
5.603 kelime · ~28 dk okuma
Merhaba, bu programı başlarken içimde garip bir, çocuksu bir heyecan var. Bunun nedeni, uzun zamandır hatta belki bir daha yapamayacağımı düşündüğüm, bir daha bu haberi ne zaman veririm diye kaygılara büründüğüm, vay be, ulan ne güzel günlermiş, insan o zamanlar bunun değerini bilemiyor diye geçirdiğim günlere ilaç gibi gelen bir haberle programı açmak istiyorum. Büyük bir azınlığı ilgilendirmeyebilir, o yüzden çok fazla beklentiyi büyütmek de istemiyorum. Türkiye'nin en eğlenceli ve en komik stand-up gösterisi olmasa da o yönde ilerlemek için her şeyini yapan stand-up gösterim Ketenpere 10 Nisan Cumartesi günü tekrardan zorlu PSM sahnesinde olacak. Biletler şu an satışa çıktı.
İşin güzelliği şu, döneme uygun şekilde ayarlandı bütün gösteri. Hem sosyal mesafeli, sınırlı kapasiteli, hijyenik, dezenfekte edilmiş. Saat 3'te başlıyor, 4.30-5 gibi bittiğinde rahatlıkla eve dönebiliyorsunuz gibi gibi. Bu imkanları anlatıyorum. Bu zor şartlarda hani gösteriye gelmeniz adına her şeyi yaptığımızı belirtmek, bununla övünmek, bunun havasını atmak ve özlediğimiz o günleri. Çünkü ben belki bilirsiniz böyle o ilk pandemi süreci çıktığında eve kapandık, evdeyiz, psikolojiler bozuk. Böyle bu sürece alışmaya çalışırken bir yandan şey çıkıyordu böyle işte, ah özledim. Hani atıyorum sahneyi özlemiş mesela, bir şey oluyorsun böyle. Ya başkan, dünya kırılıyor şu anda. Ulan belki öleceğiz, belki bir daha sokağa çıkamayacağız. Hani şu an senin özleminden daha önemli şeyler olabilir mi dediğimiz dönemde eleştirmiştim birazcık kendimce tabii. Eleştirmek derken tatlı böyle, tatlı tatlı şey. Sonra bir dönem şeyi fark ettim. Böyle sahneyle alakalı bir görselim vardı, onu paylaşıyordum. Altına böyle duygusal bir yazı. Elim paylaş kısmındayken şeyi fark ettim. Ya dedim Sergen, görüyor musun başkan, insan işte kınadığı şeyi yaşamadan ölmüyormuş.
Sonra paylaştım. Dedim ki ne olacak? Sonuçta sosyal medya burada her şeyin açıklaması var, her şeyin bir kaypaklığı, her şeyin bir ikizi var diye ben de o güruha katıldım. Ama şimdi çok gönlüm rahat bir şekilde söyleyebiliyorum 10 Nisan günü. Eğer bir aksilik olmazsa ki bunu söylerken çok böyle gönlüm rahat söyleyemiyorum, tedirginim ne olur ne olmaz konusunda. Çok büyük bir aksilik olmazsa 10 Nisan Cumartesi günü
Stand-up gösterimiz tekrardan sahnede olacak. Sizleri de beklerim. Biletler zaten Spotify açıklama linkinde mevcut. Oradan bulamam derseniz paso.com.tr'de Serkan Deveci diye aratarak bulabiliyorsunuz. O da ya ben o bilmiyorum falan derseniz Twitter'da da mevcut. Orada da paylaştım profilimde.
o da zor gelirse arkadaşlar Allah belamı versin bana adresinizi gönderin gelip ben bırakayım biletleri öyle öyle muhtacım bunu böyle söylemek istemezdim kusura bakmayın ama hani paraya değil maddi olarak değil arkadaşlar ben neydim bunu görmeye ihtiyacım var çünkü zor dönemdeyim psikolojik olarak biri söylese ki bana ya ne komikti eskiden stand-upların inanmam çünkü öyle bir şey yaptığıma dair bir kanıt yokmuş gibi hissediyorum çelişki yaşıyorum kendimle alakalı ama inşallah 10 Nisan günü sizlerle birlikte değil buradan da çağırmaktan geri kalmayalım başka. Onun dışında ben programı genelde hep böyle neşeli, enerjik ve güzel şeylerle açmak, olumlu şeyler açmak istiyorum ama ne yazık ki hani ne oldu diye baktığımda çok böyle öne çekebileceğim güzel şeyden ziyade daha böyle merak uyandırıcı ve neden olduğunu bir türlü anlayamadığım şeyler oluyormuş gibi oluyor. Niye konuyu anlatmadan bu kadar info verdim ben de bilmiyorum ama
Benim dünyamda bir insanı hiç tanımıyorsan, varlığını bilmiyorsan o insanı nasıl bildiğin çok önemli. O yüzden bende o önyargı öyle oluşuyor. Mesela şimdi örnek vereyim. Yağmur Sanıç Hanım. Ben hiç böyle birisinin varlığını bilmiyordum. Eminim çok kendisi iyi kalpli, yardımsever, bağışçı, ne bileyim TikTok'ta para Yağmur'a atmayı seven, çok gönlü bol bir insan olduğunu eminim bu arada Yağmur Hanım'ın. Ama hiç tanımıyordum ne yazık ki. Bu da benim eksikliğim olsun.
Fakat bu son günlerde çıkan haberler dolayısıyla, Yağmur Hanım'ı tanıdığımda bende şey oluyor, çok böyle nasıl diyeyim ya, bu neyin hazımsızlığı bu kadar ya? İlla ki ikili ilişkide bir sürü şey vardır ama ben şey de demiyorum şimdi, hepimiz birinden nefret ediyoruz. Benim çok var mesela sevmediğim, mesela İnstagram'da işte story geçiyorsun, bir tane seviyorsun, iki tane, üçüncü bir geliyor böyle sevmediğin birisi. Bir de çok mutlu olduğu bir yerde veya senin olmak isteyip olamadığın ama onun çok rahat olduğu bir yerde olduğunda sen deliriyorsun böyle ama bunu belli etmiyorsun veya atıyorum buna bir şey yazamam yani yazsam da atıyorum mesela ben atıyorum bir kalıba sığdırarım şakayla karışık bir gönderme yaparım ama yani başkan nefretini direkt olduğu gibi söylemek de kötü gözüküyor insanı kötü gösteriyor yani benim aklıma gelmezdi şu programın Seren Serengil tarafında olacağını Ya bizi ona zorluyorsun. Düşün ne kadar kötü bir yerdesin yani. Bence bu arada, birisi şey diyebilir, bence çok doğru işte çünkü Yağmur işte şunları yaşadı, siz bilmiyorsunuz falan. Olabilir. Ben sadece, bunun bendeki karşılığı yani. Size çok farklı gelebilir ama benim gördüğüm şey yani... Yani şey de diyemiyorsun. Düşünsene mesela atıyorum biz arkadaşız işte Yağmur Hanım'la. İşte bu story'yi paylaşıyor. Diyor ki bana, ay diyor böyle yazdım bak diyor sence nasıl?
Ne diyordum? Mürk, iğrenç. Çok kötü gözüküyorsun. Sen kötü gözüküyorsun. Çünkü seren serengili o kadar aşağılamışsın ki kadın çok masum gözüküyor. Mesela ben Twitter'da dün şeyi yazacaktım. Bir kadının kadını yaptığı falan. Sonra şeyi fark ettim. Bir dakika. Seren serengili destekliyormuş gibi gözükmek de kötü. Öyle bir çukur ki içinden çıkamıyorsun.
Kötü derken şu anlamda hani ben şöyle düşündüm. Bu çok seksist bir şey değil bence. İşte Yağmur Hanım nasıl bir kadın hakkında böyle konuşabiliyorsunuz diyecektim. Mesela atıyorum hani seren seren gelen bir kadını topluma karşı nasıl gösteriyorsun diye düşünecektim. Sonra seren seren gelen...
Birçok kadının topluma nasıl gösterdiği aklıma geldi. Yani dediğim gibi et mi bulma dünyası. Umarım bizler de zor durumda kaldığımızda, bir gün zor durumda bırakabileceğimiz ihtimaliyle oradan kurtulmayı başarabiliriz. Ve bu mükemmel dileğinle de SOTE 28. bölüm başlasın bakalım. Özledik be başkanım.
Galiba böyle yaş ilerledikçe, büyüdükçe, olgunlaştıkça ya da bir şeyleri fark ettikçe, bir şeylerle karşı karşıya kaldığında yani artık çocuk olmadığında birçok olaya karşı verdiğin reaksiyon değişiyor. Tabi ki öyle ya. Başka bir şeyden bunu ben yine bulmadım. Tabi ki öyle ama şöyle bir şeyden bahsedeceğim. Mesela bir olay var. Böyle bir arkadaşın. Ondan bir şey bekliyorlar ki ya bu çok kaypak bir adam. Bak böyle yapar, şöyle yapar. onun bir gün gerçekten onu yapabilme ihtimalini bildiğin için, o gün onu yaptığında çok büyük belki bir hayal kırıklığını yaşamıyorsun. En fazla şey oluyor, işte söylemişlerdi ama ben sana inanmıştım, ben sana güvenmiştim. Daha, daha duygusal bir yerden ve bunu toparlayabiliyorsun insan bilinci olarak. Yani beynin bir şekilde sana bunun komutunu veriyor. İşte olsun her şeye rağmen, işte sözler geliyor Instagram'ın hikayelerde, beni kimse yıkamaz, kimseye ihtiyacım yok. Yani bir şekilde kendini
Bu duruma da hazırlıyorsun ya ileride böyle bir şey yaparsa zaten biliyordum işte toparlan şimdi gibi çok büyük kırılmıyorsun ama ama hiç böyle beklemediğin yani yok canım oradan da bir şey olmaz deyip sırt döndüğünü böyle yani cepheyle dövüştüğün savaştığın bir yerde arkandan bir darbe aldığında onu kolay kolay toparlayamıyorsun biliyor musun? Belki çok büyük Duygusal bir karşılığı olmuyor olabilir. Bahsettiğim şey bu arada Kobra Murat'ın hikayesi. Belki görmüşsünüzdür bilmiyorum. Birkaç gündür canlanıyor kafamda. Biz Kobra Murat'ı çok sevdik. Çok renkli bir karakterdi. Saçları, kıyafetiyle. Programda Peru'nu çıkarttığı zaman ben şey oldum böyle. Bir rating içinse atıyorum. Belki sıkılmışlık. Adam dedi ki artık istemiyorum dedi çıkardı Peru'yu. Karaktere veda etti belki sahnede bilmiyorum. O alt metni, o dramaturjiyi bilmiyorum ama
İnsan olarak yani bir izleyici olarak Kobra Murat'ı bilen birisi olarak bakın sevgiye falan hiç girmiyorum. Kobra Murat'ı bilen birisi olarak şunu çok net söylüyorum yaşadığım hayal kırıklığını toparlayamıyorum. Dört gün oldu. Toparlayamıyorum çünkü hiç öyle bir şey tahmin bile etmedim. Şeyi düşünüyor insan yani peruk muş ihtimali aklına gelmiyor. Çünkü o karakteri öyle seviyorsun. Çöpüyle yani çöpü diyorum artık çünkü fazlalık gibi geldi başkona. Yani mesela şu an taksa inandırıcı değil artık benim için.
Onu toparlayayım çünkü o beklemediğim bir şeydi. Benim dünyamda öyle bir karşılığı vardı. Sorsalar ister miydin? İstemezdim ama iç dünyasında illa ki bunun... Bak şu an dikkat ettim mi? Ses tonu roman gibi oldu şu an. İlla ki onun bir dünyası vardır. Bilmiyorum.
Ama bana yansıyan kısım çok üzücü. Çünkü şey gibi hissediyorsun, burada çok sık söylediğim bir cümle var benim, işte kahramanımı kaybetmiş gibi. Tabii ki Kobra Murat kahramanım değil, biri sorduğunda ben Kobra Murat olacağım demiyordum ama sevdiğimiz bir karakterimizdi, sevdiğimiz bir rengimizdi. Hala seviyoruz, adamdan bu arada ölmüş gibi bahsediyorum. Dediğim şey o başkan, çok naif bir yerdeyim, tuz olması da olur yerindeyim aslında ama
Sadece şeyden bahsediyorum yani hayatta birçok hayal kırıklığı yaşıyorsun, birçok şeye üzülüyorsun, birçok yerden darbe yiyorsun. Hepsini kaldırabiliyor şu kalbimde. Bu kadar ufak bir şeyi niye kaldıramıyor biliyor musun diye soruyordum. Onu da galiba bu programdan önce buldum. İşte amacım zaten onu paylaşmaktı. O yüzden bu kadar info verdim bu konuya dahil. Yoksa Kobra Murat hikayesi Kobra Murat'ın
saçını, periyonu kaldırmış olma hikayesi bizim programımızda 3 dakikadan fazla yer alacak bir şey değil normalde ama alt metin olarak Kobra Murat'ın hani şimdi şey işte Kobra Murat'ın periyonu hayır başkan işte hayır işte olaya öyle bakmayacaksın olaya öyle bakmayacaksın başka yerden bakacaksın sen şimdi insansın bir karakter oluşuyor diyorsun ki işte ben şu rengi seviyorum ben bu yemeği seviyorum ben böyle tepki veriyorum işte ben böyle seviyorum ben böyle kızıyorum ve ben böyle üzülüyorum yani sen busun diyorsun Sonra seni bu ister buna magazin dünyası de, ister medya de, ister dış etken de, ne dersen de ismine hiç önemli değil. Seni hiç beklemediğim bir yerde öyle vuruyor ki. O senin ben diye tabir ettiğin şey küçücük bir şeyi kaldıramıyor ya şeyi fark ediyorsun. Ulan diyorsun ne kadar güçlüydün. Ne oldu diyorsun ya bir Peru'yu kaldıramadın.
Ya işte. Diyeceğim şu, sürekli bir şeye bağlı. Aslında bu hikayeyi şu yüzden anlattım. Arkadaşlar hiçbir zaman ne oldum değil, ne olacağım demeli. Kobra Murat gördüğünüz gibi dans eden bir adamdı. Oynayan, renkli, neşeli bir adamdı. Peruğu çıkardı desinler ki mesela, o peruğu çıkardı. Ya işte bizim bir abi var, bu abi geldi böyle peruksuz, çok iyi dans ediyor.
Ne derler ona? İllüzyon yakılıyor. O illüzyon yakıldı. Bence o sihirbaz... İşte şey vardır ya o sihirbazın şeyini seversin. O neydi o film? Prestij filminde şeyler. Siz diyor gerçeği görmek değil, kandırılmak istiyorsunuz diyor işte. Aynı mantık yani. Tabii ki o gerçeği o kadar düz, o kadar parlak, o kadar yıpranmamış saçlar bu yaşta mümkün olmayabilirdi. Ama hani beynin ona bir cevap aramıyordu. Onu öyle çünkü kabul ediyordu. Öyle kabul etmiştik biz onu.
Şimdi o illüzyon yıkıldı. Ya bir de şey de olur mesela atıyorum bak işte bunlar bak eğer PR'sa velev ki diyorum değildir muhtemelen şimdi atıyorum altta derin bir sancı, derin bir acı varsa dalga geçiyor gibi olmasın. Velev ki örnek veriyorum diyelim ki bu PR çalışması çünkü çok maruz kaldık böyle şeylere. Mesela ben bunu daha şey isterdim. İşte Kobra Murat kendi çıkardı açtı ve işte gerçek falan. Bu bir PR'sa bunun çok daha iyisi olabilirdi. Nasıl? Mesela böyle çok videosu var ya, Kobra Murat'ın doğal hayatta, gündelik hayatta, arabada işte name okuyor. Name diyorum ya pardon, mane okuyor falan böyle yan tarafa. Mesela böyle bir tartışma esnasında, küçük bir tartışmada birisi böyle Perun'u çekse, öyle kalsa, ne kadar üzülürdük değil mi? Paramparça olurduk mesela.
Ama umarım tabii ki de bu bir PR değildir ama PR olsa öyle olmasını isterdim. O zaman savunurduk. Kral çıplak falan diye bir hashtagler. Yani düşününce çok yolu var aslında böyle şeylerin. Ama umarım Kobra Murat'ın bu konuştuğumuz konular dışında ciddi bir, yani bunun açıklamasını gerektirecek, bundan artık rahatsızlık duyacak bir şey yoktur da biz de rahatla şu an bunu böyle konuşabiliyor, şakasını yapabiliyoruzdur. Onun dışında biz yıllarca ne maskeler düştü onları kaldırdık be başkan.
BAM! BAM! Sosyal medyanın insanlara başka ne kattığına dair araştırmalar bence hayat boyunca bitmeyecek. Çünkü inanılmaz büyüyen, inanılmaz bir yapay zekaya açlık, aşk duyduğumuz bir dönemdeyiz. O yüzden şaşırmaya ve keşfetmeye devam ediyoruz. O yüzden ben de kendi başıma gelen, daha minimal, dünyanın toplumunu, toplumsal acıyı asla içinde barındırmayan, kimsenin kişisel inisiyatifini gerek duymadan kendimce küçük sorunlarımla baş ediyorum ve
Beni üzen, beni kıran şeyleri genelde cevap ararken niye değil de neden diye sormaya başladım. Bu çok değiştirdi. Mesela örnek vereceğim, bir şey olduğu zaman niye diye sormuyorum. Çünkü oldu artık. Örnek vereyim daha doğru olacak. Ben ne yapıyorum? Komik video çekiyorum Instagram'a, skeçler çekiyorum ve bunu paylaşıyorum. Çok büyük bir şey değil, ufacık bir şey yapıyorum. Ama nasıl oluyor? Bunun kendince bir mutfağı var. Bir fikir buluyorsun, çekiyorsun, beğeniyorsun, beğenmiyorsun, bir daha çekiyorsun.
Sonra işte onu kurguluyorsun, renklendiriyorsun güzel gözüksün diye. Ses yapıyorsun. Sonra böyle paylaşıyorsun. İnsanlar çok izlesin de herkes görsün diye falan. Sonra altına birisi yorum atıyor. Ben gülmedim.
Yani şey gibi olduğunu sosyal medyayla birlikte insanlar çok büyük benlik kazandı. Bu zaten yıllardır konuşulan bir gerçek ama şey gibi düşünün insanlar yani. Sen sanki ben o kadar o hani emeklemek istemiyorum buna. O kadar o zamanı, o kadar o düşünceyi onun için harcamışım. Yani öyle bir bencillik ki ben diyor gülmedim. Ya da mesela şey atıyorum video 45 saniye şey diyor altına işte 45 saniyemi geri verin.
Ya başkan, bak işte bu yöntemle baktığımız zaman bir şeyi deneme ve keşfetme şeyimiz çok köreliyor. Ya da bu mantığa göre benim şu an 18 yılım kayıp. Ben şu an 20 yaşındayım belki yani. Yok şu an 48 yaşında gibi gözüktüm. Olmadı. Ya birçok şeye zaman harcadım yani. Birçok şeyi iyi ve kötü şey yapman gerekiyor. Mesela bir şeyi hiç beğenmeyebilirsin.
Ben sana şey demiyorum, abi nasıl beğenmezsin? Sığ mısın? Demiyorum. Tabii ki beğenmeyebilirsin. Senin duygusal acına, senin empati duyguna veya en basiti senin mizah yapına uymuyor olabilir birçok şey. Bunu tabii ki beğenmeyebilirsin. Ama sen beğenmediğin zaman altına ben gülmedim yazdığında o şey oluyor bu taraf içinde. Bana ne başka? Hani sence şey olabilir mi? Bunu sana sormuş olabilir miyim? Böyle video paylaştırmalarına nasıl güldün mü? Ben gülmedim. Arkadaşlar falan. Buna dert yenecek bir durumda değiliz. Ve sen derken
Toplumsal konuşuyorum, küresel konuşuyorum. Yorum yaparken bence biraz daha global düşünebilirsin. Neye gülmediğini söylediğin zaman çok güzel bir mutualizm oluyor. Beni mutlu ediyorsun ve ben şey diyorum, bak gördün mü? Bize komik gelmişti ama değilmiş. Bu sefer ben de keşfediyorum senin sayende. Başka bir yola çıkıyoruz. 6 saniyemi geri verin.
Keşke yani başkan, yemin ederim keşke, elimde olsa keşke çektiğim bir videoyla, sonra videoyu izlediğinde bunun boşa geçen bir zaman olduğunu fark ettiğinde, benden bunu talep ettiğinde ben sana bunu verebilme gücüm, yetim, kudretim olmasını inan ki senden çok isterdim yani. Asıl soruyu şuradan soralım ama. Sence 6 saniyeyi sana geri verme hakkım olsa ben sana boş yere 6 saniye verir miyim? Bence doğru soru bu. Ama sen kendini çok böyle önemli gördüğünde, onu izlediğinde 6 saniyemi geri verir miyim? 6 saniye... Başkan kimsin sen? Yani nerede izliyorsun?
O sıra mesela evine çağırdın işte bir kız arkadaşın veya işte arka arkadaşınla sohbetin çok soğukta hani yanaşmak için beni mi kullanıyorsun ya? Salığa baksana ya ne kadar komik değil mi ya? Uğraşıyor mu diyorsun? Tuvalette zaman mı harcıyorsun ya? Orada mı yazıyorsun ben gülmedim diye? Nerede gülmedin? Niye gülmedin demiyorum sana. Neden bu kadar bunu kişisel bir hale getirdiler? Çünkü ben bile öyle kişisel düşünmüyorum yani. Bu benim videom demiyorum yani şey yaparken.
Bu da bir tane yani böyle bir durum. Hiçbir videoma ben çıkıp da albüm plağı gibi sahiplenmedim. Çünkü çok ufak bir şey, minimal bir şey yapıyoruz yani. Öyle dağ taş değil yani. Ama insan işte şey istiyor bunun karşılığında da. Böyle çok büyük bir şey sunmuşçasına bir tepki, bir hayal kırıklığı yaşama. Ben gülmedim. Mimik bile kıpırdamadı.
Özür dilerim. Gerçekten canı gönülden özür diliyorum. Çünkü inan ki belki gülersin diye düşündüm. Mimiklerim belki kıpırdar diye düşündüm. Çünkü ben güldüm. Ben kendi gülmediğim şeyi sizin önünüze atmıyorum başkan. Ama işte bunu şu an durdurabilir miyiz? Tabi ki yani bunu şu an böyle sohbet olsun. Ne derdin var desinler. Söyleyebileceğim bir şey olsun diye söylüyorum. Ama insan şu an şey diyor. Kral ne derdin varmış? Ve insanlar neler uğraşıyor? Vallahi derde bak.
işte adam gülmediği için dert etmişsin diyebilirsiniz. Hayır, tabii ki birçok derdim var. Onlar böyle mikrofon başında konuşsam da maddi anlamda karşılık bulamayacağım şeyler olduğu için onlardan burada konuşmaya gerek yok. Burada daha toplumsal, daha böyle gözükmeyen yani böyle bir ihtimal de var dediğimiz daha minik, daha kırılgan şeylerden bahsediyorum.
Daha daha akışkan, daha kaygan kaygan iyice dibe doğru bir hissi nasıl bu kadar seksefal bir hale çevirdiğimi de bu programda böyle görmüş olduk. Daniska devam ediyor. Daniska'yı izliyor musunuz bilmiyorum ama beklediğimden çok güzel bir izlenmeye sahip olduk. Şu an çok mutluyum. Gönül rahatlığıyla bir podcast programı var diye bildiğim gibi artık gönül rahatlığıyla da bir talk show programı var diyebiliyorum. Ben şeyden çok korkmuştum ilk başta bu programı yazarken. Acaba hani izleyenler şey yapar mı? Antipacı duyar mı? Çünkü sevdiği bir konuk gelecek. O konukla orada uğraşıyorsun mesela böyle. Daha sert bir mizajla konuk ediyorsun. Acaba dedim, tepki alır mıyız diye düşünmüştüm ama gelgelerim tam tersi. Güzel, sevildi, hoşuma gitti. O yüzden çok rahatladım. O güzel gidiyor. Onun için çok heyecanlıyım. Umarım izliyorsunuzdur. Zaten bunu şu an söyleme niyetim. İzlemiyorsanız da reklam olsun, izleyin diye YouTube'da yayınlanıyor. Talk Show yazarak Daniska'yı izleyebiliyorsunuz. Ama bak sen Sergen'cim.
BAM! İnsanları gerçekten tanıdıkça, deneyimdikçe fark ediyorsunuz, tanıyorsunuz. İnanılmaz bir şey. Hiçbir zaman bir sonu yok. Mesela ben desem kaç insan var desem, ben sana derim ki şöyle tip var, şu tip var, şu tip var, şu tip var derim. Ama eminim ki yarın bir yenisi daha buna eklenecektir. Ama ben şöyle bir klasmandayım şu anda. Sizi bu hayatta en çok yoran insanlar kimler? Çünkü onların da klasmanın yeni yeni geliyor böyle şey olarak. Mesela bir tane tip var çok konuşan, diyorsun ki ''Abi o çok yoruyor.'' diyorsun. Sonra bambaşka bir ortamda, belki hiç tanımadığın, belki tanıdığın,
Ama yani çoğunlukla böyle tanımadığım birisi geliyor ve bambaşka bir özelliğini keşfediyorsun. Ve inanılmaz, inanılmaz sana uygun olmuyor. Mesela en çok benim şu var mesela. Atıyorum kalabalık bir yerde, sana bir şey anlatıyor. Ama sana anlatıyor. Senin gözüne baka baka anlatıyor. Ve anlatırken çok komik bir hikaye anlatıyor gibi düşünüyor. O yüzden çok gülüyor aralarda.
Ve sana o kadar komik gelmediği için sen çok gülemiyorsun. Ama o çok gülüyor diye sen de gülüyormuş gibi bir ses çıkarmak istiyorsun ve gülmeye başlıyorsun. Hiç gülme eylemi olmadan gülüyorsun. Yani bir efor sarf ediyorsun. Kendiliğinden bir gülme güdüsü gelmediği için sen gülme eylemi yapıyorsun. O hikayeyi o kadar uzun anlatıyor ki ve o kadar çok gülüyor ki. Gülüyor ki sen de çok gülüyorsun doğal olarak.
Ve bir yerde kaslarının yorulduğunu hissediyorsun ve o hikaye bittiğinde, o hikayeyi bitirdiğinde karkağı atmaya başlıyor ve o an hani karkağı atarken gözlerini kapattığı için sen nefes alabiliyorsun. Hiç gülmüyorsun o anda. Yani şöyle bir karşılaşma oluyor. Karşındaki insan senin ona aptal demen için her şeyi zorluyor. Bütün imkanları yapıyor ama sen tutuyorsun kendini ona aptal dememek için. Ve şey diyorsun bir yerde, acaba anlamıyor mu ya diyorsun böyle gözlerine bakarken. O çok duygusal. O sana bir şey anlatıyor böyle güle güle, kahkahalı kahkahalı. Sen de o sırada gülüyorsun ama göz göze geldiğin bir an şey diyorsun.
Acaba şu an anlamıyor mu ya gerçekten sıkıldığımı? Şu an daraldığımı fark etmiyor mu ya?" diye bakıyorsun ve o an o vicdanın seni bir sıkıştırıyor ya. Ulan niye böyle düşünüyorsun? Biraz gülsene. Sonra daha çok gülmeye başlıyorsun. Hatta arada soru soruyorsun. Vicdanın rahatlasın diye falan diyorsun bu hikayeye. İşte oraya gittik diyor işte arabayla. Ha şey değil mi bu araba? O bindiğiniz araba değil mi diyorsun? O aptal bir soru soruyorsun. Sırf dinliyorum. Cidden çok komik bir hikayemiş gerçekten demek için, onu kanıtlamak için. Ama o inatla şeyi anlamıyor. ''Ulan bir dakika ya bu hikayeye ben bu kadar çok güldüm. Belki de bu kadar komik bir hikaye değildir.'' demiyor. Ama sen ona böyle bir gülme efekti verdiğin için şey diyor, ''Ulan cidden komik hikaye ya bu. Dur biraz daha anlatayım.'' deyip detaylara girmeye başlıyor. Bak şu an dinlerken mesela bunu belki aklına geldiği için böyle bir için sıkışıyor.
İnanılmaz yorucu bir insan ve bunu bir tur yapıyor ya mesela böyle dönüyorsun başka yere şey diyorsun abi diyorsun içinden abi ne konuştu ya başkan ne ütüledi ne yordu diyorsun. Sonra birkaç dakika sonra o şey düşünüyor senin kafanda. Ya diyor ben muhabbetim güzel diyor, onu anlattım diyor güldü. O şimdi şey düşünüyor beni diyor, muhabbetim iyi diye düşündüğü için bir başka bir şey anlatma ihtiyacı daha duyuyor. Doğal olarak birkaç dakika sonra aklına başka bir şey geldiğinde şöyle bir giriş yapıyor. Bak bak sana bir de şey anlatacağım.
Ve o süreç bir daha başlıyor. Ve sen bu sefer aynı eforu bir daha vereceğin için o eforun ne kadar yorucu olduğunu biliyorsun. Dolayısıyla bu sefer girdiğin süreçte ne kadar efor sarf ettiğini biliyorsun. Az önce bilmiyordun. Bir sürpriz denedin denedin ve tükendi bir yerde. Yorucu bir süreçti. Şimdi girdiğin süreçte şeyi biliyorsun. Ya bir dakika diyorsun. Bu yorucu bir şey çünkü uzun sürüyor.
Ve bu sefer şey başlıyor bak dikkat et. O bir şey anlatırken sen böyle bir esnemeye başlıyorsun. O diyor ki ne oldu ya sıkıldın mı? Ha yok yok ya diyorum. Yok yok hemen bak başka. Yok yok ya uykusuzum ondan ya dinliyorum ben kusura bakma. Şey dedin o senin eski arkadaşın değil mi seninle gelen? O hikayeyi dinliyormuş efekti veriyorsun. İşte burada bu ne biliyor musun? Senin gerçekten bak çok samimi söylüyorum.
Kalbinin temizliği, yüreğinin güzelliği. Çünkü karşındaki insan ne yazık ki algısı kapalı bir insan. Şey anlamıyor, senin sıkıldığını. Ya da hiç tanımadığı bir insandan bu kadar uzun bir hikaye dinlemek istemediğini düşünemiyor. O yüzden o fütursuz davranıyor. O da şey yani, şimdi kötü bir şey söylemiyorum ama doğal bir insan. Öyle bir yani, o da öyle bir insan.
Anlamayabilen bir insan değilim başkan, daha doğru olacak. O sana öyle geldiği için sen de onu kıramıyorsun. Ya canım kardeşim, çok sıkıldım. Bak daraldım, nefes alamıyorum diyemediğin için esnemeye başlıyorsun. Esnemenin şeyini bilirsin, bilimsel karşılığını. Burundan gelen nefesi yetmediği için ağızdan derin bir nefes alma, o nefesini doldurma ihtiyacıdır o. Yeniş bir nefese, esnek bir nefese, yok. Büyük bir nefese başkan, büyük bir nefese ihtiyaç duyduğun için
Esnersin böyle ağızdan nefes alırsın yani. O işte o daraldığın, nefessiz kaldığın anda o diyor ki sıkıldın mı? Yok yok ya uykusuzum. Bak yalan söylüyorsun ya sırf o kırılmasın diye, onun canı sıkılmasın diye ona yalan söylüyorsun, yalan söylemeye göze alıyorsun. Dese ki sana ya işte arkadaşın söyledi bugün aslında uyumuşsun bana uykusuzum demiştin.
Diyemezsin o an, ya Muruk o an kırılma diye. Onu da diyemezsin. Çünkü öyle bir yalan. Asla gerçeği söyleyemeyeceğin bir yalan. Yani ya niye yalan söyledin? Ya abi inanılmaz daralttın. Ya gözüm mözüm karardı benim. Diyemeyeceğin için hep böyle şeydesin, böyle tatlı bir yerde bırakıyorsun. Hep kendi canından veriyorsun yani. Doğal olarak...
Bunların hayatta bir karşılığını bekliyorsun. İşte o insana o kadar ilgimsersin ve onun dünyanda iyi kalmak istiyorsun. Yani bu menfaat değil. Şey diyorsun, ulan diyorsun o kadar anlattı, ben dinledim, bir şey demedim, dayandım, sabrettim. En azından beni o da iyi bilsin, şey desin yani, aa iyi çocuk ya, sohbeti iyi desin diyorsun. En basit örneği. Ondan sonra bir haber geliyor mesela, ya beni sevmiş mi diyorsun, şey diyor adamsına. Ya Murluk şey dedi ya, ne kadar suskun, pısırık bir adam.
Musa deliriyorsun yani şey olarak. Ulan pezevenk ben... Normalde gelme şansımız yok biz seninle. Denk gelmişiz. Ben sana insanlık yapmışım. Hani o da aklında iyi kalayım diye böyle bir şey. Ya da öyle bir şey de olmayabilir bu arada arkadaşlar. Kimse kimseyi önemsemeyebilir. Öyle bir insan çıkar karşına. Dediği gibi daraltır. Çıkınca hatırlamazsın bile belki. Öyle her şeyde bir anlam bulmaya gerek yok başkan. Zorlayınca olmuyor. Bazen belki hiç sıkılmazsın bile. Belki bir şey anlattırsan hiç dinlemezsin. O an başka bir şey düşünürsün belki. Aklına başka bir şey gelir.
Dinliyor musun? Ha dinliyorum, dinliyorum dersin belki. Bilemeyiz yani. İnsan işte, insan abi insan. Yaşadıkça... O yüzden Allah karşımıza hep doğru insan çıkarsın başkanlar.
Eğitimle alakalı büyük bir sıkıntı var bence benim dünyamda. Eğitime karşı değilim gibi öyle bir girdim ki şu an toparlamam mümkün değil. Eğitim olmalı. Kesinlikle bir insan bir şey yapacaksa bunun eğitimini almalı ki ne yaptığını biliyor olmalı. Ama bizdeki eğitim şu an öyle bir yönetime geldi ki şahit olduğum, bildiğim ve duyduğum şeyleri kıyaslayınca buraya doğru şey oluyorum.
Mesela örnek vereyim. Senaryo yazıyorsun mesela. Bir yorum geliyor. Senaryo böyle yazılmaz. Senaryo böyle yazılır. Resim böyle çizilir. Kitap böyle tasarlanır. Her şeyin bir kuralı var. Tabii ki bu arada her şeyin bir kuralı var. Her şeyin bir temel kuralı var. Ama insan kişisel bir şey yaptığında, kişisel bir şey ortaya çıkarmaya çalıştığında, temel kuralları baza aldığında ve bütün inisiyatifler, bütün eleştiriler temel kurallar üzerinden yapılırsa...
O zaman kişisel bir şey ortaya çıkmıyor. Ben o taraftayım. O yüzden arkadaşlar size nacizane... Asla hiçbir zaman size işte kuralsız olun, kural tanımayın gibi bir cümle söylemem. Söyleyemem. İçimden gelmez. Birisi vardır. Adam şeydir, ben temel kuralları bileyim. Bana bu yeter. Ben daha güvenliyim. Kimisi der ki, ben kuralları bileyim ama ben biraz daha farklı bir şey denemek istiyorum. Ben o taraftayım.
Birisi size bu böyle yapılmaz dediğinde onun öyle yapılabileceğini bilin. Tabii ki orada bir konuşmak, tartışmak, münakaşaya girmek, haklı çıkmak arzusu çok elde kalacak bir şey değildir. Tartışın demem belki. Siz eğer kendinizi ikna ettiyseniz zaten başkasını ikna etme süreciniz eylemle, sonuçla olacak olan bir şeydir. Ama şöyle bir konuya parmak basacağım size. Nacizane deneyimim, yanlış anlamayın. Affınıza sığınıyorum. Bir kardeşiniz olarak konuşuyorum başkan.
Gerçekten bir şey yapmak istediğiniz zaman onun temel kuralını, eğitimini bilmeniz gerekiyor bence. Yani ne yaptığınıza dair bir şey bilmeniz gerekiyor. Ondan sonra ne yapmak istediğiniz, sizle alakalı bir şey yapmak istiyorsanız orası işte biraz daha süsleme kısmı bence. O çok böyle düşkırıcı şey olmamalı. Çünkü artık çok hızlı bir çağ değil şey olarak. Ne derler ona? Çok hızlı bir teknoloji çağında yaşıyoruz. Bunu hepimiz biliyoruz.
sürekli bir şey üretme bir şey var etme çabasındayız bir şey yaptığında mesela gönderiyorsun ve gelen bilip şöyle oluyor sana işte bu yani şöyle bir hata var işte şöyle yazılmaz böyle yazılır ve sen direkt düşüyorsun bu durumda yani hata yapmış gibi yanlış bir şey yapmış gibi hayır yanlış bir şey yapmadın sadece Öyle düşünen birisinden bir yorum aldın ama buna daha başka bir gözle bakan yani bu işi hiç bilmeyen birisinden alacağın yorum başka olabiliyor. Şey gibi düşünürüz mesela genelde, nasıl örnek vereyim yani, mesela atıyorum bir senaryo yazdım ben diyelim, dört sayfalık bir skeç yazdım ve bunu çok Usta bir yazara gönderiyorum. İşte hocam nasıl olmuş durum skeçsizce? Adam veya kadın bana diyor ki, güzel ama bak hata var, yönelikler yok, parantezler yok, anlaşılmıyor durumlar falan diyor. Adam teknik bakıyor, sen şey diyorsun. Aha diyorsun hata yapmışım, yanlış yaptım. Belki yaptığın şeye karşı bir demoralize oluyorsun, bir düşüyorsun. Ama hiç böyle senaryo yazmamış. Dizi izle yani bir adama. Ya baksana kanka nasıl skeç diye gönderdin. Adam şey diyorsa, ''Oğlum çok güldüm lan çok komik.'' dediğinde şeyi anlarsın. Demek ki komik bir durum çıkarmışsın. Komik bir şey var elinde bir durum olarak. Veyahut diyorum, ''Aa çok duygulandım oğlum çok güzel çekilir lan ben bunu izlemek isterim.'' dediğinde şeyi anlarsın.
Demek ki gerçekten duygusu güzel bir şey yazmışsın aslında ama teknik bir yorum aldığında işte parantezler yok, yönelimler belli olmuyor, adam nerede, nerede duruyor, mekanı göremedik, mekan yazmıyor dediğinde o şey bir yorum. Bak bu iş böyle yapılır. Ama şuna emin olun arkadaşlar, eğer siz o diğerinin okuduğu ve çok beğendiği şeyi çıkartabildiyseniz, yani güzel bir duygunuz varsa, o teknik olan şeyler çok kolay uygulanıyor. Yani onu birisine gönderdiğinde, bir senaryo danışmanına gönderdiğinde her şeyini dolduruyor onun. İşte mekan şöyledir, kostüm şunu gelir, şu müzik gelir, her şeyini dolduruyor.
Diyeceğim şey o, hani tavsiye gibi düşünmeyin bunu. Sadece bir paylaşımım. Tabii ki kuralları bilmeniz gerekiyor. Doğru bir şey yapmak için. Çünkü o sana kendini güvende hissettirir. Mesela böyle işte bir şey yapıyorsun, aa diyorsun bak böyle yazarsam daha iyi anlaşılır dediğinde daha güvenli olursun. Ve ondan sonra yazmak istediğin şeyi daha rahat yazarsın gibi gelir. Yazma örneği verdim ama birçok örnek buna şey yapabilirsiniz. Değiştirebilirsiniz, koyabilirsiniz.
Kendimle alakalı bir şey deyip yazma örneği vermiş olmam çok manidar değil mi? Burada şeyim arkadaşlar bu arada ben yazarım diye kendimi satıyor olmam. Öyle bir şey değil sadece yani daha net olur diye. Bilmiyorum örneği belki şu an hiç beğenmemiş de olabilirim. Belki bütün konuşma başlayınca ilk yazar dediğimde siz abi ne yazar, kim yazar deyip bütün hikayeyi dinlemiş olabilirsin. Çünkü ben çok şey gibi konuştum böyle az önce onu hissettim. TEDx'te konuşuyormuşum gibi hissettim. Böyle bir tatlı geldi bana ama şu an şeyi düşündüm. Bak o da çok kötü bir durum mesela. Böyle bazı ortamlarda şeyi hissediyorsun başkan. Böyle bir şey mesela yapıyorsun. Çok büyük etkisi olmuş gibi hissediyorsun böyle. Birkaç gün geçiyor soruyorsun. Ya diyorsun işte o gün öyle bir şey yaptım. Bir şey dediler mi arkandan diyorsun. O şey diyor. Aynen ya duydum onu. Ne dediler diyorsun. Yağmur'um niye öyle bir şey yaptın diyorsun. Bambaşka bir karşılığı oluyor. Bu da öyle bir şey olabilir gibi düşündüm ama en azından beni anladınız. Buna şimdi başka bir örnek vereyim mesela. Başka bir örnek veriyorum. Örnek vereceğim. Siz bir seyyistiniz arkadaşlar. Atları besliyorsunuz. At bakımı yapıyorsunuz. Dedi ki size işte sizin ustanız, şeyiniz, öndeki adamınız işte o nallar öyle çakılmaz. Böyle çakılır. Yani temel şeyi öğrendin. Sonra dedi ki sana işte nallar böyle temizlenir.
Ve sen dedin ki abi böyle temizleniyor. Ve sen sonra dedin ki ya bir dakika ya. Şimdi bu arada hiç bilmiyorum. Belki olmayabilir ama şu an örnek olsun diye söylüyorum. Aa dedim bir dakika ben şu işte nalın etrafına şöyle bir bir cisim de kaplayayım böyle parlak gözüksün dedim. Bir şeye kattın. Ama sonra adam şey demedi. Oraya işte çakılmaz ya da yapıştırılmaz demedi. Bu nal böyle çakılır dedi. Sen nal çakmayı öğrendin. Daha sonra işte o zaman kişisel bir şeye katıyorsun. Ve diyorlar ki ağlıyorlar işte bak deve toynakları bunlar. Hani böyle marka yapıyorsun kendine.
Bu örnek de hiç güzel olmadı bu arada. Daha böyle insan hayatına şeklendirici bir şey arıyorum. ''Aa evet ya.'' diyebileceği bir şey. Muhtemelen şu an düşündüğüm için aklıma gelmiyor. Program yayınlandığında bir sürü şey aklıma gelmiş olacak. Onları da belki yazarım, şey yaparım. Ama diyeceğim şey var arkadaşlar. Bir şey yapıyorsanız siz bence yapmayın. Şey gibi oldu abi ondan çok korkuyorum ya. Böyle hep dediğim şey var böyle hikayelerde. Arkadaşlar asla pes etmeyin. Başka neden ama niye? Sadece bu yeterli bir şey değil. Ben evde oturuyorum. İşte yemek yerken telefonumu aldım. Store geçiyorum. İşte ayakkabı reklamı gördüm. Günaydın storesi gördüm. Bir geçtim bir tane kız çıktı dedi ki asla pes etmeyin. Tamam başkan ama neden yani? Şimdi niye yani? Ben de biraz aslında o konuşmayı yapıyorum ama öncesi var. Bence tabii ki yapacağınız şeyin eğitimini almanız bilmeniz önemli ama sonrasında da yapmak istediğiniz gibi yapmanız konusunda da inatçı olursanız bence güzel şeyler olabilir. Hiçbir şey olmasa bile en azından kendinizle uğraşmış olursunuz. Bu bir nevi fiziksel olmasa da ruhsal bir mastürbasyon olabilir başkanım.
BAM BAM Programın bu kısmına kadar geldiysek bir kez daha söylemekte fayda var. 10 Nisan Cumartesi günü Zorlu PSM sahnesinde Ketenpere adını taşıyan stand-up gösterim yeniden sahne oluyor. O yüzden çok heyecanlıyım. Sizleri de orada görmek isterim. Biletler mevcut. Şu an satışta dersiniz paso.com.tr adresinden sargendeveci yazarak etkinliğe ulaşabilirsiniz. Veya Twitter, Instagram gibi mecralardan da zaten sık sık paylaşıyorum çünkü hem çok özledim hem çok aç kaldım.
Gerçekten, gerçekten insan konuşmayı cidden öyle bitirelim. İnsan elindekinin değerini kaybedince anlıyormuş. Şu an bana çok ütopik geliyor. Aha stand-up'lar vardı sahne yapıyorduk diye. O yüzden heyecanlıyım. Tabii ki unutmuş olmanın korkusu var. Ama bunlar mutfak. Tabii ki bunlar sizin şu an benim dertlenebileceğim şeyler değil. Çünkü ne yaptık? Bir önceki programda bunlara geçirdik. Şimdi onlar olursak o güzel sıkıntı.
Ama bu konuda kendimi şöyle herhalde telafi edebilirim. Arkadaşlar insan tamam böyle kendi yapmak istediği şeyi bir başkası yaptığında onu kıskanıyor ve bu yüzden kıskandığını dile getiremediği için de ona bir haset duyuyor olabilir. Sadece bir ihtimal yani her şeyi düşündüğünüz zaman yo ben de öyle olmuyor diyebilirsiniz. Her şeye söylemiyorum. Spesifik bir örnek verdim. Olabilir. Bu da benim bazen ben de özledim paylaşımları yapmak istediğimin bir yani bilinçaltındaki bir karşılığı olabilir mi diye düşünüyorum. Olabilir. Çünkü belli bir zaman sonra istiyorsam daha önce de istiyor olabilirim. Yani böyle bir şeyin temeli bende oluyor olabilir.
O yüzden demek ki bunu paylaşan insanlara, sahne yapan, etkinlik düzenleyen, işte bu işlerden para kazanan insanlara demek ki o paylaşımlarını kıskanmışım, ben de yapmak istemişim. O an yapamamışım. O an cesaretim olmamış demek ki. Yani inanılmaz bir konsept, inanılmaz bir program. Yani bir önceki bölümde gömdüğümüz, yerdiğimiz şey, bir sonraki bölümde bizim haklı çıkardığımız şey olabiliyor. O yüzden böyle tarafsız olmak, böyle sıvı, akışkan, böyle gevşek olmak
bazı konularda gördüğünüz gibi sıfır dert. Yani o zaman dertlendiğimiz şeyi şu an savunuyor gayretimiz olsaydı bu yorucu bir şey olurdu. Yoo olabilir yani o zaman evet öyle düşünüyorduk ama şu an böyle de olabilir diyebilmek bence hayattaki birçok sorumluluğa karşı sorumluluk hissetmeme kaygısı olabilir. Öyle temel bir karşılığı olmayabilir ama Bence rahat bir yerde yaşatıyor. Bizleri günlük hayatta da birçok şeye yansıyor olabilir. Mesela şey olur mu sizde? Mesela bir arkadaşın arkadaşı... Mesela senin bir arkadaşın var, bir de başka bir arkadaşın var ama ikisi birbirini tanımıyor. Onlar ilk defa denk gelecekler, tanıştıracaklar. Mesela gerilirsin. Acaba iyi anlaşacaklar mı? İşte ben mi Orç'la hep konuşayım, sessizlik olmasın, gerilmesinler diye.
Öyle olduğu zaman hani birçok yani geçen hafta yerdiğin şey bu hafta haklı çıkarma çalışan bir bünyon olduğunda onlar dert olmuyor. İkisi de birey sonuçta diyorsun yani. Ben mi tutup şey yapacağım diyorsun. Hem cins de olabilir karşı cins de olabilir. Öyle seksi bir şeyden bahsetmiyorum yani sohbetten. Unuttuk arkadaşlar bunu sohbette unuttuk.
Evet sevgili SOTU dinleyenleri güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım eğlenmişsinizdir. Ben eğlendim. Programımız ve neşemiz devam ediyor. Her şeyimizi alsınlar bizden ama bir tek neşemize dokunmasınlar gerisi bu şekilde hallolur diyerek yavaş yavaş duygusal bir şekilde güzel bir teminatla da bölüme son verelim. Gitmek istemiştik gidemedik çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.