
3.919 kelime · ~20 dk okuma
Sote, sooo-te. Pssss. Ya çok ilginç bir bilgi. Yapılan bir araştırmaya göre evlilik... Bu arada bir şey diyeceğim. Çok alakasız yine beynim sizi yormak istemiyorum ama bir cümleye başlarken çok güvenli değil mi ya? Ben mesela çok önemsiyorum. Galiba onu önemsiyorum ben ya. Bir şeye başlarken önde tatmin olmak veya güvenli bir alanda başlamak galiba benim için önemli yani çünkü. Onu fark ettim. Cümlenin girişine bak. Yapılan bir araştırmaya göre. Mesela ben çok rahatlıyorum bu cümlede ya. Bilmiyorum, şey gibi geliyor bana. Aa oh diyorum ya. Ne güzel diyorum. Bak diyorum, birisi araştırmış bizim için. Öyle hiç kurcalıyorsun. Çünkü benim galiba hayatta...
Bir de buradan böyle bir şey yeme. Bir hayal kırıklığına daha imkanım olmayabilir ya. Zaten günlük hayatta yeterince efor sarf ediyorum. O da kırmasın, o da bir şey yapmasın. Yok o da değildir diye. Böyle bir noktaya kadar kendimi getiriyorum. Böyle bir bilgi alacak. Başında verilen, yapılan bir araştırma geliyor. Bana çok yeterli ya.
Çok sihirli bir cümle. Yapılan bir araştırmaya göre. Nerede olduğu önemli değil. Mutlulukla baksam, kimsenin sözünü dinlemediği bir üniversiteden, bir apartman arasından çıkmış bir araştırma. Ama olsun ya. Yapılan bir araştırmaya göre. Diyor ki, bak ilginç bir bilgi vereceğim şimdi size. Evliliklerde, daha doğrusu evlilik süreçlerinde, o süreci var ya evliliğe giden süreç. Orada kadın ve erkek ilişkisi bir an sonra değişiyor ya. Mesela adama şey diyorsun ya, sen ilk başta böyle değildin. Evlilik ciddileşince biraz daha farklı bir adam oldun diyor. O niyeymiş biliyor musun? Yani bin tane tabii nedeni vardır da asıl bir tane yapan bir araştırma göre şöyle bak çok ilginç aklına bile gelmeyecek. Sizi biraz şimdi geriye götüreceğim. Belki biraz daha 90'ların çocuklarının başına. Yani şu an var mı bilmiyorum. Şu an günde 20 tane fotoğrafı haber olduğu için belki o alışveriş olmayabilir ama eskiden bak şeyi hatırla. İlişkinin böyle ilk birinci ayı, ikinci ayı. Kendini böyle ben gururlu bir adamım diye tanıttığın aylar var. Yani hiç öyle olmasa abi belli. O zamanlarda
İlişkide bir tanesi, iki beyinsizden bir tanesi böyle şey yapılıyor. O gün bir iş için şey çekiliyor, vesikalık. Bildin mi o anı? Böyle buluşunca şey vardır ya, vesikalığı gösterme. Aşkım bak ben vesikalık çekildim diye böyle gösteriyorsun.
Tabi bir tanesi onu istiyor. Diyor ben de kalsa olur mu? Onu alan da diyor ki o zaman ben de sana kendi vesikalarımı vereyim bak. Sistemin adı bu. Vesikalık alışverişi. Her şeyin başladığı yer. Aklına gelir miydi hiç ya? Sonuç bak sistem sonra şuraya dönüyor. Ne yapıyorsun? Cüzdanına koyuyorsun. Çünkü o zamanki şartların daha çok kadın için belki yani kız için belki. O zamanki şartların böyle evde onu böyle dolaba yapıştırma imkanı çok olmadığı için hani birisi sana kim bu diye sorduğunda çok sevdiğim bir akademisyen diyemeyeceğin için çünkü aynı yaşta olduğun için mutlaka cüzdanda kalıyor yani o fotoğraf.
Orada yani cüzdanı açıyorsun prenses karşında, cüzdanı açıyorsun işte kral karşında, birbirinizi görüyorsun. Bir de bak şeyi hatırla, ilk başlarda evliliğe karşı inanılmaz bir veri veriyorsun, inanılmaz. Yatarken benim karım uyuyor işte, benim karım uyandı işte, kocama geldim. Yani kendini belki böyle erkek gibi hissettiğin nadir anlarda ve karşı tarafa da ben erkeğim, ben karıma sahip çıkarım hissini verdiğin anlar. Sonra tabi date, yani o zaman tabi date demiyorduk biz de. Buluşma ve ihtimalle... Diyorduk biz. Buluştu mesela oturuyorsun, yiyorsun. Bak yine size samimi söylüyorum. Yine böyle bir şey açıklarken arada bin tane şey açıklıyor gibi olacağım ama şöyle bir şey vardı o zaman yani. Hesabı erkek öder. Bu da neydi biliyor musun? Romantik ol. Hesabı öde. Kadını ağırla. Kadın hesabı ödemez diye bir şey yoktu. Öyle bireylik, bireysellik değildi o zamanki mevzu. Madem kadını çağırdın, lütuf etti, geldi. Kadını ağırla. Bizde öyle bir şeydi. Şimdi bunu söylerken şey diye söylemeyeceğim. Erkek hesabı öder derken kural, norm buydu değil yani. Zamanında bize o bilgi öyle satılmıştı. Ve hoşuma da giderdi benim. Şimdi günümüzde ben mesela şu an ödenmesi taraftarıyım. Ben bir yere geldiysem benim hesabımı ödemek zorundasın diyeyim. Öyle asla erkek öder diyemem yani. Öyle diretmeyeceğim. Ve şaka da yapmayacağım bu arada size. Para önemli ben, kira falan demeyeceğim. Fakir şakalarından çok haz etmiyorum.
Neyse, yedik içtik, güldük, eğlendik. Geliyorsun kasaya, diyorsun ki biz yedik içtik, nedir? Bir de o zaman şey var, hatırla, o kız da yavrum böyle, ha diyor ben de ödeyeceğim falan. Hayır ablam derken, tok! İkisi birden cüzdanı açtı. Sen ödüyorsun, sen kızı gördün, maddi bir zarar oluyor. Kadın senin fotoğrafını gördü, elindeki her şey elde kalıyor ve artı işliyor hani.
Şimdi bu hesabı yüz kere daha yap üst üste, bin kere daha yap, elli kere daha yap. Yani sen adam diyor ki kafasına bak, kafaya şöyle bir şey yerleşiyor adamın. Ulan diyor ben kadının fotoğrafını ne zaman görsem benden bir şey gidiyor. Kadın diyor ki ulan diyor ben adamı görüyorum diyor, halim vaktim keyfim yerinde. Sonra adamın... Böyle yavaş yavaş kafası karışmaya başlıyor ama o da bunu tam böyle kestiremediği için direkt bir şey diyemiyor sana. Çıkıp da yavrum diyor böyle bir seninle bir anlaşma yaptık. Ulan ben senin fotoğrafını görsem benden bir şey gidiyor diyemiyor da evlilikle diyorsun ya diyor bakarız ya diyor. İşte oradan sonra geliyor o kafa karışıklığı işte bunu fark ettiğinde. O yüzden başta herhalde yapmak lazım. Bu arada bu araştırma falan değil. Bunu ben buldum. Benim tespitim bu. Yani zekam bu kadarına yetti.
Başta hani yadırgamayın diye. Çünkü bak öyle söyleyince, bak verdiğim güven buydu anladın mı? Hani öyle söyleyince nasıl dinliyor insan değil mi yapılan bir araştırmaya göre? Aa diyorsun ya demek ki doğrudur. Aa diyor böyle mi bakmışlar? Şimdi mesela ben deyince hani ben buldum deyince bütün anlam kayboldu değil mi? Hiç ne anlattığım, neresi kriterdi, neresi infoydu. Hepsi kayboldu değil mi? Neyse başlangıçların güzel olduğu, sonların böyle hayal kırıklığı olmadığı denklemeler diyelim. Çok samimi bir şey soracağım size. Vallahi içimden geldi. Bunu da böyle herhangi bir art niyet olmadan... Ben galiba bazı bölümlerde böyle çaktırmadan size hatalarımdan bahsediyor olabilirim başıma gelen şeyleri. En azından çıkartayım. Başka yerde denk gelirse ben zaten önceden bunu söylemiştim diyebileceğim bölüm olabilir burası. Böyle alan kendime yaratabilirim. Hiç kendinize, sürekli soruyu soruyorum yine, hiç kendinize ait hissetmediniz. Ya ben buraya ait değilim dediğiniz bir yer oldu mu? Ama şey gibi değil bu. Hani bak şeyi çok havalı, onu hatta bizim şu an şeyde çok var, rap sanatçılarımızda. İşte bir gün diyor bu restoranda işte yemek yiyeceğim, bir gün bu restorana gireceğim, anneme şu hayatı alacağım, şu yatağı alacağım, şu evi alacağım. Hani öyle gözün yüksektedir de işte oraya bir gün ulaşacağım ve oraya sahip olacağım gibi değil de.
Hali hazırda oradayken, içerideyken, oraya girmeyi başarmışken, o kademeye bir şekilde gerek kendi başarınla, gerek kavalye olarak, gerek birisini beklerken fark etmez, bir şekilde içeridesin. Ve içerideyken şunu fark ettiğim bir an oldu mu? Yok, ben buraya ne etimle, ne kemiğimle, ne sözümle... Buraya ait değilim ya dediğiniz bir an. Bunu düşününce illaki vardır. Niye anlattım? Benim olduğu için anlattım. Çok basit. Ben bir de var ya, çok şey bir adam değilim böyle. Gözü yükseklerde işte o hayata sahip diyen bir insan değilim de böyle denk gelirse aa hani deyip yaşayan insanlarım.
Bir gün böyle bir ev oturması böyle kalabalığız, işte gülüyoruz, eğleniyoruz. Hani olur ya böyle kalabalıkta birisinin... Mesela ben şeyi çok severim. Bir şaka yaptım. Hani fark etti. Benim fark ettiğim kişi benim şakamı fark ediyor. Güldük, eğlendik. Şans. O gün de böyle benim hoşlandığım kişinin bulunduğu... Ne derler ona? Ona ait bir alan. Evi demeyeyim de işte ona ait bir alan mı diyeyim? Ona ait bir meskendeyiz.
Böyle konuşuyordu falan. Sonra dediler ki işte balkona çıkalım. Oturduk balkonda. Böyle hafif serinlik var. Ben de niye bak ne alaka yani değil mi ya? Böyle bir ürperte geldi. Bu da bak hoşlanmanın şeyiymiş. Hoşlanınca insanın gücü, kuvveti azalırmış. Dedim hani belli olsun diye belki. Diğer birinin üstüne de bir şey alsam var mı dedim bir şey. Aa var var dedi. Başkan kız bana bir şal getirdi.
Yani inanılmaz ya bir şal geldi böyle şala mesela kafede de mesela üşüdün üstüne şal verildi değil mi? Şal aldın bir tane daha alabilir miyim falan dedin yani. Şal de yani onu mesela yere koysan girişe kimse aa şalın yardımcı işi var demez öyle şallar öyle şallara sarıldık belki hayatımız boyunca. O gün bana bir şal verdiler. Bak ya bilmiyorum belki ismini falan bilmiyorum böyle yanağım o şala değdiği zaman
Ben direkt şey duymuştum yani, benim bu evden gitmem lazım. Yani ne ben bir daha, ne kıza biraz daha şey bağlanayım, ne kız benimle ilgili bir şey olur. Çünkü hiç ortak noktamız yok yani. Aynı kaygılara sahip değiliz ya. Birisini kötülemek için söylemiyorum. Benim hayatım buna müsait değildi. Benim hayatım o kızın gördüğü şeyleri görmedi. Bak bunu şeyden anlayabiliyorsun. Ben yine bak siyasi, dini bir şeyden yargılamıyorum. Çok başka hayatlardayız ya. Çünkü bir şal için, o şal o evdeyse o şala özenilmiş ya.
Mesela benim de atıyorum, mesela koltuk örtüsü eskiyor, koltuk örtüsü alacağım. Ben internette şey yazıyorum, koltuk örtüsü. Hani onun bir modeli, bir dalı, bir sıfatı, bir klasmanı var mı? Benim hiç umurumda bile değil yani. Sonra hemen filtrele, azalan fiyattan bir giriyorum işte. Ortalarda bir tane çıkartıp alıyorum. Aa diyorum bunda geyik deseni varmış diyorum, alıyorum yani.
Ya ben hayatımda evet, benim hayatımda şu an şala özenecek, şal kumaşlarına önem verecek birisine ihtiyacım olabilir. Ama benim hayatımın geriye kalan kısmında bir şalın kumaşına bu kadar önem veren birisiyle konuşacak herhangi bir şeyim olmayabilir ya. Şimdi şey diyebilirsin, iyi de abi ne olmuş olabilir ki yani işte al şu şaşı. Oğlum benim konuşmam, içime kapandım ben ya.
Direkt şöyle alıp ben gideceğim diyemediğin için böyle insanlar değişti gözümde. Ben böyle şey modundayım yani bir laf atsalar, aa siz daha iyi bilirsiniz falan diyecek modundayım. Şu anki aklım olsa, çık böyle değil mi? Ya ben şöyle çok beğendim. Ben yani gideyim, bunu size bırakayım. Niye? Ya ben alışmayayım ya abla. Vallahi alışırsam isterim. Bir daha bulamam. Gelemem de. Bence her şey olduğu gibi söylenmeli. Ben orada o gün çok kibar davrandım. Saatlerce sustum. Sana bir şey mi oldu dediler. Dedim şimdi değil dedim. Çok önce olmuş dedim. Şu an fark ettim dedim. Şimdi bir dakika, bu kısmı nasıl gireceğimi tam bilemedim. Şunu başta belirteyim sevgili dinleyiciler. Eğer şu anki bölümde seste bir değişiklik olduysa, ses kalitesinde ufak veya gözle görülür, kulakta hissedilir bir değişiklik olduysa bilin ki bunun sebebi şu an benim. Çünkü aklıma bir bölüm geldi, dayanamadım. Bunu kayda almak istiyorum dedim. Fakat zamanlamayı tam ayarlayamadım. Şu an evdeyim ve evden kayda girmek istedim. Sağ olsunlar Podbia ailesi beni kırmadı. Bu kısımdaki kalitenin, bu kısımdaki prodüksiyonun hiçbir şekilde Podbia'yla... Arkadaşlar bu tamamen benim gücümün yettiği.
Kendi imkanlarımla kendime sağladığım mütevazıya hatta bu sotenin ilk sezon onu aldığımız yerden şu an size ikinci sezondan bir merhaba daha diyorum. Burayı çok fazla büyütmeyeceğim. Sadece bilin istedim. Tamamen benim belki sorumsuzluğum oldu ama sizler sayesinde sizler buradayken de sabah kuşağı tadında bir pod bir ailesine teşekkür edeyim. Geçen gün böyle belki size de olur böyle salak salak sorular sorarsınız böyle bir ortamda. Biliyorum bazen böyle konu açmak istersin ya da konu tıkanınca ya değişik bir soru sorayım beni böyle daha marjinal
konuşan, konuşkan, sıcakkanlı bilsin dersiniz ya. Bazen hep işlemez gerçi. Bazen saçmaladığınız da olur. Bilmiyorum sizde o şey oluyor mu? Mesela intiba bırakma hissi. Nasıl bir intiba bıraktığını merak etme kuşkusu, kaygısı, endişesi. Kimisinde olmaz. Vurdum duymaz. Gelir böyle aptal aptal şakalar yapar. Kendini anlatır. Parasından bazı... Ya bir de mesela böyle bazı ağız vardır. Nasıl tarif edeyim? Buna bir şey demek vardır. Böyle işte anneniz nasıl demek vardır. Bir de anam ne yapıyor demek vardır ya. Kimisi böyle işte işini ya şu bana böyle. Rahatsız olursun yani. Kimisi de bak başka bir insanda aynı yine aynı endişeyi, aynı kuşkuyu, aynı kaygıyı ya sana öyle bir anlatır ki böyle naif naif ya onun acısına ortak olursun yani. Hep şeyi merak eder misin mesela? Olan aynı dert. Nasıl iki ağızla bu kadar farklı olabiliyor? Veya nasıl bana farklı işliyor? Yani birisinde acırken ya da onu anlarken, onunla empati kurabilirken nasıl diğerine bu kadar önyargılı, bu kadar katı olabiliyorum diye hiçbir şey aklınıza gelmiyor. Ben insanlara karşı biraz mesafeli miyim bilmiyorum ama
Ya da çok kendime dönük olduğum için mi acaba? İnsan konuşurken böyle kendi kendime onu kıyasla... Bu arada hep yaptığım bir şey değil. Şu an sırf bir podcast'e bir bölüm olsun diye de bunu konuşulabilirim yani. Beni mesela şu an dinlerken ya bu manyak mı diye düşünmenize gerek yok. Ama bence ben artık şuna inanıyorum. Ne zamanki sosyal medya günlük hayatımıza bu kadar etki etti. Gerçi 10 yıl önceden falan bahsediyorum şu an. Eski kafa gibi gözükmek istemiyorum başka.
Ne zaman ki biz herkesin her fikrini, her duygusunu, her görüşünü öğrenmeye başladık. Hatırlıyorsunuz demiştim ya ben belli bir dönem, belli bir yaşa kadar bütün insanların aynı şeyden keyif aldığını sanıyordum. Tek tip insandık. Hepimiz köfte ve patatesi seviyoruz. Kimse beceriklerden değil falan diye düşünüyordum. Sonra sonra artık kişisel zevkler ortaya çıkınca ben biraz insanları böyle artık acaba bu bu mu? Bu bu insan mı diye böyle hani. Çünkü derya deniz bitmiyor. Bilmiyorum, insana karşı bilmiyorum. Merakınız var mı ama hayatınıza girenler dışında.
Neyse söyleyeceğim konu şuydu. Böyle konu konuyu açtı. Sohbet, muhabbet dönerken birisi dedi ki, ''Ya kendinizde en son nerede mutlu ediyorsunuz bugünümüzde?'' dedi. ''Hiç böyle günümüzde ben şurada mutlu oluyorum dediğiniz bir yer var mı?'' dedi. Benim çok hoşuma gitti soru. Ama böyle alakasız yerde gelen soruların bende inanılmaz bir etkisi oluyor, tesiri oluyor yani. Abi arkadaş çıktı. Dedi ki, ''Ben'' dedi, ''abi eve girince ya
Hiç bak hiç aklıma gelmedi. Ben dedi yuvama dönünce dedi. O dedi giriyorsun ya dedi kendi evine dedi. Kendi bildiğin yer sıcak, alışık olduğun tat, bildiğin koku, yabancı değilsin. İlk başta çok şey geldi bana. Abi bir insanın nasıl mutluluğu eve girmekle? Yani soruya bak ne kadar ucu açık, nerede mutlu oluyorsun? Niye bir insan abi eve girmek, evde olmak, evin içinde olmak, niye bu kadar basit bir şeyle kendini sınar diye düşündüm. Sonra bak neyi düşündüm biliyor musun? Bak şimdi bu
Kelimeyi ev gibi düşünme. Herkese uyuyor biliyor musun? Sevdiğin şeyi düşün. Yani bu evi şey gibi hesapla şu an, bir metafor gibi hesapla. Abi nereden sonra mutlu oluyorsun? Başkan diye sorduklarında abi o içine giriyorsun ya. O sıcak, o bildiğin koku, huzur. Böyle sorunca, bak soruyu doğru yapınca sorunca ya da özneyi kaldırınca en azından yani spesifik bir özne koyuyorsan onu kaldırdığın zaman aslında bazı cümlelerin herkese hitap ettiğini fark ettim bugün de. Bu hafta da sizlere, sevgili izleyicilerimiz, böyle bir ufuk açmak isterim.
Şimdi bak bazen dersin ki başkan mesela böyle bir konuyu niye konuştun? Biz aslında burada aile yapısını bazen üç çocuk yapın demekle olmayabiliyor. Biz buradan belki de gizli yoldan aslında aile olmanın, girdiğin yerde mutlu kalabilmenin, girdiğin yerde başını soktuğun yerde bak bu da metafor mesela başını soktuğun yerde diye yani içeride olduğunda mutlu olduğun, keyifli olduğun yer neyse orada kal demeye çalışıyoruz aslında biz. Hep dediğim şey bu. Bence üslup
Vallahi bir insana yaptırması gereken şeyi çok doğru yoldan veya kısa yoldan veya her şeye geçtiğim hoşnut bir yoldan yaptırabilir başkan ya. Yani biz bir yere gir dediğimiz zaman amacımız sadece oraya girmek değil, girdiğin yerde seni tutmak, orada bırakmak da istiyor olabiliriz. Yani benim gerçi böyle bir özel verim yok ama bunu söyleyenlere en azından. Hani madem böyle bir şeyiniz oluyor, bak bunu kırmadan da söylenebilirmiş.
Tabii ki, tabii ki. Ben bak neyi önemsiyorum biliyor musun? Böyle bir şey söylediğimde, aa evet ya diyor mesela bana bu şey böyle söylense ben bunu yerim, ben bunu alırım, ben bunu içerim. Ama dediğim gibi bak yine insan ayrımına girdiğimiz zaman herkes bu şekilde bunu anlayacak değil, değil. Şimdi tam tersi mesela başka bir insana mesela bunu söyleyecek olsan. Desen ki baba bir girdin. Bu arada konumuz hiç girdiğin yerde kal gibi bir şey değildi. Konumuz nasıl mutlu oluyordun? Ben işte eve girinceydi sonra girmek eylemi. Ya görüyor musun bak işte silsile böyle bir şey ya. Silsile seni alıyor, bak nereden nereye götürüyor. Kendini böyle keşfediyorsun zaten başkan. Sevgili dinleyicilerimiz, benim burada söylemek istediğim şey gerçekten insan kendi mutluluğunu, bak yine her anlama çıkıyor. Bak mutluluk deyince siz de biliyorsunuz zaten. Şu an dinleyenlerin ''Evet abi ya mutluluk tek bir şey değil.'' demediğini zaten ben de anlıyorum yani. Ama biz olabildiğince bunu daha öznel bir hale getirmek için bu kadar kelimeyi yan yana getiriyoruz. Çünkü ben ve çevrem, şunu çok rahat görüyorum, coğrafyamızda ne yazık ki artık mutluluk çok eforlu bir şey olduğu için bulduğumuz ufak mutlulukların da tadını çıkartmak üstüye olabiliriz. Ve benim gibi, bizler gibi düşünen insanlara da ulaşma gayesindeyiz. Yani bizim öyle örgütleşelim, mutluluğu yayalım gibi bir çabamız asla olamaz. Çünkü biz zaten mutluluk... Bak mesela bu bir huyum daha var, şimdi çıktı ortaya. Ben asla kinci bir insan değilim. Ama mesela bir mutluluk keşfettim, mesela ne bileyim bir eylem keşfettim. Mesela bunu herkese bazen... Doğru mu düşünüyorum? Bak bu biraz daha benim için hassas bir konu ya. Burada biraz daha böyle kendi dünyasında kinci bir insan gibi gözükebilirim ama böyle her mutluluğu da herkesle paylaşmak... Hani bazen şey der misin mesela, bu mutluluğu hak etmiyor ve bu senin ne kötü insanın olmanla alakalı. Sadece karşı tarafın kötü insanın olmasıyla alakalı olabilir. Evet, çok fazla bu konuyu dağıtmayayım sevgili dinleyicilerimiz. Çok güzel bir konuydu benim için yani. En son nerede mutlu oluyoruz? ''Abi ben eve girdim ya, bu kadar küçük nasıl olabilir?'' dedim ya. ''Bu kadar küçük bir vizyon, bu kadar küçük bir telaş nasıl sığabilir?'' dedim. Fakat eylemi, özneyi...
metaforlaştırdığında veya daha dokunulmaz bir hale getirdiğinde cümleleri sabit tuttuğunda nasıl değişiyor her şey görüyor musun? Aslında insan yapısı olarak et ve kemik olarak 21 gram olarak belki de hepimiz aynı şeylerden keyif alan, aynı şeyleri seven, aynı yoldan, aynı eyleme, aynı sonuca varan fakat günün sonunda bizi neyin beklediğine kendimiz karar verdiğimizde ve ulaştığımız şeyin bizi mutlu ettiğinde insan olduğumuzu fark ettiğimiz insanlarız. Evet sevgili başkanlarım devam edelim. Bu hafta biraz daha böyle gündem ve biraz daha güncel şeylere çok kafayı yoğurdum. Kayıplarımız oldu. Belki sizlerin de vardı. Çok varsa başınız sağ olsun, sabırlar diliyorum. Ben bak ne oluyor biliyor musun? Mesela bir ünlü, tanınan birisi vefat ettiğinde şey çok manasız geliyor bana. Etrafındaki insanların tanıdığımız, daha önce birkaç dizide çalıştığı, birlikte rol aldığı insanların böyle
Vefat haberinden sonra gerçekten bir şey yapmayayım hemen storide ilk fotoğrafları, set anılarını paylaşıp böyle ufacık bir cümle ''Ah ağabey bu çok üzdün bizi, ah ağabey seni çok övdüm.'' Bak böyle kişisel, bunu kişisel bir acıya döndürmek bana çok mansur bir şey gibi geliyor ya. Tatminkârlık gibi yani. Bak bu konu daha çok çekindiğim bir konu benim şu an konuşurken ama galiba şu ana kadar bahsettiğim konularda en çok böyle kendimi yalnız hissetmediğim konu olabilir yani. Birisi vefat ettiğinde ona en yakın olduğunuzu göstermenin gerçekten o an ne? Ailesine. Başkan, ne senin takibi? Ben mesela hiç demedim. Mesela atıyorum tanınan bir kişi vefat etti ve benim takip ettiğim bir kadın veya bir erkek, oyuncu veya tanınan kişi veya tiktoker, bu kötülemek için söylemiyorum. Twitter'da çok şey yapıyordu hani bu kız tiktoker'dı, niye orada falan dedikleri için ama ayrı branş gibi gösteriyorum.
Bir de ne var biliyor musun? Madem fotoğraf paylaşacaksın, madem bize diyeceksin ki benim için yakında, özel diyeceksin. Ya o zaman bir iki bir şey yaz başkan ya. Valla bir iki bir şey yaz. Biz şey diyelim, ulan diyelim bak ne güzel tasvir etmiş. Ne kadar içinde yaşıyor, ne kadar doluymuş. Fotoğraf koyuyor, ben tanıyordum mesajı vermenin. Başkan sana yemin ederim kimseye bir yararı yok. Senin kişisel mastürbasyonundan başka hiçbir amaca hizmet etmeyen bir paylaşım. Ben mesela al diyorum ya, mesela al diyorum.
haberi geliyor, üzülüyor. İnsan üzülüyor. Bir tane geçiyorsun, işte hemen doğum tarihi, ölüm tarihi, siyah-beyaz. İşte oyuncular sendikası paylaşıyor hemen. İşte unutmayacağız meslektaşımızı. Okey. Abi bir başlıyor sonra böyle yaz dizilerinde üçüncü karakter olmuş, denk gelmiş, set fotoğrafçısının şansa yakaladığı bir fotoğrafı paylaşıyor. Ah diyor, bilmem kim abi diyor, seni unutmayacağım. Sen o adamı zaten eşarken hatırlamıyordun. Yani sizin bir kere denk geldiniz diye senin böyle bir paylaşımda altını bu kadar doldurman başkan çok yani
Yani çok seviyorsan, onu zaten yani mesela hiç gördün mü sen böyle çok ani böyle kaybetti, birinci derece yakını böyle fotoğraf paylaşıp seni asla unutmayacağım falan kalbimizdesin diye bir yazı. O uzaklığı gösteriyor. Yani bence bu mesafe araya girdiğinde paylaşım biraz daha yükseliyor. Ne kadar paylaşımı samimiyetsizse Yani bilmiyorum ya belki bunu seven vardır bu arada. Ya abi ben bayılıyorum ya böyle birisi vefat ettiğinde hemen birisi çıkıyor ya ben bayılıyorum bu doyarlığa. Mesela toplumsal bir olay olduğunda işte paylaşmadığında genel bir yazı yazıyor işte paylaş herkes görsün. Ya bu bak onun tam tersi bu. Eğer o gayeyle bu yola çıkıyorsanız başkan yemin ederim bunun vardığı bak vardığı bir yol. Senden cebinden yiyorsun yani kalbinden yiyorsun inan ki sana yazıyor yani.
Ama tabi bunlar çok kişisel şeyler ya. Onları değiştirmek için gücü sahip değilim yani. Seni diyor asla unutmayacağım. Ah diyor abla ne günlerdi. Oğlum 3 gün çalıştınız lan totalde. Yani zaten 2 günde de denk gelmediniz yani. Reji ona izin vermedi yani. Karavan saatiniz denk gelmedi. Sadece set fotoğrafçısı. Siz yan yana geldiniz bir anda. Siz yan yana geldiniz diye de değil. Aa ne güzel ışık var diye sizin fotoğrafınızı çekti. Ve sen bir hafta belki rejiye yalvardın o fotoğrafı için. Anı olsun diye geldi. Ve sen o fotoğrafı paylaşmak için adamın ölmesini beklemişsin gibi bir şey oluyor ya.
Sağken niye paylaşmadın? Asla o donanıma sahip değilim ama böyle bilir kişi. Daha psikiyatri mi, psikolog mu tam onu da mesela ayıramam. Mesela konuşmak isterim böyle karşılıklı. Yani özür dilerim bu paylaşımdaki amacınız ne yani? Bütün böyle yalınlığıyla, bütün çıplaklığıyla bunu niye yaptın? Mesela diyecek işte ben bayağı... Dur dur başkan dur ya dur. Oğlum biz bizdeyiz kimse yok. Niye yaptın böyle bir paylaşımı? Ya işte ben istedim ki... Başkan bak kameraları da kapattım, kapıyı da kilitledim. Başkan bu paylaşımı niye yaptın ya? Ben o kadar dinlemek isterim ki.
Çünkü bunun altında saf bir sevgi olmadığının... Kimseyi bu arada bir şeyle suçlamıyorum, yargılamıyorum da. Ki hep diyorum hadde sahip değilim ama bir izleyici, takip eden bir kullanıcı olarak hani bir şeye paylaşırken günaydın ailem diyorsun ya o aileden biriysem ve bence ailedeki bireylerin birbirine bir şeyleri usturuk bir şekilde söylemesi hak sahibi o. Hak sahibi olduğunu düşünürüm. Ya bir de bak şimdi şey de var mesela işte herkesin yaz yaşama şekli başkadır. Herkesin hüznünü dışarı vuruş şekli... Bu...
Bunu böyle savunamazsın. Bir kelime öğrendin, bir kelime ezberledin diye her şeyi bu şekilde savunuyorsun. İnsanın mutlu olma şekli başkadır. Hayır, kapıları kilitledik, kameraları kapattık, kimse yok. Bana sen bu paylaşımı yapmandaki öz, o saf amacı, o saf niyeti söyle. Ben sana yemin ediyorum hayatımın geriye kalan kısmında ne kadar ne kaldıysa hepsini bu amaçla vermeye razıyım. Sana, senin istediğin şeyi olduğu gibi sana vermeye razıyım. Ama sen bana istediğin şeyi böyle olduğu gibi söylemeyip de böyle saf bir sevgiye, bir kılıf niyetinde söylersen bazı seçmenler bunu fark edebiliyor. Umarım yakınlarımızın vefatına şahit olmayacağımız uzaklıkta akrabalarımız mesafede olurlar.
Neyse, sevgili dinleyicilerimiz bence bazı konularda mutabık olduğumuzu, bazı konularda eminim ki fikir ayrılığına düştüğümüzü düşünüyorum. Olabilir ama en azından benim niyetimi, düşüncemi bilin isterim. Umarım kimseyi kırmamışımdır. Sanmıyorum kıracağımı. Çünkü bir şey söylerken bu kadar çekiniyorsan değil mi? Şey de vardır ya, bir şey diyeceğim ama yanlış anlama. Belli ki çok kötü bir şey. Benimki öyle değil, benimki böyle şey. Arkadaşlar bunu söylüyorum ama çırpınmalı olduğu için bence beni anlıyorsunuzdur yani. Teşekkür ederim benim için. Çok güzel bir bölüm oldu. Eğlenceli bir bölüm oldu. Umarım sizler de dinleyip keyif alırsınız. O zaman klasik bitirelim. Gitmek istemiştim, gidemedim. Çünkü sevdim burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa her sevdiğimiz nereye gitti. Pekala kaçtım ben de. Hoşçakalın. Sote, sote.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.