
3.941 kelime · ~20 dk okuma
Sode, sode... Merhaba, evet sevgili SOTO dinleyicilere yeni bir bölümden hepinize merhaba. Geçen hafta ne yazık ki bölüm yayınlayamadık. Hemen telafisi için, telafisi değil yapmak zorunda olduğumuz için geldik. Şöyle ufak bir rahatsızlık geçirdim. Buradan bir kez daha sevgili Podbe ailesine bu anlayışları için ama isteriz ki hiçbir zaman ayrılık olmasın. Neyse ayrılık haberini verdik. Şimdi de bizi kavuşturacak bir başka haberlerden. Bu bölüm başlangıcında birazcık kendimizi pazarlayabiliriz. Çünkü sezon başlıyor. Sevgili dinleyicilerimiz eğer stand-up'a, komediye veya komik bir şey olmasa da en azından sahnede böyle gördüğüm şey iyi bir şey olsun diyorsanız benim gösterime gelmeyin. Sezon başlıyor. Yeni gösterimiz başlıyor. Ketenpere olan adını taşıyan stand-up'la sahnedeyim. Eğer gelmek isterseniz buradan link paylaşamıyorum ama sosyal medya hesaplarımdan aktif şekilde paylaşıyorum. Gelebilirsiniz. Bilmiyorum günümüzün yükselen virüslerinden bir tanesi güzel insanlar var. Biz de onlardan bir tanesi olmak için bütün gayretimizi çabamızı gösteriyoruz. Arda bugün burada. Merhaba.
Daha önce hiç stand-up izledin mi? Defalarca. Mesela? Ketenpere. Bak mesela. Başkasını izledin mi hiç? Tabii. Aradaki farkı? Yani. Teşekkür ederim. Ben de arkadaşlar kimse tabii ki yoğurdu mekçi demez veya diğer bir atasözü kirpi yavrusunu pamuğum diye severmiş. O yüzden sizlere kendi gösterimle ilgili kötü bir şey söylemeyeceğim. Gelirseniz görüşür, görüşürüz. Hazır konuyu biraz böyle sahne sanatları biraz sanat dair açılmışken hiçbir zaman bir sanatın bir dalına mutabık olduğumu bu yolda ilerlediğimi söyleyebilecek kadar belki özgüvenli değilim ama konusu açılmışken birazcık sanattan konuşmak isterim. Bana şu bu hafta bölümleri öyle açıyorum birazcık başıma şu geldi bunu fark ettim gibi ama
Bu hafta niye bilmiyorum, bana şöyle bir uyanış geldi, bir uyanma geldi daha doğrusu. Sanki sosyal medyadaki bazı sanat akımlarına, bazı sanat performanslarına birazcık acaba nasıl tarif edeyim? Sürü psikolojisi mi yaptık başkan ya? Birazcık böyle sanki herkes ne diyorsa biz de o gözle izleyip, o gözle mi acaba hemen eleştirdik diye. Yani kimi şey demeyeceğim, uykularım kaçtı falan. Tabii abartmayacağım ama böyle ufak bir zaman dilimi ayırınca buna
Acaba biz sanat konusundan bir şeyi eleştirirken ya da şimdi benim kuşağım yani benim kuşağım hiç aklıma gelmezdi bir gün bir şey anlatırken benim kuşağım diyeceğim ama 90 nesli bir popstarla jüriyi gördü. Şimdi bunu bunu ayırtıyamazsın. Biz jüriyi belki çok net bilmiyorduk eğer akademik bir kariyere hemen başlamadıysak. Biz jüriyi, mesela şu an jüri deseler Armağan Çağlayan, Ercan Saatçı falan gelir akılla. Biz jüri mantığını bu kadroyla öğrendiğimiz için jüri yani bir şey, eleştiri bana hep şey gibi gelirdi eskiden. Eleştirmek, yani olumsuzluğa dair bir şeydi. Ne zamanki iş üretmeye, işi üreten tarafta olmaya başlayınca, oğlum eleştiri sadece kötü bir şey değil, iyi bir şey söyleyebilirsin boyutuna geldim. Ama ne olursa olsun bir şey eleştirirken bence sosyal medyanın şu an bize en büyük zararlarından bir tanesi direkt biraz topluma göre. Ben mesela artık şunu fark ettim, mesela bir şey izledim. Onun iyi veya kötü bir şey olduğuna karar veremediğimde alıntılara veya yorumlara girip, ''Ha, bu kötüymüş.'' diyorum. Yani bazı konularda Matrix'e yenildiğimi artık kabul ediyorum. Bu durum benim için çok rahatsız edici.
Elimden geldiğince kendi irademle, kendi aklımla, kendi zekamla karar vermek istiyorum ve bunu en çok galiba oy verirken kullanıyorum diyorum ki ben diyorum hangisi bana yarar, hangisini beğeniyorum, neyi beğenmiyorum. Bu hayatta bir şeyi sevmek zorunda belki değilsiniz, belki bir şeye ilgi duyamazsınız ama ne olursa olsun Neyi sevmediğinizi, neyden hoşlanmadığınızı bence biliyorsunuzdur. Tabii ki buradan şimdi siyasi de şey yapmayacağım. Neyse, sanat konusunda Arda böyle bir laf atsam katılır mısın? Yani bence eleştirirken birazcık toplumsal yorumlara, soru, pardon sürü psikolojisine kurban gidiyoruz desem. E tabii, e tabii. Ne tabii, ne anladın? Her şey sanat olmasın acaba? Şu an bana ne? Bir daha söyle bakayım. E tabii, yani bunlardır repliklerimiz zaten. Tamam, ne mesela? Tamam diyecektik.
Ya şundan bahsedelim. İlla karşına gelmiştir belki. Mesela şey diye paylaşılıyor. Mesela paylaşıma bak. Bu diyor sanat mı? Adam ne bileyim... Rap bu mu beyler? Mesela bak. İşte bu yüzden sana çok konuşma dedim. Gördüm. Şimdi sen niye böyle bir şey söyledin şu an? Bilmiyorum. Hayır, hayır. Gerçekten duralım şu an. Mesela sana bunu ne söyletti? İşte derler yani. Rap bu mu beyler? Sanat bu mu? Veyahut diyorum...
Daha önce hiç bulunduğum bir yerde bunu söyleyen birisi oldu mu? Rap Bu Mu Beyler diyen birisi oldu mu hiç? Twitter'da falan da söylenir yani yeni bir rap şarkı çıkar. Hani Rap Bu Mu Beyler derler ya. Bak mesela şu an ne oldu biliyor musun? Cahilliğim, bilmediğim şey bana özgüven verdi. Bak nasıl şey oldum, nasıl rahatsız oldum şu an kendimden. Cahillik rahatsız eden de bir şey. Genel yorum yapıyorsun şu an. Genel yorum. Coğrafyamızdan mı bahsediyorsun? Herhalde. O bizim kaderimiz ama. Şimdi Twitter'da abi adam şöyle paylaşıyor mesela bir sayfa. Bir tane sanat işte gösterisi. Belki aklınıza gelir ya bir sürü şu an. Mesela adam ip atlıyor mesela karşıdan karşıya. İzliyorlar. Adam atlarken neyse ne bileyim mesela yanına bir şey koymuş. O da boyuyor mesela. Gördün mü böyle bir şey buna benzer bir şey? Yok denk gelmedim herhalde. Muz vardı mesela. Bu efekti başladın aslında muz. Muzla başladı bu efekt.
Muzu yapıştırmışlardı mesela böyle. Hatırlıyor musun? Evet. Yerle bir ettiler. Yani haftalarca komedi programlarında Fatih Altay'la bile konuştu yani muzu.
Bak bu efekt bununla başladı ama ben sonrasında işte şeye geldi olay biraz daha. İşte sanat deyip bize bunu pazarlıyorlar. Sanat diye böyle şunları pazarlıyorlar bala bala. Ya bir tanesi var. Benim orada fikrim çok değişti. Belki hatırlarsınız. Yaşlı bir beyefendi, çok da zarif şık bir beyefendi. Kovalar var üst üste. Kumlar var. Kumlar devriliyor böyle kova bir şey yapıyor. Kovalar devriliyor. Adam da orada böyle bir şey jesti var. Böyle işte buyurun gibi böyle. İşte budur gibi bir jesti var. Böyle şey yapıyor eliyle. Kovalar devrilince.
Gururla. Şey yapıyor böyle yani. Aa oldu gibi. Mesela o zaman da o çok eleştirilmişti o sanat eseri. İşte kovaları koy, kovalar devrildi diye işte. Ben de bak o şeyimi hatırlıyorum. İlk izlediğim anı hatırlıyorum. Yine aynısı oldu bende. Böyle kovaları izliyorum. Adam kovayı devirdi. Yorumu okuyorum. Altını okuyorum. İşte aa bunu sanat diyorlar falan. Yani böyle şey mi oluyor dedim. Orada bir detay var bak. Onu kaçırdık. Adam en alttaki kovaya bir delik açıyor. Onu biliyor musunuz?
Yok bende yok. Adam en alttaki kovaya bir delik açıyor tamam mı? Yani o kadar bak şey hesaplı o kovalardaki kumlar her kovada bir kum var ağırlık, hacmi, fiziği falan. Ufacık bir delik açıyor oradan kum yani kum saati gibi. Kum saati inceliğinde kumlar düşmeye başlayınca denge bak bak bak bak. Bak metafor direkt başladı. Bak ağzımdan çıkan sözcüklere bakın bak. Kumlar çıkmaya başlayınca denge bozuluyor, ağırlık hacmi, yüklendiği nokta
Uzatmayayım, en son ne oluyor biliyor musun? Bütün o düzenek, bütün o dimdik duran yapı, bütün o anlam... Yerle bir oluyor. Yerle bir oluyor abi. Ne anlama? Ben şimdi sürü psikolojisi onu şeyde okuyunca işte aa o da yaşlı adam işte bunadı, geldi sanat tepet diye bize bunu verdi deyince yiyorum. Ama herkesten yalın, herkesten kendimi soyutlayıp ulan ben buradan ne anlıyorum, ne oluyor diye dikkatli bakınca bir anlam çıkıyorsa bence sanat, sanattır.
Arda Öz, seni tanıyalım mı? Arda Öz rap müzisyeni ama hiç başarılı olamadı. Doğru mu söylüyorum? Tam olarak. Çok istedi. Evet. Çok şarkım var Spotify'da şu an. Doğru mu? O yüzden bugün burada bizimle aslında. Yani aslında yetenekli, sesi güzel, müziği duyan, ritmi duyan bir adamsın. Ama ne yazık ki olmuyor. Yani olması için bir şey yapıyor muyuz yeteri kadar acaba? O da biraz sorgulatıyor insana. Hani sonuçta bir şeyler oluşlar. Şimdi şarkı çıkartıp bir şirket üzerinden Spotify'a koyman zaten yeterli. Bir klip çektin. Tabii. Defalarca 4-5 tane klip çektim. Hepsinde varsın. Demek ki yaptın bir şeyler. Tabii. Sorumu tekrarlayayım. Arda niye olmuyor? Bilmiyorum Sergen ya. Bir gün olacağına inanıyor musun? Tabii ki inanıyorum. Ben de inanıyorum sana.
O zaman sana sormak isterim. Bir sanatçıya, sanata gönüllü vermiş bir insana, sanat yolunda ilerleyen bir insana sormayı çok isterim. Sanat gerçekten nedir? Seni biraz tanıyabilir miyiz? Mesela şeyde ne anladın? Ne anlattı sana kum tanelerinin işte... İşte onu diyorum abi. Mesela ben şunu da o zaman geç aynen. Sanat nedir geç. Sanat bence, ben cevap verebilir miyim? Sanat bence benim bir şeyden anladığım herhangi bir şeyden. Bak bence her şeyin sanatı olabilir.
Ya dur abartmayayım. Dönerin olmaz ya. Dönerin de olur ya. Dönerin de olur. Mesela sebzeli döner bazen sanat olarak adlandırılabilir. Ne bileyim, o bana şöyle geliyor. Bir dönere sebze koymak gibi geliyor. Yani belki ben de çok böyle kutsallaştıran işte sanatçı adam özeldir. Sanatçı konuşmaz gibi şeylere katılmam. İnsansındır, mesleğindedir. Sanat bence bir sunum. Belki kendi içindeki bir dışavurum yani. Bir şeyin dışavurumu, bir şeyin...
Görsel diyeceğim de sadece görsele dayalı bir şeymiş gibi düşünmeye gerek yok. Yani bir aktarım gibi gelir bana sanat. Sence? Bence berberler de sanatçıdır. Saç kestirmek de sanat. Ya ben de bunu onay vermek istiyorum. Bak yüreğimden sana yemin ederim yüreğimden sana olduğu gibi katılmak geliyor ama bir an evet berberler de sanatçıdır dediğimde
Ya o kadar çok görüntü var ki beynimde hem sosyal medyadan hem haberlerden. Sanatçı diyemeyeceğim berberler olabilir. Sanatçı dediğim zaman haksızlık yapacağım sanatçılar da olabilir. O yüzden yaptığın işi sevmek, abartmak çok keyifli ama çok abartmak kötü ya. Mesela ben çok görüyorum mesela bilmiyorum TikTok izleyen biri misiniz? Ama ben çok izleyen birisiyim. Çünkü benim kafamı boşaltıyor. Yani ben mesela bir şeyim var. Yaptım, yaptım. Gece yatağa yattım. Ben bir yarım saat, bir saat TikTok izliyorum ya. Bunun çok anlamı var. Hem böyle kendime dönüyorum. Oh diyorum bak Serkan güzel yerdesin. Bugün buna üzülmüştün ya. Bak diyorum yani ne var? Maddi bir şeyden bahsetmiyorum yani. Bak diyorum nasıl düşünüyor insanlar? Bak diyorum neyi düşünemiyor? Şimdi doğal olarak birçok şey görüyorum. Mesela bu sanatçıyım. Çok geliyor TikTok'ta karşıma. Mesela dürüm yapıyor adam dönerden. Bu diyor sanat diyor, bu diyor. Adam balık kesiyor. Ben diyor doktorum diyor. Oğlum öyle bir şey olabilir mi? Yani sen yani doktor keser mi eti ya? Yani ya da cızbıl... Yani hiç gördün mü kulak burun boğazının? Ya baba bu bademcik yaramaz. Akşam mangal yapıyor falan.
Yani çok abartılmasının ben çok doğru olduğunu görmüyorum. İnsanı bir yere götürmüyor yani bence. Yaptığın şeyi bilmek çok mütevazı bir şey ya. De ki ben dönerciyim ve ben çok iyi dürüm yapıyorum. Dürüm yap de ki bu dürüm çok iyi de. Bu kadar. Ya bu dürüm sanat deme ya. Değil mi? Bilmiyorum. Bana, bana, bana ya. En azından bana öyle geliyor. Ben her şey, yani sanatı, sanatçıyı çok ayrı tutan bir insan değilim. Ama her şeyde, yani her şeyde, herkes, herkesin de bir sanatı olmayabilir.
Bak mesela bak ya da bence bak daha da geliştireyim mesela. Her şey sanat olabilir. Her şey olabilir. Ben kendi tezimi çürüteceğim. Ama bazen bazı şeyler bizim için özel kalmalı. Mesela işte adam işte popüler kültürün şeyleri mesela adam koyuyor tereyağı şak şak iple vuruyor mesela tereyağı oraya sıçrıyor buraya sıçrıyor. Şimdi ben bundan bir şey anlamadım. Birkaç defa izledim. Tereyağı var. İzleyenlerin gözüne bakıyorum. Etkileniyorlar. Diyorum ki ben mi acaba etkilenmiyorum ki tereyağı deyince bizim için şu an tereyağı tokatlamak belki biraz daha çok lüks. Mesela şu an benim gözümün önünde birisi canlı böyle 4-5 kilo tereyağı tokatlasa iple tereyağı saçsa ben dedim ki vay derim ya. Cem Uzan mı yapıyor falan derim yani. Öyle bir şey bizim için şu an coğrafyada.
Ama mesela adam ipe tutundu. Programın başında bahsettiğim gibi oradan oraya atlıyor mesela. İzliyorlar yani. Estetik olarak bence bana hitap etmiyor. Diyor ki bir tane, bir de diyor boşu atlamayayım diyor. Oradan oraya bir de diyor ki yanıma bir boya takayım diyor. İşte tuvali boyayayım diyor. Tuval mi artık onu da bilmiyorum. Duvar veya beyaz duvarı boyayayım diyor.
Bak ne diyorum ben cahil, ben belki bunun altyapısını, bunun dramı turcuisini çok anlamamış bir insan olabilirim. Ama normal bir izleyici gözüyle baktığımda bana hitap etmiyor. Veya desen ki bana işte benim buradaki amacım bir insan bir yerden bir yere giderken işte bıraktığı iz, kalıcı izler, hatıralar gibi bir şey. Bize bunlar çok önce verildi ya. Bunu bize kral... Mesela Desperado filmi. Bilmiyorum hatırlayan var mı? Mesela o. Orada bir sahne var. İlk filmde mesela Antonio Banderas'ın böyle...
Soldan kurşun yediği. Kız unuttum şimdi ya. Bak şimdi çok eski ama sahne kalıyor aklımda. Orada kızlar. Yani sıfatların, zamillerin ve öznenin bir önemi yok. Eylem. Hayatta kalma, karpi diyen böyle bir şey. Şey, kan var. Kan belli olmasın diye duvara böyle sürte sürte yürüyor. Kız yanında konuşuyor kadın. Adam dönüp cevap veriyor. Arkadan bir görüyoruz. Yürüdüğü yerde kan var böyle duvarda. Yani sen şimdi bir yerden bir yere atlayıp bana mavi boyayı versen ne olur? Vermesen ne olur başkan?
O yüzden sevgili sanatseverler sizlere çok açık canı gönülden seslenmek isterim. Yani bir sanatçının yaptığı sanata, esere bakarken bir esere bakın hani eser mi diye bir de sanatçıya bakın siz onun eserine bakarken arkanızdan acaba gülümsüyor mu diye. Her şeyi bir kenara bırak. Bak şimdi sana bu hafta çok enteresan, size daha doğrusu sevgili başkanlarım, size bir şey aktaracağım. Benim galiba bu hafta en çok şaşırtan bilgilerden bir tanesi oldu. Ve bilgi bana böyle birden gelmedi, böyle kompakt gelmedi. Parça parça gelince daha lezzetli oluyormuş demek ki bazı şeyler. Bir de sen de bir şeye katınca sen de kalıcı oluyor. Nereden geldi? Twitter'da şöyle bir yazı okudum.
Bunu verirsem spoiler vereceğim. Bunu vermiyorum. Ben baştan başlıyorum. En azından siz artık benim bilgiyi nereden öğrendiğimi, daha sonra benim ne kattığımı öğrenmiş olacaksınız. Artık süreci biliyorsunuz. Şimdi beraber yola gidiyoruz. Şimdi Türkçe'de N ve B harfi, yani Niger'in N'si ile Bursa'nın B'sinin yan yana gelmediğini biliyor musunuz? İlk soru bu mesela. Pembe gibi mi?
Mesela bak. Evet, nereden aklına geldi bilmiyorum hemen. Evet, evet. Mesela niye gelmez peki N ve B yan yana? Madem pembe önlerini biliyorsun. Yani yumuşatması gerektiği için mi fonetikte söylerken? Veya biz mi onları yumuşatıyoruz? Biz yumuşatıyoruz onu. Yani hiçbir harfin kendiliğinden yumuşama arzusu olmuyor. Hani ben bunun yanına gelirsem yumuşayım diye bir iradesi olmuyor. Öyle bir özverisi olmuyor. İnsan yani şey yapısına göre, ağız çene yapısına göre onu zamanla kendi diline, kendi etnik yapısına şey yapıyor, ne derler? Ev, ev, evimleştiriyor. Aynen. Türkçede de N ve B harfi ne yazık ki yan yana gelemiyor. Çünkü şöyle oluyor. Fonetiği bozuyor. Veya yumuşuyor dediğin gibi. Mesela ne örneği vermiştin? Pembe. Mesela normalde N'dir o. Dediğin gibi M oluyor mesela. Başka? Başka örnek? Başka... İstanbul. Mesela normalde herkes İstanbul dediğimi düşünür ama aslında N'de yani şey M ile seslendirir onu. İstanbul. Bak dikkatli git İstanbul oluyor. N söylemiyorsun aslında. Veya tombul. Tombul. Mesela. Evet. Bunlar niye?
Tombul yazar, tombul söyleriz. Şüphesiz oraya geçtik. Niye böyle oluyor? Bilemedim ya. Aslında on saniye oldu bu bilgiyi vereli. On saniye oldu olmadı. Yok olsa da olurmuş. Foneti yumuşatıyoruz. Tercihimiz o yönde oluyor yani. Ağız burnu zamanında yumuşatıyor. Sonra diyor ki hiç uğraşmıyor, bu yumuşasın diyor. Hatta bu Türkçe bulundururken, Türkçe oluşurken bu kuralı kim getirdi? Yani müthiş öngörü. Müthiş bir öngörü yani. N, E, B harfi yan yana gelmesin şeyi.
Şimdi bu bilgi cepte mi? Cepte. Şimdi ikinci kısma geçiyorum. Ben sana diyeceğim ki kumarbaz. Adam ne iş yapıyor dediler. Sen dedin ki kumarbaz. Ne demek oluyor bu? Bir adam var kumarla oynuyor. Kumarbaz. Sihirbaz. Sihirle uğraşan. Hokkabaz. Hokkayla uğraşan. Düzenbaz. Kafayı düzene takmış olan. Düzenle uğraşan. Yani düzeni bozmak. Mesela davlumbaz. Davlumla uğraşan.
Şimdi bu mesleklerin, bu kuralla hiçbir alakası yok değil mi? Veya verdiğimiz kelimelerin, az önce verdiğimiz örneklerin ve verdiğimiz kuralın hiçbir, hiçbir, hiçbir işi bunlara çarpıştırmıyor. Ortak küme yok değil mi işlerinde? Yok. Şimdi bak mesleğe bak. Diyorlar ki mesleğin ne? Sen diyorsun ki ben canbazım. Yani sen canıyla oynayanısın. Canbaz. İptesin. Senin tek, tek, tek sermayen canın.
Bugün mesela bir sihirbazın gösteri esnasında bir hatasını görsen ne olur? Sihir numarası çöpe gitmiş olur değil mi? Alkışlarsın bile. Aynen. Destek olursun hani numaran gözüktü. Biraz daha işte el çabukluğu falan. Bir canbazın numarasının ortaya çıkmasının imkanı yok. Ortaya çıkarsa bir daha biz o canbazı ne yazık göremeyiz. Çünkü canıyla oynuyor. Ama Türkçe'de yani bu fonetik tutarlılığımızda N ve B harfi yan yana gelmediği için adama diyorlar ki niye iş yapıyorsun?
Ne diyor biliyor musun? Ben canbazım. Pime pençe gibi yani anladın mı? Cam mı takıyorsun falan dersin adama yani. Adam camla oynayan oluyor bir anda canıyla oynayarken. Hadi buyur. Çok ağır. Çok ağır. Ben cambaz olsa varım bir daha. Hiçbir cambaz tanıdığım yok. Hiç kimseye tanımadım. Hiç denk gelmedim. Hiç bu kadar uzak olmama rağmen bu kadar etkilendim ya. Yani bir kural, küçücük yani sevgili dinleyicilerimiz. Başkan çok dürüst sorayım ben şimdi sana. Hayatımdaki ufacık bir şey, ufacık benle alakası olmayan bir şey beni nasıl etkileyebilir ki dediğimiz şeyler var ya.
Hocam bu belki o örnek olmayabilir ama ya çok kırıcı ya. Öteki dünyaya inanıyor musun? İnanıyorum başkanım. Mesela cambaz olsan sen, mesela hayat boyunca bir adamın bir kural arzusu yüzünden bu dayatılmış olsa, öteki dünyaya inanıyorsun gittiğinde bütün o bedelini günahını ödediğinde sonuçta ortak bir fuay alanı var dendi. Vardır yani. Bu adamı aramaz mısın? Hocam niye böyle bir kural...
Evet ya aslında yani gerek de yokmuş gibi. Ama yanmışsın böyle adramın yanak içinde hocam. Niye böyle hala derdi o? Gerek de yokmuş gerçekten ya. Neye? Hani böyle olmasa da olurmuş. Yani pembe yazsak da olurmuş yazarken. M ile yazsak olurmuş mesela atıyorum. Oğlum pembesinde falan değilim ben başkanım. Manyak mısın ya? Her şeyi boş ver. Bu adam için savaşalım ya. Doğru. Canbaz değil. Ben isteyeyim ki o adamın şeye kalsın ya. Adam çıktığında ya bu adam canıyla oynuyor ya. Gözü alınanlar çok. Çalıştığın yer mesela düşünsene şeyin mesela bir sihirbazın çalıştığı yerde güvenli bir alanı vardır ya antrenmanında. Tabi. Biz çok haksızlık yapıyoruz bu adama ya. Bu adam Cumhurbaşkanı olmalı. Ama canbaz. Canbaz. Canıyla oynuyor.
Gerçi şu an baktığımız zaman kırılmış şartlar dahilinde, mental sağlığımız dışında, bak benim buradaki herkes biraz cambaz, eski sistem, ney harfiyle başka. Hiç bağımlısı olduğun, ben böyle bir şeye bağlanmazdım dediğin halde, içinde bağlı olduğunu fark edip şaşırdığın bir şey var mı hayatında? Mesela benim hayatımın önce aklıma gelmezdi. Ben ASMR bağımlısı bir genç olacağım, ASMR bağımlısı bir yetişkin olacağım ve ASMR bağımlısı bir olgun olacağım benim aklıma gelmezdi. ASMR yapmaya mı, izlemeye mi, dinlemeye mi? İzlemeye, dinlemeye, yalamaya ihtiyacım var benim ASMR. Beni çok rahatsız ediyor o ya. Ben ondan zevk alıyor olabilirim. Mesela böyle bir yerin kesildiğinde acıdığında bir yerini vurduğunda mesela parmağını bir masaya vurduğunda oradaki o tatlı bir acı bak tatlı acı diyorum püskopatlığım çıktı ortaya. Oradaki acı var mı? O acının üstüne hoşuna gider mi? O acıyı böyle ne bileyim bastırmak o acıya. Tabii tabii şeydir meşhur böyle yazdan yazdan bir yerlerini vurursun sokakta düşersin vesaire. Yazdan mı? Yazdan çocukken sokakta top oynarken. Bir şey soracağım. Herhangi bir yerini vurmanın yaz veya kışla bir farkı var mı sence? Anlatıyorum. Lütfen. Çocukken düşersin. Mesela şey der misin? Aaa diskopan vurdum. Aaa orayı kışın vuracaksın. Yani bir anda vuracaksın.
Böyle kabuk olur yani bir süre sonra yara. O yara kabuğunun kalkması gerekir bir noktada. Kendini atması gerekir. O mesela kabuk çıkarken o verilen o acı, vücudunun hissettiği o acı ona hep hoş gelmiştir çocuk. Ama evet evet evet. Ben de herhalde bak bu olmadığı için mesela senin şu an hastalığını anlayamadım. Beni de tam tersi de kabuk varken kabuğa bastırma. Mesela bir yerin böyle bir darbe aldıysa şeyi severim. Ben severim. O yüzden o ASMR sesleri de bana rahatsız edici bir şey iken ilk başta, yani abi bunu nasıl izliyorlar, bunu nasıl tahammül ediyorlar derken, şimdi dönemiyorum. Yani dönüp yoluma devam edemiyorum şimdi. Onu alıp yoluma çok zor artık benim devam etmem. İzlemen gerekiyor. O kadar büyük bir çukur ki böyle içine, mesela ben şu an bir şeyler izliyorum. Karşıma geldi Güney Koreli, Japon, Çinli falan. Noodle, noodle bence bunlara yapıldı ya. Mesela kuzu, kuzu Türkler'e verildi hayvan olarak. Hani Türkler kuzu yiyin, Çekik Gözlüler, Asyalılar siz noodle yiyin gibi geliyor mesela her seferinde.
Bak ASMR'a sana başka şeyini söyleyeyim mi güzel bir yanına? Ben kendi hayatımda dini bir şeyden bahsetmeyeceğim bu arada arkadaşlar sakın öyle bir yere çekilmesin. Kendimce çok ne bileyim küçükken işte cumaya gittim. Kendi öz irademle, kendi rızamla keyif namazları kıldım. Artık kılmadığını, artık gitmediğini anlıyorum. Şu an konumuz güncel zaman değil bak geçmişten geldim geleceğim günümüze.
Cenazelere katıldık toplu. Baby Shower'larda okuma bölümleri oluyor bazen. Onları çok story çekmiyorlar ama öyle bir bölümden. Çok yani hayatımın her yerinde, çocukluğumdan beri duaya maruz kalıyorum. Maruz kalmak kötü bir kelime karşılığı değil bu arada. Maruz kalmak, içinde bulunmak, maruz kalmak. Dua ile. Bak ben, bana geçen TikTok'ta benim kulağıma ASMR dua okudular. Ben bak, ben bu kadar güzel bir şey oldu aklıma gelmezdi benim.
O kulağımda böyle patır patır patır patır patır vuruyor. Ben bak kaç... Ya bu işin ilmini okumuş adam çıktı kürsüye okudu. Önden bazılar verildi. İyi temenniler, iyi dualar işte ufak bir mevla para istemeleri üstüne duayı yapıştırdı adam. Ya en böyle yükseldiğim göğsümün kabardığı yerde böyle manevi değerim bu diyordum. Dememek lazım. Hep dahisi varmış. O kız böyle patır patır okuyor. Ara böyle tırnaklarının arası böyle mikrofonu sürtüyor. Ya bir Allah diyor.
Bir Allah diyor. Ben yani... İnan beni ona damağı gösterme ya. Öyle yanardağı falan göstermeyin ya. Kulağını Allah... Hani şey gibi... O yüzden bebeklerin kulağını doğuşta o okutuyor olabilir. İlk ASMR.
Ve bana başkan sana yemin ederim bak şu şey var ya algoritma diyorlar ya mesela çok duymuşsunuzdur belki. Algoritma işte senin ne izlediğini görüyor, beğendiğini, baktığını, söylediğin şeyi duyuyor. Ben hep buna ihtimal verirdim böyle. Ama benim bu konuda en en en belirgin özelliğimi burada keşfettim ben. Mesela bu ASMR olayıyla ben algoritmayı keşfettim. Şu an benim var ya göbek deliğime kadar ne sevdiğimi biliyorlar ya. Ben benim nasıl biliyor musun? Açayım bir ara. Dua okuyor, bir Nadal yiyor, biri sabun kesiyor. Ben bazen sizin izlediğiniz içecekler var ya skeç, onlara denk gelince acayip mutlu oluyorum. Güneş görmüş mahkum gibi oluyorum. Onun dışında benim... İnanılmaz ya.
Hiç tahrik olduğun bir noktan var mı vücudunda? Var. Ney? Söyleyebileceğim bir şey olsun. Sohbet edelim biraz. Birçok yer olabilir. Yani birçok yer var aslında. Ben ne sordum? Mesela... Ben ne sordum? Yani ama herkes için gelen geçerli midir aslında? Ben ne sordum? Tahrik olduğun bir yer var mı vücudunda diye. Şimdi bir yer söyle bana. Köprücük yemeğim. Mesela? Hımm. Oraya bir şey koymayı mı seviyorsun oraya? Bilmem. Buz gezdirmeyi falan seviyorum arada.
Kimse olmasa da sana kesildim kendimi. Aa süper, süper. Aa çok güzel. Çok rahatsız edeceğim ama çok güzel. Benim de mesela kulak işte böyle bir şey söylenmesi. Kulaktan kulağa oynamak falan. Bayılırdım ben küçükken o oyuna. Küçükken demek anlamıyormuşum bu arada da. Aynen. O yüzden bana şey çok tatlı geliyor. Bu arada bunları söylerken şey gibi düşünülmesin. Ben bunları dinleyince keyif alıyorum. İçim böyle kımıl kımıl oluyor değil. Aksine
Şey... Nasıl? Gıcıklanıyor gibi. Gıcıklanıyor gibi oluyorum. Ama insan bazen... Değil mi? Rahatsız olduğu şeyi istiyor üstünde. Bak, bizim yönetim şeklinde mesela Türkiye'nin... Gıcıklanması gerekiyor. Mesela, mesela...
Evet sevgili dinleyicilerimiz güzel bir bölümün bence sonuna geldik. Ben keyif aldım umarım sizler de keyif almışsınızdır. Sevgili Arda teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Bu zaman çok değerli benim için çok keyif vericiydi. Çok teşekkür ederim. Var mı sinir rahatsız eden şuradan şu bölümü kaldıralım dediğin bir kısım var mı? Yok hayır kimseye borcumuz olmadığını düşünüyorum. Çok müthiş ya. Her şeye bu kadar tepeden bakman muazzam ya. Hiç sırtın yere gelmeyecekmiş gibi geliyor bana. Umarım, umarım. Müzisyensin. Müzikle uğraşıyorum. Müzikle uğraşıyorsun. Umarım bir gün hayalini kurduğun şeye yarışırsın. Umarım. Çalışırız. Tamam. Şimdi biraz gerçeklerden bahsedelim. Sevgili dostlarım stand-up gösteririm.
Yeni sezon başlıyor. Stand-Up'a gelmek isterseniz benim gösterime. Sizleri de görmekten mutluluk duyarım. Çok kısa Eylül ayından bahsedeyim. 6 Eylül'de Bursa'da sezonu açıyoruz. 7 Eylül Çanakkale. 12'sinde İstanbul Baba sahnedeyiz. Daha devamım var. Şimdi sıkmayayım sizleri. Eğer görmek isterseniz profilimde Twitter veya Instagram'da paylaşıyorum. Bu kadar. Çok da sizi boğmayayım. Bir şey söylüyor musun? Yok hayır. Estağfurullah.
Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti. Pekala, kaçtım ben de. Hoşça kalın. Sote, sote.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.