Podcast

S2E9 / Mehmet Ali'ye Sormuşlar

Sote

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Gökten gelecek olan geldiğinde söyleceklerimizin hazırlığı, güzelliği taçlanan birisinin taşlanması ve kedilerin haberleşmesinden köpek ebeveynlerine seslenen bir bölüm


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.867 kelime · ~19 dk okuma

Merhaba, evet sevgili dinleyiciler hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle şunu belirteyim, bu bölümün Podbe kalitesiyle, Podbe stüdyosuyla hiçbir alakası yoktur. Bu tamamen benim kendi imkanlarımla, kendi gücümle yaptığım bir bölüm. Niye böyle oldu? Şehir dışında bir işe girdim. Şu an şehir dışındayım. İstanbul'a gelemediğim için Podbe'den rica ettim. Dedim ki böyle böyle bu hafta gelemiyorum. Hatta daha önce bir bölümde yine böyle bir yer almıştı ama çok uzatmayayım yani dinlemeyen varsa diye. Sağ olsun beni kırmadılar. Ben de bu bölümü kendi imkanlarımla sizlere getirdim sevgili dinleyicilerimiz. Ama belirteyim yani şey demeyin Ağapod bir de iyice eli ayağa düştü, bu halleri mi düştü demeyin. Bu benim gücümün yettiği.

Yine duygusal girmek istemem ama yine hatırlatayım. Sote'nin birinci sezonuyla yaptığımız kaliteye geri döndük. Manevi değeri var mı yok ama böyle yükselmişken geriye dönmek bana iyi hissettirmiyor. Kimisi bazen böyle eve dönmek gibi hissedebilir. Ben yok. Elimde o imkan varken buradan yapmak şu an huzursuzluk veriyor bana. Umarım yakın zamanda İstanbul'a döndüğümde... İzmit'te bir işe girdim bu arada. Şu an çalışmıyorum. Umarım onu bir gün anlatabilirim sizlere sevgili dinleyicilerimiz.

Dediğim gibi bölümün, yani bölümün Podbi'yle hiçbir alakası yok. Tamamen kendi imkanlarımla. Bunu niye söylüyorum? Buradan iki sonuç çıkıyor. Bir tanesi Podbi ailesinin ne kadar anlayışlı olduğu. İkincisi de her koşulda, her şartta benim kimseye ihtiyacım olmadığını. Bu hafta, bak şimdi ben bu hafta çok enteresan bir şeyle başlamak istiyorum eğer izin verirseniz. Ben normalde tahammül olarak, beni tanıyan dostlarım, arkadaşlarım bilirler. Ben tahammül olarak gerçekten bence iyi bir seviyedeyim.

Transkriptin tamamını oku

Tahammülüm çok iyidir benim, inanamazsınız. Vallahi ben çok tahammül ederim. Sabit sesler, dayanırım. İnsanların Kolpaçono serisini izlemişimdir. İyiyimdir. Tahammülüm gerçekten çok iyidir. Bunu niye söylüyorum? Hatta bir kere söylemiştim, kimin tahammülü nerede bitiyor bilemezsin başkan, yapma diye.

Valla ben de yani hiç böyle aklıma gelmez. Benim de demek ki bazı yerlerde kırıldığım artık şey olduğum oluyormuş. Belki bölüm içerisinde bahsettiğim olmuştur ama bir kez daha söylemek isterim. En çok bu kazan muhabbetinden oluyor. Yani valla çok bilinçsizlik var ya hani tamam ben de demiyorum ki her şeyin farkındayım, dünyayı çözdüm, her şeyi biliyorum, bu kafayı artık kıracağım, hayatım çok zor artık her şeyin farkındayım demiyorum başkan bende ama

Bana soran falan var. Tanışıyoruz, işe giriyorum. Merhaba, merhaba. Ya geçmiş olsun. Sağ ol diyorum. Ya kaza nasıl oldu? Bende böyle şey oluyor bazen ister istemez. Acaba ben mi anlamadım? Sanmıyorum diyorum. Ben mi anlamadım? Kaza nasıl oldu diyor. Tekrarlıyor. Doğru soruyor, soruyor. Bende böyle bilakis. Böyle kazayı öyle bir anlatıyorum ki yani rahatsız olsun diye. Allah'ım diyor adamın başına bunlar geldi ben mi soruyorum diye. Kendimi bu arada açık konuşacağım. Acındırmayı, bana acımalarını severim öyle. Kimse vardır ya bana acısını. Ben yok abi. Ben valla ülke bu şekilde yönetiliyorsa valla ben de kendi bireysel acılandırmaya

karşı değilim. O cümlenin ne oldu? O kelimeyi ben çözdünüz. Özür dilerim sekmeleri için.

Bir tanesi de şu, bak onu öyle başlamak istiyorum, bölüme direkt bunu yazmışım, yıldız koymuşum. Ben, ya da herkes şimdi, ben demiyorum şimdi böyle başlıyor. Ben, ben şöyle bir insanım demeyeyim de yani herkesin başkentinde böyle hayatta sevdiği, zevk aldığı, ilgi duyduğu şeyler vardır. Benim de bunlardan bir tanesi, valla bak, ben, ya arabalara ilgim var benim. Arabaları seviyorum. Demiyorum ki illa şu araba, ben bu arabayı beğendim. Ben arabaları seviyorum. Eski arabaları da seviyorum, koleksiyonu da seviyorum. Mesela imkanım olsa ben isterim ki benim çok arabam olsun, her çeşitten olsun. Yerdekinden de olsun, kalkık da olsun, geniş de olsun, ne bileyim, süspansiyon da olsun, modifiyaya uzatmak için her şeyi deniyorum şu an. Gayrimenkul diye arabam olsun isterim mesela ben. Mesela ev yıkayamadığım için mi? Araba yıkayabiliyorum. Mesela ben yıkamayı çok seviyorum, yıkanmayı da öyle.

Bu cinsel bir şey değil. Şu an onu fark ettim. Yıkamayı seviyorum. Biraz kötü gözükten. Ben bir şeyi yıkadığım zaman çok huzur buluyorum yani. Hele sabunladığım zaman böyle. Ben mesela benim şeyim yoktur bulaşık makinem. O elle yıkamak benim için bir terapidir yani. Neyse çok dağıtmayayım konuyu yine. Ben mesela hiç kazayı baz almadan tekrar araba sürebildiğim için çok keyifliyim ve istiyorum ki eskim huzurluğumda süreyim yani. Eskiden ne yapıyorsam yine öyle yapayım.

Ve ne zaman böyle arabayla ilgili bir story atsam, işte arabadayken mesela bugün, bugün bir şey oldu. Yolda, trafikte bir denk geldim çok şey, genç bir kardeşime. O da o sırada beni çekti. Böyle işte göy ağa böyle boş yolda şey yaptık işte falan derken ben de orada şımarıyorum, huzurluk yapıyorum. Ve sonra eklemiş hikayesini ben de ekledim. Yani ben de ekledim. Ya bir mesajlar geliyor tamam mı? Ben de şeye sanıyorum saf niyetten başkan böyle. Öyle görürlerse vay, tamam belki çok zaman geçti artık. O eski duygusallığı kalmadı ama

İnsan gene şeyi bekliyor, ne olursa olsun. O ilgi manyaklığı hepimizde var, bende de var. Az önce bahsettim. Ama kötü bir şey de değil başkan. İşte abi işte diyor, kaza yaptın hala akıllanmadın mı? Abi daha başına ne gelmesi gerekiyor? İşte abi yapma. Tamam bak, bu kötü bir niyet demiyorum. Bu art niyet demiyorum. Tamam, güzel ama... Bunaldım başkan ya. Yani ben de istiyorum ki... Bak insanlar kendini yenileyebiliyor. Bunu beraber görelim istiyorum. Her tip aynı değil ki mesela. Ben de mesela bir şey... Bak bir de şunu belirteyim. Bunu hep söylüyorum. Ne zaman bununla ilgili bir şey gelse konuştuklarımda hep şunu söylüyorum. En önemli faktör şu başkan. Ben sürmüyordum ki. O yüzden şu an mesela bende travmatik yani araba sürerken bir şey yok. Mesela çok geliyor o mesajı da. İşte ağabey annem kaza yaptı. İşte ön koltuğa bile artık binemiyor. Sen nasılsın? Bir tavsiyem. Başkan nereden bileyim ben ya? Yani işte o yüzden gidip destek alıyoruz ya. O yüzden danışıyoruz ya. O yüzden ilişkiler yaşıyoruz ya. Tek tip balık değiliz ki yani. Mesela ben de yok. Ben de istiyorum ki eski enerjime geri döneyim. Bunu yapabildiğim için tekrar bunun keyfini çıkartayım. Ağabey bir mesajlar... Hani kimse diyemiyor ki ağabey o ikinci viteste nasıl kalkış, üç saniye seksen nasıl çıktın falan diyen yok. Onları öven yok. Oradaki asıl yeteneği, asıl marifeti gören yok. Başkan yapma... Bir de bak ben bir de dikkat ederim yani. Emniyet kemerinden tut, dikiz aynası falan başkan. İyiyim der yani. Bir tane böyle destek yok. Hep böyle bir sarma sarmalama yani... O acıma biraz şey oluyor bende böyle. Ya tamam ya.

Tamam geçti gitti işte yani. Bir de bu mantığın sonu yok açık olalım yani. Bu mantığa göre dünya şu an bitiyor yani. Dünya bitti yani. Başka bir örnek vereyim. Mesela bilmiyorum dinlere karşı merakınız var mı? Kitapları okuyor musunuz? Mesela der ki dinde kıyamet günü, kıyamet yaklaştığında kıyamet habercilerinden bir tanesi de Hz. İsa diyeyim şimdi şey olmasın.

Dünyaya gelecek, haber verecek. Ya da yeniden doğacak diyen de var. Bir şekilde yeni geliyor. Bugün bütün kelimelere karşı yabancılaştım ya. Bir şekilde dünyaya geri geliyor.

Düşünsene geldi Hz. İsa, haber verecek kıyamete. Diyor ki bize arkadaşlar böyle böyle, cinsellik aldı başını gitti. Herkes mini etek giyiyor. Oruç tutan yok. Ne bileyim. Dinle ilgili şaka yapanlar var stand-up'ta. Onlara gülüyorsunuz. Artık kıyamet daha ne olsun, ne istiyorsunuz? Kıyamet kopacak diye haber verdi. Kopuyor da kıyamet. Şey mi diyeceğiz? Hocam zaten daha önce bu yüzden seni çağırmazlar. Yapma gözünü seveyim. Bu yüzden daha önce asıldım falan mı diyeceğiz? Vallahi geçiyor. Benim niyetim buydu bunu söylemek. Bir şeyler geliyor, gidiyor.

Evet sevgili başkanlar benim uğurlu rakamımdır. Sote 9. bölüm başlasın bakalım. E peki bu hafta gündemde ne oldu diye baktığımız zaman tabii en çok konuşulan konulardan bir tanesi güzellik yarışması. Son günlerde yani son yılların zaten modası bence. Güzellik yarışmasındaki kadınların güzel bulunmaması, alay konusu olması ama bu sene çok ilginç bir şey var. Ben şeyden bahsetmeyeceğim işte kadın güzeldi, çirkin demeyeceğim. Haddime değil herhangi birisinin. Şey demeyeceğim şu an kadınları arkama almak için. Bir kadının güzelliğinden ben...

Öyle bir şey demeyeceğim ama ne olursa olsun topluma sesleniyorsam, toplumun dinlediği bir şey yapıyorsam bence bir şeylere dikkat etmek zorundayım. Beni peki ne rahatsız etti? Onu söyleyeyim açıkçası. Bu ünlülerin kadına zorbalık yapıldık. Dalga mı geçiyorsunuz? Kaç yaşında insanlarsınız? Bu bir güzellik yarışması. Hiç kimse evinde otururken, çamaşır asarken ya da yemek yaparken kimse bir zorbalığa uğramadı. Güzellik yarışmasına katılmak bence çok özgüven isteyen bir şey.

Mesela ben kabiliyetimi kullanamayacağım bir şeye katılamayacağımı çok iyi biliyorum. Çünkü herhangi bir fiziksel bir uzvumun orta sınıf dışındaki herhangi bir insanın ilgisini çekebileceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla bana çok cesurca bir hareket gibi geliyor ve bunu yaparsam da bence birçok şeyi böyle kendi kafamda aşmış olmam gerekiyor. Yani eleştirisinden zorbalığına, iyi niyetinden iltifatına bence birçok şeyi kafamda aşmış olmam gerekiyor ki... İlerleyebilmeliyim başkan ya. Yani bir güzellik yarışmasına katılan birisinin güzellik seçildiğinde

Bu bakan değil ki dokunulmazlık hakkı olsun yani. Ki bilmiyor, yani Mehmet Ali Erbil'e soruyorlar. Ne diyecek ya adam? Yani Mehmet Ali Erbil diyor işte, çok diyor zorla. Ne yapacak ki Mehmet Ali Erbil? Yani konuşurken çekinecek, Ahmet Çakar çekinecek mi konuşurken yani? Şey ya arkadaşlar beni yanlış anlamayın falan mı diyecek ya? İşte saygısızlık yapmak istemem falan mı diyecek? Ha ne diyecek abi? Kalkacak diyecek ki ben seçilsem daha iyi. Çünkü ya hep bilmiyorum sosyal medya ne kadar takip ediyorsunuz ama bu Twitter'dan sonra Vine'la olan o görsel medya şöleni... Bence şeyi getirdi, o dönem hatırlıyorsanız. Şimdi ben 91 kuşağıyım. Çok eskiye gitmeyeyim, eski kafa gibi konuşmayayım ama başka şey var. Görsel medya bir anda her şey yendi ve işte reklamın iyisi kötüsü yoktur, işte aman bir şekilde izleneyim de, aman işte konuşulsun da mantığı var. Ya o insanlar bunlar. Yani bunların konuşurken bir fikir beyan ederken herhangi bir karşı tarafta... Ya bunlar mesela böyle ezber verdiğinde aynaya karşı yapanlar.

Yani anladın mı? Kendisinden başka herhangi bir şey düşünmeyen insanlar. Çıkıp bizim ünlümüz diyor ki işte yok o kadar çok zorbalık. Oğlum zorbalık nerede biliyor musun? O sorunu aşma. Bence buradaki en büyük kötülüğü yapan kişi magazin muhabiri. Yani bu haberi ortaya atan, o adamı gördüğünde bunu soran bunun ne olduğunu biliyor. Bu konunun nereye gideceğini gayet iyi biliyor.

Sen bu malzemeyi verirsen, halk bunu içer. Sonra diyor ki, bizimkisi de diyor ki, ben çok yanlış buluyorum diyor. Kadına zorbalık yapıldı, bu yarışma sadece... Başkan, çok geriden konuşuyoruz. Çok geriden konuşuyoruz. Bana mesela ben, kadın Twitter düştüğü akşam dedim ki, kendi yorumumu yaptım, geçtim. Herkes benim gibi tabii ki düşünmüyor. Ben demiyorum ki, ben en doğruyu söylüyorum. Ama çıkıp da demiyorum. Mümkün müydü mesela kadına zorbalık yapmamak? Öyle bir şans, imkanımız olabilir mi?

Mesela ben size desem ki, arkadaşlar Türkiye'de ne olursa ciddi bir gerçekten referans olsun diye Mehmet Ali Abil'e sormalıyım. Ne cevap verebilirsiniz? Ya da bu zamana kadar hayatınızın böyle bir sıkıştığınız noktasında, ya işte ben buradan nasıl çıkacağım dediğiniz noktasında herhangi bir Mehmet Ali Abil'in sözlüğü size iyi geldi mi? Ya da bir alıntısı.

Kendi repliği olmasa bile bir filmde yani anladın mı? Bir tane altlı oluş sözü olmayan bir adamı sen mikrofon uzatıyorsun. Bu magazin işte bizdeki ne yazık ki siyaset gibi ya. Sorun, konuşandan ziyade sorunun daha çirkini. Oğlum bak ben size magazinin ne yaptığını söyleyeyim ben. Yine konu kazaya gelmiş gibi olacak ama otomatik portakal galası vardı. Sevgili Erdal Beşikçioğlu'nun yönettiği işte Sarp Baloğur Sokrates'ti yani Şanışer Sokrat'ın oynadığı. Bunu niye söylüyorum arkadaşlar?

Onların galası vardı Zorlu PSM'de. Benim de o zaman gittiğim ilk galaydı. Galaya gittim, işte magazin geldi. Benden önce birkaç ünlü vardı. Tabii normal röportaj yapıyorlar.

Ben de hayatımda önce ilk defa röportaj yapmadım ama yani daha öncekiler çok tatlıydı işte. Kız arkadaşınız var mı? İşte yeni bir iş var mı? Aşk hayatınız nasıl? İşte böyle gülüyorduk. Ay yok işte bakıyoruz, ediyoruz falan. Geçiştiriyordun. Ben de yine öyle bir şey bekliyorum. İnsan bile o ilgiyi özlüyor yani. Ben geldim, adam dedi ki bana, öteki dünya nasıldı dedi. Ben de anlamadım. Özür dilerim dedim. Gittiniz, geldiniz ya dedi böyle gülüyor. Ya bakma onlar da şey yani, öyle bize bir soru verildi soracağız değil ya. Yok gözükmeyenin kafası çok rahat abi. Ne de olsa gözükmüyor ya. O kadar rahat ki.

Ya şimdi tabi yine böyle kimseyi suçlamak gibi olmasın da yani en azından bence sistemin doğru parçasını bulamadığımız takdirde kimseye de yargılamaya gerek yok yani. İşte zorbalık ya ne yapacak abi Ahmet Çakal Fenerbahçe seviye doğru hatırlıyorsam yıllar önce seviye geçsin işte bikini giyeceğim diyen adam yani. Eğer hatırlamıyorsam da bu da beni eğer yanlışsa ben bikini giyeceğim bu sefer. Zorbalık var abi. Ben vallahi çok rahatsız oluyorum. Sanki doğru bir şey söylüyormuş gibi. Bir de böyle isim vermeyeyim. Sanki çok doğru bir şey söylüyormuş gibi. Bu çok zorbalık diyor, ben kınıyorum diyor. Dünyada kınayacak o kadar şey varken senin Mehmet Ener bile kınaman çok büyük haksızlık ve terbiyesizlik başkan.

Bu da benim şahsi gönlüm. Zorbalık var mı? Zorbalık var oğlum. Zorbalık yıllardır var ya. Yani güzellik yarışmasındaki bir kadının birinci olan kadının beğenilmemesinden ziyade, oğlum bir kadın kendi çocuğunu paylaştığında onu zorbalıyorlar ya. Bir annenin bugün çocuğunu yetiştirme şeklini beğenmeyen insanları sen bir güzel nasıl ikna edeceksin ya? Bana şimdi o kadar konuştuğum fikrimi sorarsanız, benim güzellik algıma uymadı. Uymuyor. Ama denk gelsem mesela bir kafede, hiçbir şey olmasa bile, kız beni beğense, o kadın beni beğense, hiçbir şey olmasa şey derim. Ulan dedim bu kadının birincisi Türkiye'ye. Kadının artık nişanı var, rozeti var. Çok üstün benden artık. Benim beğenmemek ne halt demeye? Ama çıkıp da şey diyebilir miyim? Abi ya bunlar mı birinci?

Bilmiyorum başkan ya, bana çok uzak geliyor ya. Ama denk gelirseniz, bu sıralar yaygın röportajda, izlerseniz hak vereceksiniz ya. Böyle kaşlarını çatıyor, ha diyor çok zorbalık diyor, doğru bulmuyor anlıyor. Allah'ım biz sana çok haklısızlık yapıyoruz Züğün ha. Zorbalık varmış dünyada. Bayanısın.

Bu bölümde eğer sesim size birazcık kırgın geliyorsa, kırgınım. Hem hayata hem de alerjik bir şey yaşıyorum galiba. Elimden geldiğince sesim belli olmasın diye çabalıyorum ama eğer bu tarz sesler sizi rahatsız ediyorsa özür dilerim. Aslında izin alabilirdim ama kimin ne sevdiğini artık dünyamızda ve çağımızda bilemediğimiz için ben kayıt almak istedim. Kimisi hastayken sesi daha güzel geliyor ve hayatım bu sıra güzel ilerliyor. Hiçbir problemim yok hastalık dışında.

Stand-up'lar devam ediyor sevgili dostlar. Merakınız var. Bilmiyorum bu bölümü izlediğinizde belki ayın 20'si olmuş olacak ama ben 20'sinde Antalya'dayım. Türkan Şuray Kültür Merkezi'nde. Sonra 28'inde Balıkesir var. Sonra Ankara, İzmir, İstanbul. Göstereyim İzmir'e çünkü tek tek tarih vererek size darlamayayım. Bir de neyi fark ettim biliyor musunuz? Ben Sote'yi dinliyorum. Böyle arabada, yolda falan dinliyorum.

Yani şimdi kayıt aldıktan sonra podbi sağ olsun onlar dinleyip böyle paylaşıyor. O sıralar pek dinleyemiyorum. Biraz sıkılıyorum, daralıyorum ama bölüm çıktıktan sonra dinlemesi keyifli geliyor bana. Çünkü daha böyle hani bir bölüm gibi insan daha net hani çıkmış işteki hatasını daha rahat görebiliyor. Ve artık müdahale hakkı olmadığı için daha böyle bir bölüm bitmiş bir şeymiş gibi dinleyebiliyorsun. O yüzden keyif alıyorum. Şunu fark ettim.

Sanki her şeyi eleştiriyor, mutsuz, dünyanın kendine küçük bir kümes bulunmuş, oradan her şeyi eleştiriyormuş gibi gözüküyor ama yo. Ben gayet keyifli, eğlenceli bir insanım, onu belirteyim isterim. Bu çok yansımadığı için buraya, bilmiyorum Instagram'dan falan beni takip ediyorsunuz, öyle çok göremezsiniz benim bir şey isyan ettiğimi. Polat ailesinin çıkışı dışında, eğlenceli bir insanımdır ama niyeyse konuşmam gerektiğinde birazcık kendimi şey buldum, o yüzden bu bölüme Neşeli bir şey eklemek istedim. Mevsim değişiyor. Kış insanı falan değilim. Öyle şeyim yok. Hani ben işte yaz insanıyım, yaz geliyor, kışın yapamıyorum diyenlerden değilim. Ben her mevsim geçişinde o mevsime adapte olabilen, kılık değiştirebilen, belki de sıvı kıvamında, sıvı gibi bulunduğu şeklin kabını alabilen bir insanım. Ama illa bir tercih hakkım olsa ben daha kışçıyım. Yani birçok insan bu mevsimleri böyle daha çok kıyafetten şey yapar. İşte yazın daha çok şeyim var, daha rahat giyinebiliyorum. İşte kışın kat kat giyiniyorum, belli olmuyor falan. Niyeyse ben üşümek ve soğuğa karşı inanılmaz bir zaafım var. O yüzden sıcak bir yer bulduğumda onun değerini biliyorum. Bölümün bir yerinde cinsel değil demiştim. Bu kısım cinsel olabilir. Oraya çekilebilir. Ama galiba kış insanıyım. Gerçekten kış beni daha mutlu ediyor. Ya kış insanıyım. Saçmalamış gibi oldum. Pardon yani evet kış. Derler ki şairler son barları çok severlermiş.

Bilmiyorum. Yani kendime bunu pay çıkarmıyorum kendime. Siz yani bunu da şey diye böyle bazen bölümde öyle söylüyorlar yani işte insanların da kendine pay bulabileceği şeyler söyle diyorlar. O yüzden siz hangi mevsimin insanıysanız o mevsimde en güzel şeyleri yaşamanız dileklerimle. Başka bir şeyden size bahsedeceğim.

Ben dünyadaki sistemi değiştirebilecek bir insan değilim. Dünyadaki düzeni... Sonuçta bir yaratılış var, bir yaratıldı. Nasıl... Ben şimdi kendi inancımı size burada empoze etmek istemiyorum. O yüzden herkesin ideolojisine saygı duyuyorum. Genel konuşacağım. Ama bence bazı ufak kaçaklar var. Bazı ufak hatalar var. Bunlardan bir tane... Çok var da ufak ufak başlayabiliriz. Bunlardan bir tanesi bence kediler. Veya canlılar, sokakta yaşayan hayvanlar. Yani çok daha genel çıktığımız zaman tabii ki keşke öldürülmesinin kısmına gelmeseydik. Yani katledilmesi kısmına gelmeseydik ama oraları konuşacak bir topluluk olduğumuzu düşünmüyorum. Veya bu konuşunca olacak bir şeymiş gibi düşünmüyorum artık. Gerekirse sokağa çıkılacak, gerekirse direnilecek bir boyuttayız. Ama ben şunu söylemek istiyorum, hata dediğim kısım şurada. Kediler arasında bence bir iletişim olmalıydı. Doğadaki hayvanlar belki avcı avlanma kısmından haberi olmamalı veya kaçma hakkı verilmeliydi bilmiyorum. Ama şehirde yaşayan, en azından deniz gören, daha metropolde olan hayvanlara bence bir hak verilmeliydi. Mesela kuş gibi değil, kuş uzaktan baktığında bir algılayabiliyor, plan çizebiliyor, kroki yapabiliyor. Ama o kediler çok inanılmaz. Diyor ya kedi çok akıllı. Değil abi, kedi akıllı falan değil yani. Kedi bölge seçemiyor. Kedi olduğu yerde kaldığında bütün hayatını orada idam ettiriyor yani kedi. Ne söylüyorum? Mesela ben Beşiktaş'ta yaşıyorum. Mesela Beşiktaş, bilmiyorum giden varsa kahvaltıcar sokağına. Oradaki kediye mesela salam veriyorsun. Kedi salam seçiyor. Salam beğenmiyor diyor. Ben bu salamı yemiyorum diyor. Peynir seçiyor. Tabakta kalanları yemiyor yani. O yediğini istiyor, devam ettiriyor. Git Abbasa'ya, kedi can çekişiyor o şişedeki birayı içmek için kalanı. Ruhu çıkıyor böyle, sana geliyor. O ağabey diyor bir lokma bir şey verirse çocuğum aşık diyor. Deliriyor yani. Ben isterim kendi arasında bunların bir şeyi, dili olsaymış. Haberletseler yani. Başkan sen iki saat aşağı in, ben midye birine kovalayayım. Sen bir kahvaltı yap. Bu çok haksızlık yani gibi geliyor bana. Tabii ki yine bunu değiştirecek değilim ama gördüğümüz kusurları, hataları bence birbirimizle paylaşmazsak. Doğru mu söylüyorum yaşamanın? Yani neydi o söz? Dünyayı belki değiştiremem ama kendi kapımın önünü süpürürsem.

Şimdi kedilerden bahsederken size, ben de bir köpek sahibiyim, bir ortağıyım. Hatta şey derim, çok hoşuma gider. Sizin köpeğiniz mi? Hayır derim, ben onun insanıyım falan. Duygusallığım burada işte. Neyse, geçen gün bir taktik öğrendim. O kadar hoşuma gitti ki. Mesela benim en çok ağrıma giden şey şu, Sherlock'ta mesela indik parka. Çocuğu olan aileler geliyor mesela. Yani orada ben şeye bakarım abi. Soramıyorsun hangi partiye oy veriyorsun diye ama tavırdan anlayabiliyorsun bazen. Mesela kucağına alıyor, köpeği böyle yaklaştırmıyor çocuğu uzaktan. Bak köpek, bak hav hav. Ya bak şimdi köpek sahipleri beni anlayacaklar. Ne olursa olsun biz de bunu hani evlenemiyoruz, çocuğumuz olmuyor diye değil. Böyle bir canlıyla yaşama arzusuyla bir ebeveynlik yapılıyor yani burada.

O da benim için değerli yani. Tamam senin çocuğun daha değerli olduğunu belki olabilir başkan ama bu demek değil ki senin çocuğun için benim köpeğim senin maskotun olacak da öyle bak köpek aman yaklaşma dur. Çekiyor böyle elinden yaklaşma diyor. O kadar ağırıma gidiyor ki mesela böyle seviyor seviyor seviyor diyor ki annesi hadi gel diyor şimdi ellerimizi yıkayalım. Ya git elini sen vicdanında yıka ablacığım. Git elini vicdanın yıkasın senin elini.

Bazısı da var mesela dünya şekeri. Çocuğu atıyor, korkuyor. Köpek var, köpek var. Tamam haklı. Demiyorum ki herkes köpeği sevecek. Ben bu arada çok orta yolcu bir insanım. İnanamazsın başka. Şey de var. Korkar. Korkar abi. Demek değil ki niye korkuyorsun. Korkabilir insan. Ama seveceksen, sevdirmek istiyorsan ve oğlun için o bir oyuncaksa malzeme muhabbeti yapma uzaktan. Hav hav bak köpek hav. Hayır bana ismini sor ya.

İsmi ne diye soru yani. Ben sana diyeyim ki ismi Sherlock. Sohbet... Ya geçen gün parkta, 8 yıldır beraberiz. Nasıl aklıma gelmediğini bilmiyorum. Çok tatlı böyle bir beyaz köpek ama yani evet çok sevimli. Ailesi sebebi başka bir aile yaklaşacak önüne, ona doğru geldi. Adam dedi ki uzaktan şey ama tam böyle benim şu an bahsettiğim aile yapısı. Yani şimdi belki dinleyenler çok idrak edemeyebilir ama eğer köpek sahipleri çok inanılmaz iyi anlayacak böyle. Bazı aileleri sevmiyorsun.

Bunun hiçbir şeyle alakası yok. Sadece gördüğün muameleyle yani sana özel bir muamele. Aileyi suçlamıyorsun. Sana yapılan muameleden ötürü sevmiyorsun yani. Derler ya her canlıyı severim yaratandan ötürü. Tam o hikaye. Bazı şeyleri sevmem. Tavrından ötürü hikayesi gibi yani. Başka. Tam öyle oldu. Böyle sevecekler. Adam dedi ki yaklaşırken, ya yalnız ama çok kibar. Dedik ya yalnız dedi, köpek dedi, huysuz dedi, ısırıyor dedi. Abi ne laf attılar, ne bir şey. Al çocuğu direkt gitti. Ben de o an böyle merak ettim. Tabii konuşuruz. Ya dedim, çok dedi şeye benziyor dedim, iyi huyuydu yani. Enerjik dedim, bayağı da güzel oynuyorlar dedim. Hiç öyle bir huy yok. Var mı dedim, ısırıyor mu? Yok dedi ya, sevmesinler diye yapıyorum dedi. Bak katarsis böyle bir şey işte biliyor musun ya? Sekiz sene boyunca gerçekten aklıma gelmedi.

Bak şu kaydı yaparken daha denk gelmedi ama yani deliriyorum. Sherlock'ta şu an gezerken diyorum ki hadi birisi bizi o muamelden yapsın böyle. Yani çok heyecanlıyım ya. Sherlock ısırıyor demek için o kadar heyecanlıyım ki. O gerçekten döndü gitti aileye ya. Çünkü düşünüyorsun Karaçtaraf'a imkan bırakmadığında bütün kontrol sende olduğunda başka bir ereksiyon, başka bir haz yani. Bilmiyorum yani kontrolcü müsünüz, baskın taraf mısınız, üst olmayı mı seviyorsunuz bilmiyorum ama ben şey ben...

Ben öyleyim. Ve bence, yani evet, ısırıyor ya dedi. Çocukları ısırıyor dedi. Hiçbir aile ona rağmen çocuğunu getirir mi? Anne olacak ya bir kere ısırsın hayatı öğrensin der mi? Demez. Demez.

Evet sevgili dinleyicilerimiz yavaş yavaş bölümün sonuna gelirken sizlere verebilecek hiçbir tavsiyem olmadığını paylaşabileceğim veya hayatı yaşarken sizlere yön verebilecek benim de altı dolu bir sözümün olmadığını kendimce biliyorum ama eğer sizler bir şeyler okuduğunuzda ya da ne bileyim denk geldiğinizde benle alakalı bir şey seversiniz ne ala ama yine naçizane söylemedi olmasın Esra Dermancıoğlu'nun yeni projesi başladı. Kanalı unuttum. Kanalın ismini şu an vermeyeyim. Yani vermeyeyim derken gerçekten bilmiyorum ve inanın buna girip bakacak değilim. İsmini de bilmiyorum. Siyah Kalp diye hatırlıyorum ismini. Yanlış bilgi vermeyeyim. Eğer Siyah Kalp başka bir işse oradaki bütün... Bak bir de şeyi çok seviyorum ben ya böyle bir şey. Oradaki çalışan bütün emeği... Oradaki çalışan bütün dostlarımıza, arkadaşlarımıza bu işten para kazanan, bu işi kendi arzusuyla yapan bütün arkadaşlarımıza selamlar ve yer alan dostlarımıza selamlar. Umarım çok uzun sürer, uzun yıllar sürer. Esra Dermancıoğlu da projede yer alıyor. Esra Dermancıoğlu kim? Belki hatırlıyorsunuzdur. Birkaç hafta önce, belki birkaç ay önce Instagram'da dizi sektörünü eleştirdi.

İşte başroldere güzel kızları, oğlanları koyuyorlarmış da dizinin bir önemi yokmuş da, işte Kadir Aslan çıkan hiçbir oyuncu, hiçbir projede yer almıyormuş da dedi. Arkasına da hemen hemen her ünlü postunda hem like'ın hem yorumunu, yorum olarak tabii ki sadece emoji atan insanların birkaç kelimeyi zar zor bir araya getirip işte ah sonunda birisi bunları konuştu. diye yorumlar attı, hikayelerinde paylaşıp, Esra'm seninleyiz, konuş Esra'm dediği, bir sonraki hikayelerinde, işte bilmem ne dizisi, Fox'ta, Sekiz'de diye reklamlar atan insanların desteğini aldı Esra Dermançoğlu. Yeni projesiyle Siyaka, ya bilmiyorum ya, değilse de çok özür dilerim, valla çok özür dilerim ama neyse yeni projesi, görürsünüz yani, mutlaka görürsünüz, yeni projesi yayında. Adama derler ki, valla adama derler ki, yani sözünün arkasında durmayacaksan, sözün niye var?

Evet, bugünlük benden bu kadar. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti. Pekala, kaçtım ben de. Hoşçakalın. Sote, sote.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)