
4.034 kelime · ~20 dk okuma
Sote. Merhaba, evet sevgili Sote dinleyicileri. Yeni bir bölüme hoş geldiniz. Bu bölümde size Sote genelinde başıma gelen eleştirilerden bir tanesinden bahsedeceğim. Çok uzatmayacağım. Bana dediler ki mesajları okur musun? Aslında onları da istiyorum bir yandan ama eski 90'lardaki sabah programı gibi çıkıp da evet bu bunu yazmış, bu bunu yazmış demek çok belki benim tarzım olmayabilir ama belki ara sıra bir üçer tane mesaj okumaktan keyif duyarım. Çünkü kendi başıma bunu yapmadığımı, kendi başıma kendimi okşamadığımı
bilin isterim fakat bu hafta şöyle bir eleştiri geldi böyle bölüme başlamak isterim hiç mi bu hayatta sevdiğin hoşuna giden bir şey olmuyor dendi aksine beni tanıyanlar belki yani şöyle beni tabii tanımadan bu yorum yapmak kolay ama ben hayatta aslında hiç aklınıza gelmeyecek durumlarda çok keyif alabilen şeker bir insanım ama çıkıp da burada size bu kadar mutsuzluğun bu kadar şeyin içerisinde çıkıp da mutlu olduğum anları anlatmak çok böyle sanki ibreti alem yapıyormuş gibi Ya da artık ben her şeyden çekindiğim, korktuğum için belki mutluluğumu paylaşmaktan da çekiniyor olabilirim. Bilmiyorum ama size ufak ufak nelerden mutlu olduğumu ve hani böyle farkında olmadan acaba şu benim hoşuma gidiyor mu dediğim ne varsa onları bir düşündüm. Sonra düşündüm yani günlük hayatıma bakayım dedim hani bugün neyden mutlu olacağım diye. Çok var böyle paylaşabileceğim tabii ki uyandığımda sonrasında. Mesela ben şunu fark ettim, benim en çok keyif aldığım kesinlikle şey ya, spora gitmek ne kadar böyle zahmetli olsa da, bak bir de ne derler biliyor musun? Mesela spora giderken, pardon şöyle tarif edeyim, bir işe başlarken o işin başında ne kadar böyle öfleyip püflüyorsan, şikayetçiysen, için almıyorsa, gücün yetmiyorsa, motivasyonun yeterli değilse, Diyorlar ki o iş senin için çok hayırlı bir iş yani. Sonu hayırlı biter. Mesela ben bunu şöyle de hesaplıyorum bir yandan. Böyle bir şey olabilir mi diyorum. Mesela spor çok uyuyor buna. Giderken çok bazen böyle zahmet ederim. Zahmetlenirim. Ağırlığım üçe katlanır. Ya nasıl gideceğim şimdi? Çanta hazırla, çıkar, terleyeceksin, yıka, git, gel falan. Ama ne zaman spordan çıksam veya bak temizlik de öyle mesela temizlik yaparken ya diyorum şimdi süpürgeye tozunu alacağım onu kaldır. Ama temizlik bittiği zaman inanılmaz bir ferahlığa kavuşuyorum böyle kafa olarak yani. Diyorlar ki bir işin başında ne kadar hayıflanırsan o iş bitirince o kadar da rahata kavuşacaksın. Mesela sporda da öyle. Ne kadar dediğim gibi hayıflansam da o spor bittikten sonra
O duşa girmek var ya, duşa girmek. İnanılmaz. Ben bunun daha öte bir, ne bileyim, bundan daha öte bir birleşim, bir birliktelik, bir yaklaşım, bir karışım, bir al ver ilişkisi kestiremiyorum ya. Ben spordan sonra yapılan duşun insan psikolojisine, insan tenine yani somut olarak bir karşılığı, bir iyiliği geliyor olsa da ruhsal olarak dokunamadığımız evrendeki karşılığı ben çok daha öte. Spordaki duşun. Ben mesela spor biter bitmez böyle koşarak kanka sırtındaki böyle ter kurumadan hemen duşa girmeyi seviyorum mesela yani o an.
Aa! Evet. Çok ilginç mesela. Bak bizim bir abi vardı o tam tersi. Tam her şey kuruyacak diyordu mesela. Öyle abdest tutmuyormuş mesela. O her şey kurusun diye beklerdi köşede mesela. Ben böyle hatta duşa da koşarak gidiyorum terim soğumasın diye. Ama zaten seni artık biliyorlardır. Yasir koşunca aa teri soğumasın. Aynen teri soğumasın.
Aa spor iş. Bu arada Sergen spor gerçekten şey geliyor bana böyle hani güne yeniden başlıyorsun. Yenilenmek gibi insanın böyle kendi forma tattığı bir an gibi de oluyor yani. Spor mu duş mu? Spordan sonraki duş. Spordan sonraki duş ne gibi? Önce duş. Yani insan böyle yenileniyor kanka. Yeniden doğmuş gibi. Hayatta yeniden başlamış gibi. Ben öyle hissediyorum. Yani küçük şeylerle mutlu oluyorum. Bana hiç olmadı mesela öyle. Yani yine tamam ben de evet bir şeylerin tazelendiğini, dirildiğini hissederim ama yenilenmek kadar... Acaba ben mi? Yanlış.
Tam yenilen, sende şey olmuyor mu? Tam update edilmiyor mu? Tam, tam, tam değil. Tam değil. Ben genelde psikolojik yönden başa dönüşü önemsiyorum. Gusul update'i. Bu arada Yasir bugün burada olmasının sebebi sporlarla ilgileniyor. Yani sporla ilgilenip iki haftadır falan şey yapıyorum. Beşlik dumble'la falan çalışıyorum. Sen yine iyi dayanmışsın. Üç gündür hale gelenler var üç günde. Yine iyi dayanmışsın. Ama şey bak spora gittim kanka. İki gün çalıştım. Herkes böyle yapıyor. Abi kaç aydır yapıyorsun? Genetiğimiz iyi yani. Yasir hiç yok değil mi arkadaşın hiç? Hiç kimse yok değil mi hayatında?
Ya benim de yok da ben böyle yalan atmıyorum ya. Kanka yalan atmıyorum ya vallahi bak bir tane çocuk şey dedi ben dedim bir yıldır falan yapıyorum. Ya bana şimdi neyse şimdi ben böyle çok şikayetçi bir insan değilim. Hayatımda mutlu olduğum anlar da var. Bunlardan bir tanesi spor sonrası duştu. Ama bu demek değil ki sporda her şey çok olumlu. Gerçi yo ben mesela olumlu şeyler var ya ben mesela herkes eleştirir. Belki ben de daha önce bölümlerde eleştirmişimdir. Spor yapan insanlar mesela oradaki bütün hayatta spor olanlar mesela. İkinci bir ideali yok. Ben sevmiyorum. Ben de öyle bir yaşam tarzında karşıyım bu arada. Ben çok destekliyorum. Niye biliyor musun? Çünkü şimdi benim hayatımın bütünlüğünde olmadığı için
Adamın bütün hayatı, bütün hayatı spor. Bilmiyorum, şöyle bir arkadaşım var mısınız? Spor soparı var mı? Ben müthiş hayranım ya. Adam yani sporu bittiği gibi... İnanılmaz bir disiplin istemiyor mu ya? Çünkü yemeğini bile yanında taşıyor adam yani. Bak tam onu söyleyecektim ya. Adam yemeği bittiği gibi duşa boşa girmiyor. Çantasından plastik kaplı şey çıkartıyor. Kara şimşek. Koşu bandında koşu yaparken kanka böyle yavaş alıyor. Abi inanılmaz ya. Bizim bir arkadaş vardı mesela. Çok böyle bir yürüyüşe çıktık. Biz dedi ki durmam lazım şu anda. Neydi? Kaslarımın günlük dinlenme şeyi geldi dedi. Şaka yapıyorsun ya. Oturması gerekti böyle kası dinlenmesi için yani. Mesela ama bak bu spor salonunda bütün hayatını buna adayanlara ben... Benim çok işime yarıyor ya. Mesela ben çok böyle şeyci bir insan değilim. Spora yazıldığım zaman hocaya danışayım.
Sen daha kafana göre çalışmayı mı seviyorsun? Hayır, hayır. Ben istiyorum ki bu işi bilenle yapayım. Hocanın motivasyonu benim gelişmem olmuyor. Hoca çok benim gelişimim çok önemsemiyor olabiliyor bazı spor salonların. Daha böyle kalabalık, daha ticari belki. Çok önceliği ben olmuyorum. Ben mesela bir şeye kaldırıyorum. Mesela Ebil adaptasyon hareketleri veriyor bana. Ben kaldırıyorum. Bu mu diyorum? Uzaktan diyor ki süper diyor. Ben o kadar belli ki onun doğru bir hareket olmadığı. Çok klasik bir şaka yapıyorum belki şu an. Çok klasik bir şeyden bahsediyorum ama gözle görülen şey ne istemez? Kılavuz istemez. Bitti.
Mesela ben her şeyimi danışıyorum o çocuğa. Ya adamın bütün motivasyonu orada olmak ya. Adam her şeyi biliyor ya. Bak ben bir gün bu spora sonra bir tane arkadaşım var benim Cancı'ya. Onunla spor yapalım bir dakika. Bir gün seninle beraber yapayım bana yardımcı ol dedim.
Yani nasıl bunun şeyi bilemedim ya nasıl betimleyeceğimi. Ben ilk defa çok özür dilerim. Saygısızlık yapmak istemem. Herhangi bir yerime dokunmadan az da orgazm yaşıyordum ya. Nasıl ya? Bak acıdan zevk almak diye bir şey varmış biliyor musun? O kaldırdığın, indirdiğin. Yani kaldırmak illa böyle maskülen düşünme. Ya cinsiyeti düşünme. Ya bir şeyleri kaldırmak insanı motive ediyor yani. Tabii motive ediyor. Bir şeyi kaldırırken ekstra bağramlar var spor salonlarında biliyor musun? Arkadaşlar açık konuşuyorum. Allah kimseye, kurban olayım Cenab-ı Hak kimseye kaldıramayacağını daha fazla yük vermez.
O kadar çova gerek yok ya yani. Sen çalışıyor oluyor mu sen böyle spor yaparken birisi kenarda aa diye kaldırdığında ulan be bir gün ben de böyle olur muyum falan hiç geçiriyor musun? Geçirmiyorum. Ya genellikle ben şu sesleri duyuyorum.
Bu şey gibi hani böyle bolu dinlenme tesisinde böyle ara otobüsünü böyle... Tam bir şey anonsunun geleceği değil mi? Eşyalardan bir sorun mu değiliz? O tıs sesi ciğer şey mi? Bak bu arada bilmiyorum şimdi. Bilmediğimiz şey hakkında böyle şaka yapıyorum. Bu arada ben de çok hakim değilim ama o yani böyle bir sporda bir şey kaldırırken... İndirirken, o indirirken diyebiliyorum. İndirirken o nefes ayarlamasından kaynaklı bazılarında birazcık daha böyle şey yapılıyor.
Nefes ayarlaması ağır çıkar zaten onu anladık da. Ne mesela o şey mi? Organları patlamaması için mi yani o? Çünkü çok... Hiç bilmiyorum Instagram'a attın mı böyle bir şey kaldırırken? Ya da şöyle misal Ergen bak şöyle düşünüyorum. Hani o an aynanın karşısında spor yapıyor. Kaldırıyor. Aynanın karşısındayken kaslarını iyi görüyor ve şey diyor. Yılan tsss. Ya da böyle. Böyle bir yorumla bak gerekiyor. Bilmiyorum. Hayat boyunca hiç porno izlememiştir. Hep kendine bakıyor. Ahh diye kendine. Yılan tsss.
Olabilir tabii, olabilir. Ne biz o kadar ağırlık kaldırdık, ne kendimize o kadar yılan diyebilecek şeyler yaşadık yani. Olabilir. Ama sen de fiziğinde yılan yani Serger Bey. Yok estağfurullah canım, bizim naçizane.
Evet sevgili dostlarım, bu bölümde size kendi hayatımda bir anekdot paylaşacağım. Bir arkadaşımla alakalı yaşadığım. Yasir de tanıyor, o yüzden bugün buradasın Yasir. Bizim bir arkadaşımız var, Yusuf Bilal diye. Kendisi Kürt. Bunu belirtmemin sebebi bir şey aşağılamak veya yermek değil. Zaten kendisi de cümleye böyle girer. Yani şu an kendisi tanıştırıyorsa kendisini, merhaba ben Yusuf, Kürdüm diye tanıştırırdı. Komedyeno da gösterisine giderseniz zaten bütün gösterisi işte Kürtler şöyle, Kürtlere böyle yapılıyor diye. Yani Yusuf'la bir şey konuşamazsınız Kürtler dışında. O yüzden hani onu belirteyim de hani karıştırmayın hangi Yusuf da benim Kürt Yusuf diyeyim diye. Tanıyorsun sen de. Tanıyorum tabii ki. Benim oyun arkadaşım yani gamer arkadaşım. Çok güzel oyunlar oynuyoruz. Bir de şöyle bir şey var. Ben bir oyuna girdiğim zaman... Ben o oyunda belirli bir rütbeye ulaşmayı seviyorum. Yani bir liderlik tablosuna girmeyi... Yani dünya... Global oynuyorsak, açık oyun oynuyoruz, açık dünya oyun oynuyorsak ben istiyorum ki o oyuna biraz zaman harcayalım ve biz o oyunda bir lider tablosuna girelim istiyorum. Yani bir başarı elde edelim. Klan olarak yani. Çünkü 6 kişi falanız böyle oyun oynayan. Yusuf da bunlardan bir tanesi. Çok uzatmayayım. Yusuf dedi ki ben oyundan sıkıldım. Bir akşam böyle dışarıdayız bütün arkadaşlar. Dedi ki ben o oyundan sıkıldım, oyunun değişmesini istiyorum dedi. Başka oyun oynayalım dedi. Bu bir insani bir hak mıdır? Yani sıkılmış olabilir. Ben dedim ki herkesin içinde Yusuf'cum değişmeyeceğiz. Bu oyundan yeni başladık. İki tane görev yaptık. Oyunda çok da açık bir dünya var. Onları keşfedeceğiz ve dedim diğer insanlarla savaşacağız. Yani bu mücadeleye gireceğiz. Tabii o dışarıdayız. Belki alkolün etkisi daha böyle bir sertleşti muhabbet. Hayır dedi. Olmayacak. Niye senin dediğin oluyor falan. Benim dediğim olmuyor falan derken dedi ki ben de demokrasi istiyorum dedi.
Nasıl yani? Ben demokrasi istiyorum, oylama yapacağız dedi, ona göre. Tamam dedim ben de, oylama yaptık. Demokrasi uyguladık ve oyunu değiştirme kararı aldık. Oyun değişti, evet ona kızgınım ayrı. Ama Yusuf'a şunu sormak isterim. Madem demokrasiye bu kadar merakın var. Sote. Sevgili Yasir. Sevgili Sergen. Sote'ye bir kez daha hoş geldin. Açık açık sormak isterim. Hayatta bir tramvam var mı?
Travmam var mı? Var. Peki bunu gittiğin yerlerde belli ediyor musun? Bir ortama girdiğin zaman benim travmam var bunu yapmasak olur mu? Belirtir misin yani? Yok çok belirtmiyorum. Çünkü öyle çok ciddi boyutlarda değil yani. Travman belli olsun, senin travmanı herkes bilsin istiyor musun? Hayır istemiyorum. Peki niye mesela başkaları travmalarını bilmemizi istiyor?
Yani travmalarımı güçsüzlük gibi görüyorum ben böyle. Benim bir eksik yanımı birinin bilmesi benim güçsüz gösterir gibi. O yüzden kimsenin bilmesine yaşamadım. Peki başkasının bir travmasını bildiğin zaman o insan senin gözünde artık güçsüz bir hale mi geliyor? Benim gözümde güçsüz bir hale gelmez. Ama ben karşı taraf için belki öyle düşünebilirim yani. Bu senin kendi düşüncen. Ben söylersem. Nacizane. Sevgili arkadaşlar, travmalarınız sizin. Herkesin travması var. Bir tek inanın siz yaşamadığınız büyüs, büyüyle, küçüğüyle hepimiz travma. Ama aşıyoruz ya. Yani herkesin bir belirli motivasyonu var. Birisi birisiyle, birisi kendisiyle, birisi başka bir şeyle. Yani bir de biz sizin günlük hayatta tam olarak neye travmanız olduğunu bilmediğimiz için hani bazen böyle günlük akışta oluyoruz.
Daha sonrasında siz bizi böyle başkan sanki suçluyor gibi hani. Sanki biz onu biliyormuşuz da. Mesela ben araba kullanıyorum. Bir arkadaşım var yanımda. Böyle gidiyoruz. Diyor ki ya işte çok hızlı gitmişsin. Benim travmam var. Sence bunu bana söylemen çok normal mi? Yani sen daha çok hızlı yaparsın. Hayır hayır. O anlam mı değil yani? Manyak. Yani araba travması da ne olacak yani? İnan bir şey olmuyor. Bak ben kaç taklattım.
Niyeyse öyle bir şey var insanların ben mesela bir yerde birisi travmasını belli ettiğinde travmasını kendiliğinden dile getirdiğinde ona kimse bunu zorlamamışken kimse onu hadi ortaya çıkar kiminle travması var diye ortaya atmamışken birisi kendiliğinden travmasını benim şuna travmam var dediğinde bende çok değersizleşiyor ya diyorum ki senin böyle bir şeye travman yok sen şu an ilgi arsızlığı yapıyorsun seni sevelim daha fazla dikkat çek diye bize başka bir başkasının belki çok büyük taşıyamadığı bir şeyi sen bize şu an bir şımarıklık gibi sunuyorsun. Katılır mısın bu fikrime? Bir bahane de olabilir ya bu sergen değil mi? Ben saygısızlık da yapmak istemem. Tabii ki herkesin kendince yaşadığı bir şey var ama arkadaşlar neydi o söz? Biz çok güzel bir söz vardı. Mutluluk paylaşır anlatırsan, kötülük azalır yine konuşursan. Bir alakası yok bu cümleye değil mi? Konuştuğumuz şeyle alakası yok. Evet evet fark etmiyor. Bunun sonra bir yerde başka bir... Evet evet fark etmiyor. Çok alakası yok ama valla şunu söyleyeceğim başkan. Ya bir yerde travmanızı yani... Mesela birisi müzik açıyor. Sabah kalkıyor adamdan. Diyor ki oh diyor bir kahve demleyeyim. Şöyle güzel müzik açayım diyor. Açıyor. Ne bileyim Nilüfer'dan beklerim seni. Kanka benim Nilüfer'e travmam var. Kanka benim Nilüfer'e travma... Açma. Ben Nilüfer dinlemek istiyorum. Yani senin Nilüfer'e travman varsa bu senin dünyan yani. Sen benim dünyama gidip benden Nilüfer'i alamazsın ki. Ve senin travman var diye ben kendi zevklerimden niye vazgeçiyorum? Niye kendi zevklerimi kasise uğratıyorum? Senin travman varsa de ki kanka benim travman var. Ben sabahtan beri Nilüfer'i dinleyemiyorum. Bana yardımcı olur musun? Bir albüm dinleyelim ya. Üç kahve bitirelim. Üç Faunus kahve içelim ya. Bakalım yenebiliyor muyuz? Bakalım...
Tramverkez'de var ya. Artık yani bir saniye. Tramvası olmak bir insanın... O ilk zamanlar çok güzeldi. Ecevit zamanı. 2002'de de çok güzeldi. Bu arada eskiden kimse tramvan var demiyordu ya. Bu son zamanlarda popüler oldu gibi değil mi? Canım mı sıkkın diyorduk. Ailem diyorduk. Geçiyorduk abi. Her şeyi aileye bağlıyorduk yani. Şimdi artık ailenin de bir yükü kalmayınca üstünde. Cem Yılmaz'ın bir film ürettiğinde şey diyor.
Ben iki bin bir deyince mi James'in bir lafı var dedin? Yok şey diyordu bir dakika çok. Eskiden diyor biz bir tepsi börek yiyorduk. Herkes mutlu mesut takılıyordu hani. Bir sıkıntı olmuyordu falan gibi bir şey. Tabii canım şimdi öyle genel girersek eskiden şu böyleydi bu böyleydi çok değişir. Bunun en büyük örneği şey işte Gülben Ergen. Kadın ne hale geldi gözümüzün önünde yani. Gayet dünya starımızdı, sevecendi. Yani bir şeyleri eskiden sanki bilmemek daha iyiydi ya.
Sadece cumartesi günleri şahit olmak, cumartesi sürprizinde, pazar şeyinde şahit olmak çok keyifliydi ya. Çok şey bilmiyorduk. Bize verildiği kadar kalıyordu. Ne zaman ki bu Twitter'la başlayan ünlü hayatı görme, strikülasyonu, silsilesi dahil oldu. Şey hatırlar mısın? Twitter'ın ilk açıldığında herkes bir ünlü isim yazardı böyle. Bakardık fotoğraflarına. Doğal hallerini görmek için. Mesela ben en son yani Gülben Ergen'in Nanik şarkısındaki PR süreci... Yani... Yani hiç mi... Nasıl tarif? Hiç mi kimse demedi mi yani? Gülben abla, Gülben Hanım... Böyle eliniz öyle yapmasanız olur mu? Şarkının ismi Nanik ama siz elinizde Nanik yapmasanız... Daha take away böyle daha şey kalsa... Paket daha gizemli kalsa...
Ben çok üzüldüm mesela. Çünkü Güben Ergen, Sibel Can, Seray Sever bunlar bizim gençlik kahramanlarımız. Yani bu hallerde... Bir de bak, mesela normal yaş... Normal demeyeyim de hani... Normal demeyeyim şey diyeyim. Orta sınıf falan. Şimdi mesela bizim eskiden sevdiğimiz bir ferdimiz yaşlandığında mesela neydi? Alzheimer oluyordu. İşte evin yolunu bulamıyordu falan. Bunaklık buydu yani. Bu çok normaldi. Ya ünlülerin çok zor yaşlılığını görmek ya. Yani normal yaşlanmıyorlar. Ya Güben Ergen bir yolda... Ya Gökhan Özen yaptı onu bir şeye. Sikiyle bir kayboldu. Hani bulamadık.
Keşke öyle olsa kayıp olsalar da sonra bulsak ya böyle nanik falan. Allah herkesin yolunu açık etsin başkanım. Yasir'im bu arada konuşmada olmasın travmana saygısızlık yapmak istemem. Senin travman tam olarak ne? Neye travman var? Kanka benim neye travman var?
Bu düşünüp bulabileceğin bir şey değil Yasir. Neye travmam varsa bunu söylersin. Benim aslında bir şeye travmam yok abi. Bir şeyden kaçarsın be Yasir. Hayatta bir şeyden kaçarsın be. Abi neye travmam var diye düşünüyorum ya. Fiyansi bir şey olabilir. Bir kez daha seçilmemem. Böyle bir travman olabilir. Ya ciddi bir travmam yok yani hani böyle düşününce de bulamadım. Aklıma gelmedi. Bak ben şimdi size bir şey anlatacağım. Bu hep böyle benim için alay konusu oldu. Ben mesela benim yüzük trambom var. Yüzük trambom. Yüzük trambom var. Ben yüzük takamıyorum. Yüzük parmağıma. Evlilik yüzüğü, nişan yüzüğü takamıyorum. Ve bunun herhangi bir kadın, herhangi bir evlilik kurumu, herhangi bir gelecek kaygısıyla alakası yok. Ve ben bunu hayatımda hiçbir insana anlatamadım ya. Bir dakika şov yapma. Şaşırdım. Hayır bak şimdi nasıl olur? Bir insanın yüzüğe fobisi olur mu? Tramboz olur mu yüzüğe karşı?
Yani kanka gollum değil. Çok basit. Hatırlar mısın? Eskiden bir yüzük takımı vardı. Böyle takardın plastik. Altta böyle balon olurdu. Onu böyle sıkınca su atardı yüzük. Evet. Yasir sen kaç doğumlusun? 93. Hatırlarsın. Evet hatırlarım. Bir böyle yüzü böyle elmas gibi sıkardın şey atardın. Oradan böyle su çıkardı. Aynen. Biz işte küçükken böyle mahallede oynarken toprakta gördüm. Balonu yoktu. Ben de yüzüğü gördüm. Hani arkadaşlarıma hava atmak için ben de parmağıma taktım. Aa yüzük dedim. Çok da küçüğüm ve sonra yüzük çıkmadı parmağımda. Arkadaşlarım çekmesine rağmen yüzük çıkmadı.
Ömür boyu orada kalacak korkusu mu oluştu? Evet o an küçük bir zorbalığa maruz kaldım. Arkadaşlarım da bana o yüzük oradan çıkmıyorsa artık onun sonsuza dek orada kalacak. Senin bir parçan olduğunu söylediler. Evet orada kalacağını ve eğer ben bunu çıkarmak istersem parmağımın kesilmesi gerektiğini söylediler. Ve ben tabii o esnada koşarak eve gittim. Yani üç dört dakika sürdü o. Sonra üç dört dakika benim bir travma edinmeme yeterli oldu. Ben şu an mesela bir düğüne gittiğim zaman bir şey takarken arkadaşlar bu arada benim yüzük travmam var demiyorum.
Ben ne zamanki bir kız arkadaşımla ciddi boyuta geliyoruz, şey boyutuyla geliyoruz. Ya diyorum işte yüzük falan muhabbeti oluyor. Benim yüzük travmam var diyorum bu arada. Nasıl yani diyor. Ben yüzük takamıyorum diyorum. Niye diyor. Sonra bu olayı anlatıyorum. Diyor ki Sergen istemiyorsan olduğu gibi söyleyip böyle bir şeye gerek yok diyorlar. Ben diyorum gerçekten böyle bir travmam var. Mesela şeye okeyim ben. Boynuma takayım diyorum mesela kolye. Ama bu arada ben bile inandım şu an.
Gerçi mesela bak ben bez saç... Mesela benim bütün şeylerim öyle oldu. Evlilik rolünü... Mesela bez saç şeyde mesela evli bir adama oynuyorum. Yüzük... Şimdi düşünsene orada diyebilir misin? Ya benim yüzük travmam var. Yüzük takamıyorum. Yani öyle bir... Yani adam... O yüzüğü boyundan geçirirler ya o kadroda. Ben ama nasıl kibar konuştuysam yani benim yüzük böyle böyle. Yüzük takamıyorum ben derken yüzüğümün alttan kestiler. Çok basit. Böyle artık açılır kapılır yüzüğüm vardı benim. Takmıyordum. Ben böyle yüzüğü takıp çıkartıyordum böyle bileğimden.
Aynı şunun gibi benim aslında. Yaşa. Şimdi mesela bunu görmediler. Sen bana bir şey gösterdin. Dinleyenler bunu görmedi. Evet. Tarif etsene. Ne yaptın bana? Senin anlattığın gibi bu aslında bir bileklik. Takarken açıyorsun. Taktıktan sonra kapatıyorsun. Böyle bir aksesuar. Birisi sana bu şekilde travması olduğunu söylediğinde. Dedi ki aa benim dedi. İşte arabayla giderken camı açıp sarkıyor kız. Çok eğleniyor. Dedi ki arkadaki kız da ya öyle sarkmasana. Benim travmam vardı. Bir kere sana ne bu bir?
O kız sarkıyor. Yani alacağı bütün sorumluluklar, başına gelebilecek bütün musibetler, onun kendi sorumluluğunda değil mi? Ve ben şuna inanırım, bir insan camdan sarkıyorsa başına gelebilecek her şeyi göze almıştır çünkü sarkıyor artık. Dönüşü yok. Niye mesela, niye sence bir başkası oradaki... Bu arada sevgili dinleyiciler şunu belirteyim, konuştuğumuz şeyin bir psikolojik tarafı yok. İşte travması olan bir insanın şunun duygusunu bilemezsin gibi yerlere girmeye hiç gerek yok. Ve ben her şeyi açıklarken ekstra açıklama girmekten çok yoruldum.
Sadece konuştuğumuz şeylerden mutabık kalırsak, o çemberi aşmazsak bence güzel sohbet olabiliyor bazen. O yüzden bence birbirimizi sevgili başkan, anladığımızı düşünüyorum ve sormak istedim. Mesela hiç o kızın başrol olduğu, önemsendiği bir an yokken niye bir insan travmasını öne atıp öne çıkmak ister? Niye böyle bir şey yapmasak olur mu? Benim travmam var der.
Hiçbir şey geliyor mu aklına? Gerçekten aklıma o konuda böyle bir şey gelmiyor. Arkadaşlar ben söyleyeyim. Kimse sizin ilgi arsızlığınızı, şımarıklığınızı, ailenizden görmediğiniz sevgiyi size başka yerde vermek zorunda değil başkan ya. Nasıl konuştum? Bitti. Arkadaşlar hepimizin travması var. Bak benim de var. Yasir'in aklına gelmese bile var Umut. Yalan mı? Var. Hepimizin travması var. Ama bak bunları bir şekilde aşıyoruz. Bunları bir aracı buluyoruz, yardımcı buluyoruz. Belki üstünü örtüyoruz. Bir şey mi söyleyeceksin? Benim bu ara kanka... Bir saniye Yasir'im.
Evet Yasir'im gelmişken, bugün bu arada burada olmanın sebebi senin de travmaların olması. Var mı bize söylemek istediğin bir travma? Şu travman var der misin mesela? Yani travma olarak tanımlamayabilirim ama saç konusunda kanka benim böyle ufak yaşlarda mesela lisede falan başladığımda insanlar şey böyle hani farklı bakıyordu böyle acaba diyordum hani bir eksiklik mi var ki öyle mesela benim tepe bölgesi böyle açılmaya başlamıştı sergen. İnsanlara böyle arkamı şöyle dönerek konuşuyordum kanka.
Burada tarif edemiyorum ama hep böyle yüzümü... Bu lisede, bu lise yıllarında, lafını kestim özür dilerim. Lise yıllarında ilk yaşadığın bu yaşlı sorunlar mı diyeyim? İleriki sorunlar çok mu insanı, ben acaba ölecek miyim? Dizlerimde tutmayacak mı? Yok, benimkisi tamamıyla böyle estetik olaraktı ya. Hani yaşlanma şeyi değildi yani. Nasıl estetik? Ne dedin yani? Ya kötü gözüküyordun oğlum yani hani. Bir tek bu mu? Evet. Dişlerim dökülecek diye endişe duymadın mı ertesi gün?
Dişlerimde, dökülecek mi? Hayır, hiç öyle. Gözlerim artık ileriye görülecek mi? Ayaklarımda Boris çıkıyor falan. Lise sonra çorapları giymiş buraya. Sonra ne oldu? Dökülmeye başladı. Tramban tabii tetiklendi. Bir tramban olduğunu fark ettin. Yani kanka orada şey olmaya başladı böyle insanlar bunun üzerinde çok düşünce, basınca orada böyle bir şey oldu ama hani
Üniversite attım ben onu yani. Senin travman, sence senin saçların gittikçe daha fazla dökülecek olması mıydı? Yoksa saçların döküldüğü için insanlarla konuşurken onlar o tarafımı görmesinler travması mıydı sence bu? Onlar öteki tarafımı görmesinler travmasıydı kanka. Çünkü birazcık daha böyle genç yaşta olduğun için... Yani şu an mesela hani 30 yaşına geldiğinde falan olsa normal bir şey ama... O zaman buradan şunu anlıyoruz. Doğru mu Yasir'im? Demek ki ne oluyor? Arkadaşlar şimdi Yasir dese ki kalabalık bir yerde. Arkadaşlar bu arada benim travmam var, saçlarım üstü dökülüyor. Benzinle böyle konuşacağım deseydi senin travmanın bir anlamı kalır mıydı? Kalmazdı. Sevgili dostlar, açık açık söylüyorum. Size yemin ederim. Kanka açık açık söylüyorum derken kafama bakıyorsun.
Tramvayı şu teslim bana kanka. Gördünüz mü? Böyle bir şey. Valla abi yine yaşadım abi. Arkadaşlar kimse sizin, lütfen düzelt beni yanlış bulduğum bir yerde, kimse sizin yani bir yolculuk esnasında, bir tatile giderken, bir akşama oturmasında, bir afterda neye travmanız olduğunu yemin ederim bilmek zorunda değil. Hadi diyelim siz bunun bilmesini paylaşmak istediniz, yakın gördünüz, paylaştınız ve hayatınızın geriye kalan kısmında bunu bilen hiç kimse sizin travmanız doğrultusunda bir şey yapmak zorunda değil ya.
Evet Yasir'im var mı eklemek istediğin bir şey? Valla serginim başka travmam yok. Seninle sohbet çok keyifliydi. Teşekkür ederim bugün böyle. Buraya gelmen çok bizi mutlu etti. Teşekkür ederiz. Sevgili dinleyiciler eğer birisinin kalbini kırdıysak bunu istemeyerek yaptığımızı biliyorsunuzdur. Sizde artık kırılmaya bu kadar meyilli olmadığınızı ya da öyle bir dünyada o kadar güvenilir bir dünyada olmadığımızı en azından Ecevit'ten sonra
Artık bu dünyanın o kadar en azından güvenli olmadığını biliyorsunuzdur. Bizim de kendimizce bu küçük alanlarda kendi sohbetlerimiz bu şekilde oluyor. Tabi arkadaş ortamında daha sert ve daha iğrenci de oluyor ama mikrofon karşısında bu kadarını dejenere edebiliyoruz. Bir şey söylemek istiyor musun? Alıştım ben biliyor musun? Daha da alışırsın yani. Ya şey oldu böyle ilk başta böyle gerçekten seninle konuşuyormuşum. Yani hani böyle mikrofon yokmuş falan böyle çok rahat takılmaya başladım. Sonradan bu şeye bir tık daha alıştım yani. Evet o bizi uğraştıracak birazcık ama olsun yani. Burada ama çok değerli bizim için yani. Ya iki silence, iki edit, iki kesme falan toparlanır sanki Sergen'cim. Çok alıştınız her şeye ya çok.
Sezon başladı stand-up sezonu bir yandan sevgili dinleyiciler eğer katılmak isterseniz gösterimi stand-up gösterimi sosyal medyada profil linki mevcut instagram twitter sık sık paylaşıyorum oralardan tıklayarak gösteriye katılabilirsiniz katılmanız çok değerli çünkü bilet satıyoruz Beni Bursa'ya götürecek misin Sergen? Bu bölüm yayınlandığında Bursa gösterisi çoktan yapılmış olacak. O yüzden... Bakalım, ben de merak ediyorum. Süreci birlikte izleyeceğiz. Evet, değerli dinleyicilerimiz. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti? Pekala, kaçtık biz de. Hoşça kalın. Sote, sote.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.