
6.248 kelime · ~31 dk okuma
Merhaba, artık o uzun bir aradan sonra yine geldik şeylerini geçiyorum. Çünkü artık tadını kaçırdığımın farkındayım. O yüzden sanki hiç ara vermemişiz gibi, hiç araya özlem girmemiş gibi doğrudan giriyorum hayatımızda. Ya da belki şöyle şeye sığınabilirim. Hayatımızda, son dönemlerde belki konuşmaların daha önemli olduğu ya da bir konuşanın daha fazla gündemi değiştirdiği bir dönemde benim konuşmamın çok fazla önemli olmadığını fark etmiş olabilirim. Ama sizlerden gelen mesajlar, bu kadar beklemiyordum gerçekten. Yeni bölümü bekliyor olmanız.
Benim de bir şekilde yeni bölümü artık çekmem ya da kaydetmem gerektiği anlamına geldi. Dolayısıyla bütün bu sürece ilk başta kendime bu şeye inandırdığımdan ziyade sizlerin bu desteğine bir kez daha minnet duyarak başlamak istiyorum. Çünkü başından beri hep söylediğim bir şey vardır, bunu asla değişmeyeceğim. Eğer birisi size bir şey yaparken, size daha iyi imkanlar sunmak için, size daha kaliteli bir şey sunmak için diyorsa bilin ki yalan. Önce bunu kendisi sevmesi gerekiyor, ben seviyorum ama her şey, her şey yani dijitalde sunulan birçok şey, içine küreten birçok insan bir şey yapıyorsa, bunu siz beğenin, daha fazla izleyin, daha fazla kazansın, daha fazla talep görsün diye yapılıyor. Ben de şu an eğer sizin bu desteğiniz olmasaydı belki soteye veda etmiştik diyebilirim ama en başında dönüp daha duygusal düşündüğümde, yo aslında benim dönüp dönüp geldiğim nokta.
olarak varsayarsak çok da ayrılmalık bir şey yokmuş gibi. Bunu iş yoğunluğuna asla asla bağlamayacağım. Çünkü bunu sık sık burada eleştirdim yani. Yoğunsan sen seçtin bu hayatı. O zaman böyle bir şey yapmak zorunda değilsin. Biz de sessizce buradan yok olalım diye bir gaye içerisindeydim. Ama sizlerin bu sevgisi beni bir kez daha buraya getirdi. Ve galiba artık yavaş yavaş ayrılamaz bir gerçekliğe doğru
Gidiyor Olmanın Vermiş Olduğu Mutluluklu'da yeni bölüme başlıyorum sevgili Romalılar, yurttaşlarım. Ama gündemle alakalı böyle bir şey diyeceğim. Gündemi yazarken neyi konuşsam diyorum. Daha ciddi konular benim haddim değil. Benim bilmediğim şeyler hakkında konuşmaya mecalim veya öyle bir özgüvenim, öyle bir takatim yok. Ama karşıma çıkan şeyler hakkında konuşmayı inanılmaz seviyorum. Yorumlamayı çok seviyorum. Bunlar sizce doğru olmayabilir. Sadece benim bencelerim. Ama bir yandan da gülmemi asla durduramıyorum.
Hemen konuya gireyim. Gerçekten hep kitaplarda okuduk yani. İşte Mustafa Kemal Paşa'mız Yunanları denize döktüğünde bizim için milli bir gururdur. Yani eminim oradaki ailelerin yaşamış olduğu drama. Hepsini geçiyorum. Savaş psikolojisi hepsini geçiyorum. Dönüp baktığımızda bizim için milli bir gururdur. Bugün ne zaman Yunan takımıyla
futbolda, başka bir spor branşında karşı karşıya kalsak veya siyasi bir anlamda karşı karşıya kalsak direkt sığındığımız şey bir kez daha denize dökmeye dair böyle bir eylem, böyle bir söz kaldı. Tabii ki bunun travmatik yönlerinden asla asla bahsetmiyorum. Sadece söz olarak hani buna sığındığımız, bunun mizahını yapabildiğimiz ve böyle hani üzerlerine daha çok kışkırtmaya yönelik bir şey yapabildiğimiz için bizim için milli bir değermiş gibi gelirdi. Ve yıllar sonra bu denize dökme olayının bu kadar kişisel bir hale gelmesi için çok büyük mutluluk verici Herhalde şu an kimden, hangi olaydan bahsettiğimi anlamışsınızdır. Ben böyle söylemeye çekiniyorum çünkü... Konuşacak şeyimiz bu değilmiş gibi geliyor ama bu kadar çok gündemi sarsınca, bu kadar çok keşfettiği görünce ister istemez konuşmaya değer bir şeymiş gibi geliyor. Çok yani... Şimdi sevinmek, üzülmek, anlamak gibi şeylerden asla bahsetmiyorum. Belki birçoğunuz sevgili hanımefendiyi çok seviyordur, onun fanıdır. Dolayısıyla böyle bir şeye maruz kaldığı için üzülüyordur. Yani şeyi ben asla yargılamam. Benim asla haddim değil.
İşte sevgilisi varken bir hafta sonra niye... Bana ne, beni ilgilendirmiyor. Öyle bir sevgisi bitmiştir, başka birisine aşık olmuştur veya... Beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kısım aynı masada oturan iki adamın daha sonra bir tanesinin denize atması. Bu bana...
Bu bana keyifli geliyor çünkü beni ilgilendiren bir şey olmadığı için, buradaki toplumsal bir olay, toplumsal bir acı olmadığı için bana komik geliyor. Dolayısıyla bunun konuşma haddimi bulabiliyorum. Ve şimdi şöyle geliyor, eskiden olsaydı yani daha geleneksel medyaya döndüğümüz zaman, eskiden yani eskiden dediğim işte hesaplayın ya bu şey magazin kuşağı, cumartesi sürprizlerini böyle denk geldiğimiz zaman, sevindiğimiz zamanlara denk gelseydi belki bir sürü şey olacaktı kafamızda, soru işareti olacaktı. Ne oldu? Nereye döktü? Dökünce ne oldu? Var mı görüntüsü? Belki bir sürü yorumcu bununla ilgili yorum yapacaktı. Birçok kişi bunu yalanlayacaktı. PR basın açıklamaları gelecekti, okuyacaktık, kafamız karışacaktı ve bu olaya dair bir rivayet kalacaktı belki aklımızda. Yıllar yıllar sonra o isimler belki bir yere konuk olduklarında bu soru sorulduğunda başka başka açıklamalar gelecekti ama şu an günümüzde, günümüzde her şey... Olduğu gibi, storye yansıdığı için hatta, hatta ve hatta çok daha güzeli, bütün bu olay olduktan sonra bu olayı yapan adamın, denize mi düştün sen diye bir kesidinin bize yansıyor olması benim için müthiş bir, yani bu kadar can sıkıcılığın, bu kadar motivasyon düşüklüğünün, bu kadar hayal kırıklığın içerisinde bence dönüp dönüp izleyebileceğimiz, dönüp dönüp... Hayatımıza face çıkaramayız, hayatımıza başka bir noktaya getiremeyiz ama bir anlığına yani bir yerden kaba dağıtabilirsek çok keyifli olur. Ben öyle yapıyorum. Bu olayı izlediğimde ya eminim bakın dediğim gibi asla birinizin, herhangi birisinin bir şeye üzülmüş olmasına, kırılmış olmasına saygısızlık yapmak istemiyorum derseniz ki ya bir dakika ben ama bu taraftayım, bu çok büyük bir terbiyesizlik, bu çok büyük bir yobazlık derseniz
Doğru diyorsunuz derim en fazla. Yani bunu savunmam. Neresi yobazlık demem yani. Ben sadece bu şahit olduğum olayın bu tarafında olduğumu size belirtiyorum. Bu tarafın bana dahi, özür dilerim gülmem, inanın, yalnızca özel haklı bir durum değil. Daha ciddi olduğunu, daha... Burayı konuşabiliriz. Çünkü diğer, diğer, diğer tarafa gelirsek arkadaşlar bakın hiçbir soyadına, hiçbir aileye yine altın çizerek belirtiyorum saygısızlık yapmak istemem ama Sabancılar kim? Yani ben çok eskiden fabrika kültürü vardı. O Sabancılar deyince daha böyle bir zincir, daha bir kurumsal bir şirket zinciri gibi aklıma geliyordu. Hisseler, evraklar gibi ama günümüzde mesela Sabancı denilince eskiden bir güven olurdu sanki böyle bir güven.
Ama şimdi sanki içimiz geriliyormuş gibi hissediyor. Aman bize bulaşmasın, aman bize gelmesin diye. Bütün magazin olaylarına hükmediyor olmaları. İnanılmaz bir güç zaten oradan belli oluyor. Asla karşıma alabileceğim, almak istediğim bir güç değil ve umarım denk gelebileceğim iştir. Çünkü yarışabileceğim bir kul var değil. Eğer süreci takip ettiyseniz ses kaydında denize atan beyefendinin
karşı tarafa dair birkaç şey var ne söyledi, böyle söyledi diye. Bunları söyleyen, kendisini tanımlarken kendisinden, kişiliğinden, insanlığından ziyade var olduğu, hakim olduğu veya bulunduğu sıfatları sayan bir insanın, bulunduğu güçleri sayan bir insanla Başka bir tarafta olan yani ne diyeyim bilmiyorum başka dünyalara ait olan başka şeyleri savunan insanların çok böyle bir şey konuşması mümkün değilmiş gibi gelir bana. Dolayısıyla o tarafta olmak orayı anlamak benim için biraz daha zor olabilir ama şöyle yani şey destekçiyim mesela bir hanımefendi var bir ilişkisi bitti ve dedi ki benim ilişkim bitti üç gün oldu iki gün oldu bir hafta oldu sana bayılıyorum dediğini bana dese ben de giderim. Ben de giderim yani orada suya atılma pahasını olsa bile gidersin. Çünkü çok tatlı bir hanımefendi, çok güzel bir hanımefendi. İnsan gitmek istiyor ama deriz ya her sefanın bir cefası vardır veya her cefa bir sefaya götürür diye. O sorumluluğu gözaldıktan sonra başıma gelenler okeydir, amennadır. Ama benim işte anlayamadığım şey yani gidersin savunduğun şeyin kendi iradenden ziyade başka şeyler olması çok güvensizlik. O zaman olmadı mı?
Başkan, dilime gelen şeyi bazen yansıtamıyor olmak çok acı verici. Yani üzüldük mü? Tabii ki üzüldük. Keşke günümüzde böyle şeyler olmasa. Kimse kimseyi denize atmasa artık ama yani şey gibi bir konuşma yapmıyorum şu an. Hak edeni denize açacaksın gibi bir konuşma asla yapmıyorum.
Sadece yaşamış olduğumuz bu magazin dünyası. Çünkü artık bana magazin şey gibi geliyor. Magazin eskiden hani belki birçoğumuzun şikayetçi olduğu, uzak tutmaya çalıştığımız, tiksindiğimiz, demeyeyim de hani böyle yadırgadığımız bir mecraydı ama şu an günümüzde iyi ki var diyorum. Gerçekten bu kadar zor şartlar altında, bu kadar çıkan haberler, yapılan açıklamaların sonrasında ne olacak diye kayga düştüğümüz bir dönemde... ...magazin bence kafa dağıtıyor, müthiş bir insan-halk algısıyla oynuyor. O yüzden iyi ki var. Umarım bütün magazin olayları böyle bu şekilde, suya girip çıkmalı olur. Aman bir kuruduk, bir girip çıkalım tadında olur. Bize de sadece böyle bir şakasını yapmak, üstüne konuşmak kalır. Gereken her şey artık yaşayacağımız... Artık temennide de bulunmak istemiyorum. Gerçekten... Oralara da geleceğiz yani evet bu birikmişliğin vermiş olduğu bir program bizleri bekliyor olabilir. O yüzden çok uzatmadan SOTE 32. bölüm başlasın bakalım başkan.
Yani bunları benim söylemem ne kadar doğru bilmiyorum yani ama bir yerde eğer dertleşiyorsak, bir yerde eğer konuşuyorsak ve nacizane bir abiniz, bir kardeşiniz, bir başkan olarak görürseniz yani size söyleyebileceğim tek şey şu yaşadığınız bütün acıların sonrasında ne olursunuz klasik bir tutunmaya, klasik bir cümlenin bir anlamı ...bir boşluğa, bir anlam boşluğuna sığınmayın arkadaşlar. Hep duyduğumuz bir şey vardır ya, bir şey yaşayınca. En basit örnek veriyorum. Bir ilişki bittiğinde erkeğin veya kadının bir şeyi vardır ya, ben artık aşka inanmıyorum. Sevgilim var mı? Ben artık aşka inanmıyorum. Bana çok manasız geliyor. Bu tarz böyle klasik bir yere gitmeyen cümlelere sığınıp, bunu savunan ve kendi hayat felsefesini buna yansıyan insanların hayatının geriye kalan kısmında mutlu olma ihtimali yokmuş gibi geliyorum.
Kim sürpriz sevmez? Normal bir insandan bahsediyorum. Hayatında böyle çok büyük acılar yaşanmamış, artık umudunu kaybetmemiş, standart bir insandan bahsediyorum. Yani sürpriz sevmeyen bir insan var mıdır? Sürpriz sevilir yani. Sürpriz derken aklımıza illa karşı cinsin, sevgimizin size hediye vermesin. Yani sürpriz yani. Beklediğiniz bir olayın birden olması. Mucize gibi bir şey. Sürpriz sevilir. Dolayısıyla yani bir şeye küsmek sizi bir yere getirmez arkadaşlar. Ben artık aşka inan... Olabilir mi ya? Yani bütün yüzyılların savaşı veriliyor kalbe söz geçmediği. Bunun şarkıları yapıldı, şiirleri, filmleri çekildi bunun yani kalbe söz geçimi. Ama benim liseyi yeni bitirmiş Yencecik Hanımefendi arkadaşım diyor ki ben artık aşka inanmıyorum. Benim de elindeki nar gelesinden yeni boğazı yanan arkadaşım diyor ki ben artık aşka inanmıyorum.
Ya olabilir mi? Kalbine bunu söyleyebilir misin? Yani karşına birisi çıktığında çok tatlı, bütün her şeyi sana uyuyor anatomisi, saç rengi, gözü, oturuşu. İnanılmaz ve o an çok hoşlandın. Şey diyebilir misin kalbine? Hayır aşık olmuyorsun çünkü bunu konuştuk. Dolayısıyla birçok duyguya hükmedemezsin.
Duygu yöntemezsin. Öyle olsa bir şey bittiğinde paramparça olmazsın yani. O zaman ben de şeyi tercih ediyorum. Ben artık bir yakınım öldüğünde üzülmemeyi tercih ediyorum. Ben artık üzülmek istemiyorum. Böyle bir şey olabilir mi yani? Birisi öldüğünde, ha o da mı öldü diye. Keşke olabilse. Keşke kalbin hissettirdiği şeylere engel koyabilsek. Veya bu sevgi denilen, hatta Yıldızlar Arası filminde çok güzel bir sözü vardır. Sevgi bizim bilmediğimiz bir şey olabilir. Belki çağrışımdır. Belki bir etkileşimi vardır.
Ama yaşadığımız bir olayın bize reaksiyonu, bize elde kalan sonucunun hemen bir küskünlük olması çok acımasız geliyor. Bu kadar kolay bir şeye küsemeyiz. Yani önümüzde neyin ol... Yarın ne ol... Yani çok çok özür dilerim. Çok klasik gireceğim belki başkana ama yani yarın ne olacağını bilemez cümlesinin daha başka bir konuşmada bu kadar anlamlı olacağını belki göremeyeceksiniz bir daha.
Ben artık aşık... Yani ne, ne, ne inanmadığın şey ne yani? Sevgilin en yakın kankana aşık oldu, onunla birlikte oldu ve bu seni mahvetti. Sen artık aşka inanmadın. Ya değil. Belki de o senin hikayen değildi belki. Size şu yüzden geliyor bana. Küçüklüğümüzden beri ya da günümüzde şu an inanılmaz bir kişisel gelişimlerde bize çok değerli olduğumuz söyleniyor. Sen çok değerlisin, sen değilsin.
Yani düşündüğün kadar güçlü değilsin. Sen sadece bir ailenin çocuğusun, birisinin eski sevgilisisin ve bir insansın. Otobüste ayakta bekleyen birisisin. Kent kartın yoksa, kartın yoksa o otobüse binemeyecek kadar sıradansın. Ama bize verilen bir dayatma var yani. Sen çok özelsin, unutma. Sakın bunu asla... Sen çok güçlüsün. Çok güçlü ve çok özel olsak inan bunları yaşamazdık. İnan bunlar başımıza gelmezdi. Dolayısıyla size söyleyecekler, sen çok özelsin. Değilsiniz arkadaşlar, değiliz. Özel falan değiliz. Biz birisinin hikayesiyiz, birisinin eskisiyiz, birisinin arkasında bıraktayız.
Dolayısıyla bizim de arkada bıraktığımız bize bu kadar büyük hasar vermemeli. Ya buna engel olabilirsek ne hale? Ama ben artık aşkı... Hayır. Yarın kırmızı ışıkla başka birisine denk gelebilirsin. Yarın yani bir markette sıra beklerken önde birisi hafşurduğunda ona çok yaşa dediğinde dönüp baktığında geri kalan ömrünüzü beraber düşleyebilirsiniz. Yani küsmek bana çok nankörce geliyor hayata. Yani şimdi şöyle bir parantez açayım.
Hayatta yaşadığınız ya da beklenti olan insanlardan çok ağır şeyler yaşadıysanız, travmetik şeyleriniz olduysa tabii ki oralara girmek, bu kadar ukala konuşmak istemiyorum. Onlara karışmıyorum ama yani tek derdiniz sınavda başarılı bir puan almak ve üniversite okuyup dört yıl dışı sıkıp hayatın gereği kalan kısmında mutlu olmaksa Bir şeye küsmek için çok erken ya. Ya da bana öyle geliyor. Bilmiyorum, yanılıyor olabilirim. Ya da hayatın iyi tarafında, güzel tarafında oluyor olabilirim. Ama bence güzel yani. En azından huzurlu ve gölge olan bir taraf burası. Yani bir şeye küstüğün zaman inen ki onun sana gerekli bir getirisi olmuyor. Bir şeyin peşinden gitmezsen yani... Arkadaşınla yani kankanla, sevgilinle küstüğünde ama ben aramayacağım, o arasın diye beklediğinde üç gün boyunca telefonu çalacak diye bekliyorsan niye aramıyorsun?
gibi gelir bana. Yani o yüzden ben hep böyle giden, arayan, üstüne giden, neyin niye olduğunu, neden böyle olduğunu merak eden tarafım. Çünkü cevaplarını bilmediğim bir şey seni bir boşluğa sürüklüyor. Bilmiyorum belki boşlukta kalmak size ilham veriyordur, bir şiir yazdırıyordur, güzel bir film izletiyordur, daha fazla odaklıyordur ama böyle bir şey olmadığını biliyorum başkan. Dolayısıyla yani kendini bu kadar özel işte ben kimseyi aramam, ben kimsenin peşinden gibi düşünme.
Gidersen elde edersin. Ulaşırsan bulursun ne olduğunu. Dolayısıyla birisi size bir yerde sen çok özel bir insansın derse uçamıyorsan özür olduğuna inanma. Ya da gözünün ateşi çıkarmıyorsan inanma böyle bir şeye. Böyle bir şey yok. İnan ki sıradanız. Çünkü sayımız üç beş değil arkadaşlar. Milyonlara dayanıyor.
Korkunç bir rakam, korkunç bir sayı farkındayım. Dolayısıyla bu size şey anlatsın yani o size her şeylerde, kişisel gelişim seanslarında, toplu workshoplarda veya toplu etkinliklerde, seminerlerde insanoğlu çok özel dediğinde insanoğlu varlık olarak özel ama bireysel olarak o kadar özel değiliz gibi geliyor bana. Kendimizi bu kadar özel tanımadığımızda bana asla bunu yapamaz diye bir cümle çıkıyor. Bir insan kendine böyle bir kalkan bulursa hayatının geriye kalan kısmında bütün mutluluğu sanki paramatik olurmuş gibi geliyor bana. Ya mutluluğu aramaz, mutluluğun ona gelmesini bekler yani. Ben niye yapıyorum? Yapmak zorundasın. Çünkü senin hayatın, senin hikayen, ya bir başkası senin hikayeni yazamaz.
Gibi geliyor. Buradan da yaşadığımız bütün acılıklara, acılıklar diye bir şey yok. Bütün ayrılıklara, bütün hüsranlara, bütün hayal kırıklıklarına bir selam göndermek artık boynumuzun borcu olduğu gibi. Nefesim oraya doğru çekti sizi farkındayım. Ama yani aramızdan biri çıkıp dese ki, abi ben hayatım boyunca kimseyi aramadım, eğer bir ilişki bittiyse peşinden koşmadım ve hepsi geri geldi derse, tamam başkan. Tamam sensin ama ama yani yine bu seni özel kılmıyor. Demek ki hayatına giren insanlar kadın veya erkek bir şeyi bir şeyin peşinden koşmuşlar. Ne olduğunu merak etmişler. Ama sen demişsin ki ben işte özelim. O yüzden gitmiyor. Hayır, hayır başkan. Yani özel değiliz. Yani özel düşünmeye gerek yok. Burada misafir şey var ya. Yani hep hep yayında söylüyorum bunu. Acımasız bir şeyin içerisindeyiz. Yani bir muallak bizi kandırıyor. Bir muallağa inanıyoruz yani. Şimdi asla buradan dini bir şeye giriş yapmak istemiyorum. Benim haddim değil. Ama şimdi yaşadığımız coğrafyada artık haberlere baktığımız zaman bugün okuduğum bir Katar haberiyle ilgili asla bunu söylemek istemiyorum. Çünkü gülmeme bakmaya sinir bozucu bir durum.
Yani bütün şartlar, bütün kısıtlamalar mesela şu an şöyle bir soru sorayım size. Aramızda var mı hayal kurmayı seven? Mesela ben eskiden daha çok severdim ama şu an mesela bir tatile gitmek bile benim için ya dur ya bakalım şartlar bir düzelsin de gibi bir cümleyle bağlanıyor. Çünkü ne olacağını bilmiyorum. Yarın tatil planı yaptığımda... ...başka bir kısıtlama gelebilir, başka bir şey beni engelleyebilirmiş gibi geliyor. Dolayısıyla hayal kurarken bile çekingen bir hale geldiysem... ...yani şuraya bağlayacağım, öteki dünya nedir, nasıldır bilmiyorum. Ama eğer varsa veya gerçekten öyle bir şey yoksa... ...burada yaşadığımız şey bizim sorumlu olduğumuz şey. Yani her şey burada kalacaksa, bütün hikaye burada. Buradaki bir şeyi başka yere götürmeye gerek yok, bir şeyi beklemeye gerek yok.
Yani dolayısıyla diyeceğim şey şu arkadaşlar. Yani gerçekten yani düşündüğünüz kadar özel olmayabilirsiniz. Ben hayal kırıklığı yaşadım mesela. Ben çünkü büyürken... Çok özel çocuk olduğumdan bahsedildi. Lisedeyken çok özel birisi olduğum söylendi. İlk defa yaşandığı söylendi. Bunların ilk defa olduğu söylendi. Ama sadece birisinin bir ilkiydim. Ve geri kalan herkesin eskisi oldum yani. Hayatım belki de başkalarının hikayesi olmakla geçmiş olabilir. Ama şu an bununla üzüntü duymuyorum. Dolayısıyla yani daha ciddiyete söyleyebileceğim tek şey başkan. Kimseye borçlu kalmaya gerek yok. Yani bir şey hallolacaksa onu sen hallet.
Böyle tavsiye vermiş gibi oldum ama biraz daha yukarıdan bakarsak diyeceğim şey şu dediğim gibi öteki dünya var mı yok mu bilmiyorum ama eğer yoksa bütün bu yaşadığımız şeylerin sonucunda bize gerçekten bir gençlik ve bir hayat borçlular bunu feyz alırsak eğer sizin kimseye kimseye bir şeyiniz olmasın başka yani üzüldüm sonu kötü bitti ama bence siz beni anladınız ya. Bize bazı bilgiler böyle çok kalıp veriliyor. Mesela hatırlarsın belki ortaokulda, ilkokulda, lisede falan böyle sıvaların bulunduğu kabın şeklini alan bir resim olduğuna dair bir bilgi verildi ve doğruydu yani. Suyu bir şeye koyduğunda bunu tabii ki şu an böyle bir şey anlatmayacağım. Bana ama şöyle geldi zamanında bak dikkat et.
Başka bir şey var mı desem? Hani bulunduğu ortamın şeklini alabilen, uyum sağlayabilen bir şey, bir cisim var mı desem? Örnek verebilir misiniz? Hiç sizi yormuyorum başkan. Direkt söylüyorum insan. Yani inanılmaz bir, inanılmaz bir hazine yani. En basit örneğini söylüyorum size. Geçen gün bir dağ evine tatil yapalım diye gittik.
Ve bakın yani birkaç saat sonra direkt kendini böyle bir Hanzo gibi hissediyorsun. Yani toprağa direkt çıkmak, ayak basmak, ağaçları yorumlamak, çimenlerin vaziyetini belirlemek. Yani insanoğlunun bu kadar kolay bir şekle adapte olabiliyor olması. Yani günlük hayatta bir plazada, bir AVM'de canın hiçbir zaman mangal çekmez. Ama ayağın ne zaman toprağa bağlı aslında, bir mangal yapalım be gibi bir çıkışla bulunduğun ortamın direkt atmosferini soluyorsun. Yani böyle bir abi kaçacaksın ya buralara deyip. Bir daha hayatın boyunca o cümleyi kurmayacaksın, o hissi yaşamayacaksın. Ama iki günlük
Üç günlük bulunduğun dağ tatilinde sanki hayatının geriye kalan kısmı, sanki o dağ muhtaçmış gibi. Şimdi mesela bunu ben kötü bir şey gibi söylemiyorum. Bence müthiş bir yenilik yani. İnsanın gittiği bir yerde başka bir şeyi deneyimlemesi çok keyifli bir şey yani. Ama fazla tribe girmeye gerek yok be başkan yani. Üç gün oradasın. Üç günün sonunda eski hayatın neyse artık ona geri döneceksin. İki artı bir bir dairen varsa orada yaşamaya devam edeceksin yani.
Ama böyle bir dağa çıkınca, abi kaçacaksın mı buralara gibi bir serzeniş. Bana hep şey gibi geliyor yani hani insan sanki bir yere ait olmak istiyor ama ne yazık ki oraya gidemiyor, şartlar varmış ve bize bir mesaj mı yolluyor gibi geliyor bana. Direkt bulunduğun ortamın şeklini anla. Böyle bir sabah yine çimine çıktığında bir önlenemez bir spor yapma arzusu. Abi spor yapacaksın, ihmal etmeyeceksin deyip dert yanıp. Yani kahvaltıda kebap yiyen bir nesil olarak bana çok keyifli geliyor böyle bir şey. Çünkü diğer türlü manası yok. Yani hayatımızın günlük yani bir yıl, bir yıl içerisinde kaç kere daha çıkmak istiyorsunuz ki? Ama böyle yaklaştığında ihtimali olduğunda ve daha gittiğinde sanki bir daha dağsız yapamayacakmış gibi hissetmek yani ya başkan.
Herkes her şeyin farkında ya. Ta orayı övelim, orayı beğenelim, orayı tavsiye edelim ama... ...orada da misafirdik nihayet sonuç olarak yani. Orada da birkaç gün kaldık ve bu bir yer bir yerde bitmek zorunda. Ama ne garipse böyle kendimizi çok farklı hissediyoruz. Yani bir anda böyle bir soğuk suyla duş alma isteği, o dereden çıkan suda yıkanma isteği, soğuktur derici şey yapar, güçlendirir. İşte ellerim kabalaşıyor, işte çekiş verin bana bir şeyler kırayım hissi. Ya bir şeyler yerken alıp çatal bıçak kullanmama, elle yeme, gittikçe barbarlaşma ve bundan keyif alma.
Yani bunu bir yerde eğer durdurmazsan tatil dönüşü büyük bir travma yaşayabilirsin. Çünkü eski hayatın seni bir şekilde bekliyor. Eski kaygıların, eski sıkıntıların, eski sıkışmışlığın seni bir şekilde bekliyor. Ama çok güzel bir kaçış. Yani diyorum ya işte o seviyede bırakabildiğin zaman çok manalı oluyor. Diğer türlü zarar, psikolojiye çok büyük zarar yani. Bilmiyorum aramızda var mıdır böyle bir...
Çadır tatili yaptıysanız eğer daha önce hatırlayın o çadıra ilk girdiğin anda abi daha önce niye yapmadık ya bundan sonra hep yapalım demişsindir. Bir daha kaç kere gittin yani çadır şu an dolabın üstünde duruyor. Belki hala o günkü toprak var içinde o toprak kurudu, duman oldu gitti belki ama senin o isteğin tekrar yenilenmeye hazır şekilde. Ama oradaki o çok büyük yüksekliğin sana hayal kırıklığı yaratıyor. Yapma.
Yapma başkan. Zaten günlük hayatta bin tane ayak kırıklığım var ya. Onu şey gibi düşün yani. Üç gün ne iyi oldu be diye bitir. Abi çadır başka, çadır başka değil. Çadır, söylüyorum ben size, çadır otel gibi, pansiyon gibi, bir ev tutmak gibi lüks ve konfor içeren imkanlar dahil olmadığında çadır tercih edilen bir şey. Tabii ki bir yerden sonra çok seversen çadır ekstra da gelebiliyor. Çadır bambaşka keyif alabiliyorsun ama... ...rahatlıkla elini yıkayamadığın, duş alamadığın, telefonu şarj edemediğin bir dünyada... ...özellikle günümüzde çadır çok tercih edilen bir şey değil. Ama uzaklaşmak, sessizliğe gömülmek, işte ateş yakıp patates yemek gibi tercihlerin olduğunda... ...vazgeçilmez bir şey. Ama ben şimdi, şimdi şey gibi olmasın, bir dakika, o şey var ya bu... ...çadır kurmaya kamp atmak diyen insanları tabii ki tenzih ediyorum. Şimdi şey gibi olacak, onlar başımın üstünden almışlar.
Yani o çadır kurma olayına kan patmak diyenlerle tabii ki onlar için artık o bir yaşam formu, onlar için bambaşka bir dönüşü var, bambaşka bir his. Ama böyle hani çadır kurarken toprak ve o yuvarlığın arasındaki aparatı bu muydu diye soran bir nesilin abi çadır bambaşka dediğinde bana çok samimiyetsiz geliyor. Çünkü o bir paylaşım isteği, o bir deneyim isteği gibi geliyor. Bunu bir daha yaparsan, üçüncü defa yaparsan veya çadırda uyurken sabah uyandığında abi çok sinek ısırdı diye şikayetçi olursan Demek ki o senin için bir deneyim. Onu tadında bırakmak gerekiyor. Ama biz nedense yani bu illaki vardır çevrenizde böyle bir şey yaptığında onu çok övmek, çok sevmek. Yani en ufak şeyi çok sevmek çok güzel gibi gelebilir. Mesela şey lafı vardır ya işte küçük şeylerden mutlu olmak. Yani mesela ne kadar doğru sizin için bilmiyorum. Mesela benim karşımdaki bir arkadaşım veya yeni tanıştığım birisi küçük bir şeyden mutlu olduğu zaman ben üzülüyorum. Hani şey demiyorum, aa ne güzel ya mutlu olmayı biliyor baksana demiyorum ben üzülüyorum.
Ya diyorum bunda mı mutlu oldu ya? Kim bilir daha neler var yaşamadı, görmedi diyorum. Dolayısıyla bugün çok böyle tavsiye üzerine bir program gibi oldu ama alakası yok. Sadece yaşadığım, gördüğüm, duyduğum ve şikayetçi olduğum şeylerden size bahsediyorum. Yani bulunduğumuz yerin şeklini almak çok değerli. Onun tadını çıkarmak, o atmosferi, çadırımız orada ufak ufak sönerken gökyüzüne bu kadar yakın olmak, kendimizi bu kadar kirliyken bu kadar temiz ve rahat hissetmek çok değerli olabilir ama
...bunun bitecek bir tatil olduğunu ve bir daha başka birisi söylemezse... ...bizim aklımıza gelmeyecek bir şey olduğunu eğer bilirsek... ...o zaman tatil müthiş oluyor yani. Ya diğer türlü... ...ya bu kadar küçük bir şeyden bu kadar mutlu olduğunda yani... ...daha büyük bir konforu eleştiğinde yaşadığın mutluluk seni bir kez daha delirtebilir. Veya bu tatil sana çok büyük ihanet gibi gelir. Ya ben daha önce... ...nelerden mutlu olmuşum gibi bir şeyle küsebilirsin kendine. Bak konu yine oraya geliyor. O yüzden... Yaşadığımız her şeyi şey gibi düşünmek gibi geliyor bana. Yani şöyle düşünebiliriz. Ya çadır tatili ya da tatlı bir ev tuttuk, kalabalığız, çok güzel, çok eğleniyoruz. Ama bunun her zaman daha iyisi olabilir. Bunun seneye çok daha iyisini yapabilirim. Ve bu mantığı bence birçok şey yani elektronik ne bileyim ticari arkadaş ilişkisi veya kendine aldığın elektronik bir eşya gibi her şeye kıyaslarsan hiçbir şeye bağlanmıyorsun.
Günümüzde her şeyin bu kadar eski değil, tükendiği ve değiştiği bir dünyada bir şeye bağlanmamayı size tavsiye ediyorsam bence boş konuşmuyorum başkan. BAM! Yani sanırım her yayında mutlaka bahsetmem gereken şeyler olduğum ve bunları sürekli dönmek zorunda olduğumu hissediyorum. Çünkü her seferinde insanlar yok ya. Canım artık bu kadardır, ötesi olmaz dediğim ne varsa biraz daha ötesini gösteriyor bana. Yani şimdi insan eleştirmeyi artık inanılmaz bir spor adına getirdik. Yani bu günlük bir şeymiş gibi. Yani başka bir insanın kırılabilme ihtimali yokmuş gibi davranıyoruz. Ben şeyi falan geçiyorum artık böyle ahlaklar, işte giydiği onları falan geçiyorum. Artık başka bir insanın, izlediği bir insanın... ...ee, yaptığı... Ya işte miyim? Ben böyle sosyal medyada hani o reklamlara falan çok işlemeyi seven birisi değilim. Yaptığı şeylere böyle... ...ya yeter bu kadar diyebilecek seviyeye geldik. Yani... ...şeyi söylemek istemiyorum, böyle bir anda ünlü olup aklına ilk gelen şey... ...o zaman takip etme abi gibi bir şeye sığınan birisi olmak istemiyorum şu an karşınızda. Ama... ...yani şimdi mesela birisi işte Ekrem diye bir adam beni takip ediyor. Şimdi Ekrem demeyeyim, başka yere çekerler ya. Kerem diye birisi beni takip ediyor velhasıl.
Ve Kerem istiyor ki, ben hep onu mutlu edeyim. Yani Kerem her İnstagram'a girdiğinde, Kerem'cim bak video çektim, Kerem'cim bak ne paylaşıyorum gibi bir şey. Ama Kerem şeyi unutuyor. Ben, benim normal hayatımda belki de bir mesleğim yok. Yani bir mühendis değilim, bir kasiyer değilim, bir otoyik amacı değilim. Dolayısıyla ben meslek olarak sosyal medya, içindeki üretmeyi ve bunlardan kazandığım parayı... ...belki markalarla iş birliği yaparak hayatıma idam ettirmeye adamış bir insanım. Yani bu yolu seçmişim. Dolayısıyla Kerem... Şey gibi düşünüyor yani, bu profili ben takip ediyorum, bu profili ne yaparsa bana yapıyor, bize yapıyor. O dolayısıyla herhangi bir marka... Sevgili yurttaşlarım, başkanlarım, şunu açıklayayım ben size. Kendi adıma konuşuyorum.
...reklam alırken, inanın çok samimi söylüyorum yani... ...şey için almıyorum bunu hani, size reklam göstereyim, ben kendim... ...mesela atıyorum, hiçbir zaman kendi giydiğim bir ayakkabı, bir kıyafeti, bir yemeği... ...size durduk yere önermem. Çünkü o benim yediğim bir yemektir. Ben o yemeği, et döner, ben o et döneri sevdiğim için yiyorum. Size dolayısıyla arkadaşlar, bir et döner buldum, çok güzel, mutlaka bunu takip edin, mutlaka buradan yiyin demem. Çünkü bir başka birisi... O dönerden sırf benim tavsiyemle yediği zaman bunu beğenmezse ve derse ki bana ''Ya senin de ağız tadın iğrençmiş.'' derse ben üzülürüm. Yani benim sevdiğim bir şeyi başka birisi sevmezse ben biraz üzülürüm. Dolayısıyla kapaya takarım ve onu bulurum.
...onu bana diyeni bulurum. Yani boş yere mevzular uzar gider yani. Ama çıkar bir marka der ki bana, mesela Ergen'cim, başkan... ...benim şu ürünüm var... ...de ki insanlara böyle bir ürün var, özellikleri bu, onu yaparım. Derim ki arkadaşlar, bakın böyle bir ürün var... ...özellikleri bunlar, bir bakın derim. Bunu diyebilirim ama oradan bir çıkıyor, işte yeter bu kadar reklam. Başkan niye yeter bu kadar reklam? İnanın bakın, inanın sizin karşınıza... ...yani size daha iyi içerik üretmek, size daha iyi şeyler sunmak için reklam almıyorum arkadaşlar. Hayalini kurduğum...
Rahat ve konforlu bir yaşamı yaşamak için reklam alıyorum. Yani ve bunu diğerleri de niye aldığını bilmiyorum. Onlar da mutlaka böyledir. Daha fazla kazanmak, daha rahat bir hayat aileme, sevdiklerime, belki ileride eşime, çocuğuma daha güzel bir hayat sunmak için reklam teklifi geldiğinde bunu kabul ediyorum. Ve bunu benzeri birçok şeyle kıyaslayabilirsiniz.
Ama böyle markalardan işte ne bileyim, işbirliklerinden ziyade iken mesela ben ne yapıyorum şu an işte bir talk show'um var, bir podcast programım var, işte skeç çekiyorum, dizi var. Mesela bunların da reklamını yaptığım zaman işte yeni bölüm yayında şurada hadi dinleyin dediğimde işte yeter bu kadar reklam diyor yani. Şey olabilir mi sizce mesela Kerem bundan rahatsız oluyor diyor ki ben bu kadar reklam görmek istemiyorum diyor ve Kerem bundan rahatsız oluyor diyor sizce ben şey diyebilir miyim arkadaşlar Talk Show'un yeni bölümü yayında ama Kerem bu reklam yapmamı çok istemediği için ne yazık ki şu an size duyuramıyorum bakalım kaç kişi izleyecek gibi bir şey. Yani çok ayıp değil mi? Yani bir şey ben bak şeyi şey yapamam ben onu izliyorum çok özgüvenli geliyor bana. Böyle bazı fenomen mi diyeyim ya tanınmış kişiler birisi onu eleştirdiğinde veya işte atıyorum bu şarkı çok kötü şarkı yapmışsın ama kötü dediğinde takip etme o zaman geç. Yani kaybetmeyi bütün amacımız bütün motivasyonumuz daha fazla kitleye daha fazla rakamlara sayılara ulaşmak yani bu kadar kolay insan yakabilmek çok cesurca geliyor bana. O yüzden ben hiç kimse kardeşim o zaman takip etme çık buradan diyemem yani.
Dolayısıyla bir şekilde bir yere kadar ya da inandığım noktaya kadar beni izleyen, takip eden kişiye bunun olabileceğini, bu işi yapıyorsun ve bunu sana duyurmak zorundayım. Çünkü bu, benim yaptığım şeyde bu demeye şeyindeyim. Dolayısıyla şimdi bu konuşmayı da tabii ki reklamlara bağlayacağım. Bir Temmuz itibariyle artık sinema salonları, tiyatro etkinlikleri gibi birçok faaliyet devreye giriyor. Özlediğimiz, o hep dert yandığımız şeylere yavaş yavaş kavuşabileceğiz. Tabii ki burada, şimdi şeyden bahsetmeyeceğim, otururken tedirginliğimiz, birçok insan hala gelemiyor olabilecek ama aşı olanlar, artık psikolojik olarak buna hazır olanlar... ...etkinliklere başlayacaklar. Dolayısıyla bizim stand-up, yani benim herhalde şu an en çok özlediğim bu pandemi sürünü. Çünkü dizi yaptım, ya pardon şimdi dizi yaptıktan önce aklıma takıldı. Konuşamadım doğru düzgün de şu konuya bir açıklık getireyim. Dedim ya aşı olanlar da yani...
Bilmiyorum başkanım, bana mı komik geliyor? Yani düşünsenize bir buçuk yıl boyunca bir pandemi süreciyle uğraşıyoruz. Dünyayı saran bir virüs var ve sonra diyorlar ki işte aşısı bulundu ve aşı olacak. Türkiye'ye aşı geliyor. Hani o randevu almak, onları falan geçiyorum o zorluklarından. Ya aşı çıktığında bile aşıyı tartışıyoruz. Yani diyorlar ki aşı çıktı işte böyle böyle olacak ve adam diyor ki ben aşıya karşıyım çünkü.
Yani daha önce grip aşısı olduğunda yani ne olduğunu içinde biliyor muydun? Topla işte psikolojik neydi o şey? Sürü psikolojisi yani orada ikna oluyorsun da yeni bir şey olduğunda buna karşı geliyor. Karşı da olabilirsin bu arada kendi dünyanda. Ben mesela şeyi çok istiyorum.
...denk geldik bir yerde bir adamla. Ben dedim ki ben aşı oldum. O dedi ki ya ben aşı olmayacağım ve aşıya karşıyım dediğinde... ...şeyi merak eder misin yani bütün dünya aşı için sıra beklerken, randevu almak isterken... ...sabah girdiğinde bakıyor sıra gelmiş mi diye, sıra gelmediğinde üzüldüğünde yani böyle bir... ...coğrafyada böyle bir durumda ben aşıya karşıyım, aşı olmayacağım diyen bir adama... ...ben şeyi sormayı çok üzülüyorum başkan. Neden?
Yani çünkü bir sebebim var. Yani ben belki de ben şu an çok şey düşünüyorum. Yani böyle ya bir dakika ya herkes oluyor, ben de oluyorum ama neden olmak istemiyorsun? Ben mi acaba hata yapıyorum dediğimde ya da bunca insan acaba yanılıyor mu diye bir kuşkuya düştüğünde şeyi istiyorsun istesemez karşıdan. Neden aşı olmadığında işte içindeki bilmem o cisimleri saysın, maddelerini saysın, etkilerini saysın, vücudumuzdaki ne bileyim bilmediğim için bak bilmediğim için şakasını dahi yapamıyorum. Yani düşün yani her şeyini saysın. İşte o vurdu aşıdaki o bilmem etki bizim şunumuzu solduruyor, şu oluyor, ileride şu olacak bu.
...dediğinde bir kafan karışır. Ama adam diyor ki bana şeye karşıyım. Niye ya? Ben karşıyım.
Ya bazen bazı konular öyle bir şeye geliyor ki başkan. Şey diyorsun yani ne diyeyim şimdi belki aranızda ben onu tartışırım diyecek olan vardır. Yani bunu da samimi söylüyorum. Ben mesela böyle bir konuda tartışacak bir şey de bulamıyorum. Çünkü söylediğim ya da savunduğum her tezenin bana aynı şekilde geri geleceğini biliyorum. Düşünsene karşında sürekli olarak aynı şeyi savunan bir adam var ve hiçbir madde sunmadan. Hatta size daha önce bunu söylemiştim. Yıldırma politikası. Hep aynı şeyi söylemek. Niye karşısına? Ya ben karşıyım. Ya abi olur mu bak işte. Ya ben karşıyım. Abi niye ben...
...gidecek bir yer yok o konunun yani sen bir yerde ondan sonra her şeyi biliyor olsan da yani... ...bu çip muhabbeti varsa da bir şey demeyeceğim yani şakası da yapıldı. Yani ben hayatımı işte otuz yıl boyunca iyi idare edemedim. Umarım çip takılır da birisi benim hayatıma yön verir... ...ve başka bir şey deneyimleyebilirim ama... Şu hangi aşamada? Bu aşı konusunda da umarım sizler kendi kararınızı, kendi iradenizle verirsiniz ve sağlıklı bir şeye kavuşur. Ve hayatımızın geriye kalan kısmında kimsenin kararıyla, iradesiyle bir şey yapmadığımızı, yapmayacağımızı gösterebiliriz. Veya birisi alırsa da umarım layık olabilir. Bilmiyorum yani, bilmiyorum.
Bilmiyorum, bununla ilgili bir şey söyleyemem. Ama diyeceğim şey bu kadardı. He, onu şeye geri gelecek olursak da reklamlarımı yapayım. Teşekkür ederim. Sevgili SOTE dinleyenleri, güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım eğlenmişsinizdir. Böyle birden bitirmek gibi olmasın. Sadece araya birkaç şey geldi aklıma, o yüzden konular girdi. Ama nihayet bitirmek amacım buydu. Umarım sizler de böyle bir şeyleri zamansız bitirirsiniz. Bilirsiniz çünkü bir şeyi bitirmeye hazırladığında... Daha yorucu süreç oluyor, daha çok yıpratıyor. İş olarak da öyle. Mesela bir işten ayrılmaya karar verdiğinde hemen karar verip eyleme geçemiyorsan günlerce uykuların kaçıyor, yediğin yemekten keyif alamıyorsun. Arkadaşlarına bunu paylaştığında herkes senin bir şey yapmanı bekliyor ve sen bir şey yapmadıkça daha iradesiz, daha iktidarsız gözüküyorsun. Umarım sizler de bir şeyi bitirme kararı aldığınızda direkt eyleme geçebilir ve bunu savunduğunuz şey gerçekçi olabilir. Ve en önemlisi siz kendinizi ikna edebilirsiniz. Yani bilinmezliğe tutunup yok ya aman bekleyeyim gibi bir şeyle ilerletirseniz...
Sizin için sadece tek bildiğim şey, zor bir süreç olacak. Umarım bütün bitişleriniz keskin ve acısız olur diye. Muazzam ve yine hiçbir yere gitmeyen bir temenniyle bitirebilirim. Evet, yakında gösteriler başlıyor ama benim Temmuz ayında gösterim ne yazık ki olmayacak çünkü... ...bir film süreci olacak. Bu arada sizde ondan bahsedeyim. Bir film çekeceğiz. Umarım güzel olur. Zaten yakında onun sürprizlerini, yaşadığımız olayları. Birisi eğer sorarsa, sette yaşadığınız en komik olay neydi derse açıklarız.
Ama tabii ki öyle bir soru karşısında asla ve asla durmayacağımı söylemeyeceğim. Çünkü hayatı ne getireceği, PR'ın ne isteyeceğini asla bilemeyiz. Bugün burada savunduğum şey, her zaman söylerim, yarın tutunduğum şey olabilir. Ama en azından bencilerim, biliyorsunuz, bir gün eğer birisi bana bunu yaptırırsa, hatta bir keresinde, bir keresinde size bir şey söyleyeceğim. Bir YouTuber, hatta birçok YouTuber şey yapmış, yapıyorlar böyle, yeni ev bloğu diye mesela evini gezdiriyor ve sen o sırada onu belki bir artı bir, belki iki artı bir evinde izliyorsun.
...televizyonda ve üç katlı evin içinde asansör var, havuz var, bahçesi var ve izliyorsun... ...ve izlediğin adamın veya kadının o vizyona sahip olmadığına karar veriyorsun kendi dünyanda... ...ne okuduğunu, neyi sevdiğini, neyi inandığını bilmeden direkt karar veriyorsun bu evi hak etmiyor diye... ...ve ondan nefret ediyorsun.
Ama bana daha kötü olan gelen kısım tabii ki bir insanın evini paylaşması, evini göstermesi. Ama o tarafı asla savunmayacağım. Şimdi oradayım diye şey demeyeceğim size. Arkadaşlar o insanların dünyasını bilmiyorsunuz gibi bir şey demeyeceğim başkan. Bunu şirketi istiyor olabilir. Belki o ev kirası. Bilmiyorum, bilmiyorum. Ama hep deriz ya ahlak, ahlak, ahlak çerçeve içinde.
Bilmiyorum belki sizin de öyle. Mesela benim dünyamda kendi yaşadığım evi, bakın burası da mutfağım işte çok büyük, burada bunu yapacağız, burası salon işte, buraya oyun o şeyi kuracağız dediğimde, onu izleyenin kim olduğunu, hani çünkü şey ya sayılar çok önemli ya işte iki milyon, üç milyon izlenme ama o üç milyonun içinde kim olduğunu ne yazık ki bilemediğimiz için üç milyon kişiden saygı bekleyemeyiz. Abi bana saygı... Hayır başkan yani kimse sana... Saygı göstermek zorunda değil. Yani çünkü sen önce ne yaptın bizi bilmek gerekiyor gibi gelir bana bir şey. Çünkü kendi evini göstermek günümüz dünyasında modern ve bir içerik gibi gözükse de bana, yani samimi söylüyorum, çok şey gibi gelmiyor, bir içerikmiş gibi gelmiyor evini göstermek.
Evini göstermek, mesela bana hep ev mahrem gibi gelir. Mesela biz eskiden misafirliğe asla bir şey girmeyeceğim tabii ki. Yatak odasını göremem, aa girmeyeceğim. Ama demiştim ki bir keresinde eğer bir gün yeni taşındığım evi size gösterirsem bilin ki beni para çok değiştirmiştir demiştim. Dolayısıyla kimin neyi niçin yapacağını asla bilemeyiz. Ama bir şeyi tabii ki her zaman yadırgam hakkımız olabilir. Fakat dediğim gibi bir şeyi yorumlarken, bir şeyi eleştirirken de
Yani rica mı diyeyim? Bilmiyorum yani. Ya da ben kendi fikrimi söyleyeyim. Tabii ki benim de birçok eleştirdiğim belki... ...arkadaşlarıma, belki dijitalde birçok şey oluyor ama hep... ...bunlara hep şeye sığınmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Sizin de öyledir belki. Karşı tarafın bunu okuyabilme ihtimali olduğunu ve bir sanki... ...ona cevap verme hakkı sunmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Niye böyle yaptığını veya bu yaptığının... ...bizdeki karşılarının bu olduğunu ama onun ne düşündüğünü tabii ki merak ediyorsun. O yüzden hep şey isterim, ikna olmak.
Neyse bu konuda mutlaka bir yerden gelmişizdir. Yakında gösteriler başlıyor ama Temmuz ayı içerisinde gösterimiz yok. Çünkü ufak tatlı bir yoğunluğumuz var. Sonrasında gösteriler başlayacak. İnanın çok özledim. Umarım sizlerle görüşebiliriz stand-up'larda. Onun dışında başka sürprizlerimiz de var. Daniska'ya seyirci istiyoruz bu arada. Bilmiyorum Daniska Talk Show'u izliyor musunuz? Eğer varsa aramızda izlemeyen YouTube'dan takip edebilir. Bunu da söylememişim. Tabii ki daha fazla izlensin diye söylüyorum. Daniska'ya seyirci istiyoruz. O kadar hoşuma gidiyor ki o fikir. Yani Daniska Talk Show çekimlerinde böyle bir...
Belki şu anki şartlarda ufak ufak seyirci alıp daha sonra büyük sahneye geçme niyetimiz var. Olursa onları da buradan sık sık duyuracağım. Programın sonuna güzel bir söz aradım ama ne yazık ki bulamadım. Umarım sizler kendi hayatınızın ilerleyen sürecinde kendinize güzel sözler bulup hayatınızı ve yolunuzu süsleyebilirsiniz. Ben de ileride başka bölümlerde gelirse onları söyleyebilirim. Sote'yle ilgili bir de şunu belirteyim size. Çok mesaj geldi.
Yani çok derken öyle bütün dünya tabii ki Türkiye bununla ilgilenmedi ama kendi şey rakamlarımı sayılarımı varsayarsam tabii ki minnet duyuyorum. Çok güzel mesajlar geldi. Bir önceki bölümde galiba bitecekti demiştim. Hatta bu bölümde de bitirmeyi düşünmüştüm dedim ama yani ne olacağı tabii ki belli değil. Bitmesini istediğim bir program değil benim için. Umarım bitmez. Sizlerle konuşuyor olmak keyifli çünkü bir şey anlatabiliyor olmak keyifli. Çünkü diğer türlü anlatmayınca dert oluyor. Beni bir şekilde kemiriyor. Ama burada kimin dinlediğini bilmeden usturuplu bir şekilde paylaşmak benim için güzel bir kaçış, güzel bir sote oluyor. Umarım devam eder diye, kendi programımın ilerleyen sürecinde umarım devam eder diye karşı tarafa yani dinleyene hiçbir cesaret vermeyen bir sunucu olarak da gözünüzdeki hayal kırıklığını şu an hissedebiliyorum. Devam edecek, bırakabileceğim bir şey değil. Çünkü gerçekten bu kadar romantik olmayı, bu kadar paylaşımcı olmayı seviyorum. Umarım sizlerin de bu programın ilgisini daim kılmayı sağlayabilirim.
...diyorum ve çok fazla artık lafı gevelemeden yavaş yavaş gitmenin vaktinin geldiğini de biliyorum. O zaman kendi şeyimi, kendi romantik sözlerimi size veda ediyorum. Bir sonraki programda görüşmek dileğiyle sevgili dinleyenler. Ne diyorduk? Gitmek istemiştim, gidemedim. Çünkü sevdim burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.