
5.091 kelime · ~25 dk okuma
Merhaba. Bu sefer çok uzun, ciddi bir aradan sonra tekrardan merhaba gerçekten. Yani bu seferki arayı böyle işlerimiz çok yoğundu, bir proje vardı gibi gibi kıstasları asla bağlaştırmayacağım. Ciddi bir ara oldu, işlerimiz çok... Yani benim çok severek canı gönülden yaptığım bir şeydi. Fakat pandemi döneminde belki o sıkışmışlıkla çıkan ve anlatma ihtiyacı veya da delirmeyeyim diye bir şeylere konuşma ihtiyacı da gelen bir...
İçerik şu an tabi ki devam ediyor. İçerik cümlesi aklıma gelmedi. O kelime aklıma gelmedi bir an ya da bunun için ne söyleyebilirim diye. Yani ben mümkün olduğunca soteye böyle siyasi, coğrafi ve toplumsal krizleri karıştırmama çabasındayken... ...coğrafyamızda ne yazık ki aksi bir şey yaptığında, dönemsel olarak yaptığında... ...şu an bunun sırası mı gibi tepkiler alabileceğinden dolayı ne yazık ki değinmeden geçemiyorum. Ben ne siyasetçiyim, ne moda tasarımcısıyım, ne fizik bilirim.
Yani ben sadece bazı, yaşadığım coğrafyaya dair bazı şeyler hakkında birkaç kelime söyleyebilme hakkına sahipmişim gibi geliyor bana her daim. Yani son zamanlarda çok çıkan, artık en azından gençlerimiz sayesinde, zevk uşağı sayesinde biraz daha gülebileceğimiz hale gelen bu röportajlardaki ekonomik kriz. Artık mevzu açlık sınırı. Veya kişisel bireysel ihtiyaçlardan ziyade gerçekten matematik gibi bir şey. Şimdi size arkadaşlar hiç matematik, daha önce hiç matematik görmemiş, daha önce rakam ve sayıların matematikte bir alakası olmadığını, daha doğrusu olduğunu bilmeyen kişilere anlatılmış gibi anlatacağım.
Bunu zaten size özel bir şeymiş gibi yapmıyorum. Sadece ben acaba doğru mu anlamışım, doğru şeye mi tepki gösteriyorum gibisinden düşünün. Çünkü karşı tarafa bir şey söylediğin zaman bu farklı anlaşılabiliyor, linç yiyebiliyorsun. Sizi denize ediyorum. Tamamen kendime konuşuyormuşum gibi düşünün lütfen. Sadece kendimle alakalıymış gibi düşünün.
Şimdi rastgele, rastgele bir sayı veriyorum size. Beş bin TL kazanıyorum ben burada. Beş bin TL. Ve beş bin TL'yi şu anki şartlarda neler alabileceğimi... ...siz de az çok kendi şeyinizi göre tasarlayın, kendi ihtiyaçlarınıza göre. Ya bu makyajlı olabilir, futbol, ayakkabı, her şey olabilir. Kimse sizin ne alacağınıza zaten karışamaz. Değil mi? Zaten bu parayı ben kazanıyorsam, benim ne alacağımıza kimse karışamaz. Yani bir şeye ne kadar çok para vermek istiyorsam, bir saate, bir ayakkabıya, bir çoraba, bir kropa... ...ne kadar çok para vermek istiyorsam, o kadar çok para verebilirim.
Buna başta, temelden başlayalım. Zaten buna kimse karışmaz. Bu geçti. Şimdi ikinci şartlar da şu. Diyelim ki başka bir, başka bir birey, kadın veya erkek, başka bir birey beş bin TL alıyor fakat başka bir coğrafyada alıyor. Bu coğrafyada bizim alt sınıfımızdan değil, bizim kıyasladığımız, bizi ne bileyim, bizi kıskandığını düşündüğümüz ülkeler gibi, varsayabiliriz daha böyle Avrupa ülkelerinden bahsediyorum.
Aynı parayı alıyoruz. O diyor ki, ben diyor kiramı ödüyorum, doğalgazın yemeği. Bana yetiyor bunlar diyor, hain bunlar diyor. İşte şey, yetinemezler, geçinemezler. Şimdi siyasi bütün bakışları boş verin. Karşıdaki adam da aynı parayı alıyor tamam mı? Ve adam senin aldığın şeyleri, o da aynısını aldı. Makyaj malzemesinden tut, kiyotu, çorabından, ayakkabısından, stiletto. O da aldı her şeyini. Ama ona...
Bir o kadar daha değil. Üç kere daha aynı şeyleri alma veya daha fazla. Ne bileyim en basit örneği biliyorum. Bir araç kiralama. Bak bak ihtiyaçlara bak. Bir dışarıda yemek yeme. Bir canlı konsere gitme. Bir müzeye gitme falan diyeyim. Benim de iyice böyle entelektüel olduğum. Bir müzeye gitme gibi ihtiyaçları da kalabiliyor. Yani bütün siyasi görüşleri boş verirsek.
Yani ve aynı cehennemde yanacağımızı varsayarsak sizce bu rahatsızcı bir şey değil mi? Yani bunu ben sadece veya inanıyorum ki hiçbir insan bir hükümet başta veya onlar başta, bunlar başta diye değil de... ...insan olarak, şartlar olarak kötü bir durumdayız diye tepki gösterdiğinde hain olarak adlandırılması bana birazcık artık...
Birazcık haksızlık gibi geliyor sadece. Ama tabii ki bu konudaki büyüklerimiz, bu konuda söz sahibi bilir insanlarımızı. Onların da eminim görüşleri muhakkak laf dinlemez şekilde yerini bulacaktır diye tahammül ediyorum. Biz sadece, biz istiyoruz ki yani dışarıda gittiğimiz zaman orada garip kalmayalım. Cengiz Kutoğlu'nun şarkısı var, Külleren Aşk diye. Yanlış bilgi vermeyeyim şimdi. Gittiğin yerde garip kalırsan sevgilim, üzülme geri dön. Ya da direkt geri dön de olabilir. Gittiğin yerde garip kalırsan sevgilim.
Yani biz istemiyoruz ki gittiğimiz yerde garip kalalım, boynumuz bükük. Orada adam şeker yerken, dondurma yalarken biz peçeten su içmeyelim yani sürekli. Ay yok ben iyiyim demeyelim yani. Hani tamam çalışan, kazanan gider lüksünü yaşar da yani daha normal şartlarda baktığımız zaman. Ya bir de bak, bak çok rahatsızcı bir şey var. Abi yani bazen kimi, linç etmemizi galiba bilmiyoruz yani. Kime saldıracağımızı bilmiyoruz yani.
Bu ekonomik krizler çıkmaya başladığında birkaç ünlü belki zengin diyeyim tanıdığımız zengin insanlar ya buna tepki gösterdiklerinde ona tepki gösteriyor diye tepki gösteriyor. Yani inanılmaz bir insem, inanılmaz bir çıkmazın içerisindeyiz ya. Yani ben böyle okurken bazen ya kral, başkan gerçekten her şeyi boşverdiklerinde yani derdin şu an zengin birisinin zengin olduğunu bildiğin veya çok büyük markalarla para kazandığını bildiğin birisinin Ülke olarak enflasyon düşüyor, para birimiz değer kaybediyor demesi seni niye rahatsız edebilir ki ya? Ben galiba bunları böyle kendi dünyada, bunlar çok büyük sorunlar değil, bunları düşüp tırnak yiyip uykusuz kalmıyorum tabii ki ama bunları aşabilmek için tabii kendimce yöntemlerim vardır ama şimdi mesela beni bir tarafa koyun. Ben diyeyim ki çok zenginim. Durumu da biliyorsunuz, size her şeyi paylaşıyorum. İşte bu markayla iş birliği yaptım, şimdi bu evi aldım, şimdi bir tane daha alacağım, şu kadar para biriktirdim.
Bir sürü size reklam yapıyorum ve çok param var. Bakın bu benim yaptığım reklam sizi zaten ilgilendirmez. Zaten ilgilendirmez çünkü ben bunu yapmışım. İster izlersin ister izlemez. Bu çok karşı geldiğim şey artık herhalde yaşım büyüdükçe yavaş yavaş hak vermeye başladım. İstemeyen takip etmesin abi kısmına.
Yavaş yavaş ben mi başladım? Çünkü insan sayısı, insan sayıları yükseldikçe anlatım eforu yükseliyor. Yani beni anlamayan gürültü yükseldikçe ben niye anlatmak için bu kadar çok efor sarf ediyorum diyebilir diğer insanlar. Bilmiyorum ben. Beni şu an hesaba katmayın. Ne o kadar ünlüyüm, ne o kadar zenginim. Şimdi bir insan düşün, çok zengin ve her şeyi... Pardon ben değil mi o? Ben çok zenginim, her şeyimi biliyorsunuz. Ve ben diyorum ki arkadaşlar benim yaşadığım ülke, ait olduğum ülke ırkım, ırkımın para... Bu arada ne kadar parayı büyüttüm. Benim kullandığım para birimi değer kaybediyor dışarıda. Ya bu benim için sorun ya. Yani şöyle sorun. Bir tane ilk başta kabaca söylüyorum arkadaşlar. İlk başta şu... Yani ne olursa olsun ben de bu yani ben derken örnek olarak bak bu bile beni rahatsız ediyor. Ya bir şekilde buna değinmek, daha fazla kişiye bunun bir sorun olduğunu aktarmak zaten bir kere reklam. Eğer kaba yerden bakacaksak, kötü bir yerden bakacaksak zaten bir reklam. Ve birçok insanı belki de... ...ee harekete geçirmek, teşvik etmek. Ya bir dakika ya gerçekten bir sorun mu var? Sorun mu var? Demek adına bence güzel bir hareket bir insanın, zengin bir insanın bunu paylaşması.
Daha kolay bir yerden bakmak gerekirse eğer arkadaşlar bizim bugün harcadığımız iki, yarın beş olduğunda üzülüyorsak onun harcadığı sekiz, yirmi sekiz oldu diye üzülebilir. Yani enflasyon böyle bir şey zaten. Yani bir şey pahalılaşınca ona hala ucuz gelmiyor, onunki de pahalılaşıyor, aldığı saat daha farklı bir değere biniyor. 3 kere alacakken, 3 tane alabilecekken bir tane alıyor. O 3 tane almak isterken bir tane almak onu rahatsız ediyor olabilir. Yani aslında onun paylaştığı o birimimiz, para değerimiz, değer kaybediyordaki kısım tabii ki sen, ben, biz değiliz. Bunu şahsi algılayıp buna tavır göstermeye, tepki göstermeye gerek yok. Eğer o adam durumu düzeltebilirse inanın ki biz daha iyi şartlarda olacağız, daha iyi yerlerde olacağız. O yüzden bırakalım da zengin de buna dert yansın, durumu iyi olan da buna dert yansın.
Sadece bunun niye olduğunu bildiği halde buna hala dert yanan varsa konuşacak da pek bir şeyimiz yokmuş gibi. Neyse özlemişim SOTE 35. bölüm başlasın bakalım. Hayatta hep hepimizin belki de zorlandığı anlar vardır. Sizlerin de vardır. Muhakkak bunu bir yerde sorarız. Konuşuruz belki ama mesela benim galiba bak yaşım herhalde büyüdükçe artık şey çok zor gelmeye başladı bana. Böyle ebeveyn özgüveni, ebeveyn körlüğü de olabilir. Öyle öyle bir şey var. Ne olduğunu bilmiyorum. Yani kendi çocuğunu sevebilirsin. Sev. Sana kimse karışmıyor.
Ama bir sosyal bir alanda denk geldiysek, senin çocuğun sana geldiği kadar bana güzellik gelmeyebilir. Ve beni buna ikna etme çalışma. Ve sürekli olarak çok güzel abisinin inanılmaz bir şeyin içerisinde baskılıyorsun. Ve sen sürekli belki de gerçekten çok tabii ki bu çocuğun şeyinden bahsetmiyorum. Ben sevmediysem sen sevebilirsin ya. Şu an çıkıp da bebekten çirkindir gibi bir şeyden bahsetmiyorum yani. Belki kadının bazen tavrı, belki adamın tavrı. Çocuğu bile sevdirmiyor olabilir onların o şımarıklığı. Belki de o yoksun büyümüş olmanın, belki de kendi çocukluğunu bilmiyor oluşunun. Ulan bizde bu imkanlar yoktu nesliyle büyüdüğün için şu anki çocukların şımarıklığı sana çok böyle kötü geliyor olabilir. Bilmiyorum ama ben böyle denk geldiğim zaman bir yerde beklerken bir çocukla bir annesi yanıma oturduklarında annesinin... Bir anda onun baktığı gibi benim de o çocuğa bakmamı istemesi bana çok külfet gibi geliyor. Yani bu ekstra bir mesai gibi geliyor bana. Belli bir süre bunu idare edebiliyorum. Çok tatlı, çok güzel diyebiliyorum. Fakat daha sonrasında iş ikimizin güzelliğinden ziyade yani bu çocuk, bu çocuğu herkes görmeli.
Bu kadının böyle bir çocuk doğurduğunu ve bu çocuğa normal bir insan gibi muamele gördüğünü... ...ve bunun yanlış olduğunu sanki böyle herkese anlatmalıymışız gibi. Çocuk yemek yedi, bir kaşık yemek yediğinde bunun en mucizevi, en uhlevi bir eylem olduğunu... ...sanki dışarı çıkıp herkese haber vermeliyim. Ali az önce bir yemek yedi. Siz daha önce gördünüz mü? Gördük yemek yiyen birisini. Görmediniz bence. Çünkü içeridekini görmeniz lazım gibi bir düşünceye sokulması beni çok yoruyor.
Ve ve şu bir gerçek. Siz onu eşinizle çok aşk dolu bir yıllardan sonra çocuk yapmaya karar verdiniz. Kendi sosyal konumunuzu değerlendirdiniz ve çocuk yapmaya uygun gördünüz. Çocuğunuzu yaptınız ve o sizin hayatınızdaki bütün anılara sahip, bütün sizden dokulara sahip, sizden kokulara, renklere sahip olan bir bebek tabii ki size çok güzel gelecek.
Ama dediğim gibi dışarı çıktığınız zaman lütfen rica ediyorum sadece şu düşünce sizde olsun. Eminim çok güzel bir çocuğa sahipsiniz. Çok iyi yetiştirilmiş. Çok iyi terbiye görmüş. Bunu eminim bunlardan. Sadece şunu söylemek istiyorum. Dışarıda dışarı çıktığınız zaman başka bir bireyle daha önce sizin hayatlarınıza hiçbir kastı olmamış, denk gelmemiş ve hayatlarınıza dair hiçbir bilgisi olmayan bir bireye o çocuk size geldiği kadar güzel gelmeyebilir.
Yani onu ikna etmeye çalışmayın yani. Abisi gördün mü bak neler yapıyor. Bir de çocukların yaptıkları şeyler bize çok... Biz hani herhalde biz küçükken bize çok aptal muamelesi yapılmış. Bak şimdi bu kuşak buna başladı böyle yavaş yavaş. Bir bebek böyle bir şey söylediğinde, daha doğrusu bir çocuk bir şey söylediğinde... Veya bir bebek böyle kafasını kaşımak için kaldırdığında nasıl anlıyor da kafasını kaşıyor gibi düşüncelere bükülmemiz bana biraz bizim çocukluğumuza yapılan bir hakaret gibi geliyor. Hiç mi bir şey görmedik yani? Hiç mi bir büyüğümüzle konuşmadık? Hiç mi iyi bir anımız yok? Sen küçükken şunu söyledin. Şimdi kime, bir de şimdi yaş geldiği için bütün akranlarım, yaşıtlarım çocuk sahibi oldular ve inanılmaz dünyaları değişti. Yani iki sene önce peri bacılarındaki varoluşu sorgulayan insanların şimdi bebeklerin ağzından çıkan suyu kendisini silmesine şaşıran insanlar oldular. Bu çok ilginç bir şey. Da Vinci'nin şifresi filmini izlediğimizde vay be dünyada neler var, ne kiretler var, kim bilir daha nasıl enerjiler var diye böyle tartıştığımız insanların şimdi bebek ayağı ısınınca çorabını kendi çıkartmasına deliriyorlar, şaşırıyorlar.
Tek korkum yani otuz yıldır çorabımı çıkarttım, hiçbir kere şaşırmadım. Bir bebek bunu yaptığında şaşırır mıyım bilmiyorum. Ama arkadaşlarımın bu şekilde kaybolması birazcık üzücü. O yüzden ebeveyn olacakları buradan olacaklar. Bence ebeveyn yani ebeveyn olma tabii ki bilmediğim için buradan o öyle büyük, kutsal bir şey. Önce kendi anne babama, buradan daha sonra öğretmenlerime, sevdiklerime. O saygısızlık yapacak değilim.
Ama yani bizim kuşak bir ebeveyn olma... Yani eskiden sanki iyi çocuklar yetiştirme dertleri vardı bizim annelerimizin, babalarımızın. O yüzden hep böyle bir hani geri planda kaldılar sanki. Ama şimdikilerin sanki kusursuz ebeveyn olma çabaları varmış gibi. Çocuğun, çocuk sadece bir deney. Çocuk onların hayatlarında bir çeltikmiş gibi... ...ön plandalar. Bence bu ön plandalık birazcık... Bir de galiba birkaç bölümdür sorduydum. Bundan bahsettim yani ebeveynlerle ilgili.
Gerçekten yavaş yavaş artık yaşlandığımı ve ebeveynliğe göz diktiğimi şu an göstermiş oluyorum. Neyse, dinleyen ZKUŞA'nın bir öncesi. ZKUŞA ebeveynleri varsa aramızda. Arkadaşlar herkesin hayatı var. Hata siz de yaptınız, onlar da yapar yani. Daha önce konuştuk, bir daha açmayayım o konuyu başkan, rica ediyorum yani.
Bam! Yani böyle bir şeyleri aslında eleştirmek istemiyorum. Daha doğrusu yani lafa bak, bir şey eleştirmek istemiyorum ama karşıma... Yani bir şeyleri artık eleştirmek tabii ki çok geride kaldı bence. Dünya değişiyor, her gün yeni bir şey deniliyor. Bir şey denemek güzel, insanlara özgüven, cesaret vermek güzel şeyler ama... ...belki biliyorsunuzdur, Ocak ayında bir filmimiz, bir dizimiz yayına girdi. Nalan filmi, sinemalarda.
Şu an herhalde yayından kalkmış olabilir. Çünkü o süreçte bunun reklamını burada yapamadım. Dinleyenler varsa, belki izlemişler de vardır aramızda. İyisiyle, tatlı film. Yani şimdi bir film çekiyorsun. Aylarca bunun okuması oluyor, kostümü oluyor, provası oluyor. Çalışıyorsun. Bizim yaptığımızdan çok çok daha çalışan insanlar var. Mekanlar bulunuyor, servis. İnanılmaz tabii orada set esnasında bile konuşuluyor. Onlara tabii ki şu an girip burada alttan müzik vermeyeceğim. O manevi değerleri...
Tabii ki yapmayacağım. Ama ya buna bir emek veriyor ve bunun daha sonra PR yapılacak. Yani günümüzde artık sinemaya dair, siz de yakından takip ediyorsunuz belki, bir sürü değişiklik var, bir sürü yenilik var, bir sürü duyduğumuz, aa böyle bir şey mi denenecek dediğimiz, şimdi işte ekran şeyleri geliyor, green perde yerine, green box yerine. Televizyon ekranları gelecek, orada çekilecek. Bir sürü bunun deneysel şeyleri denenirken...
Ya şimdi PR yapılacak. Yani geleneksel medyayı bozmayalım. Hadi gazete gelecek. Yani... Böyle gazeteler bitmesin diye elimizden gelen her şeyi yaparken insan olarak yani gazete... Adam geliyor muhabbetten soru sormaya böyle sanki bu soruyu ilk defa bulmuş gibi. Böyle oturuyor diyor ki, bu karaktere nasıl çalıştınız? Yani başkan...
Eskiden hiçbir şey bilmiyorken, bu sorular bize... Bilmiyorum, belki de ben yanılıyorsam siz beni düzeltin yani. Eskiden hiçbir şey bilmiyorken, bu bizim merak ettiğimiz, belki okuduğumuz. Yani o yüzden belki de bir sürü metotik kitabı vardı yani. İnsanlar bir şey bilmiyorlardı ve yapılmış, işlenmiş, deneyimlenmiş ve başarılı ulaşmış sonuçları görmek keyifliydi. Dolayısıyla bir oyuncunun nasıl çalıştığını bilmek, okumak... Ama yani şimdi günümüzde günde sekiz tane yeni dijital iş girerken... Karaktere nasıl çalıştın? Diyor ki bu karakterle en yakın ortak noktanız ne?
Benim oynayanım, ikisinde benim oynayanım olabilir. Bu şarkıyı çok beğenmedim. Çok ilk şakası gibi geldi. Böyle ben... Bir de, bir de ne oluyor biliyor musun? Yani ben işte Daniska'da mesela hep bunu savundum yani. Böyle herkesin sorduğu soruları sormayalım artık deyip... ...biz bu herkesin sorduğu soruları en sonunda sorup böyle konuk böyle uyuz oluyor. Bunlar kaldı mı diye. Konsept yapmış bir adamım. Yani çıkıp da beni, siz böyle bilmiyor musunuz? Demiyorum da.
Hani artık bu bilen bir şey yani hani. Talk Show programı yapıyor. Diyor ki işte setteki en komik anınız neydi? Başkan yapma ya. Yani dünya kendini yırtıyor yenileneceğim diye. Dünya mahvetti kendini yenilen. Neler çıktı? Ne harap oldu insanlar ya?
Ha ya o kadar prodüksiyonu arkanı alıp çıkıp da yani sette en komik olay neydi artık? Görüyoruz zaten çünkü story atıyor. E olmazsa haberi çıkıyor. E olmazsa sette birisi var, o onun haberini yaydırıyor. E hiçbiri olmazsa birisinin altını taşmıyor. Ya zaten duyuyoruz bunları ya. Çıkıp da orada programda giyinmişsin, kuşanmışsın. Müzik var, seyirci var. Sohbet bekliyoruz. Bir karışıklıklı bir diyalog bekliyoruz. Aa karışıklıklı bir enerji bekliyoruz. Setteki en komik anı neydi? O da partnerini övüyor. E onu da biliyoruz.
Böyle dergi röportajı geliyor, tamam mı? Okey diyor mesela. İlk soru diyor ki, Sergen Tevcik kimdir? Ya başkan, bunun için ne sen bu soruyu yaz, ne ben sana bu soruyu cevap... Hani bak bu benim derdim şey değil, ben Teoman'ım artık, ben bir şey yazmam, ben Necdet İşler'im, ben artık... Değil.
Yani ben bile şu an bazen kendimi merak edip Google'da bakıyorum, ne yapmışım, yeni bir şey çıkıyor mu, haberim var mı? Yani çıkıyor yani, öyle bir sürpriz bir şey değil. Bir adam dergiyi alacaksa, benim Google'da alabileceğim cevabı almasın ya. Yani çok haksızlık yani. Bir editör olsam, bence ne bileyim? Ya böyle de konuşuyorum, ileride bakmayın.
Garderobe magazininde Sergen Devic'i kimdir? Bir de beni benden dinleyin gibi bir şey çıkabilir. Belki de başıma gelmediği için şu an. Yani bu kadar yükseği ama bir röportaj sorusu geliyor. Sergen Devic'i tanıyabilir miyiz? Bize biraz kısaca kendinden bahsedebilir miyiz?
E şimdi bu mantığa göre... Ben şimdi, beni düşünmeyin mesela. Daha ünlü bir isim düşünüyorum. Yani bu mantığa göre adam yılda sekiz dergi yaptı, sekiz kere kendini anlatsa bunların hepsinde tutarlı olması çok zor ya. Ben mesela unuturum. Ulan ne demiştim orada diye. Ha çünkü size oluyor mu bilmiyorum. Böyle dönemsel şeylerim olur mesela benim. Birisi sorursa neler yapmayı istemezsin. Tatlım ben satranç meraklısıyım derim ama hayatım boyunca oynamamış olabilirim. Ama o an acaba oynasam tatlım ben bilmiyorum ya. Bir darbuka bu sırada merak sardım ama daha darbukan bile yok.
Belki bir dergiye o an, bu sıra darbuka çalıyorum demişimdir. Bir sonrakine müziği hiç sevmiyorum diyebilirim. Google zaten bunu bir kere listeliyor ya. Bir daha, bir daha, bir daha gerek var mı? Dünya bu kadar kendini mahvederken yenileneceğim diye. Bizim bu kadar geriye gidiyor olmamız ya da bu kadar sabit kalma çabamız. Buradan medyamızı da tabii ki suçlamıyorum.
Ama birileri, abi bir röportaj yapacağız bununla, hadi soru yazalım diye, kimdir diye soru yazıp bunu satabiliyor birilerine yani. Bu fikri birilerine satıp... ...röportaja gelebiliyorlar. Gelsinler bu arada, başım gözüm üstüne, yarın iyisi kötüsü olmaz. Ama insan şey istiyor böyle yani, bir soruyu cevaplarken... ...ulan biraz daha o düşünsen veya böyle röportaj bittiğinde... ...ulan ya keşke şu soruya şu cevabı verseydim gibi bir ukde kalsın istiyor ya... ...bence. Ya da ben istiyorum yani şahsen, en azından başıma bir şey gelsin istiyorum yani.
Umarım sizler ve bizler bir başkalarına daha iyi sorular sorar ve akıllı daha güzel kalmayı başarabiliriz diyeyim. Yani yaptığımız iş gereği ya da yaptığım iş gereği insanlarla hepsi yani işte sote. İnsanlara, daniska. İnsanlarla, insanlarla. Stand-up, direkt insanlarla. Hani tiyatro, insan. Yani insanlarla çok seviyorum yaptığım işi. Bunu her... Stand-up'da da söylüyorum yani. İnsan çünkü değişken bir şey. Ama bazen bak gerçekten, hani size burada bunalmışlık anlatmıyorum. Bazen gerçekten böyle cevap veremeyeceğin noktalara kalıyorsun. Aman herkesle iyi olayım. Mesela bizim burada işte BKM akşamları oluyor. Açık mikrofon akşamları, mutfakta oluyor.
Ben de atıyorum böyle evde yeni gösteri, yeni şaka yazmışım böyle bir on dakikalık set yazmışım yeni. Şimdi onu denemek istiyorum diyorum ki gideyim açık mikrofona. Bu akşam var. İniyorum işte sahne alıyorum on dakika böyle çıkıyor çok güzel birbirinden değerli komedyenler. Ben de çıkıyorum. Bir on dakika yeni şakamı deniyorum. Böyle güzel reaksiyon oluyor, gülüyoruz. Diyorum ki işte ben normalde setim bu değil, setim daha pahalı. İşte biletler, biletiks de. Bugün yeni şaka deneyeceğim. Ondan sonra çıkınca böyle işte hani... Komedyen olmak, yani şimdi diyeceğim de çok böyle ukulele gözükeceğim. Öyle değil yani, anlıyorsunuz beni. O seni böyle bilen insanlar geliyor, sohbet başlıyor ve sen orada ne bileyim bire içiyorsun. Böyle yandan biri görüyorsun. Aa diyor, abi diyor, sen bire mi içiyorsun diyor.
Hani başkan sence şu an Teoman taklidi yapıyor olabilir miyim? Yani inmişim akşam ve... ...bir her erkek, bir her kadın, her birey gibi... ...canım birey içmek istemiş, birey içmek... ...yani insan... ...ya bilmiyorum hiç hayatınızda birisi sizi birey içerken... ...aa abi sen birey mi içiyorsun? Aa başkan birey mi içiyorsun ya? ...gibi bir şey geldi mi? İnanın bilmiyorum. Gelirse, ilk başta gelse... Aynen ya seviyorum gibi tatlı bir yerden yaklaşabilirsiniz. İkinciye geldiğinde, aynen ya öyle bir kaçamak yaptım diyebilirsiniz. Üçüncü olduğunda kafanızda evet diyebilirsiniz. Fakat on iki, on üçten sonra, aa başkan hayırdır ya bira diye biri sorduğunda, sanki gerçekten siz hayatınızın o anına kadar hiç bira içmiyormuşsunuz da, içeride bir tane pezevenk sizin kafanızı karıştırmış, içine bir şey koymuş ve böyle bir canınız sıkılıyor durduk yere. Hiç olmayacak şeyler aklınıza geliyor.
Bira içmek bence dünyanın en basit eylemi. Hiçbir şey yokken bira içebilirsiniz. Canınız sıkılır, bira içebilirsiniz. Çok mutlu olduğunuz bir an, bira içebilirsiniz. Yazın, gün aşınırken bira içebilirsiniz. Kışın, dağ evinde bira içebilirsiniz. Bira içmek için bir şey yapmaya gerek yok. Bir şey yaparken bira içebilirsiniz. Her şey yaparken bira içebilirsiniz. Deyince bak şu an aklınıza gelen şeyi tam edebiliyorum. Hepimizin aklı bir an kaydı, farkındayım. Bira birçok şeye eşlik edebilir. Dolayısıyla... Şuraya bağlayacağım arkadaşlar bu konuyu. Dışarıdan size sizin her zaman yaptığınız bir şeye dair bir gönülüm ilk defa geldiğinde veya ilk defa yapıyorum uçuştan tepki alırsanız eğer şunu düşünün.
Bu ilk defa görüyor ama sen daha önce bunu yaptın, eminsin. Ben çünkü o an şöyle yaptım, bir dakika hayır, sakin ol. Sen daha önce içtin, çok içtin, o ilk defa gördü. Bırak o şaşırsın, sen şaşırma, sen normal tepki ver. İnsanlar sizi sevince, bilmiyorum yani seviyorlar diye şu an varsayıyorum. İnsanlar sizi sevince, size değer verince veya bilmiyorum, sizi kendi kafalarında bir yere koyunca... ...sizin hakkınızda söz sahibi de olabiliyorlar.
Ben buna izin vermek istemiyorum. Ben hiçbir zaman çıkıp da işte ailem işte sizin için işte ne diyorsunuz bu pantolon alınır mı? Hangi ayakkabı? Hadi siz seçin falan öyle bir etkileşime girmiş bir insan değilim. Bunu her zaman söylüyorum. Girenlere sonuna kadar saygı duyuyorum fakat şeyde biliyorum yani yarın öbür gün... Benden daha komi geldiğinde, benden daha iyisi geldiğinde, biraz zaman alabilir ama daha iyisi geldiğinde, sevginiz ve ilginiz oraya geçtiğinde, benim için seçtiğiniz ayakkabı, pantolon bana kalsın istemiyorum. Çünkü daha önce bunu yaptım. Yani beraber aldığımız her şey bana kalıp, diğer taraf gittiğinde bunun yükü ağır oluyor arkadaşlar. O yüzden ben size ailem demeyeceğim.
Bir şey alırken size sormayacağım. Aldığım bir şeyi çok beğensiniz bile onun linkini vermeyeceğim. Tabii ki marka eğer para vermezse veya size danışmayacağım. Çünkü, çünkü sizle öyle etkileşime girmek istemiyorum. Çünkü benim, beni tanımıyorsunuz. Hayatınızdaki yerimi bilmiyorum. Beni nereye koyduğunuzu bilmiyorum. Dolayısıyla ben yarın öbür gün sizi, bunun temeli şuraya yatıyor. Yarın öbür gün sizi bir hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Çünkü biri içerken görürseniz hayatınızdaki daha önce yaşamış olduğunuz acılar size hiç gelebilir.
Ama hayır, ben sadece biri içen bir adam olarak kalmak istiyorum. Yani... ...bir izlediğimiz videoya beraber gülersek ne hala? Bundan daha güzel mutluluk yok bence. Diğer türlü beklentiye girmeye gerek yok yani. Abi sen bira içmiyorsun diye ben seni seviyorum. Yarın bira içebilirim. Yani bu yüzden sevgini kaybedeceksem bu sevgi bugün de var olmasın. İnan ki yapabilirim. Sen de yapabilirsin. Bir şey diyeyim mi? Bak aramızda kalsın başkan. Kimleri tanıyorum, bira içmeyen biliyorsun.
Yani tabii buradaki bira metafor yani. Siz bu biraya birçok şey koyabilirsiniz yani. Bazen insanlar insanlarla konuşuyorlar diye. İnsanlar insanlarla yatıyor, seks yaptılar diye konuşmuyor. Bunun birçok şeyi var yani. Siz şeyi düşünün yani. Her şey olabilir.
Başıma da her şey geliyor. Ben hep şunu düşünürüm. Ben eğer bunu söylüyorsam, yani size böyle bir temennide bulunuyorsam, bence başıma gelebilecek her şeye de hazırlıklıyım yani. Yarın öbür gün beni sevdiğini bildiğim bir insanı görsem bilecekken, inanın söz veriyorum size şok olmayacağım arkadaşlar. Çünkü aynı boku ben de yiyebilirim.
Ya böyle evini temizleyince içinde büyük bir ferahlık hisseden kimler var bilmiyorum. Bu bir hastalık mı ya da bir Burcu özel bir şey mi? Hiçbir bilgim yok ve bunun ne olduğunu, niçin olduğunu bilmeyeceğim. Fakat böyle bir özelliğimin olması bana çok iyi geliyor. Çünkü bir şeye sıkıldığımda, ya televizyon sehpasını silmenin iyi geleceğini biliyor olmak. dünyadaki birçok acıya karşı gelmeye eşdeğer bir şey. Yani inanılmaz korkusuzca oluyorsunuz. Ben ne acılarımı, bak ben ne acılarımı buzdolabının peşini çekip, buzdolabını naftalinle, karbonatla silip temizlediğimde açtım. O kadar güzel, o kadar keyifli bir özellik ki. Eğer sizlerde varsa ve bunu kullanmayı bilmiyorsanız, şimdi onlardan biraz bahsedeceğim sizlere arkadaşlar. Mesela bir kavga ediyorsunuz.
İki ihtimali var. Kavga etmek, istemek ve istememeye dair. Eğer kavga etmek istemiyorsanız onu zaten kesiyorsunuz. Kavga etmek istemiyorum şu an diye. Kaç taraf eminim bu konuda size her zaman anlaşılı.
...siz şu an kavga edeceğiz, kavga etmek istemiyorum dediğiniz zaman eminim karşı tarafı... ...ben asla istemiyorum gibi hemen bu kavgayı kesiyordur. Verelim ki kavgayı kesmedi fakat siz kavga etmek istiyorsunuz... ...fakat ne olacağını bilmiyorsanız çok rahat olun. Hakaret, karşı tarafı kırıcı ve onur kırıcı sözlerden kaçınabilirsek... ...gerçekten kavgaya mutabık kalabilirsek eğer sonrası çok basit. Yani ne kadar üzülürsen, ne kadar sinirlenirsen sinirlen...
Bir cam sil ve gazete kağıtlarıyla camdaki tutmuş lekelerin çıktığını gördüğünde hiçbir acının kalmaması mucizevi bir şey. Yani insanlığa dair eğer bir özellik arıyorsak işte ben akşamları yok, yağmur yağınca hüzünlü oluyorum, ben yaz insanıyım gibi şeylere takılmazsak daha resme daha spesifik bakabilirsek... Hani kendimizi tanıma bize ne iyi geliyor. Ben mesela buldum. Gerçekten temizlik bana iyi geliyor. Bir şeyi aşamadığımda, bir insana kendimi sevdiremediğimde eğilip yerleri silmek, yani kendimi aşağıda görmek, aşağıya kabul etmek. Sen kimsin köpek? Buradan o kadına seslenebilir, o kadınla konuşabileceğini zannetmişsin. Psikolojisine kendimi yedirmek çok iyi geliyor, çok rahatlıyorum. Bunu çeşitli imkanlarda kullanabilirsiniz. Yani bir partnerinizi, eşinizi, flörtünüzü, date'inizi... ...bir yerde mutlu edemediniz ve eksik kaldığınızı hissediyorsanız aynı eş değer kıstasını koyun. Aynı yani mesela... ...mesela siz de ne bileyim işte buluştu, sohbetinden keyif almadınız. Yani o beklediğiniz sohbet... ...olmadı. Bir bardak yıkasanıza. O meçhibi görün ya, o parmağınızın bardaklardaki eşleşmesini... ...o normalde üç parmağın girmeyeceği ayda cam bardaklarına, sizin bileğinizin nasıl girdiğini, o süngeri nasıl kıvırdığınızı...
Yani belki de aslında sizin eksik kalan yaralarınızın başka bir tenden ziyade bir deterjanda olma ihtimali. Bunu böyle göz ardı etmeyelim. Tamam bir tanesi manevi çok yüksek değeri ölçülemez bir insan. Ama diğeri on liralık bir deterjan sadece leke çıkarmıyor. Ve travmaları yok ediyor olabilir. Gerçekten böyle düz bir yerden bakabilirsek eğer... ...hayat o kadar da zor bir şey değil yani. Bu çünkü yılların tartışması. Hayat hiç o kadar acımasız gibi değil. Sen sadece acının olduğu yerde kalmayı tercih ediyorsun. Ve bulamadığın, çıkamadığın yerde eşe anlatmak. Ben şimdi ne yapayım? Ben tabii ki şu an çıkıp size burada psikolojik bir yönelim, psikolojik bir seansla bulunmayacağım. Ama kendi deneyimlerimden söyleyerek kötü bir seksten sonra... Yani banyoyu yıkamak böyle çamaşır suyuyla o kadar iyi ki. Çünkü bir şeylerin aktığını görmek, bazı lekelerin çekip gittiğini görmek insana bir şekilde iyi geliyor. Ben daha önce banyo temizlemedim. Bunun seksi ve laksı olmayabilir belki de başkalarının. Hayır tabii ki benim bu arada en sevdiğim mutfak, banyo, salon ve yatak odası ve koridor ve giriş kapısı ve pencere.
Bunları temizlemeye bayılıyorum. Ben temizlemeyi seven bir insanım. Bu illa temizlik değil. Başka bir şey yapmayı seviyorsunuz. Mesela örnek vereyim. En basit örneği biliyorum. İşte gitar çalmayı seviyorsunuz. Hayatınızdaki aksi bir şey. Ve Tufan Kıraç yeniden doğuyor. Anadolu olarak tekrar 2023'de başlıyor.
Yani bence böyle sevdiğimiz şeyleri eşler, kıldığımız zaman güzel olabiliyor yani gerçekten. Mesela cam silmek, perde yıkamak, perde asmak, üşeniyoruz belki çoğunlukla. Ben genel konuşuyorum, kimse üstüne alınmasın. Üşeniyoruz belki ama bir ara artık şu perdeleri yıkamanın zamanı geldi dediğin nokta. Bil ki gerçekten perdenin yıkanma anı değil. Senin kendi kafanda artık bir yası bitirdiğin, bir olayı aşmaya başladığın an. O yüzden o an hiçbir şekilde üşenme, git ve o perdeleri yıka ve yeni hayatına hazır ol.
Bu tavsiyeler tabii ki size doğrudan gelen tavsiyeler değil. Bunları sadece size iyi gelebilecek başka aktivitelerde süslüyorum. Bir film izlemek neyse bence temizlik yapmak. Temizlik yapmak böyle hastalıkmış gibi lans edildiği için bunu toparlamak istiyorum. Çünkü benim başıma geldi bu kadar temiz olmak zorunda değilsin. Bak bu hastalık insanlar rahatsız oluyorlar. Bir saniye. Ben temizim diye eğer başkaları rahatsız oluyorsa onların pisliğini konuşmuyoruz da benim temizliğimi mi konuşuyoruz? Bence buradaki asıl sorun bizim temiz olmamız değil. Onların yeteri kadar temiz olmaması ve pasaklılık ve pisliği abi insanız gibi bir kalıplamaları hayır. İnsanın en büyük özelliği kendi bokunda yüzüyor olmaması ve kendi pisliğini yemiyor olmaması.
Herhalde bu konunun da benim için ne kadar ciddi bir konu olduğu şu anda baya kulaklarınıza gelmiştir. Ama konu mutabıktır. Gerçekten size iyi gelebilecek. Bunu da sanki ben bulmuşum da şu an yani 2022 yılında. Arkadaşlar eğer canınız sakınsa mutlaka size bir köpek sahiplenin falan.
Ben sadece temizliği savunuyorum. Sadece gerçekten temizlik çünkü insanların kalkıp üşendiği, yapmaktan çekindiği bir şey. Ama eğer bir ara olur ya, boş gününüz olur, evi komple bir elden geçirseniz ya, Şunu belirteyim önce şu konuda yani süpürmek temizlik yapmak değil arkadaş. Süpürmek sadece tozları almak. Yani koltuğun altını süpürmediğin için aldığın tozların akşamına yenisi gelebilir ve şey diyebilirsin. ''Bir dakika abi ben daha burayı öğlen sildim süpürdüm.'' Hayır, silip süpürmedin. Sadece süpürdün.
Silmek, koltuğu kaldırmak, koltuğu kenara itmek, halıyı sirkelemek, onları yıkamak, yenilerin kıyını kılıpları takmak. Temizlik biraz daha hani başkan rahatsız olma mı? Bu senin için şey olmasın ama... ...biraz daha kapsamlı olabilir. Çünkü diğer türlü yaptığın temizliği akşam karşılığını göremeyince... ...ya bu ev temizlenmiyor, bu pis gibi bir şey... ...sen üzülürsün. Biz istiyoruz ki sen üzülme yani. Bu nasıl yapılıyor? Çünkü öyle değildir yaptığın şeyi bilmek, o işi güzel yapmana vesile olmaz mı?
Biz de burada elimizden geldiğince buradan kardeşlerimize, başkanlarımıza temizliğin nasıl yapılması. Vallahi ben gerçekten psikolojik olarak o bulaşık köpük, o bulaşık mesela... Ben mesela geceden bulaşık bırakırım. Hani gece yatarken bırakırım ve çok... Banko bırakmam da, banko... Bırakmam bankoda. Banko'da. Banko'ydu onun ismi değil mi? Şimdi bütün temizliği anlatıp onun ismini unutmuşum.
Mutfak tezgahında bırakmam. 2-3 tane bırakırım. Sabah uyandığımda günde bulaşıkla başlayayım. Arınarak başlayayım gibi. Bilmiyorum size. Bunu şu yüzden anlatıyorum. Umarım hasta değilimdir. Umarım aramızda birileri vardır. O arınmak, o bardağın, o küplükten gıcır gıcır, sonra soğuk suyla, parmakla nasıl anlatayım, kaymaz ya, pıçık pıçık pıçık olur ya, o efekt falan. ...bana iyi geliyor. Umarım aramızda ilgilenenler varsa hayatımızdaki reklam kısmı temizlikten mahrum kalmamaya diyerek... ...yavaş yavaş da bölümün sonuna gelelim. Evet, bu arada biraz reklam yapayım. Tiyatro oyunumuz başladı baş belası. Cevhum Fersoy, Melis İçten ve ben, üçümüz oynuyoruz. Cez Tiyatro. Dolga Güleryüz yapımcımız, çok güzel bir ekibimiz var. Turne yapıyoruz, İstanbul'da oynuyoruz. Biletler, biletikse... Eğer oyunu canlı izlemek isterseniz Bratix'ten takip edebilirsiniz. Onun dışında stand-up'larımız devam ediyor. Stand-up'larım devam ediyor. O da turnede şu anda. O da Bratix'ten bakabilirsiniz. 9 Mart akşamı Bursa'da olacağım. Bu bölüm ne zaman yayınlanır bilmiyorum. Şu an tarihlerimiz 6 Mart. Herhalde 3 gün içerisinde. Pardon şu an 7 Mart. 2 gün içerisinde yayın. Yarın yayınlayayım.
Daniska Talk Show bitmedi. İlk sezon bitti. Şimdi ikinci sezon için hazırlıklar başladı. Onları yapıyoruz. Yakında o da başlayacak. Nailan sinema filmi vizyona girdi. Belki yakında izlersiniz. Bonkis Blue TV'de yayında dizi. Onu izleyebilirsiniz. Onun dışında reklamlarım bitti şu an için. Yeni gelişmeler oldukça size haberde. Siz zaten sağ gence bir şey var mı? Çabuk bize haber verdi. Biliyorum yanıp kudurduğunuzu. Olursa...
Haber vermekten asla çekinmeyeceğim. Ama eğer konunun başına dönmek gerekirse, arkadaşlar medya çok kirlendi. Medyada herkesin fikri var artık. Bence bir, nasıl toparlayayım bilmiyorum, bir yorumu sevdiğimiz kişiden ziyade, gerçi içeriye bakarak okuyalım. Yani bazen insan kime hak verecek diye şaşırabiliyor. Sevdiğimiz insanın yaptığı açıklama bizi üzebiliyor.
O yüzden buraya kadar da geldiniz mi bilmiyorum. Eğer geldiyseniz de ne mutlu. Teşekkür ederim. İyi geceler diyeyim. Uyuyorsanız, ayaktaysanız iyi günler. Bir şey düşünüyorsanız da hayırlı düşler diyeyim. Yavaş yavaş bitireyim. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.