Podcast

S1E23 / Aynalı Tahir bile ne hale geldi, ne vine kralı ya?

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özlediğimiz kavgalarla dünyamızı renklendireceğiz derken yine eve dönünce ayaklarımızı duşakabinde yıkıyoruz. Dünya kırılıyor ve bir ellerimizi yıkıyoruz.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.168 kelime · ~26 dk okuma

Merhaba bu hafta yine birbirinden güzel, birbirinden bizi merak ettiren ve bizim belki de özlediğimiz o ünlü kavgalarından bir tanesine şahit olmayı isterken bir anda yine varoşlu. Gerçekten ben seviyorum yani bu tarz kavgaları seviyorum. Neden seviyorum? İki tarafında fiziksel olarak şiddet görmeyeceği, fiziksel olarak mağdur olmayacağı bir kavgada iki tarafında nasıl birbirini ne derler ona egale etmek için çabalayacağı, hangi kelimeleri kullanacağı, hangi oyunları yapacağı veya nereden vuracağını çok merak ettiğim için ben bu tarz kavgaları seviyorum. O yüzden verimli bir kavga olsun istiyorum ve bir kavgadan aslında bir şey almak istiyorum. Bence bak düşündüğün zaman aslında hep böyle oluyor. Mesela bizim şu an mesela yolda yürürken yani

Bir kavgadan bahsediyorum. Gördüğünde bunun tehlikeli olmayacağını düşündüğüm bir erkeğin bir kadına değil de iki tane dükkan sahibinin tartışmasını duyduğunda mesela bunu izlemek istiyorsun. Niye izlemek istiyorsun? Çünkü oradan bir şey almak istiyorsun. O çünkü hep senin için anlatacağın bir şeymiş gibi gelir bana.

İşte bugün böyle bir kavga gördüm. Ya bugün kavgada adam ne yaptı biliyor musun? Konuşuyorlar. O yüzden mesela hep şunu düşün yani onun arabasında işte beyzbol sopası var dersin. Çünkü ihtimal bir kavgayı anlatma şeyi bile güzeldir. Seversin böyle anlatmayı. Yani kavga sana her zaman heyecan verici gelir. Bunu izlemek daha keyiflidir. Bence o yüzden spor müsabakalarında bile böyle sen izlerken ya böyle spor mu olur diyorsun ama bence orada onu canlı izlemek

Transkriptin tamamını oku

daha başka bir keyiftir. Ben daha önce öyle bir şeye şahit olmadım o keyfi bilmiyorum ama böyle bazen boks maçı izler misal bak şunu şu an şunu söylerken bile içimde böyle gizleyemediğim bir çekingenlik oluyor yani boks maçı izliyorum demek acaba bir faşistliğe göz kırpmak mıdır diye insan düşünmeden edemiyor ama ben kendi niyetimi biliyorum bu iki insanın kişisel tercihi ve iki insandan başka hiçbir insan zarar görmeyecek ve bu iki insan bu maçı yapmak istedikleri için yaptıklarından dolayı da ben bunu izlemekten keyif alabiliyorum ama Böyle yolda yürürken bir mahalle kavgası özellikle söylemek istememiştim ama yılların lafıdır bir kız kavgasına denk geldiğim zaman ben en çok şeyi merak ediyorum. Bir kız bir kıza şiddet uygulamadan önce acaba hangi sözle onu ilk başta yaralamak, ona hangi sözle vurmak isteyecek? Biliyoruz ileride bir söz var bir kadının bir kadına yaptığını dünyada hiç kimse kimse yapmaz diye. O yüzden o böyle çağlı eşindeyken yani hani daha kayısı olmadan daha yetişme, olma, olgunlaşma sürecindeyken kafasında kurduğu hayal dünyasıyla saldırma içgüdüsü bence inanılmaz bir potansiyel. O yüzden

Ben denk geldiğimde birçok insan gibi bence bu arada ayrılıyor. Yani belirli bir yaştan sonra neye ilgi duyduğununla alakalı mesela menopozdan sonra işte iktidarsızlıktan sonra belki daha çok iş makinesi ilgini çekiyor. Belki daha böyle işte o sabit duran şeyler hani niye burada niye burada duruyor gibisinden olabiliyor ama daha böyle hayatı heyecanlı yaşamak istiyorsan mesela kafanda konumlandırdığın birisi varsa ve onunla ilgili çok fazla şey öğrenmek istiyorsan onun bulunduğu bir kavgaya gittiğinde onunla ilgili her şeyi öğrenebiliyorsun. Bir şeye kızdığında nasıl gözünün döndüğünü ya da onun değer verdiği bir şeye başka birisinin zarar verme ihtimalinde o ne hale gelebiliyor bence her şeyi görebiliyorsun. O yüzden hayatım boyunca kavgalara hep merak duymuşumdur. Şiddetin asla bir çözüm olduğunu düşünmedim ama şiddetin yeri geldiğinde iki insan eğer konuşarak bir şey anlaşamıyorlarsa ve konuşarak diyerek buradan şiddeti meşrulaştırıyormuşum yani. Ben şunu çok seviyorum, şaka bir yana gerçekten. İki insan, yani bence sataşmak diye bir şey çok güzel bir şeydir yani. Çok uzatmayayım konuyu. Belki bilirsiniz çok eskilerin Vine fenomeni. Aslında tek mantıklı ve tek güzel bulduğum sözü şudur Hakan Epçen'in. Ben ilk fenomenlerdenim o gözde olan ve çok doğru Hakan Epçen bir furyaydı bir dönem yani. Üniversiteler, ben o zamanlar Vine'a yeni başlamıştım ve Hakan Epçen izlerken yaptığı şeyi beğenmek ve beğenmemekten ziyade şeyden feyiz alıyorsun ya adam. Adam nerelere geldi, neler yapıyor diyorsun. O yüzden bir kere şeyi kabul etmek gerekiyor. Hakı Nebçen günümüzün Influzer sosyal medya mecrasında gerçekten bence öncü isimlerdendir. Bakın burada bahsettiğim şey Hakı Nebçen'in fikirleri, Hakı Nebçen'in görüşleri, Hakı Nebçen'in tavrı falan değil. Beni hiç ilgilendirmiyor. Ben sadece adamın kendi hayatında bir dönem bulunduğu noktayı söylüyorum. O da kendi söylediği için ve bana çok mantıklı geliyor.

O yüzden şimdi bu adamın bana şöyle geliyor ki, günümüz influencerlarına, günümüz celebritlerine, fenomenlerine veya günümüz tanınan kişilerine bir laf atma hakkı var mı? Ya kimisine göre yoktur, kimisine göre var, bana göre var. Bana göre herkesin, herkese laf atma hakkı var. Hatta daha önceki programlarda belki hatırlıyorsunuzdur, hep şeyi söylemişimdir. Eğer üslup ve adap konusunda mutabıksak bence herkes, herkesi eleştirebilir ve herkes, herkese bir şey söyleyebilir.

Yine konu oraya geliyor. Burada mevzu şurada patlıyor bence. Kime ne söyledin? Şimdi ben mesela ben çok seviyorum. Gerçekten bak tekrarlıyorum. Yani sataşmak, birisine laf atmak veya birisinin sana attığı lafı böyle çevirip senin de ona başka bir şekilde laf atıyor olma. Gerek onun belki terbiyesiyle, onun kültürüyle, onun anlayacağı dilden veya seni takip eden insanların seni bildiği şekilde. Ama bütün bunları yapmayıp

İşte ben susuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim, size bıraktım. Mesela benim takip ettiğim, benim sevdiğim bir insan böyle bir cevap verirse ben çok üzülürüm. Ya benim kahramanımın böyle bir şeye söyleyebileceği bir şey yok mu? Ben gerçekten bir şey almak istiyorum. O zaman bu adam haklı çıkıyor. Gerçekten benim tek olayım yukarı kaydırır linkimi.

Ama ben, ben, ben senin yaşamını merak ediyorum. Ailen çok tatlı, sen çok güzelsin, her şeyinde barışıksın. Çok güzel örneksin bana. O zaman birisi sana kötü bir şey söylediğinde illa kötü bir şey söylemekten ziyade o zaman daha esprili bir şey, daha bizim hayatımıza yakışır, bizim bloglarımıza yakışır bir şey. Niye o zaman söyleyemiyoruz? Yani eğer bunu bence, bence bunu söylesek hiçbir sorun kalmayacak ve bence bir insanı kudurtmanın daha doğru tabiri olacak. Bence burada en güzel yolu kendi vurduğu silah ile vurmak.

Bak şimdi mesela gelinen noktaya o kadar terbiyesiz bir yer gelindi ki şimdi. Buradan koydum, oradan duyuldu falan bu şey yani. Ben mesela bir zamanın gözde influencer olsam, çok bilinen bir influencer olsam, şu an başka bir influencera böyle bir laf attığımda buradan koydum, oradan gibi bir şey söyleyemem. Çünkü ben öncüyümdür. Ben kralım, zamanın kralıyım, zamanın öncüsüyüm.

Ve şey dedirtirim insanlara ya zamanında bu insanlar beni mi sevdiler gerçekten ya da bunu mu sevdik biz ya bakar mısın adam hani biriyle diyalogdayken buradan koydum oradan çıktı falan diyor ki biz bunu hatırlıyorum ben halka yapacağım bunu yani izlediğim videosunda çok duygulandım. Çünkü biz bunu yani Ya ilkokulda falan yapıyorduk. O kadar şeydi ki bizim için. Birisi sensin salak dediğinde biz cümle bulamıyorduk. Ulan ne diyeceğim ben şimdi bu kıza? Ne diyeceğim ben şimdi bu herife diyorduk. Yani işte salaksın sen. Aynı aynı diyordu. Ben böyle kalıyordum. Çünkü o salak bana tepmiş oluyordu. Şimdi geldiğimiz nokta tekrar o seviyede olunca yani buradan koydum, oradan hüpledi, oynadı falan. Böyle şey oldum ya. Gerçekten

Teknoloji olarak yani şu an müthiş bir rakabet var. Su bulunuyor Mars'ta, yaşam mı var işte başka kainat, geçişler, boyutları ırsıf geçişler falan derken bir anda arkadan buradan koydum oradan falan deyince çok üzüldüm yani. Çünkü benim en son oturduğum bu magazinsel kavgalarda hep söylüyorum ya böyle şeydi, çok eskiden gelen mesela o zamanlar şöyle bir şey vardı, ahlak eşiği diye bir şey vardı. Yani bizim çok sevdiğimiz insanlar Onlara bir açıklama yapması gerektiğinde onlar değildi, onların arkasındaki editörler, özel kalemler açıklama yaparlardı. Onlar gazetede yayınlanırdı. Derdik ki, bakar mısın şu popçuya, biz ona bilmem zekasız dedik ama adam ne kadar güzel açıklama yapmış diye okurduk. Çünkü o ona laf atıyor, ona edebi bir laf gönderiyor.

Sonra derken bu sosyal medyayla birlikte böyle bir ahlak eşiğini yok etmeye başlayınca böyle doğrudan iletişim, doğrudan gönderme başlayınca inanılmaz seviyesiz bir kavga ortamına düştük yani. O yüzden ben çok üzülüyorum. Gerçekten zamanın krallarının, zamanın öncülerinin şu an bu şekilde tartışıyor olması birazcık üzüyor beni. Ben istiyorum ki Sude Hanım da bize gösterdiği gibi o enerjisiyle, o güler yüzlülüğüyle, her şeyle barışık tavrıyla Mesela şey diyor ya, bu mu şu an fenomen? Bu bir eleştiri midir? Tartışılır, böyle mi? Şey diyemem artık, şu an o nebzeyi geçiyorum. Böyle bir insan böyle mi eleştirir diye şeyini geçiyorum. Velev ki öyle yapmış yani. Şimdi bunlar mı fenomen işte falan filan demiş. Ondan sonra Sude Hanım'ı da şey de sevmiş. Mesela arkadaşları şey diyor, bizi globalde başarıyla temsil eden arkadaşımız falan.

İşte bu buralara geldiğiniz zaman olay çok değişiyor. Yani globalde başarı demek ya biraz sanki olayı çarptırıyormuşuz gibi geliyor bana. Ya ben şeyi düşündüm bir an. Ya ulan biz bakıyorum şimdi Dünya Kupası var yakın tarihte. Türkiye Dünya Kupası'nda ve gruplarda ikinci torbadayız. Hani o an düşünüyorum, ulan diyorum acaba şimdi ne olur güneş sayesinde mi hani 3 puan galibiyet falan mı? Yoksa acaba diyorum şurada alkışın global başarısı sayesinde şu an biz Dünya Kupası'nda ikinci torbada mıyız? Yani 3-4'te değiliz. Öyle bir algı yaratmaya gerek yok. Ben mesela şey, en basitinden yani. Sen de koy adama fotoğrafını. Cucum yo dediniz falan filan diye. Koy fotoğrafını. Zamanı fenomeni buydu. Yine iyi geldik bugünlere. Bak bu en basit örneği ki bence çok mantıklı olmayabilir ama. şey kötü oluyor zamanında uuuu yapan adam yani geçmişteki yani bir adamın geçmişinde yaptığı bir şeyle 5 yıl 6 yıl sonra aynı yerden vurmak şey gibi geliyor bana biraz da ya bugün böyle her sanki bugün hiç savunduğum bir yer yokmuş gibi ama benim savunduğum tek şey gerçekten üslup yani ben ben oraya çok bayılıyorum yani ben isterdim ki böyle güzel bir sataşma sosyal medya gençliği o kıpır kıpır imploserlık ruhu olsun Halkın Hepçan şu an ne kadar

Ben oralardan geçtim başka kafalardayım desede şu an ne kadar istekli olduğunu görebiliyoruz, ne kadar hevesli olduğunu. Hani bu şey değil, Norveç kötü bir yer orada çok mutlu olduğu için yapıyor demiyorum yani. O da belki özlemiştir sataşmayı. Çünkü biliyorsunuz adam çok çok linç yedi.

Hepsini kaldırmış yani şu an bunu da kaldırır ama işte o üslup meselesi çok şeye geliyor bana yani. Biraz daha sanki oralar böyle kaşınsa çok daha keyifli olabilirim. Mesela bakıyorum yandan giren arkadaşlara, eşlere, dostlara herkes hakaret. Herkes hakaret yani çok ironic geliyor bana burada birisini savunurken başka birisini hakaret eden bir insanın daha sonra başka bir şeyi överken işte bunlar terbiyesizler zaten bunlar insan olmazlar gibi bir şeyi savunması şey yani başkan yapma ya dün yazdığını okuduk bugün de okuyoruz ya hani bizi aptal yerine koyma bari. Çünkü adam size aptal diyor. Tek olayınız bu diyor. Bize o tek olayınız o değilmiş gibi gösteri istiyorum ben de yani o adama. Yani karşılıklı bir rekabet beni her zaman mutlu edebilirdi. Ama ben ne yazık ki ne yazık ki çok çok beğenmedim bu kavgayı. İlk gün çok takip ettim ama ikinci günden sonra artık

Ne olsa ne gelse benim ilgimi çekmez. Valla bir tarafta zamanın öncüsü, zamanın kralı Hakan. Bir tarafta günümüz dünyasının neşe saçan yüzü, her şeyle barışık Sude... ...ve çevresi. Bence ben de bu kavgayı çok rahat bir programda söyleyebilirim. Bu kavgayı tartışabilirim. Çünkü dedim ya bugün... ...Hakan Epcan, TN Norveçlerden, bizim Türkiye'deki, Türkiye'yi global dünyada temsil eden Sude Alkış'a... bir şeyler söyleyebiliyorsa izin verin ben de bu ikisi için kendi programımda bir şeyler söyleyebileyim yani. Hoş geldiniz SOTE 23. bölüm başlasın bakalım.

Geçen hafta Spotify şey yayınladı, bir yıl boyunca ne dinlemişim, en çok neyi dinliyorum, hangi şarkı bir şeylerin üstesinden gelmeme yardımcı oldu gibi böyle çok güzel bir liste hazırladı. 2019'dan 2020'ye geçerken de aynı şeyi yapmıştı yani bir sene önce. O zaman ben ne dinliyorum, ne dinlemişim, insanlar ne dinliyor, Herkes benim gibi mi? Farklı türler. Gerçekten insanların ne dinlediğine dair araştırma derken insanların paylaştığı story'i. Çünkü artık araştırma mini cep haydine geldi. Onlara bakıyorum. Ne izlediler, ne dinlediler, kaç saat ne kadar ayırmışlar diye çok şeydim o zaman. Kendimle kıyaslıyordum.

O kaygı yerine tamamen bağımsız ve tamamen özgün ve bir daha süre gelir mi? Devamı gelir mi? Bir daha olur mu? Asla bilmediğim fakat olursa asla hayır demeyeceğim. Söyle o zaman artık. Bu sene insanlar Spotify'da Sote programını dinliyorlar mı diye takip etmek gibi bir alışkanlığım oldu. O yüzden size çok teşekkür ederim. Bu alışkanlık sizler sayesinde edindim.

Yani hep böyle insanların şeyi vardır, benim ben daha iyiden çok derin bir konuya girmeyeceğim hani işte mutluluk ne o zaman mutluluysan işte evde sıkılıyorsan hobi edin işte dil öğren oyun oyna falan hep böyle hani mutluluğu bir kalıba sığdırmak mutlu olmanın bir şeyi varmış gibi geliyor ki doğru bu arada asla bunu şey demeyeceğim arkadaşlar hani öyle ekstra bir tanımım yok gerçekten yok tek diyebileceğim şu şey şu mutluluğun bazen nereden geleceğini bilmem bazen aylık 10 yıldıra verdiğin Spotify bile senin Yani ben çok mutlu oldum. Uzun zamandır galiba en çok böyle birkaç saate yayılan bir mutluluktu benim için. Çünkü son günlerde çok fazla öyle uzun bir mutluluğum olmuyor. Bu arada bunu duyunca belki şey diyebilirsin, aa benim de diyebilirsin. Bu dönemsel bir şey şu an. Yani biz Y kuşağı olarak, 90 jenerasyonu olarak şu an... Böyle bir, ulan acaba menopoz mu, erken menopoz mu diye bir şey düşünüyor olabiliriz ama asla değil. Şu an depresif bir çöküşteyiz çünkü ilk defa böyle bir şey yaşıyoruz. Ne yapacağımızı dahi bilmiyoruz. Tam çıkıyoruz derken bir daha giriyoruz, bir daha çıkıyoruz, bir daha giriyoruz. En yakınımız hastalık kapıyor. Onun arkadaşı kapıyor. Haberler çıkıyor karantinayım diye. O çok gülüyor. Şaşırıyoruz. Ulan diyoruz korona oldun niye hala gülüyorsun? Story paylaşıyor üçüncü günüm diye. Az kaldı çıkıyorum. Ulan diyorum çıktığı zaman görüşecek miyiz, görüşebilecek miyiz?

kafan çok karmakarışık o yüzden sen de şu dönemde birazcık çöküştesin ve bunu şey gibi hissediyorsun böyle ben galiba depresyona girdim ben galiba uyku düzenin mahvolduğu toparlayamayacağım gibi düşünüyorsun hayır bence yine bence en güzeli eğer yarın sabah gitmek zorunda olduğun bir yükümlülük yoksa bir sorumluluğun yoksa eğer Hayatın şu anki bulunduğun konumda olduğu gibi bırakmaya müsaitse ki umarım öyledir değilse şartlar biraz daha zorlanabiliyor, bırakabilirsin. ya okul falan evet farkındayım, farkındayım çok büyük bir kaos ama bu senin düşüncenle önüne geçebileceğin veya durdurabileceğin bir şey değil bence o yüzden kendine zarar vermekten ziyade en azından düşünce olarak bence düşünce olarak iyi ki en en en zararlısı yani birisinin gelip bir tencereyle bana vurması mı yoksa benim gece uyurken uyumadan önce aklıma bir sürü şey getirip sabah beşe kadar uyuyamam mı desen Yani tencereyi bana vurursun ben sonra rahat uyuyayım derim yani. O kadar bana korkunç gelir. Düşünce selinde kapılmak ve bir çıkmaz, bir çıkar bulamamak. O yüzden Nalcisen'in tavsiyesi. Ben öyle yapıyorum. Ben size şu an asla burada onu yapın. bunu yapın, böyle yaparsınız daha iyi olur, toparlarsınız gibi saçma salak, hayatınızı hiç bilmeden, hayatınıza doğrudan etki edebilecek bir tavsiyede bulunamam. Ben şu an sadece bulunduğum konumdaki keyfimden size bahsedeyim. Her şeyi oluruna bıraktığımda, ee ne yapayım şu an? Demek ki böyle olması gerekiyormuş. O zaman ben de bu süreçte şunu yaparım dediğim şeylere yöneldiğimde daha fazla keyif alıyorum.

Oyunlar daha zevkli geliyor. Şimdi bak şeye gireyim mi hemen? Bak hemen hemen böyle şeye gireceğim. Aldığı eğitim yeterli olmadığını düşünen ve her fırsatta ne kadar kültürlü olduğunu göstermek isteyen bir selebriti. Örneği vereceğim size ki çok iyi tanıyorsunuz bunları. Sesleri biraz daha kısık olur böyle. Yani yaptığı hiçbir iş hatırlamazsın ama bir sürü magazin olayı vardır. Neyse şöyle devam ediyorum.

Oyunlar daha güzel geliyor, şiirler daha anlamlı geliyor. Filmlerdeki o güzel bakışları daha iyi görebiliyorsun. Bu sefer camına gelen kuş sana daha farklı bakıyor. Onları görebiliyorum. O yüzden bana çok iyi geliyor bu süreç.

...gibi. Aslında sabaha kalkıp, her sabah kalkıp tuvalette yaptığım şeyi şu an burada yapabilirim. O yüzden... ...yapmayacağım. Tavsiye vermek benim haddime değil. Ben sadece kendi deneyimlerimi sizlerle paylaşabilen bir... ...bir kele olan yolcusuyum ben de sizler gibi. Ama dediğim gibi, bence şu an her şeyi çok birimli kullanmak gerekiyor. Bunun şeyinin farkındayım ya. Gerçekten. Yani şeyi düşünüyorum bazen... Niye böyle oluyor diyorum bana. Çünkü bana hiç böyle olmazdı. Bu kadar karamsar olmazdım. Bu kadar... ...bu kadar içine kapanık, bu kadar karamsar, bu kadar sessiz bir adam olmak beni elbette çok yıpratıyor, çok üzüyor. Sonra olaya böyle biraz dışarıdan baktığım zaman şey diyorum, ya başkan... ...şu an dünya yanıyor ya. Dünya şu an alarmda. Dünya şu an kırılıyor. Gerçekten düşündüğüm tek şey, ben niye bu kadar karamsar oldum ya. Yani düşündüğüm tek şey uyku düzenimi şu an ya.

Hani bir hikaye var ya mahallede yanarken bilmem kim saçını tararmış. O sürtük benim galiba. Ben galiba artık algı ve bakış açısı denen şeye inanıyorum. Yani neye inanırsan, neyi seviyorsan sev, eğer olaya farklı bir yerden bakabildiğinde bambaşka bir şeyle karşı karşıya kalıyorsun ve kendinde çok büyük bir hayal kırıklığı yaşasan da İnanılmaz bir deneyim yaşıyorsun, keşfediyorsun yani. Bugün program biraz daha böyle mistik konular gibi gözükseydi bence hiç alakası yok. Çok soft bir şeyden bahsedeceğim ama bahsettiğim şey şu aslında. Bir şeyi sevebilirsin, çok normal bu. Bir şeye değer verebilirsin, çok normal. Ama bir şeyi sanki böyle gözü kara, ölümüne sevmemek gerek bence. Çünkü bu aslında bütün konuları kapsıyor. Mesela bahsettiğim ya işte influencer sevmek. Yani benim çok sevdiğim bir influencer var, olabilir senin de vardır.

Ama benim çok sevdiğim bir influencer, hiç sevmediğim bir influencer tarafından bir laf dalaşına çekildiğinde ben isterim ki yani benim sevdiğim influencer öyle bir cevap versin ki işte bu yüzden seviyorum diyebileyim. Ama onu diyemediğinde benim sevgim hayal kırıklığına uğruyor. O zaman olaya başka bir yerden baktığımda başka bir şey keşfediyorum, başka bir şey deneyeyim diyorum. Belki bu benim hata yapmamama bile vesile olabilir.

İhtimallerden konuşuyoruz şu an sadece. Yani aslında benim şu an bahsedeceğim örnekle... ...şu an verdiğim örneğin hiçbir alakası yok. Yani niye böyle bir örnek verdiğimi ben de bilmiyorum ama... ...bak şimdi şöyle, şöyle tabir edeyim ben size. İskenderi Kağıtları'nı biliyoruz. Bir sürü oyun var. Yani çeşit çeşit işte Bülöf, 21... ...ben bu kadar biliyormuşum bu arada. Bu da sizlere kadar temiz eğilmektedir.

Bir oyun var en basitlerinden diğeri papaz kimde oyunu biliyorsun bilmeyenler için kartlarda bir tane dört tane papaz var her destede üç tanesini çıkartıyorsun geriye bir tane kalıyor o bir tane papazla oynanıyor oyun kaç kişiysen işte herkese kart eşit dağıtılıyor herkes birbirinden kart seçiyor ortak kartlar ortaya atılıyor en son papaz kimde kalırsa patlıyor yani papaz kimde patladı papaz kimde kaldı yani mevzu şu hani papaz eğer sende kalırsa oyunun sonunda sen yanıyorsun yani çünkü papaz sana patladı yandı şimdi oyunu yıllarca böyle oynadığın zaman papaz kimde işte papaz kötü papaz bana çekti ay Allah falan hani papazı saldırmak papazı yok etmek papaz seni öldürüyor bak bu fikirlerle oynandığında oyun hep şey kafasındasın papaz kötü Hatırla bak daha önce oynadıysan papazı çektiğin anda o papazı gördüğün zamandaki şeyi hatırlasana psikolojini. Böyle çöküyorsun bir anda. Ulan ya papaz bana geldi nasıl elden çıkaracağım falan. Ama tam tersi oyun oynansaymış bu oyun. En başından beri yani bu oyun eğer piyasaya böyle sürülseydi nasıl olurdu? Yine aynı isim. Papaz kimde kaldı? Ama daha seveceğim bir tonla hani. Hadi papaz kimde oynayalım mı? Değil de şey oynayalım ya. Papaz kimde kaldı? Hani merak ettiren bir tonda. Papaz kimde kaldı? Bu sefer bütün mevzu papazı elden çıkarmak değil de sanki onu korumak. Hani papaz geldiğinde elinden böyle papazı çıkarmamak istemek bence bambaşka motivasyon. Çünkü onu elden çıkarmak çok kolaydır bence günümüzde de öyle yani. Mesela bir insan olarak. Hayır hayır tabii ki tabii ki böyle bir metafor yapmayacağım.

Buraya bağlamam herhalde değil mi? Öyle düşün yani. Bugün kimleri kaybettin, onu yerine koymadın. Ama bak, bence öyle geliyor. Yani algı değiştirmek, baktığın ve içinde bulunduğun şeylere farklı yerden bakabilme yeteneğe katıyor. Mesela ben şu an papaz gengimle oynarken... Papaz bana geldiğinde papazı korumak istiyorum ama diğerleri korumadığı için papaz bende kalıyor ama olsun. Ben sonuçta şeye ulaşıyorum. Ben mutlu oluyorum. Benim amacım buydu diyorum ve mutlu oluyorum. İnanıyorum ki bir gün papaz kim diye farklı yönden bakılabilecek, bir gün papazın değeri anlaşılabilecek ve bence bir gün papaz her gün pilav yemeyecek gibi iğrenç bir kelime şakasıyla programa nazar boncuğunu takıyorum.

Bu yöndeki düşüncem bu. Bununla ilgili yazdığım tek şey şu olmuş. Papaz kim diye ters yönden bak olmuş. O yüzden altı çok derin bir metafor içeren bir bölüm değil burası. Gerçekten sadece olaylara farklı bir yerden bakabilmek için düşündüğüm bir şey.

Metaforlaştırdığımızdaki sanırım bölüm donsun diye doldurduğumuzda aslında birçok şeye kıyaslıyor, karşılık geliyor. Yani o şey vardı ya matematikte böyle üç tane denklem küme gelirdi, eş değerler böyle çarplırdı. Bu hiç alakasız oldu. Şu an doldurmak için herhalde bu kısmı komple atılacak. Papaz kimde kısmı benim dünyamda bir sıra olarak kalacak. Eğer bir gün papaz kimde oynarken papazı korumak isteye oynarsanız elinizi papazın üstüne koyun. Ben mutlaka hissederim.

BAM BADABAM BAM BAM BAM BAM Ben galiba bu son zamanlarda yıllardır tabu haline gelen bu klişe sözleri artık böyle paramparça yapmak için kendime bir vaziyet eylemiş bulunmaktayım. Niye olduğunu bilmiyorum ama bir sohbette bir insanın hiç düşünmeden klasik haline gelen bir sözü söylemesi beni çok irelte ediyor. Yani şey diyorum hiç mi düşünmedin üstüne? Hiç mi buna dair bir şahsi görüşün yok? Çünkü yıllardan beri duyduğumuz bir şeyi mesela ben o yüzden bir futbol yorumunu dinlerken de çok şey olurum. Zaten yüz yıldır duyduğum şey benim bu.

Farklı bir şey niye söylemiyorsun? O yüzden birkaç yorumcuyu çok severim mesela ben dinlerken. Geri kalan her şey, savunmada eksikler vardı, bekler çıkmadı geride. Zaten 100 yıldır bunu duyuyoruz. Ekstra bir şey niye olaya farklı bir yerden bakılmıyor? Maç bitiyor, Beşiktaş'da çok büyük eksikler var, çok büyük sıkıntılar var. Program başlıyor, bekler katılmadı şeye.

Gerçekten başkan tek sorun bu olabilir mi yani? O yüzden bana hep böyle şey gelir, bir şey hakkında bir görüş belirtirken sanki onun detayını bilmek gerekiyor gibi gelir. O yüzden hiç yapamam onu yani çok yorar beni bu. Birisi yaptığına çok büyük saygı duyarım, hoşuma gider yani. Mesela yılların şeyi vardır, sözü vardır işte erkekler elbetten kaçar.

Ben mesela çok merak ediyorum. Niye kaçsın ki evlilikten? İşte kadın kendini erkeğe sığınmak ister, yuva arar ama erkek... Günümüzde arkadaşlar, günümüzde artık kapıya gazete bile gelmiyor. Yani artık gazetenin bitme durumundayız, radyoların bitme durumundayız. Çünkü her şey teknolojik.

Artık her insan artık her şeyi yapabiliyor. Yani sizce böyle bir dünyada bir kadının kendi iradesiyle bir erkeğe sığınma arzusu olabilir mi? Bence olmaz. O yüzden o zaman doğal olarak da erkeğin evlenmeden kaçma isteği de yok oluyor bu tabloda. O zaman neden böyle dendi yıllarca diye.

Düşündünüz mü? Niye kaçar ki erkek evlilikten? Hovardalık yapmak, çapkınlık yapmak... Ben inanmıyorum. Kim olursa olsun bence bir yerden sonra fark ediyorsun. Bunun bir sonu yok. Niye emin konuşuyorum falan diyerek çapkın şakası tabii ki yapmayacağım. Bir yerden sonra bunun sonu yok diye fark ediyorsun. O yüzden bence her erkeğin de artık sığınma... Bir yerden sonra olması bile belki ilk gördüğünde bu kadın, bu adam... İşte o yüzden filmler var, o yüzden şarkılar var, o yüzden şiirler var. Yani bunlar gerçek olduğu için... E peki bu şiirlerin olduğu yerde neden böyle bir tespit var? Erkekler evlilikten kaçar, kaçıyorlar diye bir şey var. Ben bir kere size yaşadığım bir deneyimi anlatacağım. O zaman düşünüm çok mantıklı geldi bana. Şeyi hatırlar mısın? Böyle bir... Hayatına birisi girdiğinde böyle birinci ayında falan bir fotoğraflaşma oluyor böyle vesikalık fotoğrafı. O zaman işte benim kız arkadaşım var. Daha çok çok yeniyiz belki iki üç hafta falan bir şey muhabbet oldu. Fotoğraf çekildi vesikalık. Onları aldık. Dedik ya hadi bir tane vereyim sana dedi. Ben de aldım. Tabii cüzdana koyuyorsun. Cüzdanı açtığın gibi kapak gibi karşında oluyor kız böyle. Dedik işte sen de bana ver. Ben çıkardım verdim. O da cüzdanına koydu. Yani ikimiz de cüzdanımızı açtığımız zaman şak diye böyle karşı karşıyayız. O zamanlar tabii böyle bize öğretilen hani erkek olmak, delikanlı olmak işte Aynur Tahir falan. Alişan düşün ya o zamanki Alişan şu an ne halde yani biz de o zaman o şeydeyiz böyle. Delikanlı adam hesabı öder. Delikanlı adam kadına para ödetmez falan. Ağırlığını koyar. Bunu böyle maskülem bir yerden söylemiyorum. Bunu şeyden söylüyorum işte hani kadına ağırlamak, kadına kadın gibi hissettirmek. Benim birlikte olduğum kadın çayını söyler, yemeğini yer, içer. kalkarken ben giderim hesabı öderim o yürür hani şeyden böyle hani kadın çalışmaz gibi bir yerden söylemiyorum nezaketen böyle hani delikanlılık o eğlensin o kadınlığını yaşasın ben onun yanında erkeğim yani hissediyorum onu onun yanında kendimi böyle daha güç hissediyorum diyebilmek için böyle numaralar vardı yani şimdi tabii ki günümüzde vardır hala bilmiyorum ama artık tabii ki öyle bir hani erkeğin gücünü gösterebileceği hesabı öderim ben ya da kadınım yürüsün gibi bir durum söz konusu değildir yani

Değildir yani ya da öyleyse de ben artık yapamıyorum ve bunun durumu da işte kadının günümüzde geldiği yer falan değil. Ekonomik durumum ne yazık ki böyle bir şeye izin vermiyor. Ben istiyorum ki gittiğimiz yerde ne yiyorsak ne içiyorsak ben kafam rahat bir şekilde bir şeyler yiyip içmek istiyorum. Yani gecenin sonunda Hayır, hayır. Bu şey değil ya. Çok tatlı bir şey. Ben burayı severim. Gerçekten hesap ödemeyi severim. Hoşuma gider. Eğer varsa param. Hesap ödemeyi severim. Buradan da ne kadar iyi bir dost, ne kadar güzel bir arkadaş olabileceğimin potansiyelini size vermiş oldum. Velhasıl çok uzatmayayım. O zamanlar da böyle sevgiliyiz, sürekli görüşüyoruz, işte gidiyoruz bir yerlere bir şeyler yiyoruz, bir şeyler içiyoruz falan filan. Yani bir de şey var o zaman böyle hani genç kız diyeyim hani kadın değilim daha böyle bir genç kız, kıpır kıpır olduğu için böyle herkesin kendi doğrusu var. Mesela şimdi oturduğun zaman beri bir yemek yiyorsun. İşte partnerinle, kız arkadaşınla şey diyorsun mesela, hesabı hallederim ben diyorsun. Hiçbir şey demiyor kadın çünkü şey bu olabilir ya da o diyor işte hesap bende sen bir şey demiyorsun. Ama o zamanlar hatırla böyle şey vardı hani kasada belli olurdu kimin ödeyeceği yani. Yedik içtik hadi kalkalım giderdik kasaya. Şey olurdu onun böyle bir nezaketen bir cüzdan çıkarma hatta birçok diziye, birçok filme konu oldu o böyle yalandan bir cüzdan çıkarma hareketi. Ben de çıkardım. Benim niye çıkardığım çok aşikar belli yani. Zaten hesabı alan bile bana bakıyor. Kızı görmüyor. Çünkü o bir şovda. Sonra şöyle bir şey oldu. Biz ne zaman cüzdanımızı açsak. Ben bir açıyorum aşık olduğum kadının yüzü. O bir açıyor aşık olduğu erkeğin yüzü. Ben kızı görünce benim param eksiliyor. O beni görünce onun parası hep kalıyor. Yani ister istemez kadın şeyi düşünüyor. Bir dakika o zaman ben bu kadar para çanta alayım. Aman sakin. İyi ki var ya.

Bütün bu açıklama, bütün bu metafor gerçekten bu yüzden bir çantajın olabilir mi? Bana hep şöyle geldi, hani güvenilir bir şey sunuyor erkek. Bu çok güzel bir şey. Tabii ki bu sadece bir tanesi. Maddi boyutlarından bir tanesi. Ama mesela erkeğin çok başka şeyleri oluyor, deneyimleri oluyor.

O yüzden burada şeyi fark ediyorsun. Erkeğin vasıfsızlığını fark edebiliyorsun. Ben birçok gösterimde aslında anlatıyorum bu vasıfsızlık ve vasıf alakasının aslında oran ve orantılı olduğunu. Bir gün gelirseniz gösterime. Gerçi artık biliyorsunuz dönemden dolayı birazcık zor ama umarım ileride. Sağlıklı bir şartlarda, sağlıklı bir dünyada tekrardan gösterilerde buluşuruz. Bana hep şey gelir böyle orantılı yani bunlar hep manalı gelir yani. Mesela kadının ki işte şey, tabi bunun işi şakası. İşte cüzdanımı açtım erkeğin yüzünü gördüm. Aa param cebimde kaldı. Oh be bu adam benim hayatımın erkeğiydi ya. Bu madde işi şakası ama. Mesela erkeğin çok daha şey var. Nasıl diyeyim? Mesela böyle ilk sevgilin olduğunu sana bir dokunmaya başlıyor şey olarak. Mentel olarak böyle. Saçını beğenmiyor senin.

Yani senin yıllarca annenin ay benim güzel oğlum, sen saçını ister sağ ister sola tara da hiç fark etmez her şekilde onun güzel oğlu olurken, saçının ensesi bir anda böyle farklı uzayınca kafan kocaman oldu ya bunu kestirirsem dediğinde böyle bir şaşırıyorsun. Çok keyifli geliyor sana bir kadının dokunması, seni güzelleştirme çabası, seni güzel görmesi ve sen kuşkuya baş düşüyorsun o sefer. Ya kaşlarımın ortası çok mu acaba? Alsam mı gerçekten?

İşte ne bileyim, ya saçlarımı enseyi kısaltıp önlerimi uzatsam. Böyle bir şeye bak. O zaman işte erkek şeye çok güzel sarılabiliyor bence. Bir kadının ona dokunmasına ihtiyaç olduğunu fark edebiliyor gibi geliyor. Ya tabii kimisi de hiç ilgilenmiyor. Saçın diyor kötü olmuş diyor. Sana ne lan sen. Sen diyor kendi saçına bak diyor. Ne anlarsın diyor. Ne oluyor böylelikle? Hop. İlk baştaki iki influencer kavgası gibi oluyor. Yani aynen salak ayna gibi. bir ilişki çok da uzun soluklu bir ilişki haline dönmüyor. Varsa da uzun ilişkiler. Allah iki tarafa da sabır, sağlık ve sıhhat nasip eylesin. Umarım her daim bizden de oradan bir şey diyeceğim. Bak beyler, erkekler için söylüyorum. Buradan şeye bağlamaz mıydım ya? Şüphesiz ki Allah iyiliği, adaleti

Sonunu vaz gibi bitiriyor olmam. Evet, diyeceklerim bugünlük bu kadar herhalde. Cumartesi gecesi yayında olacağız. Bir karantina gecesinde daha. Herhalde karantinada kendimi iyi hissettiğim yer burası. Sizlerin de dinliyor olması bana çok keyif veriyor. Umarım birlikteliğimiz devam eder. Şu konuya sadece ufak değinmek istiyorum. Dediğim gibi önceki hafta Spotify'da dinlenenler yayınlandı ve cidden çok mutlu oldum.

Yaptığım bir şeyi insanların dinliyor olması çok çok çok keyifli, çok güzel. Bununla ilgili söyleyecek çok fazla bir şeyim yok aslında. Hep teşekkür ediyorum size. Ama ne devam ettiğini çok fazla bilmiyorum. Çünkü benim yeni olduğum bir mecra. En çok dinlenen podcastler şeyine baktığım zaman...

Çok mutlu oldum. Bildiğim, sevdiğim ve övündüğüm yani güzel isimlerin yanında olmak bana keyif kattı ve bu benim şahsi veya kişisel başarım değil. Bu sizlerin bana verdiği ilgi ve destekle alakalı bir durum. O yüzden herhalde program biterken de teşekkür etmeden edemeyeceğim. Ben sadece bu konuşmalara çok duygusal oluyorum. Yani şu konuşmayı yapmasam gayet politik, gayet sert bir bölüm olacaktı ama en sonunda yavru kedi gibi çok teşekkür ederim sizler sayesinde oldu demek

birazcık sanki o duyguları dengeliyormuş gibi oluyor. Neyse, evet sevgili güzel SOTE dinleyicilere güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Benim için güzel bir sohbet oldu. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir. Dediğim gibi karantina sürecimiz devam ediyor. Bu süreçte yapabilecek en güzel şey bir başkasının yaptığı şeyi, ben de yaparım deyip yapmaktan ziyade ben bunu daha iyi yaparım deyip onu yapmak sanki daha keyifliymiş gibi geliyor bana ama mesela birisi

Ekmek yaptığında ya o ekmek öyle mi yapılır? Sen şimdi gör deyip bildiğimiz bir şey yaparsak sanki bundan daha keyif alabilirmişiz gibi geliyor ama onun dışında hep böyle yapmak istediğimiz, bildiğimiz bir şeyi yapmak da çok keyifli olabilir. Yani diyeceğim şu zaten benim şu an moralimin ne kadar depresif, kafamın ne kadar karışık olduğunu Bu mesajlarımı da anlıyorsunuzdur. Kimle konuşsam, arkadaşlarımla, çevremle herkes tek bir şey söylüyor. Sabredeceğiz, geçecek gibi şeyler söylüyor. Ben o mesajları çok sevmiyorum. Çünkü bu sabretmek veya geçecek deyip atlanması gereken bir şey. Evet, evet pardon, evet tabii ki öyle. Ama işte sabredeceğiz psikolojisi şey gibi geliyor bana. Bu seni bekletir.

Bu seni durdurur hani. O zaman sabrediyorum, iyiyim. Oh televizyon, dizi, oyun. Sabrediyorum. Bugün sabrettim gibi bir şey değil. Ben mesela spor salonuna artık gitmiyorum. Evde yapıyorum sporumu. Yani sabrediyorum. O yüzden sporu evde yapıyorum değil. Ya evde yapmak bana şu an daha iyi hissettiriyor. Çünkü spor salonuna birkaç defa gittiğimde daha tedirgin oluyorsun. Çünkü tamam sen de dikkat etmiyorsun ama başkası... Etmiyorsun derken hani salona gitmişsin sonuçta. O anlamda söylüyorum.

Şimdi böyle dedim diye hafta içi spor sonuna gitmeyeceğim anlamına gelmez. Story görebilirsiniz ama şu an birkaç gündür evde yapıyorum. O yüzden çok keyifli, iyi hissediyorum. Sizler de şunu şunu yapın diyebileceğim bir şey için değilsiniz. Her ne yapmak istiyorsanız onu yapın. Öyle mutlu olun diyerek ben de yavaş yavaş gitmek eylemindeyim. O zaman bildiğimiz gibi bitirelim. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)