
5.020 kelime · ~25 dk okuma
SOTE Merhaba, evet yeni bir bölümden yeni bir başlangıç. Yeni başlangıçlar hepimizi heveslendiren, hepimizin böyle içerisinde umutlar. Ben, ben yeni bir şeyleri başlamayı seven bir insanım. Bunu daha önce söylemiştim size bölümlerde ama bugün bölüme başlarken aslında hiç böyle çetrefilliğine yine çetrefillik kullanmayacağım. Yine Legologo'dan uzak, Dilego olduğu gibi başlayan bölüm olacak. Sormak istiyorum çok açık yüreklilikle, benim Twitter'ıma ne oldu ya?
Şimdi bu konuyu aslında ben birkaç haftadır buraya taşımak istiyordum ama aklım hep karışıktı benim. Niye karışıktı? Çünkü şöyle bir biz şunu öğrendik yani böyle bazı bilgiler vardır yani doğarken büyürken hani bir kere öğrenirsen öyle kalır. Yani ne bileyim dinde de var bu işte okulda da var hayat bilgiler böyle bilgiler. Sosyal medyada da böyle bazı bilgiler var. Mesela bir kere öğrendiğinde artık o hep öyleymiş gibi. Mesela bize bir şey öğretildi. Bu işle alıcık ilgiliyseniz algoritma. Mesela ben son günlerde ya son aylarda belki de haftalarda çok abartmayayım. Twitter'ımdaki bu pornografik cinse rahatsız oluyorum demiyorum. Niye bu o kadar çok önüme çıkıyor? Yani algoritma mesela senin sevdiğin, senin takip ettiğin, senin izlediğin şeyleri önüne sunuyorsa... Ben Twitter'da size yemin ederim bir kere bile bir meme görme arzusuyla bir arama yapmadım. Ya da birisinin birisine yaptığı işkenceyi, birisinin birisinin saç çekmesini hiç aramaya yazmadım. Yani Twitter başka yerde...
Furkan gibi olmayalım. Ben öyle geçmişini tutan ya da bilgisayarda bunu arayan bir insan değilim. Ama dolayısıyla benim talep etmediğim şeyin bana karşı gelmesi, arz talep meselesi de yani buna bir talep yok ya, arzın gelmesi şey oluyor. Ben istiyorum ki ben canım istediği zaman gireyim, yazayım, çıksın karşıma. Buna bir itirazım yok. Yazdığımı söylemiyorum. Ben sosyal medyanın, bu gücünün, bu tarafının en azından benim kullanışımda olmasını, yani durduk yere ben bir şeyle ilgilenirken
Mood, bir de o çıktı mood, bir de şey çıktı mesela pozisyonlar. Yani şimdi şöyle oluyor, şimdi sen kendince bak kendinden kıyasla sen kendinde başkan şeyi biliyorsun yani ben şöyleyimdir, ben iyi veya kötü demiyorum yani şöyleyimdir, böyleyimdir. Mesela bir pozisyon gördüğün zaman ister istemez şey olmuyor mu? Ben daha önce bunu yaptım mı? Bunu yapabilir miyim? Bu nasıl olur? Aa bu denenir. Ben günlük akışta, günlük düşünce tempomda aklıma böyle bir şeyin gelmesini istemiyorum. Ben günlük hayatta böyle bir şeye motive, yani zaman harcamak istemiyorum.
Ersan? Buradayım. Ne düşünüyorsun? Mesela sen Twitter'ı kullanan birisin misin? Ben Twitter'ı çok seven biriyim yani. Twitter'ı niye çok seviyorsun ki? Bilgi akışının çok güzel olduğunu ama senin bu dediğin şeye katılıyorum. Ama bak güzel. Evet, evet. Eskiden... Dese ki birisi ben Twitter'ı kullanıyorum. Başkan niye kullanıyorsun? Derdik ya eskiden. İşte gündemi takip etmek için, gündeme bakmak için. Gerçekten de ben hayatımın belirli bir döneminde...
O kripto muhabbetine kadar. Ben gündemi takip ediyordum yani. Hala gündem takip ediyorum. Bir de sadece olay yazıda değil aslında. Görselde de bu oluyor. Mesela ben şöyle görseller görüyorum. Atıyorum bir tane bir şey almış, kitap almış, bir şey almış. Onun paylaşımını yapıyor ama fotoğraf tarzından sen o aldığın şeyi hiç anlamıyorsun. Çünkü gözün başka bir şeye odaklanmasını istiyor. Altın oran başka yerde. Altın oran başka yerde. Diyor ki bu kitabı çok beğendim. Deme sen fotoğrafta kitabı arıyorsun. Kitap nerede? Evet.
Eskiden bu işin, bak yine Twitter'dan gitmek gerekirse güzel bağlaç oldu bu arada. Belki alakan yoktu ama eskiden bu işin bir gizemi vardı. Eskiden bu işin bir adabı vardı. Yani İnstitüt Faklı sendeydi. Böyle birkaç opsiyon vardı. Mesela bir hanımefendi koyuyordu kendisine. İşte istediği şekilde. Bizi ilgilendirmez. Yani güvendiği bir uzuv varsa, güvendiği bir poz, bir kıyafet, bir ışık, bir ne bileyim renk. Bilmiyorum işte böyle ilgi çekici fotoğrafını koyuyordu.
Diyordu ki mesela işte eve geldin, sarık kapıyı böyle açtım, ne yaparsın? Şimdi bir tane ihtimal vardı ama sen kendi kafanda daha böyle toplumsal, daha ortalığa public mi diyeyim? Daha böyle herkes açık bir yerde olduğun için aman işte hoş geldin derim. İşte ölümü yüzümü yıkarım falan böyle opsiyonlar düşünüyordun yani. Hepimizin belki kişisel istediği böyle bir eşim olsa, böyle birisiyle birlikte olsam ya da böyle birisi bana kapı açsa belki tamam çok opsiyon yoktu ama orada o şey, dili açamıyorduk. Yani bizim dilimiz de terbiyesizleşti.
Ben bazı şeylerin seçme ve seçilme hakkının hala bende kalmasını istiyorum. Bak yemin ederim ya. Yani şimdi o kadar el ayağı düştü ki. Belki bottur bunlar bilmiyorum. Mesela yine aynı pozu düşün. Atıyor, bu sefer direkt sana eylem sunuyor. Diyor ki işte uyandın işte patlat bir tane diyor. Ya dur abla benim yüzümü yıkayayım ya. Ya da şey istersin böyle hani mesela herkesin böyle kaba, sert, daha nezaketten yoksun davrandığın bir insana daha böyle naif davranmak istemez misin? E tabi ki. Eve geldim ne yaparsın? Ben valla seninle konuşmak isterim ya. Günün nasıl geçti? Neler düşündün? Yediğin içtiğin sana kalsın. Bana gördüğün şeyleri anlat ya.
Çünkü bence günümüzde artık ve özellikle 22 yıldır aynı hükümet tarafından yönetilen bir insan için bence bazı eylemler artık çok sıra dışı olmayabilir. Alttan veya üst olmanın bir önemi yok. Artık konuşmak, bir şey paylaşmak daha değerli olabilir ya bir insanla. Ben Twitter'a dair sana bir şey söyleyeceğim. Benim en sevmediğim Twitter'daki şey ne biliyor musun? Söyle, söyle. Evet, Ersan'ın şu an Twitter'da en sevmediği şey ne olduğunu merak ettiğimize göre söyleyebilirsin bize. Böyle deyince de olmadı ama. Yo yo, şu an beklentiyi büyüteyim. Profilleri açan herkesin haklı oluşu. Herkes yazdığı şeyde haklı. Herkesin bir fikri var mı demek istiyorsun? Herkes fikrinde haklı. İki tane karşı görüştüm. Ersan bir tonlama, ipucu ver, destekle. Ortada bıraktırma yani. İyi bir şey mi söylüyorsun? Herkes bir doğru ya da yanlışı savunsa bile yanlışında haklı olarak gösteriyor kendini. Diyorsun ki herkesin bir fikri var, herkes fikrini olduğunca savunuyor. Herkes fikrinde haklı olduğunu düşünüyor. Ve bunun da çok önemli bir yer olduğunu düşünmesi artık beni sıktı. Twitter'da. Herkes konuşmasın. Hayır, konuşsun okey de. Ama yanılabilirsin. Bir konu hakkında fikri olmayan bir kişi de fikri olmadığı fikrini yansıtıyor. Ama haklı olduğunu düşünüyor. Su 100 derecede kaynar. Fikri var ortada.
O, bunun bilgisini bilmiyor ama buna yorum yapıyor ve bu yaptığı yanlış yorumda da haklı olduğunu düşünüyor. Çok mu karışık oldu? Yok, estağfurullah. Estağfurullah. Ben hatta yarısını anlamıştım çoktan başkan yani. Sen boş yere konuştun yani. Evet, evet. Herkes fikrinde çok haklı ve bunu deli gibi savunuyor.
Ama bence şey... Sen şeyi mi istiyorsun? Biri fikrini savunsun, başka birisi ona bunun yanlış olduğunu söylediğinde hemen gel kendini indirsin. Hayır, bunun metotları var ya... Neyi metodu var? Atıyorum şey, çok basic bir yerden. Serkan Deveci böyle böyle bir şey yazdı falan. Bunun eleştirel yonu, buna karşı tezler sunmaktır ya. Direkt gelen yorumlardan bir tanesi oluyor. O ne biliyor ki? Hadi yürü. Bir dakika. Ersan sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle çıktı herkesin bir fikrinin olma şeyi. Bu Twitter'da daha yoğun. Ama hayır artık onu durduramazsın. Yani ben şuradayım. Neyi iyileştirebileceksek oraları konuşalım. Orayı Ersan orayı biz Ecevit'te kaybettik. Ecevit hükümetten düştü ya biz onu kaybettik. Ama bu Twitter'da Daha yoğun ve daha haklı bir arada. Ben onu seviyorum. Niye seviyorum biliyor musun? Bence herkes fikrini olduğu gibi, olduğu gibi filtresiz şekilde eleştiriyse eleştiri, övgüyse övgü başkan. Olduğu gibi söylemeli. Niye söylemeli? Ama o eleştiri değil ki işte. Hiç önemli değil. Bak ne diyorum eleştiriyse eleştiri, değilse değil, hiç önemli değil. Herkes söylemeli. Niye söylemeli biliyor musun? Çünkü sen de kime hitap ettiğini veya kime artık hitap etmemen gerektiğini veya hangi yorumlu senin için daha önemli olduğunu sana pay veriyor. Diyor ki ağabey diyor, işte Ersan sen böyle bir video paylaştın ya da böyle bir fikir beyan ettin. Ben bunu böyle anladım. Benim zekam bu, benim kriterim bu. Ben bu kadar çıkabiliyorum ve sana böyle tepki veriyorum. Yani senin etkine ben böyle tepki veriyorum. Yani ben onu iyileştiremem. Yani ben başkan sana böyle söylüyorum ya, sen bana böyle karşılık vermen gerekiyor ya da bu daha doğrusu diyemem. Onun doğrusu benim yanlışımsa
Benim doğrumda onun doğrusunun benim için artık bir öneminin olmadığı olmalı başkanım. Tamam. Seni versinler ellere. Twitter'ıma ne oldu benim? Ben bu konu yaşamıyorum ya. Benim Twitter'ıma bu kadar pornografik yani hiç yazmadım. Ve kim atıyor, kim beğeniyor? Hani benim takip ettiğim birisi beğendiği için mi geçiyor diyeceğim de bu kadar da bir insan beğenemez ya pornografik için. Bak bir de sana bir şey söyleyeceğim. Twitter mesela Twitter herkesin böyle şey, mesela Instagram gibi değil. Twitter bazı insanın ben kullanıyorum, ben kullanmıyorum diyebileceği bir şey. Böyle hani Snapchat daha kişisel, daha zevki belki ama Twitter'da ya varsındır ya yoksundur. Varsan gündemi takip ediyorsun, yoksan da işte Twitter beni çok yoruyordur.
Ben bak şu an neye Twitter'da hani bu şey var bilmiyorum. Ben Twitter'e girdiğimde Ersan, yani yılını hatırlamam. İlk girdiğimde sana çok samimi söylüyorum. Neydi biliyor musun kavga? Ketçap mayonez tartışılıyordu. İşte mayonez çok yağlı olduğu için çok kalori, işte her şeye rağmen o mayonezi yemeye devam edeceğiz. İşte ketçap sevenler... O kadar saygın bir ortamdı ki başkan. Böyle mesela ben de ketçapçıyımdır ama mayoneze şans verme hakkımı doyuyor. Lan dedim bu kadar insan seviyorsa...
O kadar güzeldi çünkü savunuyorduk ki mayonezi. Ketçap'ı savunacak bir durumun kalmıyordu. Yani bu kadar... Bize ne oldu ya? Twitter'a ne oldu? İşte bak yine konu aynı yere gidiyor görüyor musun ya? Yani ketçap mayonez tartışan insanlar bugün ölüme hak veriyoruz ya. Neyse nefreti doğuranların kendi nefretlerinde boğulması dileklerimizle. Ya bugün biraz gündeme bak. Vallahi Twitter'ı ayırmak istiyorum. Ben hayatta böyle ikili ilişkilerden çok bir şey arayan bir insan değilim işte. Mesela soruyorlar ya işte bir ilişkiye başlayacaksın, ne istersin? Yani benim öyle sabit bir kriterim yok. Ben isterim ki doğaçlama abi. Karşıma çıkan insanı ben keşfedeyim. Ben bir özelliğini onunla sevmeye başlayayım. benim sevmediğim bir şeyi o bende değiştirirse böyle opsiyonlarım vardır ama ama yani bir dünyaya bir alışveriş için giriyorsan bir al ver ilişkisi varsa başkan isterim ki benim doğrultumda olsun yani hani dürüstlüğe ben önem veriyorum hayatta günlük hayatta vermem
Yalan söyleyen, rüyakarlık yapan bir insana niye böyle yapıyorsun diye yaftalamam. Ama sosyal medyada dediğin gibi bir şey olduğu gibi gösteren ya da ondan kaçıran insana bence biraz tepki göstermek isterim. Çünkü eğer altın oranı, yani o merkezi, o dağı bir yere çekmek istiyorsan beni oraya çek. Zaten gelmek isteyen gelecek. Mesela bu şeyleri çok görüyorum. Gündemimiz futbol. Bilmiyorum, futbola ilgin var senin de. Biliyorum daha doğrusu. Benim de öyle böyle var. Ben maç günü sadece şey düşünmek istiyorum, ilikon bir kim, İşte kendi evimizde miyiz, deplasmanda mıyız, savunmak mı gerekir, saldırmak mı gerekir, pres mi gerekir, kanal... Yani mesela Twitter'a giriyorum, hiç futbolla alakası olmayan, çok dünya şekeri, dünya güzeli, Allah sevdiğine bağışlasın diyebileceğimiz bir hanımefendi diyor ki, skor tahmini alayım, bilene diyor, gece diyor, DM'den devamını açacağım. O 90 dakika bana niye zehir ediyorsun ya? Ben bir de çünkü skor tahminde bulunuyorum ya.
Yani bak, şu olur diyorum ya, ben yani düşünsene mesela bunu bir kumarda oynasan, belki maçı başka tempoya takip edeceksin. Ulan bir gol daha olsa şu kadar alacağım, plan yapacaksın. Ben sırf beşiktaşım, üç gol attı ve ben bu üç golü bildim diye. Yani bir şeyi daha fazla görebilme ihtimali çok enteresan ya.
Ya bunu yapma. Sen söyle skoru. Biz ona dedik ki Beşiktaş bu akşam üç tane atarsa... Çünkü o da vardı eskiden. İşte Galatasaray turu geçsin, Orhan'a bunu sokacağım. Ya maçtan sonra onu bekliyorduk. Yani onu da bozdunuz ya. Yani valla bir şey o... Çünkü Yiğici Tayfa var. Hani onu içecek olan kesin var. Maçımı izleyelim. Ya maça bir şey kat abi. Teşvik kat yani. Mesela bugün bir şey yapacaksın, bir teşvik var. Futbolcu mesela diyor ki işte...
gol at diyor prim vereceğim diyor derbiyi kazan pir sende bizi yani halkı bu kadar garibanı bir yere sokuyorsun çıkart bari ya bizi bir yerden gerçi yine de bak işte bak tkv dediğimiz o paketleme ürünü gizleme işte marketing abi yükseltiyor yani Ben artık bak bir şey daha bir konuda açmak istiyorum sana. Genel şu an dinleyicilerimize. Ben artık dünyamızın, dünyamızdaki alışverişlerin karşılıksız olduğuna inanmıyorum. Yani karşılıksız bir alışverişin olduğuna inanmıyorum. Ve bence hayatımızı daha konforlu, daha az anksiyetli, daha sakin kafayla geçirmek istiyorsak bunu kabullenmek gerekiyor.
Yani yediğimiz, içtiğimiz, dokunduğumuz, temas ettiğimiz, şahit olduğumuz her şeyin artık bize bir zararı var. Bunu kabullenelim ya. Bir örnek var mı? Ben şu an hayal edemedim. İlişkinin düşmanlığı. Diyoruz ya işte bunu böyle yersen bu çok zararlıymış. Böyle yersen işte kanser yapıyormuş. Siyah poşete koyarsan kanser...
Ben bak ben artık arkadaşlar bu kadar kapitalist bir dünyada ticari rekabetin had safhaya ulaştığı bir dünyada artık insanların hiçbir insan sağlığını canı gönülden bir bisküvinin bir gofretin belki de bir şekerlemenin üretilirken orada onu üreten insanın ay aman aman insanlığa bir şey olmasın diye bir kaygı gittiğini düşünmüyorum. Ve bu da, bak bu da şöyle, yargılıyorum değil, hak da veriyorum. Bir şeyi isteyen olmazsa onu veren kimse de olmazmış. Cümlenin sağ deliline... Hatayı da bizde oldu ama. Hayır, bak cümlenin sağ deliline anlattığı mesaja bak yani. Bir şeyi isteyen olmazsa onu veren kimse de olmazmış. Arzu, talep olmazsa arzu olmazmış. Mesela sen şey der mi, şey diyor musun Ersan, hayatta kestiğin şey var mı? İşte ben artık kola içmiyorum çünkü işte ciğerlerimi eritiyor, midemi deliyor.
Artık şunu yapmıyorum. Alkol kullanmıyorum çünkü göbreklerim su topluyor. Artık alkol kullanmıyorum çünkü işte bacaklarım açıyor. İşte iki yana falan. Ya tabii ki de var. Facebook ürünleri bazen çok yemek istiyorum ama yemediğimde mutlu oluyorum. Ama yemeden önce de mutlu oluyorum. Yediğimde pişman olduğumdan dolayı. Şimdi Facebook'ta bir ürün bulalım. Tavuk. Facebook tavuk. Terbiyeli tavuk. Bekar bir adamsın. Evde yaşıyorsun. Genelde yemeğini dışarıdan söylüyorsun. Evet. Sana tek bir kapitalizmin göbeğinden, böyle aşçı koyunların o trene binip geçtiğin o tünelden geçtiğin yerden soruyorum sana bu soruyu. Terbiyeli tavuk siparişiyle, haşlanmış tavuk siparişi verdiğinde bana arasındaki farkı şu an canım böyle söyleyebilir misin? Şundan eminim diyebileceğim bir şey var mı? Birinde çok yağ var, birinde yok. Nereden biliyorsun çok yağ olmadığını? Haşlama tavukta yağ olmaz ki. Soru o değil mi? Hayır, hayır canım. Doğru, doğru. Yani bir tek yağ yeterli mi senin için? Ben şuna inanıyorum mesela. Diğer haşlanmış tavuk deseler ki bu daha zararlı, bu daha kötü şartlarda yapıldı. Çünkü bunun ekonomik şartları daha ahatsafada. O yüzden bu dükkan sahibi buraya yeterli özveriler veremediği için bu haşlanmış tavuk galiba. Ben inanırım.
Dışarıdan yediğimiz, içtiğimiz, dışarıdan temas ettiğimiz hiçbir şeyin artık insanlığa bir yararı olmadığını, aktardan aldığımız ıhlamur paketlerinin bile paketlenirken artık o kadar hijyenik olmadığına dair benim güvenim yerle bir olmuş durumda. Ben şunu kabul ediyorum. Bak kafam çok rahatladı. Her şey zarar veriyor. Ya önemli olan miktarı be abi. Her şey zehir, öyle bakarsak daha tatlı olmuyor mu olay? Her şey zehir, önemli olan miktarı. Ya bir şey, seni az zehirlemesiyle çok zehirlemesi arasında ben bir fark olduğuna inanmıyorum. Ben bir de zehirleneceksem bir de hakkıyla zehirlenmek isterim. Abi sanki haksızsın yani. Sanki böyle çok yani yaşamak gibi bir özverim yokmuş gibi geliyor ama hayır hayır. Ben hayatı rahatlatıyorum. Ben hayatımı daha konforlu hale getiriyorum. Yani o bilim adamları ateş yakmaz dediği zaman elini ateşe mi basarsın? O ne demek lan? Az önce dedin ya bir çok beyzlik yaşında biri bana... Hayır hayır şöyle ateş yakmaz dediğinde ben artık ateşin yakmayacağına inanmıyorum. Yakabilir yani yakabilir ateş yakabilir. Ateş düştüğü yere yakar. Bu arada aklında bulunsun. Şöyle yani hayatlarımızı düzene sokmaya çalışırken hayatlarımız artık rayında ve konforlu gitsin diye normalden daha fazla efor sarf ederken
Bazı şeyleri o kadar çok düşünmeye gerek yok. Yani bizi düşünmüyorlar. Yani bizim hayatlarımızda söz konusu olan insanlar artık bizim için kaygılanmıyorlar. Belki eskiden yani 500'lerde falan daha böyle daha ufak bir sofistike bir azınlık vardı. Dünyayı ne yapalım diye konuşuyorlardı, planlar yapıyorlardı. İşte buna ne diyelim? İşte bunun için beton olsun, buna ağaç diyelim. Daha böyle belki bir şehir planlaması vardı ama günümüzde raydan çıktı. Dolayısıyla rekabette başka bir adam, başka bir varlık, başka bir canlı
Başka bir... İyice abartıyorum. Bir sürü örnek. Başka bir metabolizm... Hayatta kalmak için artık kurnazlık peşinde. Nasıl örnek vereyim? Şimdi et, domuz eti falan gibi salak salak örnekler vermeyeceğim. Mesela bir haber çıktığında çok ünlü bir yemek firmasının işte domuz... Ya benim var ya artık umurumda olmuyor biliyor musun?
Benim artık umurumda olmuyor. Öyle mi ben kendime zarar vermem demiyorum. Olabilir. Bir daha oradan yemek ve yememek benim tamamen toplumun direttiği bir direnişle değişmeyecek. Ben zaten başından beri oradan bir şey yerken herhangi bir zincir restoranttan, herhangi bir içine girerken hoş geldiniz diye karşılayan ve hiç tanımadığım bir adam bunu söylüyorsa ben oradaki yediğimi yemeyin. Oh be, bu yemeği buradan yiyeceksin demediğimi artık biliyorum.
Buna birileri de sevinmedi ama hadi bakalım. Kim? Piyasa. Hayır canım ya. Al sana rekabet. Çıksın desin ki ben buradan bütün esnaflara. Mesela var mı senin güvenmediğin, ben de şuna güvenmiyorum dediğin bir şey yok mu? Esnaf gibi düşünmeye gerek yok ya. Karşı etkileşim, karşı reaksiyon. Bazı bildiğimiz marketler var şu an ismini tabii ki de söylemeyeceğim ama orada satılan ürünlerin zararlı olduğunu çok iyi biliyorum.
Sana dese ki birisi işte Ersan bu bisküvi var ya hani çok sevdiğin işte bunu yedikçe bu çok saçma sapan bir örnek vermeyeyim işte bu iç organlarında yağlanma yapıyor işte onları birbirine küstürüyor. Şaşırır mısın mesela o nasıl ya bu en sevdiğim içi çikolatalı içi hindistan cevizi benim sevdiğim marshmallow'lu bisküvi nasıl böyle bir şey yapsın der misin? Derim ama yemeğe de devam edebilirim. Ben demiyorum artık yani. Sen yemiyor musun? Yok ben yiyorum. Zaten olsun. Ben onu böyle yerken ay oh be şöyle güzel bir vitamin alayım diye yemiyorum yani. Şöyle bugün güzel kendime bir kıyak yapayım bugün iyileştim böyle dengeleyim bir kötülük olsun. Anladım. Tabi. Sen ilk faydadan... Bana şu an evde kaynattığım sıcak suyla, yani evde bir sıcak su kaynatsam dışarıdan söylediğim çorbadan sanki bana daha iyi gelecekmiş gibi hissediyorum mesela. Bence. Ben, bak ben bir yerde Ersin abi, güvenimi öyle bir kaybettim ki... Oğlum seni çok üzmüşler ya. Seni çok üzmüşler. Ben bir yerde güvenimi öyle kaybettim ki, insana karşı değil, kendime karşı güvenimi kaybettim yani. Korumak isteyeceğim, müdafaa altına almak isteyeceğim bir hayatım artık olmayabilir. Yani... Ya da bir şeyler artık yeğeliyorum.
Nasıl yani? Bir insanın, aman hiç akıl verecek durumda değilim başkan ya valla. Sadece şaşırmayın. Sadece şaşırmayın. Ben naçizanla şöyle bitireyim bu bölümü. Şaşırmayın. Bir şey, bir şeyin size zarar verdiğini söylediğinde şaşırmayın. Bence artık her şeyin bize zarar vermemek ihtimali var. En son neyden zarar gördün mesela? Nereden hatırlayacaksın ki? Mikroptan hasta oldun 15 gün boyunca. Hasta oldum evet ya ben hasta oldum. Mesela? Eskiden bak, düşün eskiden. Eskiden dedim çok geçmiş değil, yakın tarihe bak. Ecevit zamanı, bir tane beyran içsen kendine geliyordun. Şimdi günlerce yatıyorsun. Nerede o eski beyranlar? Of!
İnsan üç şeyi bir kere kullanınca bir daha unutmazmış biliyor musun? Nedir o? Üç şeyi. Hiç aklına geliyor mu bir kere kullanınca bir daha asla unutmayacağın bir şey? Şu an gelmedi. Ne bu bir konu mu bir yürüm mü? Hayır canım ya. Genel şimdi böyle dedik ya o oldu bu oldu ona alıştık. İnsan üç şeyi asla unutmuyormuş bir kere öğrenince. Bir örnek gelmeseydin. Bir bisiklet kullanmayı, iki araba kullanmayı, üç insan kullanmayı.
Yani ilk iki örnek için bir şey diyebilirdim. Aynı mantık. Aynı mantık. Bir kere kandırmayı öğrendiğinde bir daha hep kandırabiliyorsun. Ve tam tersten baktığında Ersan bir kere güvendiğinde artık hep güveniyorsun. Seni üzeni bulmak istiyorum. Seni kim üzdü kim onu bulmak istiyorum.
Bilmiyorum, hiç yaptım ama ben hayatımın bir döneminde, hayatımın bir yerinde üç kız arkadaşımla beraber böyle can ciğer oldum. Üç kız arkadaşımla tatile çıktık. Şu yüzden anlatıyorum, ben hayatım boyunca hiç bu kadar eğlenmedim biliyor musun ya? Yani bir yani şuraya bağlayacağım. Oğlum çok kötü hayat yaşıyoruz ya erkek olarak. Yani inanılmaz kötü hayat yaşıyoruz ya. Hayatta birçok şeyi önem verebilecekken çok şey, yüzeysel geçiyoruz ya. Bunu hanımefendiler sağladığı için mi? İnanılmaz. Yanlış bir yere çekilmesini asla istemiyorum. Çok özenli kadın hayatı. Kıyaslama yapmayı hiç seven birisi değilim ama mesela dört erkek tatile çıkmak çok da eğlenceli olabilir ama üç kadın bir erkek tatile çıkmak var ya hayatımın en konforlu, en renkli, en zevk aldığım anıydı. Her şeye önem veriyorlar. Her anın bir kıymeti var. Hayat gelişigüzel ilerlemiyor. Planlı değil mi? Plandan kası şu ya. Mesela erkek de yapıyor. Güneşleniyorsun şezlongta. Diyorsun ki hadi bir cin içelim. Hadi bir kokteyl içelim. Hadi bir şey içelim. Bizde ne oluyor? Diyor ki sen git. Ersan git getir. O alıyor tepsiyi dört tarafa. Yaptığın yerde içiyorsun yani. Oğlum biz kokteyl içmek için yer falan değiştiriyoruz. Kıyafet değiştirdik ya. Kokteyl mi içsek? Hadi içelim. Hadi o zaman odaya çıkalım. Niye diyorum ya? İşte böyle içmeyelim. Şimdi mayonlar var, ıslah az. Oğlum kokteyl içmek için üstünü değiştiriyorsun. Aşağı iniyorsun bir daha. O kokteyl o kadar... Sana hazırlandım.
Şimdi bak erkek erkeğe böyle... Ya ne yaptık biliyor musun? Direkt anlatayım ya. Böyle plajdayız abi gece. El et, içtik içtik ama sarhoşuz. Ya ne oluyor erkek içtiği zaman? Onu arayayım mı? Bunu arayayım mı? Şu sana ne kadar alabilirsin? Bir salak salak muhabbetle hiçbir yere gitme yani. Yani yarın uyandığında hatırlanmayacak. Belki rezil, utanacağın şeyler. Oğlum biz ne yaptık biliyor musun? Böyle plajdayız ama çok da tatlıyız, çok da güzeliz böyle. Kumsal var. Kumsal'a da böyle herhalde sabah suya girerken kimsenin ayağı yanmasın diye yerle aynı boyda platform yapmışlar. Akşap yani. Suya kadar böyle, kumun üstünde bir... Ersan sana yemin ediyorum telefonların böyle, dört kişiyiz, telefonların flaşlarını böyle belirli aralıklarla iskeleye koyup yani flaş açıp orayı aydınlatıp dört kişi podim yaptık orada biliyor musun? Böyle yürüdük, yürüdük geldik. Herkesin kulağında kulakta çark açıyor kendini, yürüyor ve çok nizami biri çıkıyor ya yürümeye. Diğer üçü onu bekliyor arkada biliyor musun?
Bunu kim akıl etti? Hanımefendi. Hayır orada geldi. O kadar yani aklına o geliyor Ersan. Şimdi şeyi hatırlamıyorum. Opsiyon olarak ne vardı diğer plan? Hani diğer plan neydi hatırlamıyorum. Bunu yapmayı tercih ettik. Mükemmel değil mi ya? Hiç Hayatım Hocayı yaptın mı bir sahilde podyumda? Ben dört kere yürüdüm mesela. Dört tur. Gittim geldim. Biri çıktığı zaman o podyumdan diğerleri bekliyor onu. Ya saygıya bak. Ya erkeği düşün. Top oynayacak. Ayağındaki topu oluyor mesela. Ben vuracağım diye.
Benim de aklıma o geldi. Ya birbirimizi bekledik oğlum ya. O saygı, o ciğeri çıkınca onu izliyoruz, o gelirken onu... Ve yürürken ben hayatım boyunca hiç hayatımın bir noktasında işte bir podyumda yürürüm diye bir yürüyüş düşünmedim. O an öyle bir şey yaşadım. Çok hazırlıksızım böyle bir... Muazzam bir şey. Buradan sevgili dinleyicilerimiz yürüyün. Valla imkanlarınız varsa podyumunuzu yapın. Yürüyün.
Daha acımasız bir şey söyleyeyim sana. Mesela kendi kümendeyken, kendi kümende, kendi egzerindeyken çok diğer tarafı böyle göremezsin yani. Ya da ilgi odağın olmaz. Veya o taraftan bakamazsın. Şunu itiraf edeceğim. Buradan, bu taraftan bakınca oğlum çok da kötü gözüküyoruz ya. Yani biz böyle hani anlaşılmıyor, işte öyle yaptım ama anlamamıştır diyor. Oğlum çok belli oldu. Ve çok dalga geçiyorlar biliyor musun?
Erkeklerden bahsediyorsun değil mi? Çok dalga geçtim. Çok kötü hallere sokuyoruz kendimizi ya. Yani ben insanlığın en azından bir adım, bir adım ileriye geçebilmesi için şey derim yani. Önce bizim oturup konuşmamız gerekiyor. Hani kızlar ben buradan kokteyl alacağım, size bakacağım, size olan ilgimi belli ediyorum. Diğer türlü yani o belli etmiyormuş gibi davranıyor ya. Erkek çok belli ediyor ya. Biz varımızı yoğumuzu ortaya koyuyoruz. Evet evet o çok kötü gözüküyor. Otobüste de bir pencereyi kapatırken biri bizde istediği zaman... Sen o bilir misin? Bir hanımefendinin bir erkekten... Ekonomik şartlarımın iyi olması böyle bir şakaya ortak olmama izin vermiyor. Artık o zaman bu şakaydı. Neymiş o? Bir hanımefendi bir erkekten otobüs camını kapatmasını istediği andaki yaptığı performansa şahit olmadın mı?
Varıyla yoğuyla. Peki bunun mesela bir anlamı var mı? Atıyorum şey derler ya işte avucunu kaşırsa belli ki seni istiyor. Hayır bu bir ilişki şeyi değil. Yani asla böyle aralarında bir dönemli şey değil ama atıyorum onu bir hanımefendiden rica ettiğin zaman bakıyor gücüyle onu kapatabiliyorsa kapatabiliyor, kapanmıyor diyor bitiyor. Ama erkek sonuca odaklandığı için yani o cam baya çok zor kapanıyor. Otobüs camları öyledir. Yani ekonomik durumdan dolayı bilmiyor olabilirsin ama. Biliyorum biliyorum.
O zor yani erkek onu camı kırarcasına kapatmaya çalışıyor. Sonuç odaklı. Camı kırar başka kalbi onarırcasına. Haa bak işte. Bir cümle vardır bütün konuyu anlatır. Bilmiyor değilim Ersan. Unuttum.
Ben mesela bak bazı sözler var bir şeylerin kalıplaşması benim çok canımı sıkıyor. Mesela hatta bu konuyu bak bu konuyu burada şu an başlık gibi atayım. Daha sonra konuşacağım eminim. Her şey eskiden güzeldi sözü benim çok karşı geldiğim. Yani değişen dünyayı eskiye çekme çabası gibi gelirdi ama bazen bir şeyi yargılarken şeyi düşünmek gerekiyor. Evet abi haklı payı var. Yani haklı payı var. Mesela desem ki sana eskiden daha güzel olan bir şey desem hiç aklına gelir mi?
Şeyden bahsetmiyorsun değil mi? Nerede o eski bayramlar tadında bir şeyden? Yok. Yani evet bu... Mesela ben hiçbir şeyin eskisinden daha güzel olduğunu düşünüyorum. Yani pardon. Ben eskiden herhangi bir şeyin şu an günümüzdekinden daha güzel olduğuna inanmayan bir adamım. Ama bazen ufak opsiyonlar, ufak kaçaklar fikrimi değiştirebiliyor. Mesela senin var mı ya? Eskiden evet, şu daha güzeldi. Şu an aklıma bir şey gelmedi ya. Hiç önemi değil. Ben sana bir şey söyleyeyim. Eskiden sevdiğimiz yaşlıların, tanıdığımız ailemizden olan yaşlıların yaşlanması daha güzeldi ya.
Çünkü çok az bilgi vardı. Ailesine karşı sadece o aile bilgisi vardı. Emekli olduysa iş hayatı, iş arkadaşları, mahalle yaşlanınca ne güzel buluyordu. Onu arıyorduk yani nereye gitti, ne yaptı falan diye. Tek kaygımız buydu. Şimdi günümüzde bu kadar çok bilgi akışı, sosyal medya, torunlar, sevdiğimiz ünlülerin yaşlanması falan çok... Ben çok üzülüyorum ya. Eskiden ne güzel adam aklını kaybetti, evden çıkıyor, arka mahallede bulunuyordu. Şimdi bakıyorsun, yazar adam beachlerde şiir okuyor falan.
Ya ben o hallerde görmek istemiyorum mesela bazı kahramanlarımızı. Ya kahraman demek biraz fazla olacak ama en azından tanımış kişileri. Bize böyle yazdığı işlerle, çektiği, oynadığı işlerle örnek olmuş insanların. Mesela var mı hiç şu ünlünün, ya Selami Şahin mesela. Yani, aa ben sevdalsam tutuklu. Yani o şarkı, ben sevdalsam yaralı. O şarkıyı söyleyen bir adamın, oy oy yani yolda ofisime gelin demesi, bunları... Mesela ben bunu böyle bir şahit olmak istemezdim bir genç olarak, onu seven bir hayran olarak. Ya benim aklıma da Fedon geldi ya.
Mesela? Solaryuma, hayır. Değil mi? Bak, yaşlan. Yaşlan. Aklında birkaç anı vardı, onları kaybet. Gördün hatırlama. Hatırlayınca gülümse, video çekelim. Bu tatlı bir anı bırak bize ya. Niye? Yaşlanmayı direnme ya. Yaşlanıyorsan yaşlan ya. Torunların olsun. Torunların olsun. Başka bir hayat yaşa. Çünkü artık günümüzde her an her şeyi görebilecek bu teknolojiye sahibiz yani. Ben valla bu korkuyla yaşıyorum bir yandan da.
Ben sevdiğim, benim dünya... Çünkü bu film gibi bir şey ya bu. Üç film izlemişsindir üçlemeyi. Üçü de mükemmeldir. Dördü yapar. Dersin ki yapma, hikaye güzel bir yerde bitti. Dördü yapacağım der. Baba yapma başkan. Hayır, dört daha iyi olacak. Yapar, izlersin. Bütün hikayeyi yerle bir edersin. Tadı damağımızda kalsın. Ya orada kalsın.
Ben onu güzel bir yer açmışım kendi dünyamda. Ve ben kabullendiysem demek ki büyük bir çoğun, ben derken bana kadar ulaştıysa yani daha iyi konuşan, daha iyi söz sahibi insanların kabullendiği bir dünyada kendini kabullendirdiysen ne kadar rahat benim dünyama girmeye. Yaşlan, son anıyı bırak. Yani tamam git demek şimdi saygısızlık olacak ama vallahi ben sevdiğimiz ünlülerin, bir de Ersam bu konuyu eminim bir kez daha konuşacağımızda yine bir başlık atmış olayım. Ben bazı ünlü isimlerin fikirlerinin çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Yani bazı elzem toplumsal durumlarda
hassasiyet gerektiren, gerçekten fikir gerektiren veya gerçekten ses olunması gerekiyorsa sesi olduğuna inandığımız insanlara konuşturmamız gerekiyor. Bir insan tanındığı için veya İnstagram'da birazcık daha fazla takipçisi olduğu için bir söz sahibi gibi davranmamız veya her konu hakkında onun da fikrini almamız gerekmiyor gibi geliyor bana. Muhakkak, evet. Yani şimdi burada tek tek isim vermeye gerek yok ama en azından sevgili ya bu mesela bu dünya mesela bu dünya bizim şu an bu böyle daha doğru olur deyince asla değiştirebileceğimiz bir şey değil. Ama bence bizim de şunu gerekiyor. İki tarafı var burada. Bir muhabir soruyu soran yani mikrofon elinde olan. Bir de mikrofonu konuşan kişiden sonra o sesin ulaştığı kişi. Yani biz, toplum. Arkadaşlar iki kişiyi bilmemiz gerekiyor. Bunu bir nasihat gibi düşünmeye gerek yok. Naizzane bir kuru hekimdir benim bu. Sizin yine aynı kişiye soru soracağınızı biliyoruz. Çünkü bunu sormak zorundasınız. Buna iş demek, bu ahlakla alakalı bir şey.
Sizin yine aynı kişiyi belki yem etmek, belki harcamak, belki de o malzemeyi yine almak için aynı kişilere gerçekten toplumsal hassasiyet gerektiren fikirin önemi olduğu bir konuda yine mikrofonu uzatacağınızı biliyoruz. Ama biz halk olarak, dinleyen kişi olarak, gerçek söz sahibi olarak artık kimi dinlememiz, kimin fikrinin bir önemi olmadığını sanki artık bilmemiz gerekiyor yani. ...dediğini çok iyi anladım ve gözüme görseller geldi, o kişiler geldi. Ve niyeyse insanlar onu dinliyor ya. Bir televizyon programı geliyor. Hiç uzman olmayan bir erkek, bir kadın. Mesela benim gelen o, neyse şu an bayağı isim... Ne? Aman!
Eskiden bambaşka bir şeyler yapmış, şimdi televizyonun karşısında her konu hakkında bilgisi var ve akşam kesiyor. Bu yakın birisi mi senin? Tanıdığım birisi mi Arslan? İçeride konuştun. Hayır ya, her konu hakkında fikri olması çok... Evet, evet. Bizim artık o ayrımı... Çünkü çok az kaldık arkadaşlar. Çok az kişi kaldık. Yani akıl sağlığımızı biz de kaybedersek bir daha geri dönemeyiz.
Evet sevgili dinleyicilerimiz, güzel bir bölümün sonuna geldik. Sizlerle olmak oldukça keyif vericiydi. Çok ufak duyrularım var. İki tane programımız başlıyor yeni. Birisi Blue TV'de, birisi YouTube'da. Bana en çok Daneska geliyor. Çok ufak bir bilgi vereyim. Ona niye başlayamıyoruz biliyor musunuz? Bu da bilgi olsun, aramızda kalsın.
Bilmiyorum, Daneska'yı izleyen var mı aranızda? Şöyle, mesela biz konukla... Aslında ben çok önce verdim bu duyuruyu hatırlıyorsanız. Biz konukla anlaşıyoruz. Şimdi bazen de öyle oluyor ki, hani konuk izlememiş oluyor. İşte, aa çıkar, aa tabii gelirim. Sonra biz programı gönderiyoruz ilk sezonu. Hani bu tatlı bir şey olacak diye. Ve daha sonrasında konuk nedenini bilmediğimiz şekilde programa katılmamak istiyor. Yani biz bu sorunu size yemin ederim... Tabii ki burada çok ahlaksızlık olur isim vermek. Ama size yemin ederim çok güzel isimlerle aslında anlaştık. Ama sonrasında programa çıkmak istemediler ve biz yaklaşık 3 aydır bunu ertelemek zorunda kalıyoruz. Ama güzel şeylerin de çok kötü bir yanı vardır. Bir şekilde var olmaları, bir şekilde günün sonunda çıkmaları diye. Tarihte böyle bir söz yok ama kalbim şu an bana bu sözü söyletti. Evet, Sotemiz devam ediyor sevgili dinleyicilerimiz. Daha fazla, daha çok ve daha güzel günlerde yine konuşmamız, paylaşmamız, birbirimizi dinlememiz dileklerimle. Benden bugünlük bu kadar. Ersam teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Var mı söyleyeceğim bir şey? Iıh! Herkes işini yapsın. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti. Pekala, kaçtık biz de. Hoşçakalın. SOTE SOTE
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.