişi oldun, farklılaştın. Bu diploman varsa. Diploman yoksa ne yapacaksın o zaman bebeğim? Alternatif yollarla, bunlar da çok araştırılarak bulunuyor. Diplomanın sağladığı güveni yeniden yaratacaksın. Yani daha da öne geçeceksin ki şirketler, kurumlar desin ki, bak bunlar, bu yetkinlikler var. Diplomasi yok ama bunları yapabiliyor ve bunları kanıtlaman gerekiyor tabii ki. Göstereceksin.
Çünkü o anlamda diploma bir kanıt da sağlıyor. Ama yetmiyor dedik ki demek ki. Bu nasıl yapılacak arkadaşlar? Portfolyo, girişimleriniz, ya da kendi markanı inşa edebiliyorsan, online sertifikasyonlarla ama geçerli olanlar ve bir yetkinlik kazandıranlar, sosyal medya, YouTube gibi üretim alanlarında üretim yaparak olabilir. Ya da kanıt üretmekten kastım mesela, grafik tasarımcıysan diyelim ki, bir portfolyon var mı? Kod yazıyorsan nasıl bir kanıt sunabilirsin? Bunları düşüneceksin ve bunları göstereceksin, tamam mı? Peki, üniversite okurken ve seçerken ne yapmalıyız, ne yapabiliriz? Bir de bunları konuşalım. Şimdi seçerken de bölüm değil, alanı düşüneceğiz. Tamam mı? Geniş düşüneceğiz. Yani ben ne okuyacağım değil, ne olacağım. Mesela ben tıp fakültesini bitirip... Bakın tıp çok aslında dar bir alan değil mi Güya? Ama orada bile ne okuyacağım değil, ne olacağım, ne olmak istiyorum ile çok daha farklı şeyler düşünebiliyoruz. Mesela ben eğer kendim girişimci olup, kendim markamı kurup, onun CEO'su olmak istiyorsam ben bunu tıp okuyarak da yaparım, işletme okuyarak da yaparım. Değil mi? Asıl böyle bir hedefim varsa. O yüzden ne okuduğun değil, ne olmak istediğin önemli. Ve ne okuduğun da bunu yaparken bir araç. Evet, ben tıp okuyup hastanede memur olabilirim. Tıp okuyup kendi kliniğimi de açabilirim. Tıp okuyup cerog olup özel bir hastanede çalışabilirim. Tıp okuyup kendi markamı kurup girişimci de olabilirim. Mesela. Tıp okuyup, podcaster olup, youtuber olup, TED Talk konuşmacısı da olabilirim. Bunların hepsini yapabilirsin. O yüzden ne olmak istediğin, ne okuduğundan çok daha önemli. Ki tıp gibi darbe alanında bile bunun önemi verebiliyorum. O yüzden diplomayı değil, alanını ve etkinliği merkezi koy. Bölüm daraltır ama o koyacağın alan özgürleştirir. Ve böyle düşündüğünde bu düşünce seni başka disiplinlerle beslenmeye de iter,
Ve çok yönlü biri olmaya iter. Ben mesela dilleri seviyorum. Sosyal olmayı, sosyal olmayı derken yani görülür olmaya anlamda seviyorum. Sosyalliği seviyorum. Pazarlamayı seviyorum. Ben bunları harmanladığım bir iş planı düşünüyordum. Okurken diyordum ki mesela, ya işte benim okuduğum diller boşa gidecek, işte ne bileyim, bazı yeteneklerim boşa gidecek. Ben işte cerehol olursam sadece ameliyathanede hani falan. Onu da istiyordum, onu da. Sylvia Plath'in çok güzel bir sözü var işte. Bu Gece Errors Kütüphanesi'nin kitabının ilk
sayfasında. O kadar çok şey yapmak istiyorum, o kadar çok deneyimlemek istiyorum ki bu hayatta. Bunların hepsini yapamamış olmak hani üzücü tarzında. Böyle değil de söz çok daha iyi arkadaşlar da neyse şu an aklıma gelmedi. Okumak da istemiyorum açıp. Ben şey düşünüyorum yani çok haklı ve bu sonunda gerçekten insanı deprese ediyor bu düşünce yapısı. O yüzden evet istiyordum ama ben şu anda daha çok mutlu olmak istiyorum. Ve şunu diyorum, paralel evrenler varsa o bir sürü paralel evrenin bir tanesinde Tuğba Bey'in cereyadır. Başka bir tanesinde neuroscientistdir. Başka bir tanesinde şudur budur. Yapıyordur bir şeyler yani varsa diye düşünüyorum. Bu hayatta da mutlu olmayı tercih ediyorum. Bu demek değil ki boş duracağız, hep beraber göreceğiz ne yapıyoruz. Üniversite okurken ne yapabiliriz? Başka bir şey. Akademik değil, kendi öğrenme stilimizi keşfedebiliriz. Çünkü üniversitede hala öğrenme yani diyorum ya ben tıpı nasıl doğru bilgiye ulaşılırı tekstbuklardan öğrendim. Hocalarımdan değil ama hocalarımdan da öğrendim.
Bazılarını kendime ideal koydum, bazılarının yaklaşımını idealize ettim. Bazıları çok güzel textbooklar önerdi, bazıları bana yayılın kapısını açtı, bazıları işte şöyle yap böyle falan filan. Tamam mı? Bazılarından nasıl olmamak istemediğimi öğrendim. Bazılarından, neyse, çok aklıma kötü şeyler geldi, söylemek istemiyorum. Bazı hocalarımız gerçekten insan dışı pisliklerdi. Gazi'de okuyan kime sorsak, birkaç tane isim var, onları söyler diye düşünüyorum. Bir tanesi, Allah Allah, ay, iğrenç biri.
Şimdi üniversitede öğrenme böyle olurken, yani bizim hocalarımız, bakın açık açık eleştiriyorum. Tıp fakültesinde İngilizce eğitim veriyorsanız, İngilizcesi iyi olan hocalar gelmeli. Yoksa hem tıp, hem Latince, hem o zor bilgiler, hem kocaman sınıf, uzaktan duyamıyorsun. Hocadan aksan da bir garip İngilizcesi kötü. Ben nasıl anlayayım? Öğrenemem ki. Ben dinleyemiyordum derse. O yüzden de orada öğrenemiyorsan ne yapıyorsun? Textbook okuyorsun. İşte başka bölümler için Discord grupları var, Reddit okumaları var, YouTube, Podcast, online kurslar, neler neler var. Sen en güzel nasıl öğreniyorsun? Bunu anla. Bu sorunun cevabını bul. Bu sorunun cevabı üniversite sınavını kazanmandan çok daha kritik. Burası senin kendi sistemini kurman demek. Tamam mı? Böyle her şeyi öğrenirsin. Ben böyle yapıyorum. İngilizce'nin önemini ilk kere söyledim artık. Yeter zaten. Küresel bilgi, erişim bu anlamda çok önemli dedik. Yeni dünya, yeni network, bunları getiriyor sana. İngilizce bana ne kadar kapı açtı bir bilseniz. Bir bilseniz. Ah bir bilseniz. Anlatabilsem size.
Çünkü bu evrensel bilgiye ulaşabilen gerçekten az. Size fazla geliyor olabiliyor. ÇPT çeviriyor falan da. Nereye kadar? Az az. Gerçeklerini anladığında, çeviri değil, o dilde anladığında, onun sana açtığı kapılar, o kültürü anlamak bambaşka. Üniversitede ne yapacağız? Diğer madde, dijital okul yazarlık. Şart. Artık arkadaşlar her alan, tıp bile dahil buna, teknolojiyle dost insanlar istiyor.
Yani veri okuyabiliyor musun? İçerik üretebiliyor musun? Websiz kanva, notion. Tıpta tabii ki içerik üretme falan aranmıyor da. Orada da teknoloji var. Robotik cerrahi var mesela. İşte Da Vinci ile yapılıyor falan filan. Öne geçiyorsun, tak, atıyor seni öne. Ya şeyde bile teknoloji. Biz sürekli bilgisayar konuyoruz ya devlet hastanesinde. Sürekli bilgisayarda... Cidden iyi olmanız gerekiyor teknolojiyle. Onun dışındaki bölümlerde işte veri okuma dedik. İçerik üretme, video yazı blog ne yapıyorsan. Web sitesi, Canva, Notion. Bunları kullanma. Ben mesela podcastta Notion'u kullanıyorum. Onu da podcast hocasına girince öğrendim. LinkedIn falan. Bunlardan ne kadar iz bırakabiliyorsun?
Önemli bunlar. Yani üniversitede öğretilmese de bunlar, iş hayatına girdiğinde diyecekler ki, kim ya bu? Kim ya bu çocuk? Kim ya bu kız? Kim ya bu kadın? Bunu delirtmek lazım. Ve diğer bir yapacağımız şey, proje. Üreteceğimiz projeler CV'lerimizden çok daha etkili olabilir arkadaşlar. Ürettiğimiz projeler wow delirsin. Yani ekip çalışmasına yatkınım ya da lider olabilirim yerine ben şu projede şöyle bir liderlik yaptım. Üniversitede şöyle bir ekiple X projesini yürüttüm. Bunlar çok daha etkileyici, çok daha impact yaratır karşıdakinde. Bir etki yaratır. Yani bu kişi sadece tüketiyor mu yoksa üretebiliyor mu da? Projeler, kulüpler, sosyal gelişimler... Bakın bu konuda gerçekten tek üzüldüğüm şey şu ki bizim fakültemiz gazideyken hastanenin içindeydi. Yani diğer fakültelerle beraber değildi. Biz sadece hastaları gördük arkadaş olarak.
Ve yani o kadar işte birkaç tane tıp öğrencisi, birkaç tane dedim işte binlerce ama hastanedeyiz. Kendimizde ait fakülte bile yok. Derslerimiz de hastanenin, sınıflarımız da hastanenin içindeydi. Ve bu gerçekten çok kötü. Hiçbir kulübe gidemedim, bir şey yapamadım falan filan. Hiç yoktu yani üniversitede sosyalliğim, kimseyi tanımıyordum falan. Ve hem orada o yüzden de kaçtığım için de hep yurt dışında falan gidiyordum. Yani çünkü tanımıyordum. Sonra medeniyete geçtim. Medeniyette de zaten stajlar falan filan derken, internik orada da hep hastane. Üniversite hayatım olmadı o anlamda. Ama olmamasının da başka bir getirisi oldu. İşte yurt dışına daha çok bağlantım olmuş oldu. O yüzden pişman değilim ama benim için üniversite hayatı hiç yaşanmadı. Ben bir de Ankara'ya bilerek gittim. Hani kendi ayaklarım üzerinde durayım, ailemden uzaklaşayım falan. Gerçekten üniversite hayatı yaşayayım diye.
Ne bileyim, yanlış okulu seçmişim o anlamda. Tamam tabii ki bana katlıkları vardır. Geçmişimi değiştirmek istemiyorum. Geldiğim yerden çok memnunum. Kelebek etkisi. Bir şey değiştirsem bir şey değişir. Ama dikkat etmek lazım bunlara eğer böyle bir niyetiniz varsa. Yani diyorum ki sadece üretiyor olmanız bile sizi yüzde doksan kişinin önüne geçirir. O temenin üzerinde o binayı öyle inşa edersiniz.
Bir de ne yapıyoruz? Artık devir online çağ yani. Network olmayabilir. Okuduğunuz kötü yerde olabilir. Küçük yerde olabilir. Etrafında kahve içecek yer bile olmayabilir ama online. Çağ, dijital çağ. Ne yapacağız? Mentör bulacağız. Network kuracağız. Tamam mı? Yani ben şu kişi olmak istiyorum diyorsak, o kişiye bakacağız. Ne yapıyor, niye diyor, mesaj atacağız, darlayacağız. Yanında gönüllü olmak isteyeceğiz, tamam mı? Röportajlarını yapmak isteyeceğiz onunla. Mailleşeceğiz, işte tanımaya çalışacağız onunla falan. Ben yayla, stajya kabul aldığımda hocalar nasıl yavşıyordu anlattım mı size?
Hocam işte ben bakıyorum en cereya. Hocam ben en cereya almak istiyorum. Bakıyorum kranioplasti yapıyor. Hocam ben kranioplasti, yani beyin plastisi, beynin estetiği, beyin kafatası. Onu yapmak istiyorum falan filan böyle. Onları okuyup hayat hikayelerini ona göre yazıyordum, döşüyordum. Şimdi niye bunu yapıyoruz arkadaşlar? Sosyal sermaye. En az entelektüel sermaye kadar kritik. Ve bizim Z kuşağının, pardon ben Z değilim diyorsunuz. Gen Z friendiyim sadece. Late millennial. Z kuşağının en zorlandığı şey de bu. Ne? Bağlantı kurmak. Ve sen bunu yapabilirsen sıyrılırsın. Çok basit.
Çok basit değil. Zor ama sıyrılmayı anlamak basit burada. Yani ne yapıyoruz arkadaşlar üniversitede? Kendi hikayemizi inşa ediyoruz. Ay tam pozitif psikoloji cümlesi oldu bu. Ama hayır. Şimdi bakın. Ben neden bu bölümü seçtim? Ben neyi çözmek istiyorum? Benim yolcum neden farklı? Ya bu sorular çok jenerik oldu. Bunları geçelim arkadaşlar. Bu soruları boş verin. Böyle değil. Sabahtan beri anlattığım şeyler daha önemli. Ama günün sonunda bizi ayıran şey diplomamız değil, hikayemiz.
Üniversitede bu hikayenin bir bölümü. Asla tamamı değil. Ayrıca ne yapacağız? Diplomamızı uluslararasılaştıracağız. İşte benim İngiltere'de yaptığım aslında. Evet, İngiltere'de şu an doktorluk yapmıyor olabilirim. Fakat benim burada da işime yarıyor. Üniversite zamanında mutlaka ve mutlaka gönüllülük yapıyorsunuz. Bakın, mutlaka. İşte yurtdışına çıkarken work away gibi şeyler var. Erasmus yapamıyorsanız bunu yapın arkadaşlar. Bu da ücretsiz. Sadece 3-5 saat çalışıyorsun. Basit işler ya. At tımarlamak, şu yapmak, bu. Matematikle öğretebilirsin. Fotoğrafçılıkla yapabilirsin. Diyelim ki bir eco şey kuruldu oradan. Ekolojik bir şey kuruluyor falan. Onun sosyal medyasını yönetebilirsin. Günde 4 saat ne var? Onlar size kalacak yer verir, yemek verir. Fırsat aslında var.
Ama diyorsan ki ben uçak parası bile alacak maddiyat sağlayamıyorum, o zaman da burslar bulunabilir diye düşünüyorum. Sen ama bu zamana kadar İngilizceni iyi yaptın mı, o burs verene gidip diyebilir misin? Bakın benim İngilizcem şöyle, ben işte bu kadar emek verdim ve şu anda bu projeyi buldum gitmek istiyorum fakat tek eksik uçak parası. Buraya geldiysen ve burada da bulamıyorsan, evet hayat eşitsiz derim, senden yeni yapmışsın derim. Anlatabildim mi? Yani bir tanem, demek istiyorum ki okuduğun bölüm, ne olursa olsun bu seni belirlemez. Ne belirler? O bölümden ne çıkardığında kendini belirlersin. Yani çoğumuz sanıyoruz ki, işletme okursan muhasebeci olursun, satışçı olursun ya da işte babanın parası varsa yer açarsın kendine, CEO olursun, şu olsun bu olsun. Öğretmenlik okursan niye okulda kalırsın ya da KPSS'yi beklersin, atanamazsan ne yaparsın? Hem şey, sen tek yol memuriyet, tek yol işte hastaları, işte bu sistemde hastaları çekmek falan filan, bu sistemin kölesi. Hayır, her bölümden farklı bir numara çıkabilir. Sadece, nasıl peki? Sadece alanını işleştirirsen ve risk alırsan ve kendini en iyi şekilde inşa edersen, Fakat bunu yapana kadar tabii ki bir süre çalışman gerekebilir. Mesela ben bunu yapana kadar ne yapmam gerekti? 148 sene zorunu yapmam gerekti. Daha yapmadım, yapacağım inşallah. Göreceğiz. Fakat bunun için bedellere dönmek gerekiyor. Yani tamam mı? O yüzden hemen bitti de gittin. Hayır. Öncelikle ekonomik özgürlük bunun için lazım tabii ki. Yani en azından kendi başınıza ayakta durabilmeniz lazım. Arkanızda maddi olarak sizi bunu sağlayacak, sürekli bunu sağlayacak bir kişi de yoksa, bir aile de yoksa. Yani buraya bir günde varılmıyor, onu demek istiyorum. Ama ne yaparsanız, Mesela geleceğin mesleklerin ötesinde de bir gerçek söylemek istiyorum size. Yani bugünün dünyası açık. Meslek yok artık. Beceri var. Diploma yok. Uzmanlık var. Mezuniyet yok. Dönüşüm var. Ne diyorum böyle dönüşüm mönüşüm? Şunu demek istiyorum. Yani kaderci değil de üreten bir insan. Yani ben bu bölümü okudum demek yerine bu bölümü nasıl kullandım? Nasıl kullanabilirim? Tamam kendi hayatın mimari olduğunu okey yapacaksın ama başka ne yapacaksın? Nişleşeceksin. Yani az rakiple değer yaratmak. Diyelim ki diyetisyensin. Tamam diyetisyen oldun, mezun oldun ve çok fazla diyetisyen var. Ve şimdi yasalar da gerçekten zorlaştı. En son önerileri değişti mi bilmiyorum. Ama yaşlılar da... Nörolojik bozuklukta beslenme alanına odaklandın tamam mı? Ve sadece bununla çalışıyorsun. Gittin yurt dışında, işte öncelikle biraz çalışın ettin birilerinin yanında, biraz para kazandın. Gittin yurt dışında ve bunun sertifikasına eğitimini aldın. Sertifikayı boşver, eğitimini aldın. Geldin burada, bunun eğitimini verdin. Sadece yaşlılarla çalışıyorsun. Ve bir sürü nörolojik bozukluk hastası var. Bir sürü. Sadece onunla. Çünkü etrafa çok fazla diyetisyen var. Nişleşmelisin ki farkın ortaya çıksın. Ya da psikoloji mezunusun.
Ama sadece kadınlarda luosa depresyonunu çalışıyorsun, tamam mı? Az gelebilir ama değil. Gerçekten iyi olacaksın o konuda ama. Ve risk işte, risk alıyorsun yani. Diyelim ki öğretmensin ve disleksil çocuklara yaratıcı yazarlık eğitimi veriyorsun. Nasıl yani? Çok niş. Evet çok niş. Çünkü bunlar lazım artık. Benim benim konuda örnek değiştirilir. Daha çok pazara olan şeyler de yapılır. Önemli değil. Ya da işte öğretmensin bir dijital platform kurdun. Öğretmensin fikir geliştirdin. Tamam mı? KPSS'ye mecbur değilsin.
Bölümün sıradan da belki, okey, ama senin yolculuğun sıra dışı oldu. Ve bu seni ne yapıyor? Rakipsiz kılıyor. Çünkü çok az kişinin bildiği işe odaklanan kişi, arkadaşlar, o alanda ne haline geliyor? Referanslı haline geliyor. Bakın bunu unutmayın. Yazın bir kenara. Üçüncü şey, risk. Yani aidiyetten feragat edeceğiz. Tamam mı? Ne demek istiyorum? Bunun bedeli var arkadaşlar. Saydığımız hepsinin bir bedeli var. Risk almak. Konfor alanının dışına çıkmak.
Yani şimdi sana diyecekler ki, işte bana dedikleri gibi mesela. Herkes KPSS'ye giriyor, diyecekler. Sen bunu nasıl susturacaksın? Bana diyecekler ki, istifa mı ediyorsun? Ya yeşil pasaportu bekleseydin, diyecekler. Aa hocam istifa dedim, ne yapacaksın? falan filan diyecekler. İşte İngiltere'den geldi Türkiye'ye vizyonsuz diyecekler. Tamam mı? Bir sürü bir sürü şeyler söyleyecekler. Herhalde de düşünebilirler. Bu senin umrunda olmayacak. Bu yol garansi değil diyenlere umursayacaksın. Hiç cevap açıklamayacaksın bile. Çünkü kendi yolunu çizen insan her zaman önce yalnız kalır. Bu kural yani. Bunu kabulleneceksin en başta.
Ama sonra bir bakacaksın arkadaşım, başkaları da senin yolunu takip etmeye başlamış. Çünkü orada artık fark yaratmaktan da öte, sen bir fark oluyorsun. Şimdi gelelim canı acıtan bir gerçeğe. Herkes boğaz içinde oturdu ve koçtu, okumuyor. Herkesin mentoru erişime, güçlü çevresi ya da vizyoner hocaları olmuyor. Yani kötü okuldan mezun olmak, kötü bir hayat yaşamak zorundasın demek mi? Diyeyse nasıl değil? Anlat bize abla. Anlatayım bir tanem. Kötü bir okulda okuyorsan yapacağın tek bir şey var. Daha stratejik olmak. stratejik olmak. Çünkü sen bunu yapabilirsen, çoğu iyi okul mezunu, yani so-called iyi okul mezunu bile geçebilirsin. Tıp fakültesi için konuşuyorum. Yurt dışında sizin mezun olduğunuz okulu hiç kimse bir tarafına iplemiyor. Ama tanımıyorlar bile zaten. Hiçbir okulu. Sadece özel okullarının ekstra bir katkısı olabilir burada. Çünkü hocaları direkt oraya gidiyor. Mesela diyelim ki Bahçeşehir'den mezun oldun. Gidiyor işte, hocası direkt Amerika'da şu üniversitede seni alabiliyor.
Böyle katkıları olabiliyor. Önünü açabiliyor. Koçtur, birkaç tane okul tamir edersin sanki okullar olduğunu. Bunlar iyi ama onun dışında devlet üniversitesi asla fark etmiyor. Bazı bölümler için tabii ki farklıdır diye düşünüyorum. Özellikle çok iyi özel okullar veya çok isim yapmış okullar, Boğaziçi falan. Bunlar farklıdır, kabul. Fakat yine de online dünyada üniversitenin nerede olduğunu kimse sorgulamıyor. Tabii ki çok önemli, iyi okul. Kabul. Network için önemli. Benzer vizyon için insanların sosyo-kültürel durumu falan kabul. Ama madem olmadı ne yapalım? Dünya sonu mu yani? Bakın, Substack'ta yazını paylaşıyorsan, LinkedIn'de güzel düşüncelerini paylaşıyorsan, YouTube'da kaliteli içerik üretiyorsan, Instagram'da çok kaliteli içerik üretiyorsan, kitleleri arkadan almışsan, kimse sana demez ki sen hangi üniversitedesin. Nasıl oldu işte? Boğaziçi değil de Marmara'ya mı gittin? Marmara kötü değil, sadece Boğaziçi daha iyi.
Ürettiğin içerik senin bu anlamda mevzuiyetin olabilir. Kesin değil. Ama bunları yaparsan stratejik davranmış olursun. Sen kendin network olursun. Bilgiye erişemiyorsan bilgiye erişen biri olursun. Tamam mı? Ya da gerçek bir hayatta mentorun olmayabilir. Ama ne yaparsın? Online dünya değil mi? Onun podcastlerini dinlersin. Youtube'daki konuşmalarını izleyebilirsin. Kitaplarını, tweetlerini, röportajlarını çalışırsın tekrar tekrar.
Yani birini tanımak için onunla kahve içmeye gerek yok. Siz beni nasıl tanıyorsunuz? Yakın arkadaş gibiyiz. Podcast mı dinliyorsunuz? Yani kötü okul dezavantaj olabilirken, aslında bu tam tersi kontrol yaparsanız avantajı çevirebilir. Yani tam aynı şey değil ama bir örnek vereceğim. Ben Boyabat'ta edindim. Bu kadar takipçiyi, bu kadar kendime bu değerleri kattım. Boyabat'ta aslında ne yaptım? Geldim İngiltere'den.
Küçücük bir taşrada yaşadım değil mi? Ama bana yer kattı. Çünkü ben ne yaptım? Ürettim arkadaşlar. Siz de aynı şekilde küçük şehirde, kötü üniversitede, kötü üniversitede tırnak içinde, basit bir sınıfta okuyan biri olarak nasıl çıkış yolu bulduğunuzu anlatırsanız daha çok çarpıcı, daha samimi, daha etkileyici olabilir. Çünkü mesela ben ne anlattım? Taşrada dahi nasıl yaşamaya çalışıyorum, nasıl sağlıklı olmaya çalışıyorum, nasıl aklımı koruyorum? Çok koruyamazsam da bazen. Yani bu hikaye herkesin hikayesi olmaya başlar. Başarı bir ilham olur belki.
Ve seni sadece başarılı biri değil de örnek birisi de yapabilir. Yani krizleri fırsata çevirebiliriz. Ve kötü okulda ne yapacaksın? Kendi kendinin ekosistemini kuracaksın. Yani online eğitimleri alacaksın. Khan Akademi var, edX var, Coursera var. Bunlar reklam değil hiçbiri tabii ki. LinkedIn'de aktif olmak çok önemli mutlaka. İşte online kütüphanelere gir, Discord topluluklarına gir. Discord açıldı değil mi? Tam emin değilim onu da. Discord'a girin diyorum da. Discord A olmaz B olur. Gerçi Discord'un alternatifi var mı? Onu da çok bilmiyorum.
Yani fiziksel çevren yoksa dijital çevreni kuracaksın. Ve sen eğer benim okulum kötü bitti gitti diye bu düşünceye girersen sana en büyük engel kötü okul değil, bu kötü düşüncelerin olur. Çünkü böyle ben zaten kötü üniversitedeyim bir yere gelemem dersen risk almaktan vazgeçersin. Bu fikri içselleştirirsen fikir üretemezsin.
Bir süre sonra da maalesef kendini gerçekleştiren kehanet gerçekleşir ve kendini mezarını kazmaya başlarsın. Allah'ım mazallah mazallah. O yüzden kötü okulda okuyorum ama ben bu sistemin hatası değil, çıkış noktasıyım dersen mehter marşı yersin arkadan. Bunu öğrenmek lazım tamam mı? Şimdi bak kötü okulda okuyan biri iyi okulda uyuyan birini geçebilir. Çünkü mesele okul değil, uyanıklık. Network'in yoksa üreteceksin. Mentörün yoksa gözlemleyeceksin. İmkanın yoksa strateji kuracaksın. Çünkü artık başarı şans işi değil, sistem kurma işidir. Desek de elinden geleni yap. Olmuyorsa yapacak bir şey yok. Söv bu dünyanın adaleti sizinle. Ne yapalım yani? Haklısın. Yapacak hiçbir şey yok. Elinden geleni yaptıktan sonra. Kapatmadan önce şu cümlelerime iyi kulak verin istiyorum bir tanem. Senin hangi okulu okuduğun değil, o okuldan nasıl çıktığın önemli. Bunlar take home notlarımız. Yani eve götürülecek notlarımız.
Bölüm değil, bakış açın fark yaratır. Nişaşan kişi sıradışı hale gelir. Uzmanlaşmak, fark edilmenin tek yoldur. Ama evet, bunun için ne yapacağız? Risk alacağız. Sürüden çıkmak, bir süre sessizlikle yürümek istiyor. Ama o gün gelir, o sessizlik yankıya dönüşür. Yaa, söylemiş miydim? I love you. Sizi çok sevdiğimi tekrar söylemek istedim. Umarım bu podcast kafanızdaki bazı soruları cevaplamıştır. Gerçekten elimden geldiğince dürüst, realist ve faydalı olmaya çalıştım. Sadece konuşmaya çalışmadım. Sizi çok seviyorum. Kendinize iyi bakın. Ne okursanız okuyun siz benim her zaman bir tanelerimsiniz. Peribacası Fakültesi. Biz öyle bir fakülteyiz. Puansız giriliyor buraya. Gönül birliğiyle giriliyor. Hadi bakalım. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.