Podcast

S1E34 / Kusurlu ebeveynlerimize

Sote

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Okuduğunu anlamayan bir nesle kendimizi affettirmeye ve sevdirmeye çalışıyoruz. Bizi sevmezlerse hiç kimse sevmezmiş gibi geliyor oysa kırgınlığımız bile onların sevgisinden çok daha güzel



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.973 kelime · ~25 dk okuma

Merhaba sevgili güzellikler, sevgili dostlarım. Bu bölüme başlarken sizlere yakın zamanda yaşadığım bir sorunu kendi hayatımda artık gülsem mi yoksa buna tepkimi göstersem ya da insanların söylediği şeylere cevap mı versem yoksa şöyle bir geri çekilip hani sevgili Mevlana söylüyor ya Önce bir lafa bakarım, laf mı diye. Sonra adama bakarım, adam mı diye. Yani söz tam böyle olmasa bile buna benzer, anlamının buraya çıktığı bir söz var biliyorsunuz. Hayatım boyunca gerçekten bu kelime bana ilk Facebook zamanlarından bildiğim, daha sonra MSN, pardon ilk başta MSN, daha sonra Facebook, daha sonra ileti kısımlarında gördüğüm bir yazıydı. Ve dolayısıyla bir yerden sonra bendeki anlamını yitirmişti. Fakat yıllar sonra gerçekten bunun ilk defa karşılığını aldım. Bu sözün ağırlığında ezildim diyebilirim. Şimdi size başıma gelen bu olayı anlatacağım. Günümüz Türkiye'sinde zaten Cem Yılmaz da benim. Yan yana gelmem dahi bir haberbaşlığı olarak yan yana gelmem dahi söz konusu değil. Dolayısıyla bu başıma gelen olayı size bu başlıkla anlatayım ki ilgi çekici olsun. Belki olayı görmüşsünüzdür, duymuşsunuzdur veya denk gelmiştir. Şimdi size onun iç yüzünden bahsedeceğim arkadaşlar.

Ekşi Sözlüğü'nün Pena adını taşıyan bir kanalı var. Bu kanalda ne oluyor? Buyurun benim konsepti var. İnsanlar oraya gidiyorlar ve o sırada ekşi yazarları canlı bir şekilde metin üzerinden soru soruluyor. Ben de onları görüp cevaplıyorum. Daha sonra bunlar videoya çekiliyor. Yani o anda videoya çekiliyor. Daha sonra bu video editlenip yayınlanıyor.

Buraya kadar bir sıkıntı yok diye tahmin ediyorum başkan. Ondan sonrasında ben bu yayın bittiği sırada bir başlık açıldı ekşi sözlükte. Sergen Deveci'nin Cem Yılmaz'ı tahtından etmesi başlığı altında. Başlıkta öyle bir giriş var ki inanılmaz övülüyorum yani. Ben zaten okuyunca ha dedim bu dalga geçiyor benimle. Benim yakışıklılığım, şey olmamış mizahımın, öndenemez tavrımı. Tamam dalga geçiyor benimle diye düşündüm. Buna herhalde güleceğiz çünkü ben güldüm. Bu gülünecek bir şeymiş gibi sandım. Daha sonrasında

Transkriptin tamamını oku

Bu başlığı gören ekşi yazarları inanılmaz bir şekilde hani sanki hepimiz başlığı farklı şekilde algılamışız, farklı bir şekilde okumuşuz gibi bir tepki, bir şey. Çok kızmışlar bir şeye. Neye kızdığını hiçbirini bilemedim. Çok öfkeliler ve gerçekten günümüz dünyasında Cem Yılmaz'ın bu kadar iş yaparken, kendi sıkıntılarını anlatırken üzülüyorduk yani. ''Ulan adam güzel işler yapıyor, niye bu kadar derdi var?'' derken bu kadar sahiplenmesi hoşuma gitti bir yandan ama

O sevilirken başkan beni ayak altına aldı. Yani şöyle bir şey oldu. Zaten benim kıyaslanmam mümkün değil. Ben bunu kabul etmişim. Bir yerden sonra olay şeye geldi. Bu başlığı benim açtığıma dair. Yani sizce ben yanılıyor muyum arkadaşlar? Ek sözlüğe konuk olduğum gün. Daha oradan çıkmadan, sizce böyle bir başlık, adım soyadım ve mizah anlamında, ben en üstüne giden isimlerden birisiyle kendimi kıyaslayabilecek bir başlığı açabilecek kadar gerçekten beni hiç düşünmemiş olabilir misiniz? Ya da gerçekten beni öyle görmüş olabilir misiniz? Yani muhtemelen...

Bunu aşağılayıcı bir şey olarak söylemiyorum yani. Muhtemelen birçok insanı seviyorsunuz, influencer olarak, ne bileyim fenomen olarak, sanatçı olarak. Onların yaptığı açıklamalar size birçok şeyi olabilirmiş gibi getiriyor olabilir. Ama bakın size yemin ediyorum arkadaşlar, ben o zamana kadar yani sosyal medya üzerinde, ilişki yani iletişim üzerinde linç kültürüne sebebiyet verecek ne bir açıklamam olmuştur, ne bir kapım olmuştur. Yani hiçbir şeyim yok yani. Sizce?

Bu hatayı böyle alelade bir şeye saklamış olabilir miyim? Yani ben şeyi görüyorum. Artık olan şeye gelince bu başlığı benim açtığıma dair gelince ben dedim ki bir dakika dur. Benim galiba şu an devreye girmem gerekiyor. Çünkü olan şeye geldi. Böyle reklam da olmaz. Reklamın kötüsü olur demezlerdi de işte al sana kötü reklam falan. Yani inanın kendimce birçok kez reklam denemesi yaptım, reklam çalışmaları yaptım. İyiydi, kötüydü bilmiyorum ama dışarıdan bir gözle baktığım zaman iyiyi ve kötüyü bence ayırabilecek seviyedeyim. Ve bunun, bu çalışmanın bir reklam çalışması olmadığını

Anlayabilecekmişim gibi geldi bana arkadaşlar dolayısıyla. Dedim ki benim devreye girmem gerekiyor diye düşündüm ve Twitter'dan şöyle bir açıklama yaptım. Belki görmüşsünüzdür. Şimdi tam hatırlamıyorum. Bakmaya gerek yok. Benim kıyaslamam mümkün değil. Çok saygı duyduğum bir isimdir. Ben fikrimi söyleyeyim istedim. Sevgili ekşi yazarları diye belirttim.

Daha sonrasında, burası çok güzel olan kısım, sevgili Cem Yılmaz bu tweeti alıntılayıp çok nacizane, çok tatlı bir yorumla karşılık verdi. Beni kolların altına sardı. Ben dedim ki çok teşekkür ederim, en azından derdim bilindi diye düşündüm. Ama arkadaşlar hikaye asıl buradan sonra başladı.

Sınırlanmıyorum yani bu gülüş ne gülüşü biliyor musunuz? Arkadaşlar ben bunu paylaşmazsam deliririm. Ben bunu söylemezsem kafayı yerim gülüşü bunlar. Yani şimdi beni anlıyorsunuz değil mi? Bakın demişim ki kıyaslanmam mümkün değil. Çok sevdiğim örnek aldığım birisim. Onun yolundan gidebilirsem ne hale? Hani fikrimi söyleyeyim istedim, bilin istedim gibi.

altında inanılmaz bir yorumlar geliyor. Sen kimsin ki zaten? Biz seni tanımıyorduk. Şimdi öğrendik ama esamesi okunmaz. İğrenç bir mizah yapın var. Sen kimsin ki kendini Cem Yılmaz'la kıyar...

Şimdi ben hiçbirisine tabii ki cevap vermedim. Cevap verseydim... Yani bu şey değil, ben sana bir cevap verirsem ağzını payını alırsın gibi şeyler değil. Gerçekten ne söyleyeceğimi bilmediğim bir durumda olduğum için. Çünkü daha önce ailesinde, çevresinde, arkadaş ortamında ne söylendi, nasıl bir karşılık gördüğünü bilmediğim için belli ki yani inanılmaz bir yolculuktan geçiyor birçok insanlar. Ama şunu söyleyeyim.

Birçok kişiye benim tarafımdan böyle şey anlamında çok destek geldi. Çok mutlu oldum onu söyleyeyim öncelikle. Hani desteklenen de vardı. Teşekkür ederim. Onlar burada konuşacak şeyler değil. Çünkü onlar iyi taraflı gibi bir şey söylemeyeceğim ama hani... Onlar da şeyi savunuyorlar yani adam zaten bunu söylüyor anlamıyor musunuz dediğimde. Bir tane hanımefendi bak hala hanımefendi diyorum bu da gerçekten, gerçekten ikili bir diyaloğum olmayacağından dolayı bana çok uzak olduğu, çok uzak bir varlık olduğumdan dolayı saygımı korumak istiyorum. Başka bir şey söylemek istemiyorum. Yani şöyle bir açıklama yapmış yani biz seni tanımıyorduk ama şimdi öğrendim. Sen bilmem kırk fırın ekmek yesen Cem'in tırnağı olamazsın. Bu mizahla bir yere gelemezsin. Sen kimsin ki kendini? Yani bak her şeyi boş ver. Bütün iyiyi, kötüyü, bütün yorumları boş ver arkadaşlar. Ne var biliyor musun işin gerçeği? Arkadaşlar okuduğunu anlamayan bir kesime kendimizi anlatmaya çalışıyoruz sosyal medyada. Başkan çok tehlikeli ya. Bak bunu belki daha önce yıllarda söylemişimdir bilmiyorum ama çok tehlikeli başkan. Bu ne demek biliyor musun? Yani ileride bir şeye canın sıkılsa, başına bir şey gelse, bir olayın çıksa

Derdini anlatabileceğin kimsen yok. Haklı da olsan seni anlayabilecek bir kesim olmadığını biliyor olacaksın. Yine destek olanlar, seni anlayanlar, senin tarafında... Hani bu şey meselesi değil. Benim görüşüm bu. Kimler benimle olan değil. Ulan apaçık ortada ne bir hakaret var, ne bir aşağılama var. Karşı taraftan ne bir sen kimsin ki falan var. Yani saygımla gelmişim. Teşekkür ederim cevabı beni çok nazik karşılamış.

Ama derdimi insanlara anlatamıyorum yani ve inanın bakın hiç denk geldiniz mi? Birisi bir şey yazmış da ben ona sen kimsin gelen bize cevap... Şimdi şöyle bir hakkım yok mu sizce? Bakın soruyorum bak bunu düşünemiyor insanlarım.

Ben bir yerde konuğum ve bir açıklama yapıyorum. Daha sonrasında bir durum uzatmak için diyorum ki arkadaşlar böyle bir şey mümkün değil diyorum. Daha sonra benim varlığımdan haberdar olmadığım bir insan çıkıp diyor ki sen kimsin ki kendini kıyaslıyorsun? Lan başkan sen kimsin ki lan benim hakkımda yorum yapabiliyorsun? Yani ben istemiyorum ki iş buralara gelsin. Ben istemiyorum ki biz karşılıklı asıl sen kimsin lan kısmına gelelim.

Ben istiyorum ki ben bir şey yazdığımda iyidir, hatalıdır, doğrudur, yanlıştır okuduğunuz şey üzerinden hani benim anlatmak istediğim şey üzerinden birbirimizi eleştirebilir, birbirimizi kanayabilirsek ne âlâ ama ben sana kendimi kanayabilecek bir şey vermemişken senin beni kınama arzun beni çok yani eskiden olsa sinirlenir miydim bilmiyorum ama şu an şöyle sadece gülüyorum ve şey oluyorum ya çok korkunç Başkan çok korkunç, ileride bir derdimiz olsa ya arkadaşlar başıma böyle bir şey geldi desem derdimi anlatamayacağım. Derdimi anlamayacak insanlara kendimi sevdirmeye mi çalışıyorum? Hayır, hayır yani hayır kendimi asla sevdirmeye çalışmıyorum. Yaptığımız şeyleri izlesinler, yaptığımız şeyleri sevsinler diye uğraşıyoruz. Sevmek isteyen sevdiğinde hiçbir gönül kapısını kapatmıyoruz. Ama sevmeye meyilli olmayan insanlara da illa sevsinler diye tabii ki bir şey yapmıyoruz. Bu olayı burada anlatarak bunun üzerinden bir şey kazanmak, bir şey elde etmek değil benim sosyal medya üzerindeki en az etkileşim alan mecramdır burası. Yaptığım programlarda dahil Sote isminin özelliğidir. Sadece bu konuyu anlatamazsam deliririm diye korkuyordum başkan. Bunu anlatayım. Bilin istedim bu hikayenin iç yüzü budur.

Yani şey çıkıyor mesela, oradan bir hanımefendi çıkıyor. O tweet'i alıntılayıp, ''İnanamıyorum.'' diyor. ''Adam çok güzel derdini anlatmış. Alttaki nefrete bakın.'' diyor. Hep diyoruz ya, ''Nereden çıkıyor?'' Arkadaşlar işte nefreti doğuranlar bunlar. Okuduğu şeyi anlamayan insanlar nefret doğuranlardır. Umarım nefreti doğuranlar kendi nefretlerinde bir gün boğulurlar diyerek, ben de içimde birikmiş olan o sitemi bir atayım ve böylelikle özlediğim Sote 34. bölüm başlasın bakalım.

Peki bu zaman diliminde neler oldu da ayrı kaldık diye merak ederseniz ki etmezsiniz ama biz biliyorsunuz bir yerden sonra rakamlar ve sayılar hayatımıza girdikten sonra sanki her şeyimizi merak ediyormuşsunuz gibi siz hiç sormasınız bile. Bu arada bunu sormuşsunuz. Peki ne oldu da ayrı kaldık sevgili dostlarım? Çok merak etmişsiniz, çok sormuşsunuz bu arada. Bonkis diye bir dizimiz vardı biliyorsunuz. Onun çekimleri vardı ikinci sezon. Onu çektik. Şehir dışındaydık. Dolayısıyla birçok şeyden ayrı kalmak zorunda kaldım. Bir film çektik sevgili Açile Topaloğlu ile beraber. O da yakın zamanda vizyona girecek.

...izlemenizi tavsiye ederim. Madem böyle bir etkileşim yapıyoruz, izlersiniz çok mutlu. Ya bu eskiden böyle bir şey izlerken... ...televizyonda... ...şey derdi insanlar, biz çok çakarken çok eğlendik. Umarım siz de çok eğlenirsiniz. Arkadaşlar bakın şimdi şu konuya açıklık getirelim. Eskiden olsa belki bunu eleştirirken biraz daha çekinebilirdim. Biraz daha profesyonel bir mecranın içerisinde bulununca... ...belki konuşma hakkına erinebilirdim düşünüyorum. Bence şu an artık konuşmanın zamanı geldi başka.

Arkadaşlar sizin çekerken eğlenmiş olmanız demek işin çok eğlenceli bir iş olduğu anlamına gelmiyor. Sizin eğlendiğiniz kısım metin dışındaki ikili diyaloglar oluyor. Yani birisi çay verirken o çayın üstüne dökülmesi olabilir. Birisi uyumuş olur ona kamera şakası yapmış olabilirsiniz. Yani eğlendiğiniz şeyin yaptığınız işle hiçbir alakası yoksa biz çekerken çok eğlendik. Umarım siz de eğlenirsiniz kısmı biraz boşa düşüyor. Çünkü ne var biliyor musunuz? Mesela set programı geliyor diyor ki işte

Örnek biliyorum öğleden 2'de başlar, 11'de biter. Arkadaşlar 11'i 15 olduğunda herkes şöyle oluyor, bitmeyecek mi artık abi yine mi uzadı? O zaman başka çok eğlendiğim bir şey olmamış oluyor. Bir şeyden çok eğleniyorsan, yaa 11 daha çok erken niye bitti ki kısmında olması gerekiyor. Şimdi iç yüzü gözükmediği için günün sonunda biz çok eğlendik oluyor. Hayır.

Sen karavandayken çok eğlendin. Sen çekim yokken, arkadaş olduğun o yeni insanlarla sohbet ederken çok eğlendin. Onlarla selfie'ler çektiğiniz, story'ler çektiğiniz, öyle bilmem işte hiçbir şeyler yaptınız. Orada çok eğlendin. Yani dolayısıyla sevgili dostlarım... ...bir galaya gittiniz de veya bir gala izlerken çok sevdiğiniz bir aktris veya aktör... Biz çekerken çok eğlendik diyorsa bilin ki bunun çekimle alakası yok. Çünkü çekim esnasında... Bunlar hep böyle nasıl biliyor musunuz? Saatli şeyler arkadaşlar. Hani bir sahnenin belirli bir saati oluyor. O saati açtığın zaman program aksayabiliyor. Dolayısıyla ne oluyor biliyor musun? O sahneyi çekerken, o saatin içerisinde o insanların çok...

Çok eğlenmesi demek, o işin biraz biraz sekteye uğruyor olması demek. Yani çok eğleniyorsan demek ki o sahneyi çekemiyorsun. Yani ya da sen çok doğal bir şey çekiyorsun. Senin böyle en eğlenceli hallerin vardır. O da film değildir. O senin bilondur yani. Onu YouTube'da izliyoruz. Onlar çok eğleniyor çekerken.

Ya da eğleniyormuş gibi gösteriyor. Ama sen orada bir karaktere bağlı kalmak zorunda oluyorsun. Ne bileyim o anki durumla. Bana hiç yani... Olmuştur da filmlerde izlediğiniz birçok gülme sahnesinin... ...gerçek gülme sahnesi olmadığını herhalde biliyorsunuz. Yani şu an inanmıyorum ki bu dinleyenler şok olmuşlar. Nasıl yani? Bir dakika orada gerçekten gülmüyorlar. İçten gelen o insanın durduramadığı gülme değil. O karavanda, karavandaki çok eğlendiğidir yani.

Diğer türlü arkadaşlar o çok eğlendiği yerler başka alanlar oluyor. O yüzden ben... Heh şuraya gelecektim pardon. Bunu söyleyen insanlar arkadaşlar o an ne oluyor? Şoka uğramış oluyorlar. Yani bir galada nasıldı çekim biz çok eğlendik diyorsa bilin ki şoka uğramış o.

Bak ve emin olun akşam pişman oluyor. Ulan keşke şunu söyleseydim ya. Ve bak şundan da eminim. Bence mesela dizi çekildi, film çekildi, gala olacak. Galaya giden o dizide, filmde yer alan oyuncular bence eminim ki bir şey yapıyordur böyle. Ay şunu söylerim, bunu söylerim diye. Ama o kamera ışığı yanınca o böyle far görmüş fare gibi kalıyor. Nasıldı? Çok eğlendik biz çekerken.

Abi yüz yıldır aynı şeyi duyuyoruz. Yani sence şu an... ...sence şu an marjinal bir şey söylemiş olabilir misin? Yani düşünsene o an herkes çok gülüyor. Biz şu an çok eğlendik. Aaa inanamıyoruz gerçekten. Başkanım yüz yıldır aynı şeyi duyuyoruz. Yani gerçekten eminim ki çok çalışıyorsundur. Yani menajerin sana şey diyordur, bak burada farklı bir şey söyleyelim. Sen diyorsun ya ben farklı olacağım, farklı bir şey söyleyeceğim. Elbette ki diyorsundur.

Ama günün sonunda gel gelelim herkes aynı şeyi söylüyorsa yani biz çok eğlendik diyorsa arkadaşlar inanmayın o eğlendiği kısım bizim izleyeceğimiz kısma dahil olan kısım değil. Zaten en çok söylenen şeyler inanılıcı olan şeyler değildir. Öyle olsaydı seni seviyorum kelimesi bizim için bağımsız ve ayrı bir kelime olurdu. Hayda hadi bakalım Sergancığım başladık gene.

Bam! Yani günlük hayatta karşılaştığımız birçok şeye eskiden çok fazla tepki vermeye meyilli değildim ama günü... Yalnız zaman ilerledikçe artık bu teknoloji dünyasında nerelere geldiğimizi düşündükçe... Acaba birazcık fazla mı abartıyoruz, fazla mı özeniyoruz? Yani özenmek kelimesi çok güzel bir bence karşılığı var ama birazcık olumsuz bir şeymiş gibi geliyor. Nasıl başladın sigaraya? Ben de özentilikten, özendim gibi bir yerden bakmazsak eğer, özenmek, yaptığın şeye özenmek gibi bir yerden...

...algılarsak bence güzel. Ama tabii birazcık aslında şeye geliyor. Nasıl, bunu nasıl tarif edeyim? Bir dakika, bunun doğrusunu bulabilirim. 10 dakika düşünsem ya böyle, aa çocuklar falan diye saçma sapan. Yani bana şöyle geliyor, şimdi hepimiz ölümsüzlüğümüzü kanıtlamak için... ...dünyada bir iz bırakmak istiyoruz. Dolayısıyla sevdiğimiz bir kadın, sevdiğimiz bir erkekle evlendiğimizde... ...çocuk yapmak bence harika bir şeydir. O duyguyu tatmadım, bilmiyorum ama... Bence harika bir şeydir, çocuğumuz olması çok güzeldir diye, tamam yani benim bir köpeğim var. Bunun duygusu tarif edilemezken, hayatım boyunca belki binlerce kez yaşamış olduğum bir zevkten çıkan bir ürün.

Aşık olduğum bir kadınla... ...romantik romantik bakışıp, deli gibi öpüşüp... ...günün sonunda hani o gün biz bir şey yapmıştık ya, oradan bir çocuğumuz oldu demesi... ...bence harikulade bir, başka bir keyiftir, başka bir zevktir. Tabii ki bu artık iki insanın ölümsüzlüğünü kanıtlayan bir şey. Bak bizim soyumuz devam ediyor dediği bir şey olabilir. Ama... Sonrası acaba artık şey mi geliyor? Mesela ilk başta bu yeni gelinler diye bir şey vardı ya Facebook'ta. Onlara ben çok gülüyordum eskiden. Yani evet kadın, ben şey diyordum yani evet belki aile evinde bastırıldı. Belki baba evinde birazcık kısıtlandı. Ve evlendiğinde kocasına özenmek istiyor. Kendi evinde daha özgür olmak istiyor. Hiç yapamadığı imkanları... Ya o yüzden bana şöyle komik gelirdi yani böyle gördüğüm an. Hani onlar şeyler bunlar artık delirdi derlerdi ya. Ben şey derdim abi niye kadın... Öyle bir hayatı var. Yani Hello Kitty'li bir banyo görünce, ya bu kadın ne bileyim yani çok istemiş küçükken bir oyuncağı Hello Kitty'si olsun. Olmamış, almamış babası ve kocası alıyor. O da diyor ki tuvalet paspasını da ondan olsun istiyor. Hani bana abartı gelmiyor, bana çok tatlı geliyordu bu.

Tabii ki yani bir kesim tarafından şey gelebilir bu. Ne derler ona? Aa bu birazcık abartı gibi olabilir. Bunu anlayışla karşılayabilirim. Ama bana öyle gelmiyordu. Fakat gel gelelim sevgili dostlarım. Zaman içerisinde bu yeni gelinlerin anne olmasıyla birlikte daha aslında daha böyle modern kadınlarımız desek daha doğru olacak. Yani böyle kendi yirmili yaşlarında kendi varlığını hani kendi kabul edememişken, kendi kimlik kaybı yaşarken ama dışarıya ben bir bireyim.

...imajı veren ki bunu yanlış bulduğumu şu an söyleyemem. Sadece konuşmak için biraz daha erken olduğunu yoksa insanın eğitiminin... ...her daim devam ettiğini, insanın belirli birçok yaşında her şeyi öğrenebileceğini... ...tabii ki birey olduğunu kabul etmesi erken yaşta başlayabilir ama ben bir bireyim... ...demekten ziyade karşı tarafın dediği şeyleri dinlemek kendi fikrinin karşıda olsa bile bazen... Dinlemek bize bir şey öğretebilirmiş gibi gelir. Dolayısıyla ben çok yapmadığım bir şeyi... ...başka birisi yaptığında yadırgamam ama... ...çok doğru değilmiş gibi gelir bana. Doğrusu oysa da birisi beni ikna ederse ikna olabilirim. Konu tabii ki şu an bu değil. Şuraya geleceğim. O modern annelerimizin... ...evlenmesiyle birlikte, bakın ailesine hiç girmeyeceğim. O aile Trump, onlara hiç girmeyeceğim. Haddim değil çünkü. Çocukları olduktan sonra kendi çocuğunun her adımını... Şimdi asıl sorumuz bu olsun. Her adımını kontrol etme, doğru atma, iletişim yönündeki her söylediği sözcüğünün doğru olması, edepli olması, ahlaklı olması, yaptığı her şeyin bir manası olması gerektiğini düşünmesi sizce doğru mu?

Yani bu programı tabii ki böyle bir kişisel gelişim, ebeveynlik şeyine çevirmeyeceğim. Ama gerçekten bakın samimi söylüyorum, son birkaç aydır çok takılıyorum buna. Çünkü artık yaşıtlarım, yaşıtlarımda hem kadın hem erkek evlenmeye başladığı için gerek etrafımdaki arkadaşlarımın anne oluşunu, gerek arkadaşlarımın evlendiği eşlerinden gördüğüm... Arkadaşım arıyorum, ne yapıyorsun dediğimde işte nefes kursuna gidiyoruz abi İlayda için dediğimde... ...böyle bir şey oluyorsun yani. Abi bir dakika ben hiç gitmedim otuz yıldır acaba yanlış mı nefes aldım? Kuşkusuna dönüşmek başka. Yani çocuğu nefes kursuna götürmezsek çocuk acaba nefes almada zorluk çeker mi? Gibi düşüncesi. Mesela eskiden şimdi şey var mesela bir masal kursu var. Mesela bunu çok destekliyorum çünkü eskiden...

Ailemiz bize masal okumak sanki onun için bir zorunlulukmuş gibi okurdu. Ya tamam keyiflenirdi, okurdu. Ama bizim ya lütfen bana bu gıca masal oku dediğimizde belki her zaman içinden gelmiyor olabilirdi. Ama şu an masal kursu olması yani küçükken bana iyi geldiğini bildiğim bir şeyi şu an kendi isteğimle almak keyifli olabilir. Ama bilmediğim yani nefes alma kursuna gitmek keyif verilir mi bilmiyorum. Şuraya geleceğim sevgili dostlarım, arkadaşlarım.

Acaba gerçek bir yerden mi bakıyoruz? Yani baktığımız yer kusursuz çocuklar yetiştirmek mi istiyoruz yoksa kusursuz ebeveyn mi olmak istiyoruz? Yani bana kalırsa benim annemin ve babamın, sizin de ailelerinizin birçok kusuru oldu. Bizi büyütürken. Birçok sıkıntısı oldu. Birçok şeyde kavga ettik. Birçok şeyde ağladık. Ama günün sonunda bunu hallettik. Yani gerek kendimiz gerek onlarla. Bunu bir şekilde hallettik. Yani şimdiki aileler sanki çocuklarımızla kavga edemezmişiz. Yani çocuk annesine bağıramaz. Tabii ki bağıramaz. Burada ahlaktan bahsetmiyorum. Yani çocuğun bir derdi olduğunda bu derdini annesine veya babasına sanki söyleyemezmiş. İnanabiliyor musun? Bana bunu söyledi.

Bir dakika, sen bundan on iki yıl önce ben bir bireyim derken... ...şimdi bir bire yetiştiriyorsun. O bireyin bazı hakları olmayacak mı? Yani bu ikilemde sence yanan taraf... ...kimi yakıyorsun şu anda? Ya kendi gençliğini yaktın, heba ettin bir fikir için... ...ya da şu an inandığın şeye artık inanmayarak bir genç, oluşan bir bireyi mi yok etmeye çalışıyorsun?

Arkadaşlar bence çocuklarım çocuk çocukumuz olursa veya varsa bence fikirleri olabilir. Hatalı bir şey düşünebilirler. Yani küçükken annem bana işte oğlum oraya gitme. Orası kötü bir yer dediğinde ha öyle mi anneciğim? Ben bilmiyordum kötü bir yer olduğunu demiyordum. Oranın kötü bir yer olduğunu oraya gidince öğreniyordum. Ve nitekim kötü bir yer olduğunu öğrenince anne haklıymışsın diyordum yani. Aa bu kötüymüş annem gitmedi de dur ben şundan birazcık yiyeyim şunu birazcık yalayayım demişliğim olmamıştır. Ya da kötü bir şey yaptıysan da bir dakika ya bu bana kötü geliyor dediğin yer ailenin sana verdiği terbiyeden çıkan sonuçtan. Çıkı çıkan sonuç özür dilerim. Ama sen şimdi konuştuğu arkadaşlarını, yazdığı not defterini, aldığı telefonu, ne bileyim giydiği her şeyi... ...kontrol etme çabasına girdiğimde... ...acaba ileride aldığı bir kararda hata yaparsa yaşayacağı travmayı daha büyük bir hale mi getiriyorsun?

Bence yani şimdi küçükken hatırlıyor musun? Biz de şimdi doksan jenerasyonu hep şey vardı işte çok düştük dizilerimiz kanadı ama işte aşk öğrendik. Çok düştük dizimiz kanadı ama biz acı çek. İşte o bisikletten düştük ama yürümüyor. Ya biz hatalarımızdan dolayı var olmayı öğrenmişiz gibi bir imajımız vardı bizim. E şimdi bu çocuklar hata yapmayı öğrenmezlerse, yirmi yaşındaki çocuk üniversitelerini kazanamadığında bu travmayı ona kim açıklayacak? Her istediği oluyordu, her istediği. Annesi ona her şeyi sağlıyordu, babası ona her şeyi sağlıyordu.

...en iyi okullara, özel okullara gidebiliyordu, onu yapabiliyordu ama çocuk şu an... ...anne ve babasının inisiyatifinin yetmediği bir yerde kendi başarısıyla, kendi özverisiyle... ...elde edemezse...

E o zaman ne yapacaksınız arkadaşlar? İşte ebeveyn kusursuzluğu burada devreye girmiyor mu o zaman? Ya bu arada çok bildiğim bir konu değil. Ben sadece sizce hani girmiyor mu gibi sorular soruyorum. Bu benim de uzman olduğum bir konu değil. İleride çocuğum olursa çocuk orahimden çıktıktan sonra hadi hadi oğlum bu saatten sonra sen bir bireysin diyeceklerim tabii ki yok ama... Yani belli bir yani birçok yani yüzme kursuna gidebilir bence. Yani ben bir de şu sohbete bayılıyorum biliyor musun? Böyle hiçbir şey yok. İki artı bir evde oturuyor pezevenk.

Benim çocuğum onu yapabilir. Başka bir çocuğun olsun belki her şey değişecek. Bilmiyorum yani şu an tabii çocuğum olmadığı için bu kadar bana bu konu yaban geliyor olabilir ama ilerleyen süreçte fikrim değişirse SOTE'yi 92. bölümde belki bunu arkadaşlar size bir şey demiştim ya hepsi yalan. Öyle bir şey yok çocuk olunca arkadaşlar diyebilirim ama ben şu an dışarıdan baktığımda tabii ki aktiviteler bunlar hep sosyalleşen şeyler yani onlardan...

Karşı değilim ama... ...yani bence çocuklarımızın her şeyine karışmak zorunda değilmişiz gibi geliyor bana. Yani böyle... Ya bize eskiden, eski bizim de belki bir kuşak üstümüzde işte... ...görücü usulü evlenme, evleneceğimiz kadına karar verme şeyine... ...bizim jenerasyon karşı geldi. Hayır, ben görücü usulü evlenemem, ben aşık olacağım... ...ben kendi evleneceğim kişiyi seçmek istiyorum deyip deyip belki... ...hani kendi fikirlerimizi, kendi seçtiğimiz kararları... hayatımıza yansıtan jenerasyon alınmaya yolunda ilerlemiş olabiliriz. Tabii bizden bir yani biz dediğime bakma yani ben böyle birazcık hani 2000'den sonrası demiyorum yani o şeyi anlıyorsun yani. Hani vardı ya bizim zamanımızda ve şimdiki zaman kıyaslamasından yapıyorum yani. Dolayısıyla çok uzatmayın bu konuyu çünkü çok şey gözüktü böyle birazcık canım sen nereden biliyorsun bunları gibi oldu. Arkadaşlar kusursuz olmak zorunda değiliz. Yani ebeveynliğimiz de kusursuz olmaz. Yani ben anneme babama bu zamana kadar yaptığı tüm hatalar için minnet duyuyorum. Çünkü bir şekilde hallettik onu. Bir şekilde üstüne çıktık.

Diğer türlü olmaz yani, diğer türlü olmaz. Bana şöyle geliyor, eğer yanılsam düzeltebilirsiniz beni. Sergen'cim yanılıyorsun diyebilirsin. Başkan hataları eğer yenebilirsek... ...doğruların keyfini çıkartabiliriz. Ama doğruya alışırsak ilk hatamızda ayağımız öyle bir burkulur ki... ...bir daha belki yürüyemeyebiliriz yani. Abartmış olabilirim ama o siz metaforu anladınız bence. En azından bunu ortak bir yol buluruz bir şekilde.

Bam! Şimdi sevgili dostlarım size bu bölümde bazı yatsınamaz gerçeklerden bahsedeceğim. Bilmiyorum daha önce bölümlerde bunlardan bahsettim ama... ...bu artık belki de birçoğumuzun bildiği. Yani günümüz teknolojisinde artık iletişimin çok yaygın, çok hızlı olduğu bir dünyada... ...neler gerçek, neler değil gibi bir konu üzerinden. Zaten birçoğunuz biliyorsunuzdur. Biz sadece üzerinden geçerek, doğru biliyoruz değil mi? Kısmını yapalım diyoruz. Sevgili arkadaşlarım...

Belki böyle tanıdığınız, bildiğiniz veya yeni sohbete başladığınız birisiyle... ...WhatsApp'tan konuşuyorsunuz. Saat gece işte on bir, on biri ve sabah beş arası gibi düşünün o periyotlardan bir tanesinde. Size bir yerde, bak bunu daha çok erkekler yapar, bir yerde size şu an nerede olmak isterdin?

...gibi bir soru soruyorsa. Bakın şuna emin olun. Öncelikle sizin nerede olduğunuzla... ...asla ilgilenmiyor. Çünkü sizin neyi sevdiğiniz... ...nereden keyif aldığınız çok önemli değil. O sadece size birazdan... ...şu an asıl ben nerede olmak isterdim. Sen bunu biliyor musun kısmıyla sizi etkilemek isteyecek. Önce sizi dinler. Siz muhtemelen işte ne bileyim... ...dans, işte güzel bir film, işte yazlık bir araba üstü... ...ya bilmiyorum yani herkesin... ...kendi keyfine göre değişebilir.

Ama daha sonrasında başkan diyor ki, ben diyor şu an senin bir sahil kenarında kumsalda uzanıp... ...yıldızları izlemek isterdim. Çimenlerde uzanıp seninle yıldızlara bakmak isterdim. Diyorsa ki, bilin ki başkan öyle bir şey istemiyor arkadaşlar. Yani öyle derse size deyin ki, hadi. Bu kadar olur ya. Sandal var, arkadaşımın sandalı var plaj yolunda. Hadi gel. Caddebostan, Kalamısahilde sandal buldum. Hadi gel çıkalım yıldızları izleyelim. Bakalım geliyor mu? Yani kimse o saatte sıcak yatağını bırakıp bir sandal soğukta yıldızları izlemeye gitmez. O başkan istiyor ki size şey göstersin böyle. Ben de böyle bir adamım. Bu saatte bunu istiyorum. Yani seninle yıldızları izlemek benim için dünyanın en büyük keyfi. Arkadaşlar yıldızları izlemek...

Dünyanın en büyük keyfi değil. Çünkü yıldızlar sabit. Evet, ilk başta böyle bir çok yarın hava güneşliysen bir bakarsın. Aa çok yıldız var. Yarın hava güneşli. Çevirirsin kafanı. Ya da böyle bir güneş yakındır sana. Güneş diyorum özür dilerim. Bir yıldız yakındır. Böyle ekstra bir parlıyordur. Çıkartırsın telefonuna bakarsın hangi yıldız diye. Aa dersin bu işte Mars'mış.

Böyle bir dikkatini çeker, hoşuna gider yani. Ama yani şimdi şurada oturuyorsun, yemeni yemişsin, dişlerini fırçalamışsın, yatağa girmişsin, çorapların çıkmış, yatağın üstünde ısınmışsın. Şu an nerede olmak isterdin? Bir sahil kenarında seninle uzanıp yadazları izlemek isterdim. Şunu söyleyeyim, bunu da herhalde biliyorsunuzdur.

Birisi size bir şey inandırmak istiyorsa bilin ki o ona inanmıyor. Çünkü bizde öyle bir şey var yani. Önce ona inandırayım, benim öyle olduğuma inansın sonra başka bir şey yaşayalım. Zaten bu bizim neslimizde en yaygın silahtır yani.

Ya deyip tuzağa düşenler. Bunlar direkt elendi. Onları kenara atalım. Ben ben de bir şey istemiştim. Mesela bu sohbet biraz devam etsin. Mesela birisi birisine şu an seninle yıldızlarda olmak. Neden böyle bir şey istedin ki şu an? Yani neden şu an konuşuyoruz? Saat on bir yatağımdayım. Niye şu an direkt yatakta olmak istemiyorsun benimle? Yani ben çok mutluyum, çok huzurluyum. Niye şu an dışarı çıkıyoruz? Neden? Neden? Bak.

Size bir şey söyleyeceğim. Üç nedenden sonra kendisi itiraf etmeyen adam gerçekten istiyorsa... Arkadaşlar gidin. Ben sandal alacağım. Sözlüsü... Biraz birikmişim varsa o sandal ben size alırım zaten.

Ama yani şu an senin çimlere uzanıp etrafı izlemek isterdim. Yani ben inanmıyorum ki etrafı izlemekten bu kadar keyif alan insanların var olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Ya da dışarıyı izlemek bu kadar... Çünkü ya da bizim coğrafyamızda bu kadar keyifli olan bir şey yok. Ya da belki de arkadaşlar bak şuradan bakarsak, bak ben her programda şunu yapacağım galiba.

Size iki tarafı da savunacağım ya. Belki de bizim coğrafyamızın yeryüzünde o kadar manasız, o kadar çok acı var ki... ...gerçekten bazılarımız gökyüzüne bakarak huzurda olmak istiyor olabilirler. Bunun İslami bir tarafı yok. Şu an oraya gitti farkındayım ama öyle değil yani. Gerçekten gökyüzü hani metaforlaştırma anlamında söylüyorum.

O olabilir yani öyle insanlar olabilirler tabii ki. Ya bu arada biri çıkmasa ki Sergen'cim böyle diyorsun ama ben gerçekten yıldızlara bakınca bir anlam buluyorum. Çünkü bu kainat, bu evren, bu sonsuzluk... Başkanım o değil, o değil yani inan ki o değil. Ben daha küçük, bir metre kadar alandaki o şeyden bahsediyorum. Yani yoksa tabii yıldızlara bakmak... Düşünmek. Biz nereden geldik, nasıl olduk? Tabii ki onlar çok değerli. O sohbet çok güzel. Keşke şu an... Düşünsene mesela. Gece 11. Aynı şekilde ben şu an senin orada olmak isterdim. Ben de... Tak! Bir gidiyorlar. Saatlerce. Hangi yıldız olmak isterdin ki? Peki Sancar Bulak'tan mı geldin? Yoksa Bing Bang mi falan? Hani bunları da hatırlarsan. Sabah 4'te. Hadi ben artık gideyim. Kız sorusu. Bir dakika bir şey diyeceğim. Sen ciddi miydin? Bir sevişmeyecek miydin orada?

Yani yani bunun tabii birçok... ...böyle varyansiyonu var. Pardon varyansiyonu, varyansiyonu var. Doğrusunu bilemedim. Hangisi doğrusu artık onu... ...duymaz, o kısmı duymazdan gelirsiniz. Galiba daha önceki bir bölümde böyle bir şeyden bahsetmiştim size. Evet bu olabilir.

Bu bunlardan bir tanesi. Ya çok klasik yani bu şeyden bahsetmeyeceğim işte bize gel film izleriz. O çok basit. Yani film hiç tanımadığın birisiyle film izleme falan yapmazsın. Çünkü hangi filmi sevdiğini dahi bilmiyorsun. İzlediğin bir filmi belki hiç anlamayacak. Mesela Yüzüklerin Efendisi hayranı olarak, bir insan olarak hadi gel canım işte Yüzüklerin Efendisi izleriz dediğim veya bir dakika şimdi anlamadım. Bu hangi dönem dediğinde bütün sempatisini kaybedebilir? Bu riski göze alamam, almamalısınız. Ya da zaten biliyorsunuz, zaten biliyorsunuz.

O yüzden o konuya hiç girmeyeceğim ama böyle ara sıra bu yaslanamaz gerçeklerle karşınıza çıkmayı isterim. En azından sizi bazı konularda tecrübelerimden, zararın neresinde olursa kârdır mantığıyla elimden geldiğince çevirmeye çalışabilirim. Evet sevgilim. Sote dinleyicileri güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Vallahi ben eğlendim, ben eğleniyorum, ben seviyorum programı. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir. Başlık konuya gelecek olursak yani ben de hiç tavsiye vermedim biliyorsunuz. Vermiyorum. Bu hepimizin kendi hayatı. Herkes ondan sorumlu ama...

Şu yaşımda, şu dönemimde şunu net olarak fark ettim ki sosyal medya üzerinde bakın bir eşiniz, bir dostunuz, kafede oturdunuz veya konuşuyorsunuz. Sizi anlamadığında onu ikna etmek istersiniz veya ''Ya ağabey nasıl anlamıyorsun?'' diye kızabilirsiniz, sinirlenebilirsiniz, isyan edebilirsiniz, yükselebilirsiniz. Çünkü eşinizdir, dostunuzdur, arkadaşınızdır. Onu bir şekilde kendi inandığınız şeye çekmek istiyor olabilirsiniz veya onun savunduğu şeye karşı gelmek istiyor olabilirsiniz. Bunları tabii ki şu an öğrenmediniz, tabii ki biliyordunuz da. Şuraya getireceğim.

Ama sosyal medya üzerinden sizi hiç tanımayan yani sizin ideolojinizi hiç bilmeyen, sizin neye kızdığınızı, neyi nasıl gördüğünüzü hiç bilmeyen bir insan velev ki sizi eleştirdi. Arkadaşlar o gördüğünüz şey 140 karakterden başka hiçbir şey değil ya da 280 oldu şu an. Hiç başka hiçbir şey değil. Ya kimisinin fotoğrafında yani Adam Sandler falan var ya adamın profilinde. Ya ben buna şimdi neyi anlatayım ya? Hayrettin'in fotoğrafı var. Ben şimdi bu adama neyi anlatayım? Neyi tartışalım biz şimdi bu adamla yani? Hander Çaldırıyor fotoğrafında, Kerem Bursin falan var. Oradan bana laf alış... Yani şimdi anladın mı? Ha bu tabii ki oradan o iki ismi şey savunmuyorum. Aşağıya hep özür dilerim. Çok değerli iki sanatçımız. Onlardan bahsetmiyorum ben. Hani bir yokluk.

Var olmayan bir şey var karşımda. Benim niye sinirim bozsun? O yüzden galiba yani tek tavsiye de demek istemiyorum. Yani takıntılısınızdır belki. Yok abi ben rahat uyuyamam diyorsunuz olabilir. Nacizane yani bir kardeşiniz gibi görürseniz eğer söyleyebileceğim tek şey beğenin... Daha çok kuduruyorlar yani daha çok kuduruyorlar.

Ya çünkü hiçbir şey ya. Vallahi hani böyle kitaplar var. Kimdi o? John C. Parker galiba. Öyle bir çok meşhur bir kitap. Siktir et diye bir kitap vardı öyle. Milyonlar sattı kitap sırf başlığı yüzünden. Mum yanıyor kitabın başında. Alakası yok. Ya adam kapıyı kapatmanın bile bir çetesi olduğunu savunuyor kitapta. Yani böyle bir... kapı kapanmıyorsa boş ver işte, o yiyemiyorsa boş ver, olmamıyorsa boş ver falan. Vay be diyorsun, vay be. Hani tabii kitabın daha derinliği vardır yani ben çok eski okuyuşum, çok hatırlamıyor olabilirim ama o zaman da güldüğüm bir şeydi benim. Yani diyebileceğim tek şu benim arkadaşlar, bir şey benim en azından benim, şu an sosyal medyada bir eşim, dostum bir şey eleştirirse tabii ki takılırım ama hiç tanımadığım, varlığından şüphe ettiğim bir insanın beni eleştirmesi...

Teşekkür ederim sevgili dostlarım. Gitmek istemiştik gidemedik çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)