Podcast

S1E30 / Tek sorumluluğum neşem

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Radarımıza neyin takılacağını vicdan süzgecinden geçirmeyince gözyaşı da #işbirliği gibi duruyor



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

6.187 kelime · ~31 dk okuma

Merhaba, güzel bir süreçten geçtiğimiz bir hafta, belki haftalar, belki aylar bizleri bekliyor. Fakat içerisinde olduğumuz dönemden dolayı arkadaşlar ben mutluluğumu, şaşkınlığımı artık gerçekten gizleyemez hale geldim. Gürgen Özün'ün videolarındaki o baştaki gülme efekti gibiyim. Ne olduğunu bilmediği fakat neşeli gözükmek isteyen bir tavır içerisindeyim.

Yani çünkü bugün sizlere, muhtemelen bu hafta içerisinde hepinizin gördüğü, hepinizin karşısına çıkan, belki birçoğumuzda farkındalık yaratan, asıl amacına ulaşan, birçoğumuzun paylaştığı, tabii ki destek olduğu, üzüldüğü bir video. Bir tavşandan sizlere bahsedeceğim, Ralf'tan size bahsedeceğim. Tabii ki ben bahsedeceğim derken ben hani getirmeyeceğim, ben sadece benim dünyamdaki karşılığından bahsedeceğim. Gördüğümüz, Twitter'da okuduğumuz, hatta karşılaştığımız, hatta belki de inanmak istemediğimiz Yok be canım insanlar o hale gelmemiştir dediğimiz fakat girip baktığımızda vay be harbiden insanlar o hale gelmiş diye canlı gözümüzle gördüğümüz ve dünya daha nereye gidebilir diye bir süreçten geçtiğimiz bir programda sizlere merhaba demekten duymuş olduğum keyif içerisindeyim. Arkadaşlar bakın şimdi sevgili dostlar

Herkesin bak herkesin hep söylüyorum ya herkesin hissettiği acı yani farklı olabilir. Bana kalırsa her şeyi paylaşmak zorunda değiliz. Mesela insan olarak değilsiniz yani çünkü bir şey sandığı bir karşılığı yoksa toplumsal bir acıysa bunu tabii ki paylaşabilirsin ama bir şey sandığı bir karşılığı yoksa bunu paylaşmak dile getirmek buna üzülüyormuş gibi yapmak zorunda değilsin. Yani dolayısıyla sen şey dediğin zaman ben abi ben buna değer veriyorum. Ben böyle düşünüyorum dediğin zaman sana kimse bir şey diyemez. Tabii ki bunun yani başka bir cana katledildiği durum geldiğinde, başka bir cana olan ne diyeyim onu acısı geldiğinde bu başka bir olabilir. İnsan olarak bu vicdanını hani sızlatmıyorsa belki biz diğer insanlar seni bu konuda uyurabiliriz. Ama burası çok komik, burası çok komik. Ama sen bu arada bir isimden bahsetmiyorum birazdan bahsedeceğim.

Transkriptin tamamını oku

Ama sen bize normal insan muamelesi yapıp bir şey sunduğunda bakın izleyin dediğin zaman yani bu şu anlama geliyor sen bir şey gördün bu seni etkiledi ve sen bize bir şey yönlendiriyorsun izleyin. Bir farkındalık ile ve biz izliyoruz diyoruz ki velev ki. Ben ilk defa güneş gördüm. İlk defa gökyüzü gördüm. Daha önce ateşi taşla yakıyordum. Bir şey dedim ki izleyeyim. Ben bir izledim. Aa dedim ya benim işte eşim veya ben ne bileyim kızım varsa eğer kız arkadaşım, kız arkadaşlarım, normal arkadaşlarımdan bahsediyorum. Onların kullandığı o makyaj ürünleri yani onlar güzel olsunlar diye kullandıkları ürünlerin bazıları hayvanları katlediyor. Hayvanlara acı çektiriyor. Hayvanlara deneniyor ve hayvanlara bir acı veriyormuş. Bu hafta öğrendim.

Teşekkür ederim, senin sayende. Dedim ki izleyin. İzledim. Yani sana bir kere minnet borçluyum sana. Bana böyle bir farkındalık yarattın. Dünyanın artık insanın, daha doğrusu insanın daha ne kadar kötü olabileceğini gösterdin bana. Ben tamam. Bak buraya kadar kusursuz ilerliyor her şey. Çok

özür dilerim ya. Bakın arkadaşlar ben nacizane belki de birkaç yıldır gerçekten skeç yazıyorum, şaka yazıyorum. Kendimce stand-up yapıyorum. Durumlar hep derim ki durum komik olsun derim ya bundan daha komik bir durum yok arkadaşlar. Bu şey yani eğer bu bir şaka değilse.

Eğer bu fark edilmeyen bir tavırsa, yani ''Abi ne var ya, ben böyle büyüttüğünüz gibi bir şeyse.'' Arkadaşlar, çok büyük bir sıkıntı. ''Ya başkan, cidden durmamız gerekiyor, yani konuşmamız gerekiyor.'' ''Ya şu an gülüyalımamın sebebi, buna ne yazık ki bir çarem yok. Yani bunu eleştirecek, buna karşı gelecek, bunu linç edecek bir kültüre sahip değilim. Çünkü bunun bir sonucu yok. Yani bunu linç ettiğin zaman, şey gelecek karşı tarafın menajerinden, ''Şu an sessiz ol hayatım. Şu an bir şey deme.'' Bir hafta sonra her şey aynı şekilde devam edecek. Dolayısıyla sorun şurada çıkıyor ortaya. Biz kime? Biz kime şeyi yetkisi verdik? Bize kim ne izletsin? Bizim ne izlememizi, bizim ne farkındalık sahibi olmamamızı bize kim söylüyor? Düşünmek gerekiyor ve o konuda da ne yazık ki çok geç kaldık. O yüzden sadece yani şu an gülmekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Gerçekten yani son neyse. Ben şimdi bu tabii sevgili tavşanımız çıktı Muralp. Müthiş bir farkındalık, müthiş bir animasyon, müthiş bir proje. Kimileri bunu çok güzel bir kısa film olarak adlandırıyor. Aldığı ödülleri şu an konuşuyor. Fakat naçizane bunun tabii ki ana kaynağı bir farkındalık yaratmak, insan olduğunda bir bilinç uyandırmak ve çok güzel bir yöntem bu şekilde anlatılması.

Çünkü daha önce birçok kez anlatıldı. Aslında biraz daha geriye baktığımız zaman tabii çok örneği var, haberleri yapıldı. En basitinden İbrahim Selim'in sunduğu Stalk programında çok güzel Duncan'ın yazdığı bir metin var mesela. Orada anlatılır bu. Ben hep ki hiçbirisini görmedim. Olabilir. Bu şey değil mesela. Olabilir canım, çıkmadı karşına. Bilmiyorsun. Olabilir bunlar. Şimdi çıktı, öğrendin. O da olabilir ama...

Yani tekrar tekrar söylemekten gram çekinmiyorum. Yani ben şöyle oldu. Twitter'da gördüm ilk. Oha dedim ya bu artık herhalde bu hanımefendiyi linçliyorlar. Yani böyle bir şey olamaz dedim ya. Bu biraz terbiyesizlik yani. Bu herhalde hanımefendiyi öne atıyorlar diye düşündüm. Merak ettim. Girdim Instagram profiline ve gerçekten gördüm. Hatta birkaç saat sonra şöyle girdim baktım. İzleyin hikayesi var. Daha sonrasında birkaç story sonrasında

Bu hafta radarıma takılanlar diye birkaç makyaj malzemesi var. Bakın hep söylüyor olabilir. Gerçekten birkaç makyaj malzemesi radarına takılabilir. O zaman vicdanlı çek o yoldan. Yani bize vicdan muhasebesi yapma. Biz zaten vicdanlıyız. Yani birçok insan Twitter'a girdiğiniz zaman görüyorsun yani her herkesin bir derdi var. Her şey bir şey. Herkes bir şeye üzülüyor. Zaten dünya yeterince kötü ya da coğrafyamız yeterince kötü zaten.

Zaten bizim vicdan muhasebesimiz şu an çürüdü yani. Tavada bırakılmış ciğer gibiyiz şu anda. Dışı semt sert oldu. İçinde bir umut var. Onu da göremiyoruz yani. Oraya daha oynama artık başkan. Ben merak ettim. Girdim baktım işte izleyin dedi. Hadi bir daha izleyeyim dedim. İzledim. Teşekkür ettim bana böyle bir farkındalık yarattığın için. Sonra story devam ettim. Radarına takılanları gördüm.

Ve aradan birkaç saat geçti. Arkadaş ortamında konusu geçiyordu. Dedim ki ''Ya böyle bir şey oğlum gördünüz mü?'' ''Hadi lan'' dediler. Bir açtım Twitter'ı gösterdim. Hatta ''Dur bak İnstagram'a gireyim'' dedim. Bir girdim İnstagram'a. Şimdi size bir şey sormak istiyorum arkadaşlar. Belirli bir süre geçtikten sonra belli ki hanımefendi bu durumdan rahatsız oldu. Tabii ki insan olarak rahatsız oldu. Çok doğal şeyler bunlar. Sizce hangi story'yi kaldırmış olabilir?

İşte burası bence asıl konuşulması gereken konu. Yoksa ben hiç kimseye bakın şey demem ben. Bir insan bir hayvanın katledilmesine, acı çekmesine veya velev ki başka başka acılar yani toplumsal bir acı onda bir acı uyandırmıyorsa beni ilgilendirmiyor. O onun ailesinden aldığı sevgidir. Yani bu arada yine bakın şu an bir isimden bahsetmiyorum şu an öyle bir algı oluşmasın. O beni ilgilendirmiyor. Toplumsal bir acı onda bir karşılığı yoksa olabilir.

Ama varmış gibi gösterip daha sonrasında yok olduğunu gösterdiği zaman başka gerek yok. Ben zaten üzülüyorum yani sen bana üzül deyince ben ona üzülmeyeceğim. Çünkü birçok şeyden yani geldiğimiz noktaya bak yani sen bir yıldır hiçbir iş yapmıyorsun, bir yıldır ne olacak tedirginsin, annen için tedirginsin, ailen için tedirginsin, arkadaşlar için tedirginsin, her şey için tedirginsin. Sen bu kadar tedirginken, dikkatliyken ve her şey yapılıyor ona sinirleniyorsun, bir şey söyleyemiyorsun ve bir yıl sonra diyorlar ki sen de sorumlusun bundan. Başkan, ya şey mi artık yani aklımızla mı dalga geçiliyor? Ben nasıl sorumlu olabilirim ya? Ne yapmış olabilirim yani? Ne dediyseniz yaptım, sokağa çıkmadın, çıkmadım. Evde otur dedin, evde oturdum. Hadi örnek olalım diye şey yaptık. Ben şu an niye sorumluyum ya? Ben de mesela, nacizane, ben de şu an sorumlu olduğumu kabul etmiyorum. Ve bu sıralar fark ettiyseniz herkesin böyle bir... seslenişi var. Ben de naçizaneye dedim ki ben de sesleneyim. Programım var benim de podcast programım var. Ben de sesleneyim. Arkadaşlar inanın şu an sorumlu olduğumuz tek şey mutluluğumuz ve neşemiz. Gerisi hiçbir şey. Çünkü ben Twitter'a girmiyorum günlerdir. Çünkü her girdiğimde bambaşka şeylerle karşılaşıyorum. Neye tepki verebileceğimi, neye artık kızacağımı şaşırdım. Sizler de eminim öylesinizdir. O yüzden bu tarz olaylar bana çok moral oluyor.

Sevgili hanımefendi veya diğer hanımefendiler de. Ya bu arada bakın şimdi şu olaya şöyle yaklaşıyorum. Mesela beni düşünün ben Selgen gerçekten kozmetik ürünlerle çok alakalı değilim. Yani günlük hayatımda şimdi iş dolayısıyla tabii ki kullanıyorsun ama orada soramıyorsun, edemiyorsun. Bunu bilmek tabii ki değerli ama bilmediğim için öyle çok sormuyordum, etmiyordum. Mesela şu anki farkındalıkla

Program çıktı, programı tuttuğunda o ürünün hayvanlarda test edilip edilmediğini öğrenebiliyorsun. Bu tabii çok büyük farkındalık. Eğer bu reklam filmi bu işe yaradıysa, bu uygulamayı öne çıkardıysa ve ürünleri bu şekilde artık ayırabiliyorsan ne âlâ. Çok güzel. Diyelim ki ben hiç bilmiyordum arkadaşlar ve bilmediğim için de... Bu arada kosmetik derken kişisel bakımdan bahsetmiyorum. Deodorant rolünü onlardan bahsetmiyorum. Şimdi şey düşünmeyin, üküz bir kokusu herhalde falan derseniz onlardan bahsetmiyorum. Ben daha böyle makyaj malzemelerinden bahsediyorum. Hiç bilmediğimi varsa olabilir, o da olabilir.

Bu reklam sayesinde farkındalık yaratıldı. Şu anda eminim bunu paylaşanlar arasında birçok insanda bundan sonra dikkatli olacaklar. Ben çok fazla kullanmadığım için böyle bir sorumluluğa girmiyorum ama velev ki böyle bir işim çıktığında veya kendim bir şey almam gerektiğinde tabii ki dikkat etmek isterim. Sizlerin de dikkat edeceğini bildiğim için bu kadar şeyi ama bu upuzun konuşmayı peki niçin yaptım diye sorarsanız da arkadaşlar şunu çok rahat söyleyebilirim.

İnsanlara şunu söylemek istiyorum. İnsanlar derken, o insanlara yani bize bir şeyi dikte eden, bize bir şeyi yönlendiren insanlara şunu söylemek istiyorum. Gerçekten sizin düşündüğünüzden veya sizden daha merhametliyiz. Çünkü rakamların ve sayıların daha üstün olduğu bir dünyada merhametin olmayacağını çok iyi biliyoruz. O yüzden merhamet dediğimiz şey bir şeyi paylaşmak, bir şeyi göstermek veya bir şeyi aktarmak değil. Bir şeyi hissetmektir.

diye çok saçma sapan bir girişle, hiç eğlenceli olmayan bir girişle Sote 30. bölüm başlasın bakalım. Vallahi yaşın bence birçok şeyle alakası yok. Yani insan yeni yaşında yeni şeyler öğreniyor gibi bir şey söz konusu olabilir mi bilmiyorum ama yeni bir şey öğrenmekten ziyade kaybettiğim şeyleri öğrenmek bana çok büyük şey yaratıyor.

Aaa duygusu yaratıyor. Mesela size bir soru soracağım. Yıllardan beri çok duyduğumuz bir sorudur. ''Hayat felsefen nedir?'' diye bir soru. Benim belki de yıllardır duymadığım bir şeydi ama eskiden çok duyduğum, düşündüğüm ''Aaa benim hayat felsefem.'' dediğim şey buydu. Geçen gün bir röportaja gittik. Orada sordular ''Hayat felsefeniz nedir?'' diye. Neyi fark ettim biliyor musunuz? Arkadaşlar yıllardır bir hayat felsefem yok.

Bu kötü bir şey mi dedim? Yoo değil. Neden hayat felsefem yok? Çünkü değişiyormuş. Benim belki aylık, belki haftalık, belki yıllık olarak hayat felsefem değişiyor arkadaşlar. Dün savunduğum şeyin yarın karşısına geçebiliyorum. Bu tabii ki böyle çok radikal şeyler değil, siyasi şeyler değil, siyah beyaz şeyler değil. Bugün Beşiktaş'tayım, yarın Ankara güçlü olacağım gibi bir şey değil yani. Daha olabilirli, ihtimali olan şeylerin değişme ihtimalini gördüm. O yüzden

Şeyi merak ettim, acaba herkes mi böyle yoksa ben mi bir tek homojenim? Ben mi acaba bu konularda çok vurdum duymaz bir insan olmaya başlıyorum? Tedirginlik başladı bir yandan ama sonra şeyi fark ettim, yo bence güzel bir şey yapıyorum. Çünkü bir şeye bağlı kalmak, bağnazlık demeyeyim de daha sığ düşünceymiş gibi geliyor bana. O yüzden sığ olmak da neyidir? Mesela şimdi bu soruyu kendine sorduğun zaman, benim hayat felsefem nedir diye sorduğun zaman illa ki bir cevap vardır. Belki bir an düşünürsün. Ama şey varsa şu an aramızda,

Harbiden lan benim hayat felsefem ne? Düşünüyorsan. Bak bu tedirgin olacağım bir şey değil arkadaşlar. Yani değil başkan, gerçekten değil. Çünkü ben mesela şu an hayat felsefem yok.

Ama yarın bir olay yaşandığında mesela bir örnek verelim bir olay derken bir kafede veya dışarıda bir kavgada bir şey olduğunda sergileyeceğim tutum, benim hayat felsefem işte arkadaşım hiç alakası olmayan bir kavgaya karıştı çünkü oradaki mağdur kişiyi savunmak istedi ve sırf arkadaşım girdiği için ben de girdim ama kim mağdur bilmiyorum diye bir kavga düşün. Hayat felsefem şu, arkadaşıma bir şey olmasın mı? Yoksa abi birisi zor durumdaysa ben de varım, kim olduğu önemli değil mi? Hayat felsefem değişebiliyor ama yarın öbür gün mesela çok yakından bildiğim, tanıdığım bir arkadaşım, çok da hoşlanmadığım, bana birçok kötülüğü olmuş ve bir gün gerçekten düşmesini istediğim, bunu şey gibi düşünmeyin. Bir insanın kötülüğünü istiyormuşum gibi düşünmeyin. Olabilir ya bazen böyle içinden geçer ya, keşke kötü bir sonuç alsa, keşke hani öyle kötülük derken

Telafisi olmayan kötülüklerden bahsetmiyorum aslında. Onu düşündüm şu an. Böyle bir insanın çok acı çekmesini... Ya sınavdan kötü puan alması gibi düşün yani. Ya da hocanın gözüne girememesi. Ya da ne bileyim, benim istediğim şeyi onun yapamaması gibi düşün. Öyle basit şeyler yani. Telafisi olan şeyler. İstersin yani. Şimdi şey gibi düşünmeyeyim ben de böyle... Burada her şeyimi açıklıyorum diye ruh hastası kimliğim ortaya çıkmasını istemiyorum.

Ya böyle, velev ki o bahsettiğim, çok hoşlanmadığım, bana daha önce bir sürü kötüle olmuş bir insanın... ...ve çok da sevdiğim, çok da böyle yanında bulunduğum, haklı bulduğum bir insan tarafından bir ortamda, bir kafeteryada, bir kafede, bir restoranda... ...açık alanda... ...mağdur edildiğini, belki şiddet, derken fiziksel değil de böyle bir sözlü kavgada onun böyle her şeyini... ...açıkladığını, gerçek doğruluk payı olduğunu... ...herkesin bunu duyduğu bir ortamda karışmam.

E şimdi hayat felsefem ne? Mağdurun yanında değil mi? O adam mağdur, niye orada değilim? O zaman hayat felsefem değişti. Niye değişti? Burada şey, haklının yanında mıyım oldu ya da... Yok, ben açık konuşayım. Ben şöyle bir hayat felsefesi kendime yarattım. Size de işe yarar mı bilmiyorum arkadaşlar. Hayat felsefeniz ne? O ana bağlı. O an ne olduysa, o ana göre hayat felsefem değişebilir. Çünkü diğer türlü vicdani bir sızıntı. Bak yine vicdan, yine vicdan, yine vicdan yani. Siz de mi öğrendiniz bu iğrenç sakızı?

...hep mağdurun yanında olduğun zaman, hoşlanmadığın birisi bir ortamda mağdur kaldığında ben niye onu savunayım? Niye yaşattığını yaşamasın ki? Niye şöyle bir içimin yağı erimesin? Bu arada bunlar gerçek olma payı olduğundan veya gerçek olduğundan değil. Şu an öyle örnek olsun diye tabii ki bunları söylüyorum ama... Bak çok samimi söylüyorum başkan. Düşünürken, söylerken de acayip rahatlıyorum. İnşallah böyle bir şey olur diyorum. Eğer bu bir dilekse, bu bir iyi dilekse umarım tez zamanda gerçek olmasın. Hayatımda böyle kötülük duyduğum bir insan aslında yok. Bilmiyorum sizin var mı?

Ben kötü yani şey de değil böyle kötü insanları hayatta tutarım falan gibi de değil yani öyle bir bağlılığım olmadığı için ya da hayatımda olsa bile bir beklentim de olmaz yani bir şey de bir karşılığım da olmaz mesela illaki hayatımızda bir şey verdim ama alamadım olmuştur buna buna çok kızmam çünkü bunlar tecrübedir hep dediğim gibi bunlar telafisi olabilen şeyler olduğu için öyle çok büyük can sıkmaya gerek yok çünkü bunlara sıkarsan hep derim ya daha neler var can sıkacak onlara kontenjan kalmıyor onlara o zaman dayanmıyor yürek dayanmıyor kondisyon gibi düşün bir yerden sonra yoruluyor o yüzden Üzüleceğimiz şeyleri de, canımızın sıkılacağı şeyleri de galiba iyi seçmek, düşünmek gerekiyor. Ama hayat felsefesi konusunda gerçek olursak böyle bir anda soruldu hayat felsefeniz nedir diye. Düşündüm hayat felsefem yok lan dedim. Sonra fark ettim. Yani yok benim hayat felsefem var. Sabit değil. Çok güzel değil mi? Hayat felsefen sabit olmaması bence.

Gerçekten çok güzel. Yani şimdi sevgili Suudi Alkış'ın çok güzel bir tezi var bununla ilgili. Belki duymuşsunuzdur. Depresyondayım ne yapmam gerekiyor diye soruyor bir takipçisi. Doya doya yaşı acını diyor.

Ama hayatım şeyi bilmiyoruz ki bunu kim sordu? Belki bunu bir psikopat sordu. Belki bunu gerçekten ya akli dengesi demek belki biraz kabalık olacak ama gerçekten bir çözüm süreci bulamayan, kendi fikri, kendi iradesiyle ne yazık ki bir sonuca ulaşamayan birisi bulduğunda sen hayat felsefeni, benim hayat felsefem doya doya acını yaşa. ...dediğinde olayın nereye gideceğini belki bilemiyor olabilir miyiz? Bu korkutucu bir... ...öneri olabilir mi acaba diye insan düşünmüyor değil. O yüzden... ...birisi size bir tavsiye hakkı sunduğunda, birisi size... ...özür dilerim tavsiye hakkı diyorum. Birisi sizden bir tavsiye istediğinde... ...galiba... ...homojen bir yerden yaklaşmak, daha nütür bir yerden yaklaşmak daha doğru geliyor bana. Ve bunu kendi hayatınıza empose ettiğiniz zaman da inanın arkadaşlar... Bakın o kadar mutluyum ki şu anda cümleleri kuramıyorum. Çünkü şey gibi hissediyorum. Sıyırdım. Yani ben kurtuldum arkadaşlar. Hiçbir derdim yok. Tasam yok. Kurtuldum. Artık çok mutluyum. Çünkü kapıyı da bir şeye takmıyorsun böyle olunca. Tabii ki kendi senin için belki ailesel, manevi değeri olan insanlara karşı bu tutum çok kolay bir şey değil. Bir de bunlar tabii ki sözlü şeyler. Konuşursun. konuşmak herkese görüyorsunuz işte televizyonda izliyoruz kimler kimler konuşuyor yani konuşmak öyle bir marifet altı dolu olan bir şey değilmiş gibi gözüküyor yani değil ama o yüzden bu önerilerde yani ikili ilişkilerde hatta hatırlar mısınız bilmiyorum bir programda yine SOTE'de

...kendi hayatımızdaki doğrulardan tavsiye verirken eksik kelime kullanıyoruz yani. Bir kelimeyi unuttuğun zaman o genel bir şey oluyor yani. Ben hep söylerim. Bence diye bir şey söylediğin zaman... ...sorumluluk sana ait olmuyor. Bence böyle abi diye. O zaman sıyrılabiliyorsun. Ama... ...ne diyeyim? Hangi örneği vermiştim o zaman ben size ya? Şey şey şey... ...kötü yorumlara aldırış etme. Şimdi düşünebiliyor musun? Bak şimdi... ...yine örneği vermek gerekir mi bilmiyorum yani. Birisine şey diyorsun. Abi kötü yorumlara aldırma.

Başkan, başkan bu çok tehlikeli bir öneri ama dersen ki bence, bence dediğin zaman olaydan sıyrılıyorsun yani. Yine, yine geri gelecek olursak da arkadaşlar hayat felsefesi konusundan bugün çok çıkmak istemiyorum ama şunu netleyelim. Hayat felsefeniz hayatınızın her bölümünde değiş, zaten bu arada bu benim bulduğum bir şey değil. Şu an dinleyenler evet ya. hayat felsefem her yıl değişiyor gibi bir şey değil tabii ki. Benim 15 yaşındaki felsefemle şu an 30 yaşına yaklaşıyorum, 30 yaşındayım. Şu anki felsefem aynı değil yani bunu tabii ki insan yaşadıkça fark ediyor ama ben de şöyle bir şey vardı işte ya benim hayat felsefem acaba yok mu? Kaygısı vardı. Hayır abi benim hayat felsefem değişebiliyor ve buna ben izin veriyorum. Dolayısıyla

hiçbir şeyi sabit tutmadığın zaman çok güzel bir hal alıyor. Yani olaylara karşı tepki verdiğin zaman, yani bir yolda yürüyorsun, bir etki var, bir şey gördün, vücutta ona karşı bir aksiyon oluyor, daha sonra bir reaksiyon sergiliyorsun ve bir tepkileşme ortaya çıkıyor. Yani dolayısıyla insan olarak varlığını sana gösteren daha büyük bir olay olamaz. O yüzden sabit fikre bağlı kalmaktan daha korkunç bir şey olamaz. Tabii ki sevgi meselesini aşamıyorsan,

Benim hep sevdiğim bir şey var, pardon hep söylediğim bir şey vardır mesela bir şeyi ya bir şeyi sevmek zorunda değilsin yani sevmeyebilirsin ama bir şeyi sevmezsin, hoşlanmazsın yani bu içinden gelir, hoşlanmazsın. Bunu seviyor musun? Ya öyle aramam dersin yani ya ne bileyim öyle yiyorum ama aramam. Gelsin mi ya gelsin benlik bir sıkıntı yok ama işte şu gelsin mi ya baba gelmesin ya başkan. Gerçek hani sevmezsin bir şeyi bu da öyle bir şey yani o yüzden bağlı kalmak size bir yerden sonra sevmeseniz bile bağlılığı öyle bir hale getiriyor ki ne yazık geri dönemiyorsunuz. Dolayısıyla hal öyle bir şey oluyor ki bugün verilen bugün. Yani neye muhtaç olduğunuzu var ya bir gün fark ettiğiniz zaman korkunç yani korkunç başkan korkunç.

Siyasi bir gönderme yapmıyorum. Bunu her yere koyduğun zaman gayet bence aklı başında bir yorum oluyor. Gayet bence altı dolu bir yorum oluyor. Yine bence dediğim için şu an bundan sırılıyorum. Çünkü programların bir çoğunluğu hep bence diye bir şey. Savunmuşum, hep bence demişim. Niye bu kadar bence diye söylüyorsun gibi bir şey gelmişti bana bir ortamda.

Çünkü sorumluluk alamam. Çünkü hiçbir insanın, ama sen böyle demiştin, ben onu yaptım gibi bir şeyini kabul etmek istemiyorum. Ben burada bencilerimi söylüyorum, bunu da hep söylüyorum. Dolayısıyla arkadaşlar, bence bir şeyi seversiniz, o size kalmıştır. Neyi seversiniz? Sarı mı seversiniz? Esmer mi seversiniz? Burnu büyük mü seversiniz? Ağzı küfür dolu mu seversiniz? Bilmiyorum ama bence önemli olan şey neyi sevmeyeceğiniz, niçin sevmeyeceğinizdir.

Yani çıkıp da size buradan neyi sevmeyeceğinizi tabii ki böyle bir tavsiye verecek değilim ama naçizane, naçizane bir kardeşiniz olarak söyleyebileceğim tek şey neyi sevmeyeceğinizi bence iyi seçmek gerekiyor. Burada hiçbir baskı altında kalmadan... Ya şeyi hissediyorum, acaba programım benim şeyim mi ya? Böyle bir subliminal bir bilinç oyunu mu? Yani neyi sevmeyeceğiniz derken bir oyunlar falan... Neyse o zaman daha olumlu şeylerden konuşalım. Sevmemekten ziyade eğer konumuz neyi sevmeye... Ooo başkan! Ses değiştirmeler falan!

Bazen neyi düşünüyorum biliyor musunuz? Yani sosyal medya'yı ben çok seven bir adamım. Hep buradan söylerim. Sosyal medya'yı doğru kullandığımız zaman gerçekten verimli bir alışveriş oluyor bence. Hani şey sosyal medya gençleri zehirliyor falan. Olabilir, olabilir. Her şey olabilir. Doğruluk payı vardır ama bilinçli kullanmayı bildiğin zaman birçok şeyin tabii ki artısı var.

Ama bazen diyorum ki ya keşke bizim ülkemizde bir filtre olsaymış. Yani sosyal medyayı kullanmaya dair bir drone operatörü vardır yani drone uçurması yasaktır ama eğitimini alırsa uçurabilir. Keşke bizde de sosyal medyayı kullanma konusunda böyle bir eğitim, bir kamp olsaydı veya çok sevdiğimiz ünlü isimler, çok bildiğimiz hani sevmesek bile çok bildiğimiz ünlü isimler sosyal medyaya girdiği zaman onlara böyle ufak bir workshop olsaymış yani şey diye abi bak yıllardır yapıyorsun ablacığım bir sevenim var seni sevdiler bak sosyal medyaya gireceksin birçok doğal anı birçok doğal anın anın diyecektim o vakitte Birçok doğal anım paylaşılacak. İnsanlar farklı anlayabilirler, linç yiyebilirsin, buna karşı cevap vermen gerekebilir, tepki vermen gerekebilir, daha kötü olabilir her şey. Bu sorumluluğu alıyor musun dediklerinde? Onların gerçekten bu sorumluluğu aldığını bilmek isterdim. Diğer türlü çok fütursuzca girdikleri bir mecrada onları var etme çabalarını, onların ayakta kalma çabalarını izlemek benim için kötü oldu çünkü

Ya benim küçükken tasarladığım dünya bu değildi, hayalimde olan. Yani ünlü dünyası bu değildi. Ben İstanbul'a gezmeye geldiğimde gözüm böyle şey arıyordu. Nerede ünlüler? Hani sanki bir yer var, her ünlü oradaymış gibi. Ama şimdi mesela... Geçen sürece bakıyorum, şey geliyor yani... Şimdi TikTok, her hafta konuşuyoruz TikTok'a. Bu TikTok'a özel ilgimden değil yani. Şimdi bu TikTok'taki kullanıcıların... ...yeri geldi onları savunduğum yeri geldi. Kendimce tabii, kendi dünyamda. Hiçbirinin tabii ki umunu değil de. Yeri geldi övdük, yeri geldi şey oldu. Mesela ben çok üzüldüm ya. Demet Akalın'la TikTok... TikTok'ta bir kullanıcının, Uzun Makarna galiba ismi. Yanlışsa çok özür dilerim, saygısızlık yapmak istemem.

İkisinin dijital bir ortamda karşılıklı bir laf atışına girmesi beni çok üzdü. İnanılmaz üzüldüm çünkü ne olursa olsun Demet Akalın... Bakın şunu emin olun arkadaşlar. İnsan ne yapıyorsa kendini yapıyor bu arada. Bu arada bir geçsin bu söz. Demet Akalın bizim gençliğimizden beri bildiğimiz, belki sevdiğimiz, saydığımız bir ünlü bir isimdi. Şimdi gelmiş olduğu noktada TikTok'taki bir kullanıcıyla bir laf dalaşına girmesi ve benim kenardan bunu izliyor olman, benim buna maruz kalıyor olman benim için çok kötü bir olay.

Gerçekten çok kötü bir olay çünkü yani zirve ve dip demek istemiyorum ama bir uçurum farkı vardı. Bana öyle geliyordu yani. Dolayısıyla birçok şeye maruz kalıyoruz yani. Bu sadece bir örneği yani buradan bir yola çıkmayacağım. Bu sadece bir örneği. Bu arada bugün tespit veya bir hikaye yok. Bugün bir varsayımlar üzerinden, bugün böyle bir dolmuşluk üzerinden konuşacağız. Gördüğüm şeylerden size bahsedeceğim.

Ve bu blogda bir kez daha sizlerle komedi konuşmak istiyorum. Komedi sadece nedir gibi konuşmayı yapacağım. Ama önce şunu konuşalım değerli arkadaşlar. Alişan, tabii ki hepimiz biliyoruz. Ben burada hiçbir zaman bir ünlüye kafayı takmış, onun da kafayı bozmuş ve onun her hareketinden gıcık olan bir insan değilim.

Sevgili Alişan, bizim Aynalı Tahil hayatımıza giren, daha sonra Cennet Mahallesi, Çalışker'le partnerlik gibi birçok konuda bizlere öncü olmuş, bizlere kendisini servis etmiş çok değerli bir sanatçımız, çok değerli bir ünlü kişiliğimiz, çok değerli bir kişilik. Sabah programı sunuyor galiba ya da bir program sunuyor kendisi, İsmail YK'ya konuk oluyor. Şimdi İsmail YK'da bizim renkli bildiğimiz, çok tatlı bir karakterimiz. Şimdi hiçbir şey var mı aramızda İsmail YK?

Bir yere çıktığında, onun kostümünü gördüğümüzde ''Vaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa Dolayısıyla bizim dünyamızda İsmail YK'nın kostümü bir komedi unsuru taşımıyor. Bir tarz yani. İsmail YK böyle giyiniyor diyoruz. Bilmiyorum denk geldiniz mi? Yani sevgili Alişan İsmail YK'nın şey kılığına giriyor. Alt bantla geçiyor işte Alişan İsmail YK olursa diye. Böyle şöyle izliyorsun. Eee olursa? Yani İsmail YK şarkıyı söylerken Alişan klip çekiyor. Böyle elini daktil yapıyor, tuşlara basıyor falan. Şimdi konumuza gelmek istiyorum arkadaşlar. Bilmiyorum izlediniz mi? Mutlaka izleyin. Sizce komedi nedir? Sizce komik nedir? Ya da sizce bu komik mi? Ben izlerken şey oldum böyle. Neden yaparsın ki böyle bir şeyi? Normalde tatlı bir adam olabilir, komik bir adam olabilir. Hatta birkaç programda

Sevgili eşine böyle söylediği kelimeleri denk geldim. Çok tatlı geldi, çok naif, çok nezaketli bir adam gibi geldi. Ya bunu yapmak, ya da bunu bilim yaptırıyor acaba diye düşünüyorum. Böyle bir şey varsa acaba Aleşan'a mı ulaşsak? Yani ulan zaten biz onu kabul etmişiz İsmail YK. Yani ya da, ya da, ya da, ya da bana şöyle geliyor ki ya bozma o zaman algıyı başkan yani bozma.

Gerçi bana ne ya? Ben neyi kurcalıyorsam, bunun alıcısı var, yapıcısı var, satıcısı var. Bana ne? Ben sadece... ...böyle gördüğüm zaman böyle kalıyorum televizyon karşısında. Çünkü çok daha iyi bir şey izleyebilirdim. O an çok daha iyi bir şeye denk gelebilirdim. Niye böyle bir şeye denk geldim? Ee, oluyorum. Ve şu an cidden çok soğudum bu konuda. Yani bu konuya eğer sizi beklentiyi büyüttüysem bu kadar 10 dakika bu konuyu açıp açıp sonunda... ...gerçi bana ne diye getirdiysem şunu fark etmişimdir. Yani ben bunu değiştiremem. Ben bu çarkı döndüremem arkadaşlar.

O yüzden kabul de etmiyorum. Konuşmayarak yok sayma hakkımı kullanmak istiyorum. Ama gerçekten yani komik olmasını isterim. Yani çok güzel bir emek var. Orada binlerce insan çalışıyor. Abartma lan yüzlerce işte insan çalışıyor. Ben yine abarttım. Onlarca insan çalışıyor orada. Bunu izliyorlar. Buradan para kazanılıyor. İnsanlar ekmek yiyorlar. Bir ev hanımı, belki evdeki bir adam. Dönemden dolayı birçok insan evde. Dolayısıyla denk geliyoruz böyle bir şeyi, böyle bir şeyi izliyoruz. Yani şeye kaygısı olmuyor mu insanlarda? Ulan iyi bir şey izletelim. Ya da iyi bir şey izleyelim. Şimdi burada... ...izleyici kesimi belki seçme hakkı yoktur. Şimdi birçok insanda o kumandayı alayım, aman Netflix, aman o şey var, oraya geçeyim, buraya geçeyim... ...hakkı olmayabilir. Şimdi bunu yargılayamazsın belki. İmkandan bahsetmiyorum bu arada. Teknoloji kullanımı olarak, daha bir yaş skalasından bahsediyorum. Dolayısıyla belki büyük sorumluluk servis eden kişiye kaldığında...

Belki biraz daha, belki biraz daha bir sorumluluk almak gerekir mi acaba? Ulan insanlara evdeler, herkesi morali bozuk, zor bir süreçten geçiyoruz. Ulan güzel bir şey izletelim. Hani komik bir şey yapıyorsak komik olsun. Yani biz komik olduğuna inanalım gibi bir kayık olur mu? Şimdi ben buradan samimi sormak istiyorum bu işte yaralanan insanlara. Gerçekten içi sindi mi içinize?

Ben çünkü denk geldiğimde benim, yani bu arada ben kendimi çok övmeyeceğim, benim komedi alanıma girmedi. Bana komik gelmedi. Eminim ki bu arada belki dinleyenlerde de vardır ben çok güldüm diyen var. Vardır çabuk buradan. Olabilir, şakaydı canım. Tabii ki olabilir. Bu şey değil yani. Tabii ki buna gülebilir insanlar.

Ya da beni uyurabilirsiniz bu konuda. ''Abi nasıl gülmüyorsun?'' Düşünsene İsmail YK kıyafetinde aynısı ve klip çekiyor arkada. ''Ben çok komikti, çok komik bir anda. Bir daha tekrar olmayacak. Ben açıp açıp izliyorum.'' Onu da diyebilirsiniz. Belki program şeye dönebilir. ''Abi niye ben anlamadım?'' ''Nesine güldünüz?'' ''Abi şuna güldük.'' ''Başkan şurası komikti.'' diyebilirsiniz. Bunu bir paylaşım gibi düşünün ama

Dedim ya bir şeyi sevmek ve sevmemek konusunda şu an gerçekten böyle bu komedi burada yine yine kişilerden bahsetmiyorum. Asla kişilerden bahsetmiyorum. Bu benim sevdiğim bir komedi değil. Bu benim sevdiğim bir izlek. Bu benim sevdiğim bir gösteri türü değil. Ve bunun yapılıyor olması, bunun için emek harcanıyormuş gibi gözüküyor olması beni birazcık rahatsız ediyor. Ve muhtemelen de arkadaşlar bu hiç kimsenin umrunda olmadığı için bu vlog'un da sonuna gelmiş bulunmaktayız. Ama umarım bizler daha genç nesil, bir sonraki nesil eğer böyle bir şey yapmak istiyorsak, buralarda olmak istiyorsak ve insanlara herhangi bir şeyde illa bir İsmail YK klibinden bahsetmiyorum, bir sabah programından bahsetmiyorum. illa kameraların kayda aldığı bir şeyden bahsetmiyorum. Bir şey yaptığımızda bu insanlara geçecekse, insanlar bunlardan feyz alacaksa umarım kaygımız gerçekten içimize sinen şeyler olur. Şimdi burada şu çıkıyor ortaya, eğer bu tablo içerisinde bahsettiğimiz isimlerin içerisine sinen şeylerse bunlar, bütün konuşmalarımı unutun, bütün konuşmalarımı silin, Başkan, başka bir sorun var. Bence şu an onunla konuşmamız gerekiyor ve burası asla aşılmayacak bir şey.

Şuna eminim ki her insanın, her bireyin kendi arkadaş ortamında bence sorumlu olduğu bir durum, bir görev vardır. Ve muhtemelen hayatınızın birçok yerinde belki de en azından belirli veya en azından bir bölümünde en yakın arkadaşınızın, bakın kadın veya erkek demiyorum, en yakın arkadaşınızın flörtüyle konuşmuşsunuzdur. Çünkü kendisi o an flörtü olduğu için işte karnında kelebekler, aklı bir karış havada, şarkılar, Nilkara İbrahimgil derken çok yakışıyor ağzıma Nilkara İbrahimgil demek. Neyse o dönemde olduğu için böyle bazen verilen cevaplara doğru cevabı veremeyebilir. Veya daha da öncesinde hani karşı tarafı etkilemek adına en doğru cümleyi kullanmak istediği için ve ne yazık ki Yohan Kan beyinde daha böyle bir pompalamasyon durumunda olduğu için doğru cümlenin doğru olduğunu bilse bile ne yazık ki emin olamadığından dolayı hep böyle bir size paslar.

Kanka ya ne yazayım? Ya oğlum şuna ne cevap verilir? Dolayısıyla sen böyle bir yerde işte bir tane ya şunu yaz. Aa aynı anda yazıyor işte ikinciyi söylüyorsun, öneriyor. Ve bir yerde şey moduna giriyorsun artık. Hiç o mutlaka olmuştur yani o. Sen yazsana. Sen devam etsene. Ya benim başıma geldi. Belki olmamıştır. Ben o yüzden bu kadar rahatsız söylüyorum bunu. Ve ben flörtleşiyorum. Hiç tanımadığım, hiç görmediğim bir hanımefendiyle. Atıyorum şu an dinleyen bir hanımefendi. Belki bir beyle. flörtleşiyor. Bu arada hiç olmadıysa şu an bana şey diyebilirsiniz, abiniz hayatlar var. Çok değil yani bir iki defa lisedeyken olmuştu o başıma gelmişti ve konuşuyorduk. Bu çok güzel bir şey ve ben şeyi keşfediyorsun böyle

Vay be diyorsun. Güzel bir dil. Demek ki vay etkileyici. Ama şey çok kötü değil mi yani? Kendi kalıbında değil de başkasının kalıbında bunu yapmak daha bir özgür bir alan ama kendin olamamak tabii başka bir duygu ama en kötüsü şu işin sonu. Sen orada ilk başta böyle ay işte için gidiyor bak şöyle yazdım böyle yazdım kanka bekle bak birazdan düşüreceğim kanka şöyle işte ataklar geliyor karşıdan sana tokatlar atılıyor sen böyle darbeler yiyorsun falan filan.

Bir hafta sonra, iki hafta sonra sen salonda televizyon izlerken... Herkesin bir görevi var hayatta arkadaşlar. Önemli olan buna hazırlayın kendinizi. Bilinçli olun. Arkadaşlarınıza... Ben hep sevmişimdir. Ben gerçekten plörte hep sevmişimdir. Konuşmak güzel bir sanattır. Konuşmak güzel bir savaştır aynı zamanda da.

Gerçi savaş kilimesi şu an çok doğru bir tabir olmasa da siz bence o konuda beni anladınız. O yüzden bunu şu an rahatlıkla kullanabiliyorum. Biraz reklam yapayım. Yaklaşık 30 dakika boyunca konuştuk. Biliyorsunuz Daniska Show devam ediyor. İzlediğinizi biliyorum. Çok beğendiğinizi biliyorum. Ben de çok beğeniyorum ama... Ne oldu biliyor musunuz? İnsanlar yavaş yavaş böyle bir çekinmeye başladılar. Çok hoşuma gidiyor. Bu tabii ki böyle bir hahahaha gibi bir durum söz konusu değil. Şöyle benim başından beri aslında yapmak istediğim biraz daha rahatlığımı ortaya çıkaran bir durum olacaktı. Yavaş yavaş olmaya başlıyor. Fakat bak yine, yine şeye geliyoruz.

Bu da artık benim çok komik oluyor. Mesela bazen tabii ki ben yorumları takip ediyorum. Sonra işte bir iş yapıyoruz. O kadar insan orada emek harcıyor. Nasıl geliyor insanlar tarafından merak ediyorum. Mesela bir yüzdeye vursam... Bak samimi söylüyorum arkadaşlar. %96'lık bir oranla çok beğenildi. Bunu tabii ki ilk başta benim programım olduğu için söylüyorum. İkinci olarak da hoşuma gittiği için söylüyorum. Bunu bir egoist tavırla söylemiyorum. Allah söyletti. %90 diyeyim.

Beğenildi yani o yüzden içim çok rahat. Dolayısıyla rahat konuşabiliyorum. Şimdi %10 beğenilme payı çok ideal bir oran. Tabii ki beğenemeyebilirsin, sevmeyebilirsin dediğimiz gibi. Bunlar normal şeyler. Bak şimdi bakıyorum yorumlara tamam mı? İşte güzel güzel güzel bir tane yorum var. Gereksiz bir bölüm olmuş.

Bir bakıyorum kullanıcıya, işte YouTube'a diyor 6 yıl önce katıldı. İşte bir yorum var. Lan 6 yıl boyunca YouTube'u izlediğinde bir tane yorum hakkını bana mı kullandın? Ve attığın yoruma bak. Benim şöyle bir hastalığım var. Bilmiyorum sizde var mı? Onu merak edin. Mesela bir şey aldım eve. İşte örnek vereceğim. Tost makinesi aldım. Benim için orada yaptığım ilk tost çok önemli. Neyle yaptığım önemli. Güzel olsun istedim. Veya televizyon aldım.

Ne izledim ilk? Benim hakkımda kalır bu. İlk ne? Ne yaptım onunla? Bardak aldım. İlk ne içtim? Kalem aldım. İlk ne? Defter. İlk ne yazdım? Örneğin YouTube kanalım var. 6 yıl boyunca bir şey izlemişsin ve ilk attığın yoruma bak. Çok gereksiz bir bölüm ama.

Şimdi hayatın böyle ben şimdi kıyaslıyorum kendimi abi vallahi kıyaslıyorum başkan yani ben demek ki aldığım şeylere hayatıma değer veriyorum yani ve özel olsun istiyorum akılda kalıcı olsun istiyorum. Şimdi bu insan yani bak yargılamıyorum merakımdan soruyorum ya 6 yıl boyunca 4 yıl boyunca 3 yıl boyunca hiç yorum yapmadın ya gerçekten yaptığın ilk yorumun bu kadar boş olması ya kendine saygısızlık gibi gelmiyor mu ya? Ben uyuyamam. Ben rahatsız olurum. 3 yıl boyunca izledim, hiç yorum yapmadım, attım. Bir de şöyle bir şey mi düşünüyor insanlar? Tabii ki hep derim, bir şey yapıyorsun, sunuyorsun. Yeni bölümümüz çıktı, izleyin. Nasıl olmuş sizce? Yeni bölümü beğenmeyi unutmayın. Yeni bölüm hakkında görüşlerinizi belirtmeyi unutmayın.

Bunları söylemesek de servisin amacı budur yani bir şey var ve artık herkesin bir şey yazma hakkı var. Dolayısıyla da bizim de okuma hakkımız ve herkesin yazdığı şeyi. Ben mesela şeyi düşünürüm. Mesela bir örnek verin bir spor haberi ne bileyim Celal Şengör haberi bir şey izliyorsun ve buna bir yorum atacaksın. Bende şey kaygısı vardır ya bunu oradaki sunucu görebilir, Celal Hoca görebilir veya spor muhabiri görebilir, konuk görebilir, sunucu görebilir. Dolayısıyla

Yazdığım şeyde dikkat ederim yani burada şey demiyorum arkadaşlar bakın ben izliyorum başkan ben görüyorum bir şey demiyorum ama çok gereksiz bir bölüm olmuş demek ne demek şey mi düşünüyorsun yani sen öyle yazınca biz ulan ya harbiden mi ya hadi bu bölümü silelim o zaman mı diyeceğiz. Biz buna güldük, biz buna güvendik, biz bunu servis ettik, biz bunu sevdik. Biz bunun arkasındayız. Yani sen çok gereksiz bölüm olmuş deyince tek belli ettiğin şey kendi kendin. Aa diyoruz bak bu. Bu adam bu mu diyoruz yani biz inan ki bizim şey ama desen ki işte örnek veriyorum siz demeyin de şimdi ne bileyim ya bu kadar işte gülmesi çok rahatsız ediyor beni izin ver o konuşsun izin ver bilmem ne olsun bir yerde işte konuk için geldim seni tanımıyordum ama konuğun konuşmasına izin vermiyorsun bence konukta öne çıkma. Aaa dersin bak evet bak aaa gibi bir şey olur.

Ay çok gereksiz, ay başkan yanlış anlamı bu da. Sana mı kaldı lan? Orada editörü var, arkada yönetmeni var, onlar bir şey demiyor, onlar okeylemiş de 6 yıldır YouTube kullanan, ilk yorumunu bize atan adamın yorumunu mu kâle alacağız? Ha yorumu kâle almayacağız diye bir şey değil mi? Tabii ki alırız. Koyarsın oraya yorum ha deriz. Bak adam baba neyi görmüş bizim görmediğimiz.

Çok gereksiz bir bölüm. Ha bu arada bak bu benim kızdığım bir şey değil. Bu eğer sesimiz giderse, ben gülüp geçiyorum canım bunlara. Benim için hayatta şey oluyor yani başkan niye böyle bir şey yaptın ki oğlum ya? Madem yapıyorsun bari güzel bir şey yap gibi. Ama yarın öbür gün başka bir yerde böyle bir ortam olur canlı bir şey konuşuyorsunuz atıyorum birisi gitar çalar. Der ki yeni şarkım nasıl olmuş? O birisi bir şey, sen dersin ki gereksiz bir şarkı olmuş. Moruk seni orada yani var ya seni orada mağmaya sokarlar böyle hani.

Kafanı çıkaramazsın. Çünkü boş konuşmak belli olur. Boş konuşmak ortaya çıkan bir şeydir. Yani boştur. Bak şimdi size bir ses yapacağım. Bakın şimdi. Bakın. Bakın. Ses geliyor mu? Bakın bu tahta sesi. Yani içi dolu. Bakın şimdi şuna bakın. Bak bir dakika.

Bardak sesi. İçi boş. Yani belli oluyor. Bir şey boş olduğunda belli oluyor arkadaşlar. Dolayısıyla

Tabii ki herkes bir şey hissedebilir, bir şey anlayabilir, bazen anlamayabilir. Hep söylediğim bir şey var. Yine onu söyleyeyim. Eğer bir şey anlamadıysan bir şeye... Kapasite demek bana çok ukalaca geliyor. Ben kimim ki kapasite belirliyorum? Bir şeye bir algın erişmediğinde, yetişemediğinde o konu hakkında bir şey söylemek zorunda değilsin. Biliyorum seni buna zorlayan bir sistem var.

tepki göstermeyi zorlayan bir şey var ama inan ki öyle bir şey değil başkan. Çok daha rahat ol. Vallahi o zaman çok daha güzel oluyor her şey yani. Rahatlıyorsun çünkü diğer türlü izlediğin her şeye bir şey söylemek zorundaki gibi hissediyorsun. Ya ben sana benim günlük hayatta şimdi bu şey var ya böyle onlardan değilim ben. Aa ben Instagram'a çok bakmıyorum. Aa ben değilim abi size yemin ederim. Instagram, TikTok, Twitter yani birçok uygulamayı çok zaman harcıyorum çünkü millet ne yapıyor, ne çekiyor, ne izliyor merak ediyorum ve dolayısıyla çok izliyorum.

Yani demek oluyor ki günlük hayatta karşıma bir sürü şey çıkıyor. O yüzden tepki versem hepsine veririm. Ama benlik bir şey değil. Niye tepki? Ben sadece izleyiciyim. Bana bir şey sunuldu, izliyorum. O yüzden çok rahatım. Hiçbir şeye sinirlenmiyorum. Nacizane. Bu da benden öyle bir şeydir yani.

Her şeye tepki vermek zorunda değiliz. Evet sevgili SOTE dinleyenleri. Güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım eğlenmişsinizdir. Valla ben çok eğlendim. Umarım sizler de öyle olmuştur. Baya baya süre baya uzamış. O yüzden ekstra bir konuya galiba girmeye gerek yok. Birkaç şey daha var. Onları da artık haftaya konuşuruz. Valla 30 bölüm olmuş. Samimi söylüyorum bu kadar olacağını bilmiyordum. Yakında sezon finali yapmayı düşünüyoruz. Bir ara vermeyi düşünüyoruz. Bir aksilik olmazsa.

30 bölüm dile kolay canım ya. Baktığımız zaman 44 dakikalık. Neyse. Bunlar mutfak. Şimdi bunları burada açmaya gerek yok. Sizleri seviyorum. Bu aile olarak sevmiyorum tabii ki öyle. Siz benim ailemsiniz gibi sevmiyorum. Dinleyenlerin bana dinlediğini belli etmesi, bölümlerden kesitler paylaşması, bölümlerden selamlar göndermesi hoşuma gidiyor. Sizler dinliyorsunuz diye yapıyorum.

Sizler sevmeseniz vallahi yapmam. Çünkü öyle şey değilim yani. Bana ne abi değil. Siz sevinin, siz dinleyin diye yapıyorum. Diğer türlüsü külfettir, marifettir. Sote'yi seviyorum. Sizlerin dinli olması daha da güzel bir hale geliyor. Umarım daim oluruz. Uzun uzun yıllar görürüz. Umarım yolumuz hep maviliye çıkar diyerekten 30. bölümü de saygı ve sevgiyle bitirelim o zaman. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti?

Pekala kaçtım ben de. Hoşçakalın!

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)