
2.817 kelime · ~14 dk okuma
Sode, sode... Merhaba sevgili podcast dinleyicileri. Yeni bölümden herkese merhaba. Hiç uzatmayacağım. Kendimle alakalı bir şey olduğunda hayata yeni başlamış bir heyecanla tutunuyorum ve neyi fark ettim biliyor musunuz? Ben, bak hiç hiç hiç hiç lago lago yapmayacağım. Ben galiba hayatımda bir şeyleri yani sürdürebilmem için ve bunun ne olduğunu tam bilmiyorum şu anda. Hala muallak böyle yani buğusunu aldım ama daha arka inat göremiyorum. Benim bir şeyleri sürdürebilmem için araçları yenilemem gerekiyormuş.
Bu, bunu yani mükemmel bir şey. Ben hep bunun böyle bir hastalık olduğunu, bir şeye bağlanamadığımı düşünüyordum ama hayır benim araçları değiştirmem gerekiyormuş ve boşlukta kalabilirsin başkanım ama şöyle çok basit bir örnek vereyim. Mesela atıyorum not alıyorsam, okul zamanı, not alıyorsam benim bir yerden sonra kalem kutumu, kalemlerimi, silgimi değiştirmem gerekiyormuş. Not alırken o heyecanı yakalayabilmem için. Defterimi değiştirmem gerekiyormuş. Bu metafor gibi gözüküyor şu an, farkındayım. Yani böyle silgiyi falan, hayır. Olduğu gibi söylüyorum. Gerçekten benim silgiyi değiştirmem gerekiyormuş.
Ve yazmaya o zaman hevesleniyorum. Yani araçlar mesela eve girerken eğer evi daha fazla sevmek istiyorsam girişteki yolluğu değiştirmem gerekiyor. Mutfakta yemek yapmayı daha fazla sevmem gerekiyorsa bu yeni bir bıçak almam gerekiyor. Yani hayatımın hangi evrelerinde bu var? Nereye kadar gidecek? Tam emin değilim şu anda ama çok mutluyum. Yenilenmek bence mükemmel bir şey. Yani değişim. Çünkü hayatımın hangi evresinde, mutluluğumun neresinde, ne kadar değişikliğe ihtiyacım var, onu tam olarak bilmiyorum şu an başkanım ama... ...bazı örnekleri düşün. Mesela şu an çok minimal kaldığında, çok olanaklı yani minimal kaldığında. İşte şapka değiştiriyorsun, şapkaları seviyorsun, tişörtleri... Gerçi bu olmaz, bu hijyen açısından. Bunun örnek almayın. Hani ben yok bir şeye bağlayayım diye, on yıl boyunca aynı tişörtü giyeceğim diye diretmenin manası yok yani.
Küçük araçlarla, küçük araçlar, küçük değişimler beni yaptığım işe süre gelen, ne o şey mi? Yenilenme, yenilenen işlerde beni daha motive ediyormuş. Bu kadar da yabancıyım kendime bu arada. Ben bu arada bak şunu da size itiraf edeyim. Bunu söylerken aslında size de sizin de böyle bir hastalığınız var mı? Sizin de kendinizle alakalı böyle sorunlarınız var mı diye varsa çok rahatsız olmayın. Bunlar olabiliyor. İnsani şeylermiş gibi geliyor. Ya da ben kendime, kendimde yeni bir kusura belki de hazır olmadığım için bunları ya bunlar çok insancı şeyler bence gibi.
...düşünüyor olabilirim. Ama gerçekten bunu keşfettim. Evet, bu kadar geç mi keşfettin desen? Evet.
Sadece şu an şunu merak ediyorum. Bunu bulduğum için keyifliyim kendime karşı. Kendimle alakalı bir şeyler bulduğumda, keşfettiğimde... ...hem manevi, hem maddi, hem cinsel bir şey keşfettiğimde gerçekten çok mutlu oluyorum. Çünkü bunların hepsinin bir karşılığı var. Somut bir karşılığı... Pardon, soyut. Bak mesela bazı insanlara size bir bilgi vereceğim. Burada bir virgül koyuyorum somuttan sonra. Bazı insanların alfabeyi asla ezberleyemediğini... ...soyut ve somutun hangisinin tam olarak dokunulabilir ve dokunulmaz olduğunu bilmediğini biliyor muydunuz? Benim onlardan birisi olduğum şu an belli oldu mu?
Somut ve soyutun hangisi olduğunu şu an karıştırdım. Velhasıl, şey diyeyim şu anda, buğuyu kaldırdım, o camdaki buğu kaldırdım. Nereye kadar gidecek bilmiyorum ama bir şeyleri değiştirdiğimde süregelen mutluluğum yenileniyor, tazeleniyormuş. Çok heyecan verici. Umarım hayatımın, yani mesela evlilikte nasıl olacak bilmiyorum. Umarım evlilikte sadece evi değiştirmeye, umarım evliliğimi sürdürmeye yeter diye temenni ediyorum.
Bir de değişiklik bence iyi ya. Yani tabii şimdi hayatlarınızı bilmiyorum. Siz de benim hayatıma hakim değilsiniz. Ama değişiklik dediğim şey çok bazen çok köklü, bazen daha minimal. Bence çok iyi ya. Yani mevcut düzeni değiştirmekten bahsetmiyorum yani. Böyle köklü değişimden bahsediyorum yani. Bu tamam illa köklü değişim iyi gelecek diye bir kayda yok. Mesela başka bir örnek vereyim. Daha bize coğrafyamıza, toprağımıza mesela daha uygun bir örnek vereyim. Ne olabilir diye düşünüyorum.
Mesela siyasi bir örnek vereyim. O da ne? Yönetildiğim için biliyorum. Mesela böyle mevcut düzenin değişmesi de böyle köklü bir değişimden bahsediyorum. Anladın mı? Yani o, o çok iyi gelebilir. Yani böyle bir temiz bir ferah, bir cam açmak gibi yani. Kışın, kışın cam açmak gibi bir şey olabilir. Bazen değişim vallahi iyidir yani. Yani tabii çıkıp da size burada işte değişin, değişim için kalkın, devrim yapın.
Ben hayatımın bu noktasında çünkü bazen şeye düşüyorum olumsuzluğa. Ulan değiştirmek, bağlı kalmamak, bir şeye bu kadar sadık olmamak, bir nesneye, bir araca, bir yüreğe... Bilmiyordum ama şu an şunu fark ettiğim için çok mutluyum. Bazen değiştirmek o süreçte, o yolda iyi geliyor insana. Bana temiz hava aldırıyor yani. Gerçekten bazen bir aracı, gerçekten bazen bir bakanım.
Gücümüz yettiğince zarar vermeden, etnik yapımımıza, ahlak duygumuza zarar vermeden değiştirmek bence iyi bir şey ya. Mesela illa her şeyi değiştirmez, yok mudur böyle kırmızı çizgi? Şimdi hep böyle bir tez attıktan sonra isterim ki anti tezini de ortaya sunmuş olayım. Mesela kendimin sizden bağımsızlığı yok mu hayatta? Asla bunu değiştirmem diyebileceğim bir şey. Muhakkak tabii şimdi aileye falan girmeyeceğim. Din.
Var ya mesela çok basit ya, çok uzatmayayım. Sırf örnek olsun diye. Mesela takım. Mesela Beşiktaş'ı değiştirmem. Öyle Beşiktaş benim canım, Beşiktaş'la varım, Beşiktaş'lıyım dedikten sonra değiştirmezsin yani. Tabii Cenk Dost'un değilsin. Türkiye'de başka takım olmadı. Bilirsiniz damarlarımı kesseniz kanım... Sevgili dostlarım. Kendi şahsi olarak rahatsız olduğum bir şeyden bahsedeceğim. Eğer bir gün de sizin bu imkanınız olursa siz de bahsedin mutlaka.
Ben bu kamera şakaları var ya mesela kamera şakalarında oyun oynayan birisine yapılan şakadan çok rahatsız oluyorum ya. Bakın dikkat edin kadın veya erkek demedim. Oyun oynayan birisine yapılan şakadan ben inanılmaz rahatsız oluyorum ya. Şimdi burada birkaç soruyla başlayacağım öncelikle. İlk sorum şu. Eğer çok sorun var soruları toparlayamadım. Karışık başlayacağım. Sizce oldun mu bir insan?
Yaşını başını almış, artık kendi parasını kazanan, kendi siyasi partisine kendi aklıyla oy veren, ne bileyim işte kendini idare eden bir insan. Niye sizce konsol oyun oynar? Eğer yayıncı değilse, bundan bir kar amacı gütmüyorsa, takipçilerini buradan kazanmıyorsa, hayatını böyle idam ettirmiyorsa, konsol oyunu oynamaya ihtiyaç duyuyorsa sizce niye ihtiyaç duyar? Ya bir sürü cevabı var arkadaşlar o yüzden sevgili dostlarım sizlerden rica ediyorum bakın konsol oyunu oynayan birisine ya şaka yapmayın ya valla onun niye oyun oynadığını bilmiyorsanız Bana çok saygısızca geliyor ya. Bir de mesela bir tane bir şaka vardı. Doğru mu hatırlıyorum bilmiyorum. Böyle adam oynuyor işte konsol oyunu. Kadın geliyor işte kameraya çektiriyor arkadaşını. Kadın gelip böyle konsolu parçalıyor. Adam tabii tepki vermiyor. Muazzam bir duruş. Buz gibi böyle bakıyor. Kadın bir şeyler söylüyor işte. Bu yaptığın yanlış olduğunu falan derken kadın tak diye işte konsolun bir üstünlüğünü çıkartıyor. Daha iyisini çıkartıyor.
Ya şimdi bak yine tabi değişir. Buna çok mutlu olan olur, mutlu olmayan olur işte yine. Güzel bir hareket. Eskiyi parçalayıp yenisini almak çok güzel bir hareket. Mesela bu bir araba olsa, bir buzdolabı olsa, bir fırın olsa, bir ayakkabı olsa çok güzel. Ama sormazlar mı adama ya? Oradaki ilerlemek, oradaki o yani... Bak böyle oyunlarda böyle şeyler var arkadaşlar. Bir karakterle bağ kuruyorsun, ilerliyorsun. Oğlum yani yeri geliyor kendini almadığın kıyafeti adam almak için oyuna paraya atırıyorsun ya. Yani onu parçalamak demek aslında gerçekten bir hayatı yıkmak demek. Yani o dünyaya tam hakim değilseniz, yani adamın salondayken aslında salondan kaçıp başka bir obaya, başka bir diyara gittiğinde orada neyi kurduğunu bilmiyorsanız vallahi çok bulaşmayın ya. Çünkü bak şaka ne kadar komik olursa olsun, kadın ne kadar ya da adam ne kadar naif düşünse de işte çok çok zarif bir düşünce de olsa ben çok üzülüyorum ya. Çünkü yıllar var orada biliyor musun? Ben de mesela şimdi bunları niye söylüyorum? Ben de kendim kendimce bir konsol oyuncusuyum.
Ben de geçen bir hatayla oyunumu sildim yanlışlıkla. 6 yıllık bir emeğim çöpe gitti. Oyundaki 6 yıllık. O da yaklaşık günlük hayatta. Kripto değeriyle 2 aya falan takamül ediyor. Yani çok valla... Hadi ben kendim yaptım, siz başkasına yapmayın ya. Çünkü insan kendi yaptığı zaman suçu da bulamıyor kimseye. Ben de karşıma bir şey çıkınca bunu sizlerle paylaşmak istedim.
Bir de ne var biliyor musun? Bak bizim coğrafyamızın, bunu her bölüm belki söylüyorum ama, bazı gerçeklerin bence birkaç kez tekrarlanması gerekiyor. Şimdi ben mesela sordum ya, bir insan niye konsoloya oynar diye. Bak herkesin bununla ilgili cevabı vardır belki. Oynarsın veya oynamazsın bilmiyorum ama. Şey müthiş bir şey ya. Yani niye bunu açıklıyorum biliyor musun? Böyle işte ya bu yaşta işte oyun mu oynuyorsun? Kaç yaşında adamsın? Ya bana böyle diyecek birisi yok tabii çevremde. Öyle kalabalık bir çevrem yok.
Ya şöyle ben vallahi neyi seviyorum biliyor musunuz arkadaşlar? Ben şimdi günlük hayatta kendimce bir çevrem var, bir imkanım var, bir arkadaşım var falan bula bula bula. Abi kontrol ettiğin şeyde, kontrol edebildiğin şeyde tanrı olabilmek mükemmel bir his ya. Ya bu arada bak bazı cümlelerimi sonra şöyle düşünüyorum yani parkta anlaşılır mı diye. Tanrı gibi hissetmek derken öyle bir din kurayım şey gibi bir amacım da yok yani. Sadece şöyle günlük hayatta
Valla bak bir insanın oraya neyden uzaklaştığını bilemezsin ya. Valla bunu hiç üstlemeyeceğim ya başkan. Oyun oynayan insana dokunmayın ya. O bir şey isterse onu getirin götürün. O kadar ya. O bir iki saat oynasın, boşalsın. Boşalmanın da çeşitli varyantları var. Nasıl ki virüsün vardı, boşalmanın da vardı. İlla elini tutup bir şeyi ileri geri yapmana gerek yok bazen biliyor musun? Bazen x'e basmak, kareye basmak da müthiş bir masturbasyon olabilir.
Şimdi bak, vallahi birazcık da aslında sizinle oyun dünyasını konuşmak isterim. Ama yani bu da çok hakim olduğundan değil, sadece kişisel bir zevkim olduğundan. Mesela dedim ya bugün değişim. Mesela oyunda da bak, oyunda da değişim diye bir şey var oyunlarda. Mesela bizim böyle bir şeyimiz var, grubumuz var. Mesela kimisi oyuna başlıyor. Böyle belirli bir seviyeye geliyor. İşte görevleri yapıyor. İşte oyunu görüyor. Bir yerden sonra mesela sıkılıyor. Diyor ki, yaptık diyor her şeyi diyor.
Aynı görevi bir daha yapmaya gerek yok. Hani bir şey kendini tekrarlayınca o gelişim için. Bu arada online oyunlardan bahsediyorum. Öyle ana hikayeden şeylerden de değil. Ya belli bir yerden sonra işte onu yaptık, bunu yaptık. Ya diyor yaptık zaten diyor. Aynısını mı yapacağız? Sıkılıp oyunu bırakıyorlar. Mesela siz böyle misiniz? Ona düyan gitti gibi oldu. Şu yüzden soruyorum başkan. Ben mesela tam tersiyim biliyor musun? Ben böyle deli şeyi tutar ya. Ne o deli cinsel organı tutar?
Ben de tam tersine ne istiyorum biliyor musun? Deli gibi tekrarlayalım böyle. Hani gelişimi böyle en hızlı gelişelim. En iyi silaha koşalım. En tepeye çıkalım yani. O şey var ya gurur tablosu oluyor oyunlarda, puan tablosu. Ben orada yer almak istiyorum. Yani eğlence diye başladığım, böyle eğlendiğimiz yer benim için bir yandan sonra tamamen şeye dönüşüyor böyle. Bir mücadeleye, bir hırsa dönüşüyor böyle. Yani o tekrar... Bak otistik olabilirim bu konuda. Böyle sürekli aynı şeyi yapmak bana o kadar huzurlu geliyor ki. Çok alakasız bir örnek vereceğim. Özetleri izlemek mesela. Maç özeti. Aaa!
Ben bir özeti arkadaşla 12 kere izleyebiliyorum biliyor musun? Peş peşe. Özellikle yemek yerken. Bana hiç dokunmuyor. Ve inanmayacaksın hani o gol pozisyonda mesela niye şöyle bir şey yapayım? Mesela gol pozisyonu. Mesela golü biliyorum ya. O golü daha önce 12 defa izlemişim ya. 12. defa da şeyi izliyorum mesela. Adam soldan verirken aa acaba sağ kanattaki ne yapıyordu o sırada falan. Böyle bütün detaylara giriyorum yani. Müthiş bir has. Oyunlarda da öyle yani. Ben öyle bir şey iki kez yapıp aa abi her şeyi yaptık ya. Aynısını işte oyun bitti diyemiyorum. Ben inadına inadına.
Ya bugün niye aklım sürekli masmas öne geliyor bilmiyorum. Zaten bir şeyi tekrarlamaktan zevk almasam bunca yıldır... Mesela siz hiç böyle gerçekte var olmamış bir maçı kazanamadınız diye sabah beş lira altı lira kadar uyuyamadınız oldu mu döndüğünüz? Veya ne bileyim bir İskandinav ülkesinde bir yarı tanrıyı öldüremediniz diye hiç uykunuzun kaçtı mı? Böyle bir şey diye bitirsem ya. Siz hiç kimseyi öldüremediniz diye uyuyamadınız oldu mu?
Evet şimdi sizinle ben uzun zamandır vallahi şöyle bir bölüm aslında planlıyordum. Bunu da sağ olsun danıştım izin verdiler. Ben istiyorum ki size hayatımda böyle bazı yaşadığım anları dostça dost meclisinde oturur gibi anlatayım istiyorum. Sevgili arkadaşlar. Bu bölümde öyle bir konuya yer verdim. Şimdi o da ne biliyor musunuz? Yine bu arada ara sıra ben bu hastalığımla ilgili falan şeylere gireceğim. Çünkü herkesin başına gelmiş veya benim bir daha yaşayabileceğim bir şey olmadığı için çok ilginç şeyler yaşadım. Onları da bilin istiyorum yani bende kalmasın. Şimdi bak herkesin bir hayatta şeyi var değil mi? Bir derdi, bir mücadelesi var, bir tutunma arzusu, bir kaygısı her herkesin var. Benim de var. Sonra bir bir bir kaza oldu falan filan. İşte biliyorsunuz tekrar söyleyeyim işte bir dönem yürüyemedim, yürüyemiyordum. Ve bak insan yürüyemezken öyle aklına şeyler gelmiyor. İşte bir daha işte kalkayım uçağa binip falan değil de sadece bir kez daha A noktasından B'ye gitmek yani. Ulan ne güzel de falan diyorsun böyle. Ben işte gidiyordum Beşiktaş'a orada içip eğleniyordum. Sonra eve geliyordum. Ulan diyorum bir daha artık olmayacak mı? Şarlo'yu gezdiremeyecek miyim? Bunlar bu arada bakın sakın şey düşünmeyin böyle duygusal düşünmeyin.
Hatta şu an sizin için ayağa kalkıyorum bakın şu an. Ayağa kalkıyorum sizler için. Yani her şey aslında... Yani yolunda bir sıkıntı yok. O yüzden çok rahat bunları anlatıyorum yani. Çünkü ben de çok sıkıldım artık herkesin şey çekmesinden, duygusala. Neyse, böyle düşünüyorum. Ulan bir daha olacak mı? Yürüyebilecek miyim? Yürürken şunu yapardım, olacak.
Böyle hafif hafif ayaklandım. Dedi ki bana doktor da Sergen'cim dedi hayatının şu bölümünde şu anda senin bunu zorlaman gerekiyor dedi. Yani biraz bunun üstüne gitmen gerekiyor. Dedim ya ben size bugün bir konuda otur isteyeyim diye. Ben bazı konularda böyle valla tuttum tutunuyorum. Ben dedim ki ben zorlayacağım işte. Bir gün İzmit'ten İstanbul'a geliyorum arabayla. Gece böyle bir keyfim yerine geldi. Dedim ki ya Sergen, hadi gel dedim arabayı bırak. Git dedim Beşiktaş'a otur, iç eğlen. Sonra dedim yırt kendini ya yırt kendini. Eve dedim gece dön ya yürüyerek. Sherlock da yanımda. Bak şimdi gittik Beşiktaş'a oturdum ben. Ben abi sekiz tane cin içtim.
Bunu bu arada övünmek için söylemiyorum. Hani halimi görün, halimi... Hani şey değil, ben bir oturuşta iç... Belki beraber çıksak üçte paket olacağım. Bilmiyorum. O gün keyfim yerindeydi. Sekiz tane benzin içtim. Artık bir şey geldi bana. Eskineşem. Eskineşem geldi. Dedim ki hadi Sergenci şimdi yürüme vakti ama... Şimdi normal hali vakti sağlığı yerinde olan bir insan da o kadar iyiyse belki biraz yalpala. Ben zaten alkol bir yalpalatıyor. Kaslar böyle yeni yeni. Dedim ki Serkan'cım şimdi yaptın yaptın. Bak ben Beşiktaş'tan evime toplam 3.2 kilometre mesafe bakmıştım. Ben yürüdüm. Ama nasıl biliyor musun? Böyle kendimi yürütüyorum, duvarlara tutunuyorum, oradan kendimi geri atıyorum işte. Ya müthiş bir mücadele ama benim o an keyfimi görmen lazım. Hani şey diyorum kendi kendime işte.
Hayattasın, bunun değerini bilmek gerekiyor, yürüyorsun falan. Böyle bazıları denk geliyoruz, biraz toparlıyorum kendimi, selam veriyorlar. Aa diyorum, abi düştü, ayaktasın. Aa diyorum, ayaktayım. Şöyle böyle yani müthiş ya. Oğlum eve geldim, benim bak gözlerim doldu mutlulukta. O kadar mutluyum ki. Telefonumu elime aldım. Bir tane mesaj. Abi, az önce seni şurada gördüm. Yüreğim paramparça
oldu, haline çok üzüldüm. Abi iyileşecek misin? Bana bu süreçte o kadar çok mesaj geldi ki, bazıları o kadar iyi, bazıları o kadar kötü ki. Şimdi bunların sizlerle bazılarını paylaşmak istiyorum sevgili. Dostlarım eğer izin verirseniz. En çok güldüğüm... Oğlum adam beni halısaya çağırıyor ya. Bu çok klasik ama ben çok gülüyordum yani. Bir tane çocuk o kadar güzel yazmış ki böyle dolu dolu. İşte abi ailem şöyle, işte şuraya geldim. Zor zanaat işte okulu bitirdim, işte görüşmem var falan. Ben dinliyorum böyle çocuğu. Şey bu bizim mesaj.
Çocuğu şeye çağırmışlar mülakata. Ağabey diyor, rica etsem ben de gelir misin diyor. Engelli ağabeyim var diyeceğim. İşte ben buna bayılıyorum mesela buna. Şimdi belki beni bilirsiniz, belki bilmezsiniz. Çok önemli değil ama işte ne bileyim sosyal medyada seçim zamanları özellikle daha böyle muhalif yanımı ortaya çıkartıyorum. Belki biliyorsunuz. Dur. Bilmiyorsanız hiç bir önemi yok şu anda. Sadece bu söyleyeceğim şeyin altını çizmek için bu bilgiyi verdim. Sırf devletten para almak için böyle yürüyorsun değil mi?
Peki, bu kadar olumsuzluğun peşine ne iyi kaldı Sagacım sana dersen? Valla bir şey diyeyim mi başkan? Sayenizde sevildiğimi hissettim. İyi ki, iyi ki bu kaza...
Yani çok böyle şimdi olumsuzluklardan bahsetmeyeyim. Ama bunları zaman zaman valla çok istiyorum yer vermeyi. Siz de bilin. Kimlerle yaşıyoruz? Kimler oy kullanıyor? Bak bunları bilin isterim. Ama burada amacım hedef göstermek falan değil. O yüzden hatta şu an vazgeçtim böyle bazı olumsuz şeyleri söylemeyeyim diye. Bir de niye biliyor musun? Mesela sosyal medyada atıyorum birisi bir cevap verdiğinde bana bununla ilgili. Ben de cevap verdim. Mesela çok saldırıyorlar diğer tarafa. Bu niye? Beni çok seviyorlar. Allah razı olsun vallahi. Bu çok güzel, değerli bir şey ama amacım hiçbir zaman böyle hedef göstermek. Arkadaşlar bakın bana ne söyledi? Hadi saldırın gibi. Öyle bir güce sahip değilim zaten. Ama ara ara, zaman zaman bunlara yer vermek isterim. Sizler de yer dinlemek isterseniz. Yavaş yavaş sona yaklaşırken hayatımla ilgili yeni bir haber daha vermek isterim. Gösteriler şu an bir durduk ama sezonda başlıyoruz. Bu da çok güzel. Artık işin kontrolü bizde. Biraz işin başında olacağız. Bu size ilgilendiren hiçbir şey değil. Sadece şu anki sessizliğimizin nedenini söylemek istedim. Onun dışında teşekkür ederim. Dinlemeniz harikaydı. Bildiğimiz gibi bitirelim.
Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti? Pekala, kaçtık biz de. Hoşçakalın.
SOTE SOTE
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.