Podcast

Ev Nasıl Bir Histir?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ev bir yer değildir; ev bir histir. Hani derler ya... Aradığın da seni aramakta... Belki o da beni buluyor bir şekilde, çünkü ben sürekli onu arıyorum.


Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.936 kelime · ~10 dk okuma

Ev nedir? Ev bir histir. Ev bir yer değildir, ev bir histir. Ev bir yer değildir, ev bir histir. Bunu tekrarladıkça benim için anlamsızlaşması gerekirken çok fazla anlamlanan bir cümle bu. Ve evle ilgili en çok sevdiğim tanım sanırım.

Bugün çok başka bir şey konuşacaktım. Gece yatarken de dedim ki evet yarın bunu konuşacağım. Hatta kararlaştırdık evet yarın bununla ilgili konuşacağım dedim. Şu anda herkese sürpriz oluyor. Konuşmak istemedim ve evi konuşmak istedim.

Bugün ben evden bahsetmek istedim. Yoğun bir şekilde ev konuşmak istiyorum. Belki okuduğum kitap yüzünden, belki hislerim yüzünden. Bilmiyorum, evde olmak, ev... Zaten nerede görsem bununla ilgili, bir kitap görsem, bir şarkı görsem, bir şiir görsem, balıklama atladığım bir şey, ev. Belki bu histen noksan olduğum için, belki bu hisin tam olarak ne olduğunu bilmediğim için.

Transkriptin tamamını oku

Ve evi aramaktan hiç vazgeçmediğim için. Sürekli ona dair bir şeyler bulmaya çalıştığım için o da beni buluyor belki. Hani derler ya, aradığında seni aramakta. Belki o da beni buluyor bir şekilde. Çünkü ben sürekli onu arıyorum. Bir yandan da bu hissin hiç doldurulabileceğine inanmıyorum. Yani evde olma hissi... Küçükken hep bir hayalim vardı. Sanırım bu hayali liseye kadar sürdürdüm. Lise sona kadar sürdürdüm. Ben bir gün kendimi tam hissedeceğim.

şunu yaparsam, içimdeki şu parçayı sağa kaydırırsam, sola birazcık şunu eklersem, ben kendimi tam hissedeceğim ve kendimi tam hissetmeye adayacağım. Böyle bir hayalim vardı ve bir gün çok sevdiğim bir büyüğüm dedi ki, hayır, sana bir sır vereyim mi? Hiçbir zaman tam hissetmeyeceksin. hep içinde bir boşluk hissedeceksin ve bu da hayatın zaten en güzel cilvesi olacak. Tam hissettiğin yerde korku, tam hissettiğin yerde çekin. O illüzyondan çekin demişti ve o zaman çok bozulmuştum ve ne diyorsun sen ya, ne demek tam hissetmeyeceğim diyerek küsüp odamda ağlamışlığım vardır ama şimdi onu daha iyi anlıyorum. Bu asla bitmeyecek bir uğraş, asla bitmeyecek bir arama, asla bitmeyecek, dinmeyecek bir eksiklik. Bana ev kavramı da biraz bunu hatırlatıyor. Hiç bitmeyecek bir arama evde olmak.

Çok güzel tanımları var. Mesela kaçma girişimlerimizin hepsinin bittiği yerdir ev. Artık kaçmak istemiyorum dediğin noktaya geldiğin, onu hissettiğin yerdir ev diye bir tanımı vardı. Bir süre bunu çok sevdim ama hiçbir şeyden kaçmak istememek ya da hiçbir yere koşmak istememek o dingin su hali bana bir yerden sonra evin doğru tanımıymış gibi hissetmedi. Evin içinde de bir şeylerden kaçmak isteyebilirim. Evin içinde de kabuğumu kırmak isteyebilirim. Bence ideal ev kavramında tamamen bir dinginlik ve artık hiçbir şekilde gelişme, değişme ihtiyacı olmaması, bu bana pek evmiş gibi gelmiyor. Kaçma girişimlerinden çok belki şöyle değiştirseydim benim ev tanımım olabilirdi. Kendini saklama ve kendinden uzaklaşma girişimlerinin bittiği yer.

Belki. Ama kaçmak... İlla ki bir yerde bir şeylerden kaçmak gerekiyor. İlla ki bir yerlerde alarmda olmak gerekiyor. Ben Blake'in sözünü belki daha önce de bir bölümde tekrarladım. Dingin sudan zehir bekle. Dinmek bana taşlaşmayı ve ölmeyi çağrıştırıyor. Yaşam denen şey devingen ve devingense meğer ben.

Bir yerlerde bu uğraş, bu kaçma isteği hiç bitmemeli. Kendine yabancılaşman, kendini tekrar bulman hiç bitmemeli. Ve bunun bence en özgürce ve tekrar tekrar yapılabildiği yer zaten evin olmalı. Ev benim için kaçma girişimlerimin en rahat belki de uygulanabileceği yer olmalı. Kabuğumu en rahat kırabileceğim yer olmalı. Ve kabuğumu kırmam gerektiğini bana en çok hatırlatan yer ev olmalı.

Ev biraz aşkı dandırıyor bana, ruh eşiğini dandırıyor. Mesela en iyi ruh eşiği ne derler? Sana ayna olan, sana kendini gösteren, senin kendinle kavganı tetikleyen. Ev belki de bizi mışıl mışıl uyutan bir yer olmamak. En sağlıklı şekilde kendimizle kavgamızı tetikleyen o ruh eşiğine benzemeli. Bazen belki bu yüzden de ev bir histen ziyade bir insandır diyoruz. Çok seviyoruz bunu, ben de çok seviyordum.

Evim ol, evimsin, evim gibi hissediyorum. Bazen gerçekten insanlar evinizmiş gibi hissettiriyor. Dünyanın en büyük kavgalarını onunla ediyorsunuz. Dünyanın en kötü yüzleşmelerini onunla yaşıyorsunuz. Dünyanın en büyük mutluluklarını, en büyük güvenini, bazen nedeniniz bile olması onunla yaşıyorsunuz ve o insana diyorsunuz ki sen benim evim gibiydin. O zaman demek ki kaçmamak ya da kötü hissetmemekle bağdaşan bir yer değil ev.

kendine ne kadar bağlanabildiğinle, kendini ne kadar görebildiğinle bağdaşan bir yer olmalı ev. Bir yandan da şu çok hoşuma gidiyor, daha yeni okudum. Evde olmayarak evde hissediyorum. Kendimi hiçbir zaman evde olmayarak evimde hissediyorum. Belki bir gün evimde olabileceğim hissiyle, evlerden uzakta olarak bir yere konmadan, bir gün konabileceğimi bilmek, sanırım Rollo Maye söylüyordu.

Sahte başarılar gibi bir tanımı vardı. Onun tam bunu söylemiyordu. Ama bazen kafamızda bazı şeyleri yapacağımızı o kadar çok düşünürüz ki ve bazen kafamızda o kadar çok gerçekleştiririz ki tekrar ve tekrar bir projeyi, bir ilişkiyi, bir konuşmayı, bir hareketi o kadar tekrar tekrar kafamızda gerçekleştiririz ki artık yapmış gibi tatmin olmaya başlarız ve onu sanki istesek başarırmışız gibi hissetmeye başlarız. İstesem yaşanırdı diye hissetmeye başlarız.

Ve bunlar aslında gerçekleşmemiş, sadece düşünce bazında kalmış bir şeylerin. Bizi sahte bir başardım, sahte bir yaptım hissi oluşturmasına sebep olur. Belki biraz da buna benziyor. Yani ben aslında evsiz kalarak bir gün evi bulacağım da, bir gün onu yaparım da, istesem bulurum da, belki bu yüzleşmekten kaçmak ve o kadar çok düşünmek ki... Bazen bulmayı da engelliyor olabiliriz, yapmayı engellediğimiz gibi.

Oyalanmanın bin bir tane türü var ve insanın kendini oyalamasının ve kandırmasının bin bir tane türü var. İnan kendimiz de şaşarız, bize kendimizi nasıl oyaladığımızı veya kandırdığımızı gösterseler. İnsan en kolay, en çabuk kendini kandırıyor diye boşa demiyorlar. Bazen kandıramazken de kandırmaya devam ediyorsun. O yüzden belki evi bulmadan, bir yere konup göçmeden, bir yerde durmadan belki en çok evde hissetmek isteyenler ya da bir yerde durulmak isteyenler en az durulanlar. Çünkü bazen tersini yapmak, bazen o arayışa daha derinden bakmamak, o arayışla bağını kesmekten korkmaya değiştiği yer oluyor.

Bir şeye çok dikkatli bakarsam ya da bir aradığım bir şeye çok dikkatli hedef gösterirsem kendimi, onun hiç orada olmamasından korkuyorum. Ve bu korkuyu paylaşan çok insan olduğunu biliyorum. Yaparım ya, giderim ya, bulurum ya. Bu aslında önemsememek değil. Ya baktığımda orada onu göremezsem kaygısı bence. Ve evde birçok noktada durulamayan insanlarda böyle bir kaygının

Böyle bir şeyin altında bu varmış gibi geliyor bana ve bazen o insanlarla bağ kuruyorum ve evinde olmadan evde olacakmış ya da evliymiş gibi hisseden insanları çok iyi anlıyorum. Çünkü hayal kırıklığına uğradığımız zaman arzumuzdan, arayışımızdan, yollarımızdan vazgeçebiliyoruz ve bazen insanlar o son hayal kırıklığını hiç görmek istemiyor. Evet, gerçek her zaman Araf'ta olmaktan ya da bir son her zaman Araf'ta olmaktan iyidir ama bazen yaşam ve bence çoğumuzun yaşamı da böyle. Arayışın kendisi bazen, sürecin kendisi yaşamı tanımladığı için bir şeyi bulup bulamayacağımızı, bir şeyin orada olup olmadığını da görmek istemiyoruz.

Mesela yıllar önceye gitsem ve bir şeyi bana yapamayacağımı söyleseler, çok yapmak istediğim bir şeyi yapamayacağım ve ona erişemeyeceğimi söyleseler, şu an beni oluşturan bütün her türlü süreç yok olur gider ve diyorum ki bilmek istemezdim. Olup olmayacağını sonunda bilmek istemezdim çünkü o süreci feda etmek istemezdim. O yüzden bazen aramanın kendisi süreç. Ev, evde olma hissi, eve varamamak, evi bulmanın kendisi bazen. Bazı geceler, evet, evim ben dikkatli bakarsam orada ya da ev hissi ben hazır olduğumda orada demek bazen o sahip olmayış, sahip olmanın kendisi oluyor bazen. Herkesin ev kavramı kendine demek istiyorum. Bu dalga geçer gibi olacak ama değil.

Bence tek bir aşk kavramı olmadığı gibi, her kalp kadar aşk olduğu gibi, her ruh kadar da ev kavramı var. Şimdilik benimkiler evin bir his olduğu yönünde. Evin evsizlikle birlikte daha da güçlendiği yönünde. Söylenenlerin aksine dingin hissettiğin ya da kaçmak istemediğin bir yer değil benim için ev. Şimdilik en azından evle ilgili bunu biliyorum. Evet, evin bazen bir insan olduğuna da inanıyorum buna. Eski yıllarda daha çok inanıyordum.

Bir yerlerde hala inanıyorum. Çünkü hayat koşulları değişse de, hayat şartları değişse de, evim dediğim insan hiçbir zaman değişmiyor. Bunu da bazen en çok, sanırım küçükken evde hissetmeyen insanlar hissediyor. Bazen bu işimiz dostumuz da olabiliyor. İlla romantik anlamda düşünmeye gerek yok. Benim çok sevdiğim arkadaşlarım da benim evim. Ama kendimizi iyiyle kötüyle gösterebildiğimiz ve yanında güvende hissettiğimiz, belki de en az güvende hissettiğimiz insan da evimiz oluyor.

O yüzden demek ki bu bir his. İlla çatısı olması gerekmiyor. İlla duvarları olması gerekmiyor. Hiçbir şey olması bile gerekmiyor. Ve bazen evini kalbine kurarsan evini her yere götürebiliyorsun. Küçük bir kaplumbağa gibi düşünebilirsin kendini. Sırtında taşımak yerine kalbinde taşımak.

Ve yorulduğun anda kalbinde evini hissetmek, yanında evini hissetmek. O yüzden bir yerden çok, bir mekandan çok bir his olduğu fikrinde hemfikirim. Ama nasıl kısıtasları olması gerektiğini hiç bilmiyorum. Ev çok köklü bir şey ya. Böyle hani ev vardır ve sen onun içine doğarsın. Ya da ev vardır ya da sen evine batınca genişlersin. Bu da çok mesela aslında kaçan bir şey.

Evim dediğin yer kadar kendine genişleme izni veriyorsun aslında. O yüzden evim dediğin yere de, evim dediğin şeye de, evim dediğin hisse de dikkat etmen gerekiyor. Çünkü bu baştan kendine sınır çizmenin de tatlı, belirsiz bir hali. Yani ev bizim için hep orada ama biz evin içine giriyoruz gibi. O yüzden de belki bir yandan da çok durdurucu bir his ev.

O yüzden evi kalbinde inşa etmek ya da evi sen inşa oldukça inşa etmek fikri belki de bize çok ters. Çünkü ev her zaman küçüklükten beri orada olması gereken bir şey. Ama ya bizimle büyümesi gereken ve bizimle birlikte inşası hiç bitmeyen bir şeyse ev? Böyle düşündüğümüzde daha güvende ve daha bulması olası bir yerde hissetmez miyiz? Mesela sıkıldıkça salondaki koltuğun yerini değiştirmek gibi ben evimi sürekli kalbimde değiştiremez miyim?

Neden yıllar önce bir tane eve sahip değilsem sanki hiçbir zaman evim olmayacakmış gibi buruk hissediyorum? Ben evimi sonradan yapamaz mıyım? Belki de eve bakış açımızı gerçekten baştan yıkmak ve kendimize ait bir dille evi tanımlamamız gerekiyor ki evi bulabilelim. Öteki türlü herkesin ev dediği şey, onların arasından kendime bir ev hissi bulmaya çalışıyorum. Ama hayır bulamıyorum.

Neden bu kadar eve taktım bilmiyorum. Belki evsiz hissediyorum. Belki de evi bulmaya en çok yakın hissettiğim halimdeyim. Bu halimin evi. Bu da çok önemli.

Her haliniz aynı evde iyi olacak diye mesela çocukken çok huzurlu hissettiğiniz yerlerde şimdi hiç huzurlu hissetmeyebilirsiniz. Çünkü o siz değilsiniz. Bu da çok normal. Eskiden evimde huzurlu olurdum ama artık değilim. Çok normal değil mi? Çünkü kendi evin sensin. Kendine bir çatı koyması gereken sensin. Evet, ben de çok istiyorum köklü bir yer olmasını. Her kötü hissettiğimizde gideceğimiz bir yer olmasını.

Eve gitmek istiyorum ama evdeyim. Bu cümlenin de ne demek olduğunu anlayabilmek de beni bazen çok yoruyor. Eve gitmek istiyorum ama evdeyim ve evde hissetmiyorum. Bunlar evin değişebileceğini ve yasının da tutulabileceğini gösteriyor. Belki ev kavramını gerçekten değiştirmemiz gerekiyor.

Bunun zor olduğunu da biliyorum, ev büyüsünü bozduğunu da biliyorum. O yüzden sanırım sadece kendimizin içine inşa edebileceğimiz bir evimiz olmalı, kalbimizle birlikte götürebildiğimiz bir evimiz olmalı. Yoksa öteki türlü ya evsiz hissediyoruz, ya çok güvende hissediyoruz ve... Bazen şöyle bir şey, rahat olduğumuz ve o comfort zone dediğimiz şey, bu böyle yani İngilizce söylemek istemezdim ama, güven alanımız dediğimiz şeyi ev zannetmek bence çok büyük bir handikap.

Seni uyuşturan, uyutan, uyutan, uyutan yeri lütfen evle bağdaştırma. Çünkü ben bu hataya çok düştüm. Bir ara benim için ev tamamen hiçbir şey yapmak zorunda hissetmediğim, ömür boyu hiçbir şey yapmak zorunda hissetmediğim o uyuşuk alan gibiydi. Bu da ev değil, bu bir yalan, bu bir kaçış. Kaçmakla evde olma hissini lütfen karıştırma.

Ev senin bazen yeri gecik, canını acıtacak bir yer çünkü. Evde hiç canım acımayacak diye düşünme. En verimli evde canın acıyacak. Bugün canım evden konuşmak istedi. Belki sevdiğin ve sana yakın hissettiren ev tanımları vardır. Belki kendi tanımın vardır. Ve evet kendi tanımın olmalı. Ben hala yazıyorum ve bulamadım kendi tanımımı. Evde olmak ne demek? Ev ne demek? Bunları beraber düşünelim istedim. Çünkü tek düşünmekten çok yoruldum. Belki benimle sevdiğim şeyler paylaşırsın. Sana seslenmek istedim.

Umarım yanında olabilmişimdir. Umarım omzuna dokunabilmişimdir. Çok öpüyorum, çok sarıldım. İhtiyacı olanı alsın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)