Podcast

S2E17 / Karadağ'da Bir Biranın Durdurulamaz Bedeli

Sote

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Niçin hala bizimle bu zevk? Oysa çok geçmedi mi üstünden? Üstelik çok daha fazlasını görmedik mi? O tada mı aşığız yoksa onu tadarken ki küçüklüğümüze mi? Ve hayatta kalmaya dair ince tüyolar içeren mesajlarla çicek gibi bir bölüm.









Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.545 kelime · ~23 dk okuma

Merhaba sevgili dinleyicilerimiz. Hepinize güzel bir bölümden, yeni bir bölümden, yeni bir suluktan herkese merhaba. Bu süreçte yine bazı fark ettim. Bu arada bu süreç derken biraz farkındayım. Böyle sanki siyasi bir tarihe, siyasi bir olaya işaret ediyormuş gibi geliyor ama değil. Ama kilenen bu zihinlerimizin en yakın zamanda tekrar feraha, tekrar beyazlığa kavuşması. Dikkat edin ak demedim. Tekrar beyazlığa kavuşması dileklerimizle. Umarım söylediğimiz hiçbir şeyin yanlış anlaşılmadığı,

Her şey. Bu arada evet ondan da bahsedeceğim. Belki sizin de başınıza gelmiştir böyle bir şey söyleyip ya yok ya bu buraya gitmez böyle bir şey anlamazlar diye hiç belki aklına gelmeyen bir şey okurken yani yorumları gelen yorumları okurken başkan bu bunu nasıl düşündün oğlum bu nasıl olabilir diye tepkilerle karşılaştığımız bir bölüm olabilir. Onun dışında hiçbir anlam ifade etmeyen hiçbir tarafı olmayan hiçbir rengi olmayan bazı konulardan konuşabiliriz diye sizlere güzel bir bölümle geldim. O yüzden bunun marketingeni bunun şimdi tanıtımını yapmayacağım ama

İnanıyorum ki arayı çok açmıyoruz bu arada gündem dolayısıyla. Bazen yapamıyoruz bölümlerimizi ama kavuşmaktan daha öte bir şey olsaydı başka şeye önem verirdik. O yüzden ayrı kaldığımız süreçlere değil denk geldiğimiz süreçlere önem verirsek bence daha iyi bir birliktelik olur diye temenni ediyorum. Ben bak şimdi bu ay ya bu süreçte ne olacaksa olsun bu süreçte neyi keşfettim. Dışarıdakinin içerdekine bir fayda var.

Transkriptin tamamını oku

Özür dilerim. Tamam. Şöyle ben makarna açtım. Oradan direkt değil mi? Geçen şunu düşündüm yani insan belli bir yani ekonomik bir şeyden bahsetmeyeceğim. Tamam mı? Şöyle başlamak istiyorum. Aileden doğduğun, mesela ailen bir ekonomik güce sahip mesela. Sonra büyüdükçe o daralır, genişler. Bilmiyorum ve buna mukabil yani aile şartlarının, ekonomik durumunun izin verdiği bir şeyin vardır değil mi? Bir barınma, bir şeyini beslenme. Beslenme. şeyin vardır, bütçem midir yani nasıl ama işte onu anladınız bir sınırım vardır şunu yiyebilirsin bunu yiyemezsin ayda bir gün özel bir gündür onu hadi bugün yiyelim dersin bla bla bla böyle hayatın şekillendikçe kariyerin değiştikçe yediğin şeyler değişebilir soyut veya somut herkesin yediği işte tabi kendine başka tatlar ya etin bu sefer birisinin sana etinin pişirirken nasıl pişsin diye sorulduğunu keşfedebilirsin sen bunun aa nasıl yani et tek tip pişmiyor mu diye bir ikileme düşebilirsin hayatındaki her şey yavaş yavaş değişebilir yani senin için aslında yumurta

içi böyle kayısı gibi olması daha doğruyken belki de onu şey ne poşe mi? Ha yanlış bir şey poşe değil mi onun ismi? Mesela daha böyle poşe gibi keşfedildiğini yani normalde ekmeğin ekmeğin üstüne yumurta kırıldığı bir dünyadan avokadonun üstüne bir yumurta kırıldığı dünyaya geçtiğinde bunun yadırgamayıp tatların, zevklerin, aldığın zevkler değişiyorsa ve bunu ayak ödülebiliyorsan ne âli ama bana şöyle geliyor bazı zevkler rafin edemeyeceğim Böyle bazı tatları beraberimde getiriyorsun yani vazgeçemiyorsun gibi geliyor. Mesela benim için makarna ve bu böyle makarna aşığım, bakla aşığım, o hamur kurutulsun onu çiğ çiğ yerim gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Aslında bayağı yani böyle makarna mesela gördüğümde benim iştahım artıyor.

Çünkü şöyle geliyor bana, ben şu an makarnayı bu kadar seviyor olmamın sebebi, makarnanın çok güzel bir tadı olduğu için değil. Ya da makarnanın çok envai çeşit soslarla başka bir dünyaya, bir şeyi sosla güzelleştiriyorsan o zaten güzel değildir. Hamı, yani bunun kendisi bu kadar güzel değil. Niye bu kadar seviyorum diye düşündüm yani. Bir makarnayı haşla, hiçbir şeysiz, beyaz haliyle, bak ak hali, inatla değil mi?

Mesela koy böyle, yerim. Bir de üstüne bak, herhangi bir... Hala sos, domates sossuz, mantar, her şeyden bağımsız. Sadece basit bir yoğurt, bizim Türk kepçe vuruşumuz şeklinde. Bir yoğurt koyma koyman... Bak şu an mesela ağzım sulandı. Mesela düşünüyorum, bunun bu tadın... Bak tuz falan koymadım. Bu tadın hiçbir... Yani misafirine bunu versen... Rahatsız olursun. Ulan bu verilir mi dersin? Ama mesela ben şu an önüme bir tabak böyle makarna, yoğurt konduğu zaman gözüm dönüyor zevkten. Düşündüm niye bu kadar sevebilirim? Yani daha önce iyi bir şey yemedim mi? Farklı tatlar denemedim mi? Dil, damağım bu kadar mı benim yalın? Damak zevkim mi? Damak zevkim bu kadar mı sade? Yani utanacağım şimdi ama yok aslında başka tatlardan zevk alıyorum. Ama şunu düşünün, bu... Bak dediğim gibi rafine bir zevkten bahsetmiyorum. Bu bak maneviyat getiriyor. Maneviyat bence kalıcılık bırakıyor insana. Yani böyle cefa ya da ahde vefa gibi bir şey. Ben makarna yani herkesten şimdi bir şeyden bahsetmiyorum. Böyle abi çok yoksulduk, durumumuz yoktu da makarna. Hayır klasik her öğrenci gibi yani paranı... Yemeğe harcayabilecek bir zekam yoktu. O yüzden yemeği ve barınmayı, beslenme duygumu olabilecek en minimal şekilde hallediyorduk yani. Arkadaşlarımızla, ev arkadaşlarımızla. Bunu da sen de biliyorsun yani. 30 günün 18 günü full makarna yiyordun yani. Ve gel gelelim, bak bu tat, hatırlıyorum. Bak sana şöyle bir örnek vereyim. Mesela git en kral restorana tamam mı?

En kral eti ya. Sağ olsunlar nasıl pişsin. Biri az pişmiş, biri orta pişmiş. Yok kanı ortasında kalsın. Yok hayvanla beraber gelsin burada kesin. Yani envai sana bu sunulabilir. Etini yersin. Şimdi çok da böyle yemek şeyi yapmak istemiyorum. Böyle turşu falan. Masayı atmak istemiyorum ama. Mesela yemeğin biter. Tatlı istersin. Bak bir insan diyebilir mi makarna yedikten sonra tatlı canı çekmiş diye. Çünkü makarnanın öyle bir görevi var.

Benzin doldurmak gibidir yani. Makarnanın böyle bir tad alma şeyi yok. Makarnanın doldurma hissiyatı var. Girdiği yere biraz daha makarna sokabilme. Hatırlayan... Bak makarnanın en büyük bence... Şey, eskortu demek ayıp mıdır sence? Yani yanındaki. Makarnanın bence en büyük eskortu o sivri biberler. Yoğurt, makarna, sivri biber. Bak bundan daha iyi bir üçlü yok. Hayatlarınızı bilmiyorum. Çok ne... Böyle olunca ne oluyor biliyor musun? Bazı tatların hayatında manevi yeri oluyor işte. Yani senin de mesela ben şu an bak makarnayı, makarnayı seviyor muyum bilmiyorum. Evet çok sevdiğimi iddia ederim ama o tadı sevdiğim için mi? Yoksa onu mesela böyle tatlarda mı başka ne var mesela? Mesela aa bak mesela midye. Mesela ben

Aşığım midyeye böyle kabuğuyla falan yerim böyle midyeyi öyle aşığım. Ve benim mesela çok midye yediğimde gideriz tatil beldesine mesela gündüz sahilde akşam işte dönerken çok sarhoşken çok temiz. Benim için midyenin bir sınıfı yoktur mesela midye sarhoşken yenir diye bir şey yok. Ben midyeyi her kahvaltıda bile yerim. Bir şov oluyor bana mesela atıyorum çok sevdiğimi duyduğum bir arkadaşım bunu öğrendiğinde işte aa diyor midyenin diyor nasıl yapıldığını diyor öğrensen yemezsin.

Ya sen benim midyeli aramdaki bağım, sence bir hani birisinin ellerini pis... Ya şöyle mesela benim babamla ilk anım. Ben çok midyeyi yiyorum diye babamın buna gülmesi, babamın çok sevmesi, ben midyeyi yiyorum diye babamın bana midye getirmesi, ben yerken babamın eğlenmesi benim... Midyeye dair böyle ilk hatıram yani. Bende mesela bunu çağrıştırıyor. Dolayısıyla önüme 100 tane midye koyduğumda aa ne güzel çinko, aman magnezyum deposu gibi bir şey düşünmüyorum. Böyle manevi bir tadı var. Dolayısıyla nasıl yapıldığından ziyade ben canlı kanlı önümde birisi böyle bir yerinden çıkarsa ben midyeyi böyle yapıp ben gene yerim. Sulu sulu yerim ya. Aka aka yerim yani. Gene yerim. Çünkü tat değil. Ya da şöyle söyleyeyim. Ben midyenin üstündeki deriyi değil, ben midyenin bana bıraktığı hissiyatı seviyorum. O yüzden yiyorum.

Mesela buna başka, mesela başka bir örnek vereyim. Yani şey, belki midye çünkü çok böyle şey oldu, ortada kaldı. Belki seven vardır, sevmeyen var. Ne örnek diyeyim? Mesela halka tatlısı. Yani düşün, belki en fazla üç malzeme var içinde yani. Belki üç bile yok yani. Sıcak suda bir şeyi pişiriyorlar. Üstüne şekerli su mu? Bilmiyorum yani. Ama yani içinde bir ekstra bir şey olduğunu inanmıyorum. Dünyanın en basit tatlısı yani. Ama hatırla, ilk yediğin tatlı böyle sokakta belki. Evde yapılacak bir şey değildi. Dışarıda yediğin ilk tatlı. Ve şuna, şu masumiyeti hatırla. Şimdi benim bir jenerasyonum belki daha iyi hak verecek bana.

Manipülasyonun kralına bak yani. Benim jansiyonum mutlaka beni şimdi anlayacaktır. Arkamda duracaklardır benim mutlaka. Şöyle bu tatlı ya işte ilk yuvarla kalka derken arkadaşlarından birisinin yani kerhane diyebiliyoruz. Kerhane tatlısı deyip senin bu kerhane lafını böyle sanki hayattaki en büyük günahı almış ve bunu taşıyor başkasına bırakıyormuş hissiyatı. Yani mevzu o tatlı değildi. Mevzu senin ilk günahındı. Yani mevzu...

Sonra şunu düşündüm geçen, yani bu kadar yoğun bir tempoda, bu kadar yarının ne olacağını bilmediğimiz dünyada ne oldu da ben, ya makarnayı niye seviyorum, ya bu midye niye bu kadar güzel, ya bu kiranın tatlısı nereden çıktı diye düşündüm. Yazık değil mi dedim insanlığa, herkesin o kadar kafası karışıkken, ben nasıl bir konforlu hayat yaşıyorum da bunları düşünecek vaktim oluyor diye düşündüm. Sonra şunu fark ettim, ben aslında size tatları anlatmayı değil, eskiden tatların daha güzel olduğunu söylemeye gelmişim. O yüzden bu bölümde sizlere tadınızın kaçmaması veya bildiğiniz tatları daimi yaşamanı dilektirim efendim. Sote 17. bölüm başlasın bakalım. Sote

Bu hafta, şimdi size ikinci kısımda bazı deneyimlerinden bahsedeceğim. Bunlar böyle birikmiş, hani peş başa gelmiş şeyler değil. Öyle olsa çok kurgu olduğu belli olur. Ben artık insanların, başka insanlardan, tanımadığı insanlardan bir şey talep ederken bunun kesinlikle karşı dünyada da ne anlama geldiğini bence bilmek zorundayız.

Evet, farkındayım çok büyük bir açıklama oldu ama bahsedeceğim şey şu, çok basit. Mesela geçen uçakla tamam bir yere gidiyorum. Ben de yani şeyi severim, alırken bilet. Mesela bana atıyorum, koridora atıyor. Cam kenarı, aa cam kenarı alayım diye tercih. Yani diyorum ki, aa diyorum ben cam kenarında oturayım diye bak bir tercih hakkımı kullanıyorum. Ve bunun bazen ufak, bazen işte...

Değişken bedeli oluyor ve ben diyorum ki bu bedeli ödeyerek burada oturmak istiyorum. Yani cam kenarı tercihim bu. Çok uzatmayayım. Oturdum cam kenarı. Sonra böyle bir kadınla çok küçük bir kızı geldi böyle. Bebek denmez ama işte daha yetişkin de denmez. Daha ne o? Fetüsü bitirmiş, ceninden çıkmış, ayağa kalkmış. Yani daha küçük bir kız çocuğuyla geldi. Kadın dedi ki bana çok nazik bir şekilde. Yani sizden rica etsem dedi. Kızım dedi cam kenarı. Ben daha kadın cümlesini bitirmedim. Estağfurullah tabii ki.

Olur mu ya? Bir kız çocuğu tabii ki. Ne olacak dedim ya. Ben koridora geçtim. Annesi yanımda, kız da... Ve ben şöyle oldum ya. Aa, ne kadar güzel. Bir kız dedim. Belki uçaktan, işte uçağın kalkışı, o ilk. Hatırla, o yine aklımda yer eden, o yüreğinin ağzına gelişi, o binaların bir anda küçülüşü, bu uçak nasıl kalkıyor diye o sorular falan. Aa, dedim ya ben... Dedim, benim sayemde olacak. Ben buna belki aracı olacağım. Ben de orada olacağım. Ya da onun en mutlu anında ben de orada olacağım. Hiçbir şey olmasını düşünürken. Kız şöyle oldu. Oyun bağımlısı, ki ben de öyleyim. Çok takdir ettim oyun oynamasını.

Hoşuma gitti ama uçak kalkarken gerçekten şeyi düşündüm yani baksana hani dışarıya bak ya hani en azından en azından kalkarken bir fotoğraf çek video çek ya hep oyun ya çok oyunlu ya bir ara biz giderken kadın güneşliği falan kapattı ya oğlum madem o tarafın sizin için bir önemi yoktu yani ben niye o zaman koridorda oturdum ya yani Mesela geçen günde şu oldu, 3 tane kadın var önümüzde böyle yaşlı, yine uçaktayız. Ben şeyi çok severim böyle daha girişken, daha böyle sosyal anksiyetist olmayan mı diyeyim, daha böyle laf atan. Üçü de acayip konuşuyorlar kendileri, gülüyorlar falan, benim de hoşuma gitti yani. O kadar eğlenceli, gayet kendi dünyalarında. Ama sonra tabii bir yerden sonra şey olmaya başladı böyle, birilerine artık laf atıyorlar, ben şey oldum, ne derler? rahatsız demek haddime değil tabii de yani ya abla da abartmayın işte ona bir şey diyor ona laf atıyor işte kabin memuruna bir şeyler böyle uçak onlarınmış gibi olur ya böyle güldükçe tabii bir yerden sonra benim sevgim şeye dönüştü yavaş yavaş böyle ya abartma abi hepimiz gidiyoruz durun işte falan derken bende şöyle bir hastalık var belki sizde vardır dışarıda böyle yürürken mesela bir şeye dokunduğumda elim artık kirlenmiş gibi hissederim ve tabii bu hayatım engellemez ama ufak bir kolonya böyle sıktığımda of

Yani başa dönüyorum. Bak uçağın galiba işte bir daha yeni kalkmışız böyle. Bende kolonyası. Ama artık benim şeyim gelmiş kadınlara karşı. O ne derler? Ya susun artık falan. O gelmiş. Çünkü sürekli kabin memuru her geçtiğinde bir laf atıyorlar. Artık kabin memuru da şeyini gördüm ben yüzünde böyle o şey oksitleme gülüşü vardır ya. Onu atıyor yani susun demeye çalışıyor çok kibarca. E tabii kadınlar da inatlı. Sonra bir yerde o bana kalsın artık iyice şey oldum böyle ya çekilme eyvah dedim ya daha bir buçuk saat yolumuz var diye düşündüm. Ben böyle kolonyamı çıkartıp bir tane sıktığımda iki tanesi bir panik oldu önde ama kolonya demezsin ya bu herhangi birisinin kolonyaya verileceği tepkiler çok daha yani aşağıda bir şey görmüş olması lazım aşağıda. Sonra döndü arkaya, siz mi sıktınız dedi kolonyayı. Ben de evet dedim. Dedi ki, arkadaşım tıkanıyor kolonyadan dedi. Olur mu sıkmasanız dedi. Yani çok adice yani ben de o an yani bu hiç yaptığım bir şey değil. Ben de o an yani kadın yani eğer kadınları hala seviyor olsaydım kolonyayı atardım, aşağı atardım. Ama çok böyle bireysel davrandıkları için hani sanki uçak... Oldu ya, biz konuşuruz, biz güleceğiz. İşte kolonyayı sıkıyoruz, sıkma falan dediği için ben de o an... Ya çok özür dilerim dedim. Bilmiyordum. Biletimi ona göre almadım. Özür dilerim. Benim de zingolanga hastalığım var dedim. 16 dakikada bir dedim. Eğer kolonyası sıkmazsam nefes alamıyorum dedim. Şimdi kadın bu hastalığı bilmediği için, böyle bir hastalık olmadığı için daha doğrusu, sormadı ne diye. O da ne yapacağız dedi. İnanın bilmiyorum dedim ben de. Kadın şeyi sordu, derecesini sordu. Hatırlamıyorum, 80 falan dedim ben de kendi kendime böyle. Ondan sonra kadın dedi ki, ya tamam falan derken işte nasıl yaparız falan dedi. Ben, aklım sıra onlarla yarışacaktım hani. Sizin dediğiniz olmayacak, ben de sıkmak zorundayım dedim. Kadınlar çok, şöyle bir şey oldu bak. Bazen beyliğin çok önemi yok biliyor musunuz? Şöyle bir şey oldu. Hiç beklemediğim bir şey oldu. Kadınlar, iyi madem ne yapalım, hadi idare edeceğiz dedi. Kötü olursan söylersin dedi arkadaşına. O da tamam dedi ama iyiyim dedi.

Ve olay kapandı yani. Şimdi siz şey düşünebilirsiniz, aa bak işte bir şey söyledi. Onları alt etti. Hayır, ben uçağın geriye kalan bütün sürecinde 16 dakikada bir kolonya sıkmak zorunda kaldım. Çünkü bunu artık takip etmek zorundayım. Yalanım ortaya çıkmasında. Yani kadın uyardı bir yerde. Döneyim. Ya dedi sıkmadınız dedim. Özür dilerim dedim. 15 dakika oldu dedim. Daha 30 saniyesi var. Hayatımın en kötü yolculuğuydu. O yüzden bazen birisi bir şey yapıyorsa, valla bırakın yapsın ya. Size nasıl döneceğini kestiremiyorsunuz.

Size şimdi ilginç bir deneyimden bahsedeceğim. Belki birkaçınız şahit olmuştur ama önemli değil. Ben sıfırdan başlayacağım. Bir Karadağ tatilim oldu. Öncelikle Karadağ inanılmaz bir ülke. Bak giderken bize rehber, rehber şöyle bir uyarı yaptı bir ülke için bak. Dedi ki buranın insanı çok tembeldir dedi. İlk defa böyle bir şey duydum. Hani bir bölgeye dersin, birisine dersin ama bir ülke, yani bir topluma. Çok tembeller demek. Çok... Hani böyle konduramıyorsun ama gerçekten çok tembeller. Biz oraya festivale gittik yani dört gün önceden. Dördüncü festival vardı. Festival günü haber geldi. Dediler ki yetişemedik. Ve alana gittiğinde bak hiç kimsenin bir çabası yok.

sahne koymuşlar, öyle duruyor. Neler yetiştiremedik. Biz geri döndük sonra festivali göremeden. İnanılmaz bir, inanılmaz bir ülkeydi. Ülkenin en cezbedici yanlarından bir tanesi şu. Bu arada, bak şöyle söyleyeyim ben size temelliklerini. Bir yarışma yapılmış, en fazla kim yatacak diye. Bir adam 3 ay yatmış, 20 bin euro için. 3 ay, adam bir ormanda yatmış. O yarışma orada, 3 ay yatmış adam. Ülkenin şeyine bak, genine bak yani. Şimdi bakın, önce şunu belirteyim. Sizlere asla... Asla herhangi bir tavsiye, herhangi bir öneri, herhangi bir başkaldırı, herhangi bir tavsiye dedim mi bilmiyorum ama böyle ikna edici... Sadece bir deneyimimden bahsedeceğim. Bunun siz kötü yanlarını kendinizce ve iyi yanlarını ayıracak zekaya sahipsiniz. Değilseniz de dinlemeyin. Çünkü sizi etkileyebilir izlediğiniz şeyler. Yani o zekaya sahip değilseniz ebeveyninizden izin alın. Tek başınıza bir şey izleyip dinlemeyin. Ben istiyorum ki anlayabilecek kitleye hitap edelim. Etsin herkes yani. Ya da... Kimse artık izleyip dinlediği bir şeyde etkilenmesin. Velhasıl bilmiyorum şahit oldunuz mu? Mesela menü geliyor önüne, diyor ki menüde. Şimdi size direkt karadan alkol diye söylemeyeceğim ama şaşkınlık verir yani. Hep derlerdi ya sudan ucuz diye. Menü geliyor, yazıyor işte su diyor 1,5 euro. İşte bilmem ne birisi diyor 1,2 euro.

Çok enteresan değil mi ya bilmiyorum ben çok garipsedim. Sonra dedim ki, şimdi o sürece giriyorum. Dedim ki bunu paylaşayım. Tweet attım ben de. Dedim ki işte Kanada'ya dedim. Giderseniz mutlaka dedim bire için. Ama dedim öyle bir tat veya aroma için değil ha. Yani vergisiz biranın tadına inanamayacaksınız.

Dedim. Şimdi çok samimi soruyorum, benim bu cümlemde bir tane yanlış var mı? Ya da toplumu bir kine, inançlı bir güruhu, inançsızlığa, ideolojisi olan daha küçük birisi bir toplumu, düşündüğü her şey yanlışmış gibi. Bence hiçbir şey yok. Bu inkar edilemeyecek bir alaylama dili gibi geliyor bana. Abi ben belki bilenler vardır. Sonrasında bir tepki aldım. Benim galiba bu 2025'teki en iyi, üstüne inanamıyorum bir şey gelebileceğine benim de vatan hainliğim kaldı.

Ailesizliğim kaldı, gençleri bireye özendirme kaldı. Yani inanılmaz yani ben ve şöyle oluyorum, oğlum diyorum bu nasıl... Asla bak yine bir tarafı, bir güruhu asla işaret etmeyeceğim ama yani inanılmaz bir şey. Oğlum bir şey seni rahatsız etmiyor. Benim de oluyor. Twitter'da gezerken mesela bir şey çıkıyor karşıma. Akşam diyor maç tahminini alalım diyor. Mesela bir yerini gösteriyor. Hiç ilgimi çekmiyor. Ve diyorum ki ya futbol gerginliği var. Şimdi sırası mı işte göğsünü göstermenin? Geçiyorum. Tepki göstermiyorum. Ama kimse... Gerçi bir şey diyeyim mi? Şu ne oldum biliyor musun? Şu an bununla ilgili bir şey anlatırken şu ne oldum? Ya kime ne anlatıyorsun ya oğlum?

Hayır, yine herhangi bir egomanyayı yıkma çabasında falan... Ne haddime ya? Kanada'ya giderseniz mutlaka birey için, herkesi... Bir kişi inkar edemedi biliyor musun? Bir kişi. Bak ben size şöyle bir şey söyleyeyim. Bir dönem vardı bu. Yakın tarihe bakın şimdi. Böyle isim söyleyerek herhangi bir topluluğu karşıma almak istemiyorum. Bir oyuncu mesela eleştiriliyor.

Ben diyorum ki mesela, ya diyorum olur mu şaka olsun diye. Bence şunu ayırmak gerekiyor. Anneniz nasıl ve ananla abi arasında fark var yani bence. Mesela bir oyuncu tamam işte bir eleştiriliyor, bir diziden çıkartılıyor. Ben de diyorum ki ya diyorum öyle mi? Ben diyorum bu payı diyorum, yani TRT payı diyorum ödüyorum ve diyorum ben orada diyorum istediğim oyuncuyu izleyemiyorum öyle mi diyorum. Böyle baya böyle mavi tikli işte belli bir siyasi oluşumun içerisinde olduğunu profiline yazan bir kadın hanımefendi.

nasıl yani şey zamirleştireyim diye düşünüyorum ama bilmiyorum yani düşünün o gürültü olduğunu açıkçası kadın mesela beni eleştirecek toplum içinde şey yazıyor işte şu salağa diyor birisi diyor TRT payı almadığını söyleyebilirler mi diyor şimdi bilmiyorum anlatabildim mi yani şimdi ben çok isterim mesela bu kavgayı sürdürmek ama yani şey anlatabildim mi şimdi bu kadına ne anlatacaksın bu kadına TRT payının sadece faturada yazan TRT olmadığını aman kavganın da ben isterim kavganın da valla güzel olsun ya Neyse, Karadağ'a döneyim. Bu arada biraz dolmuşum, oradan fark ettim. Çok kırıldım ama kimse... Bir de ben şey, bir insan değilim böyle. Hakaret mi? O zaman sizi dava, avukatla görüşürüz falan değil. Hiç bunu görmezden gelmeye çalışan, hiç... Olabilir, bu bir görüştür, bu bir saygı, bu bir şeydir, ne derler? Karşı bir görüştür, saygı duymak zorundayım diyebileceğim durumlar. Ama size yemin ederim hiç böyle okuyup, evet abi bak, bir insan böyle düşünüp... Ya da çok az, haksızlık yapmayayım. Çok az. Bence, bak yine...

Sonra şey yazacaktım bak mesela. Sonra İngiltere'ye gittim. Başka bir barda fotoğraf çekildim. Şey yazacaktım mesela. Arkadaşlar burada kimse kimsenin hayatına karışmıyor inanamazsınız diye. Gerek yoktu tabi harlamaya. Canınız sağ olsun ama bir insan bira içiyor diye veya arkadaşlarına, çevresine, onu takip eden insanlara ya burada bira bu kadar dediği için bence ölmeyi hak etmeyi olabilir sadece.

Bir de bak bu size bir şey, bir içimi dökeceğim. Böyle şöyle direkt geleyim. Bazı konuları tamam eğer olduğu gibi savunuyorsan kendince bu sana bir şey daha doğru geliyorsa başka konularda da çok böyle eleştirelim olamıyorsun ya da olmaman gerekiyor. Direkt şimdi açılımını yapayım. Açılım deyince de rahatsız oluyorum şu an fark ettim. Açılım deyince de içim geriliyormuş. Neyse yine ben ne söylediğimi açıklayayım size. Mesela ben, dün duymuşsunuzdur, burada çok yaptım mesela. İşte ben diyorum ki her şeyin şakası olabilir. Tabii ki diyorum bunun bir ahlakı, bir üslubu olmak zorunda. Dini şaka yapılabilir. Gerçi siyasi şaka artık ne yazık ki yapılamıyor. Kimse çıkıp da o şey demesin. Yapı yapılabilirken kimsenin aklına gelmiyor değil, yapan arkadaşlarım şu an. Niye yapamıyorlar? Çünkü artık mikrofon tutamıyorlar, içerideler. Ama bu şaka yapılmıyor değil. Sadece ürünün bir yaptırımı oluyor. Bunu göze alıyorsan hani mesela atıyorum bir sahnem var. Diyorsun ki, aha diyorsun ben buradan bu kadar alacağım. Çıkım yapayım. Mesela bir şakam var, alıyor. Bu beni içeri sokar, yapayım. Bu artık kişisel tercih meselesi. Siyasi şaka biraz da riskli. Ama mesela ben derim ki her şeyin şakası bence olabilir. Her şeyin şakası olmalı. Yani işte Atatürk'ün çıkıp dini şaka olmasın dediğinde ben çıkıp bilakis televizyon programında Atatürk'ün niye konuşuyor demiş.

diyebilmeliyim. Çünkü bence her şeyin şakası yapılabilir ama yaptığın her şeyin ahlaki bir inanç olduğunu bilirsen. Dolayısıyla bak şimdi bunu savunuyorsam, niye bak dün Twitter'da gezerken böyle bir şarkı sözü paylaşılmış yine bir rap sanatçısının, işte kadını aşağılayan falan. Ben de kendimce, sonra dedim ki yo, Yok, yani sen şu an çıkıp birisinin şarkı sözlerinde kadını aşağıladığı için, ya işte bu şarkı kadını aşağılıyor, böyle şarkılar yayınlanmamalı, böyle şarkılar yazılmamalı dememeliyim. Diyemem. Bu demek değil ki bunu destekliyorum. Tabii ki buna destek vermiyorum. Bunun benim için hoş bir tarafı yok. Ama eğer ben kendi dünyamda abi Erşin Şarkısı yapılır diyorsam, bir başka söktörde başka bir insanın da bu özgürlüğünü elinden almamalıyım. Peki ne yapmam gerekiyor? Bu adamın da kafası ona basıyor. Diyorlar ki aç şarkısı yap. İçeride diyor ki işte mahpustan alacağım kardeş. O kadar yetmiyor.

O yani diyor ki ben diyor evet diyor ben diyor kariyerim diyor işte birlikte olduğum kadınlarla anlatabilirim, bindiğim arabalarla anlatabilirim. Şimdi ben bunu bu yanlış diyemem o onun doğrusu. Dolayısıyla öyle gidecek gidebildiği kadar ve şu an baktığın zaman birçoğu bu şekilde başardı. Demek ki böyle bir ürün yiyen kitle bak o zaman ben ne yapacağım biliyor musun? Bu ürünün çıkmasında söz hakkım yoksa

Ürün çıktıktan sonra tüketici... Bak, kimsenin aklına gelmedi. Bak görüyor musun? Sotete size yaşamanın sırrını... Ben evet, onu düşündüm. Yani o dolayısıyla bazı konularda böyle insanlar sessiz kaldığında şeyi düşünebilir miyiz diye düşündüm. Ya bir dakika abi adam bunu savunuyor ya da kadın ya da insan. Sapıyan ya da en başta Big Bang. Bunu savunuyor. Dolayısıyla bu çok realkör olabilir yani. Dediğim gibi bence öyle olurdu benim için. ''Abi kadın şarkı söylüyor, kadını aşağılayamazsınız.'' falan. Ha yo, aşağılarsa kadını. Onu dinlemeyerek ben bir şey söyleyebilirim. O ürünü tüketmeyerek. Ama ürünü tüketeceksin, ürünün üstü de zaten ya aman.

Çok ilginç geliyor bana. Yani Türkiye'deki bir Spotify listesindeki şarkının %70'inin Malezya'dan dinlenmesi bana çok enteresan geliyor. Yani bu kadar büyük Malezya kitlesi veya Endonezya kitlesi olmaları çok ilginç. Ve hiç orada konser vermemeleri, inatla hala Bodrum-Alaçatı'ya denemeleri çok enteresan. Ama herkesin gönlüne göre olsun tabii ki. Ama ben...

Dediğim gibi yani bu şarkı, bu içerik, bu ürün üretilirken söz hakkım yok. Çünkü kendi dünyamda benim de doğrularım var. Her şeyin şakası yapılabilir. Benim izleyicim buna göre kendisini belirler. Ben böyle bir şakaya gülmek istemiyorum diyebilir. Her şeyle ilgili şarkı yapılabilir ki şu an bu konuyu açsak nelerle ilgili şarkı yapıldığını. Tura Abi yakın tarihte mesela der miydi kimsenin 3 saniyelik bir olaya kadınlar için belki 8-9 saniye bir şarkı yapılacak. Kimsenin aklına gelmezdi. Dolayısıyla her şeyle ilgili şarkı yapılabilir.

Ama herkes de her şarkıyı dinlemek mecburiyetinde asla değil. Ben bu boykotumu böyle yapıyorum yani. Üretimi durduramam. Pardon, üretimi engelleyemem. Ama ürün çıkarsa da bunu tüketmem diyorum. Sizlere de yaşamanın kolay... Mesela başka... Bak bir saniye, size dur şimdi, bak dur. Size Türkiye'de hayatta kalmanın mesela bambaşka bir sırrını vereyim bak. Bunu olabilecek en güvenli şekilde anlatacağım ama inanıyorum ki beni anlayacaksınız. Yine manipülasyonun kralı geldi ucunda. Şöyle mesela, bir şey yaratalım bir tane. Mesela kime şey yapmak istersin? Birisine istemde bulunacaksın. Ne olabilir? Mesela bir usta, bir hırsız. Mesela Beril, doğru mu? Mesela bir hırsıza bir şey söyleyeceksin, tamam mı? Mesela bir hırsız var, bildiğin, tanıdığın. Bak, dikkat et, isim vermiyorum. Bu özgür bir adam, tamam mı? Hiçbir tarafta değil. Ne kırmızı, seçim günü düşün, ne kırmızı, ne sarı.

Hiçbir yerde değilim. Düşün ki bir hırsız var ve sen şunu biliyorsun. Ben bu hırsıza bir şey söylersem bir şey olabilir. Yani oradan veya buradan. Bak lütfen saygısızlık. Lütfen çarptırmayın. Ama bir şey söylemek de istiyor musun yani? Bir şey söylemek de istiyorum ama. O zaman ne yapıyorsun biliyor musun? Suni bir hırsız yaratıyorsun kendine. Ben ne yaptım? Çektim bisikletimin tekerini. Çıkardım sipoponu. Cebime koydum. Çektim. Dedim ki ya inanamıyorum dedim ya. Sabah bisikletime geldim. Benim dedim sipopomu çalmışlar. Ulan hırsız dedim. Noktalı virgülü koydu.

Şimdi kamerayı çekiyorum silaptan, kendime döndürüyorum. Ben bu saatten sonra o hırsız hakkında, bak dilediğim her şeyi söyleme hakkına sahibim ve işin güzelliği şu, dilediğim yere kadar söyleyebilirim. Her, bunca yıl her ne söyleyemediysem, böyle ağzıma gelip gücüm yetmediyse, ailem için, arkadaşlarım için, ne için endişelendiysem, şimdi hepsini böyle boşalma diyebilirsin, kusma diyebilirsin, tükürme diyebilirsin. Yani her, ulan sen işte, yani şimdi, o tamam, yine sürüklemeyeyim ama anladınız.

Ve şöyle oluyor bak güvenli yaşamak böyle bir şey. Birisi sana sen bir dakika ya ne diyorsun dedi. Ne oldu abi? Özne belli. Yüklem sınırsız. Özne'ye dön dedi. Ben bisikletimi, sivabını çalan hırsız. Sen ne oldu abi? Sana birisini mi hatırlattı deyip. Bak gördün mü? Bu sefer yine karşı tarafızın altına bırakıyorsun yani. Ne oldu? Ben bir hırsıza söyledim. Senin aklına başka bir hırsız mı geldi? Bak, bak, bak. Hayatı sana şu an hayatta durduk yere beş boyutlu yaşatıyorum hayatı bak. Aklınızda bulunsun. Tabii ki yapacağınızı düşünmüyorum. Evde denemeyin gibi bir şey oldu bu.

Ama eğer yani çok yani ne bileyim 5 yılın 10 yılın belki 22 yılın şey olursa mesela atıyorum başka bir şey mesela aklına geliyor mu böyle hırsız gibi başka bir şey mesela birisi var bir şey söyleyemiyor mesela atıyorum mesela bir yaşlıya ya hadi bırak artık diyeceksin ya da mesela suni bir yaşlıyı atıyorsun mesela en güzeli rahmetli bir deden varsa mesela yok rahmetli şimdi dur deden rahmetliyse kimse bunu bilmek zorunda değil hayattaymış gibi Ya dedem bana ne yaptı biliyor musunuz? Bir başlarsın saydırmaya. Biri bir şey diyor ya benim dedem zaten ölmüş deyip kendini yani inanılmaz evet. Yani evet böyle bak bu güzel oluyor. Böyle dolup dolup atmak bana iyi geliyor. Eğer buraya kadar geldiyseniz teşekkür ederim. Sezon kapanıyor bu arada. Bu ay son gösteriler olacak. Sonrasında yazdıracağım. Herkese güzel bir yaz diliyorum. Sizlerden tek ricam şu olabilir. Herhangi bir ayın size umutla gelmesi mümkün değil. Siz o ayı umutla çevirebilirsiniz. Yani 31'inde, 30'unda veya 29'unda bir ay son buluyor diye ve bir ay 1'inde başlıyor diye hiç yani...

Haziran hiçbir zaman size umutlarla gelmeyecek. Ya da Haziran'ın siz umutlarla dolun. Aman ya Meltem, Nisan'da inanılmaz şeyler yaşadık. Mayıs sonra mükemmel gelsin diye bir çabası olmuyor. Hiç kimsenin. Hiçbir varoluşun, hiçbir soyut veya somut kavramın, hiçbir sivil kuruluşun. Size yemin ederim. Bu ne oluyor biliyor musun? Sen birisini mutlu edersen birisinin bu çabası oluyor. ve dokunamadığın hiçbir şey seni kendiliğinden mutlu etme yetisine sahip değil. Eğer hayata buradan bakabilirsek daha konforlu bir yaşam olabilir. Niyeyse bugün sizlere daha şey yapmışım bu konuda. Sizlerin daha güzel bir hayat yaşamasını temennitmiş olabilirim. Başka da söyleyecek bir şeyim yok bugünlük. Güzel bir bölümdü. Umarım eğlenmişsinizdir benim için. Güzeldi. Sizlerle konuşmak iyi geliyor. Keyifleniyorum.

Gelişmeler var. Sote inanılmaz devam ediyor. Ve devam edecek diye düşünüyorum. O zaman bildiğimiz gibi bitirelim. Gitmek istemiştim, gidemedim. Çünkü sevdim burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti. Peki hala kaçtım ben de. Hoşçakalın. Sote. So-te.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)