
4.284 kelime · ~21 dk okuma
Sote! Merhaba sevgili Sote dinleyicileri. Hiç aklımıza gelmezdi ama beklenmedik şeyler beklenmedik zamanlarda olur diyerekten Sote'nin sürpriz ikinci sezonunun birinci bölümünden herkese merhaba. Akıllarda var mıydı yok muydu bilmiyorum.
Çok da böyle hani şeyi çok seven birisi değilim ya. Bir kişinin kendi hayatına alakalı şeyleri anlatırken çok büyük süreçlerden geçmiş gibi anlatıp aslında çok bir şey olmaması kisa. Ya şundan dolayı bekledim, şu vardaşın olmasını bekledim. O yüzden Sotel'in ikinci sezonunun biraz daha geç gelmesinin bence en azından konuşulmaya değer bir boşluğu oldu. Bizim sote ve belki ait olduğum içerisinde yer aldığım işlerin uzamasının ufak bir şeyi olduğu bir kazaya maruz kaldık. Belki biliyorsunuz. Şimdi çıkıp da size şey yapmayacağım. Şükür. Geçiyor abi. Geçiyor insan. Vallahi insan kendi beyni. Bakın size çok samimi söyleyeceğim. Çok güzel bir söz vardır. Ben eğer bu hayatta bir şey kaybettiysem, dürüstlüğümden bir şey kazandıysam yine...
Cevap aynı, dürüstlüğümden. Ne oldu? Bir kaza geçirdik. Belki de bu... Şimdi çok duygusal girmeyeceğim ama işin bazı gerçekleri var. Ben bunu söylemeyi seviyorum. Çünkü böyle söyleyince geriye kalan bütün söylediğim her şeye ihtimal veriyorlar. İnsan acıdığına... Çok kıyamıyor. Hayatımın bir döneminde felç geçirdim. Felç olmak bu arada kötü bir şey değil. Bak başlık olarak böyle ilk başa korkutabilir. Evet bir kaza geçirdim. Boynum kırıldı. Felç kaldım. Felç kalacağımı söylediler. Bir şeyler oldu. Felç kalmadım. Ama felç kalmakla ilginizde bir şeylerden bahsedeceğim sevgili dostlarım. Kötü bir şey değil.
Korkuyorsanız valla değil. Üşengeçsen git felç ol. Her şey değişiyor. Su istiyorsun böyle pipetle geliyor kafanı kaldırma diye. Yattığın yerden kumanda, kanal değiştiriyor. İnanılmaz yani. Her şey, bütün cinsel anlamda bile benim her şeyim değişti. Mesela eskiden belki bütün yük, belki bütün külfet bendeydi. Tanıştın getir oraya çevir, sen kalk oraya. Şimdi diyorum ki ben diyorum yavrum engelleyelim. Oturup izliyorum.
O yüzden gerçi de her kötü şeyde bir hayır vardır. Bu konuşmam da belki sizi rahatsız edebilir. Nasıl bu hastalıkla uğraşan o kadar insan var diyebiliriz. Yok ben kendi kişisel sürecimden. Vallahi ya. Vallahi arkadaşlar bir insanı dinlerken bunu çok da böyle ne derler güzeysel demeyeyim de herkese ima etmeli. Bu adam bunu yaşamış deyip geçmek var ya sizi çok... Ben yapıyorum mesela. Kafam çok rahatladı.
Ama o kadar büyük düşünmeyince, ya bu laf buraya gidiyor mu diye düşünmeyince kafa insanı o kadar rahatlıyor ki. Vallahi yapın ya. Kırışıklar azalıyor, selülütler azalıyor. Ya bende selülüt kadar belki olmadı ama göreceksiniz faydalarını. Birkaç tavsiye vereceğim. Birçok komedyen belki, birçok dinlediğiniz podcastçi birçok tavsiye veriyordur. Ben de ya benim şimdi çıkıp da şey demeyeceğim, ben farklıyım, benimki benden alın işte benimki kesin bir yere varıyor. Üç ayda olmazsa başka söz söyleyeceğim gibi bir vaat derim diyorum. Benimki biraz daha şey bunlar. Ne diyeyim, deneyimsel mi diyeyim? Mesela birçok komedyen dini şaka yapıyor. Hiçbir farkım yok. Onlarınki biraz daha mesela teoriye dayalı bilgiler. Benimki daha pratik yani. Ben sonuçta gittim geldim. Tabii ki o konuda beni dinleyeceksin. Ama onu dinleme demiyorum ben sana. Şimdi bak hastanede uzun süre yatan birisini ziyarete gittiğiniz zaman, size yemin ederim, çok kalpten söylüyorum, kıyaslama yapmaya gerek yok. Kıyaslama yapınca seni şey diye düşünmüyor yatan kişi, yavrum ya.
Ulan ne acıları varmış onlara hemen buraya geldi benim acımı daha önemsedi demiyor kimse. Çünkü benim en çok maruz kaldığım şey her gelen bir kıyaslamı yapıyor. Ya ben bir daha yürüyebilecek miyim belli değil. Adam bana gelip diyor ki ya diyor moruk diyor seni diyor o kadar iyi anlıyorum ki diyor ben de diyor geçen ayağımı diyor burktum. Üç gün diyor üstüne basamadım. Ya o an oradan yattığından utanıyorsun ya. Keşke gücüm olsa da kalkabilsem sen yatsan ya. Ya bu şey gibi böyle.
Mesela düşün, bir kadın... Bu arada çok tatlı bir misafirim var. Sevgili Ersan abi bugün bizlerle. Evet, Ersan. Hastalığa söyleyeceğim, çok yanımdaydı. Çok manevi ama şu an bakışlarımızda şöyle manevi bir şey yok. Şimdi bana belki hak verirsin, vermezsin. Ara sıra Ersan abiyle danışacağım. Şey gibi, bir kadın mesela doğum yapmış. Böyle yeni daha. Ne oluyor? Doğusa dönemi mi oluyor? Mesela yapmış doğum. Orada ne yaşadığını bilmiyorsun. İlk çocuk belki.
Hemşire gelmiş psikopatçı bir bakış atmış gitmiş çocuk doğdu ama deyip bırakmış böyle üç nokta. Orada gelip şimdi sen şey diyorsun ay tatlım seni o kadar yandım ben de geçen bir büyük tuvaletimi yapmışım. Hani inlen bir şey yani bir yerden bir şey çıkmasa aynı eylem aynı acıyı getirmiyor ya. Valla kıyaslama yapmak çok acımaz. Yani şey gibi acı acı yarıştırıyoruz yani ben benim de başıma geldi.
Hiç gerek yok abi ya orada sen çok çok çok ufak bir misyonun var ya. Çok ufak öyle tamam insan olsun evet evet bütün kainat sana hizmet ediyor. Evet bütün konuşmacılar seni başka bir hale getirdi. Evet sana çok önemli oldu. Ama bak ama senden 8 milyar tane var yani her yerde sen önemli olamazsın ya. Her yer sana çalışamaz.
Peki örnek bir hastane ziyaretini bize söyleyebilir misin? Negatif taraflarını söylüyorsun ama... Oğlum bana gelip bugün başıma şu geldiği hikaye anlatıyorlardı ya. Ben Güneş'in doğuşunu görünce seviniyordum. Aa diyorum işte Güneş'i bak saat dörtte görebiliyorum camın orasına geldi falan diyordum ya. Adam gelip diyor ki bugün başıma bu geldi diyor. Yani bazen, bak bazen bir insanı anlamak, yani dinlemek herkes dinler. Bazen bir insanı anlamak için, daha böyle sofistik bir örnek vereyim. Böyle aynı şarkıyı dinlemek, aynı ezgiye vurulmak, aynı yemekten keyif almak gerekiyor olabilir ya. Gerçekten çok sevimli söylüyorum. Gerçekten abi. Gerçekten. Vallahi ya çok basit abi. Çok basit. Bir insanı anlayabil... Herkes dinler. Bir insanı dinlersin. Geç karşısına gözlerini koy. O sırada köyüne git. Hatalarını düşün. Fark etmez. Dinler gibi gözükürsün. Dinlersin abi. Ama anlamak denilen zahmetli şey. Bence öyle herkesin de başına gelebilecek bir şey değil. Başınıza gelirse çok yaşayın. Siz de görün. Ersan
sen biliyorsun, 14 günde toplam, dur bakayım, 3 gün müşahede altında, 2 gün yoğun bakım, geri kalan günler dahil, günde 2'şer tane, uyku tutmayınca 3'er tane, yaklaşık 86 tane serum yedim, bir tanesine story atmadım arkadaşlar. Hani size serkan kim derse bunu cevap verirsiniz, böyle bir adam dersiniz yani. 14 gün hastanede yattı, bir tane story atmadı, bedel ödendi diye. Ama bak ben her zaman iletişimin çok doğru olduğuna, doğru iletişimin bizi bir yere götüreceğine inanan bir adamım. Bak bizi niye öyle olmuş bilmiyorum. Doktor odadayken bizim o asan, kesen, her şeyi bilen ailemiz, arkadaşlarımızla bir ezilme oluyor ya. Tamam bak ben herhangi bir doktorun statü olarak en azından herkesi tenzih ediyorum. Benden daha iyi konumda olduğunu, daha iyi düşünme yetkisi olduğunu, daha beceri, sosyal bir statüye sahip olduğuna her şeye inanıyorum. Kabul ediyorum da diretmiyorum da bir doktor benden çok daha iyi şartlarda hak ettiği için.
Kapıya bak, geçtim. Ama niye bilmiyorum. Doktor yani. Nihayetinde insan. Bizi öyle alıştırmışlar ki. İçeri girince böyle bir eziliyoruz. Böyle mahcubuz. Her şeyi yapan sürekli bana işte o geldim. Bu torun arkadaşlarım böyle ayağa kalkıp böyle hocam eziz. Acımızı söyleyemiyoruz. Ne oldu diyor. Geçen asıl diyor. Hocam uyudum uyudum diyor. Acıdan uyuyamamışım böyle hiç. Hocayı rahatsız etmeyelim diye.
Mesela arkadaşlar, mesela hoca geliyor, diyor ki orada işte bu oldu, böyle bir sonuç bekliyoruz. İşte şu işlemi kullanacağız. Şimdi tabii hatırlamıyorum şimdi. Şu olacak, bu olacak. Doktor varken bir şey sormuyor. Var mı sorunuz? Kimse yok. Hoca, aman doktor, üzmeyelim. Sonra doktor gidince, biri sana soru geliyor mesela. Şeyi sordun mu bana? Hepimiz uslu oradaydık. Onu sormadığımı çok iyi biliyorsun. Çok değişik şeylerin var. Mesela benim yürüyebileceğim beldeyi mesela daha. Doktor diyor ki işte buradan diyor, Kasım'da bekliyoruz. Doktor gidiyor, bana şeyi soruyor. Şişt diyor, şeyde hareket var mı diyor.
Düşünsene mesela yürüyemiyorsun. Sence o an uçkurun derdin olur mu ya? Olur. Doktorlarla konuşun arkadaşlar. Doktorlarla konuşun. Doktor sonuçta, doktor sana cevap vermek için bir yere kendini geliştirdi. O adam soru sorulmasını istiyor. O adam senin sorduğun soruya verdiği cevapla tatmin olmak istiyor o adam. Doktora sorun. Derdinizi. Çünkü yanlış, yanlış tıbbi bir işlem hayatınıza mal olabilir. Bunu ilk defa tabii ki benden duymadınız. Ben de söylemiş olayım ya. Benim en büyük takıldığım şeylerden bir tanesi bu.
Abi ben bir kere, bak bir doktora gittim. Böyle belimde bir ağrı vardı gece. Yani geceden çarpmamışım, çarptırmamışım. Bu seviye şakasıydı. Şimdi böyle şey vardır ya, doktora gidersin. Kapıda beklerken, kapıda beklerken bir şey oluyor böyle. Arkandaki genelde yaşlı bir kadın geliyor. Böyle öne geçme çabası var. Bir öne geçme.
Ben de mesela bir gün, o gün gitti. Yani ciddi bir ağrım yok. Demişim, gel gideyim hastaneye, doktora. Vardır öyle şey var ya böyle komedyenler. Şaka arıyorum. Öyle bir şey değil tabii de. O gün çekmiş beni. O gün değil mi? Bugün benim doktor hastane günüm. Bak sen. Aynen. Bugün hastane günü. Story atmışım hastane günüm diye. O kapıya girene kadar, o kapıya gelene kadar. Önde bir kişi var. Çok rahatsın. İşte buradan çıkarım, şunu yaparım. Oraya giderim. Sonra bunu yaparım. İşte arkanda ilk kadın böyle öne geçmek için sana bir şey söylüyor. Ay diyor işte oğlumu diyor. Evde tek bıraktım diyor. Aklım diyor onda. Sen de yer vermeyeceksin. Ablacığım diyorum. Benim de annem.
Yatalak, evde. Vallahi kusura bakma. Oğlum diyor işte Kangren. Annemin sol ayağı yok. İnşallah düşmez. Giderken rekabet. Sıramı vermeyeceğim. O kapıya gelince... Ne alaka bilmiyorum. Aynı muhabbet. Bizi niye öyle alıştırmışlar? Ne diyecektim? Benim neyim vardı? Kapı aralanıyor. Öndeki çıkıyor. Artık senin sıran. O anı bilirsin. Bitmez dediğin bir an bitmiş gibi. Senin sıran. Ne diyecektim? Neyim vardı? Eskiden bağırırlardı sıradaki diye. Şimdi isim çıkıyor.
Sıradaki geri gelsin. Sıradaki diye bağırması geri gelsin. Çünkü o muallaktan senin çıkıyor olman çok... İsim yazınca senin olduğun belli. Sıradaki ya. Seçilmiş kişi. Avatar. Böyle giriyorsun. Girince her şey değişiyor. Ben de girdim. Yüzüme bakmadı. Hakkıdır. Doğrudur. Olabilir. Yani yüzüme bakmak zorunda değil. Sonuçta şifa için geldim. Şifamı verirsin yüzüme bakmasın. Ben çok elzem bir şey aramıyorum. Neyin var dedi. Belim ağrıyor dedim. Dedi ki uzan. Oğlum ben hayatım boyunca hiç kimseye bu kadar çabuk teslim olmadım. Eldeki güce bak.
Dedi ki altını çıkar. Buraya ama burada dur. O kadar ben buraya dedim. Bunun için gelmedim. Keşke önce bir kahve içseydik. O kısım çok güzel ya. Bunları hiç böyle sorgulamaman. Hani bu kadar kolay itaat etmen. Muazzam bir güç ya. Ve ben şunu fark ettim. Ben yönetilmekten de keyif alıyorum. Yani aksi bir şey olsa. Değil mi? 22 yıldır. Hadi bakalım.
En güzel kısım şu, en güzel kısım her şeyin bak bütün normların, bütün reformların yok olduğu, o çıplak eliyle böyle sana dokunup, tenine dokunup acını arıyor ya senin burası mı burası mı yani bütün bak bütün sosyal sınıflar yok oluyor, yöresel, bulunduğun coğrafya, toprak, kimlik, etnik her şey yok oluyor. Beraber çıplak, tembel acını arıyor. O burası mı burası mı? Değil, değil, değil. O acıyı buluyor. Burasını diyor. O senin acıyı alıp... Artık acımıyor. Artık acımıyor çıkışın var ya. Hocam orası işte bu krem yazacağım sonra iyi gelir. Ya doktorlar kötü olabilir mi ya?
Şimdi hepimiz günlük hayatta şey biliyoruz değil mi? El yıkamayı. Pandemide şeyi gördük. Maksimum bir el yıkama vardı. İşte böyle baş parmakla çitilercesine işte eller arasına. Yirmi saniye. Tabii ki yirmi saniye. Onu üst üste koy oradan. Dedik ki ha dedik. Maksimum el yıkama bu. Dedik. O da ne oldu? İşte virüs çıktı. İnsanlar ölüyor. Bu durumda bu el yıkaması dedik. Yani maksimum bu. Oğlum o gün doktor bana dokunduğu için bir el yıkıyor.
Görüyorsun ya o zaman giyinirken, o psikolojiyi bilirsin bu arada hani giyinirken ki psikoloji, hani çıkarırken ki belki biraz daha heyecanlı ama o giyinirken ki, acaba hani bulunduğum yerde mutluluk verebildim mi kaygısıyla giyinmek var ya, böyle giyinirken adamı gördüm. Başkanım çok ayıp ya hani, ya da bekle elini arkaya koy. Teşekkür ederim da idare et beni. Ben gidince orayı yani duvarlara sürdü.
Ya ben daha oradayken böyle sanki bana dokunduğu için artık ellerin hayatını da istemiyor. Böyle elleri kopacak yani. İnsan görünce ağırına gidiyor. Hocam ya ben vallahi tamam ne gördüm bilmiyorum ama kendime dikkat ettim kendimce ya. Doktorların bizlerden daha iyi konumlara sahip olduğunu elbette kabul ediyoruz. Ama bazen bazı şeyleri de onlardan habersiz değil de onlarla beraber yaşamak istiyor olabiliriz.
Belki de bu şiddeti sorun her şeyi ortadan kaldıracak bilemeyiz. Dünyayı değiştirmek öyle çok büyük, makineleri, silahları gerek olmayabilir arkadaşlar. Bazen bir cümle bir şeyi değiştirmek için yeterli bir başlangıç olabilir. Ne güzel dedin be.
Bence doktorların şeyi de çok önemli ya. Şimdi asla karışacak değilim ama mikrofon sahibi olunca insan böyle sanki her şeyi söyleyebilecekmiş gibi hissediyor. Hakan Ural gibi tabii o kadar büyük vizyonun sahibi değilim belki ama ben doktorların bazı durumlarda dediğim gibi karışacak değilim ama sanki öncelik sırasının da ya da denk geldiğim olabilir. Önemli olduğunu düşünüyorum yani. Sadece bir doktorun dediğim gibi asla karışacak değiliz ama madem konuşma hakkımız var konuşuyoruz. Sadece bir doktorun bir müdahale esnasında
Öncelikleri olmalı mı? Niye soruyorum? Şimdi kafanı karıştırmayayım. Mesela bir hasta var. Durumu kritik. Tamam mı? Durumu yoğun düşün. Ve o sırada da doktorumuzun yanında stajyerler var. İş öğrenen. Beş tane, altı tane pırıl pırıl. Genç yüzük hanımefendi. Çok istiyorlar bu mesleği. Çok istiyorlar bir yerlere gelmeyi. Ve doktorlarını çok seviyorlar. Tamam. Sence hangi... Sen doktorsun. Hangisi daha öncelikli senin için? Hastaya müdahale etmek mi? Yoksa stajyere o an işi öğretmek mi? Ya bana göre tabii ki de hastayı kurtarmak. Evet. Ama onlar artık hani... Ersan, sana bu cevap yeterli.
Ben galiba dördüncü gün şimdi böyle boynumda yörük var işte o şey o temizlenecek mi o dikiş mi hatırlamıyorum tabi sürekli ilaçlıyım baygınım kalkıyorum beni böyle yoğun bakıma aldılar aşağıya böyle kafamı çeviremiyorum arkamda ne var bilmiyorum çok dünya şekeri bir doktor beyefendi böyle benle konuşuyor bir yandan sakinleştiriyor Ben buna çok takılırım. O da ayrı bir konu. Mesela yoğun bakımda. Sen operasyona gireceksin birazdan. Sonra diyor ki sakin ol diyor. Sence benim o an tek duymak istediğim cümle o ve tek aşamadığım ve bu sayede her şeyi toparlayacak olabilir miyim? Yani sakin ol cümlesi. Mesela o an titriyorsun sakin ol diyor. Hocam çok teşekkür ederim. Benim hiç aklıma gelmezdi. Burada da öyle aklıma gelmezdi ya.
Ama yine tabii sağduyuluk o da bir günde 50 tane 60 tane şeye gülüyor. Herkese tek tek destek mi verecek? Tabii ki doğru değil. Ağzı alışkanlığında sakin ol diyor. Sen o ansin. İşte orada işte devreye giren şey insanlık. Sen ne kadar insansın? Sen ne kadar kendine iyi gelmek istiyorsun? Başka birisi sana senin beklediğinden çok daha iyi gelmeyebilir. Sen sana iyi gelmeye hazır mısın? Bak hayatta çok var bunlardan nokta nokta. Dolu bunlardan hayatta.
Aşağıya aldılar beni. Sedyedeyim. Dönemiyorum. Doktor sakin ol dedi. Çok sakinleştim. Sohbet ediyoruz dedi. İşlemi anlattı. Bunu yapacağım dedi. Anlattığı şeyde diyor ki mesela oradan dikiş açacağım diyor. Oradaki kanamayı işte durduracağız diyor. Şimdi hiç bilmeyen bir insan için hani sen de biliyorsun tıp işlemleri böyle bıçakla kesiyormuş gibi geliyor. O sana diyor hani sırtını açacağım dediği zaman sen oradaki o küçüklüğü o mikroskopla bakılması bana tahammül ediyorsun. Sen diyorsun ki aman kasapmış. Sırtım herhalde yaracak. Bir iki tane derimi tutacak falan diyor. Benim sırtım kesilirken böyle bir anda
Staşörler dahil oldu. Hoca onlara böyle diyor ki evet diyor bak şimdi deriyi kestik diyor. Hatırlamıyorum derinin kısımlarından bahsediyor. İşte burada onlar var diyor. Burada beyazlığı görüyoruz falan. Ben de görmeye çalışıyorum onlar gibi ama onlar kadar böyle benimki öğretici olmuyor da daha böyle kapatacak. Evet diyor buradan şimdi bakın diyor dikiş geçireceğim. Bakın ne olacak şimdi diyor. Ben hayvan gibi merak ediyorum. Acaba ne oldu diye. Oradan ses geliyor. Aa hocam kapandı.
N'oluyor bende kapandı falan böyle, oradan anlıyorum. Ben de ders takip ediyorum ama aynı motivasyon, çok farklı motivasyon. Bağıramıyorsun da şimdi, ne olsa olsa 30 yaşında, gencecik adamsın yani. Dört tane, beş tane stajyer şey var, yiğiz bırakmak istiyorsun, intiba bırakmak istiyorsun, bir iğneye bağırmak istemiyorsun.
Ama bir yandan da sırtımdan kan mı fışkırıyor diye merak ediyorsun. O yüzden bence öncelik olarak hocam sakin ol demek çok çok haklısın. Çok dürüst olayım arkadaşlar. Doktorlar sakin ol diyorsa sakin olmak zorunda değilsiniz. Siz ondan sonra olacak her şeyde kendinizi duruma hazırlamaya hazır mısınız? Sen kendini denek gibi mi hissettin? Denek gibi hissediyorsun kendini. Ve hayatta zevk aldığın şeyler neyse, ona göre mesela denek olmak önce sorun değildi. Sonra şunu fark ettim, günlük hayatta da sorun değil. Hani birisi bende bir şey denemek isterse deneyebilir. Ama yani bunu böyle public anlatma yani. Bakın şimdi bunu soktun, yüzüne soktun deme yani. O bize kalsa o kısmı da yani. Mesela bir doktorla ben çok zaman geçirdim ve bu şey gibi değil. Hocam boğazım ağrıyor işte, hangi pastil bana iyi gelir gibi bir şey değildi. Çok uzun zaman geçirdim.
Belki anlarsın, belki anlamazsın ama hak verirsin. Her şeyi konuşuyorsun. Ben biraz tabii işi duygusallığa çekmiştim o adrese. İşte baştan doğmak falan böyle. Bizi çok yarıştırdılar sevgili imparatorla. Ben de bir gün dedim şaka olsun diye böyle muhakkak şey röportaj yapıyoruz. Dediler ki ne düşünüyorsunuz? Ben de bak gayet hani benim durumum böyle işte başaracağım falan olmasın diye hani şakayla geçiştireyim de dedim ki ya imparator yaptı ben de yapacağım dedim gülerek. Şimdi bunu sözlü gazetesine koyunca yani sözlü olarak, metinsel olarak koyduğunuz zaman o şaka şey olarak geçiyordu üstüne bir şey okuyorsun imparator yaptı ben de yapacağım bir de bunu böyle altın puntuya çekmişler büyük. Sevgili İmparator'la böyle yayınlı fotoğrafımız var hastanede ikimiz de yatıyoruz. Kamısı fotoğrafı gibi o kadar çok farklı anlaşıldı ve hep ne oluyor biliyor musun öyle düşünmeye başlıyorsun. Sürekli düşünsene sana diyorlar ki işte İmparator işte onun kahramanı falan onun gibi düşünmeye başladım. Bir dönem benim kahramanım benim tatlı sesli böyle Hülya Avşar'ı görünce inanılmaz hoş. Lan ne kadın falan diyorum kendim kendime. Ona benzemeye başladım. Şimdi şunu şundan bahsedeceğim. Dolayısıyla ben hayatımın belli bir döneminde çok uzun bir zaman geçirdim. Her şeyi payla, her şeyi konuştuk. Benim bir doktora söyleyebileceğim şeyler birazcık değişmiş olabilir. Dolayısıyla benim eğer varsa gösterime gelen, tam da gösterime gelen Doktorlar diye bir bölüm var orada. Bir şeyler anlatıyorum böyle başıma gelmiş. İşte şey yapıyorum falan. Ordu'da geçen bir gösterim vardı. Bak abi lokasyon verip yarıcısına yani bir gösterim. Şimdi bak ne var biliyor musun? Bu biraz, bu arkadaşlar burası bir bölüm değil. Burası bir serzeniş. Size kişisel bir derdimi paylaşıyorum sizlerle. Çıktım sahneye işte...
Bir hanımefendi dedi ki işte ne kadar toparladım ama ben teşekkür ederim şimdi şey olmasın diye. Dedim ki ya bakmayın dedim. Bir daha dedim bana. Dediler ki işte bir daha yürüyemez diyorlardı dedim. Ha dedim bu doktorları dövüyorlar ya bakmayın. Bunları çok az yapıyorlar dedim. Bunu dedim. Şimdi bu ne biliyor musun? Bak bu bir matematiğin başlangıcı. Şimdi herkesin, senin bak düşün aile yapını. Dayının da, eniştenin de. Yani bir şaka matematiği var. Bir şaka şekli var.
Herkesin farklı. Kimisi birisine saldırarak, kimisi kendini... Ya şimdi sana burada sıfırdan şakayı anlatacak değilim. Niye bunu söylüyorum? Şakanın matematiği. Bir şey başlar ve bir şey biter. Ama sen bir şeyin başlayıp, bir şeyin bitmesine izin vermezsen ondan rahatsız olmak çok normal. Niye bunu söylüyorum? Ben çıktım, bu cümleyi kurunca önden bir beyefendi, haklı olarak, mesleki olarak doktor olabilir, başına bir şey gelmiş olabilir. Şimdi ben şey diyorum ya, o doktorsun, niye kaçmadın, niye saklamadın demiyorum ki.
Başından gelmiş bir durumu şakayla belki farkındalık yani. Ben bunu çok sevmem bu arada. Böyle yaptığı şeyi böyle sosyal bir şeye vuranlar var ya. Ben belki farkındalık yanaşıyorum. Bilemezsin oğlum belki de yaratmayacaksın. Bozuldu beyefendi çok bozuldu ve sahneyi terk ederken ben tabii yerle bir oldum dedim beyefendi. Gidiyor musunuz? Ben de işte aferin oğlum böyle devam et dedi. Çıktı gitti.
Bütün salon sağ olsun şey yapmadı bana. Ama bak şuna çok takıldım. Gerçekten bir şeyin başlığı, bir şeyin bitmesine müsaade etmezsen sana ne verdiğini bilemezsin. Ben şeyin farkındayım. Benim şaka matematiğimde zekam buna yetiyor. Önden girdim, attım, rahatsız ettim. Rahatsız ettim, oldu mu oldu. Şimdi benim sana onu toparlama sürecime şahitlik etmeni istiyorum. Ben onu toparlamak istiyorum. Ama sen ha böyle cümle mi olur deyip kalkarsan öyle cümle tabii ki olmaz. Ve senin aklında o kalacak. Yanlış mıyım Ersan abi? O kadar doğru söyledin ki. Çok teşekkür ederim. Yani ben de mesela benim de rahatsız olduğum cümleler var. Mesela ben şimdi gittim bir stand-up izliyorum. Bir kadın, bir adam sahnede. Olabiliyor. Bir tane kız vardı. Sevgilisinin çok affedersiniz şeyinden bahsediyor. İşte böyle buruşmuş, böyle buruşmuş diyor. Ben niye para verip içkimi içerken bir gösteri izlerken senin sevgilinin bir şeyini hayal tasvir ediyorum kafamda.
Rahatsız oluyorum ama çıkıp da ben buraya işte sevgilinin testosteronunu düşünmeye gelmedim demiyorum. Acaba nereye gidecek diyorum. Sonra bir yere gidiyor. Baktım ki hiç tatmin olamadım. Diyorum ki aa diyorum ya. Bak bak. Bak basitliğe bak. Aa diyorum ya. Bu hiç benlik bir şey değil. Ne yapıyorum biliyor musun Ersan? Sonra? Ne yapıyorsun? Kalkıp gidiyorum gösteri bitince. Tıpkı geldiğin gibi. Aynen öyle. Hani gösteri bittiğinde bütün mekana bu nasıl gösteri? Böyle gösteri mi olur? Ben böyle bir şey dinlemeye gelmedim. Demiyorum. Ve daha bombasını söyleyeyim mi ne oluyor? Ne oluyor? O gün hiçbir olumsuzluk olmuyor. Yani bir yeri rahatsız etmeyince vücudumda bir rahatsızlık da olmuyor. Hayat normal akışına devam ediyor sakince. Bırak o Firavun olmasın. Sen de Musa olma. Aynen. Ben zaten Musa olacağım diye bir yerimi yırtmıyorum ki. Hani benim Musa olmak gibi özverim de yok.
Hani dünya aksın, metrolar dursun ben Musa'yım demiyorum ki ben. Hayat normalken her şey çok çok güzel. Ben ne yapmak istiyorum? Ben diyorum, aa diyorum yani ben sıkıldım normallikten. Ben keyifli bir şey yaşamak istiyorum. Onu denedim olmadı. Olmayabiliyor bazen ya. Sal başkan. Aynen sal başkan.
O yüzden diyeceğim şey sevgili dostlarım, sevgili dinleyiciler, şu. Tabii ki hayatta birçok şeyden... Bu arada bakmayın, ben tavsiye verecek bir insan değilim yani. Benim maksimum tavsiyem bu kadar yani. Rahatsız olursanız rahatsız olun, bir devam edin. Benim bu. Hani öyle şey demeyeceğim, azınlıklar toplanın, çoğunluk olun, duvarları sıpayla viral yazın demiyorum yani.
Valla arkadaşlar günlük hayatta çok yani çok şeyle karşı karşıya kalıyoruz artık öyle. Eskiden de abi, eskidenmiş abi. Mesela şey var ya, ya eskiden, eskiden de abi zaten ya. Ya değişti, bir şey eklenmek zorundaydı. Hayatımızda bir şey, ben mesela ben hayatta şey bir adam değilim. Bu eskiye dönsek, niye abi? Ben şu an eskiye dönsem kafayı yerim bunları biliyorken. Ben daha da ileriye gitmek istiyorum ya. Eskiden, mesela bir tane bak en...
...kaldıramadığım şey. Böyle soba fotoğrafı. Kadının yerde kestiğini. Ah diyor bu evdeki huzur. Yani o evde huzur yoktu. O evde endişe vardı. O evde kaygı vardı. O evde kimse günün ne yaptı diye sormuyordu. Bugün günün nasıl geçti diye sormuyordu. Kimse sobadan külü çıkardığı şeyi hatırlamaz abi. Bak. O külü dökmek ne kadar zor bir şeydir. O cümle bizi çok başka bir yere götürdü. Nereye abi? Orayı biliyorsun. Burnuna bir koku geldi. O kokuyu takip et. O çiçek belki ben olacağım. Gerçekten, gerçekten...
Değildi yani öyle. O kadar romantik değil. Yani illaki vardır. Fakirdik ama mutluyduk. Ama genel olarak o iki hemen hemen Ece ve Zaman'a temkeliyor. Arkadaşlar o kadar iyi değildi ya. O kadar yani ben diyor şimdi oh diyor o dönemde yaşamak vardı. Abi manyak mısın ya? Düşünsene o dönem yolda yürürken sevdiğin, en basit sevdiğin birisini arama şansın yok.
Arkadaşı o telefon bulacaksın da, bakkaldan jeton alacaksın da, o evde olacak da, babasından iş saati olacak da, denk getireceksin de. He, o zaman konuşmak çok daha değerli. Ben daha değerli bir konuşmayı istemiyorum. Ben çok daha fazla konuşmak istiyorum abi. Ben neyi bekliyorum biliyor musun? Gece yatarken şey var işte, iyi geceler mesajı. Tarih boyunca bu. İyi geceler mesajını almak. Şimdi şekilden şekile girdik. SMS'ti, Whatsapp, görüntü, görüntülü konuşmak, Skype'da karşı uyuyakalmak. Şimdi bir şey göndermek, bir şey göndermek.
Uyurken, uyumadan önce 10 saniye sevgilimizin yanına ışınlandığımız anı bekliyorum. Yani ışınlanıp bir iki cil öpücüğü alıp geldiğimiz anı. Şimdi tam ortadayız, Araf'tayız. Vintage giyinme imkanımız var. Zaten tek özentilik vintage giyinme. Yani tek onu çeken işte o zamanki saçlar, o zamanki partiler konsepti var. Herkes rahat dursa gecenin sonunda öyle bitecek. Kimse 90'ları göremiyor ki. 60'da patlıyor. Tam ortada kalsak şu an. İleri ve geri açısından. Ya ilerisi mi daha seni merak ettiriyor? Yoksa bir geçmişte ben var ya ne yaşardım? Bu arada o da olabilir.
Sence? İstikbal göklerdedir abi. Daima ileri. Yalnız atam o sözü... O yüzden sanmıyorum. Şüphesiz. Ben de öyleyim. İnanılmaz ya. Birazcık... Bilmiyorum bunu şeyle kıyaslar mısın? Uzaya meraklı. Yok. Gelecek heyecan verici abi. Kesinlikle ya. Çok heyecan verici.
Sevgili Ersan abi teşekkür ederim. Yani aslında hastaneye dair size çok daha böyle hikayelerim var. Ama böyle girer girmez de şu oldu bu oldu deyip boğmak istemiyorum. Ama ara sıra izin verirsiniz. Birkaç şey anlatacağım. İzin verirsiniz çünkü size yemin ederim bak size yemin ederim insanın hayatta istediği her şeyi almak için bin tane belki yöntemi vardır. Ben bir tanesini keşfettim. Yemin ederim insan size acırsa sizin için her şeyi yapmaya hazır arkadaşlar.
Hem bunun birisini kullanmak falan. Hiç oralarda değilim artık. Ben vicdanmış. İşte yok. Çok geçtim. Çok oralardan geçtim. Sadece şu oluyor. Bak şunu açık açık söyleyeyim. Çok yani ne derler ona? Çok yaralı muamelesi görüyorsunuz. Böyle çok sakat muamelesi. Size çok üzülüyorlar. Ay işte canım geçecek. Geçecek diyorum. Çok üzülüyorlar. Şey gibi oluyorsun. Tuğçe Gazaz gibi oluyorsun yani. Hadi yine seninki neyse 6-7 aylık bir süreçte o yavrum ergenekondan biri bununla uğraşıyor. Çok üzülüyorlar size.
Evet, sevgili dinleyiciler. İlk bölümün yavaş yavaş sonuna geldik. SOTE tekrardan yayında. Artık pot bideyiz. İzlemeye, dinlemeye devam edersiniz. Bizi çok mutlu edersiniz. Bugün ilk bölüm konu... Sevgili Ersan abi beni kırmadı. Ara sıra gelecek. Bizleri eşlik edecek. Bir şey söylemek ister misin? Bu ilk bölüm sana şans getirsin. Bazı kulaklar çok şanslı. Çünkü seni dinleyecek. Ben bir şey söyleyeceğim. Bir de bak. Bir de bir şey... Şeyi ben çok severim ya. Onu da konuşalım. Konuşma da olmasın. Böyle bir şey başlarken... Beklentiyi büyütmek çok acımasızca ya. Başla işte ya.
Sonuçta bir daha tekrar Amerika'yı bulmuyorsun yani. Her şey yapıldı ya. Her şey yapıldı. Burada konuşacağız. Bir sonraki bölüm böyle başlayacak sevgili dostlarım. Bugün biraz dolmuşluğumuzu attığımızı var söylüyorum. Çok derdim var. Çok. Bakma bakma bakma Ersan abi. Üzerimde yılların yorgunluğu var. Sevgili Podbe dinleyicileri ilk bölümden bizden bu kadar. Yakında tekrardan görüşmek üzere. Teşekkür ederim. Hoşçakalın. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.