Podcast

S1E31 / Torbalarım ve ayakkabılarım

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kendim ne yapıyorsam hepsinden biraz reklam biraz da içerlendiğim şeyler



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.820 kelime · ~24 dk okuma

Merhaba, öncelikle bu hafta neler oldu? Bu hafta neler bitti? Gündemin tamamen uzandığı bir program geçirmek istiyorum çünkü gündemin artık kirliliği, gündemin bu kadar hızlı değişiyor olması ve gündemin bu kadar gereksizken aslında çok daha önemli dertler varken onları çok konuşmuyor olup çok daha gereksiz şeylere dert yanıyor olmak artık benim için gerçekten çok yorucu bir hal oldu. Eğer hayatımız normal akışında olsaydı muhtemelen hiç takılmayacağım şeyler şu an gözyaşıma sebep oluyor.

Dünya tatlısı bir hanımefendinin bu hafta nasıl paramparça olduğunu, storylerde izledik. Ama unutmayın yine arkadaşlar, insan ne yapıyorsa kendini... Neyse, olaylara buradan bakmayı çok seven birisi değilim. Bu hafta benim kendi kızdığım ve belki dert yanmak istediğim, belki daha önce birkaç defa dert yandığım bir şeyden bahsedeceğim. Arkadaşlar çok korkuyorum, lafı asla üstünüze alınmayın. Bir şey izlediği zaman, izlediği şeyde konuşulan şeyleri dahi anlamayan insanlar için mizah yapıyor olabilir miyim acaba diye çok korkuyorum.

Muhtemelen öyle değildir. Peki neden, ne oldu da böyle bir şey söyledim? Şimdi, Daniska diye bir talk show programımız var. Belki biliyorsunuzdur, her programın reklamını yapıyorum. Bu da bir reklam bu arada. Bu hafta çok güzel, çok güzel hareketler bunlar ekibinden. Cenan da güzel konuk oldu.

Transkriptin tamamını oku

Ve biz de daha önce orada BKM sürecinde beraberdik. Çok eskiden onu konuştuk işte. Hatta anlatırım belki burada birazdan. Biz o süreçte beraberdik. Skeçlerde oynuyorduk falan filan. Dolayısıyla ben belli bir yerden sonra ekipten çıkartıldım. Ayrılmak zorunda kaldım diyelim. Biz programda böyle bir cümle kuruyoruz. Yani programda benim programdan çıktığımı söylüyoruz. Sonra marşıt vuruyoruz. Sergen BKM'den kovuldu. Onu geçtim. Videonun başlığı Sergen neden kovuldu? Bölümün ismi bu. Yani YouTube'a yazsanız ki Sergen neden kovuldu? Bölüm çıkıyor arkadaşlar.

Sadece bir şey dinlemiş olsanız dahi size 3 farklı yerde done veriliyor. Benim BKM'den kovulduğuma dair bilgi ve doneniz var. Yorumları okurken şey görüyorum, bir dakika anlamadım. Canan mı, Sargen mi kovulmuş diye yazıyor insanlar. Bu arada gerçekten bir şey izlemişim. Ben şöyle düşündüm. Herhalde dışarıda Canan'ı çok seven bir arkadaşı diyor ki, Canan konuk olmuş böyle böyle konuşuyorlar. BKM'den kovulmuş. O da o sırada videoyu izleyemediği için YouTube'a giriyor ve diyor ki, kim sordu? Kim kovuldu?

Hani sanki yorum, böyle yorumlardan bir cevap almanın niteliği... Yani çünkü iyi niyetim buna izin veriyor. Diğer türlüsüyse, çok korkunç bir tablo. Gerçekten çok korkunç bir tablo. O zaman... Storilerde istihdam sağlayan hanımefendi de haklı. Uludağ'a gidip konser verip halk için üzülenler de haklı. Bugün sınırlı kimse bana parodisi yok demesin diyenler de aynı. Yani demek istediğim şeyi anlatabiliyor muyum? Çok korkunç bir vaziyet alıyor hal.

Ben de öyle değildir diye böyle bir yol yürüttüm. Onun dışında bölümü izlemek isterseniz de arkadaşlar YouTube, Daniska, Otomatik Oynayat veya Sergen Deveci, geriye kalan her şeyi yazarsanız da ulaşabilirsiniz. Ama dediğim gibi, tabii ki şu güzelliğe şu, belki buradan da söylemişimdir, sayılar yükseldikçe, rakamlar yükseldikçe ulaştığın insan sayısı ve kalibre çok değişiyor, değişkenlik gösteriyor. Bu rakamların yükselmesi demek çok kaliteli, çok daha anlayışlı insana eriştiği anlamına gelmiyor. Ona bakılırsak ben size Instagram'da ne 2 milyonluk hesaplar söylerim, bizim gözümüzde 10 bini.

Rakamsal göndermeler değil mi? Sayısal şeyler, atışmalar. Yani sayısında değilim. Şimdi ben sadece izleyen izlediğini, okuyan okuduğunu anlasın isterim. Ben şeyden de söylemiyorum bunu. Bunu hep düzeltiyorum işte. Ben öyle falan. O yüzden değil. Ben belki işin bu tarafındayım, işin bu tarafında olduğum için de istiyorum ki aha bak ben bunu böyle yaptım ve böyle anlaşılsın istiyorum. Tabii ki daha farklı anlaşılınca güzel oluyor, keyifli oluyor ama hiç böyle seninle alakası olmayan yani öyle bir şey konuşulmadı bile yani öyle bir şey nereden çıkardın? Hastalıklı bir düşünce diyebilecek kadar derinlere indiğimiz zaman işin tadı çok kaçıyor. Mesela bak size bir şey sormak istiyorum. Velev ki internette gezerken bir video gördünüz, sevdiğiniz veya denk geldiğiniz bir video izliyorsunuz ve o videoda

Bir şeye çok takıldınız ve onu bilmiyorsunuz. O an videoyu izlerken, o an bilmiyorsunuz onu. Ne yaparsınız? İzlediğiniz platform ne? Bilgisayar mı? Televizyon mu? Neyse elinizde bir şey varsa birine sorar mısınız? Birini arar mısınız? Telefondan bakar mısınız? Bilgisayara yazar mısınız? Yoksa bütün bunlardan ziyade o bilgi...

Bilgiye erişme arzusundan ziyade, o izlediğiniz şey yorum materası. Bir dakika ben anlamadım şimdi, o niye öyle yaptı falan mı? Çünkü şunu söyleyeyim arkadaşlar, bu arada olabilir, bunu yadırgamıyorum, gülmemi lütfen aşağılayıcı bir tavır olarak algılamayın. Aşağılamak için gülmüyorum, şu yüzden gülüyorum.

Bunu böyle biliyor olabilirsiniz ama bakın size yemin ediyorum yani yaşım benim 30 oldu diyelim. 30 yaşındayım. Az çok deneyimim varsa bu hayatta yani bir şey yani şu an ki günümüzde bir şeyi merak ettiğiniz zaman yani bir videoda bir şeyi merak ettiğiniz zaman onun altına yorum atmak ziyade en yakın dostunuza, ebeveyninize veya Google'a yazdığınız zaman bak inanın Arkadaşlar bakın yemin ediyorum başkan yani o bilgiye bir tık daha fazla erken ulaşabilirsiniz. Yoksa şey demiyorum hani burası kesin bilgiyi verir, doğrusu burada demiyorum ama sanki bir tık daha önce olabilirmiş gibi geliyor bana. Bir de günümüzde aslında habere yönlendirmek ne kadar salaklı bir şey bilmiyorum. Mesela ben aslında haber okumayı böyle kalkınca haber takip etmeyi seven birisiydim. Ama mesela son günlerde şöyle bir refleks oluştu. Ben de tamamen haberlerden bağımsızım.

hiç haber takip etmiyorum. Aksine birisi bir şey söylediği zaman bence o direkt doğru oluyor yani. Hadi ya diyeyim ya üzülmeye ya mutlu olmaya ya da heveslenmeye başlıyorum. Çünkü diğer eskiden eski normalde şöyle bir şey vardı bende bir haber duyduğum zaman o tür o başlığı aratırsın ya da hemen işte güncel gazetelere girersin, application'lara girersin ve bakardım yani böyle. Ama şimdi ya günlülük hayatımızda o kadar çok şey oluyor ki yani hangisini takip edeceğim yani. O yüzden biri bir şey söyleyince bence artık

Doğru olma ihtimali daha yüksek olduğu için hiç korcalamıyorum yani. Geçen gün, dün mü, evvelsi gün mü ne? Kontrolden çıkan uzay, İstanbul'u düşüşe belirlen. Ben gerçekten hiç bakmadım bir yere biliyor musun? Şey hazırlandım yani. Hep izlediğim filmlerde işte böyle daha doğru mu kaçarım, işte sevdiğime mi koşayım, ona mı gözükeyim, yoksa her şey ortaya mı çıksın? Böyle planlar yapıyorsun kendi kafanda yani ister istemez. Dolayısıyla habere de sizi şöyle yönlendirmek istemiyorum. Ama naçizane illa bu konuşma bir şeyle bitecekse de şunu söyleyebilirim çok canı gönülden. Ben de arkadaşlar bakın bu kötü bir şey değil. Başkan bu gerçekten çok kötü bir şey değil. Ben de çok şeyi merak ediyorum bu hayatta. Ama merak ettiğim şey direkt olduğu gibi hani ikili bir diyalog olsa, bir konuşma olsa bir şeyi merak etsen özür dilerim dediğinizi anlayamadım ne demek istediğinizi dersin.

Ama zaten soğuk bir medya. Zaten yapay bir medya. Zaten sosyal medya adı üstünde. Zaten kibir doğuruyoruz. Her bölümde bundan bahsediyorum. Zaten kibir doğuyor. Beklediğimiz iyi niyete bak. Bilmiyorum belki videoyu üreten kişiden mi, yayıncıdan mı, kimden cevap bekliyorsun bilmiyorum. Ama şunu kabul edersek... Bir dakika şu an ikna oldum.

Bir dakika dur. Çünkü ben şimdi neredeyim biliyor musun? Ben saray tarafındayım. İçerik üreten taraftayım. Bir de yorum dünyası var. Mesela yorumları takip ettiğim zaman ben yaparım. Ben severim bu arada. Bir şey paylaştığım zaman yorum okumayı seviyorum. Hoşuma gidiyor yorum okumak. Dolayısıyla o yorum mecrasında çok büyük bir yoğunluk, çok büyük bir strikülasyon olduğunu görüyorum. Biliyorum da yani.

Şu an çok mantıklı geldi. Yani eğer atıyorum orada hani direkt üreticiye, yayıncıya değil de hani o sohbetteki kişilere soruluyorsa bu soru, ben anlamadım böyle böyle nereden ya deyip altında da eğer bir diyalog, bir sohbet dönüyorsa, Bu kaydı bilerek silmeyeceğim, bu da utancım olsun. Bu kayıttan peki ne çıkardık derseniz de 8 dakika önce karşı geldiğim şey, 8 dakika sonra hak verdiğim, mana bulduğum ve anladığım şey olabilir başkanlar. Dolayısıyla evet çok da fazla uzatmanın manası da yok. Sote 31. bölüm başlasın bakalım. BAM BAM BARA BAM BAM BAM BAM

Sevgili başkanlar, bugün sizlere yatsınamaz bazı gerçeklerden bahsedeceğim. O da şu ki, hepimizin duyduğu, ''Aşkım ben bir gün oyuncu olursam, öpüşmek zorunda kalırsam sen kızar mısın?'' sorusunun gerçek cevabından bahsedeceğim. Günlük hayatımızda bunu daha önce birisine sorduysak, daha önce birisinden duyduysak, verdiğimiz cevapların yalan olduğunu, ettiğimiz kavgaların aslında çok daha önce edilmesi gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bugün neden böyle bir sorun? İstediğiniz kadar batılı, istediğiniz kadar dünya görüşü yüksek, istediğiniz kadar

Olun ama bence bir erkeği bir kadını seviyorsanız o kadının teknik olarak da olsa o erkeğin iş gereği olsa da başka bir adam tarafından rol gereği olsa da şehvetli şehvetli öpüşmesi canınızı yakmıyorsa bana sevgiden bahsetmeyin başkan ya. Bana inandırıcı gelmiyor. Ben şimdi bu dediğim şey, şey değil böyle abi hayır öpüşemez gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Tabii ki yani kız arkadaşınız veya erkek arkadaşınız oyuncuysa, tiyatrocuysa, reklamlarda oynuyorsa veya bir şekilde kamera önüne geçip bunları yapıyorsa ama hiç yapmadan birilerini öpüyorsa orada... Aa şakaya bak. Yani bunları... Şöyle toparlayayım, tabii ki bir oyuncu öpüşebilir. Ben şimdi burada yobaz bir şekilde hayır öpüşemez diyemiyorum.

Ben şey kısmında yani böyle vardır ya böyle benim eşim, benim kocam, benim karım tabii ki öpüşebilir. Ya tabii ki öpüşebilir başkanım biz hani öpüşebilir mi diye sormuyoruz hayvan orayı tabii geçtik zaten. Biz şeyi soruyoruz ya gerçekten bunu görmezden gelebiliyor musun ya? Gerçekten olabiliyor mu öyle bir şey? Çünkü ben mesela öperken önemli midir kusursuzluğu? Önemli midir bıraktığın iz? Önemli midir ne bileyim yani bir şey yediysen acaba kokusu mu geçti böyle bir rahatsız olursun ya bir başkası öptüğünde

Onun ağzı çok ferahsa ve ağzı şeker gibi kokuyorsa ya da lulepapıymış gibi kokuyorsa ben deliririm ya, ya bir daha onu isterse diye. Bilmiyorum, belki kıskançlık diyebilirsin buna ama benimki hep rekabettir böyle şeyde kalmaktır. Benim sevdiğim beni sevsin, en güzel beni öpsün. Ya da birisi öpmek konuştuğunda beni gibi öpüyor diye böyle bir övünsün isterim. Dolayısıyla o yüzden kız arkadaşım, eşim hayatta öpüşemez değil, tabii ki öpüşebilir ama ne kadar şiddetli öpüşürse bilsin.

Şimdi bu soruyu vicdanen soruyorum size arkadaşlar. Tabii ki bakın bu arada dinleyenler arasında eminim ki, ağabey hayır yani başkan tekrarlıyorum asla oradayım tabii ki. Teknik olarak bir öpüşme yani tabii ki bunun şeyi varsa karşılıklı bir şiddet, bir arzu şiddet diyorum yani şehvet varsa bir ihtiras varsa konu nasıl beni şu an kaşındırdıysa arzuya dair hiçbir kelime hatırlayamıyorum yani. O karşılıklı şey varsa orada bir dur zaten baba sizin ilişki bitmiş başkan. Sen dibi sıyırıyorsun tapağın yani. Sen bitmişsin. Seni birini oradan kaldırıp eve götürmesi gerekiyor. Öyle bir vaziyettesin. Ben daha stabil, daha standart bir ilişkiden bahsediyorum. Velev ki eşin, ya partner diyeyim böyle sürekli karı koca hani eşitsizlik yapıyormuş gibi olmasın. Ben partner diyeyim. Velev ki partneriniz iş gereği bir sinema filminde Türkiye'nin bilinen isimlerinden bir tanesiyle kadın veya erkek yine... Partneri diyelim. Partneriyle öpüşmek zorunda kalıyorsa... Bu canınızı yakar mı? Bence yakar. Yani yakmalı. Bence yakmalı. Çünkü sevdiğin insanın... Abi zor ya. Düşünsene bir de mesela onların böyle cemiyetler oluyor. Herkesin var tabii cemiyetleri de. Bankacıların da var, sigortacıların da var. Sektörün de vardır kendi cemiyeti. Ya da kendi aranızda şu an kapanmalar olduğu için çıkamıyoruz. Belki 4-5 kişilik bir ortamda böyle. Düşünsene, partnerim, partnerimin partneri, partnerimin partnerinin partneri. Hep beraber bir sohbet dönüyor. Çok güzel sohbet ediyoruz falan filan.

Diyor ki, nasıl tanıştınız? Ben anlatıyorum mesela, ne olabilir? Ben bir gün geziyorum, ne bileyim, işler yapıyorum, bisikletle geziyorum. Kendimi havalı göstereceğim. Fotoğraf çekiyorum İstanbul'da. Bir gün başıboş geziyorum. Dediler ki, bir kız var, tam senlik. Bir döndüm, benimkisi karşımda. Aha dedim ya, tam benlik gerçekten. Ona da demişler ki, biri var, tam senlik. Bir dönmüş ben, aha demiş, tam benlik.

Hikayeyi şu an çok stabil bir hale getirdim ve biz bir karşılaştık. Ben şimdi anlatıyorum ortamda. Neyse ben bir döndüm. İşte bir döndü başkan. Biz böyle bir kaldık gözü gözü. Aa tamam dedim ya ben hayatımın geriye kalan kısmını buldum. O da öyle demiş. Ya biz bununla orada bir sarıldık. Biz bir öpüşmeye başladık ama o yanda klanetçi abi, klanet yükseldi. Bir yanda kuşlar havalandı. İstanbul bir yanda güneşten vazgeçip geceye sarılmak istedi falan. Böyle anlatıyorum. En romantik halimde. Oradan partnerimin partneri...

Çok sinirim bozuldu. O yüzden oradan şey diyor, aa bir dakika diyor. İlk öpüşme cidden şey mi? Crunch kiss mi yaptınız? Aa diyor. İğrenç.

Çok kötü. Ya kötü derken partnerinle öpüşmek güzel ama üçüncü kişiler eğer anlaşmalı değilse, üç kişinin de onayı yoksa çok zevkli şeyler değil tabii ki bunlar. Tavsiye edip etmeme konusunda çok müsteşen şeyler konuşmayacağım burada. Herkesin kendi yediği tat, yoğurt yiyişi farkıdır. Ama ben biraz daha böyle yatsınamaz gerçeklerden bahsediyorum. Birisi size bir ortamda benim partilerim tabii ki sonuçta bu sinema tekniği, bu bir teknik bir öpüşme diyorsa tabii ki doğrudur ama onu sormayın o zaten yazıyor artık kitaplarda yazıyor onu biliyoruz bize şeyi mi anlatıyorsun hani ben dün çıktım yobazlıktan bugün beyefendi oldum bize bunu anlatma bize iç dünyanı anlat ya abi izin veriyorum ama o sahne geliyor ya gözlerimi kapatıyorum ya izleyemiyorum niye canım yanıyor be

Hani bana portakal getirir misin diye rica ettiğim, hani emir veremediğim, böyle kötü kelime kullanırken telaffuzum farklı olur, onun kalbini kırarım diye konuşamadığım partnerimi dizide bir şirket uğruna harcıyorlar. Yoksa tabii ki herkes, yoksa bir de bir de bir şey, ben size bir şey konuşacağım ya, bilmiyorum buna katılıyor musunuz? Sanki eskiden daha az öpüşüyorduk ya. Böyle bir şeye katılır mısınız? Ya da acaba eskiden bu kadar teknoloji yaygın değildi de kimse kimsenin kiminle öpüştüğünü bilmiyor muydu? Bu da olabilir gerçi, bilmiyorum. Neyse. Yatsıramaz Gerçekler serimizin birinci bölümü bugün burada bitmiş oldu. Gerisi sizde başkandan artık. Eğer partneriniz iş gereği birisiyle öpüşmesi gerekiyorsa tabii ki öpüşebilir. Ama iş yok da bir aşkı birisiyle öpüşmek gerekiyorsa arkadaşlar... Barambam. Barabambam.

Bugün sizlere bana gelen mesajlardan en çok, en yoğun, en merak ettiklerimden bir tanesini açıklayacağım. Bu da belki bir diğer serimizin yeni bir başlangıç bölümü olabilir arkadaşlar. Malumunuz beni eğer daha önce görsel medya sayesinde gördüyseniz veya bir fotoğrafım, bir videom, bir içereyim. Çıktıysa karşınıza, gözaltı torbalarımın aslında bakkaldan aldıklarımı koyacak kadar büyük bir poşet olmadığını, fakat her şaka yapıldığında bu şakanın daha da ileriye gidebileceğini görmüşsünüzdür. Ben artık bu şeylere çok üzülüyorum gibi bir şey değil, zaten üzülmüyorum çünkü Allah beni böyle yaptı.

Bu benim göz torbam. Göz torbalarımı seviyorum. Bana krizmetik geliyor. Bana hiçbir şey olması bile genetik bir aktarım gibi geliyor. Dolayısıyla ailemde değer verdiğim bir büyüğümden böyle bir iz kalmış olması benim için mutluluk verici bir şey. O yüzden eğer bir sağlık sorunu yoksa göz torbalarımda ki daha önce bir şey çıkmadı, beni rahatsız edecek bir durum söz konusu değil.

Ama sizlerin, yani sizlerin tabii demeyeyim şimdi bütün Türkiye bir Aygün Hanım bir de benimle uğraşmıyor yani. Gözaltı torbalarım diye bir bana saldırmıyor ama böyle bazen işte iki haftada bir, üç haftada bir krem önerileri. Tabii ki yorumlarda inanılmaz bir yani öndenemez bir gözaltı torbası şakaları. İnanılmaz yani gözaltı torbamı gören direkt bir şey kullanmış, bir şey içmiş abi torbacınlar. İnanılmaz yani dört yıldır aynı şakaya bir insan güler mi? Ben gülüyorum. Çünkü dört yıldır o şaka bana aynı tonda yapılıyor, aynı ezgiyle yapılıyor, aynı vurguyla yapılıyor. Şakanın eskime lüksü yok yani. Hep aynı güzellikte ve farklı insanlar tarafından yapılınca daha da yeni gibi oluyor benim için. Düşünsene bir şaka var ortada ve sürekli yeni birisi aynı şakayı yapıyor. İnanılmaz bir şanslıyım bu konuda. Dolayısıyla mizahım hiçbir zaman körelmiyor, mizahım hiçbir zaman sekteye uğramıyor. İyi ki çok fazla düşünemeyen insanlar varlar veya iyi ki ilk akla geleni söyleyen insanlar varlar arkadaşlar. Şimdi konuya gelecek olursak da ben eğer bir sağlık sorunum yoksa

gözaltı torbalarımdan bakın samimi söylüyorum cidden çok rahatsız değilim çünkü ben size bir şey itiraf edeyim şimdi arkadaşlar eğer hayatınızda gözaltı torbanız varsa iddianızı kaybediyorsunuz bana sayabilir misiniz sevdiğiniz bir ünlü oyuncu şarkıcı fark etmez yaşı 65 olmayan ama bu arada o detayı vereyim diyebilir misiniz şu sanatçının şu oyuncunun işte gözaltı torbaları var ve inanılmaz haftanın kral yakışıklı erkeği haftanın prensesi yani Düşünün o keşfetteki o haftanın kralları, o prenseslerin daha böyle şey tipler, daha böyle pürüzsüz, kusursuz. Daha üçgen burun mu derler ona? Burundan da çıkıyorum yani. Kusursuz, her şey çok kusursuz. Dolayısıyla o kusursuz dediğimiz kalibre bizim en tepede gördüğümüz, high classlarımız, en güzellerimiz, en iyilerimiz olduğu için yüzündeki bir çukur, bir kusur, burnunda bir kemer seni

bir geriye atıyor yani kimisinin burnu kemerli oluyor bir tık geride kalıyor işte o da çok güzel ama onun burnu kemerli ya o da çok güzel ama sanki alnı açık biraz işte o da güzel ama gözleri çok büyük gibi gibi gibi böyle bir sürü yorum en azından ben şahit oluyorum duyuyorum o yüzden bu kadar rahat söylüyorum dolayısıyla da benim gözaltı torbam olduğu için Tamam, şunu itiraf edeyim. En tepeyle yarışmıyor. En tepeyle yarışmasam da... ...kendi bölgemle böyle bir... Mesela şöyle düşünün. Bakın size şunu şöyle anlatayım. Daha iyi bence anlayacaksınız beni arkadaşlar. Sergen Devic'i neden gözaltı torbalarından vazgeçmiyor? Ben... Ben... Nasıl diyeyim?

Çapkın doğru bir kelime değil yani çapkınım denmez ya böyle bir mekana gittiğin zaman daha şey bir mesela bir gittik mekana biz dört kişiyiz ve ben tek gittim ya. Canım sıkılmış tek başıma gitmişim mekana bir şeyler içiyorum etrafı izliyorum ve karşımda da 16 tane birbirinden bağımsız genç kız gördüm. İnanılmaz tatlılar hepsi çok şirin çok çok çok tatlı hanımefendiler. Ben de mesela şeye kaygısı olmaz, böyle gideyim, hani konuşayım, gideyim etkileyim, çapkınlık yapayım, işte biraz flörtleşeyim derdi o. Çünkü şeyi bilirim, bir yerden sonra pis bir tanesi gelecek. Niye? Bak bu çok ayıp bir şey bu arada. Bak hemen bunu toparlayayım. Şu yüzden, çünkü onların gözü... Hiçbir zaman seni görmüyor. Çünkü sen kusurlusun yani. Ben hiçbir zaman bir mekanda iddia sahibi olmadım. Ben hep içkimi aldım, oturdum kenarda bekledim. Ben hep eğlendim. Ama diğerleri hep böyle yarışta oluyor böyle o. İşte danslar, figürler, arkadaşıyla eğleniyor, oraya gidiyor içi kısmı anlamadan. He özenmiyor muyum? Tabii ki özeniyorum. Müthiş bir aktivite, müthiş bir aktiflik yani. Velhasıl işte hanımlarımız diyor ki işte o gelecek, o gidecek. Biri kendi gidiyor, ona biri geliyor, onu gönderiyor, onu beğeniyor falan. Ben içkimi alıyorum, müzik dinliyorum, dans ediyorum, eğleniyorum falan filan.

En son hanımefendilerde şöyle bir şey oluyor, kendi gördüğü, kendi kafasında bu gecenin ideal erkeği veya hayatımın geriye kalan kısmı dediği kişi ile olan ilişkisi göz temasından ziyade artık bir karar vermenin boyutuna geçti ama yok ya bu bana bakmaz dediği noktada ben devreye giriyorum. lan dur bari şunu alayım dediği yerde ben varım ya da mesela ilk başta giriyor beni bir görüyor ha diyor bu var tamam bu dursun ben bunu alırım kimse olmazsa diyor ben biliyorum ben kenardayım alıyorum elimi içkimi bekliyorum onlar eğleniyor ben eğleniyorum ve sonunda hadi kalk gidiyoruz hani ben sormuyorum taksiyle mi nereye sana mı O yüzden bakın, eğer gözaltı torbalarınız varsa, yüzünüzde çukurlar varsa, burnunuz büyük ve kemerliyse, alnınız açıksa ki ben de şu an hepsinin olduğunu varsayarsak herhalde Türkiye'de... Yani ben dediğim gibi, ben gözaltı torbalarımı seviyorum tabii şakası bir yana ama sizlerin beni düşünüyor olması gerçekten çok... Hadi tatlı bitireyim, duygusal bitireyim.

Çok manidar. Gerçekten çok manidar. Günümüzde insanların sevgi bulmak için birbirini kemirdiği, birbiriyle birbirinin sırtını tırnaklarıyla ezdiği bir çağda ben tabii ki burada sevgiye sırt dönüp bunun okul adını yapmayacağım. Yani tabii bu kadar... Yani dediğim gibi çok da büyük öyle bir... Herkes bana yazmıyor yani şey olarak. Yani ben görünce takılıyorum böyle şeylere. Düşünmenize gerek yok. Bana krem öneriyorsunuz, ilaçlar gönderiyorsunuz.

Çok teşekkür ederim arkadaşlar ama şuna emin olun siz belki işte atıyorum 3 ay önce, 2 yıl önce, 1 yıl önce ya da 1 hafta önce ya da o gün gördün. Denk geldim çıktım bir yerde karşına ay gözaltı torbalarına bak deyip mesaj attın bana direkt. Yani senin o gün aklına gelen şey sadece benim 30 yıldır aklıma gelmemiş olabilir. Vallahi meraktan soruyorum bak hiçbir kötü niyetim yok. Çok tatlısınız, çok incesiniz ama şey gibi üzülüyorum ben buna cevap veremiyorum. Benim yolum şu üzülüyorum yani yoksa

Başkan ben bir gün desem ki böyle böyle arkadaşlar gözaltı torbalarımı gördünüz ne halde bana bir krem gerekiyor var mı bir şey öneren ya da bir doktor bir çaresi var mı desem yağsın. Başkan o zaman ben yetişemeyim mesajlara o zaman işte mütealizm böyle bir şey yani bir tuttuk mu birbirimizi bir daha bırakmayız ama diğer türlü günlük hayattayım. Ev temizliyorum, gözaltı torbası mesajı geliyor bana. Ev temizlemek biliyorsunuzdur, bir depresyondan çıkma umududur. Temizlemenin ruhuna iyi gelmesi ancasıdır. Bir anda gözaltı torbası gelince, evi temizlesem ne olacak? Gözaltıdan kaybetmişiz.

gibi ama ne olursa olsun güzel bitireceğim dedim. Bak yine... Ama ne olursa olsun gerçekten insanın hiç görmediği, hiç bilmediği insanlara kendini sevdirebilmesi ve o insanların da bu insan için bir şey... Dikkat edin, hiç kendim demiyorum yani. Birçok kişiyi seviyorsunuz muhtemelen. Ben hiçbir zaman yani burada çıkıp böyle size aile dramı kasmacağım. Hiçbir zaman bir aile... Hepimizin bir ailesi vardır sonuçta. Hayatta olsalar veya olmasalar da... Güzel bitireceğim dedim, iş DNA'ya kadar geldi görüyor musun? Diyeceğim o ki arkadaşlar, onlara sebep olan her şey ve onların sebep olduğu her şey benim günahımdır.

Geçen gün misafirle gittim bir yere, İstanbul'da bir semte, Suadiye, Şaşkın Bakkal tarafı, belki biliyorsunuzdur, biraz daha normal semtlerimizden, bir tık daha marjinal demek doğru değil belki, elit, daha Deniz manzaralı ev yazdığı zaman şüpheye düşmeyeceğim bir semtteyim. Daha doğru olsun yani. Öyle bir yerde misafirliğe gittik. Oturduk çok akşam tabii eğleniyoruz. Şimdi şöyle bir semt. Girerken güvenlik seni karşılıyor. İyi akşamlar diyor, teşekkür ediyorsun. Kapıyı güvenlik açıyor, geçiyorsun. Olmazsa şifren var. Giriyorsun, kameralar var.

Sen bile şüpheye düşüyorsun. Ulan ben acaba girebilecek bir misafirliğe diye yani ev sahibi yanında olmana rağmen öyle şüpheli, korkunç bir yer. Misafirliğe gittik. Oturduk. Akşam tabii güldük. Çok da göbek bir yerdeyiz diye tabii ki bu şakayı yapmayacağım. Çok da güzel eğlendik. Ondan sonra sabah oldu ve beraber ayrılacağız. Ben çıktım kapıdan. Bir baktım ayakkabım yok.

Çok uzatmayacağım hani şey yapmayacağım. Ya ne olabilir, ne olabilir falan diye ayakkabımı çalmışlar arkadaşlar. Ve çok sinirlendim. Yani sinirlenmiş olduğum şey ayakkabımın çalınmış olması değil. Sinirlendiğim şey Suadiye'de Beşiktaş'tan gelen bir ayakkabının çalınmış olması. Zaten bu ayakkabı Beşiktaş'tan geliyor ve mesela Beşiktaş'ta bir eve girsen, Beşiktaş'ta binaya girsen bu ayakkabıdan belki 10 tane alma şansın varken Suadiye'de bu kadar aşamayı aşıp, bu kadar riski göze alıp Beşiktaş'tan gelen bir ayakkabıyı almak neden?

Yani vardır ya bu ayakkabı çalındı, yeni ayakkabı almak zorunda kaldım, o ayakkabı yani. İnanın ki orada değilim. Demek ki bu ayakkabının gideceği varmış. Aman çıksın, nazar çıksın şey olsun hadi. Aman kalmasın. Ya böyle şeyler söylerken çok utanıyorum. Şeyden dolayı şey anlaşılmasın yani böyle işte para falan. Hayır hayır gitsin yani. Buysa kaderi bir yere ne bileyim yani oysa gitsin. Ama Beşiktaş'ta gitsin. Çünkü bu ayakkabı Beşiktaş'ta oturan bir bireyin ayakkabısı.

Dolayısıyla Beşiktaş'ta çok daha rahat. Kapıyı, dış kapıyı ittiğin zaman girebileceğin apartmanlarda bulabileceğin ayakkabıyı... Suadiye'de 3 tane güvenlik aşıp çalıyor olman... Birincisi bana hakaret. İkincisi senin kendine saygınlığı yok. Çünkü ben böyle bir şeyi göze almış olsam... Başka bir şey... Ya da mesela şey mi acaba bu da? Aynı şey, gözaltı gibi mi? Binaya girdi. Benim ayakkabıyı gördü. ''Ha, hiç olmazsa bunu alırım.'' dedi ve yukarıya dolaştı. Belki bir şey buldu, belki bir şey bulamadı. En son aldı. Olabilir bak yine.

Hayır, hayır. Gerçekten çok kızgınım bu konuyu. Bu konuyu kolay kolay aşmayacağım. Muhtemelen sesimi duymayacaksın ama ben bir şey söylemek istiyorum.

Ben ayakkabılarım olmadan da yürüyebilirim ama sen Beşiktaş'tan gelmiş bir adamın ayakkabısını karşıda çalarak şerefini nasıl... Yani şu yüzden söylüyorum, bunu söylemek istemedim ama artık söyleyeyim arkadaşlar. Beşiktaş'tan gelmiş bir ayakkabıyı az çok fiyat olarak tahmin edebiliyorsunuzdur. Suadiye'de herhangi bir binaya girdiğiniz zaman o ayakkabı muhtemelen ekmek almaya giderken kapıya koyduğu gibi bir ayakkabıdır. Daha büyük bir imkan dediğim şey o. Ondan bahsediyorum ben yoksa hani benim ayakkabım benim falan gibi bir şeyden değil yani benim Beşiktaş'ta herkesin giydiği bir ayakkabımı Suadiye'de herkesin yani oradakilerin herkesin giydiği ayakkabıları giymediği bir binada çalınıyor olması benim için çok

Biz bu hayatta şaşırmaya gelmişiz. Yani ben bunu başka bir açıklamam bulamadım. Bunu da niye söyledim? Hayatımda kötü bir şey... Tek kötü olan şey bu değil gerçekten. Tabii ki bu değil ama programda söylemeye değer veya söylesem başıma bir şey gelmeyecek olan tek şey bu olduğu için hayatımda kötü giden şeyleri

Ve bu şekilde sizlere sıralıyorum. Vallahi geçen gün şeyi düşündüm ya, programı biraz daha uzatmamı istediler çünkü genelde uyurken dinleniyormuş. Uyurken dinlemesi hoşuna gittikleri söylendi. Tabii ki benim için çok keyif verici bir şey. Bir şekilde dinleniyor olması keyifli ama hani sen anlat biz dinlemiyoruz modunda bir çağrının gelmesi ne kadar şevk uyandırıcı, ne kadar teşvik edici. Orası tabii muamma. Ama Sote'yle ilgili benim görüşlerimi her daim biliyorsunuz. Benim, benim, burası benim bir yanım. Ve buradan da anlıyoruz ki ben Sote'yi övmeye başladıysam değerli dinleyenler yavaş yavaş da Sote'nin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bu bölümün özür dilerim. Şu an eminim bir çoğunuz haaay ölüm oh be falan demedi biliyorum ama gerçekten böyle hissetmek çok hoşuma gidiyor çünkü biliyorsunuz artık sosyal medyamız var çünkü hepimiz çok değerliyiz. Artık hepimiz çok özeliz. Artık hepimiz 20'li yaşlara geri dönüyoruz. Yani 26 yaşındaki bir insanın

6 sene önce dönmesi bana çok büyük bir akım değilmiş gibi geliyor. Her şeye katılmak zorunda değiliz. Bazen de inanın bana izlemek, takip etmek, bilgi sahibi olmak çok çok daha değerli geliyor bana. Siz tabii ki ne bok yersiniz deyin. Asla beni ilgilendirmiyor. Ben böyle bir şey size asla söylemem. Ben kendimce bazen toplumsal acıya karşı tepki bile gösteremiyorum çünkü

Acısı ben de göstermeye değer bir şeymiş gibi olmuyor veya böyle akımlara ne yazık ki katılamıyorum. Ha bu şey değil ben akımlara, hayır ben nelere katıldım, ben ne akımlara katıldım. Belki de ondan artık yani o zaman çok leşlere katıldığım için şu anda bu tarz 20'li yaşlara döndüğümde güvenebileceğim bir gençliğim yani 30'larında Hala mekanda kendisini tuzlu fıstık gibi hisseden bir erkeğin 20'li yaşlarındaki halini siz zaten az çok tahmin ediyorsunuzdur. Dolayısıyla çok güvenebileceğim bir akım olmadığı için ona katılmadım. Değerli dinleyenler, az önce izleyenler dedim, karıştırdım dilim sürüştü. Bunun da nedeni biliyorsunuz artık bir talk show programım var, Daniska diye. Orada izleyenler dediğim için burada izleyenler diye dilim sürüşmüş. Sevgili dinleyenler, Sote dinleyenleri güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım eğlenmişsinizdir. Ben çok eğlendim. Bir kez daha reklamımı yapayım. Eskiden eski podcast programlarını, yani kendi programımı dinlediğim zaman zaten başka dinlemiyorum.

Bak burada sesi elle yapıyorum bak. Tabii ki dinliyorum canım. Ben birçok yani kötü YouTuber'ı da izliyorum, kötü skeçleri de izliyorum, kötü dizileri de izliyorum. Yıldönü de izliyorum. Onlar tabii diyettim. Kötü derken izleyip beğenmemek yani. Benim kötü demem de kötü olacak değil. Ama kötü YouTuber kötü YouTuber'dır. Kötü şaka yapan kötü şaka yapar.

O konuda hem fikrim, onları da izliyorum. Hepsi çünkü bilmek, bence bilmek gerekiyor. Kendi mecranda, kendi kulvarında ya da en azından kimler neler yapıyor diye. Bence bilmen gerekiyor diye ben izliyorum, dinliyorum podcastleri de. Şey söyleyecektim, reklamımı yapayım eğer. He pardon, şey söyleyecektim. Yine 8 tane konuyu aynada açtığım için. Sıfırladık şu an, her şey sıfırlandı.

bir rahatlayalım evet şu an durduralım kendimizi çünkü yine kafa karışıklığı olduğu gibi bir şey olmasın eskiden eski programlarda dinlerken şey yapıyormuşum işte şu tarihte stand-up'ımız var işte biletler şurada ne kadar güzel zamanmış ya ya insan gerçekten bak şimdi ağlamayacağım ama insan gerçekten bir de ben o zamanlar bak size bir şey itiraf edeyim bazen böyle şey oluyordu şehir dışı çok oluyordu işte gün gün örnek vereceğim işte Ankara, İzmir, İstanbul eski şehir dört gün boyunca böyle ve en son Eskişehir'de mesela gösteri var. Bir kalkmıyorsun sabah gece tabii yoldayız işte bitmişsin. Üçüncü günün yorgunluğu. Sabah bir kalkıyorsun Eskişehir'de şey var böyle kafanda. Ya şimdi burada sahneye çıkacağız. İki saat gösteri. Ondan sonra çık yola gel falan. Of abi ya çok zor. Bu zorluk küstahlık değil. Bedenen bir yorgunluktan bahsediyorum size. Abi yine insan mı eğileceğim gibi bir şey değil. Çok büyük bir lüks insanlarla beraber bir şeye gülmek. Sadece... Hani bedenen bir şeyden bahsediyorum, bedenen bir tükenmişlikten, yorgunluktan bahsediyorum size. Dördüncü günüm sabahında artık şey oluyorsun böyle abi nasıl yapacağız şimdi başkan çok zor falan derken Allah öyle bir belamızı verdi ki yani şu an bununla ilgili şaka yapmayacağım çünkü sevdiğim bir şaka türü değil işte şimdi olsa ayaklarını yalarım, şimdi olsa işte Ayman bir hafta yap... Çok beğendiğim şaka türü değil. Siz buradaki durumun ciddiyetini, siz buradaki iç hasar yanmasını, siz buradaki özlemi, duyguyu bence anladınız. Gerçi bizim hayatımız hep özlem diyerek. Vallahi

yani şey... Belki bu programı ilk defa dinleyeceksiniz. Şu şu an 31. bölümü ilk defa dinliyorsunuz ve buraya kadar geldiyseniz bakın ilk bölümü açın, 1. bölümü. Dakikasını falan tabii ki bilmem de işte pandemide dedik ki evde kapanalım dedik diye bir cümle kuruyorum yani işte madem kapandık o zaman biz de dertleşelim demişiz. Arkadaşlar SOTE'yi ben o zamanlar her hafta yayınlıyordum çünkü evdeydik daha sonra bir yeni normal oldu, bir açıldık, bir kapandık falan filan derken yani

Yayınlarımız haftalık bir sürecinden böyle totalde iki haftada bir gibi bir süreci tekabül ettiğini düşünürsek... Arkadaşlar 31. haftadayız şu anda. Yani inanılmaz korkunç bir süreci beraber geçirdik. SOTE bir yerlere aday oldu. Bu programı sevmemek mümkündü. Yani hepimizin düştüğü, karanlık bir çağa geldiği dönemde eğer size erişebildiysek

birlik olabildiysek bunun daha ötesi olamaz. Peki buradan nereye gireceğiz? Tutayım tişörtleri, çok yakında tutacağım. Umarım daha nice nice haftalarımız, ömürlerimiz olur tabii. Daha sağlıklı, daha güzel bir dünyada çünkü artık burada negatiflikten ziyade sizlere arkadaşlar bugün yayınımız Bodrum'da, arkadaşlar bugün Fethiye'den bildiriyorum gibi nispetler yapmak istiyorum. Aranızda iki kişiyi tatile götürmek...

Gitmek istemiştik, gidemedik çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)