
5.225 kelime · ~26 dk okuma
Merhaba, bu yayın SOTE tarihinde galiba önemli bir yayın. Çünkü şöyle belirteyim, karantina başladığında başlayan bir programın eski normallere döndüğümüzdeki ilk yayını bu. Dolayısıyla benim için de şu an SOTE'nin kendi bağımsızlığını, yani karantinaya ait bir, sırf insanları o dönemde eğlendirmek amacıyla yapılan bir program olmadığının göstergesi oldu. Her programda programın nereye gideceğini kestiremediğim, her programda sanki son bölümmüş gibi gerçi heyecanını koruyor gibi diye düşünüyorum ben. Ama çok fazla bugün bu konuya takılmayacağım çünkü artık ben bile konuşmaktan sıkıldım. Siz dinlemekten muhtemelen ileri doğru alıyorsunuz.
Bu bölümde yani daha doğrusu başlangıçta madem pandemi bitti ve eski normalde döndüğümüz zaman, döndüğümüze göre eski alışkanlıklarımızın bazılarından koptuğumuzu varsayıyorum. Ben de size bir hızlı bir tanıtım tadında bir şey anlatacağım şimdi. Daha doğrusu bir şey paylaşacağım size. İnsanları tanıma hani iyi veya kötü demiyorum. İnsanları tanıma seansı gibi bir şey olacak. Tabii ki bunun doğruluk payı yok. Bu benim kendi tezim. Dolayısıyla yalan olma ihtimali çok daha yüksek. Şimdi insanları nasıl tanıyorsunuz? Eminim yani eminim birçoğunuzun kendince bir yöntemi, kendince bir taktiği vardır.
Kimisi konuşuyordur, kimisi belki arkadaşını konuşturuyordur, kimisi daha sosyal iletişim alanında kuvvetlidir, kimisi gözlemliyordur. Benim de kendimce yani kendi hayatımda kullandığım birçok tabii taktik var bununla ilgili veya denk geldiğim veya karşıma çıkan veya o an tesadüfen öğrendiğim, bilmiyorum şu an başka örnek veremeyeceğim bununla alakalı ama bugün size nasıl, ne yapabilirsiniz gibisinden bir Örnek vereceğim arkadaşlar. Şöyle, çok basit. Hemen geçiyorum. Bir masa düşünün. Bizim, hepimizin belki sevdiği, işte böyle bir rakım atası gibi düşünün. Yani sevmeyen varsa saygı duyabilirim. Siz onu bazı İnstagram postlarında gördüğümüz gibi bardakları aşağıya koyabilirsiniz. Ona takılmayın. Mevzu o değil şu anda. Bir masa düşünün.
Örnek vereceğim, flörtünüzle, partnerinizle, eşinizle, gerçi eşini artık tanıyorsundur yani, daha yeni tanıştığın flörtünle, partnerinle, cinsin, hemcinsin, fark etmez. Böyle bir yemeğe çıktın mesela, yemek yiyorsun ve sipariş verdiniz. Şimdi ben şöyle söylüyorum, ne söyleyeceğim işte, balık. Anlayamıyorum, açsın, balık söylüyorsun ve sevdiğin mezeleri, belki masa süslensin diye birkaç tane ekstra meze söylüyorsun.
Dolayısıyla ne oluyor? Şimdi balık geliyor, mezeler, masa kuruluyor. Şimdi bana şöyle geliyor. Önce yani nasıl bir sohbete, yani bir sohbet ilerlerken ne yaparsın? Mesela ben örnek veriyorum. Diyelim ki önce balık, hani balık gel. Çünkü açım ve temel ihtiyacımı karşılamak üzere balık yiyorum. Balığın hepsini yiyorum. Balığım bitiyor. Daha sonra mezeye geçip sohbete eşlik ediyorum. Şarkıya eşlik ediyorum. Dans ediyorum. Kadeh kaldırıyorum. Birisi konuşuyor, dinliyorum. Yan basındakine bakıyorum. Yani daha sonra mezeye geçince şöyle bir şey anlıyorum ben.
Önce hayatımda olan ne varsa önem verdiğim, onu bir yaşarım. O bittikten sonra diğer şeylerin tadına bakmaya başlayabilirim gibi. Mesela bu olduğu zaman bu insan sadık diyebilir miyiz? Ya da daha ne bileyim, kendi istediğini elde edebilen, kadın meyakik demiyorum, daha istediğini elde eden diyebiliriz.
Şimdi kendinizi konumlandırın. Mesela karşınızda atıyorum aynı masa koruldu. Balık var, bezeler var. Ve hepsinden birer çatal alan bir insan var. Allah korusun ya böyle bir insan. Bu zaten kendini anlatıyor direkt işte. Gördüğün gibi her şeyin tadına bakmayı seviyorum. Her şeyi alabiliyorum. Mesela ben düşünüyorum ben neyim? Ben bu hikayede neredeyim diye. Ben galiba şeyim böyle masaya oturup, hani sipariş verip önce. Ya ben bir balık alayım, Abdülsöğüt'ün söylemesi. İşte meze falan böyle şey yapalım.
Ya bir de önden bir çay alıp, bir çay göndersen diye adamım ben. Çünkü zaten balığı yiyeceğiz bir yerden, önden de. Başka neler var? Neyin tadına bakabilirim mantığıyla? İlerleyebilirim. O yüzden bütün bu hikayeyi kendimi kötü göstermek için anlatmış olamam.
Yani düşünüyorum bazen bunları, bu tarz tespitlerimle, bu tarz varsayımları, bu tarz ihtimalleri konuşmak var veya biraz daha gündeme yakın konuşmak var ama her program sanki gündeme dalga geçirmiş gibi olacak ama dalga geçmiyor arkadaşlar. Bana çok komik geliyor. Sevgili Tosuncuk lakaplı arkadaşımızın yakalanması. Ya ben bilmiyorum ya da benim artık insanlar olan güvenim mi sarsıldı, inancım mı sarsıldı, ne oldu bilmiyorum. Ben haberleri izlediğimde ya insanların buna tepki gösteriyor olması ya bana çok komik geliyor. Yani bilmiyorum ben belki işin içinde değilim yani hiç öyle bir şeye üye olmadım, kayıtlı değilim, öyle bir şeye para yatırmadım. Dolayısıyla bir kaybım olmadığı için benim için sadece bir haber niteliği taşıyan bir olay. Böyle bir adam bir şey yapmış, oraya gitmiş ve şimdi yakalanmış. Dolayısıyla benim tepki gösterebileceğim bir durum değil. Yani kimisini takip ediyorum şey diye.
İşte böyle bir adamın insanları kandırabilmesi, Türkiye'ye geri gelmesi, kaçması, işte bu haksızlık insanların hakkına... Yani... Şimdi ben bazen şeyi düşünüyorum arkadaşlar, yani... Çok küçük bir örnek vereyim. Düşünün ki on kişilik bir odada, on kişi var odada. Ve buradaki herkes, dokuz kişi mühendis, bir kişi de basketbolcu. Ya alakasız olsun diye söylüyorum, aşağılamıyorum. Biri de basketbolcu.
Ve bu dokuzu, ya da bir tanesi, basketbolcu dedi ki diğerlerine, bir bina var, oraya elektrik çekilecek, siz de hepiniz elektrik mühendisisiniz, yapar mısınız? Bu örnek, çok doğru bir örnekti, şu an şeyi toparlıyorum, ne yapabilirim diye, bu örnek gitmiyor. Ya şöyle diyecektim aslında, çok dolandırmayayım, benim diyeceğim şey şu, birisi bir şey söylediğinde bunu düşünmeden, yani bunun nereye gideceğini, daha doğrusu bir dakika, Bana şöyle geliyor arkadaşlar. Bir şey yapıyorsan onun bedelini göze alıyorsun demektir. Yani ben bir şeye para yatırdıysam veya bir şeye inandıysam, bir şey için bir şey yaptıysam bunun bir bedeli olduğunu kabul etmek zorundayım. Yani durduk yere kimse sefa yaşayamaz. Yani birisi bana buradan şey al bak bu olacak dediğinde ya bunun bir ihtimali olabilir. Yani olmama ihtimali olabilir. Olmazsa ne olabilir? En kötü ne olabilir gibi bir
Bir şey bana geliyor. Böyle olduğu zaman ister istemez bir savunma mekanizması kuruyorsun kendine. Dolayısıyla kötü bir şey yaşadığında da en fazla üzülüyorsun yani. Değiştirebileceğin bir şey tabii ki vardır. Belki bir suç duyurusu, ne bileyim bununla ilgili bir şey yapmak, kendin bunun peşine düşme olabilir, olmaz demiyorum. Ama kendime bir şey hazırlıyorum. O kadar polyana değilim şu an ki günümüzde.
Dolayısıyla böyle olduğu için de yani dışarıdaki adam olduğum için de bana çok tepki verilisi bir şeymiş gibi gelmiyor. Çünkü adam bir şey söyledi. Ha böyle bir şey yapacağız dedi. Bunu inanan insanlar yani şimdi yine zeka ile alakalı bir şey söylemiyorum ya adamın hoşuna gitmiştir, inanmıştır. Öyle bir şeye ihtiyacı vardır. O da olabilir ama... Demek ki diğer ihtimali çok göz önünde bulundurmadığı için sanki biraz da... Hani bu şey gibi değil ya, eline toplu para geçiyor, altın alıyorsun, eve koyuyorsun ve altın gelip yok olduğunda bunu araştırırsın. Ya bunu anlamaz beyin. Ama birisi sana, sen bana parayı ver, ben sana altın alacağım, saklayacağım dediğinde, bu adam yarın olmadığında... Buna şaşırmam yani çünkü adam kaçmış olabilir ama altın kaçamaz.
Altın kendi iradesiyle bir yere gidemez, yok olamaz yani. Ütopik bir dünyada yaşamıyorsak. Ya da daha distopik bir yere doğru gidiyor aslında, ütopik değil. Ama adam kaybolabilir, adam gidebilir. Çünkü ben de yürüyorum ya, adamın benden bir fazlası, bir eksiği yok. Dolayısıyla tekrar başa döndüğümüz zaman benim çok tepki verebileceğim bir şeyim gelmiyor. O yüzden tepki verenlere çok şaşırıyorum, çok gülüyorum.
Ya gülmemin sebebi de gerçekten şey gibi gelmesi. Yani tepki versen de bir şey değişmeyecek. Yani adamın ne yaşadığını bilmiyoruz. Yani düşünsene adam 3 yıl boyunca, 2 yıl boyunca hayatını yaşadı ve gelip teslim oldu ve dedi ki ben dedi mağdurları üzmemek adına geldim ve tepki gösteriyor. Ya umurunda olmaz ya adamın. Çünkü yani bir kere yaşadığı adam. Ya ben hep yani vardır ya herkesin böyle bir hayat kaygısı.
Geçen programda da onu konuştuk. Yani inandığımız öteki dünyada dair bir şey yoksa bir hayat borçlu kalacak insanlar var bize diye. Bu da öyle bir şey. Dolayısıyla buradaki sınavımızı, buradaki sürecimizi bence verimli geçirmekmiş. Verimli geçirmek sınavımız gibi geliyor bana. Ve gerçekten hiç aklıma gelmez yani böyle bir adamı kıskanabileceğim, böyle bir adamın yaşadığı hayatı merak edip, ulan acaba neler yaşadı? Keşke ben de öyle bir şeye sahip olabilsem diyebileceğim.
Aklıma gelmezdi ama gördüğünüz gibi hayatın ne kadar garip olduğunu, ya burada hani ben çok farklı bir yerdeyim o çocuk farklı bir yerde gibi değil yani baktığın zaman tipten falan bahsetmiyorum yani dışarıda görsen herhangi bir adres sormayacağın bir arkadaşımızın hayatını kıskanıyor olmak ilginç yani yine bak bazen cümlelerimi çok yadırgıyorum kendimde adres sormayacak derken hani Yani toparlayamayacağım arkadaşlar ya. Niye öyle bir şey söyledim bilmiyorum yani. İnanın olaya o kadar uzağım, o kadar yabancıyım ki yani savunabileceğim bir şey dahi yokmuş gibi geliyor. Anladın mı? Herkesin kendince bir yorum var. Herkes bir şey söylüyor. Ben de öyle dedim. Adres dışarıda görsem adres sorulmazmışım gibi geliyor diyebilirim. Dolayısıyla ha şuraya geleceğim şimdi çok fazla dolandırmayayım yani konuyu haberleri takip ettim de bu arkadaşımızın geri gelip teslim olması ve ona yapılan muamelenin bu kadar yumuşak, bu kadar nazik, bu kadar naif olması gerçekten komik geliyor. Benim hayatta tepi gösterebileceğim bir şey değil. Hayatta böyle bir şeyken kendi motivasyonumu, kendi öfkemi böyle bir şeye harcayamam çünkü daha fazla sanki öfkenebileceğim şeyler varmış gibi geliyor.
Dolayısıyla dışarıya çıkıp baktığımızda iki tane tablo çıkıyor önümüzde. Ya bu kardeşimizin, bu arkadaşımızın, bu abimizin bize bıraktığı hayatı konuşup buna tepki göstermek veya karşımızda oturan insanın balık yeme şeklinde göre onu sınıftandırmak. Bence birincisi daha ırkçı ama en azından daha gülebileceğimiz bir şey yani. Çünkü diğeri çok sinir bozucu. Onun ne yaptığını bilmiyoruz. Biz burada onu konuşurken yaşadığı hayat gözünün önüne geldiğinde
...çok kötü bir durumu düşebiliriz. Ama diğeri varsayım, hiç olmayan birisiyle konuşabiliriz... ...ve yarın var olduğunda düşündüğümüz, bugün konuştuğumuz şey gerçek olursa... ...belki bir şeyler edebiliriz. Evet bu, bunu denemeyin sadece, öylesini söylemiş oldum. Neyse, ben birinciyi seçiyorum. Sote otuz üç başlasın bakalım.
Ya artık mesela şimdi desem ki size dayatmalardan sıkıldınız mı desem aklınıza çok daha büyük şeyler gelebilir ama bence bu tarz şeylerin temeli sorunda başlıyor. Yani ben inanılmaz yoruldum insanların bu kadar dayatıcı olmasından. Keşke böyle bir tuş olsa elimde ve bir şey dayatan insanları o tuşla gönderebilsem hayatımdan. Çok basit bir şey söylüyorum.
Ben bir şeyi sevebilirim. Ben bir şeyi seviyorum. Ah, bir şair sözünden, şu an bir şairin sözünü kendi modern dilime çevirmeye çalışırken yakalandım. Evet. Belki sizden, evet evet. Bunu asla... Çok kötü, iğrenç. Yani...
Mesela neyi seversin spesifik? İşte bununla ilgili mantı mesela. Mantı nedir? Ne geliyor aklına? İşte mantı, üstüne yoğurt. İstersen tereyağı kızartırsın. Ya da atıyorum mantı, yoğurt. Bu klas mantıdır. Sonra sumak dökersin, toz biberi vardır, nanesi vardır. Sevdiğine göre. Ama işte mantıyı o dökülmeden yenmez ki. Nanesiz yenmez ki.
Bak nanesiz karşında yerim, gözlerim dolar yani. Yenir. Sana yemin ederim yoğurt, o hamur da yenir yani. Birisi onu öyle sevebilir. Birisi mantıyı çok düz şekilde, haşlanma şekilde sevebilir. Ama birisi de o haşlanacak, bir yağda kızartılacak, üstüne yoğurt dökülecek, sosları yapılacak, sumakta kalp çizilecek, naneyle kenarlı tabaklı çizgiler yapılacak. Üstüne bir tur daha tereyağı dökülecek. Bunu sevebilir. Onu nasıl yiyorsun? Ya niye yemiyorsun başkan?
Yani nasıl derken anatomik olarak soruyorsan çok basit yani senin hamuru nasıl yediysen o da onu öyle yiyor yani. Tabii ki bunu sormadığını biliyorum ben şu an aşağılamak için bunu söylüyorum. Ama asıl takıldığım nokta bence kimse kimsenin neyi sevdiğine karışmasa özellikle Twitter'da yani işte dondurmayı böyle yemeyen gitsin. Yani yemeyebilirim. Mesela atıyorum benim birçok dondurmaya karşı belki zaafım vardır yeme konusunda. Mesela buz parmağı çok başka yerim ama ben. Yani çünkü buz parmağı, başka bir keyif alırım buz parmaktan. Ya da bu işte buz parmağı böyle yiyen de asla aynı masaya oturmam. Başka yemediğim sorun değil.
Yani benim bir yere girerken kimliğimde buz parmağı nasıl yediğim damgalanacaksa ve bu gittiğim başka bir ortamda başka birisi bundan rahatsız olacaksa ve onun karşısında yemediğim halde bu bir tavırsa, bu bir duruşsa pekala başkan. O zaman ben de duruşumu bozmuyorum. Bozamam. Çünkü zevk aldığım şeyler yapmak istiyorum. Yani bir başkası için tabii ki nezaketten, o nezaketten, o kabalıktan bahsetmiyorum size. Yani öyle bir kaba görüntüye meal verdiğiniz zaman
Bunun bir tutarı yok, bunun bir tabiri yok. Benim bahsettiğim şey... ...başka bir insanın başka bir görseli kullanarak... ...işte bunu böyle nasıl yiyorlar anlamıyorum. Ya burada aslında senin kızdığın nokta insanlar değil. Kendine kızman gerekiyor başkanım yani. Çünkü sen anlamıyorsun. Ama ben onun yanı insanı anlayabiliyorum. Damak zevk yani. O böyle ağzından yediği şeyin suyu aksın istiyor. Görsün barbarca bir şey istiyor. Kimisi deliriyor adam internette tokatlıyor diyor. Kimisi haz duyuyor ama yani. Yani kendi sevdiğimiz şeyi, başkalarının sevmiyor oluşuyla, yani ne derler ona? Cümlenin başında söylemiştim, bloğun başında. Dayatamayız, dayatmamalıyız. Mesela ben, düşünsene Twitter'ın şöyle bir alem olduğunu mesela.
Ben mantığı, işte sadece sumakla yiyebiliyorum. Siz nasıl yiyorsunuz? Altı biri dedi ki, ben bir de nane ekliyorum, harika oluyor. Aa bir kere denedim ama... Ya ben bunu okusam? Daha deneyimler okusam? Aa bak birisi naneleymiş işte, daha böyle ağızda fena tat bırakmış, birisi acı dökmüş, acı olunca yoğurtla beraber mükemmel bir karışma olmuş. Aa denenebilir gibi sonuçlar çıkarsam? Ama mesela okuduğumda, işte bunu böyle yemeye...
Ya şu an o menşınları görebiliyorsunuz bence yani. Yemeğe dair ya da o görseli kullanan şey her neyse ona dair hiçbir bilgi yok. Artık onu yazanın şahsına, kişisine ve kan bağı olan kişilerle alakalı bunu nasıl sevmediğini, bunu nasıl söyleyebildiğine dair bir sürü yorum. Dolayısıyla başka bir yerde birisi mantı dediğinde bununla ilgili bir şey söyleyemiyorsun. Çünkü mantı sanki bir kırmızı çizgiymiş gibi geliyor. Bilinçaltını değiştiriyor yani. Bir ricadır yani buradan tabii ki biliyorum, tabii ki biliyorum aşkım. Bu söyleyince olacak bir şey değil. Ben buradan söyleyince bir anda herkes uyanacak ve... ...artık kimse kimseyi kırmasın ya da artık kimse kimseye bir şey dayatmasın tabii ki demeyecek. Ben sadece boşalma seansı yaşıyorum şu anda. Yani olabiliyor dediğim gibi birçok insan... Mesela elle yemek yemek kimisinin çok kaba olabilir. Görüntü olarak şu an düşün, çok kaba geliyor sana. Elle yemek yemek. Direkt aklına belki bir ırk geliyor hani pilav yemek elle. Lavaşı tavaya sürmek, ağzına atmaktan kötü görüntü olabilir. Ama mesela bir kalamar yemek elle bence başka bir şey. Evde bir tane, tamam dışarıda belki yiyemezsin ama... ...evde elle kalamar yemek, grup ismi gibi oldu. Evde elle kalamar yemek bence çok keyifli.
İşte bu kalamarı elle yiyen kendine işte ben medeniyet gördüm demesin. Yani ki sorun değil. Yani bu şekilde ölçülecekse sorun değil. Çünkü zevk alıyorum. Yani zevk aldığım şey için utanamam. Ama bu başka bir yerde mesela kalabalık bir ortamda bir arkadaşınla gittiğinde elle yiyorsan ve masadaki diğerleri arkadaşına bakıp her şey yolunda mı diyorsa bunu toparlarsın. Bu ayıp bir şeydir. Ama yani...
Bu kalamarı da elle yersen sorun değil yani. Ya da birçok şey. Tabii ki ben bu kalamarı mantıderken sadece yemekten bahsetmiyorum yani. Bunun birçok örneği var. İşte bu şarkıyı dinleyen, kendine... Ya olabilir. Onun ne yaşadığını bilmiyoruz ki. Belki o namelerle, o kültür ona ait. Belki aradığı ezgiyi buldu. Belki o klipte bir şey var kendi yazmak istiyor. Yani bilemiyoruz yani. Bir şeyi, kimin neden sevdiğini bilmiyoruz. O yüzden çok kurcalamamak gerekiyor gibi geliyor bana.
Yani kurcalamak gibi derken, tabii bir dakika bu sonunu hiç beğenmedim bu arada. Yani kurcalamak derken şey anlamında yani. Karışmamak gerekiyor yani. Sen, bence biraz daha biz kendimiz neleri seviyoruz diye keşfetmeliyiz. Ya herkese sorulduğunda gezmeyi sever misin dedin. Ha tabii gezmeyi severim dersen ama cidden seviyor musun gezmeyi? Ya çok sorun değil. Gezmeyi sevmiyorsan bu bir sorun değil bence yani. Ama utanıyoruz. Ulan işte şey gözükmeyeyim böyle asasyalı gibi gözükmeyeyim. Doğayı sever, aa ben bayılırım doğaya. Kaç kere gittin? Üç kere gittin ha, otuz yaşına kadar.
Demek ki çok sevmiyorsun. Sorun değil bunu söylemek. Doğayla birleşik olmayan kendine hayatta yaşadın demelisin. Tamam, betonda doğdun, apartmanda doğdun ve orada büyüdün. Dolayısıyla doğaya karşı bir içgüdüsel bir arzum olabilir ama ihtirasım yok. Olabilir yani inan ki sorun değil. Ya da toprakta doğdun ve bina seni çekmiyor, şehre gitmek istemiyorsun işte. Kendini geliştirmeyen bir medeniyet... İnan ki sorun değil.
Yani bir başkasının hayatına kastın olmadıkça bence sorun değil bunlar yani. Ama gelgelerin konu başkasının o göz... ...göz zevkine rahatsız edici boyuta geldiyse veya şahsına artık... ...bir ahlak eşiğinden geçmesi sıkıntı oluyorsa veya onu kurcalayan noktaya... ...tabii o tabii ki o benim, o artık o beni de aşıyor. Benim burada konuşabileceğim bir şey değil. Ben biraz daha, ben kendi dünyamızdan bahsediyorum, içimizden bahsediyorum.
Yani kimsenin... Şöyle gibi olacaksın. Kimsenin size karışmasına izin verme. Öyle bir şey demiyorum. Tabii ki izin verin. Birileri sizi uyarabilir. Birileri sizi uyarsın. Yani başkan kötü yapıyorsun bak. Ya kötü gözüküyor. Bunu hep söylüyorum. Bu iyi bir şey. Dinleyin insanları. Yani dinleyin derken özür dilerim. Kendime not yani. Dinleyin insanları anlamında söylüyorum. Siz dinleyin derken sakın üstünüze alınmayın. Kabalık yapmak istemem. Dolayısıyla Twitter'da veya sosyal medyanın başka mecalarında veya bir artık kafelerde bunu söylemek bu arada çok keyifli...
Velev ki artık bir kafede otururken birisi ''Abi ya bu tablodan ne zevk alıyorlar anlamıyorum ben.'' dediğinde soru yani zevk alıyorsan cevap vermeye gerek yok. O zevk almıyor yani o sorgulasın bunu yani şey doğrusu şu yani ''Ya ben bu tablodan zevk alamıyorum ya nasıl zevk alabilirim?'' dediğimde bunun bence birkaç cevabı olabilir. Şu an seksist bir şaka yaptığım için utanıyorum. Bu kadar güzel tavsiyeler verdiğimi düşündüğüm bir blogun sonunda seks şakasıyla bunu bitirmek, bitirmiş olmak.
Evet. Umarım siz bu şakayı güzel toparlarsınız, bitirişi güzel yaparsınız yani. Yani şöyle güzel vlog yapıp da bu kadar kötü bitiriş yapanları bir türlü anlamıyorum ya. Hala neye güvenip yapıyorlar ya?
Bam! Yani 2020 ne kadar hayatımızdan bir şey aldıysa, ne kadar kötü bir yıl, ne kadar hezimet yaşattıysa 2021 mucizelerin devam ediyor. Yani her gün biraz daha şaşırıyoruz. Ve benim en son şaşırdığım olay Bahar Candan'ın açıkladığı, bakir olmasına rağmen hamile kaldığı. Ben inanılmaz bir şoktayım ve galiba artık bu dünyanın bir kurtuluşu. Çünkü 2020 yılında bize bir sınav verildi. Bu sınavı geçtik ve 2021'de gelen ilk işaret Bahar Candan'ın çocuğu olacağı gibi düşünüyorum ben. Umarım bir hata yapıp, umarım bir şeye kızıp bu çocuğu aldırmaz. Umarım bu çocuğa bir şey olmaz. Umarım 9 ay boyunca Bahar Candan, kainatın ona verdiği bu görevi taşıyabilir. Bir sağlık sorunu yaşamaz, aksi bir durum yaşamaz ve belki de kurtuluşumuz, belki de
Paralel dünyaya geçişimiz bu sayede olacak. Çünkü ne doğacak? Belki, belki dokuz aydır ama belki daha kısa bir zamanda gelecek. Dolayısıyla çok heyecanlıyım. İsmi konusunda hiçbir, hiçbir önerim yok. Çünkü sıra bana gelmeyecek. Öyle bir ya da benim tavsiyem beklenmeyecek. Ama anket yapılırsa...
Katılmak isterim veya atıyorum belirli bölgelere işte Marmara bölgesine sorulursa, biz atanaşlarında bir hakkı olursa kesinlikle hakkımı gönülden ismini kullanmak isterim. Gönülden. Çünkü bu çocuk bizler gibi sıradan bir çocuk olarak doğmayacak. Muhtemelen dünyaları birleştiren bir vasıfla doğacak. Bahar Candan bakiri olduğu için yani bir eşi olmayacak. Dolayısıyla kendi soy ismini verecek. Böylelikle biz onu takdim ettiğimizde... ...dünyalar arasındaki kapıyı açtığında... ...buyrun işte bizim bağımız... ...gönülden, candan gibi bir... ...isim tamlaması olacak. Dolayısıyla... Bilmiyorum,
story'i gördünüz mü ya? Benim o... Yani bir... Yani...
Mucize ya. Gerçekten mucize olduğuna inanmak istiyorum. Ya bir de böyle bir şey olursa arkadaşlar ben Instagram'a story atmam ya. Ya Hasan Mezarcı yıllarca kendini mahvetti. Adam delirdi açıklamak için. Ya bundan daha büyük bir kanıt olamaz ya. Ya böyle bir şey başıma gelse ben bunu başka yerde açıklarım ya. Demek ki, demek ki birkaç ay sonra bir şey olacak. Ya Allah korusun yani en kötü kazalardan korusun, belalardan korusun tabii ki. Yani bu söylediğim şeyle de mutabık değilim hayatımın sonuna kadar. Bunu savunmayacağım yani. Umarım doğar ve utanırım. Umarım doğar ve dünya bir mucizeye şahit olur.
Ama ama yani şimdi en kötü senaryo dersime konuşmak istiyorum. Ama olmazsa yani doğmazsa acaba şey mi düşünmeliyiz? Yani gerçekten acaba aptal yerine mi konuluyoruz? Yani bizim belki izlerken ya da bize izlettiği şeyler karşısında kendi zekasıyla alakalı az çok yorum yapabildiğimiz bir insanın bizi aptal yerine koyabiliyor olması Artık sinir bozucu bir hale mi geliyor? Hani hep vardır ya böyle işte bu insanlar oradan para kazanıyor. Ben hayatım boyunca buna karşı geldim. Herkes her yerden bir şey kazanabilir. Herkes ne olmak isterse olabilir. Ama birisi bir şey olduktan sonra karşısını onu konumlandırdığı noktaya getirme çabalarsa bu biraz aşağılayıcı ya. Yani sen oyna Aptalrol onu yani.
Bu sana yakışıyor bir sene bununla ilgili kötü yapışı yapanları önemsemiyorsun. Harika ilerliyorsun, destekçiniz seni izlemek çok keyifli, çok güzel, çok tatlısın. Ama yani biz biliyoruz ya öyle bir şey olmadı, öyle bir şey olamaz. Bizi hani o oynadığın şeye de çekme be. Aman başkan, vallahi gerek yok. Yani biz zaten seninle uğraşıyoruz. Senin bizle öyle bir eks uğraşmana gerek yok yani. Bir de zaten yeterince aptal yerine konuluyoruz başka taraflardan, daha kuvvetli kollardan. Yani bir de böyle sevdiğimiz insanın bizi aptal yerine koyması bizi rahatsız ediyor. Gerçekten rahatsız ediyor. Yoksa kimse senin ne yaptığını... Yani acaba o Bakiriyem açıklaması şeyden mi? Korkmak mı tepki görmekten mi? Korkuyorsan bunu konuşalım. Bu daha sayıcı bir şey bence.
Çok daha gerçekçi. Onun peşinden gidelim. Ama yani öyle. Ben hatırlıyorum. Ben de sordum o soruyu küçükken biz nasıl olduk diye. Çünkü aklın ermiyor, aklın şey olmuyor. Öyle bir dünya yok. Beynin karşılık vermiyor nasıl olabileceğine. Topraktan çamur yapıyorsun, su girince yıkılıyor. Ben nasıl oldum o zaman diyorsun. Beni bir araya getiren şey ne? Bir bakıyorsun aynı mantıkla. Toprak, su, çamur.
Dolayısıyla o duyduğumuz şeyler de bizler de farklı anlamlar çıkartabiliyor. Sürecin takipçisiyiz. Ama yani bu işte magazinin bize vermiş olduğu... Yani mesela ben şey düşünüyorum. Geçen... Şöyle bir şey geldi aklıma. Mesela birisi bir açıklama yapıyor.
Ve bu açıklamayın, yani bizde şey, ben de acaba yapar mıydım diyorum. Düşünsene, birisi işte bir açıklama yaptı ve hiç mantığa sığmıyor. Bunu tabii ki servis edersin, onu kötü göstermek için. Çünkü burada hani böyle bir magazine asıl tepki gösteriyoruz. Yani yer yer benim de var tabii. Kendi arkadaş yerlerinde benim de var derken, magazinin benden koktuğu falan yok yani.
Kendi kendine konuşurken sistem ettim. Ya da gördüğümde rahatsız olduğum şeyler var tabii ki. Ama şimdi mesela bu olayı ben de magazin olsam yayarım abi. Çünkü saçma sapan bir açıklama hiçbir gerçeği olmayan. Ama magazin değildi. Mesela kendi arkadaş çevresinde ya böyle bir story... Bir şey oluyor mu size mesela? Story atıyorsun.
Arkadaşın yanında olmasa bile seni arıyor ya da yazıyor. Oğlum bu ne? Kötü kaldır. Aa bu çok kötü çıkmıyor. Aa şöyle. Yani bir uyarı gelir yani. Ya çok kötü bir şey ya bir insanın arkadaşının olmaması yanında. O yüzden mi bu kız böyle para karşılığında acaba şey yaptı? Yani üzülmeye başladım. Bu kadar güldüğüm, eğlendiğim bir insanın... ...hiçbirisiyle birlikte olmadan hamile kaldığı bir zor durumda, yanında kimsesiz yoksa... ...bu kötü bir durum ya.
Para da istemem yani öyle bir şey varsa. Yani o taraftan geliyorsun yani. Hani iş artık komedi kısmından... Özür dilerim, gülmemiş şeyler arkadaşlar. İş artık komedi kısmından geçip... ...kıza üzüldüğümüz noktaya kadar geliyor. Yani bir insan kendini sevdirmek, gündemde kalmak için... ...kendini acındırmak ister mi? Yani çok... Küçükken oluyordu, hatırlıyorum lisedeyken. Kız arkadaşınla kavga ediyorsun. İşte ya da ortaokulda. Arkadaşı arıyor seni, hastaneye kaldırdık falan. Oğlum o yaşta ikiniz hastaneye gidemezsiniz.
O zaman tabii beynin onu bilmediği için korkuyorsun, arıyorsun, iyi misin falan. Bir anda hastaneye giden kız telefonunu falan açıyor, konuşabiliyor. Sonra kendini acındırarak sevdirme. Psikolojisi zaten zamanla sevgisini korkutan bir hale geliyor yani. Sevdiğin şey seni korkutuyor.
...bir şey, eylem yaptığında ya bir daha bir şey olursa diye korkmaya başlıyorsun yani. Tabii ki bu çok daha derin bir anlamı vardır bunun elbette. Şimdi Bahar Can'la konuşup... ...buralara kadar verdiği düşünmenin manası yok ama... ...yani kendini acındırarak... ...sevdirme yöntemi ise... ...yani ben üzülmeye başladım gerçekten. Sevmekten ziyade, tabii yine severiz... ...yine çıksın, alt yazı o yapsın, biz yine severiz. Çok tatlı bir insan çünkü, bu kadar tatlı bir insanı sırt dönemezsin bu kadar... ...güzel, hoş bir insan. Yani... İnsan olarak, neşe olarak şey diyemez. Ama... ...diğer türlüsü sana karışıklıklı bir etkileşim yokmuş. Bize kendisini sevdirmeye çabalayan yolu yanlışmış gibi geliyor yani. Çünkü... ...ya bir de bir şeyini niye merak ediyorum biliyor musunuz? Bakmadım. Çünkü ben bazen böyle bir olay olduğunda... ...onu yapan kişinin böyle profiline gidip altındaki yorumları çok merak ederim. Hani kimler ne dedi, nasıl bakıyorlar falan filan diye. Mesela Bahar Canlar'a bakmadım.
Hani bu böyle bir tepki olarak bakmamazlık değil ya. Fırsatım oldu birazdan bakacağım. Mesela şeyden korkuyorum. Buna mesela düşünsene birisi gerçekten inanıyor. Bahar Can'dan. Bakireyim ama hamile kaldım dediğinde. Mesela birisi buna işte böyle bir hayat yaşarsan olacak bu olacak. İşte otelde olmuştur oturduğun yerde kim yatıyor belli değil. Yani düşünsene mesela bu insanın gerçekten buna inanıp bu kızı linçlemeye çalıştığını.
Yani herhalde bu bloktan anlayacağımız şey, sonu olmayan bir aptallığın... ...asla dinmez bir öfkeyle insanları kavgaya sürüklediği başkanım. Yani böyle yorumlar varsa tabii, yoksa... ...bu birazcık üzücü olabilir. Artık kimsenin mucizelere inanmadığıdır başkanım.
Bana öyle geliyor ki, sokmuşlar beynimizin bir yerine. İyi ve kötü insan. İyi insan, kötü insan. Tabii ki var ama... ...hiçbirimiz, bakın samimi söylüyorum yani birçok konuya belki bu kadar inanmam başkan ama... ...yani birçok yere kadar, pardon pardon, belli bir zamana kadar hiçbirimiz iyi bir insan değiliz. Yani öyle şartlamayın kendinizi. Dolayısıyla iyi insanlar hayatınızda her zaman olmayabilirler. Yani... ...böyle tabii iyiliğin ve kötülüğün tabii ki farklı farklı birçok açıklaması vardır ama... Ya çok geç yani yirmi beşinden sonra belki dışarıdaki kediye mama vermeyi anlamlandırabiliyorsun. İçinden böyle bir şey gelebiliyor veya başka birisine yardım etmeyi. Ya ne bileyim iyiliğin tabii ki birçok birçok nedeni vardır. Kötülüğün birçok maddesi vardır yaptığınız zaman kötü olabileceğiniz. Dolayısıyla diyeceğim şey şu yani öyle hayatınızda hep güzelliği aramaya gerek yok arkadaşlar. Güzel insan çıksın karşına, kalbi güzel insan. Hayır abi bacağı güzel çıksın, kolu güzel çıksın, saçı güzel, gülüşü güzel insanlar çıksın karşınıza.
Kötülük yapsın size yani sevdiğin insanın kötülüğü acıtır canımdan unutursun bir yerden sonra. En azından kötülüğü öğrenmiş olursun. Ben fark ettiğiniz artık programın genel temasında böyle size yavaş yavaş hayatın acımasızlığını sanki empoze etmeye başlamışım gibi hissediyorum. Öyle bir şey değil. Ben sadece bir şeylere sanki kırılmayı, nasıl kırıldıysam, nasıl üzüldüysem. Bunları çok naif bir şekilde anlatıyormuşum geliyor bana. Yani ben sadece kırılmayı göze almanız gerekiyormuş gibi geliyor. Yani şartlamayın kendinizi. Kalbi güzel. Ya önemli değil ya başkan.
Ama ne olabilir ki? En fazla üzülürsün yani. Canından mı gidiyor? Ne olur yani? Deyip burada şarkı girse ya, Azar Bebeli, iyi değilim. Bana öyle gelir.
Çünkü diğer türlü aramaya başladığında aradığın şeyi bulman çok daha zordur yani. Evde yerini bildiğin şeyi bulamazsın bazen. Çok verebileceğim en basit örneği verdim, fark ettin mi? En sıradan örneği verdim. Yani bu yayınlarda çok az böyle kral çıplak tadında belki sohbetler dönüyor olabilir. Çünkü çok fazla konuğumuz yok, soru cevaplı ilerleyen bir şey olmadığı için ben böyle kendim... Aristokrat bir yerden size bir şeyler anlatıp bu böyledir gibi bir şey söylemek istemiyorum. Ben daha çok kendi arkadaş ortamımda ya başkan değildir ya dediğim şeyleri anlatmayı seviyorum. O yüzden hani programın bu kısmına kadar geldiğinizde ben hiçbir şey alamadım derseniz inan ki üzülmem. Çünkü zaten size başından beri hiçbir şey vermeyi baht etmedim. Demedim burada hafta içleri arkadaşlar insanın yaratılışından falan demedim yani.
Hep dedim kendi içsel sıkıntılarımı anlatmazsam deliririm dediğim şeyleri burada bir boşalama seansı ile sizlere aktarıyorum dedim. Ben peki bu dediklerimi yapıyorum. Hayır ben de bir yerden sonra artık karşıma iyi insan çıksın, benim için artık kalbi güzel olsun dedim. Ama yine mavi gözlü biri çıkınca yine ikna oldum yani. Dolayısıyla söz vermeye gerek yok kendine. Kendini bir şeye ikna etme.
Çünkü organlarını yönetemiyorsun. Bunu galiba konuşmuştuk değil mi? Yani bir şeyi kafana koyduğunda bunu yapacaksın diye bir şey yok. Bu çünkü bir şeyi elde etmek değil. Bu kontrol etmektir. Seversin veya sevmezsin. Üzülürsün veya üzülmezsin. O yüzden bence aramayın. Yani ama dersin hayır abi ben daha çok gencim. Yok ya bu hayatı yaşıyorum dedin ya dolu dolu ya. Bir de bütün şeylerin benimle alakası olması değil mi? Herkes ben deyince aynı şeyi yapıyormuş. Yani ben bu hayata geldim, yaşamak istiyorum. O yüzden aman ne olur en fazla üzülürüm. Tabii ki. Tabii ki bu program hayatınızı değiştirmeyecek.
Ama ben mesela şu an bir taraf seçsem, muhtemelen şey butonuna basardım. Yani öyle şartlama kendini, kalbi güzel olacak diye bir şey yok. Yani en çirkinden bile bir şey öğrenebiliyorsun. Çirkin derken kalp olarak, kötü diyeyim pardon, kötü. En kötüsünden bile bir şey öğrenebiliyorsun. Belki korkusuzluğu, belki dikine gidiyor. Yani, yani başkan, yani. Ama naçizane, gerçekten samimi bir tavsiyem. Çünkü diğer türlü aklında bir şey güzel kalsın istiyorsun.
Ya kolu güzel, böyle fiziği güzel, bakışı güzel, gülüşü güzel, sohbeti güzel, sesi güzel, tırnakları güzel bir insan karşına çıkıyor. Bütün bunlar bu arada ayrı ayrı hani, hepsi aynı anda değil. Ya onu bulsan zaten yapsın bütün kötülükleri, onun da problemi değil. Ama ben şey diyeceğim, sadece tırnağı güzel diyeceğim, bir insanın tırnağı güzel diye de. Ama anlıyorsunuz, yine yine program anlıyorsunuz kısmına bağladı. Yani anlıyorsunuz demek istediğim şeyi.
İlla birisinde birisini seversin. Burnunu seversin. O hiç sevmez gıdığını ama sen bayılırsın. Galiba şu anda şiir yazıyorum. O sevmez burnunu ama sen seversin gıdığını. O aşağı doğru düşüşünü. Yani... Bir de bir şey vardır bak. Bilmiyorum, hiç denk geldiniz mi ona? En kötü bir filmde izlemişsinizdir. En kötü bir filmde izlemişsinizdir yani bence. Bana öyle geliyor. Çok kötü bir insan, hayatına iyi bir insan girdiğinde bütün kötülüklerinden vazgeçer. Bir anda bırakır, biri sonra sebep olur.
Ya belki normal dünyada hani bu kadar büyük şeyler yaşamamışsınızdır. Veya atıyorum ya da bu programı dinliyorsanız hayatınız çok da heyecanlı, öyle aksiyonlu bir hayat olmayabilir. Yani çünkü inanmıyorum şu an günlük hayatta diğer mafya liderleriyle savaşıp gece soteyi dinleyen bir mafya lideri benden tavsiye alsın sanmıyor tabii ki. O yüzden tabii ki hayatınızda çok kötü giren birisi, çok radikal bir karara değişmeyecek, her şeye tövbe edip bambaşka yolu seçmeyecek tabii ki. O yüzden çok kötü insan hayatınıza girmeyebilir.
Yani girdiğinde de çok da zarar vermişsin. İzin vermeyiz herhalde değil mi? Kaç yaşına geldin? Şimdi yine toparlayamadın bir konunu. Çünkü şeyi düşünüyorum bunu söylerken. Yani şu an dinleyen, karşıdan dinleyenlerden biriniz... ...ah, ah Sergen ah, bir bilsen diye bir it çekiyorsa... ...onu açıklayamam tabii, onu bilemem. Ben biraz daha böyle yüzeysel bakıyorum. Tabii ki spesifik birçok örneği vardır bunun. Birisi vardı, o kadar güvenmiştim ki. Üstelik gözleri de maviydi, çok güzeldi ama neler yaptı bana bir bilsen. Yani yapabilir, ben burada yine ihtimallerden... İhtimalleri söylüyorum, yapabilir, yapmaz demiyorum.
Ben, ben hep işte diyorum, kendi tarafımızdayım ben yani. Ben şey tarafı... Ne derler ona? Onun kötü olduğunu olabilirsin yani. Şey, o kısmı daha kötü. O böyle bir şey yapmazdı.
Bunun kullanım kılavuzu yok ki. Belirli bir sınırı yok. İnsan. Bütün kâinat bizim için yapılmış yani. Sen hiç gördün mü bir tane tavuğun kendi başına tatile gidebildiğini? Biz yapabiliyoruz burada, içeride biz yapabiliyoruz. Dolayısıyla her insan her şeyi yapabilir. O yüzden çok öyle aman kalbi güzel olsun, işte büyüklerimiz sağ olsunlar hep bizi düşündüklerinden. Kalbi güzel olsun, aman işte oturmasını kalkma. Yani misafire gittiğinde yamuk otursa ne olur yani? Çok seviyorsan ne olur? Çok güzelsen ne olur yani? Çok iyi anlıyorsan ne olur sen yamuk otursan?
Tabi ki, tabi ki şu an bir metaforu paramparça yapmadım. Tabi ki bir deyimi, gerçekliğini sevirmedim. Ama siz de beni şey yapmışsınızdır. Evet, ben daha fazla çamurun dibinden çıkamamazken sevgili SOTO dinleyenleri, güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Ben seviyorum sizi bu programda konuşmayı. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir.
Gösteriler başlıyor bu arada. Artık yavaş yavaş biletler çıktı. Programımız sonuna kadar geldiyseniz biraz da reklamımı yapayım. Biletiks'de şu an açık biletlerimiz var. İzmir, Ankara, Bodrum var, İstanbul var.
Diğer tarihler geldiğinde de onları söyleyebilirim. Eskişehir var galiba. Emin değilim şu an. Çok havalı değil mi? Çok havalı yani. Emin değilim şu an. O da var. Yani tam net olmadığı için şu an bir şey söylemiyorum ama... ...İzmir, Ankara, Bodrum ve İstanbul şu an net... ...Biletix'te bazıları açıldı. Biletix'e Sergen Devric yazarak onlara ulaşabilirsiniz. Gösteri güzel gösteri. Yani bir de özlemişim. Gerçekten stand-up gösterimin... ...reklamını yapmayı özlemişim. O yüzden biraz da böyle bastıra bastıra söylüyorum. Kusura bakmayın.
Evet, güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala, kaçtım ben de. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.